|
Anayasa Mahkemesi Kararı Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından: Esas Sayısı : 2004/118 Karar Sayısı : 2005/8 Karar Günü : 18.1.2005 İPTAL DAVASINI AÇAN : Türkiye Büyük Millet
Meclisi Üyeleri Ali TOPUZ, Haluk KOÇ ve 139 Milletvekili İPTAL DAVASININ KONUSU : 7.12.2004 günlü, 5272 sayılı
Belediye Kanunu’nun, Anayasa’nın 2., 11., 88. ve 148. maddelerine aykırılığı
savıyla şekil yönünden iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemidir. I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMLERİNİN
GEREKÇESİ İptal
ve yürürlüğün durdurulması istemlerini içeren 31.12.2004 günlü dava
dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir: “Yukarıda da açıklandığı gibi, Cumhurbaşkanınca Anayasanın 89 ve 104 üncü
maddelerine göre bir daha görüşülmek üzere TBMM’ne geri gönderilen 09.07.2004
tarih ve 5215 sayılı Belediye Kanununun Plan ve Bütçe Komisyonunda
görüşülmesi sırasında, Geçici Madde 4, Kanun metninden çıkarılmıştır. Genel Kurulda, 669 sıra sayısı almış bulunan söz
konusu Kanun üzerinde yapılan görüşmelerde ise, yeni bir Geçici Madde 4’ün bu
Kanuna eklenmesi için önerge
verilmiştir. Eklenmesi istenen
Geçici Madde 4’ün,
Plan ve Bütçe Komisyonunun Kanun metninden
çıkardığı Geçici Madde 4’ün bir benzeri olduğu görülmektedir. Kanuna yeni
Geçici Madde 4 olarak eklenmesi önerilen hüküm af içerdiğinden, Anayasanın 87
ve TBMM İçtüzüğü’nün 92 nci maddelerine göre TBMM
üye tamsayısının en
az 3/5’ine ulaşan
bir çoğunlukla kabul edilebilmektedir. Elektronik cihazla
yapılan oylamada çıkan 330 kabul oyuyla, yeni Geçici Madde 4’ün kabul edilerek
Kanuna eklendiği açıklanmıştır. Daha sonra, eklenen yeni Geçici Madde 4’le
birlikte, Kanunun tümü
oylanmıştır. Anayasanın 87
ve TBMM İçtüzüğü’nün 92 nci maddesine göre
af içeren kanun tasan ve tekliflerinin tümünün Genel Kurulda kabulü de TBMM
üye tamsayısının 3/5 çoğunluğunun kararı ile mümkündür. Bu nedenle Başkan,
Kanunun tümü üzerindeki oylamada 330 kabul oyu arayacağını açıklamıştır. Ancak söz konusu Belediye Kanununun tümü hakkındaki
oylamada 330 kabul oyu çıkmamış ve Kanunun durumunu açıklamak üzere oturuma
ara verilmiştir. Verilen arada, yapılmış olan itirazlar üzerine, eklenen
Geçici Madde 4’le ilgili oylama sonuçları tekrar incelenmiş ve mükerrer kabul
oyları belirlenmiş; kabul oylarının 323’te kalması nedeniyle, önergenin
aslında reddedilmiş olduğu anlaşılmıştır. Eklenen Geçici Madde 4 metinden
çıkartılmıştır. Af içeren hüküm düştüğü için de son oylamada nitelikli
çoğunluk aranmayacağı sonucuna ulaşılmış ve Kanunun kabul edilmiş olduğu ve
kanunlaştığı açıklanmıştır. (Ek 1) Halbuki eklenen Geçici Madde 4’ün Kanun metninden
çıkarılmasından sonra, Geçici Madde 4’süz metnin de tümü hakkında yeni bir
oylama yapılması gerekmektedir. Çünkü Geçici Madde 4’lü metin ile Geçici Madde 4’süz
metin bir ve aynı şey değildir. Kimi milletvekillerinin Geçici Madde 4
eklendiği için Kanuna kabul oyu vermeleri; Geçici Madde 4 metinden
çıkarılınca da red oyu kullanmaları mümkündür. Bir
başka deyişle milletvekillerinin Geçici Madde 4’ü içermesi veya içermemesi
durumlarına bakarak Kanunun tümü hakkındaki oylamada, oylarının rengini
değiştirmeleri söz konusu olabilir. Ancak olayda, milletvekillerine eklenen
Geçici 4 üncü maddenin çıkması ile değişen Kanun metninin tümü hakkında yeni
bir değerlendirme yapma olanağı tanınmamıştır. Bir kanun metninin tümü için yapılan bir oylamayı,
başka ve farklı bir metnin tümü için yapılması gereken bir oylamanın yerine
geçirmek söz konusu olamaz. Belediye Kanununun tümü hakkındaki oylama ise Resmi
Gazete’de yayınlanan ve yeni eklenen Geçici Madde 4’ü içermeyen ve Geçici
Maddeleri bu duruma göre teselsül ettirilmiş olan metin hakkında değil,
içeren metin hakkında yapılmış ve Geçici Madde 4’ü çıkartılarak, bu duruma
göre geçici madde numaralan teselsül ettirilmiş metin için geçerli
kılınmıştır. Yani aslında Belediye Kanunu, tümü hakkında oylama yapılmadan
kanunlaşmıştır. Bu, Anayasaya aykırıdır. Anayasanın 88 inci maddesinin ikinci fıkrasında kanun
tasarı ve tekliflerinin TBMM’nde görüşülme usul ve esaslarının İçtüzükle
düzenleneceği açıklanmıştır. Anayasanın 148 inci maddesinin ikinci fıkrasında da
Anayasa Mahkemesinin kanunları şekil bakımından denetlemesinin son oylamanın
öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı hususu ile sınırlı olduğu ifade
edilmiştir. Anayasanın 148 inci maddesinin ikinci fıkrası
hükmünden, her ne kadar 88 inci maddenin ikinci fıkrasında kanun tasarı ve
tekliflerinin görüşülme esaslarının belirlenmesi İçtüzüğe bırakılmış ise de,
iki hususun Anayasa tarafından olmazsa olmaz nitelikte görüldüğü
anlaşılmaktadır. Bunlardan birincisi, yasama sürecinde mutlaka bir son
oylamanın yapılmasıdır. İkinci husus ise, son oylamada yasa teklif ve
tasarılarının ancak öngörülen çoğunlukla kabul edilebilmesidir. Burada, son oylamanın öngörülen çoğunluğa ulaşıp
ulaşmadığı hususunun sadece sayısal değerle değil fakat son oylamadaki
oluşuma doğrudan etken olan uygulamalar da dikkate alınarak belirlenmesi
gerektiğini de belirtmeliyiz. Kuşkusuz 148 inci maddeden çıkarılan bu hususlara,
Anayasanın 88 inci maddesinden çıkarılan bir başka husus da eklenmelidir. Bu
da, kanun teklif ve tasarılarının görüşülmesinin İçtüzüğe uygun olarak
yapılmasıdır. Bu, Anayasal bir emirdir. Eğer görüşme İçtüzüğe uygun değilse,
İçtüzüğe uygunluğu emreden Anayasanın 88 inci maddesi hükmüne aykırılık var
demektir. Olaya dönüldüğünde, Anayasanın 88 inci maddesine
göre, bütün kanun teklifleri gibi Belediye Kanununun da ikinci görüşmesinde
TBMM İçtüzüğü’nun kurallarına uyulacağını
söylememiz gerekmektedir. TBMM İçtüzüğü’nün 81 inci maddesinin birinci
fıkrasının (e) bendine göre, yasama sürecinde Genel Kuruldaki son aşama,
yapılacak son oylama, tasarı veya teklifin tümünün oylanmasıdır. 81 inci
maddenin son fıkrasına göre de; TBMM, Cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek
üzere geri gönderilen kanunların sadece uygun bulunmayan maddelerinin
görüşülmesine karar verse bile, kanunun tümünün oylamasının yapılması
zorunludur. Olayda ise, (yukarıda açıklandığı gibi) Kanunun son
oylamasının yani tümünün oylamasının yapılmamış olması, TBMM İçtüzüğü’nün 81
inci maddesine, dolayısı ile Anayasanın 88 inci maddesinin ikinci fıkrasına
ve son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılması hususunun yerine
getirilmemesi nedeni ile Anayasanın 148 inci maddesinin ikinci fıkrasına
aykırı düşmektedir. Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırı bir durumun
Anayasanın 11 inci maddesinde ifade edilen Anayasanın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı ve Anayasanın 2 nci maddesinde yer
alan hukuk devleti ilkeleri ile bağdaşması da mümkün değildir. Anayasa Mahkemesinin 27.01.1977 günlü, Esas 1976/43,
Karar 1977/4 sayılı kararında, “Anayasa Mahkemesinin kimi kararlarında da
açıklandığı üzere, hukuk devleti demek, insan haklarına saygılı ve bu hakları
koruyan, toplum yaşamında adalete ve eşitliğe uygun bir hukuk düzeni kuran ve
bu düzeni sürdürmekle kendini yükümlü sayan, bütün davranışlarında hukuk
kurallarına ve Anayasaya uyan işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan
devlet demektir. Aslında yargı denetimi, hukuk devleti ilkesinin öteki öğelerinin
de güvencesini oluşturan temel öğedir. Çünkü insan haklarına saygılı olmayan
ve davranışlarında hukuka ve Anayasaya uymayan bir yönetimi, bu tutumundan
caydıran ve onu meşruluk ve hukukilik sınırı içinde kalmak zorunda bırakan
güç, yargı denetimi gücü ve yetkisidir.” denilmiştir. Anayasa Mahkemesinin bu kararından da
anlaşılacağı üzere, “davranışlarında hukuka ve Anayasaya uymayan bir
yönetimin meşruluk ve hukukilik zeminine çekilmesi yargı denetiminin görev ve
yetkisi içindedir. O halde, kabul edilmediği için düşen madde ile birlikte
yapılan oylamayı, Kanunun son oylaması olarak kabul eden bir yönetimin de,
yargısal denetim yoluyla meşruluk ve hukukilik sınırları içine çekilmesi açık
bir zorunluluktur. Anayasanın
148 inci maddesine göre Anayasa Mahkemesinin denetim alanına giren ve
yukarıda açıklanan nedenlerle Anayasanın 2, 11, 88 ve 148 inci maddelerine
aykırı bir görünüm taşıyan söz konusu şekil bozukluğu nedeniyle 07.12.2004 tarih ve 5272 sayılı Belediye
Kanununun tüm maddelerinin iptal edilmesi gerekmektedir. (…) Yasalaşma
sürecinin son oylama aşamasında noksan bulunan 5272 sayılı Belediye
Kanununun, gerçek anlamıyla yasalaşmamış olduğu, bir başka deyişle hukuken
varlık kazanamamış bulunduğu açıktır. Hukuken
varlık kazanamamış, yoklukla malül ve Anayasanın 2,
11, 88 ve 148 inci maddelerine şekil bakımından açıkça aykırı bu yasanın,
hele yerel yönetimlerin yapısı ile ilgili temel birtakım değişiklikler
getirdiği gözönünde tutulduğunda, uygulanmaya
başlanmasından giderilmesi imkansız birtakım hukuki durum ve zararların
doğacağı ortadadır. Bu
tür hukuki durum ve zararların doğmasını önlemek için, Anayasaya şekil
ayrılığı nedeniyle iptali istenen 5272 sayılı Belediye Kanununun tüm
maddelerinin, iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüğünün de durdurulması
gerekmektedir.” II- YASA METİNLERİ A- İptali İstenilen Yasa 24.12.2004
günlü, 25680 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7.12.2004 günlü, 5272 sayılı
Belediye Kanunu’nun şekil yönünden iptali istenilmiştir. B- Dayanılan Anayasa Kuralları Dava
dilekçesinde, Anayasanın 2., 11., 88. ve 148. maddelerine dayanılmıştır. III- İLK İNCELEME Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8’inci maddesi uyarınca, Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya
KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, Cafer ŞAT,
Fazıl SAĞLAM, A. Necmi ÖZLER ve Serdar ÖZGÜLDÜR’ün katılmalarıyla, 18.1.2005 günü yapılan ilk
inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir. IV- ESASIN İNCELENMESİ Dava
dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, iptali istenen Yasa,
dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama
belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: Dava
dilekçesinde, Belediye Kanunu’nun tümünün oylaması yapıldıktan sonra Geçici
4. maddesiyle ilgili oylama sonuçlarının Anayasa ve İçtüzük’te öngörülen
çoğunluğa ulaşamadığı saptanarak bu Madde’nin metinden çıkarılması üzerine
Yasa’nın tümüne ilişkin yeni bir oylama yapılmaksızın kabul edildiğinin ve
kanunlaştığının açıklanmasının, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 81.
maddesine Anayasa’nın 2. ve 11. maddeleri ile 88. ve 148. maddelerinin ikinci
fıkralarına aykırı olduğu belirtilerek şekil yönünden iptali istenilmiştir. Anayasa’nın
148. maddesinin ikinci fıkrasında, kanunların şekil bakımından
denetlenmesinin, son oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı
hususu ile sınırlı olduğu, 88. maddesinin ikinci fıkrasında, kanun tasarı ve
tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülme usul ve esaslarının
İçtüzük’le düzenleneceği belirtilmiş, TBMM İçtüzüğü’nün 81. maddesinin ilk
fıkrasında, tasarı veya teklifin tümünün ve maddelerinin görüşülmesinin
tamamlanmasından sonra tümünün oylanacağı, son fıkrasında da
Cumhurbaşkanı’nca yayımlanması kısmen uygun bulunmayan ve bir daha görüşülmek
üzere TBMM’ne geri gönderilen kanunların sadece uygun bulunmayan maddelerinin
görüşülmesine, kanunun görüşmelerine başlamadan önce Genel Kurul’ca
görüşmesiz karar verilebileceği; bu durumda, sadece uygun bulunmayan
maddelerle ilgili görüşme açılacağı; Kanun’un tümünün görüşülmesine karar verilmesi
durumunda ise Kanun’un yukarıdaki fıkralara göre görüşüleceği; Kanun’un
tümünün oylamasının herhalde yapılacağı öngörülmüştür. Buna
göre, TBMM’nde Kanun’un tümünün oylamasından sonra kimi maddelerinin kabul
edilmediği anlaşılarak, bu maddelerin metinden çıkarılması halinde, daha önce
son oylaması yapılan metinle farklılık
oluşacağından önce yapılan oylamanın, Kanun’un tümünün oylaması olarak kabulü
olanaklı değildir. Bu durumda Kanun’un tümünün oylanmış sayılabilmesi için
yeni bir oylamanın yapılması zorunludur. Cumhurbaşkanı’nca
Anayasa’nın 89. ve 104. maddelerine göre bir daha görüşülmek üzere TBMM’ne
geri gönderilen 9.7.2004 günlü, 5215 sayılı Belediye Kanunu’nun TBMM Genel
Kurulu’nda sadece Cumhurbaşkanı tarafından yayımlanması uygun bulunmayan maddeleri
görüşülüp oylanmış, ayrıca verilen önerge ile Kanun’a Geçici 4. madde eklenip
oylandıktan sonra Kanun’un tümü için son oylama yapılmıştır. Ancak, bu oylamanın
ardından yapılan itirazların değerlendirilmesiyle gerekli sayıda kabul oyu
alamayarak reddedildiği anlaşılan Geçici Madde 4, Kanun metninden çıkarılmış
ve diğer geçici maddeler yeniden sıralanmıştır. Geçici
Madde 4’ün çıkarılmasıyla içeriği daha önce son oylaması yapılan metinden
farklı hale gelen Kanun’un, TBMM İçtüzüğü’nün 81. maddesinin son fıkrası
uyarınca tümünün yeniden oylanması gerekirken buna uyulmamış, böylece son
oylaması yapılmamıştır. Açıklanan
nedenlerle 5272 sayılı Belediye Kanunu, şekil bakımından, TBMM İçtüzüğü’nün 81.
maddesine, bu bağlamda Anayasa’nın 88. ve 148. maddelerine aykırıdır. İptali
gerekir. Serdar
ÖZGÜLDÜR bu görüşe katılmamıştır. Konunun
Anayasa’nın 2. ve 11. maddeleri yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir. V - İPTAL HÜKMÜNÜN YÜRÜRLÜĞE
GİRECEĞİ GÜN SORUNU Anayasa’nın
153. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Kanun,
kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî
Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa
Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir.
Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez” denilmektedir. 2949 sayılı Yasa’nın 53.
maddesinin dördüncü fıkrasında da bu kural tekrarlanmakta, maddenin beşinci
fıkrasında ise, Anayasa Mahkemesi’nin, iptal sonucunda meydana gelecek
hukuksal boşluğu, kamu düzenini tehdit veya kamu yararını ihlal edici
mahiyette görmesi halinde, dördüncü fıkradaki hükmü uygulayacağı
belirtilmektedir. 5272
sayılı Belediye Kanununun, şekil yönünden, iptali
nedeniyle doğan hukuksal boşluk, kamu düzenini tehdit ve kamu yararını ihlal
edici nitelikte görüldüğünden, iptal kararının, kararın Resmî Gazete’de
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi uygun
görülmüştür. Fazıl
SAĞLAM bu görüşe katılmamıştır. VI - YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ 7.12.2004 günlü, 5272 sayılı
Belediye Kanunu’nun koşulları oluşmadığından, yürürlüğünün durdurulması
isteminin reddine, 18.1.2005 gününde oybirliğiyle karar verilmiştir. VII - SONUÇ A- 7.12.2004 günlü, 5272 sayılı
“Belediye Kanunu”nun şekil yönünden Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
Serdar ÖZGÜLDÜR’ün karşıoyu
ve OYÇOKLUĞUYLA, B - İptal hükmünün doğuracağı hukuksal boşluk
kamu düzenini tehdit ve kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesinin
üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı
Yasa’nın 53. maddesinin dördüncü ve
beşinci fıkraları gereğince İPTAL
KARARININ, KARARIN RESMİ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA
YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, Fazıl SAĞLAM’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, 18.1.2005 gününde
karar verildi.
KARŞIOY YAZISI 5272
sayılı Belediyeler Kanunu’nun son oylamanın yapılmamış olması nedeniyle biçim
yönünden Anayasaya aykırılığının dayandığı gerekçe konusunda çoğunluk ile aynı görüşteyim.
Ancak iptal kararının yürürlüğe girişinin altı ay süre ile ertelenmesine
ilişkin karara, aşağıda
açıklanacak gerekçeyle katılmıyorum. 1)
İptal kararlarının geçmişe etkili olmaması, Anayasa’nın 153. maddesinin 5.
fıkrasında yer alan bir ilkedir. Oysa idari yargıda iptal karaları doğası
gereği geriye yürür. Yürütmeyi durdurma kararları da bunu sağlamanın bir
yoludur. Öte yandan Anayasa yargısında dahi tüm iptal kararları geriye
yürümezlik ilkesine bağlı değildir. Mahkeme’nin itiraz yoluyla baktığı
davalarda verilen iptal kararları, Anayasa’da
aksini gösteren açık bir hüküm olmamasına ve yukarda anılan 153/5.
maddesindeki geri yürümezlik ilkesindeki kesin ifadeye rağmen, geriye yürür
ve itiraz yoluna başvuran mahkemenin beklettiği dava, Anayasa Mahkemesi’nin
kararına göre çözüme bağlanır. Keza
Anayasa Mahkemesi’nin milletvekili dokunulmazlığı ve milletvekilliğinin
düşmesine ilişkin iptal kararları da geriye yürür 2) Şu halde Anayasa yargısındaki tüm iptal kararları geriye yürümezlik ilkesine bağlı değildir.
Yukarda geriye yürüyen iptal kararlarına ilişkin olarak verilen örnekler,
açık bir hüküm olmamasına rağmen, işin niteliğine ve doğasına göre yorum
yoluyla varılan sonuçlardır. Biçim
bozukluğu nedeniyle verilecek iptal
kararları da doğaları ve hukuksal
nitelikleri gereği geri yürümezlik ilkesine bağlı olmaması gereken
kararlardır. a)
Çünkü herşeyden önce yasaların biçim yönünden denetimi, içerik
denetimine göre tamamıyla farklı
kurallara tabi kılınmıştır. aa) Bir kere şekil denetimi yalnızca soyut norm denetimi
için öngörülmüştür. İtiraz davalarında biçim denetimi söz konusu olamaz.(AY
m.148/2 son cümlecik, AY m.150/1); bb) ikinci olarak biçim denetimi, yasanın yayımlandığı
tarihten itibaren 10 günlük bir süreye tabidir. (AY m. 148/2, cümle 3); cc) üçüncü olarak biçim denetimi, yalnızca Cumhurbaşkanı
veya Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin beşte biri tarafından
istenebilir. (AY m.148/2, cümle 2); dd) dördüncü olarak yasaların biçim bakımından denetlenmesi,
son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı hususu ile
sınırlıdır.(AY m.148/2 cümle 1) b)
Anayasa’nın 149/2. maddesi bu
farklılığı daha da açık bir biçimde vurgulamaktadır. Bu maddeye göre “Şekil bozukluğuna dayalı iptal davaları
Anayasa Mahkemesince öncelikle incelenip karara bağlanır.” 3)
Bütün bu farklı kurallar, biçim denetiminin doğası ve niteliğinin bir sonucu
olup, biçim bozukluğu nedeniyle verilecek bir iptal kararının da farklılığını
belirler. Bu farklılık, biçim eksikliği
ile sakat olan yasanın henüz Anayasa ve içtüzük anlamında yürürlüğe girecek
bir varlık kazanmamış olmasına dayanır. Usulüne uygun bir biçimde varlık
kazanmamış bulunan bir yasanın yürürlüğe girebilecek maddi bir içeriği de yoktur. İşte bunun içindir ki 1982
Anayasası, biçim denetiminin alanını
ve dava açma yetkisine sahip olanları olabildiğince daraltılmış, dava
süresini iyice kısaltmış, biçim
bozukluğuna dayalı iptal davalarının bir an önce (öncelikle) karara bağlanmasını
öngörmüştür. Bütün bunların anlamı,
biçim bozukluğu nedeniyle iptal edilen bir yasanın bir an önce Meclis
iradesine uygun olarak varlık kazanmasını
ve o ana kadar da eski yasanın varlığını sürdürmesini sağlamak ve
böylece herhangi bir hukuk boşluğuna meydan vermektir. 4)
Anayasa Mahkemesi’nin biçim bozukluğu nedeniyle verdiği iptal kararı, yasanın
usulüne göre varlık kazanmadığının tespiti niteliğindedir. Bu tespite göre,
önceki yasa yürürlükte kalmaya devam edeceğinden, iptal kararı ile ilgili
olarak ayrıca bir de yürürlüğü durdurma kararının verilmesi anlamsız ve
gereksizdir. Çünkü şekil bozukluğu ile iptal edilmiş bir yasanın yürürlüğe
girmiş ya da girebilecek bir içeriği yoktur. Böyle bir yasanın yürürlüğe girişi de aynı
nedenle ertelenemez. Açıklanan
nedenlerle şekil bozukluğu nedeniyle
varlık kazanmamış bir yasaya altı
aylık yapay bir varlık ve yürürlük kazandıran
çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Üye Fazıl
SAĞLAM KARŞIOY GEREKÇESİ 1 - Anayasa’nın 88. maddesinin ikinci
fıkrasında “Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde
görüşülme usul ve esasları İçtüzükle
düzenlenir.” denilmekte; 95. maddesinin birinci fıkrasında da “Türkiye Büyük
Millet Meclisi, çalışmalarını, kendi
yaptığı İçtüzük hükümlerine
göre yürütür.” hükmü yer almaktadır. Yine, Anayasa’nın 148.
maddesinin ikinci fıkrasında “Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla
yapılıp yapılmadığı; Anayasa değişikliklerinde ise, teklif ve oylama çoğunluğuna
ve ivedilikle görüşülemeyeceği şartına uyulup uyulmadığı hususları ile
sınırlıdır...” denilmektedir. Anayasa’nın “Kanunların
Cumhurbaşkanınca yayımlanması” başlıklı 89. maddesinin 3.10.2001 günlü, 4709
sayılı Kanunla değişik ikinci fıkrasında “(Cumhurbaşkanı)... Yayımlanmasını
kısmen veya tamamen uygun bulmadığı kanunları, bir daha görüşülmek üzere, bu
hususta gösterdiği gerekçe ile birlikte aynı süre içinde, Türkiye Büyük
Millet Meclisine geri gönderir. Cumhurbaşkanınca, kısmen uygun bulunmama
durumunda, Türkiye Büyük Millet
Meclisi sadece uygun bulunmayan maddeleri görüşebilir...” hükmü yer
almaktadır. 2001 Anayasa değişikliği sonrası
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün “Kanun tasarı ve tekliflerinin
Genel Kurulda görüşülmesi” başlıklı 81. maddesi 10.4.2003 tarih ve 766 sayılı
kararla değiştirilerek, Anayasa’nın 89/2. maddesinin ışığında son fıkra şu
hale dönüştürülmüştür: “Cumhurbaşkanınca yayımlanması kısmen uygun bulunmayan
ve bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri gönderilen
kanunların sadece uygun bulunmayan maddelerinin görüşülmesine kanunun
görüşmelerine başlamadan önce Genel Kurulca görüşmesiz karar verilebilir. Bu durumda, sadece uygun
bulunmayan maddelerle ilgili görüşme
açılır. Kanunun tümünün görüşülmesine karar verilmesi durumunda ise kanun
yukarıdaki fıkralara göre görüşülür. Kanunun
tümünün oylaması her halde yapılır.” 2 - Anayasa’nın 148. maddesinin
ikinci fıkrasındaki “Kanunların şekil
bakımından denetlenmesi” hususunda, Anayasakoyucu
tarafından getirilen gerekçe şu şekildedir: “...Getirilen ikinci bir yenilik,
son oylamadan önce yapılan şekil bozukluklarının iptale neden olamayacağıdır.
Son oylama Genel Kurul tarafından yapılır. Daha önce vücut bulan şekil
bozukluklarını Genel Kurulun bildiği veya bilmesi gerektiği varsayılır. Çünkü
onun kararı, yapılan bir incelemeye,
tartışmaya ve açıklamaya dayanır. Genel Kurulun oylama yapıp kanunu kabul
etmesi, şekil bozukluğunu, o kanunu kabul etmemek için yeterli neden saymadığı yolunda bir irade
tecellisidir. En büyük organ Genel Kuruldur. Onun iradesi hilafına bir sonuç
çıkarmak hukukun ana esaslarına aykırı düşer. Bu nedenle, son oylamadan
önceki şekil bozuklukları, iptal sebebi sayılmamıştır...” (Türkiye
Cumhuriyeti Anayasası’nın Yorumu, C. II, Ömer İZGİ - Prof. Dr. Zafer GÖREN,
TBMM. Yayınları, Ankara 2002, s.1297) Kanunların şekil bakımından
denetlenmesinde önem taşıyan “son
oylama” konusuna bir Anayasa
Mahkemesi kararında temas edildiği görülmektedir. Bütçe Kanununa yönelik bir
başvuruya ait sözkonusu
kararda, konuya ilişkin şu saptamalarda bulunulmaktadır: “... Anayasanın 148
inci maddesinin ikinci fıkrası yasaların biçim yönünden denetlenmesini, son
oylamanın öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı hususuyla sınırlamıştır.
Bu nedenle, yasaların biçim yönünden Anayasaya uygunluk denetimi yapılırken,
Anayasanın 148 inci maddesinin ikinci fıkrasının gözönünde
bulundurulması gerekir. Anayasa genelde yasaları, özelde bütçe yasalarının
oylama yöntemini kurala bağlamamış; buna karşılık TBMM’nin çalışmalarını
kendi yapacağı İçtüzük hükümlerine göre yürüteceği (md.95), yasa öneri ve
tasarılarının TBMM’de görüşülme usul ve esaslarının İçtüzükle düzenleneceği
belirtilmiştir. (md.88) Bu kurallara uygun olarak TBMM’nin çalışmalarında
uyulacak oylama yöntemlerine İçtüzüğün 115 -125 inci maddelerinde yer
verilmiştir. İçtüzüğün 82 nci maddesinde (fıkra 2)
yasanın tümünün ya da maddelerinin oylanmasının, onbeş üye tarafından açık oy istenmişse işaretle
yapılacağı belirtilmiş; 118 inci maddesinde ise, genel ve katma bütçe yasa
tasarılarının tümünün açık oylama yöntemiyle oya sunulacağı kurala
bağlanmıştır. İçtüzüğün 116 ncı maddesinde,
Anayasada, yasalarda ya da İçtüzükte açık ya da gizli oylama yapılmasının zorunlu olduğunun
belirtilmediği bütün durumlarda, kural olarak
işaret oyuna başvurulacağı,
İçtüzükte işaret oyuyla yapılacağı belirtilen oylamaların ise mutlaka bu
yöntemle sonuçlandırılacağı açıklanmıştır... İşaretle oylamada sayı
belirtilmeden ‘kabul edilmiştir’ ya da ‘kabul
edilmemiştir’ biçiminde sonuç tutanağa geçirilmekte; açık oylamada ise
sayısal sonuç tutanakta yer almaktadır...” (Any. Mah.nin 17.9.1992 tarih ve
E.1992/26, K.1992/48 sayılı kararı; AMKD., Sayı : 28, C.2, s.546 - 548) 3 - Anayasa’nın yukarıda metnine
yer verilen 148/2. maddesi 1982’den beri değişikliğe uğramamış orijinal metin
olup, Anayasa’nın 89. maddesinin
3.10.2001 günlü, 4709 sayılı Kanun’la değişiklik yapılmadan önceki orijinal
metninde ise Cumhurbaşkanı’nın “kanunları kısmen uygun bulma” yetkisi mevcut
değildi. Bu durumda, Cumhurbaşkanı’nın “yayımlanmasını uygun bulmadığı”
kanunları bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne geri
göndermesinden sonra, kanunun bütününün
yeniden görüşüleceği ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün, yukarıdaki
Anayasa Mahkemesi kararında işaret edilen hükümlere uygun şekilde (yapılan
değişiklikler sonucu halen TBMM İçtüzüğü’nün 139 - 149. maddeleri oylama
şekillerini düzenlemektedir.) ve özellikle 81. maddesi uyarınca tümünün
oylanacağı tabii idi. Ancak, Anayasa’nın 89. maddesinde 3.10.2001 günlü, 4709
sayılı Kanun’la yapılan değişiklik sonucu Cumhurbaşkanı’na “Kanunları kısmen
uygun bulmama” yetkisi verilmiş ve bu yetkinin kullanılmasından sonra Türkiye
Büyük Millet Meclisi’nin nasıl görüşme yapacağı hususu şu anayasal hükümle
çok açık biçimde netleştirilmiştir: “...Cumhurbaşkanınca kısmen uygun
bulunmama durumunda, Türkiye Büyük Millet meclisi sadece uygun bulunmayan maddeleri görüşebilir...” Bu durumda,
Anayasa’nın 148/2. maddesindeki “Kanunların şekil bakımından denetlenmesi,
son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı... hususları ile
sınırlıdır...” hükmünün, salt Cumhurbaşkanı’nca tamamen uygun bulunmayan kanunlar
bakımından ifade ettiği mana ile kısmen uygun bulunmayan kanun hükümleri
bakımından ifade edeceği mana farklı olacaktır. Çünkü, sonradan yürürlüğe
giren Anayasa’nın 89/2. maddesi gereğince, kısmen uygun bulmama halinde
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin artık uygun bulunan diğer kanun hükümlerini
yeniden ele alma yetkisi kalmamıştır
ve sadece uygun bulunmayan
maddeleri görüşebilir. Anayasakoyucu bu
konuda Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne herhangi bir takdir yetkisi tanımamış,
kısmen uygun bulunmayan maddeler dışında, uygun görülen diğer kanun
hükümlerinin yeniden ele alınmasını men yasağı öngörmüştür. Nitekim, anılan 89/2.
madde değişiklik gerekçesinde “Cumhurbaşkanının kısmen veya tamamen uygun
bulmadığı kanunları bir daha görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine
geri gönderebileceği öngörülmektedir. Bu durumda Türkiye Büyük Millet Meclisi
sadece geri gönderilen maddeleri görüşebilir hükmü maddeye eklenmiştir.”
denilmektedir. (İZGİ - GÖREN, age., s.841)
Yazarları arasında, 3.10.2001 günlü, 4709 sayılı Kanun’la yapılan Anayasa
değişikliklerini gerçekleştiren Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Başkanını’nda yer aldığı bir bilimsel eserde de,
Anayasa’nın 89/2. maddesinin anılan değişikliğiyle ilgili olarak şu
değerlendirmede bulunulduğu görülmektedir: “... Ayrıca fıkraya aşağıdaki
cümle ek olarak getirilmiştir: ‘Cumhurbaşkanınca kısmen uygun bulunmama
durumunda, Türkiye Büyük Millet Meclisi sadece uygun bulunmayan maddeleri
görüşebilir.’ Böylece,
Cumhurbaşkanınca kısmen uygun bulmama halinde kanunun bütününün yeniden
görüşülmesi ve oylanması zorunluluğu ortadan kalkmış, uygun bulunmayan kısım
dışında milletvekillerince yeniden değişiklik önergeleri verilmesi önlenmiş
ve zamandan tasarruf edilmesi sağlanmış olacaktır...” (İZGİ - GÖREN, age., s.847 4 - Yukarıdaki somut tespit ve
açıklama ışığında, Cumhurbaşkanı’nca kısmen uygun bulunmayan bir kanunun “tümünün” yeniden görüşülebilmesine
hukuken imkân olmadığı halde, eldeki somut işte Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurulu’nda 5272 sayılı Kanun’un tümünün oylamasının yapıldığı
anlaşılmaktadır. Bu oylamanın nedeninin ise 10.12.2002 tarih ve 750 sayılı
kararla değişik Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 81. maddesinin
yukarıda metnine işaret edilen son fıkrasından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.
Anayasa’nın 89. maddesinin ikinci fıkrasında 3.10.2001 günlü, 4709 sayılı
Kanun’la yapılan değişiklik sonrasında Türkiye Büyük Millet Meclisi
İçtüzüğü’nün 81. maddesinde yapılan değişiklikle, anılan İçtüzük
düzenlemesinin Anayasa’nın belirtilen hükmüne uygun hale getirilmesi
gerekirken; İçtüzük değişikliğiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kurulu’na Anayasa’nın öngörmediği bazı yetkiler verildiği görülmektedir.
Gerçekten, Anayasa’nın 89. maddesinin değişik ikinci fıkrasında
“Cumhurbaşkanınca kısmen uygun bulunmama durumunda, Türkiye Büyük Millet
Meclisi sadece uygun bulunmayan maddeleri görüşebilir.” denilmesine karşın;
anılan İçtüzük değişikliğiyle, bu anayasal direktif Türkiye Büyük Millet
Meclisi Genel Kurulu’nun takdirine bırakılmış ve eğer isterse Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kurulu’nun alacağı bir kararla bu yönde bir görüşme usulü benimsenebileceği; ancak Türkiye
Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nun isterse kanunun tümünün görüşülmesine
karar verebileceği, her iki durumda da
kanunun tümünün oylanmasının her halde yapılacağı hükmü öngörülmüştür. Anayasakoyucunun açık iradesine aykırı düşen bu
düzenlemenin, iptal davasına konu yasalaştırma faaliyetinde olduğu gibi, bir
takım karışıklıklara yol açtığı
anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 88/2.
maddesindeki “Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde
görüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir.” şeklindeki hüküm ile 95/1.
maddesindeki “Türkiye Büyük Millet Meclisi, çalışmalarını, kendi yaptığı
İçtüzük hükümlerine göre yürütür.” şeklindeki hüküm uyarınca çıkarılan
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün, kanunlaştırma çalışmalarında belli
usul ve esaslar öngörmesi doğal ve gerekli ise de; bu belirleme esnasında
öncelikle Anayasa’daki özel ve ayrık düzenlemelerin dikkate alınması
gerektiği izahtan varestedir. Nitekim, yukarıda metnine yer verilen
Anayasa’nın 89/2. maddesindeki düzenleme buna bir örnek olup,
“...Cumhurbaşkanınca, kısmen uygun bulunmama durumunda, Türkiye Büyük Millet
Meclisi sadece uygun bulunmayan maddeleri görüşebilir...” hükmünün, İçtüzükte
evleviyetle dikkate alınması gerektiği halde, Anayasa’nın anılan hükmüyle uyarlı
düşmeyen, onu aşan bir düzenlemeyle Genel Kurul’a birtakım yetkiler verildiği
görülmektedir. Oysa, Anayasa Mahkemesi’nin bir
kararında “...İçtüzük hükümleri ancak
Anayasa kuralları ile sınırlı olarak ve o kurallara uyarlılıkları
oranında bir uygulama yeri bulabilirler.
İçtüzükte öngörülmemiş (Anayasa’nın getirdiği yeniliklere ilişkin)
konularda veya İçtüzüğün Anayasa ile
çelişen hükümlerine Anayasaya uyar bir uygulama yolunun tutulması gereklidir.
Aksine bir görüş, İçtüzüğü Anayasaya eşit, hatta Anayasadan üstün tutmak
olur. Böyle bir görüşün sakatlığı ise tartışılmayacak kadar ortadadır...
Esasen İçtüzük konusunda şimdiye kadarki
uygulamalar, hep İçtüzüğün öngörmediği veya Anayasa ile çelişmeye
düştüğü hususlarda Anayasaya uygun bir
yön izlemiştir...” (Any.Mah.nin 2.8.1967 tarih ve E.1967/22, K.1967/22 sayılı kararı;
AMKD., Sayı: 5, s. 161) Bu kararı irdeleyen öğreti de, Anayasa Mahkemesi’nin
bu kararıyla, İçtüzük hükümlerinin anayasal kurallara uygunluğu ölçüsünde
tatbik edileceğini gösterdiğine işaret etmektedir. (İçtüzüklerin Hukuki
Niteliği ve Anayasa Yargısındaki Yeri, M. Şükrü ALPASLAN, İstanbul Hukuk
Fakültesi Mecmuası, C.XLII, Sayı: 1-4, İstanbul 1977, s.77) İçtüzüklerle ilgili özgün bir monografik çalışmada da,
konuya dair şu somut gözlemlerde bulunulmaktadır: “...Bazı müellifler,
İçtüzüklerin bir devletin hayatındaki ehemmiyetini, onu ‘ikinci derecede
Anayasa Hukuku’, ‘arka safa itilmiş Anayasa Hukuku’ ve ‘tamamlanmamış ikinci derecede Anayasa
Hukuku’ terimleri ile ifade ettikleri gibi, İçtüzükler için ‘sessiz Anayasa’
diyenler de bulunmaktadır... İçtüzüklerin ehemmiyeti değiştirilmelerinde daha
iyi ortaya çıkar. Yapılan değişiklik, bazen, Anayasanın menettiği
neticelere götürdüğü gibi, bazen de,
yapılan küçük bir değişikliğin arkasından, çok büyük neticelerin meydana
geldiği görülür... Yapılan veya değiştirilen İçtüzük hükümlerinin Anayasaya
uygunluğu kontrol edilecek, Anayasaya aykırı bir tatbikatın İçtüzükler kanalı
ile tesis edilmesine imkân verilmeyecektir...” (Memleketimizde İçtüzükler,
Doç. Dr. Servet ARMAĞAN, İstanbul Hukuk Fakültesi Yayını, İstanbul 1972, s.14
-16) Şu halde, Anayasa’nın 89/2.
maddesinin âmir hükmü doğrultusunda, evvelce tümü oylanarak kabul edilmiş,
ancak Cumhurbaşkanı’nca kısmen uygun bulunmayan hükümleri nedeniyle yeniden
Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine gelen bir kanunun, artık sadece uygun
bulunmayan maddeleri ele alınıp görüşülebilecek, evvelce Cumhurbaşkanı’nca
uygun görülen hükümleri (maddeleri) üzerinde herhangi bir görüşme yapılamayacak,
uygun bulunmayan maddeler Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 81.
maddesinin öngördüğü prosedür çerçevesinde (Anayasa’ya uygun düşmeyen son
fıkrası ile birinci fıkrasının (e) bendindeki “Tasarı veya teklifin tümü
oylanır” cümlesi hariç olmak üzere) görüşülecek ve İçtüzüğün 139 - 149 uncu
maddelerine uygun şekilde oylandıktan sonra kabul ya da
reddedilecektir. Yani, bu durumda artık
kısmen uygun bulunmama nedeniyle geri gönderilen kanunun tümü yeniden
oylanmayacaktır. 5 - Bu durumda, Anayasa değişiklikleri
sırasında maddeler arasındaki uyum ve
bağlantının öngörülememesi nedeniyle
üzerinde değişiklik yapılamayan Anayasa’nın 148/2. maddesindeki,
kanunların şekil bakımından
denetlenmesinin, son oylamanın öngörülen
çoğunlukla yapılıp yapılmadığı hususu ile sınırlı olduğuna dair hükmün, Cumhurbaşkanı’nca kısmen uygun
bulunmayan kanunlar bakımından uygulanması, sadece uygun bulunmayan maddelerin Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel
Kurulu’nda görüşülmesi sonucu, bu maddelere ilişkin son oylamanın, Türkiye
Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 139 -149. maddelerinde öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığının saptanması şeklinde
tecelli edecektir. Diğer bir deyişle, Cumhurbaşkanı’nca kısmen uygun
bulunmama nedeniyle geri gönderilen kanunun tüm hükümlerinin (tümünün) son
oylamasının yeniden yapılması gibi Anayasa’nın öngörmediği bir yönteme
başvurulması şeklindeki uygulama Anayasa’ya uygun düşmeyecektir. Davanın somutunda, Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nca kabul edilen Belediye Kanunu’nun
bazı maddelerinin (3, 14 ve Geçici 4 üncü maddeler) Cumhurbaşkanı’nca uygun
bulunmadığı ve bir daha görüşülmek
üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne geri gönderildiği madde bir vakıadır.
Bu durumda, 7.10.2004 günlü, 5272 sayılı Belediye Kanunu’nun Türkiye Büyük
Millet Meclisi Genel Kurulu’nda görüşülmesi aşamasında, “sadece” önceki Belediye Kanunu’nun uygun bulunmayan 3., 14. ve
Geçici 4. maddeleri üzerinde görüşme yapılması ve kanunun tümünün değil, sadece bu maddelerin “son oylamasının” İçtüzüğün 139 - 149. maddelerine göre yapılması
gerekli bulunmaktadır. İlgili Türkiye Büyük Millet
Meclisi tutanaklarının incelenmesinde, Cumhurbaşkanı’nca evvelce uygun
bulunmayan 3. ve 14. maddelerin Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda
işaret oyuyla ayrı ayrı son oylamalarının yapıldığı ve kabul edildiği, ancak
Geçici 4. maddenin komisyonca kanun metninden çıkarılmasına karşın verilen
bir önerge ile yeniden metne eklenmesinin istendiği, İçtüzüğün 87. maddesi
uyarınca komisyonun salt çoğunluğunun önergeye katılması nedeniyle Geçici 4.
madde üzerinde görüşme açıldığı, bu maddenin af niteliğinde olması nedeniyle
yine İçtüzüğün 92. maddesi uyarınca, kabul için beşte üç çoğunluğun bulunduğunun
açık oylamayla saptanması gerekliliği nedeniyle, elektronik oylama suretiyle
açık oylamaya gidildiği ve sonuçta
önce nitelikli çoğunluk olan 330 oyun olduğunun bildirildiği, akabinde de
5272 sayılı Kanun’un tümünün (yani tüm
maddelerinin) son oylamasının nitelikli oya (üye tamsayısının beşte üçü - en
az 330 oy) sunulduğu ve elektronik oylama suretiyle yapılan açık oylamada bu
nitelikli çoğunluğa ulaşılmadığı (327 kabul oyu verildiği), Başkanlık
Divanı’nca oylamaların yeniden incelenmesi sonucu Geçici 4. maddenin 330
değil 323 kabul oyu aldığı için kabul edilmediğinin ilân edildiği, akabinde de
yine Başkanlık Divanı’nca kanunun tümünün oylaması işin nitelikli çoğunluk
gerekmediğinden ve kanunun tümü için verilen oy sayısı (327 kabul oyu)
İçtüzüğün 146. maddesinde öngörülen karar yeter sayısından çok fazla
olduğundan, 5272 sayılı Belediye Kanunu’nun, Geçici 4. madde metninden
çıkarılmış şekliyle kabul edildiğinin ilân edildiği anlaşılmaktadır. Bu
durumda, yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, kanunun tümünün son
oylamasına gerek bulunmadığından ve esasen Anayasa’nın 89/2. maddesinin âmir
hükmü uyarınca esasen bu tür bir oylama da yapılamayacağından, 5272 sayılı
Belediye Kanunu’nun şekil bakımından hukuka aykırı bir yönü mevcut değildir.
Çünkü, kısmen uygun bulunmayan 3. ve 14. maddelerin son oylamaları işaret
oyuyla yapılmış ve İçtüzükte öngörülen çoğunluk sağlanmış olduğundan kabul
edilmiştir. Geçici 4. maddenin son oylamasında ise nitelikli çoğunluk oyu
sağlanmadığından reddedilmiştir. Dolayısıyla, kanunun tümünün yeniden oylanması işlemi, fazladan yapılmış bir usuli işlem mesabesindedir. Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğü’nün 81/son maddesindeki düzenleme, Anayasa’nın 89/2.
maddesini aşan ve ona aykırı bir yöntem öngördüğünden; bu yöntem esas
alınarak yapılan bir değerlendirme (kanunun bütününün yeniden oylanması) ile
sonuca gidilmesi, Anayasakoyucunun bu konuda
öngördüğü usul ve esasa aykırı bir yorum tarzı teşkil etmektedir. 6 - Son olarak işaret etmek gerekir ki,
Anayasa’nın 89/2. maddesindeki “...Cumhurbaşkanınca kısmen uygun bulunmama durumunda, Türkiye Büyük
Millet Meclisi sadece uygun bulunmayan maddeleri görüşebilir...”
cümlesindeki “sadece” sözcüğünün, bir zorunluluk ifade etmediği,
bu konuda “...görüşebilir.” son sözcüğünün
de bunu teyid ettiği şeklindeki bir görüşe de
katılmam mümkün değildir. Çünkü, hukuki bir anlam taşıyan “sadece” sözcüğü, “yalnız; yalnızca; tek” şeklinde bir
karşılığı haiz olup (Hukuk sözlüğü, Ejder YILMAZ, Yetkin Yayınları, Ankara
2002, s.1050); “...görüşebilir”
sözcüğü de bu anlamı bütünleyen, ona
bağlı bir sözcük mesabesindedir. Yoksa, salt “...görüşebilir”
sözcüğünden hareketle, geniş zamanlı
bu sözcüğün “Türkiye Büyük Millet
Meclisi isterse sadece bu
maddeleri görüşebilir” anlamında kullanıldığını kabul etmek, gerek anılan
anayasal hükmün amacına, gerek normun cümle yapısına, gerekse imlâ
kurallarına aykırı bir sonuca varmak anlamını taşıyacaktır ki, buna da iştirak etmem sözkonusu
değildir. 7 - Açıkladığım
nedenlerle, iptal davasına konu 7.10.2004 günlü, 5272 sayılı Belediye
Kanunu’nun şekil bakımından Anayasa’ya aykırı bir yönünü görmediğimden, sayın
çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılamadım. Üye Serdar ÖZGÜLDÜR |