|
Uyuşmazlık
Mahkemesi Kararları Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2004/96 KARAR NO: 2005/1 KARAR TR :.7.2.2005 (Hukuk Bölümü)
KARAR
Davacı : A. Y. Vekili : Av. E. S.K. Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü Vekili : Av. A. E. O L
A Y : Davacı vekili, Şanlıurfa Merkez Kızlar Köyünde kain
151 parsel sayılı taşınmaz üzerinde müvekkili tarafından hayvan besiciliği
yapıldığını, taşınmazın bir bölümünün Şanlıurfa-Gaziantep otoyolu inşası
nedeniyle kamulaştırıldığını, otoyol inşasından dolayı oluşacak gürültü ve
kirlilik yüzünden hayvan besiciliği yapma olanağının ortadan kalktığını ileri
sürerek bu nedenle uğradığı zarar nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı
kalmak kaydıyla 100 milyar TL maddi tazminata yasal faiziyle birlikte
hükmedilmesi istemiyle 12.10.2001 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. ŞANLIURFA 1. ASLİYE
HUKUK MAHKEMESİ; 5.2.2002 günlü; E: 2001/1052; K:2002/50 sayı ile, olayda
davalı yönetimin davacının taşınmazına doğrudan bir el atması ve dolayısıyla
kamulaştırmasız el atma olgusunun bulunmadığı, yönetimin almış olduğu karar
sonunda plan ve projelere uygun olarak yapılan işlemlerden doğan zararların
tazmininin idare mahkemesinden istenebileceği, Yargıtay İçtihadı Birleştirme
Genel Kurulunun 11.2.1959 günlü, E: 1958/17; K: 1959/15 sayılı kararının da
bu yönde olduğu, davacının isteminin yönetimin bir işlem ve eyleminden kaynaklandığı,
buna ilişkin açılan işbu davanın tam yargı davası niteliğinde olduğu, bu
nedenle görüm ve çözümünün idari yargıya ait bulunduğu gerekçesiyle
mahkemelerinin görevsizliğine karar vermiş, anılan karar temyiz edilmeksizin
kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı
nedenle 304.455.366.589.-TL tazminata hükmedilmesi istemiyle 29.5.2002
tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır. GAZİANTEP 1. İDARE
MAHKEMESİ; 31.10.2003 günlü,
E:2002/1024; K:2003/1678 sayı ile, 2942 sayılı Yasanın 12. maddesi
hükmü uyarınca dava konusu uyuşmazlığın çözümünün adli yargının görevine
girdiği gerekçesiyle davayı görev yönünden reddetmiştir. Bu karar üzerine davacı
vekilince görevli mahkemenin belirlenmesi istemiyle 26.12.2003 tarihli
dilekçe ile Danıştaya başvurulmuştur. DANIŞTAY 10. DAİRESİ’nin
13.4.2004 günlü, E:2004/5810; K:2004/3830 sayılı kararıyla 2247 sayılı Yasada
olumsuz görev uyuşmazlıklarında dava dosyasının son görevsizlik kararını
veren mahkemece, bu kararın kesinleşmesinden sonra taraflarda birinin istemi
üzerine Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilerek görevli mahkemenin
belirlenmesinin istenebileceğinin öngörüldüğü gerekçesiyle dosya esas kaydı
kapatılarak dava dosyası Gaziantep İdare Mahkemesine gönderilmiş; GAZİANTEP
İDARE MAHKEMESİNİN 6.9.2004 günlü, E:2002/1024; K:2003/1678 sayılı kararıyla
2247 sayılı Yasa hükümleri uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İNCELEME VE
GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümünün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler:
Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap
AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın
katılımlarıyla yapılan 7.2.2005 günlü toplantısında; I- İLK İNCELEME : Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre
adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede
belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik
kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiği, usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II- ESASIN İNCELENMESİ
: Raportör-Hakim Murat H. YURDAKÖK’ün davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; İlgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Karayolları Genel
Müdürlüğü tarafından kısmen kamulaştırılan taşınmazdan geri kalan kısım
üzerinde bulunan hayvan çiftliğinde otoyol inşasından dolayı oluşan gürültü
ve kirlilik yüzünden hayvan besiciliği yapma olanağının ortadan kalktığı
ileri sürülerek bu nedenle uğranılan zararın tazmin edilmesi istemine
ilişkindir. 2942 sayılı Yasanın
“kısmen kamulaştırma” başlıklı 12. maddesinin birinci fıkrasının (a)
bendinde: “kısmen kamulaştırılan malın değeri; kamulaştırılmayan kısmın
değerinde, kamulaştırma sebebiyle bir değişiklik olmadığı takdirde, o malın
11. maddede belirtilen esaslara göre takdir edilen bedelinden kamulaştırılan
kısma düşen miktar” olduğu; (b) bendinde: “Kamulaştırma dışında kalan kısmın
kıymetinden kamulaştırma nedeniyle eksilme meydana geldiği takdirde; bu
eksilen değer miktarı tespit edilerek, kamulaştırılan kısmın (a) bendinde
belirtilen esaslar dairesinde tayin olunan kamulaştırma bedeline eksilen
değerin eklenmesiyle bulunan miktar” olduğu açıklanmakta; (c) bendinde de:
“Kamulaştırma nedeniyle artış meydana geldiği takdirde de, artış miktarı
tespit edilerek, kamulaştırılan kısmın (a) bendinde belirtilen esaslar
dairesinde tayin edilen bedelinden artan değerin çıkarılmasıyla bulunan
miktardır.” denilmekte ve aynı maddede ayrıca “kamulaştırma dışında kalan
kısım imâr mevzuatına göre yararlanmaya elverişli olduğu takdirde; kesilen
bina, ihata duvarı, kanalizasyon, su, elektrik, havagazı kanalları, makine
gibi tesislerden kullanılabilecek duruma getirilebilmeleri için gereken gider
ve bedel, belirlenerek kamulaştırma bedeline ilave olunur. Bu masraf ve bedeller
(b) bendinde yazılı kıymet düşüklüğü miktarının belirlenmesinde gözönünde tutulmaz ...” hükmü yer almaktadır. Maddenin son fıkrasında
da: bu maddenin uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların adli yargı yerinde
çözümleneceği hükme bağlanmıştır. Dosyanın
incelenmesinden, uyuşmazlığın 2942 sayılı Yasanın yukarıda değinilen 12. maddesi
kapsamında düzenlenen durumların hiçbirisine girmediği anlaşıldığından anılan
hükmün olaya uygulanmasına olanak bulunmamaktadır. Karayolları Genel
Müdürlüğü 5539 sayılı Yasayla kurulmuş, tüzel kişiliği haiz bir kamu kurumu
olup, otoyol inşası anılan Yasada bu kurumun görevleri arasında sayılmıştır. Yönetimin yürütmekle
yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve
projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi
gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği
zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün yönetsel
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel
olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim
yapan idari yargı yerine ait olduğu; yönetimce herhangi bir ayni hakka
müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el
atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü savıyla açılacak
müdahalenin men'i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete
tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre
adli yargı yerince çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul
edilmiş bulunmaktadır. Olayda, yönetimce
davacının taşınmazı elinden alınmadığına ve üzerinde herhangi bir inşaat
faaliyeti de yapılmadığına göre, yönetimin özel mülkiyete konu taşınmaza
müdahalede bulunmasından ya da kamulaştırmasız el
atmasından söz etmek de olanaksızdır. Bu durumda, Karayolları
Genel Müdürlüğünce yapılan otoyol nedeniyle zarara uğradığı yolundaki davacı
savı gözönünde bulundurularak, yönetimin görevinde
olan kamu hizmetini yürüttüğü sıradaki eyleminden doğan zararın giderilmesine
yönelik olarak dava açıldığının kabulü gerekir. Anayasa’nın 125.
maddesinin son fıkrasında, yönetimin kendi eylem ve işlemlerinden doğan
zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış olup, buna göre yönetim,
hukuka aykırılığı saptanan işlem ve eylemlerinden doğan hak ihlâlini tam
olarak gidermek; diğer bir anlatımla hakları ihlâl edilenlerin uğradığı
gerçek zararları tazmin etmekle yükümlü bulunmaktadır. Kamu hizmetinin,
yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin; kamu yararına
uygun şekilde işletilip işletilmediğinin; dolayısıyla, olayda hizmet kusuru ya da başka bir nedenle yönetimin sorumluluğu bulunup bulunmadığının
yargısal denetiminin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2.
maddesinde "idari dava türleri" arasında sayılan "idari işlem
ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davası”
kapsamında, idari yargı yerlerince yapılacağı açıktır. Açıklanan nedenlerle,
İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir. SONUÇ :Davanın
çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Gaziantep İdare
Mahkemesince verilen 31.10.2003 günlü,
E:2002/1024; K:2003/1678 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
7.2.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2004/95 KARAR NO: 2005/9 KARAR TR :.7.3.2005 (Hukuk Bölümü)
K A R
A R
Davacı : A. O. Davalılar : 1- Devlet Su İşleri Genel
Müdürlüğü Vekili
:Av. M. S. 2- G. A. O L
A Y : Ankara İli, Kazan İlçesi, Yazıbeyli
Köyü, İğmir - Kaşıaltı
mevkiinde yer alan 70 parsel
sayılı taşınmazın maliki
olan davacı, 17.3.2003 tarih ve
Ank - 4851 no’lu Yeraltısuyu Arama Belgesi almak suretiyle arazisinde kuyu
açmıştır. Bitişik 69 parsel sayılı taşınmazda kuyu açılması üzerine, bu kuyu
için izin verilip verilmediğinin ve kendi kuyusunu etkileyip
etkilemeyeceğinin bildirilmesini isteyen davacıya, DSİ V. Bölge Müdürlüğünce,
2.4.2004 tarihli yazı ile, komşusu 69 parsel maliki adına açılan sondaj
kuyusuna Ank - 5561 no’lu
Yeraltısuyu Arama Belgesi verilmiş olduğu; sözkonusu kuyunun
kendisine ait kuyuya 85 m. uzaklıkta bulunduğu ve bölgedeki yeraltı suyunun durumu
ile yapılan su tahsisleri göz önüne alındığında bölgede yeni kuyu açılmasında
sakınca bulunmadığı bildirilmiştir. Davacı,
iki kuyu arası mesafe 120 m. olmak üzere izin verilmiş olması nedeniyle komşu
parselde 85 m. mesafede açılan kuyunun kapatılması için başvuruda bulunmuş
ise de bu isteğin idarece 15.4.2004 günlü işlemle reddi üzerine, bu işlemin
ve komşu parsel maliki adına verilen Ank-5561 no’lu Yeraltısuyu Arama
Belgesinin iptalleri ile kuyunun kapatılmasına karar verilmesi istemiyle DSİ
Genel Müdürlüğü aleyhine, 26.4.2004 gününde idari yargı yerinde dava
açmıştır. ANKARA
5. İDARE MAHKEMESİ ; 31.5.2004 gün ve E:2004/1473, K:2004/1077 sayı ile, 167
sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun’un 8. maddesinde yeraltı suyundan yararlanmak maksadıyla açılacak kuyularla
ilgili belge alma zorunluluğuna ilişkin kurala yer verildiği; 18. maddesinin
(c ). bendinde ise, “Bu kanunla ilgili davalara sulh mahkemelerinde bakılır.”
hükmünün yer aldığı; dosyanın incelenmesinden, davacının taşınmazına komşu
parsel için verilen yeraltısuyu arama belgesinden,
dolayısıyla sözkonusu Kanundan kaynaklandığı
anlaşılan uyuşmazlığın görüm ve çözümünde 167 sayılı Kanun’un yukarıda
aktarılan hükmü uyarınca adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. Davacı,
bu kez, komşu parsel maliki adına
verilen Ank- 5561 no’lu
yer altı suyu arama belgesinin iptali ile açılan kuyunun kapatılmasına karar
verilmesi istemiyle, DSİ Genel Müdürlüğü ile komşu parsel maliki G.A.
aleyhine, 17.6.2004 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 7. SULH HUKUK
MAHKEMESİ, 18.6.2004 gün ve E:2004/847; K:2004/833 sayı ile, dava konusu
işlemin idari bir karar olduğu, bu karara dayanılarak verilen belgenin iptali
ve açılan sondaj kuyusunun kapatılmasına ilişkin davanın bir tam yargı davası
niteliğini taşıdığı bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde idari yargının görevli
olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiş; bu karar da temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. İNCELEME VE
GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün Cafer ŞAT’ın Başkanlığında Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü
ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah
ARSLAN’ ın katılımlarıyla yapılan 7.03.2005 günlü
toplantısında; I- İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde
yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için
adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu
ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda
verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.” hükmü uyarınca,
adli ve idari yargı yerleri arasında DSİ Genel Müdürlüğü aleyhine açılan ve
komşu parsele ilişkin Ank - 5561 no’lu yeraltı suyu arama belgesinin iptali ile kuyunun
kapatılması istemli dava yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve adli
yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacının
istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
gönderildiği; idari yargı dosyasının ise Başkanlık yazısı ile getirtilerek
incelemeye alındığı anlaşılmış olup, usule ilişkin başkaca bir noksanlık
görülmeyerek yukarıda belirtilen şekilde doğan görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN
İNCELENMESİ : Raportör- Hakim Murat H. YURDAKÖK’ün
davanın çözümünde idari yargının
görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; -
İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet
BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün davada
idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Görev
uyuşmazlığının konusunu oluşturan dava, komşu parsel malikine verilen yeraltı
suyu arama belgesinin iptali ile açılan kuyunun kapatılmasına karar verilmesi
isteminden ibarettir. 22.11.2001
tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun, kaynak ve yeraltı sularında
mülkiyet ve irtifak hakkını düzenleyen
756. maddesinin üçüncü fıkrasında “Yeraltı suları, kamu yararına ait
sulardandır. Arza malik olmak, onun altındaki yeraltı sularına da malik olmak
sonucunu doğurmaz.” hükmü yer almış; aynı Yasa maddesinin dördüncü fıkrasında
ise “Arazi maliklerinin yeraltı
sularından yararlanma biçimi ve ölçüsüne ilişkin özel kanun hükümleri
saklıdır.” denilmiştir. (Mülga 17.2.1926 tarih ve 743 sayılı Türk Kanunu
Medenisi’nin 679. maddesi de aynı düzenlemeye yer vermiştir.) 16.12.1960
tarih ve 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun’un “Yeraltı sularının mülkiyeti” başlıklı 1.
maddesinde, “Yeraltısuları umumi sular meyanında olup Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bu
suların her türlü araştırılması, kullanılması, korunması ve tescili bu Kanun
hükümlerine tabidir.” denilmiş; 5. maddesinde, “İlan edilmiş yeraltı suyu
işletme sahaları dışında her arazi sahibi; arazisinde yeraltı suyu aramak,
suyu bulduktan sonra, bunun kendi faydalı ihtiyaçlarına yetecek miktarını
kullanmak hakkına maliktir. Ancak
bu işler 8 inci maddenin şümülüne girdiği takdirde
belge alınması mecburidir. Faydalı
ihtiyaç miktarı dördüncü madde hükümlerine göre tayin olunur.” hükümlerine
yer verilmiş; 4. maddesinin son fıkrasında “Faydalı ihtiyaç miktarı, tahsis
edilecek maksada göre ilgili bakanlıkların mütalaası alınmak suretiyle,
Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü tarafından tayin ve tespit edilir.” şeklinde
tanımlanmış ve 8. maddesinde de, maddenin (a) ve (b) fıkralarında belirtilen
kazıların yapılması veya kuyuların açılması için Devlet Su İşleri Umum
Müdürlüğünden belge alınmasının mecburi olduğuna işaret edilmiştir. Anılan
düzenlemelerden, yeraltı sularının, özel mülkiyete konu teşkil etmeyip
Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan genel sulardan olduğu; bu suların
aranması, kullanılması vd. hususlarda, 167 sayılı
Yasa ile görevlendirilen Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün yetkili
kılındığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, yasa ile
idareye verilen görev kapsamında olmak üzere, yeraltısuyu
arama belgesi verme işlemi kamu gücüne dayalı, re’sen
ve tek yanlı olarak tesis edilen idari işlem niteliğini taşıdığından, bu
işlemin iptali istemiyle açılan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 2/1-a maddesinde sayılan “İdari işlemler hakkında yetki, şekil,
sebep , konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından
dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal
davaları” kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli
bulunmaktadır. Kuyunun kapatılması isteminin ise, idari işlem hakkında
verilecek kararın uygulanmasıyla ilgili bulunması nedeniyle idari yargı
yerince değerlendirileceği doğaldır. Hernekadar, idari yargı kararında, 167 sayılı Kanun’un
18/c. maddesinde bu Kanunla ilgili davalara sulh mahkemelerinde bakılacağı
yolunda hüküm bulunduğundan bahisle göreve ilişkin bir düzenlemenin varlığı
kabul edilmiş ise de, “Ceza Hükümleri” başlığını taşıyan 18. maddenin sözkonusu ( c) bendini yürürlükten kaldıran 24.4.2003
tarih ve 4854 sayılı Kanun ile adli yargının idari cezalarla ilgili özel görevinin dava tarihi
itibariyle sona ermiş olması bir yana,
görev uyuşmazlığına konu edilen davanın bir idari cezadan doğmamış olması
karşısında, 18. maddenin bu davada uygulama yeri bulunmadığı kuşkusuzdur. Açıklanan
nedenlerle, İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir. SONUÇ : Davalılardan DSİ Genel Müdürlüğü
aleyhine yeraltı suyu arama belgesinin iptali ve kuyunun kapatılması istemiyle
açılan davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara
5. İdare Mahkemesi’nin 31.5.2004 gün ve E:2004/1473, K:2004/1077 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 07.03.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi. —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2004/135 KARAR NO: 2005/13 KARAR TR :.7.3.2005 (Hukuk Bölümü)
K A R A R
Davacı : C. İ. Davalılar :
1- Milli Savunma Bakanlığı
2- Maliye Bakanlığı O L
A Y : İslahiye Askerlik Şubesi Başkanlığında sivil memur olarak görev
yaparken Samandağ Askerlik Şubesi Başkanlığına atanan ve bu atamadan dolayı
kendisine sürekli görev yolluğu verilmeyen davacı, yolluk ödenmemesi
işleminin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. Davalılardan Mili
Savunma Bakanlığınca, birinci savunma dilekçesinde davada askeri idari
yargının görevli olduğu ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur. ADANA 1. İDARE
MAHKEMESİ; 10.9.2004 gün ve E: 2004/155 sayı ile, 657 sayılı Yasaya tabi
“sivil memur” olan davacının, kamu personelinin statü hukuku çerçevesinde
özel bir yasa olan Harcırah Kanunu uyarınca “parasal haklarına” yönelik
uyuşmazlığın askeri hizmete ilişkin olmadığı sonucuna varıldığından kamu
personelinin askeri hizmetle ilişkisi olmayan parasal haklarına yönelik
uyuşmazlığın genel görevli idari yargı yerlerinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle
görev itirazını reddederek Mahkemelerinin görevliliğine karar vermiştir. Davalılardan Mili
Savunma Bakanlığının olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolundaki dilekçesi
üzerine dava dosyası Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığına
gönderilmiştir. ASKERİ YÜKSEK İDARE
MAHKEMESİ BAŞSAVCISI; Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. ve 21.
maddelerine göre açılacak iptal ve tam yargı davalarına Askeri Yüksek İdare
Mahkeme’sinde bakılabilmesi için dava konusu işlem ya
da eylemin “ askeri kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin
bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesinin gerektiği: MSB. lığına
bağlı askerlik şubesinde sivil memur olarak görev yapan davacı 1602 sayılı
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunun 20’nci maddesi 2’nci fıkrası gereğince
asker kişi sayıldığından, dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği;
Uyuşmazlık Mahkemesinin birçok kararında belirtildiği üzere idari işlemin
görevli yargı yerinin tespiti yönünden “askeri hizmete ilişkin” olup
olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerektiği; eğer
idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre
tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin bulunduğunun kabulü
gerektiği; daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemlerin,
idarece bir asker kişinin askeri yeterlik ve yetenekleri, tutum ve
davranışları, askeri geçmişi, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevleri,
askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural,
gerek ve gelenekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis
edilen işlem olduğu; dava konusu sürekli görev yolluğu ödenmemesi işleminin,
askeri hizmete ilişkin olduğu hususunda şüphe bulunmayan atama işlemine sıkı
sıkıya bağlı bir işlem olup bu yönüyle askeri hizmete ilişkin bulunduğu;
diğer taraftan 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunun 22.
maddesinde Birinci Daire, atama yer değiştirme, nasıp, sicil, kademe
ilerletilmesi, terfi, emeklilik, maluliyet, aylık ve yolluklara ilişkin iptal
ve tam yargı davalarını çözümler” hükmünün yer aldığı; bu hükümden de açıkça
anlaşıldığı üzere kanunkoyucu tarafından, asker
kişiler hakkında aylık ve yolluklara ilişkin olarak tesis edilen işlemlerle
ilgili olarak açılan davalara Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde bakılacağının
kabul edildiği; davacı hakkında tesis edilen sürekli görev yolluğu ödenmemesi
işleminin de 1602 sayılı Kanunun 22’nci maddesinde sayılan davalardan birisi
olduğundan, davacıya sürekli görev yolluğu ödenmemesi işleminin iptali
talebiyle açılan davaya bakmak görevinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne ait
olduğu; bu nedenle Adana 1. İdare Mahkemesinin görevlilik kararının
kaldırılması gerektiği gerekçesiyle askeri idari yargı yararına olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasanın 10. maddesine göre görev
konusunun incelenmesini Uyuşmazlık
Mahkemesinden istemiştir. Başkanlıkça 2247 sayılı
Yasanın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre Danıştay Başsavcısı’nın da
yazılı düşüncesi istenilmiştir. DANIŞTAY BAŞSAVCISI;
Anayasanın 157’inci maddesine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri olmayan
makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri
hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı
denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, 1602 sayılı Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20’nci maddesinde de, söz konusu Anayasa
hükmüne aynen yer verildiği ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan
veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci,
uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların asker
kişi sayıldığı, görevli yargı yerinin belirlenmesi yönünden işlemin askeri
hizmete ilişkin olup olmadığının saptanabilmesi için kuşkusuz işlemin
konusuna bakılması gerektiği, işlemin askeri gereklere, askeri usul ile
yönteme ve askeri hizmete göre tesis olunması halinde askeri hizmete ilişkin
bulunduğunun kabul edildiği, olayda,
davaya konu edilen sürekli görev yolluğu verilmemesi işleminin dayanağı
14.6.2003 günlü ve 25138 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 2003 Mali Yılı
Bütçe Kanununun 51’inci maddesinin (f) bendinde yer olan genel kısıtlayıcı
hükme göre Maliye Bakanlığınca çıkartılan 10 sıra sayılı Harcırah Genel
Tebliği olup, dayanak alındığı, bu Tebliğ uyarınca tesis olunan işlemin ise
askeri hizmetle ilişkili olmadığına kuşku bulunmadığı, bu durumda, sürekli
görev yolluğu ödenmemesi yolundaki işlemin iptali istemiyle açılan davada,
davacı asker kişi kapsamında ise de, işlemin askeri hizmetle ilişkili
olmaması nedeniyle, 1602 sayılı Yasanın uygulama alanında bulunmayan davanın
görüm ve çözümünde genel idari yargının görevli olduğu sonucuna ulaşıldığı,
bu nedenle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığının 2247 sayılı Yasanın
10. maddesine göre yapmış olduğu başvurunun kabulüne hukuksal olanak
bulunmadığı yolunda yazılı düşünce vermiştir. İNCELEME VE
GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün Cafer ŞAT’ın Başkanlığında Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü
ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah
ARSLAN’ın
katılımlarıyla yapılan 07.03.2005 günlü toplantısında; I- İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı idarece anılan Yasa’nın 10.
maddesinde öngörülen yönteme uygun şekilde ve 12. maddede belirlenen süre
içinde başvurulması üzerine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısı
tarafından uyuşmazlık çıkarıldığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör- Hakim Murat H. YURDAKÖK’ün davanın çözümünde
askeri idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısının askeri idari yargı yararına olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve Danıştay Başsavcısının davada genel idari yargının
görevli bulunduğuna ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; İlgili
Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay
Savcısı Nevzat ÖZGÜR ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Savcısı E. Hakan ÖZBEK’in yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, İslahiye Askerlik
Şubesi Başkanlığında sivil memur olarak görev yaparken Samandağ Askerlik
Şubesi Başkanlığına atanan davacıya, bu atamadan dolayı sürekli görev yolluğu
verilmemesi yolunda kurulan işlemin iptali istemiyle açılmıştır. Anayasa’nın 157.
maddesinde,Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca
kurulmuş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin
yönetsel işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan
ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan
uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması koşulunun aranmayacağı
belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı Yasanın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20.
maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bir
davaya bakabilmesi için dava konusu yönetsel işlemin “asker kişiyi
ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte
gerçekleşmesi gerekmektedir. 1602 sayılı Yasanın
değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan ya da hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay,
askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil
memurlar asker kişi sayılmakta; aynı Yasa’nın
“Birinci Dairenin görevleri” başlıklı değişik 22. maddesinde,atanma,
yer değiştirme, nasıp, sicil, kademe ilerletilmesi, terfi, emeklilik,
maluliyet, aylık ve yolluklara ilişkin iptal ve tam yargı davalarının Birinci
Dairece çözümleneceğine işaret edilmektedir. Yönetsel işlemin,
görevli yargı yerinin belirlenmesi yönünden“askeri hizmete ilişkin” olup
olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir.
Eğer yönetsel işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete
göre kurulmuş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul
edilmelidir. Daha açık bir anlatımla, askeri hizmete ilişkin yönetsel
işlemler: yönetimin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin,
tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan
hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin
özellikleri, askeri kural ve gerekler gözönünde
tutularak değerlendirilmesi sonucunda kurulan işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından kurulmuş olsa
bile durum değişmemekte, menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın
Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde görülmesi gerekmektedir. Davacının 1602 sayılı
Yasanın 20. maddesinde sayılan asker kişilerden olduğu ve bu nedenle dava
konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği tartışmasızdır. Dava konusu
işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığına gelince: 926 sayılı Türk Silâhlı
Kuvvetleri Personel Kanunu’nun “Kapsam” başlıklı 1. maddesinin ikinci
fıkrasına göre sivil memurlar kendi özel kanununa tabi bulunmakta olup; görev
uyuşmazlığına konu edilen dava, davacıya 657 sayılı Devlet Memurları
Kanunu’nun 177. maddesinde işaret edilen 6245 sayılı Harcırah Kanunu’nun 10.
maddesinde öngörülen sürekli görev yolluğunun ödenmemesinden doğmuş bulunmaktadır. 657 sayılı Devlet
Memurları Kanunu’nun 177. maddesinin birinci fıkrasında yer alan, “Bu Kanun
hükümlerine tabi Devlet memurlarından bir görevin ifası için sürekli veya
geçici olarak görev yerinden ayrılanların yol giderleri ve gündelikleri,
yolluklar hakkındaki özel kanun hükümlerine göre ödenir.” hükmünde işaret
edilen yollukların, 1602 sayılı Yasa’nın değişik 22. maddesinde Birinci
Dairenin görevleri arasında sayılan konulardan olduğu açıktır. Bu durumda,1602 sayılı
Yasa’ya göre asker kişi sayılan sivil memura sürekli görev yolluğu
ödenmemesinden doğan davada “askeri hizmete ilişkin bulunma” koşulunun da
gerçekleşmiş bulunması karşısında, uyuşmazlığa konu edilen davanın görüm ve
çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi görevli bulunmaktadır. Açıklanan nedenlerle,
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısının başvurusunun kabulü ile İdare
Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerekmektedir. SONUÇ : Davanın çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ
görevli olduğuna, bu nedenle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısının BAŞVURUSUNUN
KABULÜ ile Adana 1. İdare Mahkemesi’nce verilen 10.9.2004 gün ve E: 2004/155
sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 07.03.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi. —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2004/136 KARAR NO: 2005/22 KARAR TR :.4.4.2005 (Hukuk Bölümü)
K A R
A R
Davacı :
Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi Vekili :
Av.N. B. D. Davalı : TCDD İşletmesi Genel
Müdürlüğü Vekili :
Av.Y. B. O L A Y : Kırıkkale- Ankara arasında yer
alan Irmak Kasabası mevkiindeki kontrolsüz hemzemin geçiti
geçmekte olan kasko
sigortalı aracın manevra yapmakta olan lokomotif ile çarpışması sonucunda
meydana gelen maddi hasarlı trafik kazasına ilişkin olarak trafik zabıtasınca
düzenlenen tespit tutanağında, TCDD işlemesi’nin 2/8 ve makinistin de 2/8
oranında kusurlu bulunması üzerine davacı Sigorta Şirketince, sigortalı 06 RJ
588 plakalı aracın sahibine ekspertiz raporu ile tespit edilen 6.900.000.000.-TL.
ödemede bulunulmuştur. Davacı Şirket
vekilince, TCDD İşletmesi ile Makinist K.Ç.’ye hitaben yazılan 27.5.2003
günlü yazılar ile, sigortalıya ödenen kasko hasar
tazminatından kusurları oranında hesaplanan pay başına 1.725.000.000 liranın
ödeme tarihinden itibaren işleyen yasal faiziyle birlikte 2.065.273.972.-TL
olarak Türk Ticaret Kanununun 1301. maddesine göre sigortalıya halef olan
şirketlerine ödenmesi istenilmiş; bu istek davalı TCDD İşletmesince cevap
verilmeyerek; Makinist tarafından ise ödeme yapılmayacağı belirtilerek
reddedilmiştir. Davacı Şirket vekili,
Türk Ticaret Kanunu ve Karayolları Trafik Kanunu hükümlerine dayanarak,
sigortalıya ödenen miktardan kusur oranına isabet eden 3.450.000.000.-TL nin ödeme tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle
birlikte davalı TCDD İşletmesi ile makinistten müştereken ve müteselsilen tahsiline hükmedilmesi istemiyle 17.10.2003
tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. Davalı TCDD İşletmesi,
mahkemenin birinci celsesinde, 233 sayılı KHK’ye tabi
bulunan İşletmeye karşı hizmet kusuru nedeniyle açılan davanın idari yargı
yerinde görülmesinin gerektiği ileri sürülerek, görev itirazında
bulunulmuştur. ANKARA 27. ASLİYE HUKUK
MAHKEMESİ’nce; 7.7.2004 günlü celsesinde E:2003/808
sayı ile, davalı idrenin görev itirazı
reddedilmiştir. Davalı TCDD
İşletmesi vekilince, süresi içinde
verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda
bulunulmuş; ancak Ankara 27. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.10.2004
günlü,E:2003/808 sayılı celsesinde “başka bir mahkeme ile aramızda olumlu
görev uyuşmazlığı oluşmadığı anlaşıldığından davalı vekilinin bu konudaki
isteminin reddine” karar verilmiş; davalı vekilinin 1.11.2004 günlü dilekçesi
üzerine anılan Mahkemenin 9.12.2004 günlü celsesinde 27.10.2004 günlü ara
kararından vazgeçilerek olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemine ilişkin
dilekçe ve ekleri Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir. DANIŞTAY BAŞSAVCISI:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b. maddesinde belirtilen,
idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel
olanlar tarafından açılacak tam yargı davalarının, idari dava türleri
arasında sayıldığı; TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğünün, kamu hizmeti olan taşımacılık
işini, tekel halinde yürüten bir kamu kurumu olduğu; kamu hizmeti yürütmekle
yükümlü kılınan bir kamu kurumunun hizmeti yürütürken kişilere verdiği
zararın tazminine ilişkin davada, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuk
kurallarına uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, kamu yararına uygun
şekilde işletilip işletilmediğinin, sonuçta, hizmet kusuru ve idarenin
sorumluluğunu gerektiren bir husus
olup olmadığının tayin
ve tespitinin idari
yargı yerlerine ait olduğu ; davalı
idarenin yürütmekle görevli olduğu kamu hizmetinin gereği gibi
yapılmamasından dolayı uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini istemine
ilişkin bulunan uyuşmazlığın görüm ve çözümü, idari işlem ve eylemlerden
dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davalarına bakmakla
görevli bulunan idari yargıya ait olduğundan Ankara 27. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılması gerektiği gerekçesiyle,
davalılardan TCDD İşletmesi yönünden idari yargı yararına olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev
konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi’nden istemiştir. Başkanlıkça, 2247
sayılı Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısından yazılı düşüncesi istenilmiştir. YARGITAY CUMHURİYET
BAŞSAVCISI : TCDD İşletmesinin, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel
kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğu, 233 sayılı KHK ve Ana Statü ile, özerk
bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak karlılık ve verimlilik ilkeleri
doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, işletmenin iktisadi faaliyetleri
bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılınmış olmasının, onun kamu hizmeti
yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine engel teşkil oluşturmadığı, Anayasa’nın
125/son madde ve fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan
zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun kurala bağlandığı; 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden
dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılan tam yargı davalarının, idari dava
türleri arasında sayıldığı, buna karşın, dava konusu zararın, karayolunun demiryolu
ile kesiştiği hemzemin geçitte meydana gelen kaza sonucunda oluşması
nedeniyle ortada bir trafik kazası bulunduğu düşüncesinden hareketle, davanın
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 2. maddesinde; Karayolları Trafik
Kanununun kapsamının belirlendiği, 3. maddesinde ise, “Demiryolu geçidi
(hemzemin geçit); Karayolu ile demiryolunun aynı seviyede kesiştiği bariyerli ve bariyersiz
geçitlerdir, Kamu hizmeti taşıtı: Kamu hizmeti için yük veya yolcu taşıması
yapan bütün taşıtlardır; Taşıt: Karayolunda insan, hayvan ve yük taşımaya
yarayan araçlar olduğu” tanımının yapıldığı, trenin bu Yasa kapsamına dahil
edilmediğinin anlaşıldığı, keza, anılan Yasanın 85, 90 ve 106. maddeleri
hükümleri uyarınca, işletenin hukuki sorumluluğu kapsamında maddi tazminatın
biçimi ve kapsamı ile manevi tazminat konularında Borçlar Kanununun haksız
fiillere ilişkin hükümleri uygulanır kuralı uyarınca uyuşmazlığın adli yargı
yerinde çözümlenmesi gerektiği ileri sürülebilir ise de; anılan Yasada gerek
hemzemin geçidin karayolunun uzantısı olduğunu belirten bir tanım ve
düzenlemeye yer verilmediği ve gerekse trenin bu Yasa kapsamına giren bir
motorlu taşıt olarak sayılmamış olması karşısında, bu iddiayı kabule olanak
bulunmadığı, TCDD Ana Statüsüne, Yüksek Planlama Kurulunun 27.04.1992 gün
92/T.29 sayılı kararı ile eklenen Ek 2. maddede, Demiryolunun karayolu, köy
yolu ve benzeri yollar ile yaptığı kesişmelerde demiryolunun ana yol
sayılacağının, trafik düzeninin gerektirdiği hallerde söz konusu yollara ait
geçitler ile görüşe engel teşkil eden tesislerin kaldırılacağının, demiryolu
üzerinde seyreden araçların karayolu, köy yolu ve benzeri yollardaki araçlara
göre geçiş üstünlüğünün bulunduğunun belirtildiği,
hemzemin geçitte karayolu taşıtı ile trenin çarpışması sonucunda doğan zararın,
idarenin hizmet kusuru esasına göre tazmini istemiyle açılan davanın görüm ve
çözümünde idari yargı yeri görevli bulunduğundan, Danıştay Başsavcısının
başvurusunun kabulü gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir. İNCELEME VE
GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün Cafer ŞAT’ın Başkanlığında Üyeler: M.
Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Esen EROL, Turgut ARIBAL ve
Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 4.4.2005
günlü toplantısında; I- İLK İNCELEME : : Başvuru yazısı ve dava dosyası üzerinde
2247 sayılı Yasanın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı
idare vekilinin anılan Yasa’nın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun
olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre
içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcılığınca, 10. maddede
öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Murat H. YURDAKÖK’ün davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile Danıştay Başsavcısının
idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısının davada idari yargının görevli bulunduğuna ilişkin
düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay
Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün yazılı düşünceleri
doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, sigortalı aracın
uğradığı hasarı ödeyen Sigorta Şirketinin, zararın kusur ve sorumluluk
oranına göre idarece giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır. 28.10.1984 tarih ve
18559 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Türkiye Cumhuriyeti Devlet
Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü (TCDD) Ana Statüsünün “Amaç ve Kapsam”
başlıklı 1. maddesi “Bu Ana Statünün amacı; 8.6.1984 tarih ve 233 sayılı Kamu
İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi
olarak sözkonusu Kanun Hükmünde Kararname
çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları
İşletmesi Genel Müdürlüğü adı altında teşkil olunan Kamu İktisadi Kuruluşunun
hukuki bünye, amaç ve faaliyet konuları, organları ve teşkilat yapısı,
müessese, bağlı ortaklık ve iştirakleri ile bunlar arasındaki ilişkileri ve
ilgili diğer hususları
düzenlemektir...” hükmünü taşımakta; “Hukuki Bünye” başlıklı 3. maddesinde,
bu Ana Statü ile teşkil olunan TCDD İşletmesinin, sermayesinin tamamı Devlete
ait, tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle
sınırlı bir “Kamu İktisadi Kuruluşu” olduğuna ve 233 sayılı KHK. ile bu Ana
Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğuna
işaret edilmekte; 4.maddesinde, sayılan Kuruluş amaç ve faaliyet konularının
tamamına yakınının “tekel” kapsamında işler olduğu belirtilmekte; kuruluşu,
yönetimi ve denetimi konularında 233 sayılı KHK. hükümlerine paralel düzenlemelere
yer verilmektedir. Buna göre, TCDD
İşletmesinin, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir
kamu kurumu olduğu tartışmasızdır. 233 sayılı
KHK. ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun
olarak kârlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla,
İşletmenin iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi
kılınmış olması, onun kamu hizmeti yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine
engel teşkil etmemektedir. Dava dilekçesinin incelenmesinden, davacı vekilince olayda
davalı İşletmenin ve personelinin
kusurundan dolayı sorumlu olduğu ileri sürüldüğüne göre, uğranılan zararın
tazmini istemine ilişkin davanın, zararın hizmetin kuruluşu ve işleyişindeki
aksaklıklardan doğduğu ve bu nedenle idarenin hizmet kusuru esasına göre
sorumlu olduğu nedenine dayanılarak açıldığı anlaşılmaktadır. Anayasa’nın
125.maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan
zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanununun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları
ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri
arasında sayılmıştır. Buna göre tekel niteliğinde kamu hizmeti yürüten TCDD
İşletmesinin bu hizmeti yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini
istemiyle açılan dava, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun
olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin
sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirmektedir. Bu
hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden,
2577 sayılı Yasa’nın 2/1-b. maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının
görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevlidir. Buna karşın, dava
konusu zararın, karayolunun demiryolu ile kesiştiği hemzemin geçitte meydana
gelen kaza sonucunda oluştuğu nedeniyle ortada bir trafik olayı bulunduğu
düşüncesinden hareketle, davanın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 85,
90 ve 106. maddeleri hükümleri uyarınca, işletenin hukuki sorumluluğu
kapsamında çözümlenmesi gerekeceği ileri sürülebilir ise de; anılan Yasada
gerek hemzemin geçitin karayolunun uzantısı
olduğunu belirten bir tanım ve düzenlemeye yer verilmemesi ve gerekse tren ya da diğer demiryolu araçlarının bu Yasa kapsamına giren
bir motorlu taşıt olarak sayılmamış olması karşısında, bu iddiayı kabule
olanak bulunmamaktadır. Nitekim, TCDD Ana
Statüsüne, Yüksek Planlama Kurulunun 27.4.1992 tarih ve 92/T. 29 sayılı
kararıyla ilâve edilen Ek 2. maddede, “ Demiryolunun karayolu, köy yolu ve
benzeri yollar ile yaptığı kesişmelerde demiryolu ana yol sayılır. Bu kesişmelerde yapılan
yeni yolun bağlı olduğu kurum veya kuruluş, alt ve üst geçit yapmak ve diğer
emniyet tedbirlerini almakla yükümlüdür. Demiryolu trafik
düzeninin gerektirdiği hallerde sözkonusu yollara
ait geçitler ile görüşe engel teşkil eden tesisler kime ait olursa olsun kaldırtılır. Demiryolu üstünde
seyreden araçların karayolu, köy yolu ve benzeri yollardaki araçlara göre geçiş üstünlüğü vardır.”denilmek suretiyle, demiryolunun
farklı bir hukuki statüye tabi bulunduğu açıklanmaktadır. Öte yandan, 399 sayılı
Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesine (...) Dair KHK.’nin 11/a. maddesine göre, teşebbüs ve bağlı ortaklıkların
her çeşit personeli, görevleri ile ilgili olarak mensup oldukları teşebbüs ve
bağlı ortaklığa verdikleri zarardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi
kılınmış olup, adli yargı yerinde TCDD personeli olan makinist aleyhine de
tazminat davası açıldığı dikkate alındığında; Anayasanın 129. maddesinin 5.
bendinde yer alan “Memurlar ve diğer kamu görevlililerinin yetkilerini
kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve
şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.” kuralı uyarınca,
öncelikle TCDD İşletmesi aleyhine idari yargı yerinde açılması gereken tam
yargı davasının çözümlenmesi gerekeceği açıktır. Diğer yandan, davacı
Sigorta Şirketi 6762 Türk Ticaret Kanununun 1301. maddesinde yer alan “Sigortacı
sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren kimse yerine geçer,
sigorta ettiren kimsenin vaki zarardan dolayı üçüncü şahıslara karşı dava
hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel nispetinde sigortacıya intikal eder.”
hükmü uyarınca zarar görenin kanuni halefi (yasal ardılı) olduğundan,
incelenen uyuşmazlığın konusunu oluşturan dava tipik bir tam yargı davasıdır. Bu nedenle,
uyuşmazlığın, adli yargı yerinde aleyhine açılan tazminat davasını
kaybedenler tarafından, hissesinden fazla ödediği miktardan sorumlu bulunan
idare aleyhine açılan ve bir borçlar hukuku müessesesi olan “rücuen alacak” davası kapsamında olmadığı açıktır. Açıklanan nedenlerle,
sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen Sigorta Şirketi tarafından, hizmet
kusuru esasına dayanılarak ve zararın kusur ve sorumluluk oranına göre
idarece giderilmesi istemiyle açılan tam yargı davasının görüm ve çözümünde
idari yargı yerleri görevli olduğundan, Danıştay Başsavcısının başvurusunun
kabulü ile Ankara 27. Asliye Hukuk Mahkemesinin davalı idarenin görev
itirazının reddine ilişkin kararının kaldırılması gerekmektedir. SONUÇ :Davanın çözümümde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara
27. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 7.7.2004 gün ve E:2003/808 sayılı GÖREVLİLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 4.4.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi. —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2005/12 KARAR NO: 2005/28 KARAR TR :4.4.2005 (Hukuk Bölümü)
K A
R A R Davacı :
Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş. Vekilleri :
Av. B. Ç.-Av. O. D.Davalı Davalı :
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı OLAY : Davacı Şirkete ait
Hürriyet Gazetesi’nin 22.7.2004 günlü sayısında yayınlanan ve Prof. Dr. Osman
Müftüoğlu tarafından kaleme alınan “Kolesterol
düşürücüler yaşlanmayı geciktiriyor” başlıklı köşe yazısı, Reklam Kurulunun
12.8.2003 günlü, 95 sayılı toplantısında incelemeye alınmış ve Şirkete durum
bildirilmiştir. Reklam Kurulunun
11.5.2004 günlü, 104 sayılı kararıyla, söz konusu yazıda bazı ilaçların
örtülü reklamının yapıldığı, bunun 1262 sayılı İspençiyari ve Tıbbi
Müstahzarlar Kanununun 13., bu Yasaya dayanılarak çıkarılan “Beşeri İspençiyari
ve Tıbbi Müstahzarların Tıbbi Tanıtım Yönetmeliği”nin 7 ve 8. maddelerine,
“Ticari Reklam ve İlanlara İlişkin İlkeler ve Uygulama Esaslarına Dair
Yönetmelik”in 5. maddesinin (d) bendine ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması
Hakkında Kanunun 16. maddesine aykırı bulunarak 4077 sayılı Yasanın 17 ve
25/8. maddeler uyarınca idari para cezası ve durdurma cezası uygulanmasına
karar verilmiş, bu karar Bakanlığın 28.5.2004 günlü, 2004/113 sayılı onayı
ile uygun bulunarak 15.6.2004 günlü, 12565 sayılı “Ceza Tebligatı” ile davacı
şirkete, 35.000.000.000.-TL idari para cezası ve durdurma cezası verildiği,
bu cezalara karşı bildirim tarihinden itibaren en geç 7 gün içerisinde
yetkili İdare Mahkemesine dava açılabileceği bildirilmiştir. Davacı Şirket
vekillerince, idari para cezası ve durdurma cezası verilmesine ilişkin
işlemin iptali istemiyle idari yargıda dava açılmıştır. ANKARA 10. İDARE
MAHKEMESİ; 9.7.2004 günlü, E:2004/2376; K:2004/1450 sayı ile , 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanununun 5. maddesinin 1. fıkrasında her yönetsel
işleme karşı ayrı ayrı dava açılacağı, ancak aralarında
maddi veya hukuksal yönden bağlılık ya da neden-
sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı da bir dilekçe ile dava
açılabileceği hükmünün bulunduğu, dosyanın incelenmesinden, davanın, davacı
şirkete yayımladığı reklam nedeniyle 4077 sayılı Yasanın 16. maddesi uyarınca
35.000.000.000.-TL para cezası verilmesine ve reklamın durdurulmasına ilişkin
28.5.2004 günlü, 113 sayılı işlemin iptali istemiyle açıldığının anlaşıldığı,
idari yargıda görülecek olan idari para cezası ile adli yargıda görülmesi
gereken durdurma işlemleri arasında maddi ve hukuksal birlik ve neden-sonuç
ilişkisi bulunmadığından, tek dilekçe ile dava açılmasının olanaklı olmadığı
gerekçesiyle 2577 sayılı Yasanın 15. maddesinin 1/b bendi uyarınca 5. maddeye
uygun bulunmayan dava dilekçesinin, kararın bildiriminden başlayarak 30 gün
içinde 2577 sayılı Yasanın 5. maddesine uygun biçimde ayrı ayrı yargı yerlerinde dava açılmak üzere reddine karar
vermiştir. Davacı şirket
vekillerince, bu karar üzerine durdurma cezası verilmesine ilişkin Reklam Kurulu
kararının iptali istemiyle adli yargıda dava açılmıştır. ANKARA 2. TÜKETİCİ
MAHKEMESİ; 13.9.2004 gün ve E:2004/1565, K:2004/537 sayı ile, davanın idari yayın
durdurma cezası işleminin iptali istemi olduğu, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğünce 4077 sayılı Yasanın 4822
sayılı Yasayla değişik 17 ve 25/8’inci maddeleri uyarınca idari para ve
durdurma cezası verilmesine karar verildiği, Reklam Kurulunun bu kararı
Bakanlık Makamının 28.5.2004 tarih ve 2004/113 sayılı onayları ile uygun
bulunarak davacı şirkete 35.000.000.000.-TL idari para cezası ve durdurma
cezası verildiği, kararın iptali halinde asıl ceza ile birlikte ferilerinin
de ortadan kalkacağından şüphe olmadığı, maddi ve hukuki netice iç içe olup
birinin ortadan kaldırılmasının, diğerinin de ortadan kalkacağı sonucunu
doğuracağı, kaldı ki Bakanlık kararının yapılan reklamın durdurulmasını değil
düzeltilmesini içerdiği, ayrıca “durdurma” düzeltme kararları ayrı ayrı verilse dahi aynı fıkrada hükme bağlandığından ve
birbirine bağlı eylemler olduğundan idare mahkemesinin görevsizlik itirazının
yerinde görülmediği, 4077 sayılı Yasanın 25. maddesine istinaden verilen para
cezalarına aynı Yasanın 26. maddesi gereğince yetkili idare mahkemesinde
itiraz edileceğinin hükme bağlandığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının 113 nolu kararında ceza ile eylemi “durdurma ve/veya
düzeltme” birbirinden ayırmanın mümkün olmadığı, bu
nedenle davanın idari yargının görevine girdiği gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş, anılan karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün
Cafer ŞAT’ın Başkanlığında Üyeler: M. Lütfü
ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap
AKSOYLU, Esen EROL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın
katılımlarıyla yapılan 4.4.2005 günlü toplantısında; I-İLK İNCELEME :
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun 27. maddesinde, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya
görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından
inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri
reddedeceği kuralına yer verilmiştir. 2247 sayılı Yasanın 14.
maddesine göre, olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi
için, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları,
konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda
verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte ve bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi, hukuk alanında ancak davanın taraflarınca
ileri sürülebilmektedir. Dava dosyası üzerinde
2247 sayılı Yasanın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, her ne
kadar İdare Mahkemesince “görevsizlik kararı” verilmemiş ise de, idari para
cezası ile durdurma cezasının iptali istemiyle açılan davada, durdurma cezasına
ilişkin uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevli olduğu belirtildikten
sonra 2577 sayılı Yasanın 5. maddesi uyarınca her iki işleme karşı ayrı yargı
yerlerinde dava açılmak üzere dilekçenin reddi yolunda verilen kararın
durdurma cezası yönünden görevsizlik kararı niteliği taşıdığı, 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde
öngörülen “yargı merciinin kendini görevsiz görmesi” koşulunun, olayda
durdurma cezası yönünden her iki yargı yerinde açılmış olan davalar bakımından
gerçekleştiği gözönüne alınarak, adli ve idari
yargı yerleri arasında 2247 sayılı
Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve
adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacının
istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık
Mahkemesine gönderildiği anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Murat H. YURDAKÖK’ün davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu
yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; - İlgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay
Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün davada idari yargının görevli
olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 4077 sayılı
Yasa’nın 16. maddesine aykırı olarak örtülü reklâm yapıldığı nedeniyle aynı Yasa’nın 25. maddesinin sekizinci
fıkrası uyarınca durdurma cezası verilmesine ilişkin Bakanlıkça onaylanan
Reklam Kurulu kararının iptali isteminden ibarettir Reklam Kurulu, 4077
sayılı Yasa’nın 17. maddesi ile “Ticari reklâm ve ilânlarda uyulması gereken
ilkeleri belirlemek, bu ilkeler çerçevesinde ticari reklam ve ilânları
incelemek ve inceleme sonucuna göre, 16ncı madde hükümlerine aykırı reklam ve
ilânları üç aya kadar tedbiren durdurma ve/veya
durdurma ve/veya aynı yöntemle düzeltme ve/veya para cezası verme
hususlarında görevli …” olarak kurulan; kararları Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca
uygulanan ve faaliyet masrafları Bakanlık bütçesinden karşılanan bir kamu
kuruluşudur. Uyuşmazlığın esasını,
idarenin organları eliyle uygulanan cezalarla ilgili davalara adli ya da idari yargı yerlerinden hangisinin bakacağı hususu
oluşturduğundan, ilgili Yasa’nın getirdiği
düzenlemede öngörülen ihtisas mahkemesinin görev alanının incelenmesi
gerekmektedir. 23.2.1995 tarih ve 4077
sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun “…kamu yararına uygun olarak
tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu,
aydınlatıcı, eğitici, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden
korunmasını sağlayıcı önlemleri almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu
girişimlerini özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında
gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemek…” amacıyla,
bir yandan “satıcılar” ile “tüketiciler” arasında yaygın olarak ortaya çıkan
ve uzmanlık gerektiren uyuşmazlıkları çözmek üzere “Tüketici Mahkemeleri” nin kurulmasını öngörmüş, diğer yandan Anayasanın 172.
maddesi ile “tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler almak ve
tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik etmek” şeklinde
Devlete yüklenen görev kapsamında olmak üzere anılan Yasa’nın 25. maddesinde
sayılan hükümlere aykırı eylemleri saptanan “üretici- imalatçı” veya
“ithalatçı” veya “satıcı- sağlayıcı” veya “kredi veren” veya “reklam veren”
hakkında idarece “idari para cezası”, “tedbiren
durdurma”, “durdurma” ,“düzeltme” cezalarının birlikte veya ayrı ayrı uygulanmasını olanaklı kılmıştır. Bu itibarlar, anılan
yasa ile, bir mal veya hizmeti satım olan tüketicinin sağlık ve güvenliği ile
ekonomik çıkarlarını korumak ve zararlarını tazmin etmek amacıyla tüketici
veya tüketici örgütleri veya bakanlık tarafından, mal veya hizmeti sunanlar
(satıcı vd.) aleyhine açılacak davaların 23.
maddede işaret edilen “Tüketici Mahkemeleri”nde çözümlenmesi öngörülmek
suretiyle, adli yargı düzeni içinde yer alan bu ihtisas mahkemesinin görev
alanı, aralarında “sözleşme serbestisi” esasına dayalı özel hukuk ilişkisi
bulunan taraflar arasındaki davalarla (25. maddenin 7. fıkrasına göre, bakanlık
tarafından, yayın kuruluşundan durdurma isteğine rağmen aykırılığın devamı
halinde, kampanyanın veya kampanyaya ilişkin her türlü reklam ve ilanın
durdurulması talebiyle bu kez Tüketici Mahkemesine başvurması hariç) sınırlı
tutulmuş ve bu mahkemelerde yapılacak yargılamaya ilişkin hükümlere de 24. ve
24/A. maddelerinde yer verilmiştir. Anılan Yasa’nın “Ceza
Hükümleri” başlığını taşıyan değişik 25. maddesinde ise “6 ncı maddenin yedinci fıkrası uyarınca, Bakanlıkça
belirlenen usul ve esaslara aykırılığı tespit edilen her bir sözleşme için
64,250,000.- lira para cezası uygulanır. 4 üncü maddenin yedinci
fıkrasında, 5 inci maddede, 6 ncı maddenin altıncı
fıkrasında, 6/A maddesinde, 6/B, 6/C maddeleri uyarınca Bakanlıkça belirlenen
usul ve esaslarda, 7 nci maddenin beşinci
fıkrasında 9 uncu maddede, 9/A maddesinde, 19 uncu maddede, 10/A maddesinde,
11/A maddesinin ikinci ve dördüncü fıkralarına, 12131415 ve 27 nci maddelerde belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket
edenler hakkında 128,500,000.- lira para cezası uygulanır. 7 inci maddenin
dördüncü ve altıncı fıkralarıyla 8 inci maddede belirtilen yükümlülüklere
aykırı hareket edenler hakkında 321,250,000.- lira para cezası uygulanır. 20 inci maddenin ikinci
fıkrası uyarınca Bakanlıkça tespit ve ilan olunan usul ve esaslara aykırılığa
642,500,000.- lira para cezası uygulanır. Aykırılık ülke düzeyinde yayın
yapan radyo ve televizyonlarca gerçekleştirilmişse cezanın on katı uygulanır. 18 inci maddeye aykırı
hareket eden üretici- imalatçı ve ithalatçı hakkında 1,285,000,000.- lira
para cezası, satıcı-sağlayıcı hakkında ise bu cezanın beşte biri uygulanır. 19 uncu maddenin
birinci fıkrasına aykırı hareket edenler hakkında 2,570,000,000.- lira para
cezası uygulanır. 11 inci maddeye aykırı
hareket edenler hakkında 6,425,000,000.- lira para cezası uygulanır.
Aykırılık ülke düzeyinde yayım yapan süreli yayın ile gerçekleşmişse cezanın
yirmi katı uygulanır. Bakanlık, ayrıca süreli yayın kuruluşundan kampanyanın
ve kampanyaya ilişkin her türlü reklam ve ilanın durdurulmasını ister. Bu
isteğe rağmen aykırılığın devamı halinde,reklam ve ilanın durdurma
zorunluluğunun doğduğu tarihten itibaren her sayı- gün için 128,500,000,000.-
lira para cezası uygulanır. Bakanlık, kampanyanın veya kampanyaya ilişkin her
türlü reklam ve ilanın durdurulması talebi ile Tüketici Mahkemesine başvurur. 16. maddeye hareket
edenler hakkında üç aya kadar tedbiren durdurma
ve/veya durdurma ve/ veya düzeltme ve/ veya 4,497,500,000.- lira para cezası
uygulanır. Reklam Kurulu, ihlalin niteliğine göre bu cezaların birlikte veya
ayrı ayrı verebilir. 16 ncı
maddeye aykırılık, ülke düzeyinde yayın yapan yazılı, sözlü, görsel ve sair
araçlar ile gerçekleşmiş ise, para cezası on katı olarak uygulanır. 7 nci
maddenin yedinci ve sekizinci fıkralarına aykırı hareket edenlere, kampanya
konusu mal veya hizmetin fatura bedeli oranında para cezası uygulanır.
Kampanyayı düzenleyen, tüketici kampanyadan ayrıldığında, para iadesinde
bulunursa bu ceza uygulanmaz. 7 nci
maddenin ikinci fıkrasına aykırı hareket edenlere, 7 nci
madde hükümlerine uygun kampanya düzenlemeleri için bir hafta süre tanınır.
Bu sürenin bitiminde aykırılığın devam ettiğinin tespiti halinde, bu hükme
aykırı hareket edenlerle 24 ve 24/A maddelerinde belirtilen yükümlülüklere
aykırı hareket edenlere 64, 250,000,000.- lira para cezası uygulanır. Yukarıdaki fıkralarda
belirtilen para cezaları, fiilin bir yıl içerisinde tekrarı halinde iki misli
olarak uygulanır. Para cezaları her yıl başında 765 sayılı Türk Ceza
Kanununun ek 2 nci madde hükümleri uyarınca
arttırılır. Bu Kanunda yazılı
fiiller hakkında diğer kanunlarda da para cezası öngörülmüşse ağır olan ceza
uygulanır.” hükümleri yer almış;
değişik 26. maddesinin ilk üç fıkrasında “25. maddenin bir, dört, yedi,
sekiz, dokuz ve onuncu fıkralarındaki cezalar Bakanlık tarafından diğer
fıkralarındaki cezalar o yerin mülki amiri tarafından uygulanır. Bu Kanunda düzenlenen
her türlü para cezası, idari niteliktedir. Bu cezalara karşı tebliğ
tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde yetkili idare mahkemesine
itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini
durdurmaz ve zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en
kısa sürede sonuçlandırılır. İtiraz üzerine idare mahkemesince verilen
kararlar kesindir. 25 inci maddeye göre
verilen para cezaları, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun
hükümlerine göre tahsil olunur.” denilmiştir. İdarenin organları
eliyle idari usullere göre uygulanması ve idare hukukunun bir müeyyidesi
olması nedeniyle, idari işlem niteliğini taşıyan ve bu yönüyle adli
cezalardan ayrılan idari cezaların yargısal denetiminde, kural olarak, idari
yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Ancak, yasakoyucu tarafından, idari cezalara karşı ilgililerin
sadece yapılan tespitin gerçeğe aykırılığı ile maddi ağır yanlışlıklar
bulunduğunu ileri sürerek yapacakları itirazlarda, haklı neden ve kamu yararı
bulunması halinde adli yargı yerinin görevli kılınması olanaklı olup; bu
halde, yetkili mahkemenin adli yargı yeri olduğunun ilgili yasada açıkça belirtilmesi
gerekir. Olayda, 16. maddeye
aykırı hareket ettiği nedeniyle yayın yapan
Şirket hakkında, Reklam Kurulunca 25. maddenin sekizinci fıkrası
uyarınca durdurma (ve ayrıca idari para cezası) cezası verilmiş ve bu ceza Bakanlık tarafından onaylanmıştır. Bu duruma göre Yasa’da bu tür cezalara karşı yapılacak
itirazlara bakmakla adli yargı yerinin görevli olduğu yolunda açık bir hükme
yer verilmemiş bulunması karşısında, idarenin organları eliyle uygulanan ve
idari işlem niteliğini taşıyan durdurma cezasının iptali istemiyle açılan
davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-a. maddesine göre
idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri
ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri
ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında olup görüm ve
çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Açıklanan nedenlerle,
İdare Mahkemesinin görevsizlik niteliğinde görülen kararının kaldırılması
gerekmektedir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Ankara 10. İdare Mahkemesinin, 9.7.2004 gün ve E:2004/2376, K:2004/1450 sayılı KARARININ
GÖREVSİZLİK NİTELİĞİNDE GÖRÜLEN KISMININ KALDIRILMASINA, 4.4.2005 gününde
Üyelerden Serap AKSOYLU’nun KARŞI OYU VE
OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar
verildi. *** KARŞI OY Dava, 4077 sayılı
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 16. maddesi hükümlerine aykırılık
nedeniyle anılan Yasanın 25/8. maddesi uyarınca verilen durdurma cezasının
iptali istemiyle açılmıştır. 4077 sayılı Yasa’nın
23. maddesinin birinci fıkrasında, “Bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak
çıkacak her türlü ihtilaflara tüketici mahkemelerinde bakılır. Tüketici
mahkemelerinin yargı çevresi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca
belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir. Yasa’nın “Ceza
Hükümleri” başlıklı 25. maddesinde ise, Yasa hükümlerine aykırı eylemlere
uygulanacak ceza tür ve miktarları belirlenmiş; 8. bendinin olay tarihinde
yürürlükte olan şeklinde, “16 ncı maddeye aykırı
hareket edenler hakkında üç aya kadar tedbiren
durdurma ve/veya durdurma ve/veya düzeltme ve/veya 4,497,500,000 lira para
cezası uygulanır. Reklam Kurulu, ihlalin niteliğine göre bu cezaları birlikte
veya ayrı ayrı verebilir. 16ncı maddeye aykırılık,
ülke düzeyinde yayın yapan yazılı, sözlü, görsel ve sair araçlar ile
gerçekleşmiş ise, para cezası on katı olarak uygulanır.” kuralı yer almıştır.
Anılan Yasa’nın
“Cezalarda Yetki, İtiraz ve Zamanaşımı” başlıklı 26. maddesinde de; 25’inci
maddenin bir, dört, yedi, sekiz, dokuz ve onuncu fıkralarındaki cezaların
Bakanlık tarafından, diğer fıkralarındaki cezaların ise o yerin mülki amiri
tarafından uygulanacağı, bu Yasada düzenlenen her türlü para cezasının, idari
nitelikte olduğu, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi
gün içerisinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği kurala bağlanmıştır. Yargılama usulünde
görev konusu kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, görevle ilgili düzenlemelerin
açık ve net olması, karışıklığa meydan vermemesi gerekmektedir. Olayda, 4077 sayılı
Yasa’nın 25. maddenin sekizinci fıkrası uyarınca verilmiş olan durdurma
cezasının iptali istenilmektedir. Yukarıda yer alan
hükümlerin birlikte değerlendirilmesinden, 4077 sayılı Yasa’nın 23.
maddesinde bu Yasanın uygulanmasıyla ilgili olarak çıkabilecek her türlü
uyuşmazlıklara Tüketici Mahkemelerinde bakılacağı belirtilerek, Yasa’nın
uygulanması bakımından Tüketici Mahkemelerinin genel görevli kılındığı, 26.
maddeyle İdare Mahkemelerine yalnızca idari para cezaları yönünden özel görev
yüklendiği, dolayısıyla, 4077 sayılı Yasa’nın uygulanması bakımından İdare
Mahkemelerinin idari para cezaları ile sınırlı olarak görevli kılındığı,
bunun dışında kalan tüm uyuşmazlıkların Tüketici Mahkemelerince çözüme
kavuşturulacağı sonucuna ulaşılmaktadır. 4077 sayılı Yasa
uyarınca davacı Şirkete verilen durdurma cezasının iptali istemiyle açılan
davanın aynı Yasa’nın 23. maddesiyle verilen görev kapsamında Tüketici
Mahkemesince çözümlenmesi gerektiği görüşüyle, uyuşmazlığın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki karara katılmıyorum. ÜYE Serap AKSOYLU —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2004/86 KARAR NO: 2005/29 KARAR TR :16.5. 2005 (Hukuk Bölümü)
K A R
A R
Davacı : A. T. Davalı : Arsa Ofisi Genel
Müdürlüğü Vekili : Av.S. Y. K. O L
A Y : 27.6.1996 tarihinde onanlı 1/25000 ölçekli planda
“Ünye Organize Sanayi Bölgesi “ olarak ayrılan Ordu İli, Ünye İlçesi, Yüceler
ve Çöreğikızılcakese köyleri sınırları içinde
bulunan saha, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının isteği ve Maliye Bakanlığının
uygun bulması üzerine Arsa Ofisi’nce kamulaştırma kapsamına alınmış; 594.333
m² yüzölçümlü 61 adet taşınmaz için Kıymet Takdir Komisyonunca 17.7.1997
tarihi itibariyle 442,200,000,000.- lira kamulaştırma bedeli takdir edilmiş;
bu bedelin avans karşılığı olarak istendiği Ünye Organize Sanayi Bölgesi
Müteşebbis Teşekkülünce 95,225,000,000.-TL. ödenerek 162.347,57 m² yüzölçümlü
14 adet taşınmazın kamulaştırılmasının istenilmesi üzerine, sözkonusu 14 adet taşınmaz, Ofis tarafından bedeli peşin
ödenmek suretiyle kamulaştırılmış; ancak, taşınmaz maliklerince Ofis aleyhine
kamulaştırma bedelinin arttırılması için açılan davalarda 2.10.1998 tarihi
itibariyle talep edilen bedel farkı tutarı 779,195,554,514.- liranın, faiz ve
masraflarıyla birlikte, Bölgeye kredi desteği sağlanamadığından mevcut
imkânlarla karşılanamayacağını bildiren Müteşebbüs
Heyetinin kamulaştırmadan vazgeçilmesini istemesi üzerine, Arsa Ofisince
uygun görüş belirtilerek 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 21. maddesine
göre kamulaştırmadan vazgeçilmesi yolunda yapılan teklif, Bakanlık (Devlet)
Makamınca olura bağlanmıştır. Samsun
Barosuna kayıtlı olarak serbest avukatlık yapan davacı, 1.10.1998-18.11.1998
tarihleri arasında düzenlenen 15 adet sözleşme ile belirlenen avukatlık
ücretlerinin tamamı mahkemece karar verildiğinde ödenmek koşuluyla,
maliklerinden vekâletini aldığı 14 adet taşınmazın kamulaştırma bedellerinin
artırılması istemiyle açtığı davalarda Ünye Asliye Hukuk Mahkemesi’nce hükmedilen
fark bedellerin faiz ve masraflarıyla birlikte tahsili için icra takibi başlatmış;
ancak, Arsa Ofisince kamulaştırmadan vazgeçildiğine ilişkin Bakanlık
oluru ibraz edilmek suretiyle temyiz edilen kararların “… vazgeçme konusunda
yerel mahkemece karar verilmek üzere…” bozulmasına dair Yargıtay kararlarına
Mahkemece uyularak “karar verilmesine
yer olmadığı” yolunda karar verilmesi nedeniyle, sözkonusu
kararlarda Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hükmedilen vekâlet ücretini
almakla birlikte, avukatlık ücret sözleşmesinde belirlenen ücretlerin
ödenmesini de müvekkillerinden istemiş ise de, işin bu duruma gelmesinde
kusurlarının olmadığından bahisle kamulaştırma nedeniyle topraklarını
işleyemediklerinden ödeme güçlerinin bulunmadığını ve taahhütlerini yerine
getiremeyeceklerini bildirmişlerdir. Davacı,
kamulaştırmadan vazgeçme işleminin geri alınması veya yeni bir işlem
yapılması istemiyle müvekkilleri adına 13 dilekçe ile yaptığı başvuruların
Arsa Ofisince 23.8.2000 günlü yazı ile reddedilmesi nedeniyle uğradığını
ileri sürdüğü 90,000,000,000.- TL. maddi ve 3,000,000,000.-TL. manevi olmak
üzere toplam 93,000,000,000.-TL. zararın davalı idareden tahsiline karar
verilmesi istemiyle, 3.10.2000 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır. ORDU
İDARE MAHKEMESİ; 24.10.2000 gün ve E:2000/524, K:2000/566 sayı ile, 2942
sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 21. maddesinde, idarelerin kamulaştırmanın her
safhasında kamulaştırma kararı veren ve onaylayan yetkili merciin kararı ile
kamulaştırmadan tek taraflı olarak kısmen veya tamamen vazgeçebileceği
hükmünün yer aldığı,24. maddenin ikinci fıkrasında ise, 24. madde ile 21,22
ve 23. maddelerinin uygulanmasından doğacak anlaşmazlıkların adli yargıda
çözümleneceğine işaret edildiği, kamulaştırmadan vazgeçme işleminin ve bu
bağlamda davacının vazgeçme işleminin geri alınması isteminin reddi yolunda
tesis edilen işlemin yargısal denetimi 2942 sayılı Yasa’nın anılan 24.
maddesi uyarınca adli yargı yerlerinde yapılacağından bu işlemler nedeniyle
oluştuğu ileri sürülen maddi ve manevi zararların ödenmesi istemiyle açılan
davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerlerinin görevli olduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, DANIŞTAY ALTINCI DAİRESİ’nin
20.3.2002 gün ve E:2001/370, K:2002/1762 sayılı kararıyla onanmak suretiyle
kesinleşmiştir. Davacı,
bu kez, davalı idarenin kamulaştırmadan vazgeçme hakkını kötüye kullanması
suretiyle ikinci vazgeçme işlemi sonucu sebebiyet verdiği 90.000.000.000.-TL.
maddi zararının 12.7.2000 tarihinden itibaren faiziyle birlikte davalı
idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle, 27.12.2002 gününde adli yargı
yerinde dava açmıştır. ANKARA
6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 8.1.2003 gün ve E:2003/13, K:2003/753 sayı ile,
Kamulaştırma Kanununa göre, kamulaştırmayı yapan idare Kıymet Takdir
Komisyonunun belirlediği kamulaştırma bedelini malikler adına bankada bloke
ettikten sonra kamulaştırma evraklarını noter aracılığıyla ilgililere tebliğ
edeceği, tebliğden itibaren taşınmazı kamulaştırılan kişinin 1 aylık hak
düşürücü sürede bedeli az bulması halinde bedel artırma davası açacağı,
tebliğ ya da haricen öğrenme tarihinden itibaren
hak düşürücü sürede bedeli az bulması halinde bedel artırma davası açılmaz
ise kararın kesinleşeceği, olayda hak düşürücü süre içerisinde bedel artırma
davalarının açıldığı, Kamulaştırma Kanununa göre gerçek bedellerin bilirkişi
aracılığıyla tespit edilerek kararın verildiği ve kesinleştiği; bu safhadan
sonra ilamların takibe konulduğu, bundan sonra artık çıkacak uyuşmazlıkların
çözümünde Kamulaştırma Kanununun uygulanmasından söz edilemeyeceği, davacı
tarafından isteğinin bedel artırma davalarında hükmedilen vekalet ücretine
ilişkin olmadığını fakat zararının davalı idarenin kamulaştırma işleminden
vazgeçmesi nedeniyle meydana geldiğini belirttiği, davacının zararı ile
davalı idarenin kamulaştırma işleminden vazgeçmesi arasında illiyet bağı
bulunup bulunmadığını İdari Yargının değerlendireceği, İdari Yargılama Usulü
Kanununa göre idarenin işlem ve eylemlerinden zarara uğrayan kişilerin
zararını İdari Yargıya açacakları tam yargı davası ile talep edebilecekleri
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ’nin 22.4.2004 gün ve E:2004/3770, K:2004/5368
sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir. İNCELEME VE
GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Tülay TUĞCU ’nun Başkanlığında, Üyeler:
M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah
ARSLAN ve H. Hasan MUTLU’nun katılımlarıyla yapılan
16.5.2005 günlü toplantısında, I- İLK İNCELEME :Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre,
adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede
belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine sona görevsizlik
kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ
:Raportör-Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı
Mustafa EKİNCİ’nin davada adli yargının; Danıştay
Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün ise idari yargının görevli
olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava,
bedel artırma davalarının vekili olan davacının, Arsa Ofisince
kamulaştırmadan vazgeçilmesi nedeniyle uğradığı maddi zararın davalı idarece
giderilmesi isteminden ibarettir. Ortada,
kamulaştırmadan vazgeçilmesi nedeniyle 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun
21. ve 24. maddelerine göre taşınmazların malikleri adına vekil sıfatıyla
açılmış bir dava olmadığı gibi, uyuşmazlığa konu edilen davada taşınmaz
maliklerinin uğradığı iddia edilen zararlardan dolayı kanuni halefiyet de sözkonusu
değildir. Arsa
Ofisi Genel Müdürlüğü, 29.4.1969 tarih ve 1164 sayılı Arsa Ofisi Kanunu ile,
arsaların aşırı fiyat artışlarını önlemek amacıyla tanzim alış ve satış
yapmak; konut, sanayi, eğitim, sağlık ve turizm yatırımları ve kamu tesisleri
için arazi ve arsa sağlamak üzere Maliye Bakanlığına (28.5.1999 tarih ve
Mükerrer 23708 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kararname ile Başbakanlığa)
bağlı, kamu tüzel kişiliğini haiz ve döner sermayeli bir kuruluş olarak kurulmuştur. Anayasa’nın
125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan
zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu’nun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları
ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri
arasında sayılmıştır. Buna
göre, çeşitli sektörlerin ihtiyaç duyduğu arsaların üretilmesi yolunda Yasa
ile kurulan kamu hizmetini yürütmekle görevli bulunan Arsa Ofisince, bu
hizmeti yürüttüğü sırada kamu gücüne dayalı, resen ve tek yanlı olarak tesis
edilen idari nitelikteki işlemleri nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararların
giderilmesi istemiyle Ofis aleyhine açılan davada, olayda kamu hizmetinin
yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, zararın
doğumunda hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup
bulunmadığının İdare hukuku ilkelerine göre saptanması gerekeceğinden, 2577
sayılı Yasa’nın 2/1-b. maddesinde sayılan tam yargı davası kapsamında bulunan
davanın görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Açıklanan
nedenlerle, İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir. SONUÇ :Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Ordu İdare Mahkemesi’nin 24.10.2000 gün ve E:2000/524,
K:2000/566 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 16.5.2005 gününde OYBİRLİĞİ
İLE KESİN OLARAK karar verildi. —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2004/92 KARAR NO: 2005/31 KARAR TR :16.5.2005 (Hukuk Bölümü)
K A R A R
Davacı :O. T. Vekili :Av. M. S. Davalı :Türkiye Odalar
ve Borsalar Birliği (TOBB) Vekili : Av. L. K. OLAY :Davalı Birlik’te 1986 yılında uzman kadrosunda sözleşmeli
personel olarak göreve başlayan davacı, 506 sayılı Yasa’nın geçici 20.
maddesine göre kurulmuş bulunan Birlik Personeli Sigorta ve Emeklilik Sandığından
1988 yılında ayrılarak Sosyal Sigortalar Kurumu ile ilişkilendirildikten
sonra da 1992 yılına kadar uzman kadrosundaki çalışmasını sürdürmüş; Basın ve
Yayın Şube Müdürü olarak düzenlenen 1992 yılı sözleşmelerinden sonra SSK.’dan
emekliliğe hak kazandığı 2002 yılına değin sözleşme imzalanmaksızın görev
yapmış olup, 31.10.2002 tarihinde emekliye ayrılması üzerine Birlik Personel
Yönetmeliğinin 32. maddesi uyarınca davacıya ayrılma tazminatı ödenmiştir. Davacı vekili,
müvekkilinin 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlar ile Çalıştıranlar Arasındaki
Münasebetlerin Tanzimi Hakkındaki Kanun hükümlerine tabi gazeteci olarak
istihdam edildiğini öne sürerek, fazlaya ilişkin dava ve talep hakkı saklı
kalmak kaydıyla, kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti ile
bu ücretin zamanında ödenmemesi nedeniyle 5953 sayılı Yasa’nın Ek 1.
maddesine göre hesaplanacak günlük %5 fazlasından doğan alacaklarının herbiri için 20.000.000.- TL. olmak üzere toplam
80.000.000.liranın hakediş tarihinden itibaren
yasal faizleriyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi istemiyle, 16.12.2002
gününde adli yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 9. İŞ MAHKEMESİ;
24.6.2003 gün ve E:2002/1311, K:2003/1072 sayı ile, davalı Kurumun 5590 sayılı
Yasaya göre kurulmuş bir kamu kuruluşu olduğu, anılan Yasa’nın 86. maddesinde
oda mensuplarının özlük işlerinin tüzükle halledileceği öngörülmüş olup, bu
Yasa uyarınca çıkarılan 3/13070 sayılı Tüzüğün 91 ve devam maddelerine göre
oda personelinin atama tasarrufu ile işe başladığı ve statü hukukuna tabi
olduğu, bu suretle yürürlükte bulunan mevzuat muvacehesinde davacının işçi
statüsünde bulunmadığı ve işçi sayılamayacağı sonucuna varıldığından davada
İdare Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu
karar, YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ’nin 10.9.2003 gün
ve E:2003/15290, K:2003/14158 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez,
5953 sayılı Yasa’dan doğan alacakların ödenmesi yolunda çekilen ihtarname
üzerine davalı Birliğin ödememeye ilişkin 3.12.2002 günlü olumsuz işleminin
iptali ile, kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti ile bunun
%5 fazlasının hak ediş tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine
hükmedilmesi istemiyle, 3.11.2003 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 5. İDARE
MAHKEMESİ; 27.4.2004 gün ve E:2003/1741, K:2004/769 sayı ile, 5953 sayılı Yasa’nın
ek 4. maddesinde “Basın mesleğinde çalışanlarla çalıştıranlar arasında 5953
sayılı Kanun ile bunun ek ve tadillerine dayanan her türlü hak iddialarından
doğan hukuk uyuşmazlıkları 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu hükümlerine
tevfikan bu mahkemeler tarafından rüyet edilir.” hükmüne yer verildiği,
olayda her ne kadar TOBB personelinin kamu personeli olduğu ve uyuşmazlığın
idari yargıda çözümlenmesi gerektiği ileri sürülmüşse de davacının
sözleşmesinin 5953 sayılı Kanuna göre yapılmış olması karşısında uyuşmazlığın
görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun
Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z.
Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve H. Hasan MUTLU’nun
katılımlarıyla yapılan 16.5.2005 günlü toplantısında, I-İLK İNCELEME: Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre
adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu dava dosyalarının 15. maddede
belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine sona görevsizlik
kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ:
Raportör-Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı
Mustafa EKİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, TOBB personeli
iken emekliye ayrılması nedeniyle ayrılma tazminatı ödenen davacının gazeteci olarak istihdam
edildiğini ileri sürerek 5953 sayılı Yasa’da öngörülen parasal hakların da
kendisine ayrıca ödenmesine hükmedilmesi isteminden ibarettir. Türkiye Ticaret,
Sanayi,Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret
Borsaları Birliği (TOBB); Mülga 8.3.1950 tarih ve 5590 sayılı Kanun’la
kurulmuş, tüzelkişiliğe sahip ve Anayasa’nın 135. maddesinde belirtilen kamu
kurumu niteliğindeki mesleki üst kuruluş olup, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının
denetimine tabi bulunmaktadır. Nitekim, 5590 sayılı
Yasa’yı yürürlükten kaldıran 18.5.2004 tarih ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve
Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu’nun 54. maddesinin birinci
fıkrasında, “Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, odalar ve borsalar
arasındaki birlik ve dayanışmayı temin etmek, mesleğin genel menfaatlere
uygun olarak gelişmesini sağlamak, oda ve borsa mensuplarının meslekî
faaliyetlerini kolaylaştırmak, bunların birbirleriyle ve halk ile olan
ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere, meslek disiplinini ve
ahlâkını korumak, ülkenin kalkınması, ekonominin gelişmesi için gerekli
çalışmaları yapmak ve bu Kanunda belirtilen hizmetleri yerine getirmek
amacıyla kurulan, tüzel kişiliğe sahip kamu kurumu niteliğinde meslek üst
kuruluşudur.” denilmiştir. Olay tarihinde
yürürlükte bulunan, 5590 sayılı Yasa’nın, “Personelin özlük hakları ve ayrılma
tazminatı” başlıklı 86. maddesi “(24.12.1981 tarih ve 2567 sayılı Kanun ile
değişik) Oda, borsa ve Birlik memur, sözleşmeli ve geçici personeli ve
hizmetlilerini çalıştırma, atama, terfi, nakil, işten çıkarma ve cezalandırma
işlemleri, aylık ücret ve ödenekleri, emeklilik işlemlerinin şekli, işten
ayrılma halleri ve bu hallerde verilmesi gereken ayrılma tazminatı, çalışanlara
yapılacak yakacak, aile ve doğum, ölüm ve Devlet Memurları Kanununda yer alan
bu gibi diğer sosyal yardımların miktar ve şekilleri Birlikçe hazırlanacak ve
Bakanlar Kurulunca onaylanacak yönetmelikte gösterilir.” hükmüne yer vermiş
olup, bu hüküm uyarınca Birlik tarafından hazırlanan ve 18.5.1983 tarih ve
83/ 6620 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanarak yürürlüğe konulan
Personel Yönetmeliği’nin 3. maddesinde, odalar, borsalar ve Birlik
hizmetlerinin memurlar, sözleşmeli ve geçici personel ile hizmetliler eliyle
yürütüleceğine işaret edilmiş ve sözleşmeli personel: asli ve sürekli
görevlerde kadrolu memur ve hizmetli personel dışında sözleşme ile istihdam
edilen personel olarak tanımlanmış; 1990/377 sayılı BKK. ile değişik 32.
maddesinde, Birlik’te çalışan her statüdeki
personele, emeklilik, yaşlılık, malullük aylığına hak kazanmaları suretiyle
görevden ayrılmaları halinde, Birlik’te geçen her
tam hizmet yılı için almakta olduğu son aylık veya sözleşme ücretlerinin brüt
tutarı üzerinden ay ve gün kesirleri de değerlendirilmek suretiyle hesap
edilerek ödeneceği öngörülmüştür. Olayda, davalı Birlik’te çalışmakta iken emekliye ayrılan davacıya
anılan Yönetmelik uyarınca ayrılma tazminatı ödenmiş ise de, davacı
vekilince, TOBB Yönetim Kurulu Başkanının “işveren” müvekkilinin ise
”gazeteci” sıfatıyla en son 1.7.1992-31.12.1992 tarihleri arasına ilişkin
olarak akdettikleri sözleşmenin 1. maddesinde ”Taraflar, basın mesleğinde
çalışanlarla çalıştıranlar arasındaki münasebetlerin tanzimi hakkında 5593
sayılı Kanun hükümlerine uyarlar.” hükmüne dayanılarak, müvekkilinin 5953
sayılı Yasa’dan doğan tazminat ve ücretlere ilişkin haklarının ödenmesi istemiyle,
görev uyuşmazlığına konu edilen davanın açıldığı anlaşılmaktadır. 13.6.1952 tarih ve 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla
Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun’un “Kanunun şümulü:”
başlıklı 1. maddesinde “Bu Kanun hükümleri Türkiye’de yayınlanan gazete ve
mevkutelerle haber ve fotoğraf ajanslarında her türlü fikir ve sanat
işlerinde çalışan ve İş Kanunundaki “işçi” tarifi şümulü haricinde kalan
kimselerle bunların işverenleri hakkında uygulanır. Bu Kanunun şümulüne
giren fikir ve sanat işlerinde ücret karşılığı çalışanlara gazeteci denir.”
denilmiş; aynı Yasa’ya 1961 tarih ve 212 sayılı Yasa ile eklenen Ek 4.
maddenin birinci fıkrasında “Basın meslekinde çalışanlarla çalıştıranlar
arasında 5953 sayılı Kanun ile bunun
ek ve tadillerine dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıkları,
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu hükümlerine tevfikan bu mahkemeler
tarafından rüyet edilir.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, davacının
gazeteci olarak istihdam olunduğu nedeniyle 5953 sayılı Yasa’ya dayanan hak
iddialarından doğan davanın görüm ve çözümü, anılan Yasa’nın Ek 4. maddesi
uyarınca İş Mahkemelerinin görevine girmektedir. Açıklanan
nedenlerle, İş Mahkemesince verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir. SONUÇ: Davanın
çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 9. İş
Mahkemesi’nin 24.6.2003 gün ve E:2002/1311, K:2003/1072 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 16.5.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi. —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2005/16 KARAR NO: 2005/36 KARAR TR : 16.5.2005 (Hukuk Bölümü)
K A
R A R Davacı :
Yurt İnş. San. Tic. Ltd.Şti. Vekili :
Av.H. S. Davalı :
İZFAŞ, İzmir Fuarcılık Hiz. Kültür ve Sanat İşleri
A.Ş. Vekili :
Av.M. H.E. OLAY : İZFAŞ tarafından keşide edilen,
İzmir 2. Noterliğinin 24.8.2004 tarih ve18138 yevmiye numaralı “Fesih
İhbarnamesi” ile, 11.11.2003 gününde taraflar arasında sözleşmeye bağlanmış
olan “İZFAŞ Uluslararası İhtisas Fuarı İnşaatı Yapım İşi” hakkında 15.7.2004
tarihinde saptanan %6,17 oranındaki imalat noksanı işlerin tamamlanması
için tanınan yasal sürenin bitiminde
yüklenici Firmanın eksik işleri tamamladığını bildirerek geçici kabulün
yapılması talebi üzerine görevlendirilen teknik personelce yapılan inceleme
sonucunda düzenlenen ve işin mevcut durumunu gösteren tutanağa göre,
yüklenici Firmanın taahhüdünü ihale dökümanı ve
sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirmediği ve işi süresinde
bitiremediği nedeniyle sözleşmenin feshedildiği, Şirkete ait bütün hak ve
alacakların saklı tutulduğu, muhatap Yurt İnş. San.Tic.Ltd. Şti’ne tebliğ
edilmiştir. Davacı Şirket
vekilince, sözüedilen inşaat yapım sözleşmesinin
feshi yolundaki ve teminatların irat kaydına ilişkin davalı idare işleminin
iptali istemiyle, 2.9.2004 gününde idari yargı yerinde dava açılmıştır. Davalı İZFAŞ vekilince,
birinci savunma dilekçesinde, kuruluşun TTK hükümlerine tabi olarak kurulmuş
bir özel hukuk tüzel kişisi olduğu ve dava konusu sözleşmenin de idari
sözleşme olmayıp özel hukuk sözleşmesi niteliğini taşıdığı, bu nedenle davanın adli yargıda görülmesinin
gerektiği öne sürülerek, görev itirazında bulunulmuştur. İZMİR 3. İDARE
MAHKEMESİ; 10.11.2004 gün ve E:2004/1212 sayı ile, her ne kadar anonim şirket
olarak yapılandırılmış ise de İZFAŞ kamu kurumu niteliğini taşıması
nedeniyle davacı ile yaptığı sözleşmenin
özel hukuk alanını ilgilendiren sözleşme olduğundan sözedilemeyeceği
gerekçesiyle, davalı idarenin görev itirazını reddederek görevlilik kararı
vermiştir. Davalı İZFAŞ vekilinin
olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması isteğini içeren dilekçesi ile dava
dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. YARGITAY CUMHURİYET
BAŞSAVCISI; Uyuşmazlığın çözümü için davalı İZFAŞ Genel Müdürlüğü ile dava
konusu işlemin hukuki niteliğinin önem kazandığı; davalı kurumun, İzmir
Büyükşehir Belediyesine bağlı kültür ve sanat faaliyetlerini yürüten anonim
şirket statüsünde bir kamu kurumu olduğu; Kamu kurumlarınca görev alanlarına
giren işlerde ihale yapıldığı; ihale işlemlerini iki aşamada değerlendirmek
gerektiği; ilk aşamada idarelerin ihale işlemi sonuçlanıp kesinleşinceye
kadar yaptıkları işlemler olup bu işlemler tek taraflı yapılan tasarruf
olması nedeniyle idari işlemler olarak kabul edildiği; ikinci aşamada ise,
ihale gerçekleşip kesinleştikten sonra idare ve ihaleyi alan kişilere
karşılıklı yükümlülükler yükleyen sözleşme ve eki şartname bulunduğu; ihale
sonrasında taraflar arasında imzalanan sözleşme ve eki şartnamelerin tamamen
özel hukuk hükümlerine tabi olduklarında kuşku bulunmadığı; uyuşmazlığın ise,
ihale işleminin kesinleşmesinden sonra yapılan ve sözleşme hükümlerinin
uygulanmasından kaynaklandığı; söz konusu ihalenin 4734 sayılı Devlet İhale
Kanun’una göre yapıldığı ve ihale onaylanarak kesinleştikten sonra artık
tarafların karşılıklı olarak yükümlülük altına girdikleri; dava konusu işlemin,
davacının şartnamede belirtilen yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu tesis
edildiği; ihalenin kesinleşmesinden sonra gerçekleşmesi ve sözleşme
hükümlerinin uygulanmasından kaynaklanması nedeniyle uyuşmazlığın özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde
çözümlenmesi ve bu nedenle İdare Mahkemesinin görevlilik kararının
kaldırılmasının gerektiği gerekçesiyle adli yargı yararına olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev
konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinden istemiştir. Başkanlıkça, 2247
sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Danıştay Başsavcısından yazılı düşüncesi istenilmiştir. DANIŞTAY BAŞSAVCISI;
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kararlarında da vurgulandığı üzere idari
sözleşmelerin, idarelerin tek yanlı kamusal yetkiye dayanarak kamu hizmetinin
gereklerinin yerine getirilmesi için kamu yararı amacı ile bağıtlanan idareye
üstün hak ve yetkiler veren, gerektiğinde tek yanlı değişiklik ve fesih
yetkisini de idareye tanıyan sözleşmeler olduğu; kamu idarelerinin özel hukuk
alanında akdettiği sözleşmelerin ise idari sözleşme niteliği taşımayıp,
bunların özel hukuk kurallarına göre düzenlendiği; öte yandan, idarelerce mal
veya hizmet alımı için ihaleye çıkılması safhasında ihalenin sonuçlanıp
kesinleşmesine kadar geçen aşamada tesis edilen işlemler idari nitelikte
kabul edilmekte ve bu aşamada ortaya çıkan anlaşmazlıkların çözümünün idari
yargı yerlerine ait bulunduğu; ihalenin kesinleşmesi ve sözleşmenin
bağıtlanmasından sonraki aşamada idare ile yüklenici arasındaki sözleşmenin
uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların görüm ve çözümünün ise özel hukuk
hükümlerine göre adli yargı yerlerine ait bulunduğu; olayda, davalı Genel
Müdürlükçe ihale olunan İzmir Uluslararası İhtisas Fuarı Yapım İşinin davacı
şirketçe yüklenilmesi üzerine taraflar arasında karşılıklı serbest irade ile
imzalanan yapım işi sözleşmesinin, uygun sürede eksikliklerin giderilmediği
gerekçesiyle feshine karar verildiğinin anlaşıldığı; bu durumda, davacı
şirket ile davalı Kurum arasında sözleşme bağıtlandıktan sonra, sözleşme ve
ekinde belirtilen koşullara uyulmadığı ileri sürülerek, sözleşme hükümlerinin
uygulanması suretiyle sözleşmenin feshine ilişkin işleme karşı açılan davanın
görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu; bu nedenle Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan başvurunun kabulü ile İdare Mahkemesince
verilen görevlilik kararının kaldırılması gerektiği yolunda yazılı düşünce
vermiştir. İNCELEME VE
GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Tülay TUĞCU ’nun Başkanlığında, Üyeler:
M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah
ARSLAN ve H. Hasan MUTLU’nun katılımlarıyla yapılan
16.5.2005 günlü toplantısında, I- İLK İNCELEME :Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre,
davalı idarece anılan Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun şekilde
ve 12. maddede belirlenen süre içinde başvurulması üzerine Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı tarafından uyuşmazlık çıkarıldığı anlaşıldığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ
:Raportör-Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısının adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve
Danıştay Başsavcısının davada adli yargının görevli bulunduğuna ilişkin
düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı
Mustafa EKİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün yazılı düşünceler doğrultusundaki
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava,4734 sayılı
Yasa’ya göre ihale edilerek sözleşmeye bağlanan işin yüklenici tarafından
sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirilmediği ve süresinde
bitirilmediği nedeniyle sözleşmenin feshinin iptali ve irat kaydedilen teminatların
iadesi isteminden ibarettir. 4.1.2002 tarih ve 4734
sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 1. maddesinde, bu Kanun ile, kamu hukukuna tabi
olan veya kamunun denetimi altında bulunan veyahut kamu kaynağı kullanan kamu
kurum ve kuruluşlarının yapacakları ihalelerde uygulanacak esas ve usullerin belirlenmesinin amaçlandığı ifade
edilmiş; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde de,
“a) Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, özel
idareler ve belediyeler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar,
birlikler, tüzel kişiler, b) Kamu iktisadi kuruluşları ile iktisadi devlet
teşekküllerinden oluşan kamu iktisadi teşebbüsleri, c) Sosyal güvenlik
kuruluşları, fonlar, özel kanunlarla kurulmuş ve kendilerine kamu görevi
verilmiş tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar (mesleki kuruluşlar ve vakıf yüksek
öğretim kurumları hariç) ile bağımsız bütçeli
kuruluşlar, d) (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilenlerin doğrudan
veya dolaylı olarak birlikte ya da ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlasına sahip bulundukları
her çeşit kuruluş, müessese, birlik, işletme ve şirketler.” olarak sayılan
idarelerin kullanımında bulunan her türlü kaynaktan karşılanan mal veya
hizmet alımları ile yapım işlerinin ihalelerinin ve (d) bendinde belirtilen
4603 sayılı Kanun kapsamındaki
bankaların yapım ihalelerinin, bu Kanun hükümlerine göre yürütüleceği hükme
bağlanmıştır. İzmir Fuarcılık
Hizmetleri Kültür ve Sanat İşleri Ticaret A.Ş. “İZFAŞ” ın,
çoğunluk hisselerinin İzmir Büyükşehir Belediyesine ait olması ve kamu
kaynağı kullanması nedeniyle anılan 4734 sayılı Yasa hükümlerine tabi
kuruluşlardan olduğunda kuşkuya yer yoktur. 5.1.2002 tarih ve 4735
sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nun 2. maddesinde, bu Kanun’un, Kamu
İhale Kanunu’na tabi kurum ve kuruluşlar tarafından söz konusu Kanun
hükümlerine göre yapılan ihaleler sonucunda düzenlenen sözleşmeleri
kapsadığına işaret edilmiş; 4. maddesinin üçüncü fıkrasında, bu Kanun
kapsamında yapılan sözleşmelerin taraflarının, sözleşme hükümlerinin
uygulanmasında eşit hak ve yükümlülüklere sahip oldukları; ihale dökümanı ve sözleşme hükümlerinde bu prensibe aykırı
maddelere yer verilemeyeceği ve Kanunun yorum ve uygulanmasında da bu prensibin
göz önünde bulundurulacağı hükme bağlanmış, aynı Kanun’un 36. maddesinde de,
bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanacağı
öngörülmüştür. Anılan Yasa hükümlerine
göre, tarafların eşitliği esas alınarak düzenlenen sözleşmelerin özel hukuk
hükümlerine tabi olacağı açıktır. Olayda, 4734 sayılı
Yasa hükümlerine göre yapılan ihale sonucunda İZFAŞ ile yüklenici arasında
“İZFAŞ Uluslararası İhtisas Fuarı İnşaatı Yapım İşi” için 4735 sayılı Yasa
hükümlerine göre sözleşme düzenlendiği; yüklenicinin taahhüdünü sözleşme ve
eki şartname hükümlerine uygun olarak yerine getirmediği ve işi süresinde
bitiremediği nedeniyle İZFAŞ tarafından sözleşmenin feshedilmesi üzerine
uyuşmazlığa konu edilen davanın açıldğı anlaşılmaktadır. Bu duruma göre, dava
konusu edilen inşaat yapım sözleşmesinin bir özel hukuk sözleşmesi olması
karşısında, davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır. Açıklanan nedenlerle,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesince verilen görevlilik
kararının kaldırılması gerekmektedir. SONUÇ :Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının BAŞVURUSUNUN KABULÜ
ile İzmir 3. İdare Mahkemesi’nin 10.11.2004 gün ve E:2004/1212 sayılı GÖREVLİLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 16.5.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi. —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2005/25 KARAR NO: 2005/43 KARAR TR :16.5. 2005 (Hukuk Bölümü)
K A R
A R
Davacı : M.K. Vekili : Av. E.D. T. Davalı : DSİ Genel Müdürlüğü
O L
A Y :DSİ Adana VI. Bölge Müdürlüğü, ASO Sulamaları
İşletme ve Bakım Şube Müdürlüğünde işçi statüsünde çalışan davacı, 10. Dönem
Toplu İş Sözleşmesinin 58. maddesine dayanılarak 26.6.2004 günlü Genel
Müdürlük onayı ile aynı Bölge Müdürlüğüne bağlı Antakya 63. Şube Müdürlüğü
emrine nakledilmiştir. Davacı
vekili, Toplu İş Sözleşmesi ile İş Kanunu’na aykırı olarak müvekkilinin
yazılı rızası olmaksızın Antakya 63. Şube Müdürlüğüne naklinin iptali ve eski
işyerine iadesine karar verilmesi istemiyle, 22.9.2004 gününde adli yargı
yerinde dava açmıştır. ADANA
1. İŞ MAHKEMESİ; 2.11.2004 gün ve E:2004/1296, K:2004/1664 sayı ile, dava
dilekçesinden, davacının iş akdinin işveren veya işçi tarafından
feshedilmediğinin anlaşıldığı, bu sebeple davacının feshin geçersizliğini
ileri sürerek 4857 sayılı Yasa’nın 21. maddesi gereğince açtığı bir işe iade
davasının da söz konusu olmadığı, açılan davanın kamu kurumu niteliğindeki
davalı işveren tarafından başka bir İle tayinine ilişkin idari tasarrufa
bağlı idari nitelikteki işlemin iptaline yönelik olduğundan 5521 sayılı İş
Mahkemeleri Kanunu hükümleri içerisinde bulunmadığı, idarenin idari bir
tasarrufu niteliğindeki işçi tayininin iptaline ilişkin bu davanın İdare
Mahkemesinin görevi içine girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu
karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. Davacı
vekili, aynı istekle, 18.11.2004 gününde bu kez idari yargı yerinde dava
açmıştır. ADANA
1. İDARE MAHKEMESİ; 24.11.2004 gün ve E:2004/1726, K:2004/1388 sayı ile, kamu
kurumlarının daimi işçi kadrolarına ilgili kurumların yapacağı atamalara
yönelik işlemlerin tek yanlı ve etkili yönetsel işlemler olduğu ve atama
sonrası hizmet akdi imzalanıncaya kadar çıkacak uyuşmazlıkların yönetsel
yargı yerlerince çözümleneceği genel kabul görmüş olmakla birlikte, sözleşme
bağıtlandıktan sonra hizmet sözleşmesi ve Toplu İş Sözleşmesi ile işveren sıfatıyla
kendisine tanınan yönetim hakkının bir gereği olarak bu sözleşmelerin konusu
işin esaslı unsurlarını (örneğin işyerini) değiştirmeye yönelik
tasarruflarının doğurduğu uyuşmazlıkların ise, hizmet akdinin özel hukuk
sözleşmesi niteliği gereği ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1.
maddesi uyarınca adli yargı yerlerinde görülmesi ve çözümlenmesi gerektiği
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek
kesinleşmiştir. İNCELEME VE
GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün, Tülay TUĞCU ’nun Başkanlığında, Üyeler:
M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah
ARSLAN ve H. Hasan MUTLU’nun katılımlarıyla yapılan
16.5.2005 günlü toplantısında, I-İLK İNCELEME: Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre
adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu idari yargı dosyasının 15. maddede
belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine sona görevsizlik
kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ:
Raportör-Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı
Mustafa EKİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün
davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, DSİ ’ye ait Adana İli’ndeki işyerinde işçi
statüsünde çalışan davacının isteği dışında Antakya’daki işyerine naklinin
iptali ile eski işyerine iadesi istemiyle açılmıştır. Devlet Su İşleri Genel
Müdürlüğünün, yasa ile kurulmuş, merkezi idareye bağlı, tüzel kişiliğe sahip
ve katma bütçeli bir kamu kuruluşu olduğu çekişmesizdir. Anayasa’nın 128. maddesinde
“Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel
idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri
eliyle görülür. Memurların ve diğer
kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve
yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla
düzenlenir.” hükümlerine yer verilmiş; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun
“İstihdam Şekilleri” başlıklı 4. maddesinde,”Kamu hizmetleri; memurlar,
sözleşmeli personel, geçici personel ve işçiler eliyle gördürülür.” denilmiş
ve ilk üç istihdam şekli tanımlandıktan sonra, bunların dışında kalan kişiler
olarak belirtilen işçiler hakkında 657 sayılı Yasa hükümlerinin
uygulanmayacağına işaret edilmek suretiyle, kamu kurum ve kuruluşlarında
statü hukuku dışında kalan istihdam şekli de benimsenmiş olup, kamuda çalışan
işçiler hakkında özel bir yasal düzenleme de öngörülmemiş bulunduğundan
bunların iş hukukuna tabi olduklarında kuşkuya yer yoktur. Olayda, davacının DSİ’nin Adana İli’ndeki işyerinde çalışan işçi olduğu,
DSİ Genel Müdürlüğü ve bağlı işyerleri için TÜRK- İŞ üyesi TES-İŞ (Türkiye
Enerji, Su ve Gaz İşçileri) Sendikası ile KAMU-İŞ (Kamu İşletmeleri İşverenleri)
Sendikası arasında yürürlük süresi 1.3.2003/28.2.2005 olmak üzere bağıtlanan
10. Dönem İşletme Toplu İş Sözleşmesinin “İş ve İşyeri Değişikliği “ başlıklı
58. maddesine göre, belediye hudutları dışındaki işyerlerine daimi olarak
nakledilmesinin işçinin yazılı rızasına bağlı olduğu halde, sözkonusu yazılı rızası alınmaksızın Antakya İli’ndeki
işyerine nakledilmesi üzerine, görev uyuşmazlığına konu edilen davayı açtığı
anlaşılmaktadır. Bu duruma göre, davalı
İdare ile davacı arasındaki hukuki ilişki İş Kanunu’na tabi hizmet
sözleşmesine dayalı olarak kurulmuş bir iş hukuku ilişkisi niteliğini
taşıdığından, davacının Toplu İş Sözleşmesi hükümlerine aykırı olarak
işyerinin değiştirilmesine ilişkin dava konusu işlemin, idarenin yetkili
organı tarafından işveren sıfatıyla tesis edilmiş bir özel hukuk işlemi
olduğu açıktır. Aksine bir düşünce,
işverenin salt bir kamu kuruluşu olması nedeniyle, statü hukukuna tabi
olmayan personeli hakkındaki tüm yazılı irade beyanlarının idari işlem
niteliğinde görülerek, özel hukuk alanına dahil bulunan uyuşmazlıkların da
idari yargı denetimine tabi kılınması sonucunu doğurur. Belirtilen tüm bu
hususlara göre ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi ile, İş
Kanunu’na göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri
arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından
doğan hukuk uyuşmazlıklarının
çözülmesiyle İş Mahkemelerinin görevli kılınmış olması karşısında,
işçi olan davacı ile işvereni
arasında iş akdinden (Toplu İş Sözleşmesinden) doğan davanın görüm ve
çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır. Açıklanan
nedenlerle, İş Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir. SONUÇ:
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Adana 1. İş
Mahkemesi’nin 2.11.2004 gün ve E:2004/1296, K:2004/1664 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 16.5.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi. —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2005/15 KARAR NO: 2005/56 KARAR TR : 11.7.2005 (Hukuk
Bölümü)
K A R
A R
Davacı :
S.S. Ardeşen Merkez Su Ürünleri Kooperatifi
Başkanlığı Davalı : Maliye Bakanlığına izafeten
Ardeşen Malmüdürlüğü O L A Y : Ardeşen
Malmüdürlüğünce 2886 sayılı Yasa’ya göre yapılan ihaleleri sonucunda: 1) Ardeşen
Balıkçı Barınağı 2. Kısım (Bakım, onarım ve işletme hakkı), 10 yıl süre ile
yıllık 2.500.000.000.-TL. bedelle, sözleşme eki (genel 19, özel 20 madde)
şartname hükümleri çerçevesinde, 2) Ardeşen
Balıkçı Barınağı İçerisinde Biriken Ardeşen İta Amiri (Kaymakam)
ile S.S. Ardeşen Merkez Su Ürünleri Kooperatifi
Temsilcileri arasında, kira sözleşmeleri akdedilmiştir. Yer tesliminin yapıldığı a) Fesih tarihine kadar
birikmiş kira bedellerinin tahsili şartıyla, kira sözleşmesinin feshedilmesi, b) Bir
yıllık kira bedeli olan 78.300.000.000.- TL tazminat alınması, c) Kesin teminatın
Hazineye gelir kaydedilmesi, 2.8.2004 gününde
Kaymakamlık Oluru’na bağlanmış ve Ardeşen
Malmüdürlüğünün Davacı Kooperatif Başkanlığınca, liman içinde
temizleme yoluyla elde edilecek malzemeler arasında ekonomiye dönüşebilecek
kum rezervi bulunmadığının Ulaştırma Bakanlığınca oluşturulan heyet
tarafından net olarak belirlenmesi üzerine sözkonusu
barınağın temizlenmesi için yapılan sözleşmenin feshedilmesi, ödenen ve
yatırılan paraların geri ödenmesi için yaptıkları uzlaşma teklifinin Maliye
Bakanlığınca kabul edilmeyerek konu hakkında Milli Emlak Başkontolörüne
inceleme yaptırıldığından bahisle, Ardeşen liman
içinin temizlenmesi için yapılan ARDEŞEN ASLİYE HUKUK
MAHKEMESİ; Davacı Kooperatif
Başkanlığınca, aynı istekle, TRABZON İDARE
MAHKEMESİ; İNCELEME VE
GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında Üyeler: M.
Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut
ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan
11.7.2005 günlü toplantısında; I- İLK İNCELEME : Dava dosyası üzerinde 2247 sayılı Yasanın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi’nce anılan
Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde adli yargının görevli
olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; -İlgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay
Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in davada adli yargının
görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, kiracı tarafından, kiralayan idarece de şartlı olarak
feshi öngörülen kira sözleşmesinin feshine, sözleşme gereği yapılan
ödemelerin iadesine, teminat olarak verilen ipoteğin kaldırılmasına ve
yapılan masrafların tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. 2886 sayılı Yasa’nın 1.
maddesinin birinci fıkrasında, genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli
idarelerin, özel idare ve belediyelerin alım, satım, hizmet, yapım, kira,
trampa, mülkiyetin gayri ayni hak tesisi ve taşıma işlerinin, bu Yasa’da
yazılı hükümleri göre yürütüleceği belirtilmiş; aynı Yasa’nın 4. maddesinde,
İhale: bu Yasa’da yazılı usul ve şartlarla, işin istekliler arasından seçilecek
birisi üzerinde bırakıldığını gösteren ve yetkili mercilerin onayı ile
tamamlanan sözleşmeden önceki işlemler şeklinde tanımlanmış ve “İhalenin
sözleşmeye bağlanması” başlığını taşıyan 53. maddeden önce yer alan
hükümlerde, ihale aşaması düzenlenmiştir. Yasa’nın 1. maddesinde
sayılan işlerle ilgili olarak yapılacak ihalelerde, idarede kanunilik ilkesi
gereğince, idarenin çeşitli usul kurallarına uyması zorunlu olup, bu Yasa
kapsamına giren bir işin veya ihtiyacın belirlenmesi, ihale yönteminin
tespiti ihale ilanı ve ihale kararı
alınması sürecinden geçilmesi gerekmektedir.
Tümüyle idarenin kamu gücüne dayanan, re’sen ve tek
yanlı olarak tesis ettiği ihale işlemleri hakkındaki yargısal denetimin,idare
hukuku ilkelerine göre idari yargı yerlerince yapılacağı tartışmasızdır.
Ancak ihalenin kesinleşmesinden sonraki işlemlerin hangi hukuki rejime tabi
olacağının tespiti için: yapılan sözleşmenin konusu ile içerdiği hüküm ve
koşullarının niteliğinin incelenmesi gerekmektedir. Hazineye ait Balıkçı Barınağının kiracısı olan davacı
Kooperatif ile Maliye İdaresi arasında,
ayrıca 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine göre yapılan ihale
(pazarlık usulü) sonucunda akdedilen kira sözleşmesi (barınaktaki malzemenin
kiralanması) yoluyla, Borçlar Kanunu’nun 248. maddesinde ifadesini bulan ve
daha önce kurulmuş olan kiracı- kiralayan ilişkisi kapsamındaki özel hukuk
ilişkisinin sürdürüldüğünde kuşkuya yer yoktur. Sözleşmenin eki niteliğindeki Şartnamenin “Özel Şartlar”
Bölümünün 4. maddesinde, “Kiracının taahhüdünü sözleşme ve şartname
hükümlerine uygun olarak yerine getirmemesi halinde kira sözleşmesi
feshedilerek kesin teminatı irat kaydedilecek ve son bir yıl kira bedeli
tazminat olarak tahsil edilecektir.” kuralına yer verilmiştir. Olayda, ihalenin kesinleşmesi ve taraflar arasında kira
sözleşmesinin akdedilmesinden sonra, kiralayan idare tarafından, ilk taksiti
yatırılan kira bedelinin kalan kısmının ödenmemesi ve kira konusu yerin
dışında izinsiz kum çıkarılması nedeniyle hükümlerine uyulmayan sözleşmenin
feshinin ve teminatın irat kaydının öngörülmüş olmasına karşılık, kiracı
kooperatif tarafından, limanda kiralama konusu edilen kum malzemenin ekonomik
değerinin bulunmadığının saptandığı ileri sürülerek sözleşmenin konusuz
kaldığı nedeniyle feshi ile ödenen paraların iadesi ve yapılan masrafların
tahsiline hükmedilmesi istemiyle, uyuşmazlığa konu edilen davanın açıldığı
anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında, konusunun ekonomik değeri bulunmadığı
nedeniyle kiracısının hükmen feshini
istediği kira sözleşmesinden doğan davanın, özel hukuk hükümlerine göre adli
yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği açıktır. Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi’nce yapılan başvurunun
kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmektedir. SONUÇ : Davanın
çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Trabzon İdare Mahkemesi’nce
yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Ardeşen Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin 6.10.2004 gün ve E:2004/164, K.2004/176 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.7.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi. —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2005/26 KARAR NO: 2005/57 KARAR TR : 11.7.2005 (Hukuk Bölümü)
K A R
A R
Davacı :Onur Elektrik ve
İnşaat Taahhüt Tic. San. Ltd. Şti. Vekili :Av. Ö. F.Y. Davalı :Türk Telekomünikasyon
A.Ş. Genel Müdürlüğü Vekilleri :Av. D. Y. S.Av. M. A. O
L A Y :Ağrı
–Diyadin –Esentepe ve İpek Geçiti
ENH ve Transformatör işi, kapalı teklif usulü ile 6.6.2001 günü yapılan ihale
sonucunda davacı Firma tarafından yüklenilmiş ve taraflar arasında 18.6.2001
gününde sözleşme imzalanmıştır. Yüklenici Firma
tarafından, yüklenilen işin hakedişlerine Davacı Firma vekili,
yüklenilen iş karşılığı 2001/2862 sayılı Kararname gereğince hesaplanarak
ödenmesi gereken 5.086.000.000.-TL. fiyat farkı alacağının KDV tutarı ile
birlikte 1.8.2001 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte müvekkile
ödenmesine hükmedilmesi istemiyle, 30.5.2003 gününde adli yargı yerinde dava
açmıştır. Davalı Türk- Telekom A.Ş. vekilince, birinci savunma dilekçesinde,
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 2002/48-80 sayılı kararına göre 2001/2862 sayılı
Fiyat Farkı Kararnamesinden doğan davaların idare mahkemelerinde açılması
gerektiği ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur. ERZURUM 1. ASLİYE HUKUK
MAHKEMESİ’nce; 8.2.2005 günlü celsesinde E:2003/288
sayı ile, davalı vekilinin görev itirazı reddedilmiştir. Davalı Türk- Telekom A.Ş. vekilinin, süresi içinde verdiği olumlu
görev uyuşmazlığı çıkarılması isteğini içeren dilekçe üzerine, dava dosyası
Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir. DANIŞTAY BAŞSAVCISI;
Dava konusu işlemin dayanağı olan “Kamu Sektörüne Dahil İdarelerin İhalesi Yapılmış
ve Yapılacak İşlerinde İhale Usul ve Şekillerine Göre Fiyat Farkı Hesabında
Uygulayacakları Esaslar Hakkında” 88/13181 sayılı ve bu Esaslarda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Esaslar Hakkında 2001/2862 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamelerinin,
Anayasa ve Yasalar ile Bakanlar Kuruluna tanınan düzenleme yetkisi kapsamında
idare hukuku alanına giren objektif ve genel düzenlemelerden olduğunun,
öğreti ve içtihatlarla da kabul edilmiş bulunduğu, sözü edilen 88/13181
sayılı Bakanlar Kurulu kararnamesine Ekli Esasların (R.G. 20.8.1988-19905) 1.
maddesinde “Bu Esasların amacı, kamu sektörüne dahil idarelerin, ihalesi
yapılmış ve yapılacak işlerinde ihale usul ve şekillerine göre, fiyat farkı
hesabında uygulayacakları esasları tespit etmektir. Bu Esaslar, idarelerin
ihale yolu ile yaptırdıkları işlerde, ihale usul ve şekillerine göre fiyat
farkının hesabında uygulayacakları hususları kapsar,” denildiği “Tanımlar” başlıklı 2 nci
maddesinin (a) bendinde, kararname kapsamında olduğu belirtilen idareler
arasında, kamu iktisadi kuruluş ve teşebbüsleri yanında il özel idareleri,
belediyeler, döner sermayeler, ofis, banka, fon, birlik, sandık gibi her
türlü kamu kurum ve kuruluşları ile özel kanunlarla veya kanunların verdiği
yetki ile kurulmuş bulunan tüzel kişilikli kurum ve kuruluşları ile
belirtilenlerin bir kısmının iştiraki ile kurulmuş bulunan tüzel kişiliğe
sahip kuruluşların sayıldığı; bu Esaslarda değişiklik öngören 2001/2862
sayılı BKK eki Esasların Geçici 17 nci maddesinin 2
nci bendinde, Esasların yürürlüğe girdiği tarihten
önce ihale edilen işler ile sözleşmeleri yapılmış ve devam eden işlerde, yüklenicinin,
geçici maddelerde getirilen Esasların yürürlük tarihinden itibaren otuz gün
içinde hiçbir şart öne sürmeden idareye başvurarak a) İşe, sözleşmelerine
göre devam etmek, b) Geçici maddelerde getirilen Esaslara göre işe devam
etmek, c) Sözleşmelerin tasfiyesi hallerinden birini istemelerine olanak
tanınmış ve aynı Esasların 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasında ise, Geçici 17
nci maddenin 2/b. bendindeki uygulamayı seçen
yüklenicinin sözleşmesinde, bu Kararnamenin uygulanmayacağını ya da fiyat farkları ödenmeyeceğini belirten hükümler
olsa dahi, bu hükümlerin 1.3.2001/31.12.2001 tarihleri arasında uygulanmayacağının
öngörüldüğü, kamu idareleri tarafından ihale yoluyla yaptırılan işlerin, yıl
içinde oluşan girdi fiyatlarındaki farklar nedeniyle durmasını önlemeye
yönelik kamu yararının gerçekleşmesi amacıyla kamu gücüne dayalı ve tek yanlı
olarak çıkarılan sözkonusu Kararnameler ve
Esasların, bu nitelikleri itibariyle, eser sözleşmesi hükümlerinin
uygulanması ve yorumlanması hakkında taraflar arasında yapılan (protokol
gibi) özel hukuk düzenlemelerinden olmadıkları ve idare hukuku alanını
ilgilendiren genel düzenleyici işlemlerden oldukları, dosyanın
incelenmesinden davalı kurumdan yüklenici sıfatı ile iş alan davacı şirketin,
sözü edilen 2001/2862 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan
Fiyat Farkı uygulamasından yararlanmak istemiyle yaptığı başvuruya olumlu
yanıt alamaması üzerine hesaplanan ve ödenmesi gerektiği ileri sürülen farkın
tarafına ödenmesi istemiyle dava açtığının anlaşıldığı, bu itibarla, ortada
eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanmasından dolayı açılmış bir dava olmayıp,
yüklenici tarafından fiyat farkı kararnamesinden yararlanmak için yapılan
başvurunun reddi yolunda, kamu gücüne dayalı, re’sen
ve tek yanlı olarak tesis edilen işlem idari işlem niteliği taşıdığından, bu
işleme dayalı tazminat istemiyle açılan davanın, görüm ve çözümünde 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2 nci
maddesinin 1-b. bendi uyarınca idari yargı yerlerinin görevli bulunduğu, bu
nedenle Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görev itirazının reddi yolundaki kararının
kaldırılmasının gerektiği gerekçesiyle idari yargı yararına olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev
konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi’nden istemiştir. Başkanlıkça, 2247
sayılı Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısından yazılı düşüncesi istenilmiştir. YARGITAY CUMHURİYET
BAŞSAVCISI; Ağrı- Diyadin- Esentepe ve İpek Geçiti KTS İstasyonu ENH. Trafo işinin, yapılan ihale
sonucunda davacı firma tarafından yüklenildiği ve taraflar arasında sözleşme
imzalandığı, yüklenici tarafından, 18.08.2001 gün ve 24497 sayılı Resmi
Gazete’de yayımlanan 2001/2862 sayılı Fiyat Farkı kararnamesinden yararlanmak
istemiyle yaptığı müracaatın idare tarafından reddedilmesi nedeniyle, Erzurum
1. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne 5.086.000.000.TL.’nin
tahsili için dava açtığının ve davalı idare tarafından görev itirazında
bulunulduğunun anlaşıldığı, Anayasa’nın 125/son madde ve fıkrasında; idarenin
eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun kurala
bağlandığı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b. maddesi
gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davalarının,
idari dava türleri arasında sayıldığı,
bir kamu kurumunca yapılacak ihalede, idarede kanunilik ilkesi
gereğince, idarenin çeşitli usul kurallarına uyması zorunlu olup; ihale
kapsamına giren bir işin veya ihtiyacın belirlenmesi, ihale yönteminin
tespiti, ihale ilanı ve ihale kararı alınması sürecinden geçilmesinin
gerektiği, tümüyle idarenin kamu gücüne dayanan, re’sen
ve tek yanlı olarak tesis ettiği ihale işlemleri hakkındaki yargısal
denetimin, idare hukuku ilkelerine göre idari yargı yerlerince yapılacağı,
ancak, ihalenin kesinleşmesinden sonraki işlemlerin hangi hukuki rejime tabi
olacağının tespiti için: bu işlemlerin taraflar arasında akdedilmiş
sözleşmenin kapsamında olup olmadığının; bir başka deyişle, davanın sözleşme
hükümlerinin uygulanması ve yorumlanmasından doğup doğmadığının incelenmesi
gerektiği, olayda, Türk Telekomünikasyon A.Ş. Genel Müdürlüğü tarafından
birim fiyat esasına göre ve kapalı zarfla teklif almak suretiyle ihaleye
çıkarılan işin davacı tarafından yüklenildiği ve taraflar arasında “
tarafların eşitliği ve sözleşme serbestisi” ilkelerine dayanan bir eser
sözleşmesi imzalandığı; adıgeçen davacının,
Bakanlar Kurulu’nca çıkarılan Fiyat Farkı Hesabında Uygulanacak Esaslardan
yararlanmak için yaptığı başvurunun, idarece reddedilmesi üzerine uyuşmazlığa
konu edilen davanın açıldığının anlaşıldığı, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu
ile, genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin, özel idare ve
belediyelerin alım, satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri aynî
hak tesisi ve taşıma işlerinin hangi usul ve esaslara göre yapılacağı
hususunda Bakanlar Kuruluna düzenleme yapma yetkisi verilmiş olup, dava
konusu işlemin dayanağı olan “Kamu
Sektörüne Dahil İdarelerin İhalesi Yapılmış ve Yapılacak İşlerinde İhale Usul
ve Şekillerine Göre Fiyat Farkı Hesabında Uygulayacakları Esaslar Hakkında”
88/13181 sayılı ve bu Esaslarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Esaslar Hakkında
2001/2862 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamelerinin, Anayasa ve anılan Yasa ile
Bakanlar Kuruluna tanınan düzenleme yetkisi kapsamında idare hukuku alanını
ilgilendiren objektif ve genel düzenlemelerden olduğunun, öğretide ve
yargısal içtihatlarla kabul görmüş bulunduğu, sözü edilen 88/13181 sayılı
Bakanlar Kurulu Kararnamesine ekli Esasların 1. maddesinde “Bu esasların
amacı, kamu sektörüne dahil idarelerin, ihalesi yapılmış ve yapılacak
işlerinde ihale usul ve şekillerine göre, fiyat farkı hesabında
uygulayacakları esasları tespit etmektir. Bu esaslar, idarelerin
ihale yolu ile yaptırdıkları işlerde, ihale usul ve şekillerine göre fiyat
farkının hesabında uygulayacakları hususları kapsar.” denildiği, “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin (a)
bendinde belirtilen idareler arasında “kamu iktisadi kuruluş ve teşebbüsleri”
ne de yer verildiği, bu Esaslarda değişiklik öngören 2001/2862 sayılı BKK.
eki Esasların Geçici 17. maddesinin 2. bendinde, Esasların yürürlüğe girdiği
tarihten önce ihale edilen işler ile sözleşmeleri yapılmış ve devam eden
işlerde, yüklenicinin, geçici maddelerde getirilen Esasların yürürlük
tarihinden itibaren otuz gün içinde hiçbir şart öne sürmeden idareye
başvurarak a)İşe, sözleşmelerine göre devam etmek, b)Geçici maddelerde
getirilen Esaslara göre işe devam etmek, c)Sözleşmelerinin tasfiyesi
hallerinden birini istemelerine olanak tanınmış ve aynı Esasların 5.
maddesinin üçüncü fıkrasında ise, Geçici 17. maddenin 2/b. bendindeki
uygulamayı seçen yüklenicinin sözleşmesinde, bu Kararnamenin
uygulanmayacağını ya da fiyat farkları
ödenmeyeceğini belirten hükümler olsa dahi, bu hükümlerin 1.3.2001/31.12.2001
tarihleri arasında uygulanmayacağına işaret edildiği, kamu idareleri
tarafından ihale yoluyla yaptırılan işlerin, yıl içinde oluşan girdi
fiyatlarındaki farklar nedeniyle durmasını önlemek şeklindeki kamu yararı amacıyla,
kamu gücüne dayalı ve tek yanlı olarak çıkarılan sözkonusu
kararnameler ve esasların, bu nitelikleri itibariyle, eser sözleşmesi
hükümlerinin uygulanması ve yorumlanması hakkında taraflar arasında yapılan
özel hukuk düzenlemelerinden olmadıkları ve idare hukuku alanını ilgilendiren
genel düzenleyici işlemlerden oldukları, ortada eser sözleşmesi hükümlerinin
uygulanmasından dolayı açılmış bir dava bulunmayıp, yüklenici tarafından
fiyat farkı kararnamesinden yararlanmak için yapılan başvurunun, idarece işin
kararname kapsamına girmediği nedeniyle reddi yolundaki işlem, kamu gücüne
dayalı, re’sen ve tek yanlı olarak tesis edilen
idari işlem niteliğini taşıdığından, bu işlemin iptali istemiyle açılan
davanın, 2577 sayılı Yasa’nın 2/1-a maddesi uyarınca görüm ve çözümü idari
yargı yerine ait bulunduğu, açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcılığının
2247 sayılı Yasanın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile
Erzurum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/288 esas sayılı görevlilik
kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce
vermiştir. İNCELEME VE
GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında Üyeler: M.
Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut
ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan
11.7.2005 günlü toplantısında; I- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı idarece anılan Yasa’nın 10.
maddesinde öngörülen yönteme uygun şekilde ve 12. maddede belirlenen süre
içinde başvurulması üzerine Danıştay Başsavcılığı tarafından uyuşmazlık
çıkarıldığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde adli yargının görevli
olduğu yolundaki raporu ile Danıştay Başsavcısının idari yargı yararına
olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının
davada idari yargının görevli bulunduğuna ilişkin düşünce yazıları ve
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay
Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, yüklenicinin
başvurusu üzerine 2001/2862 sayılı Kararnameye göre hesaplanan ancak Kurumca
ödenmeyen fiyat farkı alacağının tahsiline hükmedilmesi isteminden ibarettir. Kamu ihalelerinde,
idarenin yasada belirtilen usul kurallarına uyması zorunlu olup, buna göre
ihale kapsamına giren bir işin veya ihtiyacın belirlenmesi, ihale yönteminin
tespiti, ihale ilanı ve ihale kararı alınması sürecinden geçilmesi
gerekmektedir. Tümüyle idarenin kamu gücüne dayanan, re’sen
ve tek yanlı olarak tesis ettiği bu tür ihale işlemleri hakkındaki yargısal
denetimin, idare hukuku ilkelerine göre idari yargı yerlerince yapılacağı
tartışmasızdır. Ancak, ihalenin
kesinleşmesinden sonraki işlemlerin hangi hukuki rejime tabi olaca-ğının tespiti için, bu
işlemlerin taraflar arasında akdedilmiş sözleşmenin kapsamında olup
olmadığının, bir başka deyişle, davanın sözleşme hükümlerinin uygulanması ve
yorumlan-masından doğup doğmadığının incelenmesi
gerekmektedir. 2886 sayılı Devlet
İhale Kanunu ile, genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin,
özel idare ve belediyelerin alım, satım, hizmet, yapım, kira, trampa,
mülkiyetin gayri aynî hak tesisi ve taşıma işlerinin hangi usul ve esaslara
göre yapılacağı hususunda Bakanlar Kuruluna düzenleme yapma yetkisi verilmiş
olup, dava konusu işlemin dayanağı olan “Kamu Sektörüne Dahil İdarelerin
İhalesi Yapılmış ve Yapılacak İşlerinde İhale Usul ve Şekillerine Göre Fiyat
Farkı Hesabında Uygulayacakları Esaslar Hakkında” 88/13181 sayılı ve bu
Esaslarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Esaslar Hakkında 2001/2862 sayılı
Bakanlar Kurulu Kararnamelerinin, Anayasa ve anılan Yasa ile Bakanlar
Kuruluna tanınan düzenleme yetkisi
kapsamında idare hukuku alanını ilgilendiren objektif ve genel
düzenlemelerden olduğu, öğretide ve yargısal içtihatlarla kabul görmüş
bulunmaktadır. Sözüedilen 88/13181 sayılı
Bakanlar Kurulu Kararnamesine ekli Esasların 1. maddesinde “Bu esasların
amacı, kamu sektörüne dahil idarelerin, ihalesi yapılmış ve yapılacak
işlerinde ihale usul ve şekillerine göre, fiyat farkı hesabında
uygulayacakları esasları tespit etmektir. Bu esaslar, idarelerin
ihale yolu ile yaptırdıkları işlerde, ihale usul ve şekillerine göre fiyat
farkının hesabında uygulayacakları hususları kapsar.” denilmiş; bu
Esaslarda değişiklik öngören 2001/2862
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Esasların Geçici 17. maddesinin 2.
bendinde, Esasların yürürlüğe girdiği tarihten önce ihale edilen işler ile
sözleşmeleri yapılmış ve devam eden işlerde, yüklenicinin, geçici maddelerde
getirilen Esasların yürürlük tarihinden itibaren otuz gün içinde hiçbir şart
öne sürmeden idareye başvurarak a) İşe, sözleşmelerine göre devam etmek, b)
Geçici maddelerde getirilen Esaslara göre işe devam etmek, c) Sözleşmelerinin
tasfiyesi hallerinden birini
istemelerine olanak tanınmıştır. Kamu idareleri
tarafından ihale yoluyla yaptırılan işlerin, yıl içinde oluşan girdi
fiyatlarındaki farklar nedeniyle ve kamu yararı amacıyla, kamu gücüne dayalı,
tek yanlı olarak çıkarılan sözkonusu kararnameler
ve esasların, bu nitelikleri
itibariyle, genel düzenleyici işlemlerden oldukları ve kapsamı ile dayandığı
esaslardan doğan uyuşmazlıkların idare hukuku ilkelerine göre idari yargı
yerlerinde çözüleceği kuşkusuzdur. Ancak, kararnamenin yükleniciye
uygulanmasına ilişkin uyuşmazlıkların taraflar arasında akdedilen sözleşmenin
idari yada özel hukuk sözleşmesi olmasına göre hukuki niteliği ile ilgili
yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir. Olayda, davalı Kuruluş
tarafından ihalesi yapılan Ağrı-Diyadin-Esentepe ve
İpek Geçiti ENH ve Transformatör işinin davacı
Firma tarafından yüklenildiği ve taraflar arasında “tarafların eşitliği ve
sözleşme serbestisi” ilkelerine dayanan bir eser sözleşmesi imzalandığı;
yüklenicinin, Bakanlar Kurulu’nca çıkarılan Fiyat Farkı Kararnamesinden
yararlanmak için yaptığı başvuru nedeniyle, davalı Kuruluşça önce Kararname
eki Esaslara göre fiyat farkı hesaplanmış ise de bu uygulamadan vazgeçilerek
sözleşme hükümlerine göre ödemede bulunulması üzerine, uyuşmazlığa konu
edilen alacak davasının açıldığı anlaşılmaktadır. Bu duruma göre, ortada
kararnamenin konusu, kapsamı ve dayandığı esaslara karşı açılmış bir dava
olmayıp, kararnameden doğan haklardan özel hukuk hükümlerine tabi eser
sözleşmesinin tarafı olan yüklenicinin yararlanıp yararlanamayacağına ilişkin
ve kararname uygulamasından doğan bir
dava bulunması karşısında, bu davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin
görevli olduğu açıktır. Açıklanan nedenlerle,
Danıştay Başsavcılığınca 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre yapılan başvurunun reddi
gerekmektedir. SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcılığının BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 11.7.2005
gününde Üyelerden Serap AKSOYLU’nun KARŞI OYU VE
OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi. *** K A
R Ş I
O Y Dava, Bakanlar
Kurulu’nca çıkarılan kararnameye göre hesaplanan fiyat farkının ödenmemesinden
doğmuştur. Kamu ihalelerinde,
idarede kanunilik ilkesi gereğince, idarenin çeşitli usul kurallarına uyması
zorunlu olup; ihale kapsamına giren bir işin veya ihtiyacın belirlenmesi,
ihale yönteminin tespiti, ihale ilanı ve ihale kararı alınması sürecinden geçilmesi gerekmektedir.Tümüyle idarenin kamu gücüne
dayanan, re’sen ve tek yanlı olarak tesis ettiği
ihale işlemleri hakkındaki yargısal denetimin, idare hukuku ilkelerine göre
idari yargı yerlerince yapılacağı tartışmasızdır. Ancak, ihalenin
kesinleşmesinden sonraki işlemlerin hangi hukuki rejime tabi olacağının
tespiti için: bu işlemlerin taraflar arasında akdedilmiş sözleşmenin
kapsamında olup olmadığının; bir başka deyişle, davanın sözleşme hükümlerinin
uygulanması ve yorumlanmasından doğup doğmadığının incelenmesi gerekmektedir. Olayda,
davalı Kuruluş tarafından ihalesi yapılan Ağrı-Diyadin-Esentepe
ve İpek Geçiti ENH ve Transformatör işinin davacı
Firma tarafından yüklenildiği ve taraflar arasında “tarafların eşitliği ve
sözleşme serbestisi” ilkelerine dayanan bir eser sözleşmesi imzalandığı;
yüklenicinin, Bakanlar Kurulu’nca çıkarılan Fiyat Farkı Kararnamesinden
yararlanmak için yaptığı başvuru nedeniyle, davalı Kuruluşça önce Kararname
eki Esaslara göre fiyat farkı hesaplanmış ise de bu uygulamadan vazgeçilerek
sözleşme hükümlerine göre ödemede bulunulması üzerine, uyuşmazlığa konu
edilen davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Kamu
idareleri tarafından ihale yoluyla yaptırılan işlerin, yıl içinde oluşan
girdi fiyatlarındaki farklar nedeniyle durmasını önlemek şeklindeki kamu
yararı amacıyla, kamu gücüne dayalı ve tek yanlı olarak çıkarılan sözkonusu kararnameler ve esasların, bu nitelikleri
itibariyle, eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması ve yorumlanması hakkında
taraflar arasında yapılan (protokol gibi) özel hukuk düzenlemelerinden
olmadıkları ve idare hukuku alanını ilgilendiren genel düzenleyici işlemlerden
oldukları kuşkusuzdur. Bu itibarla, ortada
eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanmasından dolayı açılmış bir dava olmayıp,
yüklenici tarafından fiyat farkı kararnamesinden yararlanmak için yapılan
başvuru üzerine idarece, önce kararnameye göre fiyat farkı hesaplanmış ise de
kararnamenin uygulanmasından vazgeçilmesi yolunda tesis edilen işlem, kamu
gücüne dayalı, re’sen ve tek yanlı olarak tesis
edilen idari işlem niteliğini taşıdığından, bu işlem nedeniyle açılan
davanın 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu’nun 2/1-b. maddesinde sayılan “idari eylem ve işlemlerden dolayı
kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından
açılan tam yargı davaları” kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri
görevli bulunmaktadır. Açıklanan
nedenlerle, Danıştay Başsavcılığının başvurusunun kabulü ile Asliye Hukuk
Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerektiği düşüncesiyle aksi
yöndeki çoğunluk kararına katılmadım. Üye
Serap AKSOYLU —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2004/14 KARAR NO: 2005/65 KARAR TR : 10.10.2005 (Hukuk Bölümü)
K A R
A R
Hüküm Uyuşmazlığının
Giderilmesini İsteyen: F. S. Vekilleri :Av. U. T., Av. B. Ö. Karşı Taraf :1- Orman Genel Müdürlüğü 2- Çevre ve Orman Bakanlığı O L
A Y :1- Bakanlık Makamının Sözkonusu yerlerden 12 sayılı
parselin maliki Fuat Süren’in vekilince 2-Fuat Süren vekili
tarafından, müvekkilinin Fethi Okyar veresesinden 1977
yılında tapuda işlem görmek suretiyle
satın aldığı 12 sayılı perselin Büyükada’da 1942
yılında yapılan orman tahdidinin dışında bırakıldığı ve vasfının “Fethi Okyar’ın bina ve tarlaları” olarak tahdit tutanağında
belirtilmiş olduğu, 1981 yılında 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1744 sayılı
Kanunla değişik 2. maddesini uygulamakla görevlendirilen orman kadastro komisyonunca
yetkisini aşarak ormanla ilgisi olmayan tapulu arazinin devletleştirilmesine
karar verildiği ileri sürülerek, 1 No’lu Orman
Kadastro Komisyonunun 12 sayılı parsele ilişkin devletleştirilme kararının
iptali istemiyle, DANIŞTAY SEKİZİNCİ
DAİRESİ; 3-Fuat Süren vekili,
1942 yılında yapılan kadastro sırasında
“Fethi Okyar’ın bina
ve tarlaları” olarak tarif edilen 12
parsele 1945 yılında orman denilemeyeceğini, bu parselin özel orman olarak
devletleşmeye tabi olması halinde 1945 yılında hukuki değerini kaybetmesinin
gerekeceğini, oysa tapu kaydında devletleşmeye tabi olduğu yolunda bir şerh
olmadığından 1977 yılında müvekkiline satışının mümkün olabildiğini ileri
sürerek, müvekkiline ait 12 sayılı parseli Devlet ormanları sınırları içine
alan 1 No’lu Orman Kadastro Komisyonunun İSTANBUL 8. ASLİYE
HUKUK MAHKEMESİ; YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ’nin ; 25.4.1985 gün ve E:1984/5293, K:1985/3002
sayılı kararı ile, dosya içeriğine göre çekişmeli taşınmaz
1942 yılında 3116 sayılı yasa gereği yapılan tahditte özel orman niteliği
itibariyle tahdit dışı bırakılmış ise de, 1945 yılında çıkan 4785 sayılı
yasaya göre özel- genel tüm ormanların devleştirildiği, iptali istenen
23.9.1981 tarihli belgenin bir karar değil orman tahdit komisyonunca yapılan
işlerin ilanı niteliğinde olduğu, bu ilanın dayanağının ise 4785 ve 1744
sayılı yasalar gereğince çalışma yapan yani hem tahdit yapan hem de tahdit
dışına çıkaran komisyonun 10.7.1979 tarih 31 no’lu
kararı ve bu çalışmaları belirleyen ekli tutanaklardan ibaret bulunduğu, sözü
geçen karar ve tutanaklara göre yapılan çalışmalar, sadece 1744 sayılı
yasanın 2. maddesinin uygulanmasına münhasır olmayıp, 4785 sayılı yasa gereği
yeni bir tahdidi içerdiği, kaldı ki bu davada yerel mahkemenin bizzat yaptığı
keşif sonucu üç uzman bilirkişinin verdiği 8.8.1983 tarihli raporda bile
taşınmazın 1945 de çekilen hava fotoğraflarına ve bu günkü durumuna göre
üzerinde 150 yaşlarında kızılçam ve orman
bitkilerinin varlığının ifade edildiği, 4785 sayılı yasa gereği devletleştirilen
5658 sayılı yasa gereği iadesi gerekmeyen Devlet ormanı olduğu, 1945 yılında
dahi hava fotoğraflarının çekildiği, niteliğinin belirlendiği tutanakları
arasında 4785 ve 1744 sayılı yasalar gereği hem tahdit hem de dışarı çıkarma
işleminin birlikte yapıldığının vurgulandığı, 6831 sayılı Yasayı değiştiren
2896 sayılı Yasa’nın 2. maddesinin (orman sınırları dışına çıkarma işleminin
orman sınırlaması ile birlikte yapılacağını) hüküm altına aldığı, o halde
1942 yılında 3116 sayılı yasaya göre özel ormanlar devlet ormanları
niteliğine göre ayrıldığında bu taşınmaz özel orman diye tahdit dışı
bırakılmış olmasına rağmen 1945 de çıkarılan 4785 sayılı yasaya göre tüm
ormanlar devletleştirilip, bu taşınmazın da orman sayılıp 1981 yılında anılan
yasa gereği tahdit içine alındığı, çekişme konusu taşınmazın daha önce tahdit
sınırları içine alınmaması nedeniyle bu kez yalnız 1744 sayılı yasa
uygulamasına tabi olduğu, yapılan işlemin Yasalar gereği hem tahdidi hem de
dışarı çıkarmayı içerdiği, bu durumda 4785 sayılı yasaya göre orman tahdit
komisyonunca taşınmazın orman sayıldığı ve tahdit içine alındığı, o halde
yapılan uygulama orman tahdidi olup, 6831 sayılı yasayı değiştiren 2896
sayılı yasanın 2. ve 11. maddeleri ile belirtilen uygulamalara karşı adliye
mahkemelerinde iptal davası açılabileceğinin kesin olarak saptandığından
artık idari yargı yerine başvurulamayacağı, davacının Danıştay’da açmış
olduğu dava sonucu Danıştay 8. Dairesince verilen 1982/2569 Esas- 1983-1932
karar sayılı, 7.10.1983 günlü, işlemin iptali yolundaki karar yukarıda
belirtilen duruma göre adli yargıyı bağlayıcı olamayacağı, kaldı ki sözü
geçen ilamda Danıştay Tetkik Hakimi ile Savcının dahi adli yargının görevli
olduğunu vurguladıkları, açıklanan nedenlerle, idari yargının görevli
olmadığı bu konuda verdiği karar bağlayıcı olmayıp, adli yargının görevli
olduğunun kabulü ile işin esası incelenip ulaşılacak sonuca göre bir karar
verilmesi gerekirken, aksine görüş ve düşünce ile davanın görev yönünden
reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğu gerekçesiyle,
anılan Mahkeme kararı bozulmuştur. Davacı vekilinin
kararın düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvuru üzerine YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ’nce 25.2.1986 gün ve E:1985/5639, K:1986/1238
sayı ile, 6831 sayılı kanunun 1744 sayılı kanunla değişik 2. maddesinde
evvelce sınırlaması yapılmış orman alanından bu maddede yazılı koşulları
içinde orman sınırı dışına çıkarma ve sınırlamanın düzeltilmesi işleminin
kanunun yürürlüğünden itibaren 10 yıl içinde orman kadastro komisyonlarınca
yapılacağını hükme bağlanmış olup bu yasa hükmü uyarınca orman sınırı dışına
çıkarma ve sınır düzeltme işleminin idari niteliğinin Yargıtay, Danıştay ve
nihayet Uyuşmazlık Mahkemesi kararları ile saptandığı, her ne kadar 2896
sayılı kanunla sözü edilen 2. madde yeniden değişikliğe uğramış ve orman
sınırı dışına çıkarma işlemine karşı adliye mahkemesine iptal davası
açılabileceği kabul edilmişse de, Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarına göre
uyuşmazlığın bu kanunun yürürlüğünden önce doğması halinde idari yargının
görevli olduğu, aynı maddede (yeniden yapılacak orman kadastrosunda da bu
madde hükmü uygulanır) şeklinde bir fıkra yer almış olup bununla, evvelce
orman sınırlaması yapılmamış mahalde orman kadastro görevlilerince sınırlama
yapılırken belirtilen koşullar içinde sınır dışında bırakma keyfiyetinin
dikkate alınacağı ifade edilmiştir ki, ilk defa yapılan sınırlamaya karşı
itiraz davalarının görüleceği yerin kanunun 11. maddesine göre adliye
mahkemeleri olduğu, o mahalde 4785 sayılı kanunun yürürlüğünden önce orman
sınırlaması yapılmış olsa dahi bu kanunla tüm ormanlar devletleştirildiğinden
vaktiyle özel mülk olduğu için sınırlama dışında bırakılan orman alanının
kadastrosunun yapılması yeni sınırlama olacağı cihetle bu durumda da itiraz
davasının görüleceği yerinin yine adliye mahkemesi olduğu, şu açıklama
itibariyle, orman kadastro komisyonunun hangi işi yapmakla görevli
kılındığının saptanması ve durumun
buna göre de değerlendirilmesinin gerektiği, olayımızda dosya içinde
mevcut 65 numaralı işe başlama tutanağının baş tarafında “Orman Bakanlığının
7.3.1977 gün ve 17 sayılı olurları ile İstanbul İli Adalar İlçesi mülki sınırları
dahilindeki ormanlarda 6831 sayılı Orman Kanunun 1744 sayılı yasa ile değişik
2. maddesi gereğince orman sınırları dışına çıkarılacak yerler hakkında
uygulama yapmak üzere 1 numaralı Orman Kadastro Komisyonunun yetkili
kılındığı” belirtilmiş olup, aynı komisyona bağlı 3 no’lu
ekipçe düzenlenen 12.7.1979 gün ve 32 numaralı tutanakta ise “2. madde
uygulama çalışmaları ve bu ormanlara bitişik 4785 ve 6831 sayılı yasaya göre
orman sayılan yerlerin sınır geçirilme işlemleri bitirilmiştir” denildiği,
görev ve bunun yerine getirilme işlemleri farklılık gösterdiğinde keyfiyetin
kesinlikle saptanmasının icabedeceği, Danıştay’ın
dosyaya konan 7.10.1983 gün ve 2569/1932 sayılı kararında komisyonunun görevi
ve dayanağı ile ilgili belirtilmiş bir açıklık olmadığı, o halde komisyonun
münhasıran değişik 2. madde uyarınca nitelik kaybeden yerlerin orman sınırı
dışına çıkarılması ile mi görevli olduğu, yoksa yukarda açıklandığı üzere
yeni sınırlama yapmakla da mı görevli kılındığı hususunun Orman Bakanlığının
7.3.1977 gün ve 17 sayılı yazısına da işaretle keyfiyetin merciinden
sorulmasının, münhasıran orman sınırı dışına çıkarmakla görevli kılınmışsa
4785 sayılı kanuna göre devletleştirildiğinden bahisle bir kısım yerleri
orman sınırı içine alması doğru olmayacağından Danıştay’ın iptal kararı ile
hasıl olan durumun nazara alınmasının, yeni sınırlama yapmakla da görevli
kılınmışsa bu görevin yerine getirilmesi zımnında yapılan tahdide itiraz
davasının adliye mahkemesinde görüleceği gözönünde
tutularak davaya bakılmasının ve sonucuna göre bir karar verilmesinin icabedeceği bu yönler gözönünde
tutulmadan eksik inceleme ve soruşturma ile dava dilekçesinin görev yönünden
reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup Dairemiz kararının bu
açıklama doğrultusunda düzeltilmesinin gerektiği yolundaki gerekçeyle anılan
Daire bozma kararının gerekçesi düzeltilmek suretiyle, karar düzeltme
isteminin reddine karar verilmiştir. İSTANBUL 8. ASLİYE
HUKUK MAHKEMESİ; İSTANBUL 7. ASLİYE
HUKUK MAHKEMESİ (KADASTRO MAHKEMESİ SIFATIYLA); 9.2.1990 gün ve E: 1989/342,
K:1990/63 sayı ile, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyaya
ibraz edilen delillere, karşılık yazılara, taşınmazın bulunduğu mahalde
yapılan keşfe, uzman bilirkişiler tarafından düzenlenen ve gerekçeli bulunan bila tarihli bilirkişi raporuna, duruşma safahatına,
dosya münderecatına ve duruşma neticesinde edinilen kanaate göre, dava konusu
edilen taşınmazın 1942 yılında yapılan orman kadastrosu sırasında 3116 sayılı
yasaya göre tahdit dışı bırakıldığının, 1945 yılında yürürlüğe giren 4785
sayılı yasa gereğince devletleştirildiğinin, diğer bir deyişle devletleşme
kapsamına girdiğinin, halen tam anlamı ile bir orman örtüsü ile kaplı olup,
bilim ve fen bakımından orman niteliğini muhafaza ettiğinin, toprak ve su
rejimi açısından orman rejimi dışına çıkarılmasında sakınca bulunan yerlerden
olduğunun, 5658 sayılı yasa ile iadeye tabi yerlerden olmadığının, gerek 1744
sayılı yasa ve gerek 2896 sayılı yasanın 2/B maddesi kapsamına konu edilemeyecek
yerlerden bulunduğunun anlaşıldığı, ayrıca dava konusu edilen taşınmazın
gerek tahdit haritalarında ve gerek arazide yapılan incelemeye göre Devlet
ormanı sayılan yerlerden olduğundan dolayı 6831 sayılı Orman Yasasının 50. nci maddesine göre Özel Orman Sınır işaretlemesinin yapılmadığının
saptandığı, her ne kadar davacı vekili 9.2.1990 tarihli oturumda dava konusu
edilen taşınmaz hakkında 3302 sayılı yasaya göre mahkememizde dava
açtıklarını ve bu dava ile birleştirilmesini talep eylemiş ise de işbu
derdest davanın konusu ile o davanın konusu değişik bulunduğundan davacı
tarafın birleştirme isteminin bu nedenle yerinde görülmediği ve reddi
gerektiği, dava 1744 sayılı yasaya göre açıldığı için husumetin sadece Orman
Genel Müdürlüğüne tevcih edilmesi gerektiği, olayımızda da dava bidayeten Tarım Orman ve Köyişleri
Bakanlığı aleyhine açılmış ise de bilahare temsilcide hata nedeniyle davanın
Orman Genel Müdürlüğüne de tevcih edildiği, davacı vekilinin birleştirme
isteminin bu nedenle de yerinde görülmediği, bu durum karşısında, uzman
bilirkişi raporu da gözönünde tutularak davanın
Maliye Hazinesi yönünden husumet nedeni ile,
Orman İdaresi yönünden ise esastan reddine karar verilmesinin
gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar vermiş ; bu karar, YARGITAY 14.
HUKUK DAİRESİ’nin 9.10.1990 gün ve E:1990/3929,
K:1990/8017 sayılı kararıyla, çekişmeli taşınmazın orman sayılan yerlerden
olduğu, 4785 sayılı yasa gereğince devletleştirildiği ve 5658 sayılı yasa
uyarınca iadesi gerekmeyeceği, bilim ve fen bakımından orman niteliğini
koruduğu, toprak ve su rejimi bakımından orman sınırı dışına çıkarılmasının sakıncalı
olacağı, civar ormanlarla bütün teşkil ettiği, 6831 sayılı Orman Yasasının
1744 ve 2896 sayılı yasalarla değişik 2/B maddesi kapsamı dışında kaldığı
dosya münderecaatı, mahallen yapılan keşif ve uygulama,
uzmanbilirkişi kurulu raporu ile saptandığına,
Devlet ormanı olarak devletleştirilen yer hakkında mevcut tapunun hukuki
değerini yitireceğine ve bu nedenle tapuda yapılan temlik işleminin davacıya
bir hak sağlamayacağına, 6831 sayılı Yasanın 3302 sayılı yasa ile değişik
2/B. maddesi ile ilgili uygulamadan
dolayı açıldığı bildirilen dava ile hukuki niteliği ayrı olan bu davanın
birleştirilmemesinde yasaya aykırı bir yön bulunmadığına göre, orman
sınırlandırma ve 1744 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Orman Yasasının 2.
maddesi uyarınca orman niteliğini kaybeden yerleri orman sınırı dışına
çıkarma işlemlerini yapmakla görevlendirilen orman kadastro komisyonunun 54
pafta, 191 ada, 12 parsel sayılı çekişmeli taşınmazı orman sınırı içerisine
almasının ve bu işlemin iptali hakkındaki işbu davanın reddinin doğru olduğu
açıklanarak onanmak ve karar düzeltme isteği de aynı DAİRE’nin
17.12.1990 gün ve E:1990/10261,K:1990/11085 sayılı kararıyla reddedilmek
suretiyle kesinleşmiştir. UYUŞMAZLIK
MAHKEMESİNDEN İSTENİLEN: Fuat Süren
vekillerince, 2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 24. maddesinin üçüncü
fıkrasında işaret edilen 15. maddesinde öngörüldüğü gibi , son kararı veren
yargı merciine dilekçe verilmesi ve bu yargı yerince de uyuşmazlığa konu
edilen kararlara ilişkin başvuru dilekçesinin, dava dosyaları ile birlikte
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesi gerekirken, doğrudan Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne verilmesi nedeniyle dava dosyaları, Başkanlık yazısı ile ilgili
yargı yerlerinden getirtilmek suretiyle incelemeye alınmıştır. Başkanlıkça, 2247
sayılı Yasa’nın 24. ve 16. maddelerine göre ilgili Başsavcıların yazılı
düşünceleri istenilmiştir. DANIŞTAY BAŞSAVCISI:
2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesine göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için
idari, adli veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından görevle
ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve
sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan iki ayrı kararın olması ve
bu kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesinin
olanaksız bulunması gerektiği, hüküm uyuşmazlığına konu edilen kararlardan
Danıştay Sekizinci Dairesince verilen karar, Orman Tahdit Komisyonunca alınan
karara karşı açılan davanın kabulü ile dava konusu işlemin iptaline ilişkin
olmasına karşın, İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı ise, aynı
Komisyon kararının iptali istemiyle açılan davanın reddine ilişkin bulunduğu,
bu durumda, idari ve adli yargı mercileri tarafından esasa ilişkin olarak
verilip kesinleşen, aynı konu ve sebebe dayalı, taraflarından biri aynı olan
söz konusu kararlar arasında çelişki olduğu gibi; bu çelişki yüzünden hakkın
yerine getirilmesi de olanaksız bulunduğundan, olayda 2247 sayılı Yasa’nın
24. maddesinde öngörülen anlamda hüküm uyuşmazlığının varlığının kabulü
gerektiği, uyuşmazlığın çözümüne gelince; dosyaların incelenmesinden, hüküm
uyuşmazlığına konu taşınmazın 1942 yılında 3116 sayılı Kanun gereğince
yapılan orman kadastro çalışmaları sırasında özel mülklerin anılan Yasa
uyarınca orman sınırları içine alınmasının mümkün olmaması nedeniyle tahdit
dışı bırakıldığının, 13.7.1945 günlü 6056 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak
aynı tarihte yürürlüğe giren 4785 sayılı Kanunun 1 nci
maddesinde yer alan “ Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte var olan gerçek
veya tüzel özel kişilere, vakıflara ve köy, belediye, özel idare, kamu tüzel
kişiliklerine ilişkin bütün ormanlar bu Kanun gereğince devletleştirilmiştir.
Bu ormanlar hiçbir işlem ve bildirime lüzum olmaksızın Devlete geçer.
“hükmünün dava konusu taşınmaza uygulanıp uygulanamayacağını belirlemek üzere
1981 yılında Orman Tahdit Komisyonu tarafından mahallinde yapılan incelemede,
parselin tamamının som orman örtüsü ile kaplı olduğunun görüldüğü, 1945
yılında çekilen hava fotoğraflarının incelenmesinden de o tarihlerde parselin
daha kesif ve boylu orman örtüsüyle kaplı olduğunun anlaşıldığı, bu itibarla
dava konusu taşınmazın 4785 sayılı Kanuna göre devletleşmesi gereken
ormanlardan olduğu gerekçesiyle orman sınırları içine alındığının, Asliye
Hukuk Mahkemesince yapılan keşifler sonucunda iki ayrı bilirkişi kurulunca
düzenlenen raporlarda taşınmazın ortalama olarak %50-55 eğime sahip bir yamaç
üzerinde bulunduğunun, yaşları 120’ye kadar varan ve asli orman ağacı sayılan
kızılçam ve diğer ağaçlarla kaplı olduğunun, bitki
türü, yapısı ve kompozisyonu bakımından bitişiğinde bulunan Devlet ormanı ile
aynı karakteri gösterdiğinin ve
bu nedenle civarındaki
orman alanlarıyla orman
bütünlüğü oluşturduğunun, arazinin çok dik bir topoğrafya
göstermesine rağmen önemli bir erozyon olayının görülmemesinin toprağın çok
sık bir orman örtüsü ile kaplı olmasından kaynaklandığının, bu nedenle su ve
toprak rejimi bakımından mutlak surette orman örtüsü ile kaplı kalmasının
gerektiğinin ve tüm bu nedenlerle 4785 sayılı Kanuna göre
devletleştirilen,5658 sayılı Kanuna göre iadesi gerekmeyen ve 1744 sayılı
Kanun kapsamına girmeyen yerlerden olduğunun belirtildiğinin anlaşıldığı,
6831 sayılı Orman Kanununun 1744 sayılı Kanun ile değişik 7 nci maddesinde, Devlet ormanlarının kadastrosu ve bu
ormanların içinde ve bitişiğinde bulunan her çeşit taşınmaz malların ve diğer
ormanların Devlet ormanları ile müşterek sınırlarının tayin ve tespitinin
orman kadastro komisyonları tarafından yapılacağının, 8 inci maddesinde ise
orman kadastrosunun belde ve köy sınırları esas alınmak suretiyle bu sınırlar
dahilinde kalan bütün ormanları kapsayacak şekilde yapılacağının
belirtildiği, bu bağlamda, 7.3.1977 tarihli 17 sayılı Orman Bakanı Olurunda,
Adalar İlçesinde orman kadastrosu yapılarak 6831 sayılı Orman Kanunu ve bu
Kanunun 1744 sayılı Kanun ile değişik 2. ve 7-12 nci
maddelerinin uygulanmasının uygun görüldüğünün belirtilmesinin yanı sıra
Orman Genel Müdürlüğünün 1.4.1977 günlü 01386 sayılı iş emrinde de Adalar
İlçesinde 1 Numaralı Orman Kadastro Komisyonunun kadastro ve 2 nci madde uygulaması yapacağına işaret edilmesi nedeniyle
komisyonların hem orman tahdidi yapmaya ve hem de tahdit dışına çıkarmaya
yetkili olduklarının açık bulunduğu, zira orman sınırı dışına çıkarma
işleminin yapılabilmesi için öncelikle orman sınırının belirlenmesinin ve bu
bağlamda orman sayılan yerlerin orman sınırı içine alınması gerektiğinde
kuşku bulunmadığı, 1942 yılında 3116 sayılı Kanun uyarınca yapılan orman
tahdidi sırasında anılan Kanunun 5 inci maddesi uyarınca sadece Devlet
ormanlarının tahdit kapsamına alınması ve 4 üncü maddesi uyarınca Devletten
başkasına ait olan ormanların Devletin denetimi altında olduğunun belirtilmiş
bulunması karşısında özel mülk olması nedeniyle tahdide tabi tutulmayan
taşınmazda 1 Numaralı Orman Tahdit Komisyonu tarafından 1981 yılında yapılan
tahdidin 1945 yılında çıkarılan 4785
sayılı Kanun ile oluşan yeni hukuki durumun dikkate alındığı ilk tahdit
olduğu konusunda duraksamaya yer olmadığı; bu itibarla, orman tahdit
komisyonu kararında yetki bakımından hukuka aykırılık bulunmadığı gibi gerek
4785 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1945 ve gerekse hüküm uyuşmazlığına
konu tahdidin yapıldığı 1981 yılında orman niteliğinde olduğu iki ayrı
bilirkişi raporu ile tartışmasız olan taşınmazın, Devlet ormanı sınırları
içine alınmasına ilişkin orman tahdit komisyonu kararında Kanuna aykırılıktan
da söz edilemeyeceğinden, davanın Asliye Hukuk Mahkemesince karara bağlandığı
biçimde çözüme uygun olup, bu kararla çelişen Danıştay Sekizinci Daire
kararının kaldırılması gerektiği; açıklanan nedenlerle, Danıştay Sekizinci
Dairesinin 7.10.1983 günlü, E:1982/2569, K:1983/1932 sayılı kararının kaldırılması ve İstanbul 7. Asliye Hukuk
Mahkemesi kararı doğrultusunda karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce
vermiştir. YARGITAY CUMHURİYET
BAŞSAVCISI; 2247 sayılı Kanunun 24. maddesinde belirtilen hüküm uyuşmazlığının
oluşabilmesi için, iki farklı yargı merci tarafından verilmiş aynı konuya ve
aynı sebebe ilişkin, taraflardan en az biri aynı olan kararlar nedeniyle
hakkın yerine getirilmesinin olanaksız olmasının gerektiği, bu durumda, adli
ve idari yargı mercileri tarafından esasa ilişkin olarak verilip kesinleşen,
aynı konu ve sebebe dayalı, tarafları aynı olan söz konusu kararlar arasında
çelişki olduğu gibi bu çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi de
olanaksız bulunduğundan, olayda 2247 sayılı Yasanın 24. maddesinde belirtilen
manada hüküm uyuşmazlığının doğmuş bulunduğu, hüküm uyuşmazlığına konu
taşınmazın 1942 yılında 3116 sayılı Kanun gereğince yapılan orman kadastro
çalışmaları sırasında özel mülklerin anılan Yasa uyarınca orman sınırları
içine alınmaması nedeniyle tahdit dışı bırakıldığının, 13.07.1945 tarihinde
yürürlüğe giren 4785 sayılı Kanunun 1. maddesinde yer alan “Bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihte varolan gerçek veya tüzel özel kişilere, vakıflara
ve köy, belediye, özel idare, kamu tüzel kişiliklerine ilişkin bütün ormanlar
bu Kanun gereğince devletleştirilmiştir. Bu ormanlar hiçbir işlem ve
bildirime lüzum olmaksızın Devlete geçer.” hükmü uyarınca 1981 yılında Orman
Tahdit Komisyonu tarafından mahallinde yapılan incelemede parselin tamamının
orman örtüsü ile kaplı olduğunun, 1945 yılında çekilen hava fotoğraflarında
da parselin daha kesif ve boylu orman örtüsüyle kaplı bulunduğu
anlaşıldığından taşınmazın 4785 sayılı Kanuna göre devletleşmesi gereken
ormanlardan olduğu gerekçesiyle orman sınırları içine alındığının, İstanbul 7
ve 8. Asliye Hukuk Mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemeleri sonucunda
düzenlenen raporlarda, taşınmazın 1945’de çekilen hava fotoğraflarına ve
bugünkü duruma göre, üzerinde 150 yaşlarında kızılçam
ve orman bitkilerinin varlığının bulunduğunun, bilim ve fen bakımından orman
niteliğini muhafaza ettiğinin, toprak ve su rejimi açısından orman rejimi
dışına çıkarılmasında sakınca bulunan yerlerden olduğunun, 5658 sayılı Yasa
ile iadeye tabi olmadığının, gerek 1744 sayılı Yasa ve gerekse 2896 sayılı Yasanın
2/B maddesi kapsamına konu edilemeyecek yerlerden bulunduğunun anlaşıldığı,
6831 sayılı Orman Kanununun 1744 sayılı Kanun ile değişik 7. maddesinde,
Devlet ormanlarının kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde bulunan
her çeşit taşınmaz malların ve diğer ormanların Devlet ormanları ile müşterek
sınırlarının tayin ve tespitinin orman kadastro komisyonları tarafından
yapılacağının, 8. maddesinde ise orman kadastrosunun belde ve köy sınırları
esas alınmak suretiyle bu sınırlar dahilinde kalan bütün ormanları kapsayacak
şekilde yapılacağının belirtildiği, 07.03.1977 tarihli 17 sayılı Orman Bakanı
Olurunda, Adalar İlçesinde orman kadastrosu yapılarak 6831 sayılı Orman
Kanunu ve bu kanunun 1744 sayılı Kanun ile değişik 2. ve 7-12. maddelerinin
uygulanmasının uygun görüldüğünün belirtilmesi ve Orman Genel Müdürlüğünün
01.04.1977 günlü 1386 sayılı iş emrinde de Adalar ilçesinde 1 Numaralı Orman
Kadastro Komisyonunun kadastro ve 2. madde uygulaması yapacağına işaret
edilmesi nedeniyle komisyonların hem orman tahdidi yapmaya ve hem de tahdit
dışına çıkarmaya yetkili oldukları, orman sınırı dışına çıkarma işleminin
yapılabilmesi için öncelikle orman sınırının, belirlenmesi ve orman sayılan
yerlerin orman sınırı içine alınması gerektiğine kuşku bulunmadığı, 3116
sayılı Kanun uyarınca yapılan orman tahdidi sırasında anılan Kanunun 5.
maddesi uyarınca sadece Devlet ormanlarının tahdit kapsamına alınması ve 4.
maddesi uyarınca Devletten başkasına ait olan ormanların Devletin denetimi
altında olduğunun belirtilmiş bulunması karşısında, özel mülk olması
nedeniyle tahdide tabi tutulmayan taşınmazda 1 Numaralı Orman Tahdit
Komisyonu tarafından 1981 yılında yapılan tahdidin, 4785 sayılı Kanun ile
oluşan yeni hukuki durumun dikkate alındığı ilk tahdit olduğu konusunda
tartışmaya gerek olmadığı, Orman Tahdit Komisyonu kararında yetki bakımından
hukuka aykırılık bulunmadığı gibi gerek 4785 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği
1945 ve gerek hüküm uyuşmazlığına konu tahdidin yapıldığı 1981 yılında orman
niteliğinde olduğu bilirkişi raporları ile anlaşılan taşınmazın, Devlet
ormanı sınırları içine alınmasına ilişkin orman tahdit komisyonu kararında
Kanuna aykırılıktan da söz edilemeyeceği, açıklanan nedenlerle Danıştay
Sekizinci Dairesinin 7.10.1983 gün, 1982/2569 esas ve 1983/1932 sayılı
kararının kaldırılması ve İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesi kararı
doğrultusunda karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir. İLK İNCELEME
: A)Uyuşmazlık Mahkemesi
Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında,
Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER,
Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın
katılımlarıyla yapılan 2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 24. maddesinin 2592 sayılı
Kanun’la değişik birinci fıkrasında yer alan “ 1 nci
maddede gösterilen yargı mercilerinden en az ikisi tarafından,görevle ilgili
olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş aynı konuya ve sebebe
ilişkin, taraflardan en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki
yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde hüküm
uyuşmazlığının varlığı kabul edilir.” hükmüne göre; Ortada, adli ve idari
yargı yerlerince davanın esası hakkında verilmiş ve kesinleşmiş kararlar
bulunduğu her iki yargı yerinde de 1 No’lu Orman
Kadastro Komisyonu kararına karşı açılan davanın konusu ve dava sebebi ile taraflardan en az birinin aynı olduğu;
Danıştay Sekizinci Dairesi’nce , orman kadastro komisyonlarının daha önce
sınırlaması yapılmış ve kesinleşmiş orman sahasının aplikesi ile 6831 sayılı
Kanun’un değişik 2 nci maddesi uyarınca 15.10.1961
tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini kaybetmiş olan
yerleri orman sınırı dışına çıkartmaya yetkili olmaları nedeniyle daha önce
yapılan ve kesinleşen sınırlandırma sonucunda orman sınırları dışında
bırakılan yerleri orman sınırları içine alarak devletleştirme yetkileri
bulunmadığından 1942 yılında 3116 sayılı Yasa uyarınca yapılan sınırlama
sırasında orman sınırları dışında bırakıldığı anlaşılan dava konusu
taşınmazın Orman Kadastro Komisyonunca 4785 sayılı Yasa uyarınca
devletleştirilmesinin yetki bakımından hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle dava
konusu işlemin iptaline karar verilmesine karşılık; İstanbul Asliye Hukuk
(Kadastro) Mahkemesi’nce 4785 sayılı
Yasa gereğince dava konusu taşınmazın devletleşme kapsamına girdiği, halen
tam anlamı ile orman örtüsü ile kaplı olduğu, bilim ve fen bakımından orman
niteliğini muhafaza ettiği, toprak ve su rejimi bakımından orman rejimi
dışına çıkarılmasında sakınca bulunan yerlerden olduğu, 5658 sayılı Yasa
uyarınca iade edilmesi gereken yerlerden olmadığı ve 1744 sayılı Yasa’nın 2/B
maddesi kapsamında bulunmadığının bilirkişi raporları ve dosya içeriğinde
bulunan belgelerden anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği,
böylece davacı yönünden, kendisine hak tanıyan idari yargı kararının adli
yargı yerince davanın reddi yolunda verilen karar nedeniyle infaz edilebilme
olanağının kalmadığı anlaşılmaktadır. Bu duruma göre, adli ve
idari yargı kararları arasında, orman kadastro komisyonlarının daha önce
sınırlaması yapılmış ormanların sonradan yürürlüğe giren 4785 sayılı Yasa
hükümlerini dikkate alarak yeniden sınırlandırılması konusunda yetkilerinin
olup olmadığı noktasında ortaya çıkan çelişki nedeniyle, davacının mülkiyete
ilişkin hakkının yerine getirilmesinin olanaksız bulunduğu açıktır. Belirtilen nedenlerle; 1-
Danıştay
Sekizinci Dairesi ile İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesi kararları arasında,
2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleştiği
anlaşıldığından HÜKÜM UYUŞMAZLIĞI BULUNDUĞUNA; 2-
2247
sayılı Yasa’nın 25. maddesi hükümleri uyarınca, a) Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne yapılan başvuruya ait dilekçe ve eklerinin, kesin olarak
belirlenen 30 gün içinde yanıt verilmek üzere Çevre ve Orman Bakanlığına
bildirilmesine, Bakanlıkça verilen cevabın karşı tarafa tebliği suretiyle
dosyanın tekemmülünün sağlanmasına, b) Konu ile ilgili tüm
bilgi ve belgelerin adı geçen Bakanlıktan istenilmesine, c) Usuli
işlemler tamamlandıktan ve esas hakkındaki rapor yazıldıktan sonra
Başkanlıkça belirlenecek günde işin esasının görüşülmesine; B) Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER,
Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 7.2.2005 günlü ara
karar gereğince başvuru dilekçesi ve eklerinin Çevre ve Orman Bakanlığına, adıgeçen Bakanlığın cevabının ise başvuran tarafa tebliğ
olunduğu ve başvuranın cevaba cevap dilekçesinin dosyaya konulduğu, Başkanlıkça
başvuru dilekçesi ve eklerinin Orman Genel Müdürlüğüne tebliğ olunduğu
anlaşılmış ise de tekemmülün sağlanmadığı görüldüğünden dosyanın 2247 sayılı
Yasa’nın 25. maddesi yollamasıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun
16. maddesinde öngörüldüğü şekilde tekemmülünden sonra işin esasının
görüşülmesine, OYBİRLİĞİ İLE karar
verilmiştir. ESAS İNCELEME VE
GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi
Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın
Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve H. Hasan MUTLU’nun
katılımlarıyla yapılan Başvuru dilekçesi ve
ekleri, uyuşmazlığa konu edilen kararlara ilişkin dava dosyaları, ilgili
Başsavcıların düşünce yazıları, Raportör- Savcı İsa YEĞENOĞLU’nun
hazırladığı işin esasına ilişkin
rapor, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi
ve Ek Protokol ile Yasa kuralları ve
uygulamaya ilişkin belgeler, cevap dilekçeleri okunup incelendikten; ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile
Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in yazılı
düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra,2247 sayılı Yasa’nın 25. maddesinin
verdiği yetkiye dayanılarak GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: A) Dava, İstanbul İli,
Adalar İlçesi, Büyükada Nizam Mahallesi, Kamino
Mevkii, 54 pafta, 191 ada, 12 parsel sayısı ile tapuya kayıtlı 107.340 m²’lik taşınmazın,
1744 sayılı Yasa uygulaması yapan orman kadastro komisyonunca, 4785 sayılı
Yasa uyarınca devletleştirilmeye tabi yerlerden olduğu nedeniyle orman
sınırları içine alınmasına ilişkin tespite malik tarafından yapılan itirazdan
ibarettir. Büyükada’da, 1942
yılında görevlendirilen orman tahdit komisyonu tarafından, 3116 sayılı Orman
Kanunu’nun 5. maddesinde öngörüldüğü üzere sadece Devlet ormanlarının (Büyükturüstü ve İsatepe)
sınırlandırılması yapılmış olup, sahipli arazileri sınırlandırma dışında bırakan
bu işlemler 1943 yılında kesinleşmiştir. Resmi Gazetede
yayımlandığı 13.7.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 sayılı Yasa ile, 2.
maddesinde sayılan istisnalar dışındaki bütün ormanlar hiçbir işlem ve
bildirime gerek olmaksızın devletleştirilmiştir. Orman Genel
Müdürlüğünce, 1977 yılı uygulama döneminde, 6831 sayılı Yasa’nın 1744 sayılı
Yasa ile değişik 2. ve 7-12. maddeleri hükümleri uygulanmak suretiyle orman
kadastrosu çalışmalarının başlatılması yolunda yapılan teklifin Bakanlık
Makamının İstanbul- Adalar
İlçesinde 1 No’lu Orman Kadastro Komisyonu’na bağlı
olarak görev yapan 3 Nolu Orman Kadastro Ekibi’nce,
Komisyon Başkanlığının Yapılan itiraz üzerine
12 sayılı parseli mahallinde inceleyen 1 No’lu
Orman Kadastro Komisyonu’nca, 12 sayılı parselin
malikince, sözkonusu kadastro tutanağının,
komisyonun devletleştirme yetkisinin bulunmadığı iddiasıyla iptali istemiyle
idari yargıda; taşınmazın özel orman olmadığı ve 1977 yılında tapuda satış
nedeniyle tapusunun hukuki kıymetini yitirmemiş bulunduğu iddiasıyla iptali
istemiyle ise adli yargıda dava açılmıştır. 1) Mülga 3116 sayılı
Orman Kanunu sadece Devlet ormanlarının sınırlandırılmasını öngörmüş olup,
4785 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 13.7.1945 tarihinden önce kadastrosu
yapılan alanlarda sahipli araziler ve/veya özel ormanlar sınırlandırma
dışında bırakıldığından, bu kadastro çalışmalarının ormanların tamamını
kapsamadığı anlaşılmaktadır. 4785 sayılı Yasa ile, bu Yasa’nın yürürlüğe girdiği 13.7.1945
tarihinde varolan bütün ormanların “hiçbir işlem ve bildirime lüzum
olmaksızın” devletleştirilmiş olması karşısında, daha önce sınırlandırılması
yapılmış ve kesinleşmiş yerlerde13.7.1945 tarihinden sonra yapılacak olan ilk
kadastro çalışmasında, 3116 sayılı Yasa’ya göre sınırlandırma dışında bırakılmış
sahaların, olay tarihi itibariyle yürürlükte bulunan; -4785 sayılı Yasa’nın
2. maddesinde sayılan istisnalar arasında olup olmadığı; -5658 sayılı Yasa’ya
göre iadesi gerekip gerekmediği; -6831 sayılı Yasa’nın
1. maddesinde tanımı yapılan orman niteliğini taşıyıp taşımadığı; yönlerinden öncelikle
inceleneceği ve bu inceleme sonunda: istisnalardan olmadığı, iadesi
gerekmediği ve orman tanımına uyduğu saptanan alanların kadastro komisyonunca
orman sınırları içine alınacağı, doğaldır. Bu durumda, 13.7.1945
tarihinden sonra böyle bir alanda çalışma yapan kadastro komisyonunun 4785
sayılı Yasa gereğince “bağlı yetki” içinde bulunduğu; kendisine verilen iş
emrinde bu husus belirtilmese dahi 13.7.1945 tarihinden önce
sınırlandırılması yapılmış alanlarda 4785 sayılı Yasa hükümlerini uygulamakla
yükümlü bulunduğu kuşkusuzdur. Nitekim, orman kadastro ekibince bu doğrultuda
işlem yapıldığı 32 no’lu işi bitirme tutanağındaki
“… Adalar serisi Büyükturüstü ve İsatepe Devlet Ormanlarının değişik 2. madde uygulama
çalışmaları ve bu ormanlara bitişik, 4785 ve 6831 sayılı yasaya göre orman
sayılan yerlerin sınır geçirilmesi işlemleri bitirilmiştir.” ifadesinden
açıkça anlaşılmaktadır. Olayda, 1943 yılında
sınırlandırması kesinleşmiş Büyükada’da 6831 sayılı Orman Kanunu (1744 sayılı
Kanunla değişik) hükümlerine göre çalışma yapan orman kadastro ekibince, 12
sayılı parselin 4785 sayılı Yasa’ya göre devletleştirilen alanlardan olduğu
saptandıktan sonra orman sınırları içine alınması yolunda tutanak tutulmuş
olup, her ne kadar, Ekip kararına itiraz üzerine Komisyon Başkanlığınca
yapılan inceleme sonunda tutulan Buna göre, 6831 sayılı
Yasa’nın 1744 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesi uygulamalarının idari işlem
niteliğini taşıdığı nedeniyle bu uygulamalara karşı açılan davaların idari
yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği yolundaki 1744 sayılı Yasa’nın
yürürlükte bulunduğu döneme ilişkin Uyuşmazlık Mahkemesi’nin yerleşik
kararlarının kapsamına giren bir idari davanın varlığından sözetmeye olanak bulunmayıp, kadastro tutanağına itiraz
davasının görüm ve çözümünde anılan Yasa’nın 1744 sayılı Yasa ile değişik 11.
maddesinin ikinci fıkrasına göre adliye mahkemeleri görevli olduğundan,
olayda Danıştay Sekizinci Dairesi’nce, idari yargının görevinde olmayan
davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 15/1-a. maddesi uyarınca reddi gerekirken, işin esasına
girilerek verilmiş bulunan kararın kaldırılması gerekmektedir. 2) Kadastro tutanağına
itiraz davasına gelince: İstanbul 8. Asliye
Hukuk Hakimliğince, İ.Ü.Orman Fakültesi Öğretim Üyesi, Tapu Kadastro
Başmühendisi ve Ziraat Yüksek Mühendisinden oluşan bilirkişi heyetiyle Aynı Mahkemece, bu defa
Gerek kadastro
tutanaklarında gerek her iki bilirkişi raporunda yapılan tespit ve
değerlendirmelere göre, 1945 yılında orman örtüsüyle kaplı olması ve 4785
sayılı Yasa’nın 2. maddesinde sayılan istisnalar arasında yer almaması nedeniyle
devletleştirilmeye tabi olduğu, 5658 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları
taşımadığından iadeye tabi olmadığı ve 6831 sayılı Yasa’nın 1. maddesindeki
orman tanımına uyduğu anlaşılan 12 sayılı parselin, 32 no’lu
işi bitirme tutanağında da açıkça ifade edildiği üzere orman sınırları içine
alınmasına; diğer bir ifadeyle, Devlet ormanı sınırlarının yeniden tayin ve
tespitine ilişkin kadastro tutanağında
hukuka aykırılık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle,
Fuat Süren vekillerince, müvekkile ait 12 sayılı parselin devletleştirilmeye
tabi yerlerden olduğuna ve orman sınırları içine alınmasına; diğer bir
ifadeyle, Devlet ormanı sınırlarının yeniden tayin ve tespitine ilişkin kadastro tutanağına karşı açılan
itiraz davasının reddi gerekmiştir. B) Başvuruda bulunan
davacı vekillerince, adli yargı kararının vatandaşın mülkiyet hakkının
elinden alınması sonucunu doğuracağı nedeniyle bu durumun Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen “adil yargılanma hakkı” ile Ek
Protokolde düzenlenen “mülkiyet hakkı”nı ihlal niteliği taşıdığı ileri
sürülmüş ise de, yapılan incelemede usul hükümlerine uygun olarak yürütülen
yargılamada anılan Sözleşme kuralını ihlâl eden bir durum tespit edilemediği
gibi, Anayasa’nın 169. maddesi ile ormanların korunması ve geliştirilmesi
hususunda Devletin görevli kılındığı dikkate alındığında ve yukarıda (A).
bendinde açıklanan gerekçeler karşısında, olayda Ek Protokol kuralına
aykırılık iddiası da ciddi bulunmamıştır. KARAR
: 1-Hüküm uyuşmazlığına
konu edilen davanın, kadastro tutanağına itiraz davası olduğuna ve görüm ve
çözümünde ADLİ YARGININ GÖREVLİ BULUNDUĞUNA; 2-Bu nedenle, Danıştay
Sekizinci Dairesi’nce görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esası
hakkında verilen ve kesinleşen 7.10.1983 gün ve E: 1982/256 , K:1983/1932
sayılı KARARIN KALDIRILMASINA; 3-Fuat Süren’e ait 12 sayılı parselin 4785 sayılı Yasa uyarınca
devletleştirilmeye tabi yerlerden olduğu nedeniyle orman sınırları içine
alınmasına ilişkin KADASTRO TUTANAĞINA İTİRAZ DAVASININ, yukarıda açıklanan gerekçelerle
REDDİNE; 4-Bu nedenle, sonucu
itibariyle hukuk ve usule uygun bulunan İstanbul 7. Asliye Hukuk (Kadastro)
Mahkemesi’nin kesinleşen 9.2.1990 gün ve E:1989/342, K:1990/63 sayılı ve
DAVANIN REDDİ YOLUNDAKİ HÜKMÜN KABULÜNE,
Bu suretle HÜKÜM
UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE, 10.10.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi. —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2005/18 KARAR NO: 2005/66 KARAR TR :10.10. 2005 (Hukuk Bölümü)
K A R
A R
Davacı : DSİ Genel Müdürlüğü Vekilleri : Av. N. S. Davalı : Adıyaman Valiliği Vekili : Av. M. R. Ç. Müdahiller : 1- Taşdamlar Köyü Tüzelkişilği ve
32 Köy Sakini Vekili
:Av. A. D. 2- Köseuşağı Köyü
Tüzelkişiliği Vekilleri
:Av. M.K., Av. Y.S. 3- Altuntaş ve Aşağıköy Köyleri Tüzelkişilikleri Vekilleri
:Av. M. G.. Av. A.G. 4- B. K.ve Arkadaşları Vekili
: Av. Y. S. O L
A Y : Adıyaman İli’nde DSİ tarafından yapımı gerçekleştirilen “Çat
Barajı Projesi” kapsamına giren kamulaştırma
işlemleri tamamlanıp barajda su tutulmaya başlanması üzerine ve “Baraj
İnşaatı İçin Yapılan Kamulaştırmada Kamulaştırma Sahasına Mücavir Taşınmaz
Malların Kamulaştırılması Hakkında Yönetmelik” hükümleri gereğince, baraj
gölü çevresinde bulunan yerleşim birimlerinde ilân yapılmak suretiyle
kamulaştırma alanına mücavir taşınmazların maliklerine 2942 sayılı
Kamulaştırma Kanunu’nun 12/6. maddesine göre taşınmazlarının kamulaştırılması
için talepte bulunabilecekleri duyurulmuş; ilân tarihinden itibaren 1 yıl
içinde yapılan başvurular, DSİ’nin görüşü de eklenerek
Adıyaman Valiliğine iletilmiştir. Adıyaman Valiliğinde
kurulan “Baraj Mücavir Alanlarının Kamulaştırılmasını İnceleme Komisyonu”
tarafından yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda düzenlenen 4.4.1997
tarihli “Çat Barajı Mücavir Alan Kamulaştırma Raporu”nda: 1. Altuntaş Köyü, 2. Bozgedik Köyü
ve Düzağaç
Mezrası, 3. Gölbağı Köyü, 4. Gölbağı- Aligör Mezrası, 5. Taşdamlar (Şerefhan)
Köyüne bağlı Biris, Çat
ve Gömüçirpi Mezraları,
6. Köseuşağı Köyü,
7. Kalecik Köyü, 8.
Aşağıköy arazilerinin kamulaştırılmasına
karar verilmiştir. A)Davacı DSİ Genel Müdürlüğü vekilince, anılan raporun
2,3,4 ve 7 no’lu bendlerine İdarelerinin de aynen
katıldığı; ancak, raporun 1,5,6 ve 8 no’lu
bentlerine ilişkin komisyon kararının, yürürlükteki mevzuat hükümlerine
aykırı olduklarından bahisle iptaline karar verilmesi istemiyle, 20.7.1997
günlü (yenilenen) dilekçe ile idari yargı yerinde dava açılmıştır. 1-
GAZİANTEP
İDARE MAHKEMESİ; 29.12.1998 gün ve E:1997/657, K:1998/2385 sayı ile, dava konusu
komisyon kararının 1,5,8 no’lu bentlerinin iptaline
ve davanın 6 no’lu bende yönelik kısmının reddine
karar vermiştir. Anılan karar,
taraflarca temyiz edilmesi üzerine DANIŞTAY ALTINCI DAİRE’nin
20.3.2001 gün ve E:2000/698, K:2001/1389 sayılı ve “Uyuşmazlık, 2942 sayılı
Yasa’nın 12. maddesinin uygulanmasından kaynaklandığından, davanın anılan
maddenin son bendi uyarınca adli yargıda çözümlenmesi gerekmektedir. İdare
Mahkemesince işin esasının incelenmesi suretiyle karar verilmesinde isabet
görülmemiştir.” yolundaki kararı ile bozulmuştur. 2- GAZİANTEP İDARE
MAHKEMESİ; 19.9.2001 gün ve E:2001/1315, K:2001/1079 sayı ile, anılan
Danıştay bozma kararına uymak suretiyle ve 2942 sayılı Yasa’nın 12.
maddesinin uygulanmasından doğan davada aynı maddenin son bendi uyarınca adli
yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar,
temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. B) Davacı İdare
vekilince, aynı istekle, 17.7.2001 gününde adli yargı yerinde dava açılmıştır. 1- ÇELİKHAN ASLİYE
HUKUK MAHKEMESİ; 29.1.2004 gün ve E.2001/28, K:2004/7 sayı ile, davacı ve davalı
kurumların 3533 sayılı Kanunun 1. maddesinde yer alan kuruluşlardan olması
nedeniyle uyuşmazlığın usulen mecburi tahkim yoluyla çözülmesinin gerekeceği
gerekçesiyle Mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine
karar vermiştir. Bu karar, davacı DSİ ve
bir kısım müdahillerin vekillerince temyiz edilmesi
üzerine YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİ’nin 3.6.2004 gün
ve E:2004/4879, K:2004/6375 sayılı ve “Talep, Valilik tarafından oluşturulan
komisyonun almış olduğu idari kararın iptaline ilişkin olması sebebiyle
görevli mahkeme, İdare Mahkemesidir. Bu gerekçe ile mahkemece görevsizlik
kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, gerekçede gösterilen nedenlerle dava
dilekçesinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.” yolundaki kararı
ile bozulmuştur. 2- ÇELİKHAN ASLİYE
HUKUK MAHKEMESİ; 8.10.2004 gün ve E:2004/29, K:2004/30 sayı ile, anılan Yargıtay
bozma kararına uymak suretiyle ve idari kararın iptaline dair davaya bakma
görevinin İdare Mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın
Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL,
Abdullah ARSLAN ve H. Hasan MUTLU’nun
katılımlarıyla yapılan 1- İLK İNCELEME :Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.maddesi
uyarınca yapılan incelemeye göre, adli
ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde
olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, dava dosyalarının 15. maddede belirtilen
yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren
mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II- ESASIN İNCELENMESİ:
Raportör-Savcı İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki
raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; İlgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay
Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve
sözlü açıklamaları da dinlendikten
sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Baraj Mücavir
Alanlarının Kamulaştırılmasını İnceleme Komisyonu kararının iptali isteminden
ibarettir. 2942 sayılı
Kamulaştırma Kanunu’nun “Kısmen kamulaştırma” başlıklı 12. maddesinin altıncı
fıkrasında,” Baraj inşası için yapılan kamulaştırmalar sonunda kamulaştırma
sahasına mücavir taşınmaz mallar, çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşme
düzeninin bozulması, ekonomik veya sosyal yönden yararlanılmasının mümkün
olmaması hallerinde, sahiplerinin yazılı başvurusu üzerine kamulaştırmaya
tabi tutulur. Bu hususları düzenleyen yönetmelik,Enerji ve Tabii Kaynaklar
Bakanlığınca; İçişleri, Maliye, Bayındırlık, Tarım ve Orman, Köyişleri ve Kooperatifler bakanlıkların görüşü de
alınmak suretiyle hazırlanır. Bu yönetmelik, Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihten itibaren bir yıl içerisinde Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe
konulur ve Resmi Gazete’de yayımlanır. Bu suretle kamulaştırılan mücavir
taşınmaz mallar hakkında 22 ve 23 üncü maddeler hükmü
uygulanmaz. İdare, bu taşınmaz mallar üzerinde imar mevzuatı hükümlerini de
göz önünde tutarak dilediği gibi tasarrufta bulunabilir ve gerektiğinde
Hazineye bedelsiz olarak devredebilir.” hükmü yer almış; aynı maddenin son
fıkrasında “Bu maddenin uygulanmasından doğacak anlaşmazlıklar adli yargıda
çözümlenir.” hükmüne yer verilmiştir. Dava dosyalarının
incelenmesinden, yapımı tamamlanan Çat Barajının su havzası çevresindeki
yerleşim birimlerinde, anılan Yasa maddesi uyarınca hazırlanarak 27.6.1985
tarih ve 85/9634 sayılı BKK. ile yürürlüğe konulan “Baraj İnşaatı İçin Yapılan
Kamulaştırılmalarda Kamulaştırma Sahasına Mücavir Taşınmaz Malların
Kamulaştırılması Hakkında Yönetmelik” hükümlerine göre yapılan ilân üzerine,
taşınmaz maliklerince taşınmazlarının kamulaştırılması yolundaki başvurular
DSİ tarafından incelenerek idare görüşüyle birlikte Adıyaman Valiliğine
iletilmiş olup, anılan Yönetmeliğin 7. maddesinde öngörüldüğü üzere, valinin
görevlendirdiği bir vali yardımcısının başkanlığında, İçişleri, Maliye ve
Gümrük, Bayındırlık ve İskan, Tarım Orman ve Köyişleri,
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlıklarına bağlı il temsilcileri ile DSİ
tarafından görevlendirilen bir yetkiliden oluşan “Baraj Mücavir Alanlarının
Kamulaştırılmasını İnceleme Komisyonu” tarafından alınan kamulaştırma
kararlarının dava konusu edildiği anlaşılmaktadır. Olayda, 2942 sayılı
Kamulaştırma Kanununun 12. maddesinin altıncı fıkrası hükmü ile bu hüküm
uyarınca çıkarılan Yönetmelik hükümleri uygulandığına göre, bu uygulamadan
doğan anlaşmazlığın görüm ve çözümünde, anılan Yasa maddesinin son fıkrasının
açık hükmü karşısında adli yargı yerinin görevli olduğu tartışmasızdır. Açıklanan nedenlerle,
Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmektedir. SONUÇ :Davanın çözümümde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Çelikhan Asliye Hukuk Mahkemesi’nin
8.10.2004 gün ve E:2004/29, K:2004/30 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 10.10.2005 gününde Üyelerden Dr. Atalay
ÖZDEMİR ve Mustafa Lütfü ÜÇKARDEŞLER’in KARŞIOYLARI
ve OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar
verildi. *** K A R
Ş I
O Y Kamulaştırma Kanunu’nun 12. maddesinde kısmen kamulaştırma
düzenlenmiştir. Maddede kısmi kamulaştırma halinde kamulaştırılan malın
değerinin belirlenmesine ilişkin kurallar yer almaktadır. Maddenin
uyuşmazlığa konu fıkrasında ise, baraj kamulaştırmalarında kamulaştırma
sahasına mücavir taşınmaz malların yazılı şartların bulunması halinde
kamulaştırmaya tabi tutulacağı belirtilmiştir. Bu düzenlemeye görev mücavir
taşınmaz malların kamulaştırılmasından sonra çıkan uyuşmazlıklar nedeniyle,
malları kamulaştırılanların taraf olduğu davaların bu madde kapsamında
değerlendirilip çözümleneceğini kabul zorunludur. Somut olayda Adıyaman
Valiliğinde kurulan “Baraj Mücavir Alanlarının Kamulaştırılmasını İnceleme
Komisyonu” tarafından alınan kamulaştırma kararının iptali istenmiştir Dava DSİ Genel Müdürlüğü
tarafından Adıyaman Valiliği aleyhine açılmıştır. Taşınmaz malikleri
tarafından açılmış bir dava bulunmamaktadır.Uyuşmazlık, komisyon tarafından
kamulaştırma yapılmasına ilişkin kararın iptali isteminden kaynaklandığından
ve iki idare arasında olduğundan, idarenin kendi iç ilişkisi içerisinde idare
hukuku esaslarına göre çözümlenmesi gereken niteliktedir. Taşınmazları
kamulaştırılan kişiler davada taraf olmadığından uyuşmazlığın 12. madde
kapsamında kabul edilmesi mümkün değildir. Anılan komisyonun
kamulaştırma kararının iptali
istendiğine ve davanın her iki tarafı idare olduğuna göre uyuşmazlığın
çözümünde İdari Yargı görevlidir. Gaziantep İdare Mahkemesinin görevsizlik
kararının kaldırılması gerekir. Adli Yargının görevli olduğuna, Çelikhan Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının
kaldırılması yolundaki çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.
Üye
Üye
Dr. Atalay ÖZDEMİR Mustafa
Lütfü ÜÇKARDEŞLER —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2005/28 KARAR NO: 2005/67 KARAR TR : 10.10.2005 (Hukuk Bölümü)
K A R
A R
Davacı : N.K. Vekili : Av. İ.Ç. Davalı : Milli Eğitim
Bakanlığı O L
A Y : Davacı, askerlik hizmetine sevk edildikten sonra, Milli Eğitim
Bakanlığı bünyesinde görevli yedek subay öğretmen olarak ayrılmış ve Ağrı İl
Milli Eğitim Müdürlüğünce Kavacık Köyü İlköğretim
Okulu’na yedek subay öğretmen olarak atamasının yapılması üzerine Ağrı İl Milli Eğitim
Müdürlüğü müfettişlerince, teftiş ve denetim için Davacı, Ağrı 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde
firar suçundan dolayı yapılan yargılaması sonucunda beraatine
karar verilmesi üzerine, Davacı vekilince,
müvekkilinin, davalı idare tarafından görevden çekilmiş sayılması nedeniyle
15.4.2001- ERZURUM 1. İDARE
MAHKEMESİ; Davacı vekili, aynı
istekle bu kez, ASKERİ YÜKSEK İDARE
MAHKEMESİ DAİRELER KURULU; İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın
Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL,
Abdullah ARSLAN ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla
yapılan 1-İLK İNCELEME :
Dosya üzerinde 2247
sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, genel
ve askeri idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, askeri idari yargı dosyasının 15.
maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son
görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği,
Başkanlıkça idari yargı dosyasının da ilgili mahkemesinden getirtildiği ve
usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II- ESASIN İNCELENMESİ:
Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un
davanın çözümünde genel idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile
dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay
Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR ile AYİM Savcısı Hakan ATA’nın
davada genel idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, askerlik
hizmetini Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde yedek subay öğretmen olarak yapan
davacının, görevden çekilmiş sayıldığı 15.4.2001 tarihi ile yeniden göreve
başlatıldığı Anayasa’nın 157.
maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis
edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin
idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk
ve son derece mahkemesi olduğu; ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan
uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı
belirtilmiş; 1602 sayılı Yasa’nın 1602 sayılı Yasa’nın
değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görevli bulunan veya
hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman
çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi
sayılmaktadır. İdari işlemin, görevli
yargı yerinin tespiti yönünden “ askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının
saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari
işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis
edilmiş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha
açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler; idarenin bir asker
kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri
geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik
hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve
gerekler göz önünde tutularak
değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan
bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte, menfaati
ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde
görülmesi gerekmektedir. 1076 sayılı Yedek
Subaylar ve Yedek Askeri Memurlar Kanunu’na 3358 sayılı Kanun ile eklenen Ek
7. maddede, Milli Eğitim Bakanlığının ihtiyaç göstermesi ve Genelkurmay
Başkanlığının uygun görmesi üzerine, yedek subay aday adayı olarak silah
altına alınacaklardan, bu Bakanlık kadrolarında öğretmen olarak görev
yapanlar ile mesleği öğretmen olan ancak Bakanlık kadrolarında öğretmenlik
görevine başlamamış bulunanlardan yeteri kadarının, temel askerlik eğitimini
takiben Milli Eğitim Bakanlığı emrine verilecekleri; bu şekilde öğretmen
olarak ayrılan ve göreve başlayan yükümlülere, 926 sayılı Kanun’da
asteğmenler için tespit edilen aylık, ödenek, yardım ve tazminatların Milli
Eğitim Bakanlığınca ödeneceği; bu yükümlülerin; öğretmenlik görevleri
sırasında resmi elbise giyemeyecekleri, emsali yedek subaylar kadar hizmet
yapacakları, hizmetlerinin askerlik şubelerinden sevk tarihinde başlayacağı,
görev yerlerinin Milli Eğitim Bakanlığınca belirleneceği, hizmetlerinin
sonunda asteğmen olarak terhis edilecekleri; bunlar hakkında firar, hava
değişimi, izin tecavüzü, kısa süreli firar, kısa süreli izin tecavüzü,
yoklama kaçağı, bakaya ve geç iltihak suretiyle bakaya kalmak suçlarından dolayı askeri ceza ve disiplin
mevzuatı hükümlerinin uygulanacağı hususları kurala bağlanmıştır. Öte yandan, 1111 sayılı
Askerlik Kanunu’na 3358 sayılı Kanun ile eklenen Ek 4. maddede er
öğretmenlerle ilgili benzer düzenlemeye yer verilmiş ve Ek 5. maddede, 1076
sayılı Yasa’nın Ek 7. ve 1111 sayılı Yasa’nın Ek 4. maddelerinin
uygulanmasıyla ilgili hususların, her iki bakanlıkça (MSB ile MEB) müştereken
çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceğine işaret edilmiştir. Anılan Yasa hükmü
gereğince çıkarılan Askerlik Yükümlülüğünü Milli Eğitim Bakanlığı Emrinde Öğretmen Olarak Yerine Getirecekler
Hakkında Yönetmeliğin 12. maddesinde, 1076 sayılı Kanuna tabi olup temel
askerlik eğitimlerini müteakip Milli Eğitim Bakanlığı emrinde öğretmen olarak
görevlendirilenlerin hizmet süresinin emsali yedek subayların hizmet süresi
kadar olduğu, bu sürenin askerlik şubelerinden sevk tarihinde başlayacağı,
bunlardan görevleri sırasında usulüne göre öğretmenlik ile ilişikleri
kesilenlerin, kalan hizmetlerini er olarak tamamlamak üzere kıtalara sevk
edilecekleri ve bunlara ödenmekte olan aylık, ödenek, yardım ve tazminatların
kesileceği; 14. maddesinde, 1076 sayılı Kanuna tabi yükümlülerden Milli
Eğitim Bakanlığı emrinde öğretmen olarak görev yapmak üzere
ayrılanlara,fiilen öğretmenlik görevine başladıkları tarihten itibaren 926
sayılı Kanunda asteğmenler için tespit edilen aylık, ödenek, yardım ve tazminatların
Milli Eğitim Bakanlığınca ödeneceği
belirtilmiştir. Bu açıklamalara göre, hernekadar, Milli Eğitim Bakanlığı uhdesindeki bir
hizmetle görevlendirilmiş ve aylık, ödenek, yardım ve tazminatları Milli
Eğitim Bakanlığı tarafından ödenmiş ise de, askeri disiplin ve ceza
kurallarına tabi olan davacının, 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddesinde sayılan
asker kişilerden olduğu kuşkusuzdur. Ancak, firar suçu işlediğinden bahisle Belirtilen durum
karşısında, olayda Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerinde
öngörülen, idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete
ilişkin bulunması koşulları birlikte gerçekleşmediğinden, davanın görüm ve
çözümü genel idari yargı yerinin görevine girmektedir. Açıklanan nedenlerle,
İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir. SONUÇ :Davanın çözümünde GENEL İDARİ YARGININ
görevli olduğuna, bu nedenle Erzurum 1. İdare Mahkemesi’nce verilen 8.10.2004
gün ve E:2004/1281, K:2004/887 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
10.10.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO : 2005/47 KARAR NO
: 2005/70 KARAR TR. : 10.10.2005
K A R A R
Davacı : H. G. G. Vekili : Av. M. T. G. Davalı : T.C. Emekli Sandığı
Genel Müdürlüğü Vekili : Av. A.S. OLAY : Emekli Sandığı
emeklisi olan davacı, tedavisinde kullanılan tıbbi malzemeleri Bunun üzerine davacı
vekili tarafından, eksik ödenen 2.919.755.818.- liranın yasal faizi ile
birlikte tahsili istemiyle Davalı idare vekilince,
birinci savunma dilekçesinde, davacının tedavisinde kullanılan ortopedik
malzemenin bedelinin eksik ödenmesinin idarelerince tesis edilmiş idari işlem
olması nedeniyle uyuşmazlığı çözümleme
konusunda idari yargının görevli olduğu ileri sürülerek, görev itirazında
bulunulmuştur. ANKARA 5. SULH HUKUK MAHKEMESİ’nce, Davalı idare vekilince,
süresi içinde verilen dilekçe ile, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması
istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dosya örneği, Danıştay
Başsavcılığı’na gönderilmiştir. DANIŞTAY BAŞSAVCISI;
Anayasa’nın 125., 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2., 5434
sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu’nun geçici 139. maddesi ile Emekli ve Malüllük Aylığı Bağlanmış Olanlarla, Bunların Kanunen
Bakmakla Yükümlü Bulundukları Aile Fertleri, Dul ve Yetim Aylığı Alanların
Muayene ile Tedavileri Hakkında Yönetmelik ve tedavi yardımı ile ilgili 4
sıra no’lu 2004 Mali Yılı Bütçe Uygulama
Talimatı’nın 1. maddesinden söz ederek, yukarıda belirtilen düzenlemelerde
öngörülen tedavi yardımı haklarından yararlanan davacının, ortopedik tıbbi malzeme
bedelinin tamamının ödenmesi istemiyle açtığı dava, İş Kanunu yada özel hukuk
hükümlerine tabi iş akdinden doğmayıp, idare hukuku alanına ilişkin sözü
geçen düzenlemelere dayalı olduğundan, uyuşmazlığın görüm ve çözümünün idari
yargı yerine ait bulunduğunu, bu nedenle, Ankara 5. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin
davalı idarenin görev itirazının reddine ilişkin kararının kaldırılması
gerektiğini ileri sürerek, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev konusunun
incelenmesini Uyuşmazlık
Mahkemesi’nden istemiştir. Başkanlıkça, 2247
sayılı Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığından düşüncesi istenilmiştir. YARGITAY CUMHURİYET
BAŞSAVCISI; Anayasa’nın 125., 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun
2., 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı
Kanunu’nun geçici 139. maddesi ile Emekli ve Malüllük
Aylığı Bağlanmış Olanlarla, Bunların Kanunen Bakmakla Yükümlü Bulundukları
Aile Fertleri, Dul ve Yetim Aylığı Alanların Muayene ile Tedavileri Hakkında
Yönetmelik ve tedavi yardımı ile ilgili 4 sıra no’lu
2004 Mali Yılı Bütçe Uygulama Talimatı’nın 1. maddesinden söz ederek, yukarıda belirtilen düzenlemelerde
öngörülen tedavi yardımı haklarından
yararlanan davacının, ortopedik tıbbi malzeme bedelinin eksik ödenmesi
nedeniyle açtığı dava, taraflar arasında düzenlenen bir sözleşmeden kaynaklanmayıp,
idarenin kamu gücüne dayalı, re’sen ve tek yanlı
olarak tesis ettiği idari işlem niteliğini taşıdığından, bu işleme karşı
açılan davanın görüm ve çözümünün idari yargı yerine ait bulunduğu, bu
nedenle, Danıştay Başsavcılığının yaptığı başvurunun kabulü ile Ankara 5.
Sulh Hukuk Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılmasına karar verilmesi
gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın
Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL,
Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU’nun katılımlarıyla
yapılan 1-İLK İNCELEME : Dosya
üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı
idarece anılan Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun şekilde ve 12.
maddede belirlenen süre içinde başvurulması üzerine Danıştay Başsavcılığı
tarafından uyuşmazlık çıkarıldığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenme-sine oybirliği ile karar verildi. II- ESASIN İNCELENMESİ:
Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un
davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile Danıştay
Başsavcılığının idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına
ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının davada idari yargının görevli
bulunduğuna ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan;ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile
Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in yazılı
düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Emekli Sandığı
emeklisi olan davacıya, piyasadan satın aldığı tıbbi malzeme tutarının eksik
ödenen kısmının yasal faizi ile birlikte davalı Sandık’tan tahsili istemiyle açılmıştır. 5434 sayılı Türkiye
Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun değişik Geçici 139. maddesinde, emekli,
âdi malüllük veya vazife mâlüllüğü
aylığı bağlanmış olanlar ile diğer sayılanların, Kanunla düzenlenecek genel
sağlık sigortası kapsamına alınacakları tarihe kadar, hastalanmaları halinde
resmi veya özel sağlık kurum veya kuruluşlarında yönetmelikle belirlenecek
usul ve esaslara göre muayene ve tedavi ettirilecekleri, muayene, tetkik,
tahlil ve tedavilerin usul, şekil ve şartları ile fiyatları, bu hususlarda
ilgili kurum ve kuruluşlara ve Sandığın ödeme ve tahsilat işlemini yapacak
bankalara verilecek görevler ve bunlarla ilgili esasların Sandıkça hazırlanıp
Maliye Bakanlığınca onaylanacak yönetmelikle tespit olunacağı hükme
bağlanmıştır. Bu hükme dayanılarak
hazırlanan ve Öte yandan; 5434 sayılı
T.C. Emekli Sandığı Kanunu’nun değişik Geçici 139. maddesi gereğince
(Yönetmeliklerindeki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla) tedavi giderleri
karşılanan kişiler hakkında da uygulanan tedavi yardımına ilişkin 4 sıra no’lu 2004 Mali Yılı Bütçe Uygulama Talimatı’nın 19.2.
maddesinde, Talimat eki (EK-5/A) listesi dışında kalan ve reçete edilmek
suretiyle hasta tarafından hastane dışından temin edilen tıbbi malzeme
bedellerinin, sağlık kurulu raporu ile belgelendirilmek kaydıyla sosyal
güvenlik kuruluşlarınca belirlenen protokol fiyatı üzerinden, protokol fiyatı
yok ise yapılacak piyasa araştırması sonucu bulunacak en düşük bedel
üzerinden ödeneceği açıklamasına yer verilmiştir. Olayda, Emekli Sandığı
emeklisi olan davacı tarafından, tedavisinde kullanılan bir kısım tıbbi
malzeme hastane dışından fatura karşılığı temin edilerek, fatura tutarının
ödenmesi davalı idareden talep edilmiştir. Davalı idare tarafından, yukarıda
yer alan düzenlemelere dayanılarak fatura bedelinin davacıya eksik ödenmesi
işleminin, kamu gücüne dayalı, resen ve tek yanlı olarak tesis edilen bir idari
işlem niteliğini taşıdığı kuşkusuzdur. 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden
dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları,
idari dava türleri arasında sayılmıştır. Buna göre, idarenin
fatura bedelinin davacıya eksik ödenmesi yolundaki idari işleminden dolayı
kişisel hakkın ihlal edildiği nedeniyle açılan ve 2577 sayılı Yasa’nın 2/1-b
maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı
görevli bulunmaktadır. Açıklanan nedenle,
Danıştay Başsavcılığınca yapılan başvurunun kabulü gerekmektedir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ
görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile
Ankara 5. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2005/49 KARAR NO: 2005/71 KARAR TR :10.10. 2005 (Hukuk Bölümü)
K A R A R
Davacı : T. H. Vekili : Av. N. Y. Davalı : Osmangazi Belediye
Başkanlığı Vekili : Av. S. Y. Y. O L
A Y : Stabilize ocağı işleten davacı tarafından, stabilize ocağının
batı kısmında kaçak yapılaşma ile oluşan Bağlarbaşı
Mahallesinin Ördeklik mevkii kısmının, henüz kanalizasyonunun olmadığı 1998
yılının Ocak, Şubat, Mart ve Nisan aylarında aşırı yağışlar sonucu sular
altında kaldığı ve Belediyece bu suyun kendisine ait stabilize ocağındaki çukura
boşaltıldığı iddia edilerek, suyun çukurdan boşaltılması için gerekli olan
masrafın tespiti Sulh Hukuk Mahkemesi’nden istenmiştir. Bilahare, davacı
vekilince, Sulh Hukuk Mahkemesi’nce yaptırılan tespitte bu masrafın
75.992.580.000.- lira olarak belirlendiği belirtilerek, söz konusu tutarın
tespit tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline
karar verilmesi istemiyle, BURSA 5. ASLİYE HUKUK
MAHKEMESİ; Davacı vekilince, bu
kez, 75.992.580.000.- liranın tespit tarihi olan BURSA 3. İDARE
MAHKEMESİ; İNCELEME VE GEREKÇE
:Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın
Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL,
Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU’nun katılımlarıyla
yapılan 1-İLK İNCELEME : Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre,
İdare Mahkemesi’nce anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde
başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından adli ve idari yargı yerleri arasında görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi. II- ESASIN İNCELENMESİ:
Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un
davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu dosyadaki
belgeler okunduktan; İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in
idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da
dinlendikten, sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, davacının
işlettiği stabilize ocağa Belediyece tahliye edilen yağmur sularının
boşaltılması masrafları karşılığının davalı Belediyeden tahsiline
hükmedilmesi istemiyle açılmıştır. Olay tarihi itibariyle
yürürlükte bulunan 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun 15. maddesinde, beldenin
plana ve programa uygun, İdarenin yürütmekle
yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve
projenin hukuka aykırı olduğu nedeniyle iptalleri için menfaatleri ihlal
edilenler tarafından açılacak davalar ile idarenin aynı plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj,
su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı
sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle idari eylem ve
işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar
tarafından açılacak davaların görüm ve
çözümünün, iptal ve tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan
idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede
bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya
plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin
men’i ve meydana gelen zararın tazmini
davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin
özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik
yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır. Olayda, stabilize ocağı
işleten davacı tarafından, stabilize ocağının batı kısmında kaçak yapılaşma
ile oluşan Bağlarbaşı Mahallesinin Ördeklik mevkii
kısmının, henüz kanalizasyonunun olmadığı 1998 yılının Ocak, Şubat, Mart ve
Nisan aylarında aşırı yağışlar sonucu sular altında kaldığı ve Belediyece bu
suyun kendisine ait stabilize ocağındaki çukura boşaltıldığı, ancak, Belediye
tarafından daha sonra bu suyun çukurdan boşaltılmadığı nedeniyle zarara
uğradığı ileri sürülmektedir. Bu durumda, sular
altında kalan mahalledeki suyun kendisine ait stabilize ocağındaki çukura
boşaltıldığı yolundaki davacı iddiası dikkate alınarak, belediyenin görevinde
olan kamu hizmetini yürüttüğü sıradaki eyleminden doğan zararın giderilmesine
yönelik olarak dava açıldığının kabulü gerekir. Kamu hizmetinin, yöntemine ve hukuka uygun
olarak yürütülüp yürütülmediğinin; kamu yararına uygun şekilde işletilip
işletilmediğinin; hizmet kusuru ya da başka bir
nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetiminin,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde “idari dava
türleri” arasında sayılan “idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara
uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davası” kapsamında, idari yargı
yerlerince yapılacağı açıktır. Belirtilen durum
karşısında, davanın görüm ve çözümü idari yargı yerinin görevine girdiğinden,
idare Mahkemesince yapılan başvurunun reddi gerekmektedir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ
görevli olduğuna, bu nedenle Bursa 3. İdare Mahkemesi’nce yapılan BAŞVURUNUN
REDDİNE, —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2005/53 KARAR NO: 2005/73 KARAR TR : 10.10.2005 (Hukuk Bölümü)
K A R
A R
Davacılar : M.B.ve 11 Arkadaşı Vekili : Av. İ. Ç. Davalı : Sağlık Bakanlığı
Hudut ve Sahiller Genel Müdürlüğü O L A Y :Davacılar
vekili, 657 sayılı Yasa’ya tabi bulunan müvekkillerinin, davalı Kurumun
İstanbul ve Çanakkale istasyonlarında motor kaptanı, makinist, motor makine
teknisyeni, gemi adamı olarak görev yaptıkları dikkate alınarak, bedensel
çalışmalarının zihinsel çalışmalarından üstün olması nedeniyle işçi
niteliğine sahip bulunduklarının tespiti ile müvekkilleri hakkındaki atama ve
diğer idari işlemlerin iptali
istemiyle, idari yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 6. İDARE
MAHKEMESİ; 19.9.2002 gün ve E:2002/1295, K:2002/1061 sayı ile, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunun 3. maddesinin 2. bendinde dilekçelerde
tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları ve
unvanlarının veya adreslerinin davaya konu idari işlemin yazılı bildirim
tarihinin; tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktarın gösterileceğinin
hükme bağlandığı, 3. bendinde de dava konusu kararın ve belgelerin asılları
veya örneklerinin dava dilekçesine ekleneceğinin dilekçeler ile bunlara ekli
evrakın örneklerinin karşı taraf sayısından bir fazla olacağının
belirtildiği, aynı Yasa’nın 4001 sayılı Yasa ile değişik 5. maddesinin 1.
fıkrasında ise, her idari işlem aleyhine ayrı ayrı
dava açılacağının ancak aralarında maddi ve hukuki yönden bağlılık yada
sebep- sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile de
dava açılabileceğinin hükme bağlandığı, 2577 sayılı Yasa’nın 2. maddesinde
iptal davalarının idari işlem nedeniyle hak ve menfaatleri ihlal edilenler
tarafından yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden hukuka aykırı
oldukları iddiasıyla açılabileceği hükmünün yer aldığı, tespit davalarının bu
yönüyle idari yargı yerlerinin görevinde olmayıp adli yargının görevinde
olduğu, diğer yandan davacılar vekili müvekkilleriyle ilgili atama ve
bilcümle işlemin iptalini talep etmekte ise de yukarıda aktarılan Yasa
hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere dava dilekçesinde iptale konu işlemler
tek tek tarih sayısı, tebliğ tarihi belirtilerek ve
işlem eklenmek suretiyle iptali istemiyle dava açılabileceği öngörülmüş olup,
iş bu davada bu açıklanan hususlara uyulmadığının anlaşıldığı, ayrıca
davacılar hakkında tesis edilen atama ve göreve başlatma gibi işlemler şahsı
ilgilendireceğinden tek bir dava dilekçesinde birden çok kişinin hakkında
tesis edilmiş olan ve aralarında maddi ve hukuki bağ bulunmadığından,
birlikte dava edilmelerinin de mümkün bulunmadığı, buna göre davacıların
iptal davasını davalı idareye yaptıkları başvurunun reddine ilişkin işlemin
iptali istemiyle açabilecekleri, tespit şeklinde bir dava türünün idari yargı
yerlerinde görülmediği ve yukarıda belirtilen noksanlıkların giderilerek dava
açılmasının gerektiği gerekçesiyle, 2577 sayılı Kanun’un 3. ve 5. maddelerine
uygun olmayan dava dilekçesinin, aynı Kanun’un 15. maddesinin 1. fıkrasının
(d) bendi gereğince kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içinde
her işleme karşı ayrı ayrı dava açmakta muhtar
olunmak üzere reddine karar vermiştir. Davacılar vekili,
müvekkillerin bedensel çalışmalarının zihinsel çalışmalarından üstün olması
nedeniyle işçi niteliğine sahip bulunduklarının tespiti istemiyle, 6.6.2003
gününde adli yargı yerinde dava açmıştır. İSTANBUL 1. İŞ
MAHKEMESİ; 25.12.2003 gün ve E:2003/424, K:2003/1558 sayı ile, işyeri
kayıtları münderecatından davacıların davalı idarede 657 sayılı Yasa
hükümlerine göre kamu personeli sıfatıyla çalıştırıldıkları anlaşıldığından
davaya bakma görevinin Mahkemenin görev alanı dışında kaldığı sonuç ve
kanaatine varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, YARGITAY
9. HUKUK DAİRESİ’nin 13.12.2004 gün ve
E:2004/12158, K:2004/27478 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir. İNCELEME VE
GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi
Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın
Başkanlığında, Üyeler:Dr. Atalay ÖZDEMİR,M.
Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.
Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve H.
Hasan MUTLU’nun katılımlarıyla yapılan 10/10/2005
günlü toplantısında; -Raportör-Savcı İsa YEĞENOĞLU’nun 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları
taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı
Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in
başvurunun reddi gerektiği yolundaki açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: 2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14. maddesine göre; olumsuz görev
uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri
yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan
davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin
veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise,
hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir.
Aynı Yasa’nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık
çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre
açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş
istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir. Olayda; adli ve idari
yargı yerlerinde tespit istemi yönünden
açılan davaların tarafları, konusu ve sebebi aynı ise de; İş
Mahkemesi’nce görevsizlik kararı verilmiş olmasın karşılık, İdare
Mahkemesi’nce, davacıların idareye
başvuruları üzerine tesis edilecek olumsuz bir idari işlemin iptali istemiyle
ve 2577 sayılı Yasa’nın 3 ve 5. maddelerine uygun olarak düzenlenecek dilekçe
ile idari yargı yerinde dava açılabileceği ve tespit şeklinde bir dava
türünün idari yargı yerlerinde görülmediği belirtilerek dava dilekçesinin
reddine karar verilmiş olduğundan, ortada olumsuz görev uyuşmazlığı doğmasına
neden olacak şekilde idari yargı yerince göreve ilişkin olarak verilmiş bir
karar bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle,
2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun,
anılan Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmektedir. SONUÇ :2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen
koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE,
10.10.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2005/59 KARAR NO: 2005/77 KARAR TR : 10.10.2005 (Hukuk Bölümü)
K A R
A R
Davacı : Ş. K. Vekili : Av. İ. H. Davalı : Çevre ve Orman
Bakanlığı O L
A Y : A) Antalya İli, Merkez Duacı Köyünde, 6831 sayılı Yasa’nın 2/B.
maddesine göre orman sınırları dışına çıkarılarak Hazine adına tescil edilen
yerlerden 725 ve 958 sayılı parsellerin 2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkındırılmalarının
Desteklenmesi Hakkında Kanun’a göre hak sahibi olarak belirlenen Şevket Karakaya tarafından, 2924 sayılı Yasa’ya göre oluşturulan
Bedel Takdir Komisyonunca toplam 18.727.600.000.-TL. olarak tespit edilen
rayiç bedele karşı adli yargıda açılan itiraz davasında; ANTALYA 2. ASLİYE
HUKUK MAHKEMESİ’nce B) Davacı vekili,
kesinleşen yargı kararı ile fazladan ödendiği saptanan 16.347.767.292.-TL.
bedel farkının davalı tarafından müvekkiline iade edildiği ancak faizinin
verilmediğinden bahisle, bedel farkına ilişkin asıl alacağın ödendiği tarihe
kadar işleyen 16.750.000.000.-TL. faiz alacağının, işleyecek yasal faiziyle
birlikte davalıdan tahsiline hükmedilmesi istemiyle, ANTALYA 5. ASLİYE HUKUK
MAHKEMESİ’nce; Davacı vekilinin, aynı
istekle, ANTALYA 2. İDARE
MAHKEMESİ; 27.1.2005 gün ve E:2005/54, K.2005/116 sayı ile, Anayasanın 125.
maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı
ödemekle yükümlü olduğunun kurala bağlandığı; buna göre idarenin, hukuka
aykırılığı saptanan işlem ve eylemlerden doğan hak ihlalini tam olarak
gidermek, diğer bir ifadeyle hakları ihlal edilenlerin uğradığı gerçek
zararları tazmin etmekle yükümlü bulunduğu; idari yargıda tam yargı davası
ile, hukuka aykırılığı saptanan işlem ve eylemlerden dolayı idarenin tazmin
yükümlülüğü gerçekleşmiş zararlar göz önüne alınarak para cinsinden tayin
edildiğinden, faizin gerçek zararların giderilmesi bakımından bir tazmin
şekli olarak karşımıza çıktığı; hukukumuzda faizin, alacağın bir unsuru olmayıp,
hukuki niteliği itibariyle asıl alacağı genişleten fer’i bir hak, ayrı bir
alacak olduğu; nitekim hukuk yargılamasında, asıl alacaktan bağımsız
nitelikte olmasına ve belirli koşullarda asıl alacaktan bağımsız olarak talep
ve dava edilebileceği gibi üçüncü kişiye temlik edilebilmesine karşılık,
idari yargılamada faizin bir tam yargı davasının konusunu oluşturan alacağa
sıkı sıkıya bağlı olarak talep ve dava olunabildiği; olayda, 2924 sayılı
Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkındaki Kanuna göre hak
sahibi tespit edilen davacının, davalı idarece tespit edilen rayiç bedele
karşı (fazla olduğu gerekçesiyle) açmış olduğu davada Antalya 2. Asliye Hukuk
Mahkemesinin E:1999/426, K:2000/2233 sayılı ilamı ile rayiç bedelin
düşürüldüğü, anılan kararın kesinleşmesi sonucunda davacı tarafça davalı
idareye fazladan ödenmiş bulunan meblağın faizi ile birlikte ödenmesi
istemiyle başvuruda bulunulduğu, başvuru sonucunda davalı idarece sadece
fazladan tahakkuk ettirilen 16.347.767.292.-TL. nın
davacıya ödendiği, ancak faizinin ödenmediği, bunun üzerine de söz konusu
faiz alacağının da tahsili amacıyla bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmış ise de,
bilindiği üzere idari yargılamada dava türlerinin iptal ve tam yargı davaları
olmak üzere iki kategoride tasnif edildiği, yine uygulamada faizin bir tam
yargı davası ile birlikte talebi olağan bir yol olmakla birlikte, sadece
incelemeye konu “müstakil faiz istemli”
davaların belirtilen idari dava türleri arasında yer almadığı; bu
durumda, iş bu dava konusu faizin asıl alacağın Antalya 2. Asliye Hukuk
Mahkemesinde dava konusu yapılarak bir
hüküm verilmiş ve bu hükmün de kesinleşmiş olması karşısında, bu asıl alacağın faizinin de asıl alacağa
ilişkin uyuşmazlığı çözen adli yargı yerince çözümlenmesinin gerektiği
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek
kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın
Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL,
Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU’nun katılımlarıyla
yapılan 1-İLK İNCELEME :
Dosya üzerinde 2247
sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi
Hakkında Kanun’un 27. maddesi
uyarınca yapılan incelemeye
göre adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde
öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının
15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son
görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve
usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II- ESASIN İNCELENMESİ:
Raportör-Savcı İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı
Ahmet BEŞİNCİ’nin davada adli yargının görevli
olduğu; Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in ise
davanın idari yargıda çözümlenmesi
gerektiği yolundaki yazılı ve sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, hak sahibine
satılan taşınmaz hakkında takdir edilen bedelin indirilmesi yolunda verilen
ve kesinleşen ilâm ile doğan alacağın tahsil olunduğu tarihe kadar işlemiş
faizinin ödenmesi istemiyle açılmıştır. Anayasa’nın 125.
maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı
ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış olup, buna göre idare, hukuka
aykırılığı saptanan işlem ve eylemlerinden doğan hak ihlâlini tam olarak
gidermek; diğer bir ifadeyle hakları ihlâl edilenlerin uğradığı gerçek
zararları tazmin etmekle yükümlü bulunmaktadır. Nitekim, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 12. maddesine göre, ilgililerin haklarını
ihlâl eden bir idari işlem dolayısıyla idari yargı yerlerinde doğrudan
doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte
açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması
üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde
verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan
dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası
açabilmeleri olanaklıdır. İdari yargıda, tam
yargı davası ile, hukuka aykırılığı saptanan işlem ve eylemlerden dolayı
idarenin tazmin yükümlülüğü gerçekleşmiş zararlar gözönüne
alınarak para cinsinden tayin edildiğinden, faiz, gerçek zararların
giderilmesi bakımından bir tazmin şekli olarak karşımıza çıkmaktadır. 2577 sayılı Yasa’nın
12. maddesine göre ilgililerin haklarını ihlâl eden bir idari işlem dolayısıyla
bu işleme karşı açtıkları iptal davasının sonuçlanması üzerine açacakları tam
yargı (ve benzeri) davasının görüm ve çözümünde, iptal davasına bakan yargı
merciinin görevli olduğu kuşkusuzdur. Ancak, 2924 sayılı
Yasa’nın 15. maddesine göre rayiç bedelin tespitine ilişkin Bedel Takdir
Komisyonu kararı idari işlem niteliğini taşımakta ve bu işleme karşı açılan
davanın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekmekte ise de, olayda, davacı
tarafından rayiç bedel tespitine karşı adli yargı yerinde dava açılmış ve bu
yargı yerince de işin esası hakkında verilen kararın kesinleşmiş olması
karşısında, ortada bir idari dava türüne bağlı olarak açılmış dava
bulunduğundan sözetmek olanaksızdır. Bu durumda, rayiç
bedele itiraz davası sonunda adli yargı yerince hüküm altına alınan asıl
alacaktan bağımsız olarak talep edilen faiz davasının da adli yargı yerinde
görülüp çözümleneceğinin kabulü gerekir. Açıklanan nedenlerle,
Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması
gerekmektedir. SONUÇ :Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Antalya 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2005/63 KARAR NO: 2005/78 KARAR TR :10.10 2005 (Hukuk
Bölümü)
K A R
A R
Davacı : T. B. S. Vekili : Av. B.D. Davalı : PTT Genel Müdürlüğü Vekili : Av. C. Ö. T. O L
A Y : 2003 yılı Üniversite sınavına girmek için başvuruda bulunan
davacı, sınav giriş belgesi sınavın yapıldığı Sınava giriş
belgesinin, Bunun üzerine, davacı
vekilince, davacının manevi zarara uğradığı belirtilerek 50 milyar lira
manevi tazminatın dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte
davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava açılmıştır. YALOVA 2. ASLİYE HUKUK
MAHKEMESİ; Davacı vekili, aynı
istekle bu kez, BURSA 3. İDARE
MAHKEMESİ; İNCELEME VE
GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi
Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın
Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR,
M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve H. Hasan MUTLU’nun
katılımlarıyla yapılan I-İLK İNCELEME :Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre
İdare Mahkemesi’nce anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde
başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından adli ve idari yargı yerleri arasında görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II- ESASIN İNCELENMESİ
:Raportör– Hakim Nurdane TOPUZ’un
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet
Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in
davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da
dinlendikten, sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 2003 yılı
Üniversite sınavına girmek için başvuruda bulunan, ancak, sınav giriş
belgesinin sınav tarihinden iki gün sonra adresine ulaşması nedeniyle sınava
giremeyen davacının, manevi yönden zarara uğradığı ileri sürülerek manevi
tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi
istemiyle açılmıştır. 1953 tarih ve 6145
sayılı Kanun ile “Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi”
kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun Buna göre, Posta ve
Telgraf Teşkilatı, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe
sahip bir kamu kuruluşu ise de, 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri
Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve
ekonomik gereklere uygun olarak kârlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda
yönetilmesi amacıyla, iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine
tabi kılındığı açıktır. Bu durumda, posta
hizmetini yürüten Kuruluş ile bu hizmetten yararlananlar arasındaki hukuki
ilişkinin, Kuruluşun günlük iktisadi faaliyetlerinden doğan bir özel hukuk
ilişkisi niteliğini taşıdığında kuşkuya yer yoktur. Nitekim, posta
faaliyeti sırasında doğan zararlardan dolayı Kuruluşun sorumluluğu ve
sınırları ile ödenecek tazminatın miktarları, 1950 tarih ve 5584 sayılı Posta
Kanunu’nun IV. Bölümünde yer alan 46-55. maddelerinde ayrıntılı olarak
düzenlenmiştir. Belirtilen durum
karşısında, olayda bir idari işlem ya da eylemden
doğmuş bir zarar sözkonusu olmayıp, posta
alıcısının uğradığı zarardan dolayı Kuruluşun tazmin yükümlülüğünün
saptanmasına ilişkin bulunan davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve
çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır. Açıklanan nedenlerle,
İdare Mahkemesi’nce yapılan başvurunun kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesi’nce
verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir. SONUÇ :Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Bursa 3. İdare Mahkemesi’nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ
ile Yalova 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 19.7.2004 gün ve E:2004/987;
K:2004/476 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 10.10.2005 gününde
OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2005/55 KARAR NO: 2005/82 KARAR TR :14.10. 2005 (Hukuk Bölümü)
K A R A R
Davacı : N.K. Vekilleri : Av. A. Ş.-Av. Ş. A. M. Davalı :Etibank
A.Ş. (Bayındırbank A.Ş.) Genel Müdürlüğü Vekilleri : Av. E. G.-Av. Y. K. OLAY : Davacı, Etibank'ta sözleşmeli personel olarak çalışmakta iken, Etibank Bankacılık A.O.’nın
hisselerinin tümünün satıldığı 2.3.1998 tarihinde özelleştirildiğinde,
görevine devam etmek istemesi ve Genel Müdürlükçe bu isteğinin kabul edilmesi
sonucunda, 1.4.1998 tarihi itibariyle Etibank
A.Ş.'ye nakil suretiyle ve 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu'nun geçici
192. maddesine göre emeklilik hakları yönünden bu Sandığa tabi olmak üzere,
özelleştirilen şirkette çalışmaya devam etmiştir. Bu arada, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme
Kurulu'nun 27.10.2000 tarih ve 24213 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazete'de
yayımlanan 86 no'lu kararı ile, Etibank
A.Ş.'nin, temettü hariç ortaklık hakları ile
yönetim ve denetiminin 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 14. maddesinin (3) ve
(4) numaralı fıkralarına dayanılarak Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na
devredilmesine karar verilmiştir. Bilahare, Etibank
A.Ş. Genel Müdürlüğü’nce davacının hizmet akdi 3.8.2001 tarihi itibariyle
feshedilmiş ve 1475 sayılı İş Kanunu’nun 13 ve.14. maddeleri gereğince, ihbar
tazminatı, kıdem tazminatı ve izin ücreti ödenmiştir. Davacı vekili, davacının 16.6.1986 tarihinde
işe başladığı halde, kıdem tazminatının, bankanın Özelleştirme İdaresi’ne
devredildiği 1998 tarihinden itibaren sadece 3 yıl üzerinden hesaplanarak
eksik ödendiğini, fazla çalışma ücretinin ise ödenmediğini ileri sürerek bir
milyar lira kıdem tazminatı ile bir milyar lira fazla çalışma ücreti olmak
üzere toplam iki milyar liranın yasal faizi (kıdem tazminatı için mevduata
uygulanan en yüksek faiz) ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle 24.8.2001
tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. Daha sonra, kıdem tazminatı
miktarını ıslah suretiyle 9.316.441.731.- liraya çıkarmıştır. İZMİR 4. İŞ MAHKEMESİ; 22.9.2004 gün ve
E:2004/556; K:2004/687 sayı ile, davanın, fazla mesai ücreti istemine ilişkin
kısmının reddi, 9.316.441.731.-lira brüt kıdem tazminatının, akdin sona
erdirildiği tarihten itibaren bankalarca uygulanan en yüksek mevduat faizi
ile birlikte davacıya ödenmesi yolundaki 30.12.2002 gün ve E:2001/873;
K:2002/925 sayılı kararının davalı banka tarafından temyiz edilmesi üzerine,
dosyadaki belgelerden, davacının 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname
hükümlerine göre düzenlenen sözleşmelerle çalıştırıldığının görüldüğü, bu
çalışma şeklinin 1.4.1998 tarihindeki özelleştirme işlemine kadar devam
ettiği, mahkemenin, davacının bu dönemde 1475 sayılı İş Kanunu kapsamında
çalıştığını kabul ederek tüm çalışma süresi üzerinden kıdem tazminatını hüküm
altına aldığı, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de KİT'lerde, üç türlü
personel öngörüldüğü, sözleşmeli personelin, belirli bir sözleşme ile
çalışan, işçi ve memur statüsünde olmayan personel biçiminde tanımlandığı,
308 ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde de aynı belirlemenin
yapıldığı, belirtilen Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre çalıştırılan
bu kişilerle yapılan sözleşmelerin niteliğinin önem taşıdığı, doktrinde ve
Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarında da bu sözleşmenin idari bir sözleşme
olduğunun benimsendiği, sözleşmeli olarak çalıştırılacak kişinin statüsü,
sözleşmenin kapsamı ve çalışma koşullarının Kanun Hükmünde Kararname ile belirlendiği,
mahkemenin kabul ettiği şekilde taraflar arasındaki sözleşmenin 1475 sayılı
İş Kanunu’nun belirttiği koşullarda düzenlenmiş bir sözleşme olarak
kabulünün mümkün olmadığı, sözleşmelerde,
Kanun Hükmünde Kararnamedeki
düzenlemeye paralel olarak, sendikalara üye olamayacaklarının, sendikal
faaliyette bulunamayacaklarının, greve katılamayacaklarının, görevleri ile
ilgili olarak kuruma verdiği zararlardan dolayı özel hukuk hükümlerine
tabi olduklarının, görevleri sırasında öğrendikleri yazılı bilgi ve belgeleri
görevden ayrılmış olsalar bile, izin olmadan açıklayamayacaklarının
düzenlendiği, sözleşmelerin diğer maddeleri de incelendiğinde Kanun
Hükmünde Kararnamenin esas
alındığının görüldüğü, bu durumda, taraflar arasındaki sözleşmelerin idari
nitelikteki sözleşmeler olarak
kabulü ile görevsizlik
kararı vermek gerekirken işin
esasına girilerek hüküm kurulmasının yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle
YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ'nin 13.4.2004
gün ve E:2004/7175; K:2004/8506 sayılı
kararıyla bozulması üzerine
bozma kararına uymak suretiyle görevsizlik kararı vermiş;
bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. Davacı vekili, bu kez T.C.Başbakanlık
Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nı da hasım göstermek suretiyle
9.316.441.731.-lira tutarındaki brüt tazminatın akdin sona erdirildiği
tarihten itibaren bankalarca uygulanan en yüksek mevduat faizi ile birlikte tahsili
istemiyle 25.1.2005 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır. İZMİR 1. İDARE MAHKEMESİ; 27.4.2005 gün ve
E:2005/71 sayı ile, 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesi ile 5521 sayılı İş
Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesinden söz ederek, olayda, özelleştirmeden
önce Emekli Sandığı’na tabi sözleşmeli personel olarak Etibank
A.Ş.'de görev yapan davacının, anılan bankanın özelleştirme kapsamına
alınması üzerine 4046 sayılı Yasa uyarınca başka bir kamu kurumuna
nakledilmeyi kabul etmeyerek kendi isteğiyle özelleştirilen ve özel hukuk
tüzel kişiliği statüsünü alan bankada 1475 sayılı Yasa uyarınca, 1.4.1998
tarihinden itibaren iş akdine bağlı olarak çalışmaya başladığının
anlaşıldığı, davacının, KİT statüsünde iken 16.6.1986 tarihi ile 1.4.1998
tarihleri arasında çalıştığı döneme ilişkin olarak talep edebileceği toptan
ödemenin kıdem tazminatı değil, ancak diğer koşulların varlığı halinde
ödenebilecek olan emekli ikramiyesi olduğunun açık bulunduğu, bakılan davanın
başlangıcını, davacının, anılan dönem için (1986-1998) 1475 sayılı İş
Kanunu'na göre, Etibank A.Ş. olarak faaliyet
göstermekte iken daha sonra Bayındırbank adını alan
ve özel hukuk hükümlerine tabi olduğu kuşkusuz olan bankadan kıdem tazminatı
verilmesi istemiyle adli yargı yerinde açtığı davanın oluşturduğu, bu
durumda, İş Kanunu hükümlerine göre ve tamamen özel hukuk hükümlerine tabi
bir kurumdan kıdem tazminatı istenmesi, davacının kapsam dışı personel
olmaması ve dolayısıyla bu döneme ilişkin olarak herhangi bir kamu kurumuyla
İş Kanunu'nda düzenlenen kıdem tazminatı ilişkisinin bulunmaması karşısında,
davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiği, idari yargı yerlerinde açılan
tam yargı davalarının niteliği ve bu nitelikleri itibariyle bu davalarda
husumetin başka bir kuruluş veya idareye yöneltilebilmesine olanak
bulunmaması karşısında, aksi yöndeki bir düşünceyle davaya bakılmasının,
idare mahkemesince, özel hukuk hükümlerine tabi tüzel kişi aleyhine tazminat
hükmü kurulması gibi bir sonucu doğuracağı, bu durumu ise idare hukuku
ilkeleri ile bağdaştırmaya olanak bulunmadığı, her ne kadar mahkemelerinde
açılan davada, T.C. Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı da hasım
olarak gösterilmiş ise de, bu durumun uyuşmazlığın niteliğini değiştirmediği,
uyuşmazlığın, davacıya anılan döneme ilişkin olarak kıdem tazminatı verilip
verilemeyeceği hususundan kaynaklandığı, bu durumda, adli yargı yerince daha
önce görevsizlik kararı verildiğinden ve bu kararın kesinleştiğinden bahisle,
görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa'nın 19. maddesine
göre Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına, bu konuda karar verilinceye
değin davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi
Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığı’nda,
Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU,
Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Celal IŞIKLAR’ın
katılımlarıyla yapılan 14/11/2005 günlü toplantısında; l- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, adli yargı yerinde Etibank A.Ş. Genel Müdürlüğü aleyhine ve idari yargı
yerinde ise Etibank A.Ş. Genel Müdürlüğü ve T.C.
Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı aleyhine dava açılmış olması
nedeniyle, adli ve idari yargı yerleri arasında davalı Etibank
A.Ş. Genel Müdürlüğü aleyhine açılan dava yönünden uyuşmazlıkta “tarafların
aynı olması” koşulunun gerçekleştiği kabul edilerek, İdare Mahkemesi’nce
anılan Yasa'nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından adli ve idari yargı yerleri arasında görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. ll- ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör- Hakim Nurdane TOPUZ’un
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; -İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay
Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in davada adli yargının görevli olduğu yolundaki
yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Etibank’ta
sözleşmeli personel olarak 16.6.1986 tarihinde işe başlayan davacının,
16.6.1986 tarihi ile bankanın Özelleştirme İdaresi’ne devredildiği 1998 yılı
arasındaki süre için faizi ile birlikte kıdem tazminatına hükmedilmesi istemiyle
açılmıştır. 233 sayılı KHK hükümlerine tabi bir iktisadi
devlet teşekkülü olan Etibank'ın bünyesinden
ayrılan ve özelleştirme programına alınan "Etibank
Bankacılık Anonim Ortaklığı"nda kamuya ait bulunan (% 100) hisselerin
tamamının, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nca 13.1.1998 tarih ve 11 sayı ile
satışına karar verilmesi ve Özelleştirme İdaresi ile alıcı Medya İpek Holding
Anonim Şirketi arasında 2.3.1998 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi’nin
imzalanması üzerine özelleştirme süreci tamamlanmış olup, Etibank
Bankacılık A.O., aynı zamanda yürürlük tarihi olan imza tarihi itibariyle Etibank A.Ş. ismiyle özel hukuk tüzel kişiliğine
dönüşmüştür. Etibank Bankacılık A.O.'nda 399 sayılı KHK hükümlerine tabi sözleşmeli personel
olarak çalışmış olan davacı, özelleştirme sürecinin tamamlanması üzerine,
talepte bulunduğu 1.4.1998 tarihi itibariyle Etibank
A.Ş.'ye nakil suretiyle iş hukukuna tabi olarak çalışmaya başlamış; fakat
sosyal güvenlik yönünden, 5434 sayılı Yasa'nın 192. maddesi ile tanınan
olanaktan yararlanarak Emekli Sandığı ile ilgisini sürdürmüştür. Bu duruma göre, özelleştirmenin tamamlandığı
andan itibaren, gerek Bankanın özel hukuk tüzel kişiliğine dönüşmüş olması,
gerekse bu Bankada kalan davacının iş hukukuna tabi olarak çalışması
karşısında, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu'nun 22.1.1996 gün ve E: 1995/1;
K: 1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi
teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin
kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari
yargı olduğu yolundaki İlke Kararının, bunun kapsamı dışına çıkan Banka ve
davacı yönünden bağlayıcılığını yitirdiği kuşkusuzdur. Her ne kadar, Bankacılık Düzenleme ve
Denetleme Kurulu’nca 27.10.2000 tarih ve 86 sayı ile, Etibank
A.Ş.'nin temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim
ve denetiminin 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 14. maddesinin (3) ve (4)
sayılı fıkralarına göre Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilmesine ve
aynı Kurulca 13.12.2001 gün ve 554 sayı ile, Etibank
A.Ş.'nin bankacılık işlemleri yapma ve mevduat
kabul etme izninin 28.12.2001 tarihi itibariyle kaldırılmasına ve
Bankanın tasfiyesine karar verilmiş ise de, 20.3.2002 gün ve 653 sayılı karar
ile tasfiye halindeki diğer bankalarla birlikte yine hisselerinin tamamı TMSF'ye ait Bayındırbank A.Ş.
bünyesinde devren birleştirilmesi işlemlerinin 5.4.2002 tarihine kadar
gerçekleştirilmesinden sonra tüzel kişiliği sona erdirilerek Ticaret
Sicili’nden terkin edilmesi öngörülen Etibank A.Ş.'nin, 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 14. maddesine göre
BDDK tarafından hisseleri ve/veya yönetim ve denetiminin TMSF'na
devredilmiş olması, anılan Yasa
maddesinde belirtilen "...devredilen bankaların
mali bünyelerinin güçlendirilmesi, yeniden yapılandırılması
ve üçüncü kişilere devri..." amacına yönelik olup, bu süreç boyunca Bankanın
özel hukuk tüzel kişiliğinde bir değişiklik söz konusu değildir. Açıklanan nedenlerle, ortada kamu idaresince
tesis edilmiş bir idari işlem ya da eyleme karşı
açılmış 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin birinci
fıkrasında belirtilen idari davalardan biri söz konusu olmayıp,
özelleştirilen Bankaya karşı, İş Kanunu uyarınca kıdem tazminatı verilmesi
istemiyle açılan davanın, iş hukuku ilke ve kurallarına göre adli yargı yerince
çözümleneceği kuşkusuzdur. Öte yandan,
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesinin birinci
fıkrasında, İş Kanunu'na göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren
vekilleri arasında iş akdinden
veya İş Kanunu'na
dayanan her türlü
hak iddialarından doğan
hukuk uyuşmazlıklarının iş mahkemelerince çözümleneceği öngörülmüştür. Açıklanan
nedenlerle, İdare Mahkemesi'nce yapılan
başvurunun kabulü ile
İş Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ
: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir
1. İdare Mahkemesi’nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile İzmir 4. İş
Mahkemesi’nin 22.9.2004 gün ve E:2004/556; K:2004/687 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 14.11.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi. —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2005/60 KARAR NO: 2005/83 KARAR TR : 14.11.2005 (Hukuk
Bölümü)
K A R
A R
Davacı : C.E. Davalı : SSK Başkanlığına
izafeten İzmir SSK Bölge Müdürlüğü Vekili : Av. A. Ö. A. O L
A Y : Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan emekli olan davacı tarafından, en
üst dereceden emekli edilmesi gerekirken alt dereceden emekli edildiği,
ayrıca altı aylık maaşının ödenmediği ileri sürülerek, en üst dereceden
emekli edilmesine ve altı aylık maaşının ödenmesine karar verilmesi
istemiyle, adli yargı yerinde dava açılmıştır. KARŞIYAKA İŞ MAHKEMESİ;
28.5.2003 gün ve E:2003/121; K:2003/68 sayı ile, davanın, Sosyal Sigortalar
Kurumu’ndan emekli olan davacının en üst dereceden emekli edilmesi talebine ilişkin
olduğu, davacının son celsedeki imzalı açıklaması ile bunu doğruladığı,
ancak, bu tür davaların Ankara İdare Mahkemesi’ne açılması gerektiği
nedeniyle dava konusu emeklilik işleminin idari bir işlem olduğu ve
emeklilerin dosyalarının Ankara’daki SSK Genel Müdürlüğü’nde bulunduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar,
temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. Davacı, Sosyal
Sigortalar Kurumu’nca en üst dereceden emekli aylığı verilmesi istemiyle, bu
kez, 29.8.2003 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır. İZMİR 2. İDARE
MAHKEMESİ; 17.9.2003 gün ve E:2003/1090; K:2003/1050 sayı ile, 506 sayılı
Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 134. maddesi uyarınca, uyuşmazlığın anılan
Kanunun uygulanmasından kaynaklanması nedeniyle davanın görüm ve çözümünde
adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu
karar, DANIŞTAY 11. DAİRESİ’nin 16.2.2005 gün ve
E:2003/4509; K:2005/679 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi
Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığı’nda,
Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU,
Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Celal IŞIKLAR’ın
katılımlarıyla yapılan 14/11/2005 günlü toplantısında; l- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı
yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz
görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen
yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren
mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi. ll- ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör- Hakim Nurdane TOPUZ’un
davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; İlgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in davada adli yargının görevli olduğu yolundaki
yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten
sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan emekli
olan davacı tarafından, en üst dereceden emekli aylığı bağlanması istemiyle
açılmıştır. 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 1. maddesinde,
bu Kanun’un amacının, iş kazalariyle meslek hastalıkları,
hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm hallerinde bu kanunda yazılı
şartlarla sosyal sigorta yardımları sağlanması olduğu belirtilmiş; 60.
maddesinde, yaşlılık aylığından yararlanma esas ve şartları düzenlenmiş; 61.
maddesinde, yaşlılık aylığının hesaplanması koşullarına yer verilmiş; 134.
maddesinde de, bu Kanun’un uygulanmasından doğan uzlaşmazlıkların,
yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde
görüleceği belirtilmiştir. Uyuşmazlığın, davacıya
bağlanan emekli aylığının 506 sayılı Kanun’a göre hesaplanmasından
kaynaklandığı anlaşıldığından, Yasanın yukarıda belirtilen açık hükmü
karşısında, davanın görüm ve çözümünün adli yargı
yerinin görevine girdiği kuşkusuzdur. Açıklanan nedenlerle,
İş Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir. SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Karşıyaka İş Mahkemesi’nce verilen 28.5.2003 gün ve
E:2003/121; K:2003/68 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 14.11.2005
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi. —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2005/64 KARAR NO: 2005/85 KARAR TR :14.11.2005 (Hukuk
Bölümü)
K A R A R
Davacı : M.Ö. Vekili : Av. Ş. E. Davalı : Çalışma ve Sosyal
Güvenlik Bakanlığı Vekili : Av. İ. T. O L
A Y :Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Malatya Bölge Müdürlüğü’nce
Öcal Elektrik Limited
Şirketi’nin “Niyazi Mısri Caddesi Toyota Servisi Karşısı MALATYA” adresinde kurulu işyeri
için 4857 sayılı İş Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca, 028896.44 sayılı dosya
numarası verilmiştir. Davacı vekili
tarafından, 12874.42 tescil numarasıyla davacı adına kayıtlı işyerinin ikinci
kez tescil edilerek ikinci bir sicil numarası verildiği ileri sürülerek söz
konusu işlemin iptali istemiyle, idari yargı yerinde dava açılmıştır. MALATYA İDARE MAHKEMESİ; 10.3.2005 gün ve E:2005/309;
K:2005/372 sayı ile, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 3. ve geçici 1. maddeleri ile
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesinden söz ederek, olayda,
davalı idarece davacıya ait işyerine 4857 sayılı Kanun’un 3. maddesi uyarınca
028896.44 sayılı işyeri sicil numarası verildiği, davanın ise, işyerine ait
sicil numarası bulunduğu, ikinci bir tescil numarası verilemeyeceği ileri
sürülerek ikinci defa yapılan tescil işleminin iptali istemiyle açıldığının
anlaşıldığı, bu durumda, 5521 sayılı Kanun’un 1. maddesi uyarınca İş
Kanunu’na dayanan her türlü hak iddiasından doğan hukuk uyuşmazlıklarının
çözülmesi ile iş mahkemeleri görevli olduğundan, davanın görüm ve çözümünde
adli yargının görevli bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu
karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. Davacı vekili, aynı
istekle bu kez, 17.5.2005 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır. MALATYA İŞ MAHKEMESİ;
5.7.2005 gün ve E:2003/322; K:2005/465
sayı ile, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 108. maddesinde, öngörülen idari
nitelikteki para cezalarının gerekçesi belirtilmek suretiyle Çalışma ve
Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürlüğü’nce verileceği, verilen idari para
cezalarına dair kararların ilgililere 11.12.1959 gün ve 7201 sayılı Tebligat
Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden
itibaren en geç 7 gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği
hükmünün yer aldığı, bu nedenle, bu hüküm uyarınca mahkemelerinin görevsiz
olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek daha önce
Malatya İdare Mahkemesi’nce görevsizlik kararı verildiğinden görevli yargı
yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine
karar vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. Davacı vekilince,
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesi istemiyle başvuruda
bulunulmuştur. İNCELEME VE
GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi
Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr.
Atalay
ÖZDEMİR, Ahmet VELİOĞLU, Serap
AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Celal IŞIKLAR’ın
katılımlarıyla yapılan 14/11/2005 günlü toplantısında; I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesi |