Uyuşmazlık Mahkemesi Kararları

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS       NO: 2004/96

KARAR  NO: 2005/1

KARAR  TR :.7.2.2005

               (Hukuk Bölümü)

 

 

ÖZET : Kısmen kamulaştırma nedeniyle uğranılan ve yönetimin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü sıradaki eyleminden doğan zararın giderilmesine yönelik olarak açılan davanın 2942 sayılı Yasanın 12. maddesi kapsamında olmayıp   2577 sayılı İ.Y.U.K.’nun 2/1-b. maddesinde yer alan tam yargı davası kapsamında, İDARİ YARGI YERİNDE  çözümlenmesinin  gerektiği hk.                                            

 

KARAR

                Davacı                    : A. Y.

                Vekili                      : Av. E. S.K.

                Davalı                     : Karayolları Genel Müdürlüğü

                Vekili                      : Av. A. E.

 

                O  L  A  Y              : Davacı vekili, Şanlıurfa Merkez Kızlar Köyünde kain 151 parsel sayılı taşınmaz üzerinde müvekkili tarafından hayvan besiciliği yapıldığını, taşınmazın bir bölümünün Şanlıurfa-Gaziantep otoyolu inşası nedeniyle kamulaştırıldığını, otoyol inşasından dolayı oluşacak gürültü ve kirlilik yüzünden hayvan besiciliği yapma olanağının ortadan kalktığını ileri sürerek bu nedenle uğradığı zarar nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100 milyar TL maddi tazminata yasal faiziyle birlikte hükmedilmesi istemiyle 12.10.2001 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.

ŞANLIURFA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 5.2.2002 günlü; E: 2001/1052; K:2002/50 sayı ile, olayda davalı yönetimin davacının taşınmazına doğrudan bir el atması ve dolayısıyla kamulaştırmasız el atma olgusunun bulunmadığı, yönetimin almış olduğu karar sonunda plan ve projelere uygun olarak yapılan işlemlerden doğan zararların tazmininin idare mahkemesinden istenebileceği, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulunun 11.2.1959 günlü, E: 1958/17; K: 1959/15 sayılı kararının da bu yönde olduğu, davacının isteminin yönetimin bir işlem ve eyleminden kaynaklandığı, buna ilişkin açılan işbu davanın tam yargı davası niteliğinde olduğu, bu nedenle görüm ve çözümünün idari yargıya ait bulunduğu gerekçesiyle mahkemelerinin görevsizliğine karar vermiş, anılan karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

Davacı vekili aynı nedenle 304.455.366.589.-TL tazminata hükmedilmesi istemiyle 29.5.2002 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

GAZİANTEP 1. İDARE MAHKEMESİ; 31.10.2003 günlü,  E:2002/1024; K:2003/1678 sayı ile, 2942 sayılı Yasanın 12. maddesi hükmü uyarınca dava konusu uyuşmazlığın çözümünün adli yargının görevine girdiği gerekçesiyle davayı görev yönünden reddetmiştir.

Bu karar üzerine davacı vekilince görevli mahkemenin belirlenmesi istemiyle 26.12.2003 tarihli dilekçe ile Danıştaya başvurulmuştur.

 DANIŞTAY 10. DAİRESİ’nin 13.4.2004 günlü, E:2004/5810; K:2004/3830 sayılı kararıyla 2247 sayılı Yasada olumsuz görev uyuşmazlıklarında dava dosyasının son görevsizlik kararını veren mahkemece, bu kararın kesinleşmesinden sonra taraflarda birinin istemi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilerek görevli mahkemenin belirlenmesinin istenebileceğinin öngörüldüğü gerekçesiyle dosya esas kaydı kapatılarak dava dosyası Gaziantep İdare Mahkemesine gönderilmiş; GAZİANTEP İDARE MAHKEMESİNİN 6.9.2004 günlü, E:2002/1024; K:2003/1678 sayılı kararıyla 2247 sayılı Yasa hükümleri uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE   : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 7.2.2005 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiği, usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Murat H. YURDAKÖK’ün davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;

İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile  Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından kısmen kamulaştırılan taşınmazdan geri kalan kısım üzerinde bulunan hayvan çiftliğinde otoyol inşasından dolayı oluşan gürültü ve kirlilik yüzünden hayvan besiciliği yapma olanağının ortadan kalktığı ileri sürülerek bu nedenle uğranılan zararın tazmin edilmesi istemine ilişkindir.

2942 sayılı Yasanın “kısmen kamulaştırma” başlıklı 12. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde: “kısmen kamulaştırılan malın değeri; kamulaştırılmayan kısmın değerinde, kamulaştırma sebebiyle bir değişiklik olmadığı takdirde, o malın 11. maddede belirtilen esaslara göre takdir edilen bedelinden kamulaştırılan kısma düşen miktar” olduğu; (b) bendinde: “Kamulaştırma dışında kalan kısmın kıymetinden kamulaştırma nedeniyle eksilme meydana geldiği takdirde; bu eksilen değer miktarı tespit edilerek, kamulaştırılan kısmın (a) bendinde belirtilen esaslar dairesinde tayin olunan kamulaştırma bedeline eksilen değerin eklenmesiyle bulunan miktar” olduğu açıklanmakta; (c) bendinde de: “Kamulaştırma nedeniyle artış meydana geldiği takdirde de, artış miktarı tespit edilerek, kamulaştırılan kısmın (a) bendinde belirtilen esaslar dairesinde tayin edilen bedelinden artan değerin çıkarılmasıyla bulunan miktardır.” denilmekte ve aynı maddede ayrıca “kamulaştırma dışında kalan kısım imâr mevzuatına göre yararlanmaya elverişli olduğu takdirde; kesilen bina, ihata duvarı, kanalizasyon, su, elektrik, havagazı kanalları, makine gibi tesislerden kullanılabilecek duruma getirilebilmeleri için gereken gider ve bedel, belirlenerek kamulaştırma bedeline ilave olunur. Bu masraf ve bedeller (b) bendinde yazılı kıymet düşüklüğü miktarının belirlenmesinde gözönünde tutulmaz ...” hükmü yer almaktadır.

Maddenin son fıkrasında da: bu maddenin uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların adli yargı yerinde çözümleneceği hükme bağlanmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığın 2942 sayılı Yasanın yukarıda değinilen 12. maddesi kapsamında düzenlenen durumların hiçbirisine girmediği anlaşıldığından anılan hükmün olaya uygulanmasına olanak bulunmamaktadır.

Karayolları Genel Müdürlüğü 5539 sayılı Yasayla kurulmuş, tüzel kişiliği haiz bir kamu kurumu olup, otoyol inşası anılan Yasada bu kurumun görevleri arasında sayılmıştır.

Yönetimin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün yönetsel eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; yönetimce herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü savıyla açılacak müdahalenin men'i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerince çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.

Olayda, yönetimce davacının taşınmazı elinden alınmadığına ve üzerinde herhangi bir inşaat faaliyeti de yapılmadığına göre, yönetimin özel mülkiyete konu taşınmaza müdahalede bulunmasından ya da kamulaştırmasız el atmasından söz etmek de olanaksızdır.

Bu durumda, Karayolları Genel Müdürlüğünce yapılan otoyol nedeniyle zarara uğradığı yolundaki davacı savı gözönünde bulundurularak, yönetimin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü sıradaki eyleminden doğan zararın giderilmesine yönelik olarak dava açıldığının kabulü gerekir.

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, yönetimin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış olup, buna göre yönetim, hukuka aykırılığı saptanan işlem ve eylemlerinden doğan hak ihlâlini tam olarak gidermek; diğer bir anlatımla hakları ihlâl edilenlerin uğradığı gerçek zararları tazmin etmekle yükümlü bulunmaktadır.

Kamu hizmetinin, yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin; kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin; dolayısıyla, olayda hizmet kusuru ya da başka bir nedenle yönetimin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetiminin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2. maddesinde "idari dava türleri" arasında sayılan "idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davası” kapsamında, idari yargı yerlerince yapılacağı açıktır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ :Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Gaziantep İdare Mahkemesince verilen 31.10.2003 günlü,  E:2002/1024; K:2003/1678 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 7.2.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS       NO: 2004/95

KARAR  NO: 2005/9

KARAR  TR :.7.3.2005

                (Hukuk Bölümü)

               

 ÖZET:167 sayılı Yasa’ya göre verilen yeraltı suyu arama belgesinin iptali ve kuyunun kapatılması istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.                                             

K  A  R  A  R

                Davacı                    : A. O.

                Davalılar                 : 1- Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü

                                                 Vekili  :Av. M. S. 

                                                 2- G. A.

                       

                O  L  A  Y              : Ankara İli, Kazan İlçesi, Yazıbeyli Köyü, İğmir - Kaşıaltı mevkiinde yer alan 70 parsel  sayılı  taşınmazın  maliki  olan davacı,  17.3.2003 tarih ve Ank - 4851 no’lu Yeraltısuyu Arama Belgesi almak suretiyle arazisinde kuyu açmıştır. Bitişik 69 parsel sayılı taşınmazda kuyu açılması üzerine, bu kuyu için izin verilip verilmediğinin ve kendi kuyusunu etkileyip etkilemeyeceğinin bildirilmesini isteyen davacıya, DSİ V. Bölge Müdürlüğünce, 2.4.2004 tarihli yazı ile, komşusu 69 parsel maliki adına açılan sondaj kuyusuna Ank - 5561 no’lu Yeraltısuyu Arama Belgesi verilmiş olduğu;  sözkonusu kuyunun kendisine ait kuyuya 85 m. uzaklıkta bulunduğu ve bölgedeki yeraltı suyunun durumu ile yapılan su tahsisleri göz önüne alındığında bölgede yeni kuyu açılmasında sakınca bulunmadığı bildirilmiştir.

                Davacı, iki kuyu arası mesafe 120 m. olmak üzere izin verilmiş olması nedeniyle komşu parselde 85 m. mesafede açılan kuyunun kapatılması için başvuruda bulunmuş ise de bu isteğin idarece 15.4.2004 günlü işlemle reddi üzerine, bu işlemin ve komşu parsel maliki adına verilen Ank-5561 no’lu Yeraltısuyu Arama Belgesinin iptalleri ile kuyunun kapatılmasına karar verilmesi istemiyle DSİ Genel Müdürlüğü aleyhine, 26.4.2004 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

                ANKARA 5. İDARE MAHKEMESİ ; 31.5.2004 gün ve E:2004/1473, K:2004/1077 sayı ile, 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun’un 8. maddesinde yeraltı suyundan  yararlanmak maksadıyla açılacak kuyularla ilgili belge alma zorunluluğuna ilişkin kurala yer verildiği; 18. maddesinin (c ). bendinde ise, “Bu kanunla ilgili davalara sulh mahkemelerinde bakılır.” hükmünün yer aldığı; dosyanın incelenmesinden, davacının taşınmazına komşu parsel için verilen yeraltısuyu arama belgesinden, dolayısıyla sözkonusu Kanundan kaynaklandığı anlaşılan uyuşmazlığın görüm ve çözümünde 167 sayılı Kanun’un yukarıda aktarılan hükmü uyarınca adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

                Davacı, bu kez, komşu parsel maliki  adına verilen Ank- 5561 no’lu yer altı suyu arama belgesinin iptali ile açılan kuyunun kapatılmasına karar verilmesi istemiyle, DSİ Genel Müdürlüğü ile komşu parsel maliki G.A. aleyhine, 17.6.2004 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 7. SULH HUKUK MAHKEMESİ, 18.6.2004 gün ve E:2004/847; K:2004/833 sayı ile, dava konusu işlemin idari bir karar olduğu, bu karara dayanılarak verilen belgenin iptali ve açılan sondaj kuyusunun kapatılmasına ilişkin davanın bir tam yargı davası niteliğini taşıdığı bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik  kararı vermiş; bu karar da temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE   : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün Cafer ŞAT’ın Başkanlığında Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü  ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ ın katılımlarıyla yapılan 7.03.2005 günlü toplantısında;

 

I- İLK İNCELEME  :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.” hükmü uyarınca, adli ve idari yargı yerleri arasında DSİ Genel Müdürlüğü aleyhine açılan ve komşu parsele ilişkin Ank - 5561 no’lu yeraltı suyu arama belgesinin iptali ile kuyunun kapatılması istemli dava yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği; idari yargı dosyasının ise Başkanlık yazısı ile getirtilerek incelemeye alındığı anlaşılmış olup, usule ilişkin başkaca bir noksanlık görülmeyerek yukarıda belirtilen şekilde doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

                II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör- Hakim Murat H. YURDAKÖK’ün davanın  çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;

                - İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

                Görev uyuşmazlığının konusunu oluşturan dava, komşu parsel malikine verilen yeraltı suyu arama belgesinin iptali ile açılan kuyunun kapatılmasına karar verilmesi isteminden ibarettir.

                22.11.2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun, kaynak ve yeraltı sularında mülkiyet  ve irtifak hakkını düzenleyen 756. maddesinin üçüncü fıkrasında “Yeraltı suları, kamu yararına ait sulardandır. Arza malik olmak, onun altındaki yeraltı sularına da malik olmak sonucunu doğurmaz.” hükmü yer almış; aynı Yasa maddesinin dördüncü fıkrasında ise  “Arazi maliklerinin yeraltı sularından yararlanma biçimi ve ölçüsüne ilişkin özel kanun hükümleri saklıdır.” denilmiştir. (Mülga 17.2.1926 tarih ve 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nin 679. maddesi de aynı düzenlemeye yer vermiştir.)

                16.12.1960 tarih ve 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun’un  “Yeraltı sularının mülkiyeti” başlıklı 1. maddesinde, “Yeraltısuları umumi sular meyanında olup Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bu suların her türlü araştırılması, kullanılması, korunması ve tescili bu Kanun hükümlerine tabidir.” denilmiş; 5. maddesinde, “İlan edilmiş yeraltı suyu işletme sahaları dışında her arazi sahibi; arazisinde yeraltı suyu aramak, suyu bulduktan sonra, bunun kendi faydalı ihtiyaçlarına yetecek miktarını kullanmak hakkına maliktir.

                Ancak bu işler 8 inci maddenin şümülüne girdiği takdirde belge alınması mecburidir.

                Faydalı ihtiyaç miktarı dördüncü madde hükümlerine göre tayin olunur.” hükümlerine yer verilmiş; 4. maddesinin son fıkrasında “Faydalı ihtiyaç miktarı, tahsis edilecek maksada göre ilgili bakanlıkların mütalaası alınmak suretiyle, Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü tarafından tayin ve tespit edilir.” şeklinde tanımlanmış ve 8. maddesinde de, maddenin (a) ve (b) fıkralarında belirtilen kazıların yapılması veya kuyuların açılması için Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğünden belge alınmasının mecburi olduğuna işaret edilmiştir.

                Anılan düzenlemelerden, yeraltı sularının, özel mülkiyete konu teşkil etmeyip Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan genel sulardan olduğu; bu suların aranması, kullanılması vd. hususlarda, 167 sayılı Yasa ile görevlendirilen Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün yetkili kılındığı anlaşılmaktadır.               

Bu itibarla, yasa ile idareye verilen görev kapsamında olmak üzere, yeraltısuyu arama belgesi verme işlemi kamu gücüne dayalı, re’sen ve tek yanlı olarak tesis edilen idari işlem niteliğini taşıdığından, bu işlemin iptali istemiyle açılan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-a maddesinde sayılan “İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep , konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları” kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Kuyunun kapatılması isteminin ise, idari işlem hakkında verilecek kararın uygulanmasıyla ilgili bulunması nedeniyle idari yargı yerince değerlendirileceği  doğaldır.

                Hernekadar, idari yargı kararında, 167 sayılı Kanun’un 18/c. maddesinde bu Kanunla ilgili davalara sulh mahkemelerinde bakılacağı yolunda hüküm bulunduğundan bahisle göreve ilişkin bir düzenlemenin varlığı kabul edilmiş ise de, “Ceza Hükümleri” başlığını taşıyan 18. maddenin sözkonusu ( c) bendini yürürlükten kaldıran 24.4.2003 tarih ve 4854 sayılı Kanun ile adli yargının idari cezalarla  ilgili özel görevinin dava tarihi itibariyle  sona ermiş olması bir yana, görev uyuşmazlığına konu edilen davanın bir idari cezadan doğmamış olması karşısında, 18. maddenin bu davada uygulama yeri bulunmadığı kuşkusuzdur.

                Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

 

                SONUÇ   : Davalılardan DSİ Genel Müdürlüğü aleyhine yeraltı suyu arama belgesinin iptali ve kuyunun kapatılması istemiyle açılan davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 5. İdare Mahkemesi’nin 31.5.2004 gün ve E:2004/1473, K:2004/1077 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 07.03.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS      NO: 2004/135

KARAR  NO: 2005/13

KARAR  TR :.7.3.2005

                     (Hukuk Bölümü)

 

ÖZET   :Sivil memura sürekli görev yolluğu ödenmemesinden doğan davanın ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİNDE çözümlen-mesinin gerektiği hk.

 

K A R A R

 

Davacı                       : C. İ.

Davalılar                    : 1- Milli Savunma Bakanlığı

                                     2- Maliye Bakanlığı           

O  L  A  Y  : İslahiye Askerlik Şubesi Başkanlığında sivil memur olarak görev yaparken Samandağ Askerlik Şubesi Başkanlığına atanan ve bu atamadan dolayı kendisine sürekli görev yolluğu verilmeyen davacı, yolluk ödenmemesi işleminin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

Davalılardan Mili Savunma Bakanlığınca, birinci savunma dilekçesinde davada askeri idari yargının görevli olduğu ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

ADANA 1. İDARE MAHKEMESİ; 10.9.2004 gün ve E: 2004/155 sayı ile, 657 sayılı Yasaya tabi “sivil memur” olan davacının, kamu personelinin statü hukuku çerçevesinde özel bir yasa olan Harcırah Kanunu uyarınca “parasal haklarına” yönelik uyuşmazlığın askeri hizmete ilişkin olmadığı sonucuna varıldığından kamu personelinin askeri hizmetle ilişkisi olmayan parasal haklarına yönelik uyuşmazlığın genel görevli idari yargı yerlerinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle görev itirazını reddederek Mahkemelerinin görevliliğine karar vermiştir.

Davalılardan Mili Savunma Bakanlığının olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolundaki dilekçesi üzerine dava dosyası Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığına gönderilmiştir.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ BAŞSAVCISI; Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. ve 21. maddelerine göre açılacak iptal ve tam yargı davalarına Askeri Yüksek İdare Mahkeme’sinde bakılabilmesi için dava konusu işlem ya da eylemin “ askeri kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesinin gerektiği: MSB. lığına bağlı askerlik şubesinde sivil memur olarak görev yapan davacı 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunun 20’nci maddesi 2’nci fıkrası gereğince asker kişi sayıldığından, dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği; Uyuşmazlık Mahkemesinin birçok kararında belirtildiği üzere idari işlemin görevli yargı yerinin tespiti yönünden “askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerektiği; eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin bulunduğunun kabulü gerektiği; daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemlerin, idarece bir asker kişinin askeri yeterlik ve yetenekleri, tutum ve davranışları, askeri geçmişi, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevleri, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural, gerek ve gelenekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlem olduğu; dava konusu sürekli görev yolluğu ödenmemesi işleminin, askeri hizmete ilişkin olduğu hususunda şüphe bulunmayan atama işlemine sıkı sıkıya bağlı bir işlem olup bu yönüyle askeri hizmete ilişkin bulunduğu; diğer taraftan 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunun 22. maddesinde Birinci Daire, atama yer değiştirme, nasıp, sicil, kademe ilerletilmesi, terfi, emeklilik, maluliyet, aylık ve yolluklara ilişkin iptal ve tam yargı davalarını çözümler” hükmünün yer aldığı; bu hükümden de açıkça anlaşıldığı üzere kanunkoyucu tarafından, asker kişiler hakkında aylık ve yolluklara ilişkin olarak tesis edilen işlemlerle ilgili olarak açılan davalara Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde bakılacağının kabul edildiği; davacı hakkında tesis edilen sürekli görev yolluğu ödenmemesi işleminin de 1602 sayılı Kanunun 22’nci maddesinde sayılan davalardan birisi olduğundan, davacıya sürekli görev yolluğu ödenmemesi işleminin iptali talebiyle açılan davaya bakmak görevinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne ait olduğu; bu nedenle Adana 1. İdare Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerektiği gerekçesiyle askeri idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasanın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini  Uyuşmazlık Mahkemesinden istemiştir.

Başkanlıkça 2247 sayılı Yasanın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre Danıştay Başsavcısı’nın da yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Anayasanın 157’inci maddesine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20’nci maddesinde de, söz konusu Anayasa hükmüne aynen yer verildiği ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların asker kişi sayıldığı, görevli yargı yerinin belirlenmesi yönünden işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığının saptanabilmesi için kuşkusuz işlemin konusuna bakılması gerektiği, işlemin askeri gereklere, askeri usul ile yönteme ve askeri hizmete göre tesis olunması halinde askeri hizmete ilişkin bulunduğunun kabul edildiği,  olayda, davaya konu edilen sürekli görev yolluğu verilmemesi işleminin dayanağı 14.6.2003 günlü ve 25138 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 2003 Mali Yılı Bütçe Kanununun 51’inci maddesinin (f) bendinde yer olan genel kısıtlayıcı hükme göre Maliye Bakanlığınca çıkartılan 10 sıra sayılı Harcırah Genel Tebliği olup, dayanak alındığı, bu Tebliğ uyarınca tesis olunan işlemin ise askeri hizmetle ilişkili olmadığına kuşku bulunmadığı, bu durumda, sürekli görev yolluğu ödenmemesi yolundaki işlemin iptali istemiyle açılan davada, davacı asker kişi kapsamında ise de, işlemin askeri hizmetle ilişkili olmaması nedeniyle, 1602 sayılı Yasanın uygulama alanında bulunmayan davanın görüm ve çözümünde genel idari yargının görevli olduğu sonucuna ulaşıldığı, bu nedenle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığının 2247 sayılı Yasanın 10. maddesine göre yapmış olduğu başvurunun kabulüne hukuksal olanak bulunmadığı yolunda yazılı düşünce vermiştir.        

İNCELEME VE GEREKÇE   : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün Cafer ŞAT’ın Başkanlığında Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü  ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın  katılımlarıyla yapılan 07.03.2005 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME  :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı idarece anılan Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun şekilde ve 12. maddede belirlenen süre içinde başvurulması üzerine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısı tarafından uyuşmazlık çıkarıldığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının   incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör- Hakim Murat H. YURDAKÖK’ün davanın  çözümünde  askeri idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısının askeri idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve Danıştay Başsavcısının davada genel idari yargının görevli bulunduğuna ilişkin düşünce yazıları ve  dosyadaki belgeler okunduktan; İlgili Başsavcılarca görevlendirilen  Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Savcısı E. Hakan ÖZBEK’in yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, İslahiye Askerlik Şubesi Başkanlığında sivil memur olarak görev yaparken Samandağ Askerlik Şubesi Başkanlığına atanan davacıya, bu atamadan dolayı sürekli görev yolluğu verilmemesi yolunda kurulan işlemin iptali istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 157. maddesinde,Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca kurulmuş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin yönetsel işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması koşulunun aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı Yasanın 25.12.1981 tarih  ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bir davaya bakabilmesi için dava konusu yönetsel işlemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasanın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan ya da hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmakta; aynı Yasa’nın  “Birinci Dairenin görevleri” başlıklı değişik 22. maddesinde,atanma, yer değiştirme, nasıp, sicil, kademe ilerletilmesi, terfi, emeklilik, maluliyet, aylık ve yolluklara ilişkin iptal ve tam yargı davalarının Birinci Dairece çözümleneceğine işaret edilmektedir.

Yönetsel işlemin, görevli yargı yerinin belirlenmesi yönünden“askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer yönetsel işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre kurulmuş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir anlatımla, askeri hizmete ilişkin yönetsel işlemler: yönetimin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler gözönünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda kurulan işlemlerdir. İşlem, askeri  olmayan bir makam tarafından kurulmuş olsa bile durum değişmemekte, menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde görülmesi gerekmektedir.

Davacının 1602 sayılı Yasanın 20. maddesinde sayılan asker kişilerden olduğu ve bu nedenle dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği tartışmasızdır. Dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığına gelince:

926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun “Kapsam” başlıklı 1. maddesinin ikinci fıkrasına göre sivil memurlar kendi özel kanununa tabi bulunmakta olup; görev uyuşmazlığına konu edilen dava, davacıya 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 177. maddesinde işaret edilen 6245 sayılı Harcırah Kanunu’nun 10. maddesinde öngörülen sürekli görev yolluğunun ödenmemesinden doğmuş bulunmaktadır.

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 177. maddesinin birinci fıkrasında yer alan, “Bu Kanun hükümlerine tabi Devlet memurlarından bir görevin ifası için sürekli veya geçici olarak görev yerinden ayrılanların yol giderleri ve gündelikleri, yolluklar hakkındaki özel kanun hükümlerine göre ödenir.” hükmünde işaret edilen yollukların, 1602 sayılı Yasa’nın değişik 22. maddesinde Birinci Dairenin görevleri arasında sayılan konulardan olduğu açıktır.

Bu durumda,1602 sayılı Yasa’ya göre asker kişi sayılan sivil memura sürekli görev yolluğu ödenmemesinden doğan davada “askeri hizmete ilişkin bulunma” koşulunun da gerçekleşmiş bulunması karşısında, uyuşmazlığa konu edilen davanın görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısının başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ   : Davanın çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Adana 1. İdare Mahkemesi’nce verilen 10.9.2004 gün ve E: 2004/155 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 07.03.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS      NO: 2004/136

KARAR  NO: 2005/22

KARAR  TR :.4.4.2005

   (Hukuk Bölümü)

 

Özet   :Sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen Sigorta Şirketince, hizmet kusuru esasına dayanılarak ve trafik zabıtasınca saptanan kusur oranına göre zararın giderilmesi istemiyle sorumlulardan idare aleyhine açılan tam yargı davasının İDARİ YARGI YERİNDE çözümlen-mesinin gerektiği hk.

K  A  R  A  R

 

   Davacı                    : Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi

   Vekili                      : Av.N. B. D.

   Davalı                     : TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü

   Vekili                      : Av.Y. B.

 

   O  L  A  Y              : Kırıkkale- Ankara arasında yer alan Irmak Kasabası mevkiindeki kontrolsüz hemzemin geçiti geçmekte olan kasko sigortalı aracın manevra yapmakta olan lokomotif ile çarpışması sonucunda meydana gelen maddi hasarlı trafik kazasına ilişkin olarak trafik zabıtasınca düzenlenen tespit tutanağında, TCDD işlemesi’nin 2/8 ve makinistin de 2/8 oranında kusurlu bulunması üzerine davacı Sigorta Şirketince, sigortalı 06 RJ 588 plakalı aracın sahibine ekspertiz raporu ile tespit edilen 6.900.000.000.-TL. ödemede bulunulmuştur.

Davacı Şirket vekilince, TCDD İşletmesi ile Makinist K.Ç.’ye hitaben yazılan 27.5.2003 günlü yazılar ile, sigortalıya ödenen kasko hasar tazminatından kusurları oranında hesaplanan pay başına 1.725.000.000 liranın ödeme tarihinden itibaren işleyen yasal faiziyle birlikte 2.065.273.972.-TL olarak Türk Ticaret Kanununun 1301. maddesine göre sigortalıya halef olan şirketlerine ödenmesi istenilmiş; bu istek davalı TCDD İşletmesince cevap verilmeyerek; Makinist tarafından ise ödeme yapılmayacağı belirtilerek reddedilmiştir.

Davacı Şirket vekili, Türk Ticaret Kanunu ve Karayolları Trafik Kanunu hükümlerine dayanarak, sigortalıya ödenen miktardan kusur oranına isabet eden 3.450.000.000.-TL nin ödeme tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalı TCDD İşletmesi ile makinistten müştereken ve müteselsilen tahsiline hükmedilmesi istemiyle 17.10.2003 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı TCDD İşletmesi, mahkemenin birinci celsesinde, 233 sayılı KHK’ye tabi bulunan İşletmeye karşı hizmet kusuru nedeniyle açılan davanın idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği ileri sürülerek, görev itirazında bulunulmuştur.

ANKARA 27. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’nce; 7.7.2004 günlü celsesinde E:2003/808 sayı ile, davalı idrenin görev itirazı reddedilmiştir.

Davalı TCDD İşletmesi  vekilince, süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulmuş; ancak Ankara 27. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.10.2004 günlü,E:2003/808 sayılı celsesinde “başka bir mahkeme ile aramızda olumlu görev uyuşmazlığı oluşmadığı anlaşıldığından davalı vekilinin bu konudaki isteminin reddine” karar verilmiş; davalı vekilinin 1.11.2004 günlü dilekçesi üzerine anılan Mahkemenin 9.12.2004 günlü celsesinde 27.10.2004 günlü ara kararından vazgeçilerek olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemine ilişkin dilekçe ve ekleri Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI: 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b. maddesinde belirtilen, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davalarının, idari dava türleri arasında sayıldığı; TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğünün, kamu hizmeti olan taşımacılık işini, tekel halinde yürüten bir kamu kurumu olduğu; kamu hizmeti yürütmekle yükümlü kılınan bir kamu kurumunun hizmeti yürütürken kişilere verdiği zararın tazminine ilişkin davada, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuk kurallarına uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin, sonuçta, hizmet kusuru ve idarenin sorumluluğunu gerektiren bir husus  olup  olmadığının  tayin  ve  tespitinin  idari  yargı  yerlerine  ait olduğu ;  davalı   idarenin yürütmekle görevli olduğu kamu hizmetinin gereği gibi yapılmamasından dolayı uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini istemine ilişkin bulunan uyuşmazlığın görüm ve çözümü, idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davalarına bakmakla görevli bulunan idari yargıya ait olduğundan Ankara 27. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılması gerektiği gerekçesiyle, davalılardan TCDD İşletmesi yönünden idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi’nden istemiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI : TCDD İşletmesinin, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğu, 233 sayılı KHK ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak karlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, işletmenin iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılınmış olmasının, onun kamu hizmeti yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine engel teşkil oluşturmadığı, Anayasa’nın 125/son madde ve fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun kurala bağlandığı; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılan tam yargı davalarının, idari dava türleri arasında sayıldığı, buna karşın, dava konusu zararın, karayolunun demiryolu ile kesiştiği hemzemin geçitte meydana gelen kaza sonucunda oluşması nedeniyle ortada bir trafik kazası bulunduğu düşüncesinden hareketle, davanın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 2. maddesinde; Karayolları Trafik Kanununun kapsamının belirlendiği, 3. maddesinde ise, “Demiryolu geçidi (hemzemin geçit); Karayolu ile demiryolunun aynı seviyede kesiştiği bariyerli ve bariyersiz geçitlerdir, Kamu hizmeti taşıtı: Kamu hizmeti için yük veya yolcu taşıması yapan bütün taşıtlardır; Taşıt: Karayolunda insan, hayvan ve yük taşımaya yarayan araçlar olduğu” tanımının yapıldığı, trenin bu Yasa kapsamına dahil edilmediğinin anlaşıldığı, keza, anılan Yasanın 85, 90 ve 106. maddeleri hükümleri uyarınca, işletenin hukuki sorumluluğu kapsamında maddi tazminatın biçimi ve kapsamı ile manevi tazminat konularında Borçlar Kanununun haksız fiillere ilişkin hükümleri uygulanır kuralı uyarınca uyuşmazlığın adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği ileri sürülebilir ise de; anılan Yasada gerek hemzemin geçidin karayolunun uzantısı olduğunu belirten bir tanım ve düzenlemeye yer verilmediği ve gerekse trenin bu Yasa kapsamına giren bir motorlu taşıt olarak sayılmamış olması karşısında, bu iddiayı kabule olanak bulunmadığı, TCDD Ana Statüsüne, Yüksek Planlama Kurulunun 27.04.1992 gün 92/T.29 sayılı kararı ile eklenen Ek 2. maddede, Demiryolunun karayolu, köy yolu ve benzeri yollar ile yaptığı kesişmelerde demiryolunun ana yol sayılacağının, trafik düzeninin gerektirdiği hallerde söz konusu yollara ait geçitler ile görüşe engel teşkil eden tesislerin kaldırılacağının, demiryolu üzerinde seyreden araçların karayolu, köy yolu ve benzeri yollardaki araçlara göre geçiş üstünlüğünün bulunduğunun belirtildiği, hemzemin geçitte karayolu taşıtı ile trenin çarpışması sonucunda doğan zararın, idarenin hizmet kusuru esasına göre tazmini istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde idari yargı yeri görevli bulunduğundan, Danıştay Başsavcısının başvurusunun kabulü gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE   : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün Cafer ŞAT’ın Başkanlığında Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Esen EROL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 4.4.2005 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME  : : Başvuru yazısı ve dava dosyası üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare vekilinin anılan Yasa’nın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcılığınca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Murat H. YURDAKÖK’ün davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile Danıştay Başsavcısının idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının davada idari yargının görevli bulunduğuna ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün yazılı düşünceleri doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen Sigorta Şirketinin, zararın kusur ve sorumluluk oranına göre idarece giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır.

28.10.1984 tarih ve 18559 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü (TCDD) Ana Statüsünün “Amaç ve Kapsam” başlıklı 1. maddesi “Bu Ana Statünün amacı; 8.6.1984 tarih ve 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi olarak sözkonusu Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü adı altında teşkil olunan Kamu İktisadi Kuruluşunun hukuki bünye, amaç ve faaliyet konuları, organları ve teşkilat yapısı, müessese, bağlı ortaklık ve iştirakleri ile bunlar arasındaki ilişkileri ve ilgili diğer hususları  düzenlemektir...” hükmünü taşımakta; “Hukuki Bünye” başlıklı 3. maddesinde, bu Ana Statü ile teşkil olunan TCDD İşletmesinin, sermayesinin tamamı Devlete ait, tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir “Kamu İktisadi Kuruluşu” olduğuna ve 233 sayılı KHK. ile bu Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğuna işaret edilmekte; 4.maddesinde, sayılan Kuruluş amaç ve faaliyet konularının tamamına yakınının “tekel” kapsamında işler olduğu belirtilmekte; kuruluşu, yönetimi ve denetimi konularında 233 sayılı KHK. hükümlerine paralel düzenlemelere yer verilmektedir.

Buna göre, TCDD İşletmesinin, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğu tartışmasızdır. 233 sayılı  KHK. ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak kârlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, İşletmenin iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılınmış olması, onun kamu hizmeti yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine engel teşkil etmemektedir.

   Dava dilekçesinin incelenmesinden, davacı vekilince olayda davalı İşletmenin ve  personelinin kusurundan dolayı sorumlu olduğu ileri sürüldüğüne göre, uğranılan zararın tazmini istemine ilişkin davanın, zararın hizmetin kuruluşu ve işleyişindeki aksaklıklardan doğduğu ve bu nedenle idarenin hizmet kusuru esasına göre sorumlu olduğu nedenine dayanılarak açıldığı anlaşılmaktadır.

Anayasa’nın 125.maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

   Buna göre tekel niteliğinde kamu hizmeti yürüten TCDD İşletmesinin bu hizmeti yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan dava, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirmektedir. Bu hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden, 2577 sayılı Yasa’nın 2/1-b. maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevlidir.

Buna karşın, dava konusu zararın, karayolunun demiryolu ile kesiştiği hemzemin geçitte meydana gelen kaza sonucunda oluştuğu nedeniyle ortada bir trafik olayı bulunduğu düşüncesinden hareketle, davanın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 85, 90 ve 106. maddeleri hükümleri uyarınca, işletenin hukuki sorumluluğu kapsamında çözümlenmesi gerekeceği ileri sürülebilir ise de; anılan Yasada gerek hemzemin geçitin karayolunun uzantısı olduğunu belirten bir tanım ve düzenlemeye yer verilmemesi ve gerekse tren ya da diğer demiryolu araçlarının bu Yasa kapsamına giren bir motorlu taşıt olarak sayılmamış olması karşısında, bu iddiayı kabule olanak bulunmamaktadır.

Nitekim, TCDD Ana Statüsüne, Yüksek Planlama Kurulunun 27.4.1992 tarih ve 92/T. 29 sayılı kararıyla ilâve edilen Ek 2. maddede, “ Demiryolunun karayolu, köy yolu ve benzeri yollar ile yaptığı kesişmelerde demiryolu ana yol sayılır.

Bu kesişmelerde yapılan yeni yolun bağlı olduğu kurum veya kuruluş, alt ve üst geçit yapmak ve diğer emniyet tedbirlerini almakla yükümlüdür.

Demiryolu trafik düzeninin gerektirdiği hallerde sözkonusu yollara ait geçitler ile görüşe engel teşkil eden tesisler kime ait olursa olsun kaldırtılır.

Demiryolu üstünde seyreden araçların karayolu, köy yolu ve benzeri yollardaki araçlara göre geçiş üstünlüğü vardır.”denilmek suretiyle, demiryolunun farklı bir hukuki statüye tabi bulunduğu açıklanmaktadır.

Öte yandan, 399 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesine (...) Dair KHK.’nin 11/a. maddesine göre, teşebbüs ve bağlı ortaklıkların her çeşit personeli, görevleri ile ilgili olarak mensup oldukları teşebbüs ve bağlı ortaklığa verdikleri zarardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi kılınmış olup, adli yargı yerinde TCDD personeli olan makinist aleyhine de tazminat davası açıldığı dikkate alındığında; Anayasanın 129. maddesinin 5. bendinde yer alan “Memurlar ve diğer kamu görevlililerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.” kuralı uyarınca, öncelikle TCDD İşletmesi aleyhine idari yargı yerinde açılması gereken tam yargı davasının çözümlenmesi gerekeceği açıktır.

Diğer yandan, davacı Sigorta Şirketi 6762 Türk Ticaret Kanununun 1301. maddesinde yer alan “Sigortacı sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren kimse yerine geçer, sigorta ettiren kimsenin vaki zarardan dolayı üçüncü şahıslara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel nispetinde sigortacıya intikal eder.” hükmü uyarınca zarar görenin kanuni halefi (yasal ardılı) olduğundan, incelenen uyuşmazlığın konusunu oluşturan dava tipik bir tam yargı davasıdır.

Bu nedenle, uyuşmazlığın, adli yargı yerinde aleyhine açılan tazminat davasını kaybedenler tarafından, hissesinden fazla ödediği miktardan sorumlu bulunan idare aleyhine açılan ve bir borçlar hukuku müessesesi olan “rücuen alacak” davası kapsamında olmadığı açıktır.

Açıklanan nedenlerle, sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen Sigorta Şirketi tarafından, hizmet kusuru esasına dayanılarak ve zararın kusur ve sorumluluk oranına göre idarece giderilmesi istemiyle açılan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli olduğundan, Danıştay Başsavcısının başvurusunun kabulü ile Ankara 27. Asliye Hukuk Mahkemesinin davalı idarenin görev itirazının reddine ilişkin kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ  :Davanın çözümümde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 27. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 7.7.2004 gün ve E:2003/808 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 4.4.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS       NO: 2005/12

KARAR  NO: 2005/28

KARAR  TR :4.4.2005

  (Hukuk Bölümü)

 

ÖZET: 4077 sayılı Yasanın 16. maddesine aykırılık nedeniyle 25/8. maddesi uyarınca verilen durdurma cezasının iptali istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

K  A  R  A  R

 

Davacı                       : Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş.

Vekilleri                     : Av. B. Ç.-Av. O. D.Davalı                 

Davalı                        : Sanayi ve Ticaret Bakanlığı

 

OLAY                       : Davacı Şirkete ait Hürriyet Gazetesi’nin 22.7.2004 günlü sayısında yayınlanan ve Prof. Dr. Osman Müftüoğlu tarafından kaleme alınan “Kolesterol düşürücüler yaşlanmayı geciktiriyor” başlıklı köşe yazısı, Reklam Kurulunun 12.8.2003 günlü, 95 sayılı toplantısında incelemeye alınmış ve Şirkete durum bildirilmiştir.

Reklam Kurulunun 11.5.2004 günlü, 104 sayılı kararıyla, söz konusu yazıda bazı ilaçların örtülü reklamının yapıldığı, bunun 1262 sayılı İspençiyari ve Tıbbi Müstahzarlar Kanununun 13., bu Yasaya dayanılarak çıkarılan “Beşeri İspençiyari ve Tıbbi Müstahzarların Tıbbi Tanıtım Yönetmeliği”nin 7 ve 8. maddelerine, “Ticari Reklam ve İlanlara İlişkin İlkeler ve Uygulama Esaslarına Dair Yönetmelik”in 5. maddesinin (d) bendine ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 16. maddesine aykırı bulunarak 4077 sayılı Yasanın 17 ve 25/8. maddeler uyarınca idari para cezası ve durdurma cezası uygulanmasına karar verilmiş, bu karar Bakanlığın 28.5.2004 günlü, 2004/113 sayılı onayı ile uygun bulunarak 15.6.2004 günlü, 12565 sayılı “Ceza Tebligatı” ile davacı şirkete, 35.000.000.000.-TL idari para cezası ve durdurma cezası verildiği, bu cezalara karşı bildirim tarihinden itibaren en geç 7 gün içerisinde yetkili İdare Mahkemesine dava açılabileceği bildirilmiştir.

Davacı Şirket vekillerince, idari para cezası ve durdurma cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle idari yargıda dava açılmıştır.

ANKARA 10. İDARE MAHKEMESİ; 9.7.2004 günlü, E:2004/2376; K:2004/1450 sayı ile , 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 5. maddesinin 1. fıkrasında her yönetsel işleme karşı ayrı ayrı dava açılacağı, ancak aralarında maddi veya hukuksal yönden bağlılık ya da neden- sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı da bir dilekçe ile dava açılabileceği hükmünün bulunduğu, dosyanın incelenmesinden, davanın, davacı şirkete yayımladığı reklam nedeniyle 4077 sayılı Yasanın 16. maddesi uyarınca 35.000.000.000.-TL para cezası verilmesine ve reklamın durdurulmasına ilişkin 28.5.2004 günlü, 113 sayılı işlemin iptali istemiyle açıldığının anlaşıldığı, idari yargıda görülecek olan idari para cezası ile adli yargıda görülmesi gereken durdurma işlemleri arasında maddi ve hukuksal birlik ve neden-sonuç ilişkisi bulunmadığından, tek dilekçe ile dava açılmasının olanaklı olmadığı gerekçesiyle 2577 sayılı Yasanın 15. maddesinin 1/b bendi uyarınca 5. maddeye uygun bulunmayan dava dilekçesinin, kararın bildiriminden başlayarak 30 gün içinde 2577 sayılı Yasanın 5. maddesine uygun biçimde ayrı ayrı yargı yerlerinde dava açılmak üzere reddine karar vermiştir.

Davacı şirket vekillerince, bu karar üzerine durdurma cezası verilmesine ilişkin Reklam Kurulu kararının iptali istemiyle adli yargıda dava açılmıştır.

ANKARA 2. TÜKETİCİ MAHKEMESİ; 13.9.2004 gün ve E:2004/1565, K:2004/537 sayı ile, davanın idari yayın durdurma cezası işleminin iptali istemi olduğu, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğünce 4077 sayılı Yasanın 4822 sayılı Yasayla değişik 17 ve 25/8’inci maddeleri uyarınca idari para ve durdurma cezası verilmesine karar verildiği, Reklam Kurulunun bu kararı Bakanlık Makamının 28.5.2004 tarih ve 2004/113 sayılı onayları ile uygun bulunarak davacı şirkete 35.000.000.000.-TL idari para cezası ve durdurma cezası verildiği, kararın iptali halinde asıl ceza ile birlikte ferilerinin de ortadan kalkacağından şüphe olmadığı, maddi ve hukuki netice iç içe olup birinin ortadan kaldırılmasının, diğerinin de ortadan kalkacağı sonucunu doğuracağı, kaldı ki Bakanlık kararının yapılan reklamın durdurulmasını değil düzeltilmesini içerdiği, ayrıca “durdurma” düzeltme kararları ayrı ayrı verilse dahi aynı fıkrada hükme bağlandığından ve birbirine bağlı eylemler olduğundan idare mahkemesinin görevsizlik itirazının yerinde görülmediği, 4077 sayılı Yasanın 25. maddesine istinaden verilen para cezalarına aynı Yasanın 26. maddesi gereğince yetkili idare mahkemesinde itiraz edileceğinin hükme bağlandığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının 113 nolu kararında ceza ile eylemi “durdurma ve/veya düzeltme” birbirinden ayırmanın mümkün olmadığı, bu nedenle davanın idari yargının görevine girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş, anılan karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE   : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün Cafer ŞAT’ın Başkanlığında Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK,  Serap AKSOYLU, Esen EROL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 4.4.2005 günlü toplantısında;

 

I-İLK İNCELEME  :  2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 27. maddesinde, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir.

2247 sayılı Yasanın 14. maddesine göre, olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte ve bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, hukuk alanında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir.                                    

Dava dosyası üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, her ne kadar İdare Mahkemesince “görevsizlik kararı” verilmemiş ise de, idari para cezası ile durdurma cezasının iptali istemiyle açılan davada, durdurma cezasına ilişkin uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevli olduğu belirtildikten sonra 2577 sayılı Yasanın 5. maddesi uyarınca her iki işleme karşı ayrı yargı yerlerinde dava açılmak üzere dilekçenin reddi yolunda verilen kararın durdurma cezası yönünden görevsizlik kararı niteliği taşıdığı,  2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen “yargı merciinin kendini görevsiz görmesi” koşulunun, olayda durdurma cezası yönünden her iki yargı yerinde açılmış olan davalar bakımından gerçekleştiği gözönüne alınarak, adli ve idari yargı yerleri arasında  2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiği anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Murat H. YURDAKÖK’ün davanın  çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;

- İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4077 sayılı Yasa’nın 16. maddesine aykırı olarak örtülü reklâm  yapıldığı nedeniyle  aynı Yasa’nın 25. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca durdurma cezası verilmesine ilişkin Bakanlıkça onaylanan Reklam Kurulu kararının iptali isteminden ibarettir

Reklam Kurulu, 4077 sayılı Yasa’nın 17. maddesi ile “Ticari reklâm ve ilânlarda uyulması gereken ilkeleri belirlemek, bu ilkeler çerçevesinde ticari reklam ve ilânları incelemek ve inceleme sonucuna göre, 16ncı madde hükümlerine aykırı reklam ve ilânları üç aya kadar tedbiren durdurma ve/veya durdurma ve/veya aynı yöntemle düzeltme ve/veya para cezası verme hususlarında görevli …” olarak kurulan; kararları Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca uygulanan ve faaliyet masrafları Bakanlık bütçesinden karşılanan bir kamu kuruluşudur.

Uyuşmazlığın esasını, idarenin organları eliyle uygulanan cezalarla ilgili davalara adli ya da idari yargı yerlerinden hangisinin bakacağı hususu oluşturduğundan, ilgili Yasa’nın getirdiği  düzenlemede öngörülen ihtisas mahkemesinin görev alanının incelenmesi gerekmektedir.

23.2.1995 tarih ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun “…kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, aydınlatıcı, eğitici, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı önlemleri almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemek…” amacıyla, bir yandan “satıcılar” ile “tüketiciler” arasında yaygın olarak ortaya çıkan ve uzmanlık gerektiren uyuşmazlıkları çözmek üzere “Tüketici Mahkemeleri” nin kurulmasını öngörmüş, diğer yandan Anayasanın 172. maddesi ile “tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik etmek” şeklinde Devlete yüklenen görev kapsamında olmak üzere anılan Yasa’nın 25. maddesinde sayılan hükümlere aykırı eylemleri saptanan “üretici- imalatçı” veya “ithalatçı” veya “satıcı- sağlayıcı” veya “kredi veren” veya “reklam veren” hakkında idarece “idari para cezası”, “tedbiren durdurma”, “durdurma” ,“düzeltme” cezalarının birlikte veya ayrı ayrı uygulanmasını olanaklı kılmıştır.

Bu itibarlar, anılan yasa ile, bir mal veya hizmeti satım olan tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını korumak ve zararlarını tazmin etmek amacıyla tüketici veya tüketici örgütleri veya bakanlık tarafından, mal veya hizmeti sunanlar (satıcı vd.) aleyhine açılacak davaların 23. maddede işaret edilen “Tüketici Mahkemeleri”nde çözümlenmesi öngörülmek suretiyle, adli yargı düzeni içinde yer alan bu ihtisas mahkemesinin görev alanı, aralarında “sözleşme serbestisi” esasına dayalı özel hukuk ilişkisi bulunan taraflar arasındaki davalarla (25. maddenin 7. fıkrasına göre, bakanlık tarafından, yayın kuruluşundan durdurma isteğine rağmen aykırılığın devamı halinde, kampanyanın veya kampanyaya ilişkin her türlü reklam ve ilanın durdurulması talebiyle bu kez Tüketici Mahkemesine başvurması hariç) sınırlı tutulmuş ve bu mahkemelerde yapılacak yargılamaya ilişkin hükümlere de 24. ve 24/A. maddelerinde yer verilmiştir.

Anılan Yasa’nın “Ceza Hükümleri” başlığını taşıyan değişik 25. maddesinde ise “6 ncı maddenin yedinci fıkrası uyarınca, Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara aykırılığı tespit edilen her bir sözleşme için 64,250,000.- lira para cezası uygulanır.

4 üncü maddenin yedinci fıkrasında, 5 inci maddede, 6 ncı maddenin altıncı fıkrasında, 6/A maddesinde, 6/B, 6/C maddeleri uyarınca Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslarda, 7 nci maddenin beşinci fıkrasında 9 uncu maddede, 9/A maddesinde, 19 uncu maddede, 10/A maddesinde, 11/A maddesinin ikinci ve dördüncü fıkralarına, 12131415 ve 27 nci maddelerde belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket edenler hakkında 128,500,000.- lira para cezası uygulanır.

7 inci maddenin dördüncü ve altıncı fıkralarıyla 8 inci maddede belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket edenler hakkında 321,250,000.- lira para cezası uygulanır.

20 inci maddenin ikinci fıkrası uyarınca Bakanlıkça tespit ve ilan olunan usul ve esaslara aykırılığa 642,500,000.- lira para cezası uygulanır. Aykırılık ülke düzeyinde yayın yapan radyo ve televizyonlarca gerçekleştirilmişse cezanın on katı uygulanır.

18 inci maddeye aykırı hareket eden üretici- imalatçı ve ithalatçı hakkında 1,285,000,000.- lira para cezası, satıcı-sağlayıcı hakkında ise bu cezanın beşte biri uygulanır.

19 uncu maddenin birinci fıkrasına aykırı hareket edenler hakkında 2,570,000,000.- lira para cezası uygulanır.

11 inci maddeye aykırı hareket edenler hakkında 6,425,000,000.- lira para cezası uygulanır. Aykırılık ülke düzeyinde yayım yapan süreli yayın ile gerçekleşmişse cezanın yirmi katı uygulanır. Bakanlık, ayrıca süreli yayın kuruluşundan kampanyanın ve kampanyaya ilişkin her türlü reklam ve ilanın durdurulmasını ister. Bu isteğe rağmen aykırılığın devamı halinde,reklam ve ilanın durdurma zorunluluğunun doğduğu tarihten itibaren her sayı- gün için 128,500,000,000.- lira para cezası uygulanır. Bakanlık, kampanyanın veya kampanyaya ilişkin her türlü reklam ve ilanın durdurulması talebi ile Tüketici Mahkemesine başvurur.

16. maddeye hareket edenler hakkında üç aya kadar tedbiren durdurma ve/veya durdurma ve/ veya düzeltme ve/ veya 4,497,500,000.- lira para cezası uygulanır. Reklam Kurulu, ihlalin niteliğine göre bu cezaların birlikte veya ayrı ayrı verebilir. 16 ncı maddeye aykırılık, ülke düzeyinde yayın yapan yazılı, sözlü, görsel ve sair araçlar ile gerçekleşmiş ise, para cezası on katı olarak uygulanır.

7 nci maddenin yedinci ve sekizinci fıkralarına aykırı hareket edenlere, kampanya konusu mal veya hizmetin fatura bedeli oranında para cezası uygulanır. Kampanyayı düzenleyen, tüketici kampanyadan ayrıldığında, para iadesinde bulunursa bu ceza uygulanmaz.

7 nci maddenin ikinci fıkrasına aykırı hareket edenlere, 7 nci madde hükümlerine uygun kampanya düzenlemeleri için bir hafta süre tanınır. Bu sürenin bitiminde aykırılığın devam ettiğinin tespiti halinde, bu hükme aykırı hareket edenlerle 24 ve 24/A maddelerinde belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket edenlere 64, 250,000,000.- lira para cezası uygulanır.

Yukarıdaki fıkralarda belirtilen para cezaları, fiilin bir yıl içerisinde tekrarı halinde iki misli olarak uygulanır. Para cezaları her yıl başında 765 sayılı Türk Ceza Kanununun ek 2 nci madde hükümleri uyarınca arttırılır.

Bu Kanunda yazılı fiiller hakkında diğer kanunlarda da para cezası öngörülmüşse ağır olan ceza uygulanır.”  hükümleri yer almış; değişik 26. maddesinin ilk üç fıkrasında “25. maddenin bir, dört, yedi, sekiz, dokuz ve onuncu fıkralarındaki cezalar Bakanlık tarafından diğer fıkralarındaki cezalar o yerin mülki amiri tarafından uygulanır.

Bu Kanunda düzenlenen her türlü para cezası, idari niteliktedir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz ve zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. İtiraz üzerine idare mahkemesince verilen kararlar kesindir.

25 inci maddeye göre verilen para cezaları, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur.” denilmiştir.

İdarenin organları eliyle idari usullere göre uygulanması ve idare hukukunun bir müeyyidesi olması nedeniyle, idari işlem niteliğini taşıyan ve bu yönüyle adli cezalardan ayrılan idari cezaların yargısal denetiminde, kural olarak, idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Ancak, yasakoyucu tarafından, idari cezalara karşı ilgililerin sadece yapılan tespitin gerçeğe aykırılığı ile maddi ağır yanlışlıklar bulunduğunu ileri sürerek yapacakları itirazlarda, haklı neden ve kamu yararı bulunması halinde adli yargı yerinin görevli kılınması olanaklı olup; bu halde, yetkili mahkemenin adli yargı yeri olduğunun ilgili yasada açıkça belirtilmesi gerekir.

Olayda, 16. maddeye aykırı hareket ettiği nedeniyle yayın yapan  Şirket hakkında, Reklam Kurulunca 25. maddenin sekizinci fıkrası uyarınca durdurma (ve ayrıca idari para cezası) cezası  verilmiş ve bu ceza Bakanlık tarafından onaylanmıştır.

Bu duruma göre  Yasa’da bu tür cezalara karşı yapılacak itirazlara bakmakla adli yargı yerinin görevli olduğu yolunda açık bir hükme yer verilmemiş bulunması karşısında, idarenin organları eliyle uygulanan ve idari işlem niteliğini taşıyan durdurma cezasının iptali istemiyle açılan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-a. maddesine göre idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile  hukuka  aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında olup görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin görevsizlik niteliğinde görülen kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ :  Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 10. İdare Mahkemesinin, 9.7.2004 gün ve  E:2004/2376, K:2004/1450 sayılı KARARININ GÖREVSİZLİK NİTELİĞİNDE GÖRÜLEN KISMININ KALDIRILMASINA, 4.4.2005 gününde Üyelerden Serap AKSOYLU’nun KARŞI OYU VE OYÇOKLUĞU  İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

***

 

KARŞI OY

 

Dava, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 16. maddesi hükümlerine aykırılık nedeniyle anılan Yasanın 25/8. maddesi uyarınca verilen durdurma cezasının iptali istemiyle açılmıştır.

4077 sayılı Yasa’nın 23. maddesinin birinci fıkrasında, “Bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak çıkacak her türlü ihtilaflara tüketici mahkemelerinde bakılır. Tüketici mahkemelerinin yargı çevresi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir.

Yasa’nın “Ceza Hükümleri” başlıklı 25. maddesinde ise, Yasa hükümlerine aykırı eylemlere uygulanacak ceza tür ve miktarları belirlenmiş; 8. bendinin olay tarihinde yürürlükte olan şeklinde, “16 ncı maddeye aykırı hareket edenler hakkında üç aya kadar tedbiren durdurma ve/veya durdurma ve/veya düzeltme ve/veya 4,497,500,000 lira para cezası uygulanır. Reklam Kurulu, ihlalin niteliğine göre bu cezaları birlikte veya ayrı ayrı verebilir. 16ncı maddeye aykırılık, ülke düzeyinde yayın yapan yazılı, sözlü, görsel ve sair araçlar ile gerçekleşmiş ise, para cezası on katı olarak uygulanır.” kuralı yer almıştır.

Anılan Yasa’nın “Cezalarda Yetki, İtiraz ve Zamanaşımı” başlıklı 26. maddesinde de; 25’inci maddenin bir, dört, yedi, sekiz, dokuz ve onuncu fıkralarındaki cezaların Bakanlık tarafından, diğer fıkralarındaki cezaların ise o yerin mülki amiri tarafından uygulanacağı, bu Yasada düzenlenen her türlü para cezasının, idari nitelikte olduğu, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği kurala bağlanmıştır.

Yargılama usulünde görev konusu kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, görevle ilgili düzenlemelerin açık ve net olması, karışıklığa meydan vermemesi gerekmektedir.

Olayda, 4077 sayılı Yasa’nın 25. maddenin sekizinci fıkrası uyarınca verilmiş olan durdurma cezasının iptali istenilmektedir.

Yukarıda yer alan hükümlerin birlikte değerlendirilmesinden, 4077 sayılı Yasa’nın 23. maddesinde bu Yasanın uygulanmasıyla ilgili olarak çıkabilecek her türlü uyuşmazlıklara Tüketici Mahkemelerinde bakılacağı belirtilerek, Yasa’nın uygulanması bakımından Tüketici Mahkemelerinin genel görevli kılındığı, 26. maddeyle İdare Mahkemelerine yalnızca idari para cezaları yönünden özel görev yüklendiği, dolayısıyla, 4077 sayılı Yasa’nın uygulanması bakımından İdare Mahkemelerinin idari para cezaları ile sınırlı olarak görevli kılındığı, bunun dışında kalan tüm uyuşmazlıkların Tüketici Mahkemelerince çözüme kavuşturulacağı sonucuna ulaşılmaktadır.

4077 sayılı Yasa uyarınca davacı Şirkete verilen durdurma cezasının iptali istemiyle açılan davanın aynı Yasa’nın 23. maddesiyle verilen görev kapsamında Tüketici Mahkemesince çözümlenmesi gerektiği görüşüyle, uyuşmazlığın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki karara katılmıyorum.

                                                                                                                                          

 

                                                                                                               ÜYE

                                                                                      Serap AKSOYLU

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

 

ESAS       NO: 2004/86

KARAR  NO: 2005/29

KARAR  TR :16.5. 2005

   (Hukuk Bölümü)

 

ÖZET   :Arsa Ofisinin görevinde olan kamu hizmetinin yürütüldüğü sırada uğranılan zararın giderilmesi istemiyle açılan ve 2577 Yasa’nın 2/1-b. maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

 

K  A  R  A  R

Davacı                    : A. T.

Davalı                     : Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü

Vekili                      : Av.S. Y. K.

                 

                O  L  A  Y              : 27.6.1996 tarihinde onanlı 1/25000 ölçekli planda “Ünye Organize Sanayi Bölgesi “ olarak ayrılan Ordu İli, Ünye İlçesi, Yüceler ve Çöreğikızılcakese köyleri sınırları içinde bulunan saha, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının isteği ve Maliye Bakanlığının uygun bulması üzerine Arsa Ofisi’nce kamulaştırma kapsamına alınmış; 594.333 m² yüzölçümlü 61 adet taşınmaz için Kıymet Takdir Komisyonunca 17.7.1997 tarihi itibariyle 442,200,000,000.- lira kamulaştırma bedeli takdir edilmiş; bu bedelin avans karşılığı olarak istendiği Ünye Organize Sanayi Bölgesi Müteşebbis Teşekkülünce 95,225,000,000.-TL. ödenerek 162.347,57 m² yüzölçümlü 14 adet taşınmazın kamulaştırılmasının istenilmesi üzerine, sözkonusu 14 adet taşınmaz, Ofis tarafından bedeli peşin ödenmek suretiyle kamulaştırılmış; ancak, taşınmaz maliklerince Ofis aleyhine kamulaştırma bedelinin arttırılması için açılan davalarda 2.10.1998 tarihi itibariyle talep edilen bedel farkı tutarı 779,195,554,514.- liranın, faiz ve masraflarıyla birlikte, Bölgeye kredi desteği sağlanamadığından mevcut imkânlarla karşılanamayacağını bildiren Müteşebbüs Heyetinin kamulaştırmadan vazgeçilmesini istemesi üzerine, Arsa Ofisince uygun görüş belirtilerek 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 21. maddesine göre kamulaştırmadan vazgeçilmesi yolunda yapılan teklif, Bakanlık (Devlet) Makamınca olura bağlanmıştır.

                Samsun Barosuna kayıtlı olarak serbest avukatlık yapan davacı, 1.10.1998-18.11.1998 tarihleri arasında düzenlenen 15 adet sözleşme ile belirlenen avukatlık ücretlerinin tamamı mahkemece karar verildiğinde ödenmek koşuluyla, maliklerinden vekâletini aldığı 14 adet taşınmazın kamulaştırma bedellerinin artırılması istemiyle açtığı davalarda Ünye Asliye Hukuk Mahkemesi’nce hükmedilen fark bedellerin faiz ve masraflarıyla birlikte tahsili için icra takibi başlatmış; ancak, Arsa Ofisince kamulaştırmadan vazgeçildiğine ilişkin Bakanlık oluru ibraz edilmek suretiyle temyiz edilen kararların “… vazgeçme konusunda yerel mahkemece karar verilmek üzere…” bozulmasına dair Yargıtay kararlarına Mahkemece uyularak  “karar verilmesine yer olmadığı” yolunda karar verilmesi nedeniyle, sözkonusu kararlarda Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hükmedilen vekâlet ücretini almakla birlikte, avukatlık ücret sözleşmesinde belirlenen ücretlerin ödenmesini de müvekkillerinden istemiş ise de, işin bu duruma gelmesinde kusurlarının olmadığından bahisle kamulaştırma nedeniyle topraklarını işleyemediklerinden ödeme güçlerinin bulunmadığını ve taahhütlerini yerine getiremeyeceklerini bildirmişlerdir.

                Davacı, kamulaştırmadan vazgeçme işleminin geri alınması veya yeni bir işlem yapılması istemiyle müvekkilleri adına 13 dilekçe ile yaptığı başvuruların Arsa Ofisince 23.8.2000 günlü yazı ile reddedilmesi nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü 90,000,000,000.- TL. maddi ve 3,000,000,000.-TL. manevi olmak üzere toplam 93,000,000,000.-TL. zararın davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle, 3.10.2000 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

 

                ORDU İDARE MAHKEMESİ; 24.10.2000 gün ve E:2000/524, K:2000/566 sayı ile, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 21. maddesinde, idarelerin kamulaştırmanın her safhasında kamulaştırma kararı veren ve onaylayan yetkili merciin kararı ile kamulaştırmadan tek taraflı olarak kısmen veya tamamen vazgeçebileceği hükmünün yer aldığı,24. maddenin ikinci fıkrasında ise, 24. madde ile 21,22 ve 23. maddelerinin uygulanmasından doğacak anlaşmazlıkların adli yargıda çözümleneceğine işaret edildiği, kamulaştırmadan vazgeçme işleminin ve bu bağlamda davacının vazgeçme işleminin geri alınması isteminin reddi yolunda tesis edilen işlemin yargısal denetimi 2942 sayılı Yasa’nın anılan 24. maddesi uyarınca adli yargı yerlerinde yapılacağından bu işlemler nedeniyle oluştuğu ileri sürülen maddi ve manevi zararların ödenmesi istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerlerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, DANIŞTAY ALTINCI DAİRESİ’nin 20.3.2002 gün ve E:2001/370, K:2002/1762 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

                Davacı, bu kez, davalı idarenin kamulaştırmadan vazgeçme hakkını kötüye kullanması suretiyle ikinci vazgeçme işlemi sonucu sebebiyet verdiği 90.000.000.000.-TL. maddi zararının 12.7.2000 tarihinden itibaren faiziyle birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle, 27.12.2002 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

                ANKARA 6. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 8.1.2003 gün ve E:2003/13, K:2003/753 sayı ile, Kamulaştırma Kanununa göre, kamulaştırmayı yapan idare Kıymet Takdir Komisyonunun belirlediği kamulaştırma bedelini malikler adına bankada bloke ettikten sonra kamulaştırma evraklarını noter aracılığıyla ilgililere tebliğ edeceği, tebliğden itibaren taşınmazı kamulaştırılan kişinin 1 aylık hak düşürücü sürede bedeli az bulması halinde bedel artırma davası açacağı, tebliğ ya da haricen öğrenme tarihinden itibaren hak düşürücü sürede bedeli az bulması halinde bedel artırma davası açılmaz ise kararın kesinleşeceği, olayda hak düşürücü süre içerisinde bedel artırma davalarının açıldığı, Kamulaştırma Kanununa göre gerçek bedellerin bilirkişi aracılığıyla tespit edilerek kararın verildiği ve kesinleştiği; bu safhadan sonra ilamların takibe konulduğu, bundan sonra artık çıkacak uyuşmazlıkların çözümünde Kamulaştırma Kanununun uygulanmasından söz edilemeyeceği, davacı tarafından isteğinin bedel artırma davalarında hükmedilen vekalet ücretine ilişkin olmadığını fakat zararının davalı idarenin kamulaştırma işleminden vazgeçmesi nedeniyle meydana geldiğini belirttiği, davacının zararı ile davalı idarenin kamulaştırma işleminden vazgeçmesi arasında illiyet bağı bulunup bulunmadığını İdari Yargının değerlendireceği, İdari Yargılama Usulü Kanununa göre idarenin işlem ve eylemlerinden zarara uğrayan kişilerin zararını İdari Yargıya açacakları tam yargı davası ile talep edebilecekleri gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ’nin 22.4.2004 gün ve E:2004/3770, K:2004/5368 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:  Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU ’nun Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve H. Hasan MUTLU’nun katılımlarıyla yapılan 16.5.2005 günlü toplantısında,

I- İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine sona görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mustafa EKİNCİ’nin davada adli yargının; Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün ise idari yargının görevli olduğu yolundaki  yazılı ve sözlü  açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

                Dava, bedel artırma davalarının vekili olan davacının, Arsa Ofisince kamulaştırmadan vazgeçilmesi nedeniyle uğradığı maddi zararın davalı idarece giderilmesi isteminden ibarettir.

                Ortada, kamulaştırmadan vazgeçilmesi nedeniyle 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 21. ve 24. maddelerine göre taşınmazların malikleri adına vekil sıfatıyla açılmış bir dava olmadığı gibi, uyuşmazlığa konu edilen davada taşınmaz maliklerinin uğradığı iddia edilen zararlardan dolayı kanuni halefiyet de sözkonusu değildir.

                Arsa Ofisi Genel Müdürlüğü, 29.4.1969 tarih ve 1164 sayılı Arsa Ofisi Kanunu ile, arsaların aşırı fiyat artışlarını önlemek amacıyla tanzim alış ve satış yapmak; konut, sanayi, eğitim, sağlık ve turizm yatırımları ve kamu tesisleri için arazi ve arsa sağlamak üzere Maliye Bakanlığına (28.5.1999 tarih ve Mükerrer 23708 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Kararname ile Başbakanlığa) bağlı, kamu tüzel kişiliğini haiz ve döner sermayeli bir kuruluş olarak kurulmuştur.

                Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

                Buna göre, çeşitli sektörlerin ihtiyaç duyduğu arsaların üretilmesi yolunda Yasa ile kurulan kamu hizmetini yürütmekle görevli bulunan Arsa Ofisince, bu hizmeti yürüttüğü sırada kamu gücüne dayalı, resen ve tek yanlı olarak tesis edilen idari nitelikteki işlemleri nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararların giderilmesi istemiyle Ofis aleyhine açılan davada, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, zararın doğumunda hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının İdare hukuku ilkelerine göre saptanması gerekeceğinden, 2577 sayılı Yasa’nın 2/1-b. maddesinde sayılan tam yargı davası kapsamında bulunan davanın görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

                Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

 

SONUÇ    :Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ordu İdare Mahkemesi’nin 24.10.2000 gün ve E:2000/524, K:2000/566 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 16.5.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS      NO: 2004/92

KARAR  NO: 2005/31

KARAR  TR :16.5.2005

  (Hukuk Bölümü)

                 

ÖZET: TOBB personelinin 5953 sayılı Yasa’ya dayanan hak iddialarından doğan davanın, aynı Yasa’nın Ek 4. maddesi uyarınca ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

 

 

K A R A R

 

Davacı                       :O. T.

Vekili                         :Av. M. S.

Davalı                        :Türkiye Odalar ve  Borsalar Birliği (TOBB)

Vekili                         : Av. L. K.

 

OLAY                       :Davalı Birlik’te 1986 yılında uzman kadrosunda sözleşmeli personel olarak göreve başlayan davacı, 506 sayılı Yasa’nın geçici 20. maddesine göre kurulmuş bulunan Birlik Personeli Sigorta ve Emeklilik Sandığından 1988 yılında ayrılarak Sosyal Sigortalar Kurumu ile ilişkilendirildikten sonra da 1992 yılına kadar uzman kadrosundaki çalışmasını sürdürmüş; Basın ve Yayın Şube Müdürü olarak düzenlenen 1992 yılı sözleşmelerinden sonra SSK.’dan emekliliğe hak kazandığı 2002 yılına değin sözleşme imzalanmaksızın görev yapmış olup, 31.10.2002 tarihinde emekliye ayrılması üzerine Birlik Personel Yönetmeliğinin 32. maddesi uyarınca davacıya ayrılma tazminatı ödenmiştir.

Davacı vekili, müvekkilinin 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlar ile Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkındaki Kanun hükümlerine tabi gazeteci olarak istihdam edildiğini öne sürerek, fazlaya ilişkin dava ve talep hakkı saklı kalmak kaydıyla, kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti ile bu ücretin zamanında ödenmemesi nedeniyle 5953 sayılı Yasa’nın Ek 1. maddesine göre hesaplanacak günlük %5 fazlasından doğan alacaklarının herbiri için 20.000.000.- TL. olmak üzere toplam 80.000.000.liranın hakediş tarihinden itibaren yasal faizleriyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi istemiyle, 16.12.2002 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 9. İŞ MAHKEMESİ; 24.6.2003 gün ve E:2002/1311, K:2003/1072 sayı ile, davalı Kurumun 5590 sayılı Yasaya göre kurulmuş bir kamu kuruluşu olduğu, anılan Yasa’nın 86. maddesinde oda mensuplarının özlük işlerinin tüzükle halledileceği öngörülmüş olup, bu Yasa uyarınca çıkarılan 3/13070 sayılı Tüzüğün 91 ve devam maddelerine göre oda personelinin atama tasarrufu ile işe başladığı ve statü hukukuna tabi olduğu, bu suretle yürürlükte bulunan mevzuat muvacehesinde davacının işçi statüsünde bulunmadığı ve işçi sayılamayacağı sonucuna varıldığından davada İdare Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ’nin 10.9.2003 gün ve E:2003/15290, K:2003/14158 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, 5953 sayılı Yasa’dan doğan alacakların ödenmesi yolunda çekilen ihtarname üzerine davalı Birliğin ödememeye ilişkin 3.12.2002 günlü olumsuz işleminin iptali ile, kıdem tazminatı, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti ile bunun %5 fazlasının hak ediş tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi istemiyle, 3.11.2003 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 5. İDARE MAHKEMESİ; 27.4.2004 gün ve E:2003/1741, K:2004/769 sayı ile, 5953 sayılı Yasa’nın ek 4. maddesinde “Basın mesleğinde çalışanlarla çalıştıranlar arasında 5953 sayılı Kanun ile bunun ek ve tadillerine dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıkları 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu hükümlerine tevfikan bu mahkemeler tarafından rüyet edilir.” hükmüne yer verildiği, olayda her ne kadar TOBB personelinin kamu personeli olduğu ve uyuşmazlığın idari yargıda çözümlenmesi gerektiği ileri sürülmüşse de davacının sözleşmesinin 5953 sayılı Kanuna göre yapılmış olması karşısında uyuşmazlığın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay    TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve H. Hasan MUTLU’nun katılımlarıyla yapılan 16.5.2005 günlü toplantısında,

I-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu dava dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine sona görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mustafa EKİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, TOBB personeli iken emekliye ayrılması nedeniyle ayrılma tazminatı ödenen  davacının gazeteci olarak istihdam edildiğini ileri sürerek 5953 sayılı Yasa’da öngörülen parasal hakların da kendisine ayrıca ödenmesine hükmedilmesi isteminden ibarettir.

Türkiye Ticaret, Sanayi,Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret  Borsaları Birliği (TOBB); Mülga 8.3.1950 tarih ve 5590 sayılı Kanun’la kurulmuş, tüzelkişiliğe sahip ve Anayasa’nın 135. maddesinde belirtilen kamu kurumu niteliğindeki mesleki üst kuruluş olup, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının denetimine tabi bulunmaktadır.

Nitekim, 5590 sayılı Yasa’yı yürürlükten kaldıran 18.5.2004 tarih ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanunu’nun 54. maddesinin birinci fıkrasında, “Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, odalar ve borsalar arasındaki birlik ve dayanışmayı temin etmek, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, oda ve borsa mensuplarının meslekî faaliyetlerini kolaylaştırmak, bunların birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere, meslek disiplinini ve ahlâkını korumak, ülkenin kalkınması, ekonominin gelişmesi için gerekli çalışmaları yapmak ve bu Kanunda belirtilen hizmetleri yerine getirmek amacıyla kurulan, tüzel kişiliğe sahip kamu kurumu niteliğinde meslek üst kuruluşudur.” denilmiştir.

Olay tarihinde yürürlükte bulunan, 5590 sayılı Yasa’nın, “Personelin özlük hakları ve ayrılma tazminatı” başlıklı 86. maddesi “(24.12.1981 tarih ve 2567 sayılı Kanun ile değişik) Oda, borsa ve Birlik memur, sözleşmeli ve geçici personeli ve hizmetlilerini çalıştırma, atama, terfi, nakil, işten çıkarma ve cezalandırma işlemleri, aylık ücret ve ödenekleri, emeklilik işlemlerinin şekli, işten ayrılma halleri ve bu hallerde verilmesi gereken ayrılma tazminatı, çalışanlara yapılacak yakacak, aile ve doğum, ölüm ve Devlet Memurları Kanununda yer alan bu gibi diğer sosyal yardımların miktar ve şekilleri Birlikçe hazırlanacak ve Bakanlar Kurulunca onaylanacak yönetmelikte gösterilir.” hükmüne yer vermiş olup, bu hüküm uyarınca Birlik tarafından hazırlanan ve 18.5.1983 tarih ve 83/ 6620 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanarak yürürlüğe konulan Personel Yönetmeliği’nin 3. maddesinde, odalar, borsalar ve Birlik hizmetlerinin memurlar, sözleşmeli ve geçici personel ile hizmetliler eliyle yürütüleceğine işaret edilmiş ve sözleşmeli personel: asli ve sürekli görevlerde kadrolu memur ve hizmetli personel dışında sözleşme ile istihdam edilen personel olarak tanımlanmış; 1990/377 sayılı BKK. ile değişik 32. maddesinde, Birlik’te çalışan her statüdeki personele, emeklilik, yaşlılık, malullük aylığına hak kazanmaları suretiyle görevden ayrılmaları halinde, Birlik’te geçen her tam hizmet yılı için almakta olduğu son aylık veya sözleşme ücretlerinin brüt tutarı üzerinden ay ve gün kesirleri de değerlendirilmek suretiyle hesap edilerek ödeneceği öngörülmüştür.

Olayda, davalı Birlik’te çalışmakta iken emekliye ayrılan davacıya anılan Yönetmelik uyarınca ayrılma tazminatı ödenmiş ise de, davacı vekilince, TOBB Yönetim Kurulu Başkanının “işveren” müvekkilinin ise ”gazeteci” sıfatıyla en son 1.7.1992-31.12.1992 tarihleri arasına ilişkin olarak akdettikleri sözleşmenin 1. maddesinde ”Taraflar, basın mesleğinde çalışanlarla çalıştıranlar arasındaki münasebetlerin tanzimi hakkında 5593 sayılı Kanun hükümlerine uyarlar.” hükmüne dayanılarak, müvekkilinin 5953 sayılı Yasa’dan doğan tazminat ve ücretlere ilişkin haklarının ödenmesi istemiyle, görev uyuşmazlığına konu edilen davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

13.6.1952 tarih ve  5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanun’un “Kanunun şümulü:” başlıklı 1. maddesinde “Bu Kanun hükümleri Türkiye’de yayınlanan gazete ve mevkutelerle haber ve fotoğraf ajanslarında her türlü fikir ve sanat işlerinde çalışan ve İş Kanunundaki “işçi” tarifi şümulü haricinde kalan kimselerle bunların işverenleri hakkında uygulanır.

Bu Kanunun şümulüne giren fikir ve sanat işlerinde ücret karşılığı çalışanlara gazeteci denir.” denilmiş; aynı Yasa’ya 1961 tarih ve 212 sayılı Yasa ile eklenen Ek 4. maddenin birinci fıkrasında “Basın meslekinde çalışanlarla çalıştıranlar arasında  5953 sayılı Kanun ile bunun ek ve tadillerine dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıkları, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu hükümlerine tevfikan bu mahkemeler tarafından rüyet edilir.” hükmüne yer verilmiştir.

Buna göre, davacının gazeteci olarak istihdam olunduğu nedeniyle 5953 sayılı Yasa’ya dayanan hak iddialarından doğan davanın görüm ve çözümü, anılan Yasa’nın Ek 4. maddesi uyarınca İş Mahkemelerinin görevine girmektedir.

Açıklanan nedenlerle,  İş Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 9. İş Mahkemesi’nin 24.6.2003 gün ve E:2002/1311, K:2003/1072 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 16.5.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS     NO: 2005/16

KARAR  NO: 2005/36

KARAR  TR : 16.5.2005

 (Hukuk Bölümü)

 

ÖZET   :4735 sayılı Yasa’ya göre düzenlenen inşaat yapım sözleşmesi özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğundan, bu sözleşmenin feshinden doğan davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

 

K  A  R  A  R

 

Davacı                       : Yurt İnş. San. Tic. Ltd.Şti.

Vekili                         : Av.H. S.

Davalı                        : İZFAŞ, İzmir Fuarcılık Hiz. Kültür ve Sanat İşleri A.Ş.

Vekili                         : Av.M. H.E.

 

OLAY        : İZFAŞ tarafından keşide edilen, İzmir 2. Noterliğinin 24.8.2004 tarih ve18138 yevmiye numaralı “Fesih İhbarnamesi” ile, 11.11.2003 gününde taraflar arasında sözleşmeye bağlanmış olan “İZFAŞ Uluslararası İhtisas Fuarı İnşaatı Yapım İşi” hakkında 15.7.2004 tarihinde saptanan %6,17 oranındaki imalat noksanı işlerin tamamlanması için  tanınan yasal sürenin bitiminde yüklenici Firmanın eksik işleri tamamladığını bildirerek geçici kabulün yapılması talebi üzerine görevlendirilen teknik personelce yapılan inceleme sonucunda düzenlenen ve işin mevcut durumunu gösteren tutanağa göre, yüklenici Firmanın taahhüdünü ihale dökümanı ve sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirmediği ve işi süresinde bitiremediği nedeniyle sözleşmenin feshedildiği, Şirkete ait bütün hak ve alacakların saklı tutulduğu, muhatap Yurt İnş. San.Tic.Ltd. Şti’ne tebliğ edilmiştir.

Davacı Şirket vekilince, sözüedilen inşaat yapım sözleşmesinin feshi yolundaki ve teminatların irat kaydına ilişkin davalı idare işleminin iptali istemiyle, 2.9.2004 gününde idari yargı yerinde dava açılmıştır.

Davalı İZFAŞ vekilince, birinci savunma dilekçesinde, kuruluşun TTK hükümlerine tabi olarak kurulmuş bir özel hukuk tüzel kişisi olduğu ve dava konusu sözleşmenin de idari sözleşme olmayıp özel hukuk sözleşmesi niteliğini taşıdığı,  bu nedenle davanın adli yargıda görülmesinin gerektiği öne sürülerek, görev itirazında bulunulmuştur.

İZMİR 3. İDARE MAHKEMESİ; 10.11.2004 gün ve E:2004/1212 sayı ile, her ne kadar anonim şirket olarak yapılandırılmış ise de İZFAŞ kamu kurumu niteliğini taşıması nedeniyle  davacı ile yaptığı sözleşmenin özel hukuk alanını ilgilendiren sözleşme olduğundan sözedilemeyeceği gerekçesiyle, davalı idarenin görev itirazını reddederek görevlilik kararı vermiştir.

Davalı İZFAŞ vekilinin olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması isteğini içeren dilekçesi ile dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Uyuşmazlığın çözümü için davalı İZFAŞ Genel Müdürlüğü ile dava konusu işlemin hukuki niteliğinin önem kazandığı; davalı kurumun, İzmir Büyükşehir Belediyesine bağlı kültür ve sanat faaliyetlerini yürüten anonim şirket statüsünde bir kamu kurumu olduğu; Kamu kurumlarınca görev alanlarına giren işlerde ihale yapıldığı; ihale işlemlerini iki aşamada değerlendirmek gerektiği; ilk aşamada idarelerin ihale işlemi sonuçlanıp kesinleşinceye kadar yaptıkları işlemler olup bu işlemler tek taraflı yapılan tasarruf olması nedeniyle idari işlemler olarak kabul edildiği; ikinci aşamada ise, ihale gerçekleşip kesinleştikten sonra idare ve ihaleyi alan kişilere karşılıklı yükümlülükler yükleyen sözleşme ve eki şartname bulunduğu; ihale sonrasında taraflar arasında imzalanan sözleşme ve eki şartnamelerin tamamen özel hukuk hükümlerine tabi olduklarında kuşku bulunmadığı; uyuşmazlığın ise, ihale işleminin kesinleşmesinden sonra yapılan ve sözleşme hükümlerinin uygulanmasından kaynaklandığı; söz konusu ihalenin 4734 sayılı Devlet İhale Kanun’una göre yapıldığı ve ihale onaylanarak kesinleştikten sonra artık tarafların karşılıklı olarak yükümlülük altına girdikleri; dava konusu işlemin, davacının şartnamede belirtilen yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu tesis edildiği; ihalenin kesinleşmesinden sonra gerçekleşmesi ve sözleşme hükümlerinin uygulanmasından kaynaklanması nedeniyle uyuşmazlığın  özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesi ve bu nedenle İdare Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılmasının gerektiği gerekçesiyle adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinden istemiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Danıştay Başsavcısından  yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Uyuşmazlık Mahkemesi’nin kararlarında da vurgulandığı üzere idari sözleşmelerin, idarelerin tek yanlı kamusal yetkiye dayanarak kamu hizmetinin gereklerinin yerine getirilmesi için kamu yararı amacı ile bağıtlanan idareye üstün hak ve yetkiler veren, gerektiğinde tek yanlı değişiklik ve fesih yetkisini de idareye tanıyan sözleşmeler olduğu; kamu idarelerinin özel hukuk alanında akdettiği sözleşmelerin ise idari sözleşme niteliği taşımayıp, bunların özel hukuk kurallarına göre düzenlendiği; öte yandan, idarelerce mal veya hizmet alımı için ihaleye çıkılması safhasında ihalenin sonuçlanıp kesinleşmesine kadar geçen aşamada tesis edilen işlemler idari nitelikte kabul edilmekte ve bu aşamada ortaya çıkan anlaşmazlıkların çözümünün idari yargı yerlerine ait bulunduğu; ihalenin kesinleşmesi ve sözleşmenin bağıtlanmasından sonraki aşamada idare ile yüklenici arasındaki sözleşmenin uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların görüm ve çözümünün ise özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerlerine ait bulunduğu; olayda, davalı Genel Müdürlükçe ihale olunan İzmir Uluslararası İhtisas Fuarı Yapım İşinin davacı şirketçe yüklenilmesi üzerine taraflar arasında karşılıklı serbest irade ile imzalanan yapım işi sözleşmesinin, uygun sürede eksikliklerin giderilmediği gerekçesiyle feshine karar verildiğinin anlaşıldığı; bu durumda, davacı şirket ile davalı Kurum arasında sözleşme bağıtlandıktan sonra, sözleşme ve ekinde belirtilen koşullara uyulmadığı ileri sürülerek, sözleşme hükümlerinin uygulanması suretiyle sözleşmenin feshine ilişkin işleme karşı açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu; bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan başvurunun kabulü ile İdare Mahkemesince verilen görevlilik kararının kaldırılması gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:  Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU ’nun Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve H. Hasan MUTLU’nun katılımlarıyla yapılan 16.5.2005 günlü toplantısında,

I- İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı idarece anılan Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun şekilde ve 12. maddede belirlenen süre içinde başvurulması üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından uyuşmazlık çıkarıldığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ :Raportör-Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının adli yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve Danıştay Başsavcısının davada adli yargının görevli bulunduğuna ilişkin düşünce yazıları ve  dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mustafa EKİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün  yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava,4734 sayılı Yasa’ya göre ihale edilerek sözleşmeye bağlanan işin yüklenici tarafından sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirilmediği ve süresinde bitirilmediği nedeniyle sözleşmenin feshinin iptali ve irat kaydedilen teminatların iadesi isteminden ibarettir.

4.1.2002 tarih ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 1. maddesinde, bu Kanun ile, kamu hukukuna tabi olan veya kamunun denetimi altında bulunan veyahut kamu kaynağı kullanan kamu kurum ve kuruluşlarının yapacakları ihalelerde uygulanacak esas ve  usullerin belirlenmesinin amaçlandığı ifade edilmiş; “Kapsam” başlıklı 2. maddesinde de,  “a) Genel bütçeye dahil daireler, katma bütçeli idareler, özel idareler ve belediyeler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar, birlikler, tüzel kişiler, b) Kamu iktisadi kuruluşları ile iktisadi devlet teşekküllerinden oluşan kamu iktisadi teşebbüsleri, c) Sosyal güvenlik kuruluşları, fonlar, özel kanunlarla kurulmuş ve kendilerine kamu görevi verilmiş tüzel kişiliğe sahip kuruluşlar (mesleki kuruluşlar ve vakıf yüksek öğretim kurumları hariç) ile bağımsız bütçeli  kuruluşlar, d) (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilenlerin doğrudan veya dolaylı olarak birlikte ya da ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlasına sahip bulundukları her çeşit kuruluş, müessese, birlik, işletme ve şirketler.” olarak sayılan idarelerin kullanımında bulunan her türlü kaynaktan karşılanan mal veya hizmet alımları ile yapım işlerinin ihalelerinin ve (d) bendinde belirtilen 4603 sayılı Kanun  kapsamındaki bankaların yapım ihalelerinin, bu Kanun hükümlerine göre yürütüleceği hükme bağlanmıştır.

İzmir Fuarcılık Hizmetleri Kültür ve Sanat İşleri Ticaret A.Ş. “İZFAŞ” ın, çoğunluk hisselerinin İzmir Büyükşehir Belediyesine ait olması ve kamu kaynağı kullanması nedeniyle anılan 4734 sayılı Yasa hükümlerine tabi kuruluşlardan olduğunda kuşkuya yer yoktur.

5.1.2002 tarih ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nun 2. maddesinde, bu Kanun’un, Kamu İhale Kanunu’na tabi kurum ve kuruluşlar tarafından söz konusu Kanun hükümlerine göre yapılan ihaleler sonucunda düzenlenen sözleşmeleri kapsadığına işaret edilmiş; 4. maddesinin üçüncü fıkrasında, bu Kanun kapsamında yapılan sözleşmelerin taraflarının, sözleşme hükümlerinin uygulanmasında eşit hak ve yükümlülüklere sahip oldukları; ihale dökümanı ve sözleşme hükümlerinde bu prensibe aykırı maddelere yer verilemeyeceği ve Kanunun yorum ve uygulanmasında da bu prensibin göz önünde bulundurulacağı hükme bağlanmış, aynı Kanun’un 36. maddesinde de, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.

Anılan Yasa hükümlerine göre, tarafların eşitliği esas alınarak düzenlenen sözleşmelerin özel hukuk hükümlerine tabi olacağı açıktır.

Olayda, 4734 sayılı Yasa hükümlerine göre yapılan ihale sonucunda İZFAŞ ile yüklenici arasında “İZFAŞ Uluslararası İhtisas Fuarı İnşaatı Yapım İşi” için 4735 sayılı Yasa hükümlerine göre sözleşme düzenlendiği; yüklenicinin taahhüdünü sözleşme ve eki şartname hükümlerine uygun olarak yerine getirmediği ve işi süresinde bitiremediği nedeniyle İZFAŞ tarafından sözleşmenin feshedilmesi üzerine uyuşmazlığa konu edilen davanın açıldğı anlaşılmaktadır.

Bu duruma göre, dava konusu edilen inşaat yapım sözleşmesinin bir özel hukuk sözleşmesi olması karşısında, davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının başvurusunun kabulü  ile İdare Mahkemesince verilen görevlilik kararının kaldırılması gerekmektedir.

 

SONUÇ    :Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile İzmir 3. İdare Mahkemesi’nin 10.11.2004 gün ve E:2004/1212 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 16.5.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS      NO: 2005/25

KARAR  NO: 2005/43

KARAR  TR :16.5. 2005

  (Hukuk Bölümü)

 

ÖZET: Kamuda çalışan işçi ile Kurumu arasında toplu iş sözleşmesi hükmünün uygulanmasından doğan davanın, iş hukuku hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

 

K  A  R  A  R

 

Davacı                    : M.K.

Vekili                      : Av. E.D. T.

Davalı                     : DSİ Genel Müdürlüğü

                                

                O  L  A  Y              :DSİ Adana VI. Bölge Müdürlüğü, ASO Sulamaları İşletme ve Bakım Şube Müdürlüğünde işçi statüsünde çalışan davacı, 10. Dönem Toplu İş Sözleşmesinin 58. maddesine dayanılarak 26.6.2004 günlü Genel Müdürlük onayı ile aynı Bölge Müdürlüğüne bağlı Antakya 63. Şube Müdürlüğü emrine nakledilmiştir.

                Davacı vekili, Toplu İş Sözleşmesi ile İş Kanunu’na aykırı olarak müvekkilinin yazılı rızası olmaksızın Antakya 63. Şube Müdürlüğüne naklinin iptali ve eski işyerine iadesine karar verilmesi istemiyle, 22.9.2004 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

                ADANA 1. İŞ MAHKEMESİ; 2.11.2004 gün ve E:2004/1296, K:2004/1664 sayı ile, dava dilekçesinden, davacının iş akdinin işveren veya işçi tarafından feshedilmediğinin anlaşıldığı, bu sebeple davacının feshin geçersizliğini ileri sürerek 4857 sayılı Yasa’nın 21. maddesi gereğince açtığı bir işe iade davasının da söz konusu olmadığı, açılan davanın kamu kurumu niteliğindeki davalı işveren tarafından başka bir İle tayinine ilişkin idari tasarrufa bağlı idari nitelikteki işlemin iptaline yönelik olduğundan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri içerisinde bulunmadığı, idarenin idari bir tasarrufu niteliğindeki işçi tayininin iptaline ilişkin bu davanın İdare Mahkemesinin görevi içine girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

                Davacı vekili, aynı istekle, 18.11.2004 gününde bu kez idari yargı yerinde dava açmıştır.

                ADANA 1. İDARE MAHKEMESİ; 24.11.2004 gün ve E:2004/1726, K:2004/1388 sayı ile, kamu kurumlarının daimi işçi kadrolarına ilgili kurumların yapacağı atamalara yönelik işlemlerin tek yanlı ve etkili yönetsel işlemler olduğu ve atama sonrası hizmet akdi imzalanıncaya kadar çıkacak uyuşmazlıkların yönetsel yargı yerlerince çözümleneceği genel kabul görmüş olmakla birlikte, sözleşme bağıtlandıktan sonra hizmet sözleşmesi ve Toplu İş Sözleşmesi ile işveren sıfatıyla kendisine tanınan yönetim hakkının bir gereği olarak bu sözleşmelerin konusu işin esaslı unsurlarını (örneğin işyerini) değiştirmeye yönelik tasarruflarının doğurduğu uyuşmazlıkların ise, hizmet akdinin özel hukuk sözleşmesi niteliği gereği ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi uyarınca adli yargı yerlerinde görülmesi ve çözümlenmesi gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:  Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU ’nun Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve H. Hasan MUTLU’nun katılımlarıyla yapılan 16.5.2005 günlü toplantısında,

I-İLK İNCELEME: Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine sona görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mustafa EKİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, DSİ ’ye  ait Adana İli’ndeki işyerinde işçi statüsünde çalışan davacının isteği dışında Antakya’daki işyerine naklinin iptali ile eski işyerine iadesi istemiyle açılmıştır.

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün, yasa ile kurulmuş, merkezi idareye bağlı, tüzel kişiliğe sahip ve katma bütçeli bir kamu kuruluşu olduğu çekişmesizdir.

Anayasa’nın 128. maddesinde “Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.

Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.” hükümlerine yer verilmiş; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “İstihdam Şekilleri” başlıklı 4. maddesinde,”Kamu hizmetleri; memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçiler eliyle gördürülür.” denilmiş ve ilk üç istihdam şekli tanımlandıktan sonra, bunların dışında kalan kişiler olarak belirtilen işçiler hakkında 657 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanmayacağına işaret edilmek suretiyle, kamu kurum ve kuruluşlarında statü hukuku dışında kalan istihdam şekli de benimsenmiş olup, kamuda çalışan işçiler hakkında özel bir yasal düzenleme de öngörülmemiş bulunduğundan bunların iş hukukuna tabi olduklarında kuşkuya yer yoktur.

Olayda, davacının DSİ’nin Adana İli’ndeki işyerinde çalışan işçi olduğu, DSİ Genel Müdürlüğü ve bağlı işyerleri için TÜRK- İŞ üyesi TES-İŞ (Türkiye Enerji, Su ve Gaz İşçileri) Sendikası ile KAMU-İŞ (Kamu İşletmeleri İşverenleri) Sendikası arasında yürürlük süresi 1.3.2003/28.2.2005 olmak üzere bağıtlanan 10. Dönem İşletme Toplu İş Sözleşmesinin “İş ve İşyeri Değişikliği “ başlıklı 58. maddesine göre, belediye hudutları dışındaki işyerlerine daimi olarak nakledilmesinin işçinin yazılı rızasına bağlı olduğu halde, sözkonusu yazılı rızası alınmaksızın Antakya İli’ndeki işyerine nakledilmesi üzerine, görev uyuşmazlığına konu edilen davayı açtığı anlaşılmaktadır.

Bu duruma göre, davalı İdare ile davacı arasındaki hukuki ilişki İş Kanunu’na tabi hizmet sözleşmesine dayalı olarak kurulmuş bir iş hukuku ilişkisi niteliğini taşıdığından, davacının Toplu İş Sözleşmesi hükümlerine aykırı olarak işyerinin değiştirilmesine ilişkin dava konusu işlemin, idarenin yetkili organı tarafından işveren sıfatıyla tesis edilmiş bir özel hukuk işlemi olduğu açıktır.

Aksine bir düşünce, işverenin salt bir kamu kuruluşu olması nedeniyle, statü hukukuna tabi olmayan personeli hakkındaki tüm yazılı irade beyanlarının idari işlem niteliğinde görülerek, özel hukuk alanına dahil bulunan uyuşmazlıkların da idari yargı denetimine tabi kılınması sonucunu doğurur.

Belirtilen tüm bu hususlara göre ve 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesi ile, İş Kanunu’na göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının  çözülmesiyle  İş  Mahkemelerinin görevli kılınmış olması  karşısında,  işçi  olan davacı ile işvereni arasında iş akdinden (Toplu İş Sözleşmesinden) doğan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.

 

                Açıklanan nedenlerle, İş Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

 

                SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Adana 1. İş Mahkemesi’nin 2.11.2004 gün ve E:2004/1296, K:2004/1664 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 16.5.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS     NO: 2005/15

KARAR  NO: 2005/56

KARAR  TR : 11.7.2005

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET :İhale sonucu düzenlenen kira sözleşmesinin hükmen feshi ile yapılan ödemelerin iadesi, ipoteğin kaldırılması ve yapılan masrafların tazmini istemiyle açılan davanın, özel hukuk hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk

 

K  A  R  A  R

 

   Davacı                    : S.S. Ardeşen Merkez Su Ürünleri Kooperatifi Başkanlığı

   Davalı                     : Maliye Bakanlığına izafeten Ardeşen Malmüdürlüğü

  

   O  L  A  Y              : Ardeşen Malmüdürlüğünce 2886 sayılı Yasa’ya göre yapılan ihaleleri sonucunda:

1) Ardeşen Balıkçı Barınağı 2. Kısım (Bakım, onarım ve işletme hakkı), 10 yıl süre ile yıllık 2.500.000.000.-TL. bedelle, sözleşme eki (genel 19, özel 20 madde) şartname hükümleri çerçevesinde, 13.6.2003 tarihinde;

2) Ardeşen Balıkçı Barınağı İçerisinde Biriken 15.200 m³ Kum ve 22.800 m³ Kil, Balçık, Moloz vs. Malzeme Olmak Üzere Toplam 38.000. m3 Malzemeler (Barınağın temizlenmesi işi) 1 yıl süre ile 78.300.000.000.- TL bedelle ve üçer aylık dönemler halinde peşin olarak ödenmek üzere, sözleşme eki (genel 19, özel 6 madde) şartname hükümleri çerçevesinde, 5.8.2003 tarihinde;

Ardeşen İta Amiri (Kaymakam) ile S.S. Ardeşen Merkez Su Ürünleri Kooperatifi Temsilcileri arasında, kira sözleşmeleri akdedilmiştir.

Yer tesliminin  yapıldığı 6.8.2003 tarihinden sonra, barınak içinde biriken malzemelerin kiralanması karşılığı ilk taksitin (19.575.000.000.- TL) yatırıldığının, ancak geri kalan kira bedelinin (58.725.000.000.-TL) yatırılmadığının; kooperatife ait tekne ile kiraya konu yer dışından izinsiz olarak kum çıkarıldığının Sahil Güvenlik Komutanlığınca tespit edilerek tutanağa bağlanması üzerine 12.000.000.000.-TL. idari para cezası uygulandığının, bu suretle sözleşme hükümlerine uyulmadığının saptandığı yolundaki Milli Emlak Başkontrolörü raporu nedeniyle, Maliye Bakanlığınca 6.7.2004 tarih ve 22930 sayı ile talimata bağlandığı üzere;

a) Fesih tarihine kadar birikmiş kira bedellerinin tahsili şartıyla, kira sözleşmesinin feshedilmesi,

b) Bir yıllık kira bedeli olan 78.300.000.000.- TL tazminat alınması,

c) Kesin teminatın Hazineye gelir kaydedilmesi,

2.8.2004 gününde Kaymakamlık Oluru’na bağlanmış ve Ardeşen Malmüdürlüğünün 4.8.2004 günlü yazısı ekinde, adıgeçen kiracı Kooperatif Başkanlığına duyurulmuştur.

Davacı  Kooperatif Başkanlığınca, liman içinde temizleme yoluyla elde edilecek malzemeler arasında ekonomiye dönüşebilecek kum rezervi bulunmadığının Ulaştırma Bakanlığınca oluşturulan heyet tarafından net olarak belirlenmesi üzerine sözkonusu barınağın temizlenmesi için yapılan sözleşmenin feshedilmesi, ödenen ve yatırılan paraların geri ödenmesi için yaptıkları uzlaşma teklifinin Maliye Bakanlığınca kabul edilmeyerek konu hakkında Milli Emlak Başkontolörüne inceleme yaptırıldığından bahisle, Ardeşen liman içinin temizlenmesi için yapılan 5.8.2003 tarihli kira sözleşmesinin feshine, sözleşme gereği yatırılan kira taksiti ve tüm kira bedelinin KDV tutarı, teminat ve rüsum bedelleri ile ruhsat harcı toplamı 43.659.540.000.- TL.’nin yasal faiziyle  birlikte iadesine, teminat olarak verilen ipoteğin kaldırılmasına, taramada kullanılan kum gemilerine yapılan masrafların tazminine karar verilmesi istemiyle, 18.8.2004 gününde adli yargı yerinde dava açılmıştır.

ARDEŞEN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 6.10.2004 gün ve E: 2004/164, K:2004/176 sayı ile (kararda esas numarasının yılı 2003 yazılmış olup 2004 olarak düzeltildi.), iptali istenen liman içi temizleme sözleşmesinin incelenmesinden ve dosya kapsamından, dava konusu uyuşmazlığın davacı ile davalı idare arasında idari sözleşmeden kaynaklandığının anlaşıldığı, idari sözleşmelerden kaynaklanan davalara bakma görevinin idare mahkemesine ait bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı Kooperatif Başkanlığınca, aynı istekle, 20.12.2004 gününde idari yargı yerinde dava açılmıştır.

TRABZON İDARE MAHKEMESİ; 23.12.2004 gün ve E: 2004/1473 sayı ile, olayda, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümleri çerçevesinde yapılan ihale sonucunda, Hazineye ait olan Ardeşen Balıkçı Barınağının içinde bulunduğu liman içinin temizlenmesi işine ilişkin olarak Ardeşen Mal Müdürlüğü ile davacı kooperatif arasında düzenlenmiş olan kira sözleşmesi yoluyla Borçlar kanununda ifadesini bulan kiracı-kiralayan ilişkisinin kurulduğu, bu sözleşmenin sözleşme serbestisi ve tarafların eşitliğine dayanan bir özel hukuk sözleşmesi olduğu, taraflar arasında kira sözleşmesi ve eki şartname hükümlerinin uygulanması ve kira sözleşmesi ve eki şartname hükümlerine uyulmamasından dolayı uyuşmazlık çıktığı anlaşılmakla, karşılıklı olarak sözleşme ve şartnamede belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmediğinden bahisle, sözleşmenin feshine, ihale nedeniyle yatırılan paraların iadesi ve ipoteğin kaldırılmasına ilişkin açılan davanın özel hukuk hükümlerine göre adli yargıda çözümlenmesinin gerektiği, ancak daha önce adli yargı yerince görevsizlik kararı verildiği ve bunun kesinleştiğinden bahisle, görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19 maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce karar verilinceye kadar yargılamanın ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE   : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 11.7.2005 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME  : Dava dosyası üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi’nce anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu  ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun  davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;

-İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

   Dava, kiracı tarafından, kiralayan idarece de şartlı olarak feshi öngörülen kira sözleşmesinin feshine, sözleşme gereği yapılan ödemelerin iadesine, teminat olarak verilen ipoteğin kaldırılmasına ve yapılan masrafların tazminine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

2886 sayılı Yasa’nın 1. maddesinin birinci fıkrasında, genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin, özel idare ve belediyelerin alım, satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri ayni hak tesisi ve taşıma işlerinin, bu Yasa’da yazılı hükümleri göre yürütüleceği belirtilmiş; aynı Yasa’nın 4. maddesinde, İhale: bu Yasa’da yazılı usul ve şartlarla, işin istekliler arasından seçilecek birisi üzerinde bırakıldığını gösteren ve yetkili mercilerin onayı ile tamamlanan sözleşmeden önceki işlemler şeklinde tanımlanmış ve “İhalenin sözleşmeye bağlanması” başlığını taşıyan 53. maddeden önce yer alan hükümlerde, ihale aşaması düzenlenmiştir.

Yasa’nın 1. maddesinde sayılan işlerle ilgili olarak yapılacak ihalelerde, idarede kanunilik ilkesi gereğince, idarenin çeşitli usul kurallarına uyması zorunlu olup, bu Yasa kapsamına giren bir işin veya ihtiyacın belirlenmesi, ihale yönteminin tespiti ihale ilanı ve  ihale kararı alınması sürecinden geçilmesi gerekmektedir. Tümüyle idarenin kamu gücüne dayanan, re’sen ve tek yanlı olarak tesis ettiği ihale işlemleri hakkındaki yargısal denetimin,idare hukuku ilkelerine göre idari yargı yerlerince yapılacağı tartışmasızdır. Ancak ihalenin kesinleşmesinden sonraki işlemlerin hangi hukuki rejime tabi olacağının tespiti için: yapılan sözleşmenin konusu ile içerdiği hüküm ve koşullarının niteliğinin incelenmesi gerekmektedir.

   Hazineye ait Balıkçı Barınağının kiracısı olan davacı Kooperatif  ile Maliye İdaresi arasında, ayrıca 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine göre yapılan ihale (pazarlık usulü) sonucunda akdedilen kira sözleşmesi (barınaktaki malzemenin kiralanması) yoluyla, Borçlar Kanunu’nun 248. maddesinde ifadesini bulan ve daha önce kurulmuş olan kiracı- kiralayan ilişkisi kapsamındaki özel hukuk ilişkisinin sürdürüldüğünde kuşkuya yer yoktur.

   Sözleşmenin eki niteliğindeki Şartnamenin “Özel Şartlar” Bölümünün 4. maddesinde, “Kiracının taahhüdünü sözleşme ve şartname hükümlerine uygun olarak yerine getirmemesi halinde kira sözleşmesi feshedilerek kesin teminatı irat kaydedilecek ve son bir yıl kira bedeli tazminat olarak tahsil edilecektir.” kuralına yer verilmiştir.

   Olayda, ihalenin kesinleşmesi ve taraflar arasında kira sözleşmesinin akdedilmesinden sonra, kiralayan idare tarafından, ilk taksiti yatırılan kira bedelinin kalan kısmının ödenmemesi ve kira konusu yerin dışında izinsiz kum çıkarılması nedeniyle hükümlerine uyulmayan sözleşmenin feshinin ve teminatın irat kaydının öngörülmüş olmasına karşılık, kiracı kooperatif tarafından, limanda kiralama konusu edilen kum malzemenin ekonomik değerinin bulunmadığının saptandığı ileri sürülerek sözleşmenin konusuz kaldığı nedeniyle feshi ile ödenen paraların iadesi ve yapılan masrafların tahsiline hükmedilmesi istemiyle, uyuşmazlığa konu edilen davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

   Bu durum karşısında, konusunun ekonomik değeri bulunmadığı nedeniyle  kiracısının hükmen feshini istediği kira sözleşmesinden doğan davanın, özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği açıktır.

   Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi’nce yapılan başvurunun kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

  

   SONUÇ    : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Trabzon İdare Mahkemesi’nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Ardeşen Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 6.10.2004 gün ve E:2004/164, K.2004/176 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.7.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS     NO: 2005/26

KARAR  NO: 2005/57

KARAR  TR : 11.7.2005

   (Hukuk Bölümü)

                 

ÖZET    :Eser sözleşmesinin tarafı olan yükleniciye 2001/2862 sayılı Kararnameye göre hesaplanan fiyat farkının ödenmemesinden doğan alacak davasının, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlen-mesinin gerektiği hk.

 

K  A  R  A  R

 

Davacı                       :Onur Elektrik ve İnşaat Taahhüt Tic. San. Ltd. Şti.

Vekili                         :Av. Ö. F.Y.

Davalı                        :Türk Telekomünikasyon A.Ş. Genel Müdürlüğü

Vekilleri                     :Av. D. Y. S.Av. M. A.

 

O  L  A  Y  :Ağrı –Diyadin –Esentepe ve İpek Geçiti ENH ve Transformatör işi, kapalı teklif usulü ile 6.6.2001 günü yapılan ihale sonucunda davacı Firma tarafından yüklenilmiş ve taraflar arasında 18.6.2001 gününde sözleşme imzalanmıştır.

Yüklenici Firma tarafından, yüklenilen işin hakedişlerine 18.8.2001 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2001/2862 sayılı BKK eki Fiyat Farkı Kararnamesinin uygulanması isteğiyle yapılan 22.8.2001 günlü başvuru üzerine, 3.7.2001 ve 22.8.2001 tarihli hakedişler anılan Kararname esaslarına göre düzenlenerek 5.086.880.093.-TL. fiyat farkı hesaplanmış ise de, Erzurum İl Telekom Müdürlüğünce, 21.12.2001 gün ve 32037 sayılı yazı ile, 3.12.2001 günlü Genel Müdürlük emri doğrultusunda 2001/2862 sayılı Kararname öncesinde olduğu gibi sözleşmede yer alan şekliyle fiyat farkları hesaplanmak suretiyle yeniden düzenlendiği belirtilen hakedişlerin 26.12.2001 tarihine kadar imzalanması gerektiği, adıgeçen yükleniciye duyurulmuştur.

Davacı Firma vekili, yüklenilen iş karşılığı 2001/2862 sayılı Kararname gereğince hesaplanarak ödenmesi gereken 5.086.000.000.-TL. fiyat farkı alacağının KDV tutarı ile birlikte 1.8.2001 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte müvekkile ödenmesine hükmedilmesi istemiyle, 30.5.2003 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı Türk- Telekom A.Ş. vekilince, birinci savunma dilekçesinde, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 2002/48-80 sayılı kararına göre 2001/2862 sayılı Fiyat Farkı Kararnamesinden doğan davaların idare mahkemelerinde açılması gerektiği ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

ERZURUM 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’nce; 8.2.2005 günlü celsesinde E:2003/288 sayı ile, davalı vekilinin görev itirazı reddedilmiştir.

Davalı Türk- Telekom A.Ş. vekilinin, süresi içinde verdiği olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması isteğini içeren dilekçe üzerine, dava dosyası Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Dava konusu işlemin dayanağı olan “Kamu Sektörüne Dahil İdarelerin İhalesi Yapılmış ve Yapılacak İşlerinde İhale Usul ve Şekillerine Göre Fiyat Farkı Hesabında Uygulayacakları Esaslar Hakkında” 88/13181 sayılı ve bu Esaslarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Esaslar Hakkında 2001/2862 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamelerinin, Anayasa ve Yasalar ile Bakanlar Kuruluna tanınan düzenleme yetkisi kapsamında idare hukuku alanına giren objektif ve genel düzenlemelerden olduğunun, öğreti ve içtihatlarla da kabul edilmiş bulunduğu, sözü edilen 88/13181 sayılı Bakanlar Kurulu kararnamesine Ekli Esasların (R.G. 20.8.1988-19905) 1. maddesinde “Bu Esasların amacı, kamu sektörüne dahil idarelerin, ihalesi yapılmış ve yapılacak işlerinde ihale usul ve şekillerine göre, fiyat farkı hesabında uygulayacakları esasları tespit etmektir.

Bu Esaslar, idarelerin ihale yolu ile yaptırdıkları işlerde, ihale usul ve şekillerine göre fiyat farkının hesabında uygulayacakları hususları kapsar,” denildiği  “Tanımlar” başlıklı 2 nci maddesinin (a) bendinde, kararname kapsamında olduğu belirtilen idareler arasında, kamu iktisadi kuruluş ve teşebbüsleri yanında il özel idareleri, belediyeler, döner sermayeler, ofis, banka, fon, birlik, sandık gibi her türlü kamu kurum ve kuruluşları ile özel kanunlarla veya kanunların verdiği yetki ile kurulmuş bulunan tüzel kişilikli kurum ve kuruluşları ile belirtilenlerin bir kısmının iştiraki ile kurulmuş bulunan tüzel kişiliğe sahip kuruluşların sayıldığı; bu Esaslarda değişiklik öngören 2001/2862 sayılı BKK eki Esasların Geçici 17 nci maddesinin 2 nci bendinde, Esasların yürürlüğe girdiği tarihten önce ihale edilen işler ile sözleşmeleri yapılmış ve devam eden işlerde, yüklenicinin, geçici maddelerde getirilen Esasların yürürlük tarihinden itibaren otuz gün içinde hiçbir şart öne sürmeden idareye başvurarak a) İşe, sözleşmelerine göre devam etmek, b) Geçici maddelerde getirilen Esaslara göre işe devam etmek, c) Sözleşmelerin tasfiyesi hallerinden birini istemelerine olanak tanınmış ve aynı Esasların 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasında ise, Geçici 17 nci maddenin 2/b. bendindeki uygulamayı seçen yüklenicinin sözleşmesinde, bu Kararnamenin uygulanmayacağını ya da fiyat farkları ödenmeyeceğini belirten hükümler olsa dahi, bu hükümlerin 1.3.2001/31.12.2001 tarihleri arasında uygulanmayacağının öngörüldüğü, kamu idareleri tarafından ihale yoluyla yaptırılan işlerin, yıl içinde oluşan girdi fiyatlarındaki farklar nedeniyle durmasını önlemeye yönelik kamu yararının gerçekleşmesi amacıyla kamu gücüne dayalı ve tek yanlı olarak çıkarılan sözkonusu Kararnameler ve Esasların, bu nitelikleri itibariyle, eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması ve yorumlanması hakkında taraflar arasında yapılan (protokol gibi) özel hukuk düzenlemelerinden olmadıkları ve idare hukuku alanını ilgilendiren genel düzenleyici işlemlerden oldukları, dosyanın incelenmesinden davalı kurumdan yüklenici sıfatı ile iş alan davacı şirketin, sözü edilen 2001/2862 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Fiyat Farkı uygulamasından yararlanmak istemiyle yaptığı başvuruya olumlu yanıt alamaması üzerine hesaplanan ve ödenmesi gerektiği ileri sürülen farkın tarafına ödenmesi istemiyle dava açtığının anlaşıldığı, bu itibarla, ortada eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanmasından dolayı açılmış bir dava olmayıp, yüklenici tarafından fiyat farkı kararnamesinden yararlanmak için yapılan başvurunun reddi yolunda, kamu gücüne dayalı, re’sen ve tek yanlı olarak tesis edilen işlem idari işlem niteliği taşıdığından, bu işleme dayalı tazminat istemiyle açılan davanın, görüm ve çözümünde 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2 nci maddesinin 1-b. bendi uyarınca idari yargı yerlerinin görevli bulunduğu, bu nedenle Asliye Hukuk Mahkemesi’nin görev itirazının reddi yolundaki kararının kaldırılmasının gerektiği gerekçesiyle idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi’nden istemiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısından yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Ağrı- Diyadin- Esentepe ve İpek Geçiti KTS İstasyonu ENH. Trafo işinin, yapılan ihale sonucunda davacı firma tarafından yüklenildiği ve taraflar arasında sözleşme imzalandığı, yüklenici tarafından, 18.08.2001 gün ve 24497 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2001/2862 sayılı Fiyat Farkı kararnamesinden yararlanmak istemiyle yaptığı müracaatın idare tarafından reddedilmesi nedeniyle, Erzurum 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne 5.086.000.000.TL.’nin tahsili için dava açtığının ve davalı idare tarafından görev itirazında bulunulduğunun anlaşıldığı, Anayasa’nın 125/son madde ve fıkrasında; idarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun kurala bağlandığı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b. maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davalarının, idari dava türleri arasında sayıldığı,  bir kamu kurumunca yapılacak ihalede, idarede kanunilik ilkesi gereğince, idarenin çeşitli usul kurallarına uyması zorunlu olup; ihale kapsamına giren bir işin veya ihtiyacın belirlenmesi, ihale yönteminin tespiti, ihale ilanı ve ihale kararı alınması sürecinden geçilmesinin gerektiği, tümüyle idarenin kamu gücüne dayanan, re’sen ve tek yanlı olarak tesis ettiği ihale işlemleri hakkındaki yargısal denetimin, idare hukuku ilkelerine göre idari yargı yerlerince yapılacağı, ancak, ihalenin kesinleşmesinden sonraki işlemlerin hangi hukuki rejime tabi olacağının tespiti için: bu işlemlerin taraflar arasında akdedilmiş sözleşmenin kapsamında olup olmadığının; bir başka deyişle, davanın sözleşme hükümlerinin uygulanması ve yorumlanmasından doğup doğmadığının incelenmesi gerektiği, olayda, Türk Telekomünikasyon A.Ş. Genel Müdürlüğü tarafından birim fiyat esasına göre ve kapalı zarfla teklif almak suretiyle ihaleye çıkarılan işin davacı tarafından yüklenildiği ve taraflar arasında “ tarafların eşitliği ve sözleşme serbestisi” ilkelerine dayanan bir eser sözleşmesi imzalandığı; adıgeçen davacının, Bakanlar Kurulu’nca çıkarılan Fiyat Farkı Hesabında Uygulanacak Esaslardan yararlanmak için yaptığı başvurunun, idarece reddedilmesi üzerine uyuşmazlığa konu edilen davanın açıldığının anlaşıldığı, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile, genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin, özel idare ve belediyelerin alım, satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri aynî hak tesisi ve taşıma işlerinin hangi usul ve esaslara göre yapılacağı hususunda Bakanlar Kuruluna düzenleme yapma yetkisi verilmiş olup, dava konusu işlemin dayanağı olan  “Kamu Sektörüne Dahil İdarelerin İhalesi Yapılmış ve Yapılacak İşlerinde İhale Usul ve Şekillerine Göre Fiyat Farkı Hesabında Uygulayacakları Esaslar Hakkında” 88/13181 sayılı ve bu Esaslarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Esaslar Hakkında 2001/2862 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamelerinin, Anayasa ve anılan Yasa ile Bakanlar Kuruluna tanınan düzenleme yetkisi kapsamında idare hukuku alanını ilgilendiren objektif ve genel düzenlemelerden olduğunun, öğretide ve yargısal içtihatlarla kabul görmüş bulunduğu, sözü edilen 88/13181 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesine ekli Esasların 1. maddesinde “Bu esasların amacı, kamu sektörüne dahil idarelerin, ihalesi yapılmış ve yapılacak işlerinde ihale usul ve şekillerine göre, fiyat farkı hesabında uygulayacakları esasları tespit etmektir.

Bu esaslar, idarelerin ihale yolu ile yaptırdıkları işlerde, ihale usul ve şekillerine göre fiyat farkının hesabında uygulayacakları hususları kapsar.” denildiği,  “Tanımlar” başlıklı 2. maddesinin (a) bendinde belirtilen idareler arasında “kamu iktisadi kuruluş ve teşebbüsleri” ne de yer verildiği, bu Esaslarda değişiklik öngören 2001/2862 sayılı BKK. eki Esasların Geçici 17. maddesinin 2. bendinde, Esasların yürürlüğe girdiği tarihten önce ihale edilen işler ile sözleşmeleri yapılmış ve devam eden işlerde, yüklenicinin, geçici maddelerde getirilen Esasların yürürlük tarihinden itibaren otuz gün içinde hiçbir şart öne sürmeden idareye başvurarak a)İşe, sözleşmelerine göre devam etmek, b)Geçici maddelerde getirilen Esaslara göre işe devam etmek, c)Sözleşmelerinin tasfiyesi hallerinden birini istemelerine olanak tanınmış ve aynı Esasların 5. maddesinin üçüncü fıkrasında ise, Geçici 17. maddenin 2/b. bendindeki uygulamayı seçen yüklenicinin sözleşmesinde, bu Kararnamenin uygulanmayacağını ya da fiyat farkları ödenmeyeceğini belirten hükümler olsa dahi, bu hükümlerin 1.3.2001/31.12.2001 tarihleri arasında uygulanmayacağına işaret edildiği, kamu idareleri tarafından ihale yoluyla yaptırılan işlerin, yıl içinde oluşan girdi fiyatlarındaki farklar nedeniyle durmasını önlemek şeklindeki kamu yararı amacıyla, kamu gücüne dayalı ve tek yanlı olarak çıkarılan sözkonusu kararnameler ve esasların, bu nitelikleri itibariyle, eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması ve yorumlanması hakkında taraflar arasında yapılan özel hukuk düzenlemelerinden olmadıkları ve idare hukuku alanını ilgilendiren genel düzenleyici işlemlerden oldukları, ortada eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanmasından dolayı açılmış bir dava bulunmayıp, yüklenici tarafından fiyat farkı kararnamesinden yararlanmak için yapılan başvurunun, idarece işin kararname kapsamına girmediği nedeniyle reddi yolundaki işlem, kamu gücüne dayalı, re’sen ve tek yanlı olarak tesis edilen idari işlem niteliğini taşıdığından, bu işlemin iptali istemiyle açılan davanın, 2577 sayılı Yasa’nın 2/1-a maddesi uyarınca görüm ve çözümü idari yargı yerine ait bulunduğu, açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı Yasanın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Erzurum 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/288 esas sayılı görevlilik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE   : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 11.7.2005 günlü toplantısında;

I- İLK İNCELEME  : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı idarece anılan Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun şekilde ve 12. maddede belirlenen süre içinde başvurulması üzerine Danıştay Başsavcılığı tarafından uyuşmazlık çıkarıldığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim İsa YEĞENOĞLU’nun  davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile Danıştay Başsavcısının idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının davada idari yargının görevli bulunduğuna ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, yüklenicinin başvurusu üzerine 2001/2862 sayılı Kararnameye göre hesaplanan ancak Kurumca ödenmeyen fiyat farkı alacağının tahsiline hükmedilmesi isteminden ibarettir.

Kamu ihalelerinde, idarenin yasada belirtilen usul kurallarına uyması zorunlu olup, buna göre ihale kapsamına giren bir işin veya ihtiyacın belirlenmesi, ihale yönteminin tespiti, ihale ilanı ve ihale kararı alınması sürecinden geçilmesi gerekmektedir. Tümüyle idarenin kamu gücüne dayanan, re’sen ve tek yanlı olarak tesis ettiği bu tür ihale işlemleri hakkındaki yargısal denetimin, idare hukuku ilkelerine göre idari yargı yerlerince yapılacağı tartışmasızdır.

Ancak, ihalenin kesinleşmesinden sonraki işlemlerin hangi hukuki rejime tabi olaca-ğının tespiti için, bu işlemlerin taraflar arasında akdedilmiş sözleşmenin kapsamında olup olmadığının, bir başka deyişle, davanın sözleşme hükümlerinin uygulanması ve yorumlan-masından doğup doğmadığının incelenmesi gerekmektedir.

2886 sayılı Devlet İhale Kanunu ile, genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelerin, özel idare ve belediyelerin alım, satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri aynî hak tesisi ve taşıma işlerinin hangi usul ve esaslara göre yapılacağı hususunda Bakanlar Kuruluna düzenleme yapma yetkisi verilmiş olup, dava konusu işlemin dayanağı olan “Kamu Sektörüne Dahil İdarelerin İhalesi Yapılmış ve Yapılacak İşlerinde İhale Usul ve Şekillerine Göre Fiyat Farkı Hesabında Uygulayacakları Esaslar Hakkında” 88/13181 sayılı ve bu Esaslarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Esaslar Hakkında 2001/2862 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamelerinin, Anayasa ve anılan Yasa ile Bakanlar Kuruluna tanınan düzenleme yetkisi  kapsamında idare hukuku alanını ilgilendiren objektif ve genel düzenlemelerden olduğu, öğretide ve yargısal içtihatlarla kabul görmüş bulunmaktadır.

Sözüedilen 88/13181 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesine ekli Esasların 1. maddesinde “Bu esasların amacı, kamu sektörüne dahil idarelerin, ihalesi yapılmış ve yapılacak işlerinde ihale usul ve şekillerine göre, fiyat farkı hesabında uygulayacakları esasları tespit etmektir.

Bu esaslar, idarelerin ihale yolu ile yaptırdıkları işlerde, ihale usul ve şekillerine göre fiyat farkının hesabında uygulayacakları hususları kapsar.” denilmiş; bu Esaslarda  değişiklik öngören 2001/2862 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı eki Esasların Geçici 17. maddesinin 2. bendinde, Esasların yürürlüğe girdiği tarihten önce ihale edilen işler ile sözleşmeleri yapılmış ve devam eden işlerde, yüklenicinin, geçici maddelerde getirilen Esasların yürürlük tarihinden itibaren otuz gün içinde hiçbir şart öne sürmeden idareye başvurarak a) İşe, sözleşmelerine göre devam etmek, b) Geçici maddelerde getirilen Esaslara göre işe devam etmek, c) Sözleşmelerinin tasfiyesi hallerinden  birini istemelerine olanak tanınmıştır.

Kamu idareleri tarafından ihale yoluyla yaptırılan işlerin, yıl içinde oluşan girdi fiyatlarındaki farklar nedeniyle ve kamu yararı amacıyla, kamu gücüne dayalı, tek yanlı olarak çıkarılan sözkonusu kararnameler ve esasların, bu  nitelikleri itibariyle, genel düzenleyici işlemlerden oldukları ve kapsamı ile dayandığı esaslardan doğan uyuşmazlıkların idare hukuku ilkelerine göre idari yargı yerlerinde çözüleceği kuşkusuzdur. Ancak, kararnamenin yükleniciye uygulanmasına ilişkin uyuşmazlıkların taraflar arasında akdedilen sözleşmenin idari yada özel hukuk sözleşmesi olmasına göre hukuki niteliği ile ilgili yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir.

Olayda, davalı Kuruluş tarafından ihalesi yapılan Ağrı-Diyadin-Esentepe ve İpek Geçiti ENH ve Transformatör işinin davacı Firma tarafından yüklenildiği ve taraflar arasında “tarafların eşitliği ve sözleşme serbestisi” ilkelerine dayanan bir eser sözleşmesi imzalandığı; yüklenicinin, Bakanlar Kurulu’nca çıkarılan Fiyat Farkı Kararnamesinden yararlanmak için yaptığı başvuru nedeniyle, davalı Kuruluşça önce Kararname eki Esaslara göre fiyat farkı hesaplanmış ise de bu uygulamadan vazgeçilerek sözleşme hükümlerine göre ödemede bulunulması üzerine, uyuşmazlığa konu edilen alacak davasının açıldığı anlaşılmaktadır.

Bu duruma göre, ortada kararnamenin konusu, kapsamı ve dayandığı esaslara karşı açılmış bir dava olmayıp, kararnameden doğan haklardan özel hukuk hükümlerine tabi eser sözleşmesinin tarafı olan yüklenicinin yararlanıp yararlanamayacağına ilişkin ve kararname  uygulamasından doğan bir dava bulunması karşısında, bu davanın görüm ve çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu açıktır.

Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcılığınca 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine  göre yapılan başvurunun reddi gerekmektedir.

  

SONUÇ    : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcılığının BAŞVURUSUNUN REDDİNE, 11.7.2005 gününde Üyelerden Serap AKSOYLU’nun KARŞI OYU VE OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

***

 

K  A  R  Ş  I    O  Y

 

Dava, Bakanlar Kurulu’nca çıkarılan kararnameye göre hesaplanan fiyat farkının ödenmemesinden doğmuştur.

Kamu ihalelerinde, idarede kanunilik ilkesi gereğince, idarenin çeşitli usul kurallarına uyması zorunlu olup; ihale kapsamına giren bir işin veya ihtiyacın belirlenmesi, ihale yönteminin tespiti, ihale ilanı ve ihale kararı alınması sürecinden geçilmesi gerekmektedir.Tümüyle idarenin kamu gücüne dayanan, re’sen ve tek yanlı olarak tesis ettiği ihale işlemleri hakkındaki yargısal denetimin, idare hukuku ilkelerine göre idari yargı yerlerince yapılacağı tartışmasızdır.

Ancak, ihalenin kesinleşmesinden sonraki işlemlerin hangi hukuki rejime tabi olacağının tespiti için: bu işlemlerin taraflar arasında akdedilmiş sözleşmenin kapsamında olup olmadığının; bir başka deyişle, davanın sözleşme hükümlerinin uygulanması ve yorumlanmasından doğup doğmadığının incelenmesi gerekmektedir.

                Olayda, davalı Kuruluş tarafından ihalesi yapılan Ağrı-Diyadin-Esentepe ve İpek Geçiti ENH ve Transformatör işinin davacı Firma tarafından yüklenildiği ve taraflar arasında “tarafların eşitliği ve sözleşme serbestisi” ilkelerine dayanan bir eser sözleşmesi imzalandığı; yüklenicinin, Bakanlar Kurulu’nca çıkarılan Fiyat Farkı Kararnamesinden yararlanmak için yaptığı başvuru nedeniyle, davalı Kuruluşça önce Kararname eki Esaslara göre fiyat farkı hesaplanmış ise de bu uygulamadan vazgeçilerek sözleşme hükümlerine göre ödemede bulunulması üzerine, uyuşmazlığa konu edilen davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

                Kamu idareleri tarafından ihale yoluyla yaptırılan işlerin, yıl içinde oluşan girdi fiyatlarındaki farklar nedeniyle durmasını önlemek şeklindeki kamu yararı amacıyla, kamu gücüne dayalı ve tek yanlı olarak çıkarılan sözkonusu kararnameler ve esasların, bu nitelikleri itibariyle, eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması ve yorumlanması hakkında taraflar arasında yapılan (protokol gibi) özel hukuk düzenlemelerinden olmadıkları ve idare hukuku alanını ilgilendiren genel düzenleyici işlemlerden oldukları kuşkusuzdur.

Bu itibarla, ortada eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanmasından dolayı açılmış bir dava olmayıp, yüklenici tarafından fiyat farkı kararnamesinden yararlanmak için yapılan başvuru üzerine idarece, önce kararnameye göre fiyat farkı hesaplanmış ise de kararnamenin uygulanmasından vazgeçilmesi yolunda tesis edilen işlem, kamu gücüne dayalı, re’sen ve tek yanlı olarak tesis edilen idari işlem niteliğini taşıdığından, bu işlem nedeniyle açılan davanın  2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b. maddesinde sayılan “idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları” kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

                Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcılığının başvurusunun kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerektiği düşüncesiyle aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmadım.

 

                                                                                                       Üye

                                                                                                 Serap AKSOYLU

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS      NO: 2004/14

KARAR  NO: 2005/65

KARAR  TR : 10.10.2005

 (Hukuk Bölümü)

 

ÖZET   :Davacıya ait parselin 1945 tarih ve 4785 sayılı Yasa’ya göre devletleştirilmeye tabi yerlerden olması nedeniyle içinde bırakıldığı Devlet ormanı sınırlarının yeniden tayin ve tespiti yolundaki KADASTRO TUTANAĞINA İTİRAZ DAVASININ REDDİNE ilişkin ADLİ YARGI kararının KABULÜ ile görevsiz bulunan İDARİ YARGI YERİNCE işin esası hakkında verilen kararın KALDIRILMASI suretiyle hüküm uyuşmazlığının giderilmesi hk.

 

K  A  R  A  R

 

Hüküm Uyuşmazlığının Giderilmesini İsteyen: F. S.

Vekilleri                     :Av. U. T., Av. B. Ö.

Karşı Taraf                :1- Orman Genel Müdürlüğü

 2- Çevre ve Orman Bakanlığı

 

O  L  A  Y  :1- Bakanlık Makamının 7.3.1977 tarih ve 17 sayılı oluru ile, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1744 sayılı Kanunla değişik 2. maddesi ve 7 ilâ 12. maddeleri hükümleri uygulanmak üzere 1977 yılı orman kadastro çalışmalarının başlatılmasının uygun görülmesi ve Orman Genel Müdürlüğü Kadastro Dairesi Başkanlığının 1.4.1977 gün ve 01386 sayılı iş emri ile, aralarında 1 No’lu (1976 ve daha önceki yıllarda proğrama alınan ve henüz kadastrosu tamamlanmayan Beykoz, Sarıyer, Kartal İlçelerine ilâveten Eyüp ve Adalar İlçelerinde görevlendirilen) Orman Kadastro Komisyonunun da bulunduğu komisyonların “1977 yılında kadastro ve 2. madde uygulaması” yapacakları yolunda İstanbul Bölge Başmüdürlüğüne talimat verilmesi üzerine, saha çalışması yapan 1 NO’LU ORMAN KADASTRO KOMİSYONU 3 NO’LU ORMAN KADASTRO EKİBİ’nce; 10.7.1979 tarih ve 31 no’lu tutanak ile, Adalar Serisi Büyükturüstü Devlet Ormanına bitişik, tapu kadastronun 54 pafta, 191 ada içinde olup 1942 yılındaki orman tahdidi dışında kalan, ancak 4785 sayılı Yasa’ya göre üzerindeki kızılçam yaşlarının 40-120 olması ve Devlet ormanına bitişik bulunması nedeniyle 23 no’lu parselin daha önceki tahdit sınırı dışında kalan kısmı ve 22, 13,12,11,9 no’lu parsellerin tamamı ile, tutanakta belirtilen sınır noktaları arasında kalan sahanın, 4785 sayılı Yasa’ya göre orman sayılan yerlerden olduğu ve aynı Yasa’nın 2. maddesindeki istisnalara girmediği nedeniyle DEVLETLEŞMEYE tabi sahalardan olduğuna ve Devlet ormanı sınırları içine alınmasına karar verilmiştir.

Sözkonusu yerlerden 12 sayılı parselin maliki Fuat Süren’in vekilince 16.6.1980 tarihli dilekçe ile yapılan itiraz üzerine 1 NO’LU ORMAN KADASTRO KOMİSYONU’nca; 14.7.1981 tarih ve 67 no’lu tutanak ile, mahallinde yapılan tetkik sonunda 12 no’lu tapulama parseli hakkında Ekipçe 4785 sayılı Kanuna göre devletleştirilmesi gereken ormanlardan olduğu yolunda verilen kararın kabulü ile muterizin yerinde olmayan itirazının reddine ve bu yerin devletleştirilmesine karar verilmiş; bu karar 23.9.1981 gününde askıya çıkarılmak suretiyle ilân edilmiştir.

2-Fuat Süren vekili tarafından, müvekkilinin  Fethi  Okyar   veresesinden    1977   yılında  tapuda

işlem görmek suretiyle satın aldığı 12 sayılı perselin Büyükada’da 1942 yılında yapılan orman tahdidinin dışında bırakıldığı ve vasfının “Fethi Okyar’ın bina ve tarlaları” olarak tahdit tutanağında belirtilmiş olduğu, 1981 yılında 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 1744 sayılı Kanunla değişik 2. maddesini uygulamakla görevlendirilen orman kadastro komisyonunca yetkisini aşarak ormanla ilgisi olmayan tapulu arazinin devletleştirilmesine karar verildiği ileri sürülerek, 1 No’lu Orman Kadastro Komisyonunun 12 sayılı parsele ilişkin devletleştirilme kararının iptali istemiyle, 8.12.1981 gününde Danıştay’da dava açılmış;

DANIŞTAY SEKİZİNCİ DAİRESİ; 7.10.1983 gün ve E: 1982/2569, K:1983/1932 sayı ile, Büyükada’da 1942 yılında 3116 sayılı Kanun uyarınca yapılan sınırlama sırasında uyuşmazlık konusu yerin orman sınırları dışında bırakıldığının, 6831 sayılı Orman Kanununun 1744 sayılı Kanun ile değişik 2. maddesi uygulamaları sırasında 1 No’lu Orman Kadastro Komisyonunca 1981 yılında dava konusu sahanın tamamının orman örtüsü ile kaplı olduğunun görülmesi ve 1945 yılında çekilmiş hava fotoğraflarından anılan yerin o tarihte de orman örtüsü ile kaplı olduğunun belirlenmesi ve 1945 yılında yürürlüğe giren 4785 sayılı Kanunun o anda var olan ormanların devletleştirilmesini öngörmesi karşısında devletleştirilmesine karar verildiğinin anlaşıldığı dava konusu kararı veren komisyonların daha önce sınırlaması yapılmış ve kesinleşmiş orman sahasının sınırlarının aplikesi ile 6831 sayılı Kanunun değişik 2. maddesi uyarınca bu yerlerde 15.10.1961 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini kaybetmiş olan yerleri orman sınırı dışına çıkarmakla yetkili olduğunun tartışmasız bulunduğu, başka bir deyişle, daha önce yapılan ve kesinleşen sınırlandırma sonunda, orman sınırları dışında bırakılan yerleri orman sınırları içine alarak devletleştirme yetkilerinin bulunduğundan söz edilemeyeceği; bu durumda, 1942 yılında 3116 sayılı Kanun uyarınca yapılan sınırlama sırasında orman sınırları dışında bırakıldığı anlaşılan dava konusu taşınmaz malın 1 No’lu Orman Kadastro Komisyonunca 4785 sayılı Kanun uyarınca devletleştirilmesinde yetki bakımından sakatlığın açık olduğu gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar vermiş; bu karar, davalı idarenin karar düzeltme isteğinin aynı DAİRE’ce 15.3.1984 gün ve E: 1983/820, K:1984/461 sayı ile reddedilmek suretiyle kesinleşmiştir.

3-Fuat Süren vekili, 1942 yılında yapılan kadastro sırasında  “Fethi  Okyar’ın   bina  ve  tarlaları”

olarak tarif edilen 12 parsele 1945 yılında orman denilemeyeceğini, bu parselin özel orman olarak devletleşmeye tabi olması halinde 1945 yılında hukuki değerini kaybetmesinin gerekeceğini, oysa tapu kaydında devletleşmeye tabi olduğu yolunda bir şerh olmadığından 1977 yılında müvekkiline satışının mümkün olabildiğini ileri sürerek, müvekkiline ait 12 sayılı parseli Devlet ormanları sınırları içine alan 1 No’lu Orman Kadastro Komisyonunun 23.9.1981 tarihinde ilân edilen tahdidinin iptali istemiyle, 8.12.1981 gününde bu kez adli yargı yerinde dava açmış;

İSTANBUL 8. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 27.4.1984 gün ve E:1981/498, K:1984/207 sayı ile, davacı tarafından dosyaya ibraz edilen Danıştay 8. Daire Başkanlığının 1982/2569-1983/1932 sayılı kararı ile davaya konu teşkil eden işlemin idari nitelikte bulunduğunu kabul  ettiği ve Orman Tahdit Komisyonunun yapmış bulunduğu işlemin de 1744 sayılı Yasa’nın 2. maddesine göre aykırı bulunduğundan iptaline karar verdiği, bu nedenle davanın mevzuunun kalmadığı, yine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün 1981/12 esas 1981/21 karar sayılı ilamında “Anlaşmazlığın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğinden bu nedenle Danıştay 8. Dairesinin 28.12.1978 günlü 1978/2725-7129 sayılı görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.” denilmiş bulunmasına göre 1744 sayılı Yasanın 2. maddesine göre ihtilafların çözümünün yönetim yargı yerine ait bulunduğu, davanın mevzuu kalmadığından reddi gerekli bulunuyorsa da, bu hususta karar vermeye yetkili mahkemenin idari yargı yeri olduğu gerekçesiyle görev nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar vermiş; bu karar, davalı idare vekilince temyiz edilmiştir.

YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ’nin ; 25.4.1985 gün ve E:1984/5293, K:1985/3002 sayılı kararı  ile,  dosya içeriğine göre çekişmeli taşınmaz 1942 yılında 3116 sayılı yasa gereği yapılan tahditte özel orman niteliği itibariyle tahdit dışı bırakılmış ise de, 1945 yılında çıkan 4785 sayılı yasaya göre özel- genel tüm ormanların devleştirildiği, iptali istenen 23.9.1981 tarihli belgenin bir karar değil orman tahdit komisyonunca yapılan işlerin ilanı niteliğinde olduğu, bu ilanın dayanağının ise 4785 ve 1744 sayılı yasalar gereğince çalışma yapan yani hem tahdit yapan hem de tahdit dışına çıkaran komisyonun 10.7.1979 tarih 31 no’lu kararı ve bu çalışmaları belirleyen ekli tutanaklardan ibaret bulunduğu, sözü geçen karar ve tutanaklara göre yapılan çalışmalar, sadece 1744 sayılı yasanın 2. maddesinin uygulanmasına münhasır olmayıp, 4785 sayılı yasa gereği yeni bir tahdidi içerdiği, kaldı ki  bu  davada yerel mahkemenin bizzat yaptığı keşif sonucu üç uzman bilirkişinin verdiği 8.8.1983 tarihli raporda bile taşınmazın 1945 de çekilen hava fotoğraflarına ve bu günkü durumuna göre üzerinde 150 yaşlarında kızılçam ve orman bitkilerinin varlığının ifade edildiği, 4785 sayılı yasa gereği devletleştirilen 5658 sayılı yasa gereği iadesi gerekmeyen Devlet ormanı olduğu, 1945 yılında dahi hava fotoğraflarının çekildiği, niteliğinin belirlendiği tutanakları arasında 4785 ve 1744 sayılı yasalar gereği hem tahdit hem de dışarı çıkarma işleminin birlikte yapıldığının vurgulandığı, 6831 sayılı Yasayı değiştiren 2896 sayılı Yasa’nın 2. maddesinin (orman sınırları dışına çıkarma işleminin orman sınırlaması ile birlikte yapılacağını) hüküm altına aldığı, o halde 1942 yılında 3116 sayılı yasaya göre özel ormanlar devlet ormanları niteliğine göre ayrıldığında bu taşınmaz özel orman diye tahdit dışı bırakılmış olmasına rağmen 1945 de çıkarılan 4785 sayılı yasaya göre tüm ormanlar devletleştirilip, bu taşınmazın da orman sayılıp 1981 yılında anılan yasa gereği tahdit içine alındığı, çekişme konusu taşınmazın daha önce tahdit sınırları içine alınmaması nedeniyle bu kez yalnız 1744 sayılı yasa uygulamasına tabi olduğu, yapılan işlemin Yasalar gereği hem tahdidi hem de dışarı çıkarmayı içerdiği, bu durumda 4785 sayılı yasaya göre orman tahdit komisyonunca taşınmazın orman sayıldığı ve tahdit içine alındığı, o halde yapılan uygulama orman tahdidi olup, 6831 sayılı yasayı değiştiren 2896 sayılı yasanın 2. ve 11. maddeleri ile belirtilen uygulamalara karşı adliye mahkemelerinde iptal davası açılabileceğinin kesin olarak saptandığından artık idari yargı yerine başvurulamayacağı, davacının Danıştay’da açmış olduğu dava sonucu Danıştay 8. Dairesince verilen 1982/2569 Esas- 1983-1932 karar sayılı, 7.10.1983 günlü, işlemin iptali yolundaki karar yukarıda belirtilen duruma göre adli yargıyı bağlayıcı olamayacağı, kaldı ki sözü geçen ilamda Danıştay Tetkik Hakimi ile Savcının dahi adli yargının görevli olduğunu vurguladıkları, açıklanan nedenlerle, idari yargının görevli olmadığı bu konuda verdiği karar bağlayıcı olmayıp, adli yargının görevli olduğunun kabulü ile işin esası incelenip ulaşılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, aksine görüş ve düşünce ile davanın görev yönünden reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğu gerekçesiyle, anılan Mahkeme kararı bozulmuştur.

Davacı vekilinin kararın düzeltilmesi istemiyle yaptığı başvuru üzerine YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ’nce 25.2.1986 gün ve E:1985/5639, K:1986/1238 sayı ile, 6831 sayılı kanunun 1744 sayılı kanunla değişik 2. maddesinde evvelce sınırlaması yapılmış orman alanından bu maddede yazılı koşulları içinde orman sınırı dışına çıkarma ve sınırlamanın düzeltilmesi işleminin kanunun yürürlüğünden itibaren 10 yıl içinde orman kadastro komisyonlarınca yapılacağını hükme bağlanmış olup bu yasa hükmü uyarınca orman sınırı dışına çıkarma ve sınır düzeltme işleminin idari niteliğinin Yargıtay, Danıştay ve nihayet Uyuşmazlık Mahkemesi kararları ile saptandığı, her ne kadar 2896 sayılı kanunla sözü edilen 2. madde yeniden değişikliğe uğramış ve orman sınırı dışına çıkarma işlemine karşı adliye mahkemesine iptal davası açılabileceği kabul edilmişse de, Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarına göre uyuşmazlığın bu kanunun yürürlüğünden önce doğması halinde idari yargının görevli olduğu, aynı maddede (yeniden yapılacak orman kadastrosunda da bu madde hükmü uygulanır) şeklinde bir fıkra yer almış olup bununla, evvelce orman sınırlaması yapılmamış mahalde orman kadastro görevlilerince sınırlama yapılırken belirtilen koşullar içinde sınır dışında bırakma keyfiyetinin dikkate alınacağı ifade edilmiştir ki, ilk defa yapılan sınırlamaya karşı itiraz davalarının görüleceği yerin kanunun 11. maddesine göre adliye mahkemeleri olduğu, o mahalde 4785 sayılı kanunun yürürlüğünden önce orman sınırlaması yapılmış olsa dahi bu kanunla tüm ormanlar devletleştirildiğinden vaktiyle özel mülk olduğu için sınırlama dışında bırakılan orman alanının kadastrosunun yapılması yeni sınırlama olacağı cihetle bu durumda da itiraz davasının görüleceği yerinin yine adliye mahkemesi olduğu, şu açıklama itibariyle, orman kadastro komisyonunun hangi işi yapmakla görevli kılındığının saptanması ve durumun  buna göre de değerlendirilmesinin gerektiği, olayımızda dosya içinde mevcut 65 numaralı işe başlama tutanağının baş tarafında “Orman Bakanlığının 7.3.1977 gün ve 17 sayılı olurları ile İstanbul İli Adalar İlçesi mülki sınırları dahilindeki ormanlarda 6831 sayılı Orman Kanunun 1744 sayılı yasa ile değişik 2. maddesi gereğince orman sınırları dışına çıkarılacak yerler hakkında uygulama yapmak üzere 1 numaralı Orman Kadastro Komisyonunun yetkili kılındığı” belirtilmiş olup, aynı komisyona bağlı 3 no’lu ekipçe düzenlenen 12.7.1979 gün ve 32 numaralı tutanakta ise “2. madde uygulama çalışmaları ve bu ormanlara bitişik 4785 ve 6831 sayılı yasaya göre orman sayılan yerlerin sınır geçirilme işlemleri bitirilmiştir” denildiği, görev ve bunun yerine getirilme işlemleri farklılık gösterdiğinde keyfiyetin kesinlikle saptanmasının icabedeceği, Danıştay’ın dosyaya konan 7.10.1983 gün ve 2569/1932 sayılı kararında komisyonunun görevi ve dayanağı ile ilgili belirtilmiş bir açıklık olmadığı, o halde komisyonun münhasıran değişik 2. madde uyarınca nitelik kaybeden yerlerin orman sınırı dışına çıkarılması ile mi görevli olduğu, yoksa yukarda açıklandığı üzere yeni sınırlama yapmakla da mı görevli kılındığı hususunun Orman Bakanlığının 7.3.1977 gün ve 17 sayılı yazısına da işaretle keyfiyetin merciinden sorulmasının, münhasıran orman sınırı dışına çıkarmakla görevli kılınmışsa 4785 sayılı kanuna göre devletleştirildiğinden bahisle bir kısım yerleri orman sınırı içine alması doğru olmayacağından Danıştay’ın iptal kararı ile hasıl olan durumun nazara alınmasının, yeni sınırlama yapmakla da görevli kılınmışsa bu görevin yerine getirilmesi zımnında yapılan tahdide itiraz davasının adliye mahkemesinde görüleceği gözönünde tutularak davaya bakılmasının ve sonucuna göre bir karar verilmesinin icabedeceği bu yönler gözönünde tutulmadan eksik inceleme ve soruşturma ile dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup Dairemiz kararının bu açıklama doğrultusunda düzeltilmesinin gerektiği yolundaki gerekçeyle anılan Daire bozma kararının gerekçesi düzeltilmek suretiyle, karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir.

İSTANBUL 8. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 26.4.1989 gün ve E:1986/201, K:1989/231 sayı ile, tapu ve orman kadastro kayıtlarının getirtildiği, mahallinde yapılan keşif sonrasında uzman bilirkişilerden rapor alındığı, dosyanın incelenmesinden davanın niteliği itibariyle 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 2896 sayılı Kanunla değişik 2/B maddesinin uygulanmasıyla ilgili tutanakların iptaline ilişkin bulunduğu anlaşılmış olup bu davalara bakma görevinin kadastro mahkemelerine ait bulunduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddi ile dosyanın kadastro davalarına bakmakla görevli İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiştir.

İSTANBUL 7. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ (KADASTRO MAHKEMESİ SIFATIYLA); 9.2.1990 gün ve E: 1989/342, K:1990/63 sayı ile, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyaya ibraz edilen delillere, karşılık yazılara, taşınmazın bulunduğu mahalde yapılan keşfe, uzman bilirkişiler tarafından düzenlenen ve gerekçeli bulunan bila tarihli bilirkişi raporuna, duruşma safahatına, dosya münderecatına ve duruşma neticesinde edinilen kanaate göre, dava konusu edilen taşınmazın 1942 yılında yapılan orman kadastrosu sırasında 3116 sayılı yasaya göre tahdit dışı bırakıldığının, 1945 yılında yürürlüğe giren 4785 sayılı yasa gereğince devletleştirildiğinin, diğer bir deyişle devletleşme kapsamına girdiğinin, halen tam anlamı ile bir orman örtüsü ile kaplı olup, bilim ve fen bakımından orman niteliğini muhafaza ettiğinin, toprak ve su rejimi açısından orman rejimi dışına çıkarılmasında sakınca bulunan yerlerden olduğunun, 5658 sayılı yasa ile iadeye tabi yerlerden olmadığının, gerek 1744 sayılı yasa ve gerek 2896 sayılı yasanın 2/B maddesi kapsamına konu edilemeyecek yerlerden bulunduğunun anlaşıldığı, ayrıca dava konusu edilen taşınmazın gerek tahdit haritalarında ve gerek arazide yapılan incelemeye göre Devlet ormanı sayılan yerlerden olduğundan dolayı 6831 sayılı Orman Yasasının 50. nci maddesine göre Özel Orman Sınır işaretlemesinin yapılmadığının saptandığı, her ne kadar davacı vekili 9.2.1990 tarihli oturumda dava konusu edilen taşınmaz hakkında 3302 sayılı yasaya göre mahkememizde dava açtıklarını ve bu dava ile birleştirilmesini talep eylemiş ise de işbu derdest davanın konusu ile o davanın konusu değişik bulunduğundan davacı tarafın birleştirme isteminin bu nedenle yerinde görülmediği ve reddi gerektiği, dava 1744 sayılı yasaya göre açıldığı için husumetin sadece Orman Genel Müdürlüğüne tevcih edilmesi gerektiği, olayımızda da dava bidayeten Tarım Orman ve Köyişleri Bakanlığı aleyhine açılmış ise de bilahare temsilcide hata nedeniyle davanın Orman Genel Müdürlüğüne de tevcih edildiği, davacı vekilinin birleştirme isteminin bu nedenle de yerinde görülmediği, bu durum karşısında, uzman bilirkişi raporu da gözönünde tutularak davanın Maliye Hazinesi yönünden husumet nedeni ile,  Orman İdaresi yönünden ise esastan reddine karar verilmesinin gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar vermiş ; bu karar, YARGITAY 14. HUKUK DAİRESİ’nin 9.10.1990 gün ve E:1990/3929, K:1990/8017 sayılı kararıyla, çekişmeli taşınmazın orman sayılan yerlerden olduğu, 4785 sayılı yasa gereğince devletleştirildiği ve 5658 sayılı yasa uyarınca iadesi gerekmeyeceği, bilim ve fen bakımından orman niteliğini koruduğu, toprak ve su rejimi bakımından orman sınırı dışına çıkarılmasının sakıncalı olacağı, civar ormanlarla bütün teşkil ettiği, 6831 sayılı Orman Yasasının 1744 ve 2896 sayılı yasalarla değişik 2/B maddesi kapsamı dışında kaldığı dosya münderecaatı, mahallen yapılan keşif ve uygulama, uzmanbilirkişi kurulu raporu ile saptandığına, Devlet ormanı olarak devletleştirilen yer hakkında mevcut tapunun hukuki değerini yitireceğine ve bu nedenle tapuda yapılan temlik işleminin davacıya bir hak sağlamayacağına, 6831 sayılı Yasanın 3302 sayılı yasa ile değişik 2/B. maddesi ile ilgili  uygulamadan dolayı açıldığı bildirilen dava ile hukuki niteliği ayrı olan bu davanın birleştirilmemesinde yasaya aykırı bir yön bulunmadığına göre, orman sınırlandırma ve 1744 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Orman Yasasının 2. maddesi uyarınca orman niteliğini kaybeden yerleri orman sınırı dışına çıkarma işlemlerini yapmakla görevlendirilen orman kadastro komisyonunun 54 pafta, 191 ada, 12 parsel sayılı çekişmeli taşınmazı orman sınırı içerisine almasının ve bu işlemin iptali hakkındaki işbu davanın reddinin doğru olduğu açıklanarak onanmak ve karar düzeltme isteği de aynı DAİRE’nin 17.12.1990 gün ve E:1990/10261,K:1990/11085 sayılı kararıyla reddedilmek suretiyle kesinleşmiştir.

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİNDEN İSTENİLEN:

Fuat Süren vekillerince, 15.12.2003 günlü dilekçe ile, 1981 yılında İstanbul Büyükada’da 6831 sayılı Yasa’nın 1744 sayılı Yasa ile değişik 2/B maddesini uygulamakla görevlendirilen 1 Nolu Orman Kadastro Komisyonunun, müvekkillerine ait 54 pafta, 191 ada, 12 parselde kayıtlı taşınmazı “devletleştirilen ve iadeye tabi olmayan orman vasfı ile Devlet Ormanı sınırı içine almıştır” biçimindeki kararı üzerine devletleştirme işlemine ilişkin kararın iptali istemiyle dava açıldığı, Danıştay Sekizinci Dairesinin 7.10.1983 günlü, E:1982/2569; K:1983/1932 sayılı kararı ile 1 Nolu Orman Kadastro Komisyonunun orman sınırlandırma işlemi yapma yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle işlemin iptaline karar verildiği ve anılan kararın düzeltilmesi istemi reddedilerek kesinleştiği, Orman Kadastro Komisyonunun aynı yerle ilgili olarak 1744 sayılı Yasa ile yapılan orman sınırlandırması iptal edilmemiş gibi eski sınırı aplike etmesi üzerine açılan orman kadastrosuna itiraz davasına Kadastro Mahkemesi sıfatıyla bakan İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 9.2.1990 günlü, E:1989/342, K:1990/63 sayılı kararıyla 1 Nolu Orman Kadastro Komisyonunun devletleştirme uygulaması geçerli kabul edilerek davanın reddine karar verildiği ve anılan kararın kesinleştiği; konusu, hukuki nedeni ve tarafları aynı olan kararlar arasındaki uyuşmazlığın, hakkın gerekli biçimde yerine getirilmesini önlediği ve Anayasa ile teminat altına alınmış olan mülkiyet hakkının kaybına sebep olduğu; 7. Asliye Hukuk Mahkemesi kararının, vatandaşın mülkiyet hakkının elinden alınması sonucunu doğuracağı ve bunun ise Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen “adil yargılanma  hakkı”  ile  aynı  Sözleşmeye  Ek Protokol’de düzenlenen “mülkiyet hakkı”nın ihlâli niteliğini taşıdığı ileri sürülerek, adli ve idari yargı kararları arasında doğan hüküm uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle, 25.12.2003 gününde kayda giren dilekçe ile Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvuruda bulunulmuştur.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 24. maddesinin üçüncü fıkrasında işaret edilen 15. maddesinde öngörüldüğü gibi , son kararı veren yargı merciine dilekçe verilmesi ve bu yargı yerince de uyuşmazlığa konu edilen kararlara ilişkin başvuru dilekçesinin, dava dosyaları ile birlikte Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesi gerekirken, doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesi’ne verilmesi nedeniyle dava dosyaları, Başkanlık yazısı ile ilgili yargı yerlerinden getirtilmek suretiyle incelemeye alınmıştır.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 24. ve 16. maddelerine göre ilgili Başsavcıların yazılı düşünceleri istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI: 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesine göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için idari, adli veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan iki ayrı kararın olması ve bu kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesinin olanaksız bulunması gerektiği, hüküm uyuşmazlığına konu edilen kararlardan Danıştay Sekizinci Dairesince verilen karar, Orman Tahdit Komisyonunca alınan karara karşı açılan davanın kabulü ile dava konusu işlemin iptaline ilişkin olmasına karşın, İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı ise, aynı Komisyon kararının iptali istemiyle açılan davanın reddine ilişkin bulunduğu, bu durumda, idari ve adli yargı mercileri tarafından esasa ilişkin olarak verilip kesinleşen, aynı konu ve sebebe dayalı, taraflarından biri aynı olan söz konusu kararlar arasında çelişki olduğu gibi; bu çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi de olanaksız bulunduğundan, olayda 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen anlamda hüküm uyuşmazlığının varlığının kabulü gerektiği, uyuşmazlığın çözümüne gelince; dosyaların incelenmesinden, hüküm uyuşmazlığına konu taşınmazın 1942 yılında 3116 sayılı Kanun gereğince yapılan orman kadastro çalışmaları sırasında özel mülklerin anılan Yasa uyarınca orman sınırları içine alınmasının mümkün olmaması nedeniyle tahdit dışı bırakıldığının, 13.7.1945 günlü 6056 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 4785 sayılı Kanunun 1 nci maddesinde yer alan “ Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte var olan gerçek veya tüzel özel kişilere, vakıflara ve köy, belediye, özel idare, kamu tüzel kişiliklerine ilişkin bütün ormanlar bu Kanun gereğince devletleştirilmiştir. Bu ormanlar hiçbir işlem ve bildirime lüzum olmaksızın Devlete geçer. “hükmünün dava konusu taşınmaza uygulanıp uygulanamayacağını belirlemek üzere 1981 yılında Orman Tahdit Komisyonu tarafından mahallinde yapılan incelemede, parselin tamamının som orman örtüsü ile kaplı olduğunun görüldüğü, 1945 yılında çekilen hava fotoğraflarının incelenmesinden de o tarihlerde parselin daha kesif ve boylu orman örtüsüyle kaplı olduğunun anlaşıldığı, bu itibarla dava konusu taşınmazın 4785 sayılı Kanuna göre devletleşmesi gereken ormanlardan olduğu gerekçesiyle orman sınırları içine alındığının, Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan keşifler sonucunda iki ayrı bilirkişi kurulunca düzenlenen raporlarda taşınmazın ortalama olarak %50-55 eğime sahip bir yamaç üzerinde bulunduğunun, yaşları 120’ye kadar varan ve asli orman ağacı sayılan kızılçam ve diğer ağaçlarla kaplı olduğunun, bitki türü, yapısı ve kompozisyonu bakımından bitişiğinde bulunan Devlet ormanı ile aynı karakteri  gösterdiğinin  ve  bu  nedenle  civarındaki  orman  alanlarıyla orman bütünlüğü oluşturduğunun, arazinin çok dik bir topoğrafya göstermesine rağmen önemli bir erozyon olayının görülmemesinin toprağın çok sık bir orman örtüsü ile kaplı olmasından kaynaklandığının, bu nedenle su ve toprak rejimi bakımından mutlak surette orman örtüsü ile kaplı kalmasının gerektiğinin ve tüm bu nedenlerle 4785 sayılı Kanuna göre devletleştirilen,5658 sayılı Kanuna göre iadesi gerekmeyen ve 1744 sayılı Kanun kapsamına girmeyen yerlerden olduğunun belirtildiğinin anlaşıldığı, 6831 sayılı Orman Kanununun 1744 sayılı Kanun ile değişik 7 nci maddesinde, Devlet ormanlarının kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde bulunan her çeşit taşınmaz malların ve diğer ormanların Devlet ormanları ile müşterek sınırlarının tayin ve tespitinin orman kadastro komisyonları tarafından yapılacağının, 8 inci maddesinde ise orman kadastrosunun belde ve köy sınırları esas alınmak suretiyle bu sınırlar dahilinde kalan bütün ormanları kapsayacak şekilde yapılacağının belirtildiği, bu bağlamda, 7.3.1977 tarihli 17 sayılı Orman Bakanı Olurunda, Adalar İlçesinde orman kadastrosu yapılarak 6831 sayılı Orman Kanunu ve bu Kanunun 1744 sayılı Kanun ile değişik 2. ve 7-12 nci maddelerinin uygulanmasının uygun görüldüğünün belirtilmesinin yanı sıra Orman Genel Müdürlüğünün 1.4.1977 günlü 01386 sayılı iş emrinde de Adalar İlçesinde 1 Numaralı Orman Kadastro Komisyonunun kadastro ve 2 nci madde uygulaması yapacağına işaret edilmesi nedeniyle komisyonların hem orman tahdidi yapmaya ve hem de tahdit dışına çıkarmaya yetkili olduklarının açık bulunduğu, zira orman sınırı dışına çıkarma işleminin yapılabilmesi için öncelikle orman sınırının belirlenmesinin ve bu bağlamda orman sayılan yerlerin orman sınırı içine alınması gerektiğinde kuşku bulunmadığı, 1942 yılında 3116 sayılı Kanun uyarınca yapılan orman tahdidi sırasında anılan Kanunun 5 inci maddesi uyarınca sadece Devlet ormanlarının tahdit kapsamına alınması ve 4 üncü maddesi uyarınca Devletten başkasına ait olan ormanların Devletin denetimi altında olduğunun belirtilmiş bulunması karşısında özel mülk olması nedeniyle tahdide tabi tutulmayan taşınmazda 1 Numaralı Orman Tahdit Komisyonu tarafından 1981 yılında yapılan tahdidin 1945 yılında çıkarılan  4785 sayılı Kanun ile oluşan yeni hukuki durumun dikkate alındığı ilk tahdit olduğu konusunda duraksamaya yer olmadığı; bu itibarla, orman tahdit komisyonu kararında yetki bakımından hukuka aykırılık bulunmadığı gibi gerek 4785 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1945 ve gerekse hüküm uyuşmazlığına konu tahdidin yapıldığı 1981 yılında orman niteliğinde olduğu iki ayrı bilirkişi raporu ile tartışmasız olan taşınmazın, Devlet ormanı sınırları içine alınmasına ilişkin orman tahdit komisyonu kararında Kanuna aykırılıktan da söz edilemeyeceğinden, davanın Asliye Hukuk Mahkemesince karara bağlandığı biçimde çözüme uygun olup, bu kararla çelişen Danıştay Sekizinci Daire kararının kaldırılması gerektiği; açıklanan nedenlerle, Danıştay Sekizinci Dairesinin 7.10.1983 günlü, E:1982/2569, K:1983/1932 sayılı kararının  kaldırılması ve İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesi kararı doğrultusunda karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; 2247 sayılı Kanunun 24. maddesinde belirtilen hüküm uyuşmazlığının oluşabilmesi için, iki farklı yargı merci tarafından verilmiş aynı konuya ve aynı sebebe ilişkin, taraflardan en az biri aynı olan kararlar nedeniyle hakkın yerine getirilmesinin olanaksız olmasının gerektiği, bu durumda, adli ve idari yargı mercileri tarafından esasa ilişkin olarak verilip kesinleşen, aynı konu ve sebebe dayalı, tarafları aynı olan söz konusu kararlar arasında çelişki olduğu gibi bu çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi de olanaksız bulunduğundan, olayda 2247 sayılı Yasanın 24. maddesinde belirtilen manada hüküm uyuşmazlığının doğmuş bulunduğu, hüküm uyuşmazlığına konu taşınmazın 1942 yılında 3116 sayılı Kanun gereğince yapılan orman kadastro çalışmaları sırasında özel mülklerin anılan Yasa uyarınca orman sınırları içine alınmaması nedeniyle tahdit dışı bırakıldığının, 13.07.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 sayılı Kanunun 1. maddesinde yer alan “Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte varolan gerçek veya tüzel özel kişilere, vakıflara ve köy, belediye, özel idare, kamu tüzel kişiliklerine ilişkin bütün ormanlar bu Kanun gereğince devletleştirilmiştir. Bu ormanlar hiçbir işlem ve bildirime lüzum olmaksızın Devlete geçer.” hükmü uyarınca 1981 yılında Orman Tahdit Komisyonu tarafından mahallinde yapılan incelemede parselin tamamının orman örtüsü ile kaplı olduğunun, 1945 yılında çekilen hava fotoğraflarında da parselin daha kesif ve boylu orman örtüsüyle kaplı bulunduğu anlaşıldığından taşınmazın 4785 sayılı Kanuna göre devletleşmesi gereken ormanlardan olduğu gerekçesiyle orman sınırları içine alındığının, İstanbul 7 ve 8. Asliye Hukuk Mahkemelerince yaptırılan bilirkişi incelemeleri sonucunda düzenlenen raporlarda, taşınmazın 1945’de çekilen hava fotoğraflarına ve bugünkü duruma göre, üzerinde 150 yaşlarında kızılçam ve orman bitkilerinin varlığının bulunduğunun, bilim ve fen bakımından orman niteliğini muhafaza ettiğinin, toprak ve su rejimi açısından orman rejimi dışına çıkarılmasında sakınca bulunan yerlerden olduğunun, 5658 sayılı Yasa ile iadeye tabi olmadığının, gerek 1744 sayılı Yasa ve gerekse 2896 sayılı Yasanın 2/B maddesi kapsamına konu edilemeyecek yerlerden bulunduğunun anlaşıldığı, 6831 sayılı Orman Kanununun 1744 sayılı Kanun ile değişik 7. maddesinde, Devlet ormanlarının kadastrosu ve bu ormanların içinde ve bitişiğinde bulunan her çeşit taşınmaz malların ve diğer ormanların Devlet ormanları ile müşterek sınırlarının tayin ve tespitinin orman kadastro komisyonları tarafından yapılacağının, 8. maddesinde ise orman kadastrosunun belde ve köy sınırları esas alınmak suretiyle bu sınırlar dahilinde kalan bütün ormanları kapsayacak şekilde yapılacağının belirtildiği, 07.03.1977 tarihli 17 sayılı Orman Bakanı Olurunda, Adalar İlçesinde orman kadastrosu yapılarak 6831 sayılı Orman Kanunu ve bu kanunun 1744 sayılı Kanun ile değişik 2. ve 7-12. maddelerinin uygulanmasının uygun görüldüğünün belirtilmesi ve Orman Genel Müdürlüğünün 01.04.1977 günlü 1386 sayılı iş emrinde de Adalar ilçesinde 1 Numaralı Orman Kadastro Komisyonunun kadastro ve 2. madde uygulaması yapacağına işaret edilmesi nedeniyle komisyonların hem orman tahdidi yapmaya ve hem de tahdit dışına çıkarmaya yetkili oldukları, orman sınırı dışına çıkarma işleminin yapılabilmesi için öncelikle orman sınırının, belirlenmesi ve orman sayılan yerlerin orman sınırı içine alınması gerektiğine kuşku bulunmadığı, 3116 sayılı Kanun uyarınca yapılan orman tahdidi sırasında anılan Kanunun 5. maddesi uyarınca sadece Devlet ormanlarının tahdit kapsamına alınması ve 4. maddesi uyarınca Devletten başkasına ait olan ormanların Devletin denetimi altında olduğunun belirtilmiş bulunması karşısında, özel mülk olması nedeniyle tahdide tabi tutulmayan taşınmazda 1 Numaralı Orman Tahdit Komisyonu tarafından 1981 yılında yapılan tahdidin, 4785 sayılı Kanun ile oluşan yeni hukuki durumun dikkate alındığı ilk tahdit olduğu konusunda tartışmaya gerek olmadığı, Orman Tahdit Komisyonu kararında yetki bakımından hukuka aykırılık bulunmadığı gibi gerek 4785 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 1945 ve gerek hüküm uyuşmazlığına konu tahdidin yapıldığı 1981 yılında orman niteliğinde olduğu bilirkişi raporları ile anlaşılan taşınmazın, Devlet ormanı sınırları içine alınmasına ilişkin orman tahdit komisyonu kararında Kanuna aykırılıktan da söz edilemeyeceği, açıklanan nedenlerle Danıştay Sekizinci Dairesinin 7.10.1983 gün, 1982/2569 esas ve 1983/1932 sayılı kararının kaldırılması ve İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesi kararı doğrultusunda karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İLK  İNCELEME   :

A)Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 7.2.2005 günlü toplantısında, dosyanın usul yönünden incelenmesi sonunda:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 24. maddesinin 2592 sayılı Kanun’la değişik birinci fıkrasında yer alan “ 1 nci maddede gösterilen yargı mercilerinden en az ikisi tarafından,görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflardan en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığı kabul edilir.” hükmüne göre;

Ortada, adli ve idari yargı yerlerince davanın esası hakkında verilmiş ve kesinleşmiş kararlar bulunduğu her iki yargı yerinde de 1 No’lu Orman Kadastro Komisyonu kararına karşı açılan davanın konusu ve dava sebebi  ile taraflardan en az birinin aynı olduğu; Danıştay Sekizinci Dairesi’nce , orman kadastro komisyonlarının daha önce sınırlaması yapılmış ve kesinleşmiş orman sahasının aplikesi ile 6831 sayılı Kanun’un değişik 2 nci maddesi uyarınca 15.10.1961 tarihinden önce bilim ve fen bakımından orman niteliğini kaybetmiş olan yerleri orman sınırı dışına çıkartmaya yetkili olmaları nedeniyle daha önce yapılan ve kesinleşen sınırlandırma sonucunda orman sınırları dışında bırakılan yerleri orman sınırları içine alarak devletleştirme yetkileri bulunmadığından 1942 yılında 3116 sayılı Yasa uyarınca yapılan sınırlama sırasında orman sınırları dışında bırakıldığı anlaşılan dava konusu taşınmazın Orman Kadastro Komisyonunca 4785 sayılı Yasa uyarınca devletleştirilmesinin yetki bakımından hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline karar verilmesine karşılık; İstanbul Asliye Hukuk (Kadastro) Mahkemesi’nce  4785 sayılı Yasa gereğince dava konusu taşınmazın devletleşme kapsamına girdiği, halen tam anlamı ile orman örtüsü ile kaplı olduğu, bilim ve fen bakımından orman niteliğini muhafaza ettiği, toprak ve su rejimi bakımından orman rejimi dışına çıkarılmasında sakınca bulunan yerlerden olduğu, 5658 sayılı Yasa uyarınca iade edilmesi gereken yerlerden olmadığı ve 1744 sayılı Yasa’nın 2/B maddesi kapsamında bulunmadığının bilirkişi raporları ve dosya içeriğinde bulunan belgelerden anlaşıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, böylece davacı yönünden, kendisine hak tanıyan idari yargı kararının adli yargı yerince davanın reddi yolunda verilen karar nedeniyle infaz edilebilme olanağının kalmadığı anlaşılmaktadır.

Bu duruma göre, adli ve idari yargı kararları arasında, orman kadastro komisyonlarının daha önce sınırlaması yapılmış ormanların sonradan yürürlüğe giren 4785 sayılı Yasa hükümlerini dikkate alarak yeniden sınırlandırılması konusunda yetkilerinin olup olmadığı noktasında ortaya çıkan çelişki nedeniyle, davacının mülkiyete ilişkin hakkının yerine getirilmesinin olanaksız bulunduğu açıktır.

Belirtilen nedenlerle;

1-       Danıştay Sekizinci Dairesi ile İstanbul 7. Asliye Hukuk Mahkemesi kararları arasında, 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleştiği anlaşıldığından HÜKÜM UYUŞMAZLIĞI BULUNDUĞUNA;

2-            2247 sayılı Yasa’nın 25. maddesi hükümleri uyarınca,

a) Uyuşmazlık Mahkemesi’ne yapılan başvuruya ait dilekçe ve eklerinin, kesin olarak belirlenen 30 gün içinde yanıt verilmek üzere Çevre ve Orman Bakanlığına bildirilmesine, Bakanlıkça verilen cevabın karşı tarafa tebliği suretiyle dosyanın tekemmülünün sağlanmasına,

b) Konu ile ilgili tüm bilgi ve belgelerin adı geçen Bakanlıktan istenilmesine,

c) Usuli işlemler tamamlandıktan ve esas hakkındaki rapor yazıldıktan sonra Başkanlıkça belirlenecek günde işin esasının görüşülmesine;

B) Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 11.7.2005 günlü toplantısında, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda da;

7.2.2005 günlü ara karar gereğince başvuru dilekçesi ve eklerinin Çevre ve Orman Bakanlığına, adıgeçen Bakanlığın cevabının ise başvuran tarafa tebliğ olunduğu ve başvuranın cevaba cevap dilekçesinin dosyaya konulduğu, Başkanlıkça başvuru dilekçesi ve eklerinin Orman Genel Müdürlüğüne tebliğ olunduğu anlaşılmış ise de tekemmülün sağlanmadığı görüldüğünden dosyanın 2247 sayılı Yasa’nın 25. maddesi yollamasıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 16. maddesinde öngörüldüğü şekilde tekemmülünden sonra işin esasının görüşülmesine,

OYBİRLİĞİ İLE karar verilmiştir.

 

ESAS İNCELEME VE GEREKÇE  : Uyuşmazlık   Mahkemesi  Hukuk  Bölümü’nün,  Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay  ÖZDEMİR, M. Lütfü  ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve H. Hasan MUTLU’nun katılımlarıyla yapılan 10/10/2005 günlü toplantısında;

Başvuru dilekçesi ve ekleri, uyuşmazlığa konu edilen kararlara ilişkin dava dosyaları, ilgili Başsavcıların düşünce yazıları, Raportör- Savcı  İsa YEĞENOĞLU’nun hazırladığı  işin esasına ilişkin rapor, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Ek Protokol ile  Yasa kuralları ve uygulamaya ilişkin belgeler, cevap dilekçeleri okunup incelendikten; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten  sonra,2247 sayılı Yasa’nın 25. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

A) Dava, İstanbul İli, Adalar İlçesi, Büyükada Nizam Mahallesi, Kamino Mevkii, 54 pafta, 191 ada, 12 parsel sayısı ile tapuya kayıtlı 107.340 m²’lik  taşınmazın, 1744 sayılı Yasa uygulaması yapan orman kadastro komisyonunca, 4785 sayılı Yasa uyarınca devletleştirilmeye tabi yerlerden olduğu nedeniyle orman sınırları içine alınmasına ilişkin tespite malik tarafından yapılan itirazdan ibarettir.

Büyükada’da, 1942 yılında görevlendirilen orman tahdit komisyonu tarafından, 3116 sayılı Orman Kanunu’nun 5. maddesinde öngörüldüğü üzere sadece Devlet ormanlarının (Büyükturüstü ve İsatepe) sınırlandırılması yapılmış olup, sahipli arazileri sınırlandırma dışında bırakan bu işlemler 1943 yılında kesinleşmiştir.

Resmi Gazetede yayımlandığı 13.7.1945 tarihinde yürürlüğe giren 4785 sayılı Yasa ile, 2. maddesinde sayılan istisnalar dışındaki bütün ormanlar hiçbir işlem ve bildirime gerek olmaksızın devletleştirilmiştir.

Orman Genel Müdürlüğünce, 1977 yılı uygulama döneminde, 6831 sayılı Yasa’nın 1744 sayılı Yasa ile değişik 2. ve 7-12. maddeleri hükümleri uygulanmak suretiyle orman kadastrosu çalışmalarının başlatılması yolunda yapılan teklifin Bakanlık Makamının 7.3.1977 günlü oluru ile uygun bulunması üzerine, 1.4.1977 tarih ve 1386 sayılı iş emri ile, İstanbul Bölgesinde kurulmuş 1, 15 ve 19 No’lu Komisyonlar için 1977 çalışma döneminde kadastro ve 2. madde uygulaması yapacakları hususu İstanbul Orman Bölge Başmüdürlüğüne duyurulmuştur.

İstanbul- Adalar İlçesinde 1 No’lu Orman Kadastro Komisyonu’na bağlı olarak görev yapan 3 Nolu Orman Kadastro Ekibi’nce, Komisyon Başkanlığının 18.8.1977 tarihli emri üzerine, 1744 sayılı Yasa ile değişik 2. madde ve orman kadastrosu uygulamalarını yapmak üzere Büyükada’da çalışma başlatılmış;3116 sayılı Yasa’ya göre oluşturulan orman tahdit komisyonunca çizilen Büyükturüstü ve İsatepe Devlet Ormanları sınırları araziye aplike edildikten sonra, 10.7.1979 tarih ve 31 no’lu tutanak ile, 54 pafta, 191 ada içinde yer alan parseller üzerindeki örtünün, bitişiğindeki Devlet ormanı örtüsünün devamı olduğu ve aynı karakteri gösterdiği, aynı zamanda %40’dan fazla meyilli olduğu saptanan arazinin yer yer kızılçam meşcerelerinden (koruluk) ve dağınık kızılçam ağaçlarıyla pırnal meşesi ve kocayemişten ibaret örtü ile kaplandığının anlaşıldığı, 1942 yılındaki orman tahdidi dışında kalan bu saha üzerindeki kızılçam ağaçlarının 40-120 yaşlarında olması ve Devlet ormanına bitişik bulunması nedeniyle 23 no’lu parselin daha önceki tahdit dışında kalan kısmı ile 22,13,12,11,9 no’lu parsellerin tümünün, 4785 sayılı Yasa’ya göre orman sayıldığı ve 2. maddesinde sayılan istisnalara da girmediği, bu nedenle devletleştirilmeye tabi olduğu saptanmış ve Devlet ormanı sınırları içine alınmış;12.7.1979 tarih ve 32 no’lu işi bitirme tutanağında belirtildiği üzere, Büyükada sınırları içinde kalan Adalar serisi Büyükturüstü ve İsatepe Devlet Ormanlarının 6831 sayılı Yasa’nın değişik 2. maddesini uygulama çalışmaları ile bu ormanlara bitişik olup 4785 ve 6831 sayılı Yasalara göre orman sayılan yerlerin sınır geçirilmesi işlemleri bitirilmiştir.

Yapılan itiraz üzerine 12 sayılı parseli mahallinde inceleyen 1 No’lu Orman Kadastro Komisyonu’nca, 14.7.1981 tarih ve 67 no’lu tutanak ile, sözkonusu parselin tamamen som orman örtüsü ile kaplı olduğunun görüldüğü, 1945 yılında yürürlüğe giren 4785 sayılı Kanun o anda mevcut bulunan ormanların devletleştirilmesini öngördüğünden 1945 yılında çekilen hava fotoğrafları incelendiğinde de bu yerin bugünden daha kesif ve boylu orman örtüsüyle kaplı olduğunun tespit edildiğinden bahisle, 3 No’lu Ekip kararı kabul edilmek suretiyle itiraz reddedilmiş ve bu yerin devletleştirilmeye tabi yerlerden olduğuna karar verilmiştir.

 

12 sayılı parselin malikince, sözkonusu kadastro tutanağının, komisyonun devletleştirme yetkisinin bulunmadığı iddiasıyla iptali istemiyle idari yargıda; taşınmazın özel orman olmadığı ve 1977 yılında tapuda satış nedeniyle tapusunun hukuki kıymetini yitirmemiş bulunduğu iddiasıyla iptali istemiyle ise adli yargıda dava açılmıştır.

1) Mülga 3116 sayılı Orman Kanunu sadece Devlet ormanlarının sınırlandırılmasını öngörmüş olup, 4785 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği 13.7.1945 tarihinden önce kadastrosu yapılan alanlarda sahipli araziler ve/veya özel ormanlar sınırlandırma dışında bırakıldığından, bu kadastro çalışmalarının ormanların tamamını kapsamadığı anlaşılmaktadır.

   4785 sayılı Yasa ile, bu Yasa’nın yürürlüğe girdiği 13.7.1945 tarihinde varolan bütün ormanların “hiçbir işlem ve bildirime lüzum olmaksızın” devletleştirilmiş olması karşısında, daha önce sınırlandırılması yapılmış ve kesinleşmiş yerlerde13.7.1945 tarihinden sonra yapılacak olan ilk kadastro çalışmasında, 3116 sayılı Yasa’ya göre sınırlandırma dışında bırakılmış sahaların, olay tarihi itibariyle yürürlükte bulunan;

-4785 sayılı Yasa’nın 2. maddesinde sayılan istisnalar arasında olup olmadığı;

-5658 sayılı Yasa’ya göre iadesi gerekip gerekmediği;

-6831 sayılı Yasa’nın 1. maddesinde tanımı yapılan orman niteliğini taşıyıp taşımadığı;

yönlerinden öncelikle inceleneceği ve bu inceleme sonunda: istisnalardan olmadığı, iadesi gerekmediği ve orman tanımına uyduğu saptanan alanların kadastro komisyonunca orman sınırları içine alınacağı, doğaldır.

Bu durumda, 13.7.1945 tarihinden sonra böyle bir alanda çalışma yapan kadastro komisyonunun 4785 sayılı Yasa gereğince “bağlı yetki” içinde bulunduğu; kendisine verilen iş emrinde bu husus belirtilmese dahi 13.7.1945 tarihinden önce sınırlandırılması yapılmış alanlarda 4785 sayılı Yasa hükümlerini uygulamakla yükümlü bulunduğu kuşkusuzdur. Nitekim, orman kadastro ekibince bu doğrultuda işlem yapıldığı 32 no’lu işi bitirme tutanağındaki “… Adalar serisi Büyükturüstü ve İsatepe Devlet Ormanlarının değişik 2. madde uygulama çalışmaları ve bu ormanlara bitişik, 4785 ve 6831 sayılı yasaya göre orman sayılan yerlerin sınır geçirilmesi işlemleri bitirilmiştir.” ifadesinden açıkça anlaşılmaktadır.

Olayda, 1943 yılında sınırlandırması kesinleşmiş Büyükada’da 6831 sayılı Orman Kanunu (1744 sayılı Kanunla değişik) hükümlerine göre çalışma yapan orman kadastro ekibince, 12 sayılı parselin 4785 sayılı Yasa’ya göre devletleştirilen alanlardan olduğu saptandıktan sonra orman sınırları içine alınması yolunda tutanak tutulmuş olup, her ne kadar, Ekip kararına itiraz üzerine Komisyon Başkanlığınca yapılan inceleme sonunda tutulan 14.7.1981 tarih ve 67 no’lu tutanakta “…muterizin yerinde olmayan itirazının reddine ve bu yerin devletleştirilmesine karar verildi.” denilmiş ise de, bu karar 4785 sayılı Yasa ile “hiçbir işleme lüzum olmaksızın” devletleştirilen bir arazinin saptanmasından ve esasen özel bir yasa niteliği taşıyan 4785 sayılı Yasa uyarınca ayrık olarak yapılan bir sınırlandırma- kadastro işleminden ibaret bulunduğundan, buna karşı açılan davanın da kadastro tutanağına itiraz davası olduğunun kabulü gerekir.

Buna göre, 6831 sayılı Yasa’nın 1744 sayılı Yasa ile değişik 2. maddesi uygulamalarının idari işlem niteliğini taşıdığı nedeniyle bu uygulamalara karşı açılan davaların idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği yolundaki 1744 sayılı Yasa’nın yürürlükte bulunduğu döneme ilişkin Uyuşmazlık Mahkemesi’nin yerleşik kararlarının kapsamına giren bir idari davanın varlığından sözetmeye olanak bulunmayıp, kadastro tutanağına itiraz davasının görüm ve çözümünde anılan Yasa’nın 1744 sayılı Yasa ile değişik 11. maddesinin ikinci fıkrasına göre adliye mahkemeleri görevli olduğundan, olayda Danıştay Sekizinci Dairesi’nce, idari yargının görevinde olmayan davanın 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü  Kanunu’nun 15/1-a. maddesi uyarınca reddi gerekirken, işin esasına girilerek verilmiş bulunan kararın kaldırılması gerekmektedir.

2) Kadastro tutanağına itiraz davasına gelince:

İstanbul 8. Asliye Hukuk Hakimliğince, İ.Ü.Orman Fakültesi Öğretim Üyesi, Tapu Kadastro Başmühendisi ve Ziraat Yüksek Mühendisinden oluşan bilirkişi heyetiyle 4.7.1983 gününde mahallinde yapılan keşifte 1942 yılında çizilen orman tahdit haritası ile bunun aplikasyonuna ilişkin sonraki harita mahalline uygulandıktan; gerekli inceleme ve ölçüm yapıldıktan sonra düzenlenen 8.8.1983 tarihli bilirkişi raporunda: dava konusu taşınmazın yer yer %100 eğimli bir yamaç üzerinde bulunduğu, taşınmaz içerisinde kapalılığı değişik durum arzeden ve yaşları 150’ye varan kızılçam ağaçları ile cistus, arbutus, genista, akçakesme ve pırnal meşesinden ibaret flora elemanlarının yeraldığı, sayılan bitkilerle tamamen örtülü durumda olan nizalı yerin bitki türü, yapısı ve kompozisyonu bakımından bitişiğinde bulunan Devlet ormanı ile aynı karakteri taşıdığı ve 1945 yılında da orman örtüsüyle kaplı olduğunun arazi bulgularından anlaşıldığı, dava konusu taşınmazın tamamının 4785 sayılı Kanuna göre devletleştirilen ve 5658 sayılı Kanuna göre iadesi gerekmeyen Devlet ormanı özelliğinde olması nedeniyle orman sınırları içinde bırakılması gerektiği belirtilmiştir.

Aynı Mahkemece, bu defa 18.4.1988 gününde İ.Ü.Orman Fakültesi Öğretim Üyelerinden oluşan bilirkişi heyetiyle birlikte mahallinde yapılan keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporunda: arazi üzerinde yapılan tespitlerde halen tümüyle kızılçam ağaçları ile kaplı olduğu ve alt tabakada arbutus, erica, cistus gibi elemanların yer aldığı, araziyi kaplayan asli orman ağacı kızılçamların yaşlarının 20-120 arasında değiştiği, yer yer tam bir kapalılık oluşturan kızılçam örtüsünün geçen yıl bir yangına maruz kalmasına rağmen yanmış tüm ağaçların henüz sahada dikili vaziyette bulunduğu, meyili yer yer %100’e ulaşan arazinin ortalama meyilinin %50-55 civarında olduğu, arazinin çok dik bir topoğrafya göstermesine rağmen saha üzerinde önemli bir erozyon olayının görülmemesinin toprağın çok sık bir orman örtüsü ile kaplı olmasından kaynaklandığı, bilim ve fen bakımından orman niteliğini muhafaza ettiği, toprak ve su rejimi açısından orman dışına çıkarılmasında sakınca bulunan yerlerden olduğu, civarındaki orman alanlarıyla bir bütünlük teşkil ettiği sonuç ve kanaatine varılmıştır.

Gerek kadastro tutanaklarında gerek her iki bilirkişi raporunda yapılan tespit ve değerlendirmelere göre, 1945 yılında orman örtüsüyle kaplı olması ve 4785 sayılı Yasa’nın 2. maddesinde sayılan istisnalar arasında yer almaması nedeniyle devletleştirilmeye tabi olduğu, 5658 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımadığından iadeye tabi olmadığı ve 6831 sayılı Yasa’nın 1. maddesindeki orman tanımına uyduğu anlaşılan 12 sayılı parselin, 32 no’lu işi bitirme tutanağında da açıkça ifade edildiği üzere orman sınırları içine alınmasına; diğer bir ifadeyle, Devlet ormanı sınırlarının yeniden tayin ve tespitine  ilişkin kadastro tutanağında hukuka aykırılık görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, Fuat Süren vekillerince, müvekkile ait 12 sayılı parselin devletleştirilmeye tabi yerlerden olduğuna ve orman sınırları içine alınmasına; diğer bir ifadeyle, Devlet ormanı sınırlarının yeniden tayin ve tespitine  ilişkin kadastro tutanağına karşı açılan itiraz davasının reddi  gerekmiştir.

 

B) Başvuruda bulunan davacı vekillerince, adli yargı kararının vatandaşın mülkiyet hakkının elinden alınması sonucunu doğuracağı nedeniyle bu durumun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen “adil yargılanma hakkı” ile Ek Protokolde düzenlenen “mülkiyet hakkı”nı ihlal niteliği taşıdığı ileri sürülmüş ise de, yapılan incelemede usul hükümlerine uygun olarak yürütülen yargılamada anılan Sözleşme kuralını ihlâl eden bir durum tespit edilemediği gibi, Anayasa’nın 169. maddesi ile ormanların korunması ve geliştirilmesi hususunda Devletin görevli kılındığı dikkate alındığında ve yukarıda (A). bendinde açıklanan gerekçeler karşısında, olayda Ek Protokol kuralına aykırılık iddiası da ciddi bulunmamıştır.

 

 KARAR     :

1-Hüküm uyuşmazlığına konu edilen davanın, kadastro tutanağına itiraz davası olduğuna ve görüm ve çözümünde ADLİ YARGININ GÖREVLİ BULUNDUĞUNA;

2-Bu nedenle, Danıştay Sekizinci Dairesi’nce görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esası hakkında verilen ve kesinleşen 7.10.1983 gün ve E: 1982/256 , K:1983/1932 sayılı KARARIN KALDIRILMASINA;

3-Fuat Süren’e ait 12 sayılı parselin 4785 sayılı Yasa uyarınca devletleştirilmeye tabi yerlerden olduğu nedeniyle orman sınırları içine alınmasına ilişkin KADASTRO TUTANAĞINA İTİRAZ DAVASININ, yukarıda açıklanan gerekçelerle REDDİNE;

4-Bu nedenle, sonucu itibariyle hukuk ve usule uygun bulunan İstanbul 7. Asliye Hukuk (Kadastro) Mahkemesi’nin kesinleşen 9.2.1990 gün ve E:1989/342, K:1990/63 sayılı ve DAVANIN REDDİ  YOLUNDAKİ HÜKMÜN KABULÜNE,

Bu suretle HÜKÜM UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE, 10.10.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

                —— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS      NO: 2005/18

KARAR  NO: 2005/66

KARAR  TR :10.10. 2005

 (Hukuk Bölümü)

 

ÖZET    :Kamulaştırma Kanunu’nun 12. maddesinin uygulanmasından doğan davanın, anılan maddenin son fıkrası uyarınca ADLİ YARGI YERİNDE çözümlen-mesinin gerektiği hk.

 

K  A  R  A  R

 

Davacı                       : DSİ Genel Müdürlüğü

Vekilleri                     : Av. N. S.

Davalı                        : Adıyaman Valiliği

Vekili                         : Av. M. R. Ç.

Müdahiller :               1- Taşdamlar Köyü Tüzelkişilği ve 32 Köy Sakini

                                   Vekili   :Av. A. D.

                                   2- Köseuşağı Köyü Tüzelkişiliği

                                   Vekilleri   :Av. M.K., Av. Y.S.

                                   3- Altuntaş ve Aşağıköy Köyleri Tüzelkişilikleri

                                   Vekilleri   :Av. M. G.. Av. A.G.

                                   4- B. K.ve Arkadaşları

                                   Vekili       : Av. Y. S.

 

O  L  A  Y  : Adıyaman İli’nde DSİ tarafından yapımı gerçekleştirilen “Çat Barajı Projesi”  kapsamına giren kamulaştırma işlemleri tamamlanıp barajda su tutulmaya başlanması üzerine ve “Baraj İnşaatı İçin Yapılan Kamulaştırmada Kamulaştırma Sahasına Mücavir Taşınmaz Malların Kamulaştırılması Hakkında Yönetmelik” hükümleri gereğince, baraj gölü çevresinde bulunan yerleşim birimlerinde ilân yapılmak suretiyle kamulaştırma alanına mücavir taşınmazların maliklerine 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 12/6. maddesine göre taşınmazlarının kamulaştırılması için talepte bulunabilecekleri duyurulmuş; ilân tarihinden itibaren 1 yıl içinde yapılan başvurular, DSİ’nin görüşü de eklenerek Adıyaman Valiliğine iletilmiştir.

Adıyaman Valiliğinde kurulan “Baraj Mücavir Alanlarının Kamulaştırılmasını İnceleme Komisyonu” tarafından yapılan inceleme ve değerlendirme sonucunda düzenlenen 4.4.1997 tarihli “Çat Barajı Mücavir Alan Kamulaştırma Raporu”nda: 1. Altuntaş Köyü, 2. Bozgedik Köyü ve Düzağaç  Mezrası, 3. Gölbağı Köyü, 4. Gölbağı- Aligör Mezrası, 5. Taşdamlar (Şerefhan) Köyüne   bağlı   Biris,  Çat  ve  Gömüçirpi   Mezraları,  6.  Köseuşağı  Köyü,  7.  Kalecik  Köyü, 8.  Aşağıköy arazilerinin kamulaştırılmasına karar verilmiştir.

A)Davacı  DSİ Genel Müdürlüğü vekilince, anılan   raporun   2,3,4  ve  7 no’lu  bendlerine

İdarelerinin de aynen katıldığı; ancak, raporun 1,5,6 ve 8 no’lu bentlerine ilişkin komisyon kararının, yürürlükteki mevzuat hükümlerine aykırı olduklarından bahisle iptaline karar verilmesi istemiyle, 20.7.1997 günlü (yenilenen) dilekçe ile idari yargı yerinde dava açılmıştır.

1-            GAZİANTEP İDARE MAHKEMESİ; 29.12.1998 gün ve E:1997/657, K:1998/2385 sayı

ile, dava konusu komisyon kararının 1,5,8 no’lu bentlerinin iptaline ve davanın 6 no’lu bende yönelik kısmının reddine karar vermiştir.

Anılan karar, taraflarca temyiz edilmesi üzerine DANIŞTAY ALTINCI DAİRE’nin 20.3.2001 gün ve E:2000/698, K:2001/1389 sayılı ve “Uyuşmazlık, 2942 sayılı Yasa’nın 12. maddesinin uygulanmasından kaynaklandığından, davanın anılan maddenin son bendi uyarınca adli yargıda çözümlenmesi gerekmektedir. İdare Mahkemesince işin esasının incelenmesi suretiyle karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” yolundaki kararı ile bozulmuştur.

 

2- GAZİANTEP İDARE MAHKEMESİ; 19.9.2001 gün ve E:2001/1315, K:2001/1079 sayı ile, anılan Danıştay bozma kararına uymak suretiyle ve 2942 sayılı Yasa’nın 12. maddesinin uygulanmasından doğan davada aynı maddenin son bendi uyarınca adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

B) Davacı İdare vekilince, aynı istekle, 17.7.2001 gününde adli yargı yerinde dava açılmıştır.

1- ÇELİKHAN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 29.1.2004 gün ve E.2001/28, K:2004/7 sayı ile, davacı ve davalı kurumların 3533 sayılı Kanunun 1. maddesinde yer alan kuruluşlardan olması nedeniyle uyuşmazlığın usulen mecburi tahkim yoluyla çözülmesinin gerekeceği gerekçesiyle Mahkemenin görevsizliği nedeniyle dava dilekçesinin reddine karar vermiştir.

Bu karar, davacı DSİ ve bir kısım müdahillerin vekillerince temyiz edilmesi üzerine YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİ’nin 3.6.2004 gün ve E:2004/4879, K:2004/6375 sayılı ve “Talep, Valilik tarafından oluşturulan komisyonun almış olduğu idari kararın iptaline ilişkin olması sebebiyle görevli mahkeme, İdare Mahkemesidir. Bu gerekçe ile mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, gerekçede gösterilen nedenlerle dava dilekçesinin reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.” yolundaki kararı ile bozulmuştur.

2- ÇELİKHAN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 8.10.2004 gün ve E:2004/29, K:2004/30 sayı ile, anılan Yargıtay bozma kararına uymak suretiyle ve idari kararın iptaline dair davaya bakma görevinin İdare Mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve H. Hasan MUTLU’nun katılımlarıyla yapılan 10.10.2005 günlü toplantısında;

1-    İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı  Yasa’nın  27.maddesi  uyarınca  yapılan

incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, dava dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Savcı İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde adli  yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in davada adli  yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü  açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Baraj Mücavir Alanlarının Kamulaştırılmasını İnceleme Komisyonu kararının iptali isteminden ibarettir.

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun “Kısmen kamulaştırma” başlıklı 12. maddesinin altıncı fıkrasında,” Baraj inşası için yapılan kamulaştırmalar sonunda kamulaştırma sahasına mücavir taşınmaz mallar, çevrenin sosyal, ekonomik veya yerleşme düzeninin bozulması, ekonomik veya sosyal yönden yararlanılmasının mümkün olmaması hallerinde, sahiplerinin yazılı başvurusu üzerine kamulaştırmaya tabi tutulur. Bu hususları düzenleyen yönetmelik,Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca; İçişleri, Maliye, Bayındırlık, Tarım ve Orman, Köyişleri ve Kooperatifler bakanlıkların görüşü de alınmak suretiyle hazırlanır. Bu yönetmelik, Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulur ve Resmi Gazete’de yayımlanır. Bu suretle kamulaştırılan mücavir taşınmaz mallar hakkında 22 ve

23 üncü maddeler hükmü uygulanmaz. İdare, bu taşınmaz mallar üzerinde imar mevzuatı hükümlerini de göz önünde tutarak dilediği gibi tasarrufta bulunabilir ve gerektiğinde Hazineye bedelsiz olarak devredebilir.” hükmü yer almış; aynı maddenin son fıkrasında “Bu maddenin uygulanmasından doğacak anlaşmazlıklar adli yargıda çözümlenir.” hükmüne yer verilmiştir.

Dava dosyalarının incelenmesinden, yapımı tamamlanan Çat Barajının su havzası çevresindeki yerleşim birimlerinde, anılan Yasa maddesi uyarınca hazırlanarak 27.6.1985 tarih ve 85/9634 sayılı BKK. ile yürürlüğe konulan  “Baraj İnşaatı İçin Yapılan Kamulaştırılmalarda Kamulaştırma Sahasına Mücavir Taşınmaz Malların Kamulaştırılması Hakkında Yönetmelik” hükümlerine göre yapılan ilân üzerine, taşınmaz  maliklerince  taşınmazlarının  kamulaştırılması

yolundaki başvurular DSİ tarafından incelenerek idare görüşüyle birlikte Adıyaman Valiliğine iletilmiş olup, anılan Yönetmeliğin 7. maddesinde öngörüldüğü üzere, valinin görevlendirdiği bir vali yardımcısının başkanlığında, İçişleri, Maliye ve Gümrük, Bayındırlık ve İskan, Tarım Orman ve Köyişleri, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlıklarına bağlı il temsilcileri ile DSİ tarafından görevlendirilen bir yetkiliden oluşan “Baraj Mücavir Alanlarının Kamulaştırılmasını İnceleme Komisyonu” tarafından alınan kamulaştırma kararlarının dava konusu edildiği anlaşılmaktadır.

Olayda, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 12. maddesinin altıncı fıkrası hükmü ile bu hüküm uyarınca çıkarılan Yönetmelik hükümleri uygulandığına göre, bu uygulamadan doğan anlaşmazlığın görüm ve çözümünde, anılan Yasa maddesinin son fıkrasının açık hükmü karşısında adli yargı yerinin görevli olduğu tartışmasızdır.

Açıklanan nedenlerle, Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

  

SONUÇ    :Davanın çözümümde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Çelikhan Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 8.10.2004 gün ve E:2004/29, K:2004/30 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 10.10.2005 gününde Üyelerden Dr. Atalay ÖZDEMİR ve Mustafa Lütfü ÜÇKARDEŞLER’in KARŞIOYLARI ve OYÇOKLUĞU  İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

***

 

K  A  R Ş  I   O  Y

 

   Kamulaştırma Kanunu’nun 12. maddesinde kısmen kamulaştırma düzenlenmiştir. Maddede kısmi kamulaştırma halinde kamulaştırılan malın değerinin belirlenmesine ilişkin kurallar yer almaktadır. Maddenin uyuşmazlığa konu fıkrasında ise, baraj kamulaştırmalarında kamulaştırma sahasına mücavir taşınmaz malların yazılı şartların bulunması halinde kamulaştırmaya tabi tutulacağı belirtilmiştir. Bu düzenlemeye görev mücavir taşınmaz malların kamulaştırılmasından sonra çıkan uyuşmazlıklar nedeniyle, malları kamulaştırılanların taraf olduğu davaların bu madde kapsamında değerlendirilip çözümleneceğini kabul zorunludur. Somut olayda Adıyaman Valiliğinde kurulan “Baraj Mücavir Alanlarının Kamulaştırılmasını İnceleme Komisyonu” tarafından alınan kamulaştırma kararının  iptali istenmiştir Dava DSİ Genel Müdürlüğü tarafından Adıyaman Valiliği aleyhine açılmıştır. Taşınmaz malikleri tarafından açılmış bir dava bulunmamaktadır.Uyuşmazlık, komisyon tarafından kamulaştırma yapılmasına ilişkin kararın iptali isteminden kaynaklandığından ve iki idare arasında olduğundan, idarenin kendi iç ilişkisi içerisinde idare hukuku esaslarına göre çözümlenmesi gereken niteliktedir. Taşınmazları kamulaştırılan kişiler davada taraf olmadığından uyuşmazlığın 12. madde kapsamında kabul edilmesi mümkün değildir. Anılan komisyonun kamulaştırma  kararının iptali istendiğine ve davanın her iki tarafı idare olduğuna göre uyuşmazlığın çözümünde İdari Yargı görevlidir. Gaziantep İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekir. Adli Yargının görevli olduğuna, Çelikhan Asliye Hukuk Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması yolundaki çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.

 

                                            Üye                                                                                       Üye                                                                    

                            Dr. Atalay ÖZDEMİR                                                               Mustafa Lütfü ÜÇKARDEŞLER

 

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS      NO: 2005/28

KARAR  NO: 2005/67

KARAR  TR : 10.10.2005

   (Hukuk Bölümü)

 

ÖZET   :Askerlik yükümlülüğünü Milli Eğitim Bakanlığı emrinde yedek subay öğretmen olarak yapmakta iken görevinden çekilmiş sayılan davacının, firar suçundan dolayı askeri mahkemede yapılan yargılama sonunda beraat etmesi nedeniyle görevine iadesi üzerine açıkta geçen sürelere ilişkin aylık ve özlük haklarının ödenmesi istemiyle açtığı davanın, GENEL İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

 

K  A  R  A  R

 

Davacı                       : N.K.

Vekili                         : Av. İ.Ç.

Davalı                        : Milli Eğitim Bakanlığı

 

O  L  A  Y  : Davacı, askerlik hizmetine sevk edildikten sonra, Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde görevli yedek subay öğretmen olarak ayrılmış ve Ağrı İl Milli Eğitim Müdürlüğünce Kavacık Köyü İlköğretim Okulu’na yedek subay öğretmen olarak atamasının yapılması üzerine 11.9.2000 tarihinde görevine başlamıştır.

Ağrı İl Milli Eğitim Müdürlüğü müfettişlerince, teftiş ve denetim için 13.2.2001 tarihinde okula gidildiğinde, davacının okulda bulunmadığı, okulun kapalı olduğu, eğitim ve öğretimin yapılmadığı konusunda tutanak düzenlenmiş, bilahare, ilköğretim müfettişi tarafından, 1076 sayılı Kanuna tabi olan ve 4.11.2000 tarihinden itibaren görevine gitmeyen davacının firar suçunu işlediği, bu itibarla, öğretmenlikle ilişiğinin kesilmesinin önerilmesi üzerine 4.11.2000 tarihi itibariyle görevinden çekilmiş sayılmıştır.

Davacı, Ağrı 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde firar suçundan dolayı yapılan yargılaması sonucunda beraatine karar verilmesi üzerine, 6.2.2004 tarihinde yeniden görevine başlamıştır.

Davacı vekilince, müvekkilinin, davalı idare tarafından görevden çekilmiş sayılması nedeniyle 15.4.2001-6.2.2004 tarihleri arasında maaş, ders ücreti, eğitim-öğretim ödeneği gibi hiçbir ödemeden ve özlük haklarından faydalanamadığından bahisle, 17.000.000.000.- lira maddi ve 3.000.000.000.- lira manevi olmak üzere toplam 20.000.000.000.- lira tazminatın, işlem tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi ve açıkta geçirmiş olduğu sürelere ilişkin sicil intibakının yapılmasına karar verilmesi istemiyle, 12.7.2004 tarihinde  genel idari yargı yerinde dava açılmıştır.

ERZURUM 1. İDARE MAHKEMESİ; 8.10.2004 gün ve E:2004/1281; K:2004/887 sayı ile, Milli Savunma Bakanlığınca çıkarılmış bulunan Askerlik Yükümlülüğünü Milli Eğitim Gençlik ve Spor Bakanlığı Emrinde Öğretmen Olarak Yerine Getirecekler Hakkında Yönetmeliğin bütün hükümleri birlikte ele alındığında, Milli Eğitim Bakanlığı emrinde yapılan öğretmenlik hizmetinin gerçekte askerlik yükümlülüğünün başka bir biçimde yerine getirilme esaslarını düzenlediği, kişinin asker kişi sıfatını  saklı tuttuğu ve aylığa hak kazanmada ve parasal konularda askerlik yükümlüsü olan kişilere özgü düzenlemeleri içerdiğinin açıkça anlaşıldığı, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 20. maddesinden bahisle, olayda, tazminata konu dönem için gerek davacının asker kişi sıfatını taşımakta olması, gerekse dava konusu tazminatın askerlik hizmetinin yerine getirilmesine ilişkin bulunması nedeniyle uyuşmazlığın görüm ve çözümünün idari yargının görev alanı dışında kaldığı, 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddesi uyarınca Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görev alanı içine girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, aynı istekle bu kez, 29.11.2004 gününde askeri idari yargı yerinde dava açmıştır.

 

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ DAİRELER KURULU; 7.1.2005 gün ve E:2005/5; K:2005/2 sayı ile, Anayasa’nın 157. maddesi ile 1602 sayılı Kanun’un değişik 20. maddelerine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmesinin gerektiği, görevli yargı yerinin belirlenmesi yönünden, idari işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığının tespiti için, işlemin konusuna bakılmasının icap ettiği, genel görevli idari yargı işlevini sürdürürken özel görevli Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin kurulmasının, 1602 sayılı Kuruluş Kanunu’nun gerekçesinde de belirtildiği gibi askeri hizmetin genel idari ölçülere göre farklı yapısı ve askeri hizmete ilişkin işlemlerin bu alanda uzman bir kurulca denetlenmesi ihtiyacından kaynaklandığı, eğer idari işlemin tesisinde, asker kişinin askeri yeterlik ve yetenekleri, tutum ve davranışları, askeri geçmişi, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevleri, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural, gerek ve gelenekleri öz önünde tutularak değerlendirilmiş ise, bu idari işlemin askeri nitelikli olduğunun kabul edilmesi gerektiği, bu halde işlem askeri  olmayan bir makam  tarafından tesis edilmiş olsa bile durumun değişmediği, menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülmesi gerektiği, aksi halde yargı görevinin genel görevli idari yargıya ait olacağı, olayda, davacının yedek subay öğretmen statüsünde olması itibariyle asker kişi sayılması gerektiği, dolayısıyla asker kişiyi ilgilendirme koşulunun davada mevcut olduğu anlaşılmakla beraber, davacının Milli Eğitim Bakanlığınca sicil intibakı yapılmaması işleminin ve bu işlemden kaynaklanan zararlarının askeri açıdan değerlendirilecek herhangi bir yönünün bulunmaması karşısında, askeri hizmete ilişkinlik unsurunun mevcut olmadığının açık bulunduğu, bu nedenle, genel idari yargının görev alanına giren dava konusunun mahkemelerinin görevi dışında kaldığının görüldüğü, dolayısıyla, davada, askeri hizmete ilişkinlik unsuru bulunmadığından, genel idari yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, yasa yoluna başvurulmayarak kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla yapılan 10.10.2005 günlü toplantısında;

1-İLK İNCELEME : Dosya   üzerinde   2247   sayılı   Yasa’nın    27.   maddesi   uyarınca yapılan

incelemeye göre, genel ve askeri idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, askeri idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği, Başkanlıkça idari yargı dosyasının da ilgili mahkemesinden getirtildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un davanın çözümünde genel idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR ile AYİM Savcısı Hakan ATA’nın davada genel idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü  açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, askerlik hizmetini Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde yedek subay öğretmen olarak yapan davacının, görevden çekilmiş sayıldığı 15.4.2001 tarihi ile yeniden göreve başlatıldığı 6.2.2004 tarihleri arasına ilişkin maaş, ders ücreti, eğitim- öğretim ödeneği gibi maddi haklarının ödenmesi ve ayrıca manevi tazminata hükmedilmesi ve açıkta geçen sürelere ilişkin sicil intibakının yapılmasına karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 1602 sayılı Yasa’nın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetleri’nde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

İdari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden “ askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemler; idarenin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler  göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından tesis edilmiş olsa bile durum değişmemekte, menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülmesi gerekmektedir.

1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askeri Memurlar Kanunu’na 3358 sayılı Kanun ile eklenen Ek 7. maddede, Milli Eğitim Bakanlığının ihtiyaç göstermesi ve Genelkurmay Başkanlığının uygun görmesi üzerine, yedek subay aday adayı olarak silah altına alınacaklardan, bu Bakanlık kadrolarında öğretmen olarak görev yapanlar ile mesleği öğretmen olan ancak Bakanlık kadrolarında öğretmenlik görevine başlamamış bulunanlardan yeteri kadarının, temel askerlik eğitimini takiben Milli Eğitim Bakanlığı emrine verilecekleri; bu şekilde öğretmen olarak ayrılan ve göreve başlayan yükümlülere, 926 sayılı Kanun’da asteğmenler için tespit edilen aylık, ödenek, yardım ve tazminatların Milli Eğitim Bakanlığınca ödeneceği; bu yükümlülerin; öğretmenlik görevleri sırasında resmi elbise giyemeyecekleri, emsali yedek subaylar kadar hizmet yapacakları, hizmetlerinin askerlik şubelerinden sevk tarihinde başlayacağı, görev yerlerinin Milli Eğitim Bakanlığınca belirleneceği, hizmetlerinin sonunda asteğmen olarak terhis edilecekleri; bunlar hakkında firar, hava değişimi, izin tecavüzü, kısa süreli firar, kısa süreli izin tecavüzü, yoklama kaçağı, bakaya ve geç iltihak suretiyle bakaya kalmak  suçlarından dolayı askeri ceza ve disiplin mevzuatı hükümlerinin uygulanacağı hususları kurala bağlanmıştır.

Öte yandan, 1111 sayılı Askerlik Kanunu’na 3358 sayılı Kanun ile eklenen Ek 4. maddede er öğretmenlerle ilgili benzer düzenlemeye yer verilmiş ve Ek 5. maddede, 1076 sayılı Yasa’nın Ek 7. ve 1111 sayılı Yasa’nın Ek 4. maddelerinin uygulanmasıyla ilgili hususların, her iki bakanlıkça (MSB ile MEB) müştereken çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceğine işaret edilmiştir.

Anılan Yasa hükmü gereğince çıkarılan Askerlik Yükümlülüğünü Milli Eğitim Bakanlığı  Emrinde Öğretmen Olarak Yerine Getirecekler Hakkında Yönetmeliğin 12. maddesinde, 1076 sayılı Kanuna tabi olup temel askerlik eğitimlerini müteakip Milli Eğitim Bakanlığı emrinde öğretmen olarak görevlendirilenlerin hizmet süresinin emsali yedek subayların hizmet süresi kadar olduğu, bu sürenin askerlik şubelerinden sevk tarihinde başlayacağı, bunlardan görevleri sırasında usulüne göre öğretmenlik ile ilişikleri kesilenlerin, kalan hizmetlerini er olarak tamamlamak üzere kıtalara sevk edilecekleri ve bunlara ödenmekte olan aylık, ödenek, yardım ve tazminatların kesileceği; 14. maddesinde, 1076 sayılı Kanuna tabi yükümlülerden Milli Eğitim Bakanlığı emrinde öğretmen olarak görev yapmak üzere ayrılanlara,fiilen öğretmenlik görevine başladıkları tarihten itibaren 926 sayılı Kanunda asteğmenler için tespit edilen aylık, ödenek, yardım ve tazminatların Milli Eğitim  Bakanlığınca ödeneceği belirtilmiştir.

Bu açıklamalara göre, hernekadar, Milli Eğitim Bakanlığı uhdesindeki bir hizmetle görevlendirilmiş ve aylık, ödenek, yardım ve tazminatları Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ödenmiş ise de, askeri disiplin ve ceza kurallarına tabi olan davacının, 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddesinde sayılan asker kişilerden olduğu kuşkusuzdur. Ancak, firar suçu işlediğinden bahisle 4.11.2000 tarihinde yedek subay öğretmenlik görevinden çekilmiş sayılan davacının, maddi ve manevi tazminata hatalı işlem tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte hükmedilmesi ve açıkta geçen sürelere ilişkin sicil intibakının yapılmasına karar verilmesi yolundaki isteği değerlendirilirken, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural, gerek ve gelenekler yönlerinden incelenmesi söz konusu olmadığından, ortada askeri hizmete ilişkin bir işlem bulunmamaktadır.

Belirtilen durum karşısında, olayda Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerinde öngörülen, idari işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşulları birlikte gerçekleşmediğinden, davanın görüm ve çözümü genel idari yargı yerinin görevine girmektedir.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

 

SONUÇ    :Davanın çözümünde GENEL İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Erzurum 1. İdare Mahkemesi’nce verilen 8.10.2004 gün ve E:2004/1281, K:2004/887 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 10.10.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS     NO : 2005/47

KARAR NO : 2005/70

KARAR TR. : 10.10.2005

          

          

 

ÖZET  : Emekli tarafından piyasadan temin edilen tıbbi malzemeye ilişkin fatura bedelinin eksik ödenen kısmının Sandıkça ödenmesi istemiyle açılan ve 2577 sayılı Yasa’nın 2/1-b. maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk

 

K A R A R

 

Davacı                       : H. G. G.

Vekili                         : Av. M. T. G.

Davalı                        : T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğü

Vekili                         : Av. A.S.

 

OLAY                       : Emekli Sandığı emeklisi olan davacı, tedavisinde kullanılan tıbbi malzemeleri 18.8.2004 günlü fatura ile bir şirketten satın almış,  bilahare Emekli Sandığı’na verdiği dilekçe ile söz konusu fatura tutarının tarafına ödenmesi talebinde bulunmuş ise de; söz konusu fatura tutarı 2.919.755.818.- lira eksiği  ile davacıya ödenmiştir.

Bunun üzerine davacı vekili tarafından, eksik ödenen 2.919.755.818.- liranın yasal faizi ile birlikte tahsili istemiyle 17.11.2004 tarihinde adli yargı yerinde dava açılmıştır.

Davalı idare vekilince, birinci savunma dilekçesinde, davacının tedavisinde kullanılan ortopedik malzemenin bedelinin eksik ödenmesinin idarelerince tesis edilmiş idari işlem olması nedeniyle uyuşmazlığı  çözümleme konusunda idari yargının görevli olduğu ileri sürülerek, görev itirazında bulunulmuştur.

ANKARA 5. SULH HUKUK MAHKEMESİ’nce, 2.3.2005 günlü celsesinde, E:2004/1632 sayı ile, davaya bakma konusunda adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle davalı idare vekilinin yargı yolu itirazının reddine karar verilmiştir.

Davalı idare vekilince, süresi içinde verilen dilekçe ile, olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dosya örneği, Danıştay Başsavcılığı’na gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Anayasa’nın 125., 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2., 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu’nun geçici 139. maddesi ile Emekli ve Malüllük Aylığı Bağlanmış Olanlarla, Bunların Kanunen Bakmakla Yükümlü Bulundukları Aile Fertleri, Dul ve Yetim Aylığı Alanların Muayene ile Tedavileri Hakkında Yönetmelik ve tedavi yardımı ile ilgili 4 sıra no’lu 2004 Mali Yılı Bütçe Uygulama Talimatı’nın 1. maddesinden söz ederek, yukarıda belirtilen düzenlemelerde öngörülen tedavi yardımı haklarından yararlanan davacının, ortopedik tıbbi malzeme bedelinin tamamının ödenmesi istemiyle açtığı dava, İş Kanunu yada özel hukuk hükümlerine tabi iş akdinden doğmayıp, idare hukuku alanına ilişkin sözü geçen düzenlemelere dayalı olduğundan, uyuşmazlığın görüm ve çözümünün idari yargı yerine ait bulunduğunu, bu nedenle, Ankara 5. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin davalı idarenin görev  itirazının  reddine ilişkin kararının kaldırılması gerektiğini ileri sürerek, idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini  Uyuşmazlık Mahkemesi’nden istemiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; Anayasa’nın 125., 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2., 5434 sayılı T.C.  Emekli Sandığı Kanunu’nun geçici 139. maddesi ile Emekli ve Malüllük Aylığı Bağlanmış Olanlarla, Bunların Kanunen Bakmakla Yükümlü Bulundukları Aile Fertleri, Dul ve Yetim Aylığı Alanların Muayene ile Tedavileri Hakkında Yönetmelik ve tedavi yardımı ile ilgili 4 sıra no’lu 2004 Mali Yılı Bütçe Uygulama Talimatı’nın 1. maddesinden söz ederek,  yukarıda belirtilen düzenlemelerde öngörülen tedavi yardımı  haklarından yararlanan davacının, ortopedik tıbbi malzeme bedelinin eksik ödenmesi nedeniyle açtığı dava, taraflar arasında düzenlenen bir sözleşmeden kaynaklanmayıp, idarenin kamu gücüne dayalı, re’sen ve tek yanlı olarak tesis ettiği idari işlem niteliğini taşıdığından, bu işleme karşı açılan davanın görüm ve çözümünün idari yargı yerine ait bulunduğu, bu nedenle, Danıştay Başsavcılığının yaptığı başvurunun kabulü ile Ankara 5. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU’nun katılımlarıyla yapılan 10.10.2005 günlü toplantısında;

1-İLK İNCELEME :  Dosya   üzerinde  2247   sayılı  Yasa’nın  27. maddesi     uyarınca    yapılan

incelemeye göre, davalı idarece anılan Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen yönteme uygun şekilde ve 12. maddede belirlenen süre içinde başvurulması üzerine Danıştay Başsavcılığı tarafından uyuşmazlık çıkarıldığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenme-sine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile Danıştay Başsavcılığının idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının davada idari yargının görevli bulunduğuna ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan;ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Emekli Sandığı emeklisi olan davacıya, piyasadan satın aldığı tıbbi malzeme tutarının eksik ödenen kısmının yasal faizi ile birlikte davalı  Sandık’tan tahsili istemiyle açılmıştır.

5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun değişik Geçici 139. maddesinde, emekli, âdi malüllük veya vazife mâlüllüğü aylığı bağlanmış olanlar ile diğer sayılanların, Kanunla düzenlenecek genel sağlık sigortası kapsamına alınacakları tarihe kadar, hastalanmaları halinde resmi veya özel sağlık kurum veya kuruluşlarında yönetmelikle belirlenecek usul ve esaslara göre muayene ve tedavi ettirilecekleri, muayene, tetkik, tahlil ve tedavilerin usul, şekil ve şartları ile fiyatları, bu hususlarda ilgili kurum ve kuruluşlara ve Sandığın ödeme ve tahsilat işlemini yapacak bankalara verilecek görevler ve bunlarla ilgili esasların Sandıkça hazırlanıp Maliye Bakanlığınca onaylanacak yönetmelikle tespit olunacağı hükme bağlanmıştır.

Bu hükme dayanılarak hazırlanan ve 6.9.2003 gün ve 25221 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Emekli ve Malüllük Aylığı Bağlanmış Olanlarla, Bunların Kanunen Bakmakla Yükümlü Bulundukları Aile Fertleri, Dul ve Yetim Aylığı Alanların Muayene ile Tedavileri Hakkında Yönetmelik, emekli, malüllük aylığı alanlarla, bunların kanunen bakmakla yükümlü bulunduğu aile fertlerinin, dul ve yetim aylığı alanların, sağlık kurum ve kuruluşlarında muayene ve tedavilerini sağlamak amacıyla düzenlenmiş ve Yönetmelik’te,muayene ve tedavilerin usul, şekil ve şartları ile fiyatlarının tespiti, bu hususta ilgili kurum ve kuruluşlara ve Sandığın ödeme ve tahsilat işlemlerini yapan bankalara verilecek görevler ve bunlarla ilgili esaslara yer verilmiş olup, Yönetmeliğin 30. maddesinde, sağlık kurulu raporu ile gerekli görülen çeşitli ortez, tıbbi cihaz ve malzeme bedellerinin Sandıkça tespit edileceği ve bu malzemelerin bedelinin hak sahibine kullanıldığı veya teslim edildiği tarih esas alınarak ödeneceği, çeşitli ortez, tıbbi cihaz ve malzemeler için Sandıkça saptanan fiyatların azami fiyatlar olduğu, daha düşük fiyattan alındığının tespiti halinde bu fiyattan ödeneceği belirtilmiştir.

Öte yandan; 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu’nun değişik Geçici 139. maddesi gereğince (Yönetmeliklerindeki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla) tedavi giderleri karşılanan kişiler hakkında da uygulanan tedavi yardımına ilişkin 4 sıra no’lu 2004 Mali Yılı Bütçe Uygulama Talimatı’nın 19.2. maddesinde, Talimat eki (EK-5/A) listesi dışında kalan ve reçete edilmek suretiyle hasta tarafından hastane dışından temin edilen tıbbi malzeme bedellerinin, sağlık kurulu raporu ile belgelendirilmek kaydıyla sosyal güvenlik kuruluşlarınca belirlenen protokol fiyatı üzerinden, protokol fiyatı yok ise yapılacak piyasa araştırması sonucu bulunacak en düşük bedel üzerinden ödeneceği açıklamasına yer verilmiştir.

Olayda, Emekli Sandığı emeklisi olan davacı tarafından, tedavisinde kullanılan bir kısım tıbbi malzeme hastane dışından fatura karşılığı temin edilerek, fatura tutarının ödenmesi davalı idareden talep edilmiştir. Davalı idare tarafından, yukarıda yer alan düzenlemelere dayanılarak fatura bedelinin davacıya eksik ödenmesi işleminin, kamu gücüne dayalı, resen ve tek yanlı olarak tesis edilen bir idari işlem niteliğini taşıdığı kuşkusuzdur.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.

Buna göre, idarenin fatura bedelinin davacıya eksik ödenmesi yolundaki idari işleminden dolayı kişisel hakkın ihlal edildiği nedeniyle açılan ve 2577 sayılı Yasa’nın 2/1-b maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının görüm ve çözümünde idari yargı görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenle, Danıştay Başsavcılığınca yapılan başvurunun kabulü gerekmektedir.

 

SONUÇ     : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 5. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 2.3.2005 gün ve E: 2004/1632 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA , 10.10.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS      NO: 2005/49

KARAR  NO: 2005/71

KARAR  TR :10.10. 2005

  (Hukuk Bölümü)

                 

 

ÖZET   :Belediyenin görevi olan kamu hizmetini yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini istemiyle açılan davanın, hizmet kusuru esasına göre İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

 

K A R A R

 

Davacı                       : T. H.

Vekili                         : Av. N. Y.

Davalı                        : Osmangazi Belediye Başkanlığı

Vekili                         : Av. S. Y. Y.

 

O  L  A  Y  : Stabilize ocağı işleten davacı tarafından, stabilize ocağının batı kısmında kaçak yapılaşma ile oluşan Bağlarbaşı Mahallesinin Ördeklik mevkii kısmının, henüz kanalizasyonunun olmadığı 1998 yılının Ocak, Şubat, Mart ve Nisan aylarında aşırı yağışlar sonucu sular altında kaldığı ve Belediyece bu suyun kendisine ait stabilize ocağındaki çukura boşaltıldığı iddia edilerek, suyun çukurdan boşaltılması için gerekli olan masrafın tespiti Sulh Hukuk Mahkemesi’nden istenmiştir.

Bilahare, davacı vekilince, Sulh Hukuk Mahkemesi’nce yaptırılan tespitte bu masrafın 75.992.580.000.- lira olarak belirlendiği belirtilerek, söz konusu tutarın tespit tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle, 6.10.2000 tarihinde adli yargı yerinde dava açılmıştır.

BURSA 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 23.9.2004 gün ve E:2004/277; K:2004/475 sayı ile, davanın kısmen kabulü yolundaki 9.4.2002 gün ve E: 2000/1054; K:2002/414 sayılı kararının temyiz edilmesi üzerine,  belediyenin yağmur suyu toplama kanalları olmadığından, su baskınlarını önlemek amacıyla yağmur sularının davacıya ait ocağa akıtıldığı ve boşaltılmadığının ileri sürüldüğü, yağmur suyu toplama kanalı yapmak, su baskınına karşı önlem almak, herhangi bir yerde biriktirilen yağmur sularının kimseye zarar vermeyecek şekilde boşaltılmasını sağlamak gibi hususların belediyeye yasa ile verilmiş olan kamu görevi içine girdiği, davalının belirtilen görevlerini hiç yapmadığı veya noksan yaptığı belirtilerek tazminat istendiğine göre, davanın hizmet kusurundan kaynaklanan tam yargı davası niteliğini taşıdığı, böyle  bir davanın ise adli yargıda görülmesinin olanaklı olmadığı, bu nedenle işin esasının incelenmesinin yerinde bulunmadığı gerekçesiyle YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ’nin 5.3.2003 gün ve E:2002/10676; K:2003/2179 sayılı kararıyla bozulması üzerine bozma kararına uymak suretiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ’nin 1.2.2005 gün ve E:2005/31; K:2005/672 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

Davacı vekilince, bu kez, 75.992.580.000.- liranın tespit tarihi olan 6.7.1999 tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili istemiyle, 24.3.2005 tarihinde idari yargı yerinde dava açılmıştır.

BURSA 3. İDARE MAHKEMESİ; 12.4.2005 gün ve E:2005/367 sayı ile, olaydaki belediye eyleminin haksız fiil olduğu, idari işlem ve eylem niteliği taşımadığı, davanın da hizmet kusuru kuramına değil, haksız fiil esaslarına dayandırıldığı, bu fiili ve hukuki durumda ise davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu, idari yargının görevli olmadığı, ancak, adli yargı yerince daha önce görevsizlik kararı verildiğinden ve bu kararın Yargıtayca onanarak kesinleştiğinden bahisle, görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına, bu konuda karar verilinceye değin davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU’nun katılımlarıyla yapılan 10.10.2005 günlü toplantısında;

1-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesi’nce anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından adli ve idari yargı yerleri arasında görev uyuşmazlığının  esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu dosyadaki belgeler okunduktan; İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten, sonra  GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacının işlettiği stabilize ocağa Belediyece tahliye edilen yağmur sularının boşaltılması masrafları karşılığının davalı Belediyeden tahsiline hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.

Olay tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 1580 sayılı Belediye Kanunu’nun 15. maddesinde, beldenin plana ve programa  uygun, 13 Mayıs 1926 tarih ve 839 numaralı Kanun’a ve diğer hususi ahkama tevfikan lağım ve çukurlarını inşa ve tamir etmek ve ettirmek; bahçe, tarla, bostanların ve umumi yerlerin su birikintilerini kurutmak ve kurutturmak, belediyenin görevleri arasında sayılmış; 13.7.2005 tarih ve 25874 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 3.7.2005 tarih ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun “Belediyenin yetkileri ve imtiyazları” başlıklı 15. maddesinin (e ). bendinde de, atık su ve yağmur suyunun uzaklaştırılmasını sağlamak ve bunlar için gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek ve işlettirmek, belediyenin yetkileri arasında gösterilmiştir.

İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projenin hukuka aykırı olduğu nedeniyle iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacak davalar ile idarenin aynı plan ve projeye  göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak  davaların görüm ve çözümünün, iptal ve tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu; idarece herhangi bir ayni hakka müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak müdahalenin men’i  ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerinde çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır.

Olayda, stabilize ocağı işleten davacı tarafından, stabilize ocağının batı kısmında kaçak yapılaşma ile oluşan Bağlarbaşı Mahallesinin Ördeklik mevkii kısmının, henüz kanalizasyonunun olmadığı 1998 yılının Ocak, Şubat, Mart ve Nisan aylarında aşırı yağışlar sonucu sular altında kaldığı ve Belediyece bu suyun kendisine ait stabilize ocağındaki çukura boşaltıldığı, ancak, Belediye tarafından daha sonra bu suyun çukurdan boşaltılmadığı nedeniyle zarara uğradığı  ileri sürülmektedir.

Bu durumda, sular altında kalan mahalledeki suyun kendisine ait stabilize ocağındaki çukura boşaltıldığı yolundaki davacı iddiası dikkate alınarak, belediyenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü sıradaki eyleminden doğan zararın giderilmesine yönelik olarak dava açıldığının kabulü gerekir.

Kamu hizmetinin, yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin; kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin; hizmet kusuru ya da başka bir nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetiminin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinde “idari dava türleri” arasında sayılan “idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davası” kapsamında, idari yargı yerlerince yapılacağı açıktır.

Belirtilen durum karşısında, davanın görüm ve çözümü idari yargı yerinin görevine girdiğinden, idare Mahkemesince yapılan başvurunun reddi gerekmektedir.       

  

SONUÇ     : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bursa 3. İdare Mahkemesi’nce yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE, 10.10.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS       NO: 2005/53

KARAR  NO: 2005/73

KARAR  TR : 10.10.2005

    (Hukuk Bölümü)

 

ÖZET  :2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

K  A  R  A  R

 

Davacılar                   : M.B.ve 11 Arkadaşı

Vekili                         : Av. İ. Ç.

Davalı                        : Sağlık Bakanlığı Hudut ve Sahiller Genel Müdürlüğü

 

 O L A Y                   :Davacılar vekili, 657 sayılı Yasa’ya tabi bulunan müvekkillerinin, davalı Kurumun İstanbul ve Çanakkale istasyonlarında motor kaptanı, makinist, motor makine teknisyeni, gemi adamı olarak görev yaptıkları dikkate alınarak, bedensel çalışmalarının zihinsel çalışmalarından üstün olması nedeniyle işçi niteliğine sahip bulunduklarının tespiti ile müvekkilleri hakkındaki atama ve diğer  idari işlemlerin iptali istemiyle, idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 6. İDARE MAHKEMESİ; 19.9.2002 gün ve E:2002/1295, K:2002/1061 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunun 3. maddesinin 2. bendinde dilekçelerde tarafların ve varsa vekillerinin veya temsilcilerinin ad ve soyadları ve unvanlarının veya adreslerinin davaya konu idari işlemin yazılı bildirim tarihinin; tam yargı davalarında uyuşmazlık konusu miktarın gösterileceğinin hükme bağlandığı, 3. bendinde de dava konusu kararın ve belgelerin asılları veya örneklerinin dava dilekçesine ekleneceğinin dilekçeler ile bunlara ekli evrakın örneklerinin karşı taraf sayısından bir fazla olacağının belirtildiği, aynı Yasa’nın 4001 sayılı Yasa ile değişik 5. maddesinin 1. fıkrasında ise, her idari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılacağının ancak aralarında maddi ve hukuki yönden bağlılık yada sebep- sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile de dava açılabileceğinin hükme bağlandığı, 2577 sayılı Yasa’nın 2. maddesinde iptal davalarının idari işlem nedeniyle hak ve menfaatleri ihlal edilenler tarafından yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden hukuka aykırı oldukları iddiasıyla açılabileceği hükmünün yer aldığı, tespit davalarının bu yönüyle idari yargı yerlerinin görevinde olmayıp adli yargının görevinde olduğu, diğer yandan davacılar vekili müvekkilleriyle ilgili atama ve bilcümle işlemin iptalini talep etmekte ise de yukarıda aktarılan Yasa hükmünden açıkça anlaşılacağı üzere dava dilekçesinde iptale konu işlemler tek tek tarih sayısı, tebliğ tarihi belirtilerek ve işlem eklenmek suretiyle iptali istemiyle dava açılabileceği öngörülmüş olup, iş bu davada bu açıklanan hususlara uyulmadığının anlaşıldığı, ayrıca davacılar hakkında tesis edilen atama ve göreve başlatma gibi işlemler şahsı ilgilendireceğinden tek bir dava dilekçesinde birden çok kişinin hakkında tesis edilmiş olan ve aralarında maddi ve hukuki bağ bulunmadığından, birlikte dava edilmelerinin de mümkün bulunmadığı, buna göre davacıların iptal davasını davalı idareye yaptıkları başvurunun reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açabilecekleri, tespit şeklinde bir dava türünün idari yargı yerlerinde görülmediği ve yukarıda belirtilen noksanlıkların giderilerek dava açılmasının gerektiği gerekçesiyle, 2577 sayılı Kanun’un 3. ve 5. maddelerine uygun olmayan dava dilekçesinin, aynı Kanun’un 15. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi gereğince kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 gün içinde her işleme karşı ayrı ayrı dava açmakta muhtar olunmak üzere reddine karar vermiştir.

Davacılar vekili, müvekkillerin bedensel çalışmalarının zihinsel çalışmalarından üstün olması nedeniyle işçi niteliğine sahip bulunduklarının tespiti istemiyle, 6.6.2003 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 1. İŞ MAHKEMESİ; 25.12.2003 gün ve E:2003/424, K:2003/1558 sayı ile, işyeri kayıtları münderecatından davacıların davalı idarede 657 sayılı Yasa hükümlerine göre kamu personeli sıfatıyla çalıştırıldıkları anlaşıldığından davaya bakma görevinin Mahkemenin görev alanı dışında kaldığı sonuç ve kanaatine varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ’nin 13.12.2004 gün ve E:2004/12158, K:2004/27478 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE  : Uyuşmazlık   Mahkemesi  Hukuk  Bölümü’nün,  Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler:Dr. Atalay ÖZDEMİR,M. Lütfü  ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve  H. Hasan MUTLU’nun katılımlarıyla yapılan 10/10/2005 günlü toplantısında;

-Raportör-Savcı İsa YEĞENOĞLU’nun 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in başvurunun reddi gerektiği yolundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un  14. maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasa’nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Olayda; adli ve idari yargı yerlerinde tespit istemi yönünden  açılan davaların tarafları, konusu ve sebebi aynı ise de; İş Mahkemesi’nce görevsizlik kararı verilmiş olmasın karşılık, İdare Mahkemesi’nce,  davacıların idareye başvuruları üzerine tesis edilecek olumsuz bir idari işlemin iptali istemiyle ve 2577 sayılı Yasa’nın 3 ve 5. maddelerine uygun olarak düzenlenecek dilekçe ile idari yargı yerinde dava açılabileceği ve tespit şeklinde bir dava türünün idari yargı yerlerinde görülmediği belirtilerek dava dilekçesinin reddine karar verilmiş olduğundan, ortada olumsuz görev uyuşmazlığı doğmasına neden olacak şekilde idari yargı yerince göreve ilişkin olarak verilmiş bir karar bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan başvurunun, anılan Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmektedir.

 

SONUÇ    :2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 10.10.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS      NO: 2005/59

KARAR  NO: 2005/77

KARAR  TR : 10.10.2005

 (Hukuk Bölümü)

 

ÖZET  :Rayiç bedele itiraz davası sonucunda verilen ve kesinleşen adli yargı kararı gereğince davacıya ödenen fark bedele ilişkin olarak açılan müstakil faiz davasının da ADLİ YARGI YERİNDE çözüm-lenmesinin gerektiği hk.

 

K  A  R  A  R

 

Davacı                       : Ş. K.

Vekili                         : Av. İ. H.

Davalı                        : Çevre ve Orman Bakanlığı

 

O  L  A  Y  : A) Antalya İli, Merkez Duacı Köyünde, 6831 sayılı Yasa’nın 2/B. maddesine göre orman sınırları dışına çıkarılarak Hazine adına tescil edilen yerlerden 725 ve 958 sayılı parsellerin 2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkındırılmalarının Desteklenmesi Hakkında Kanun’a göre hak sahibi olarak belirlenen Şevket Karakaya tarafından, 2924 sayılı Yasa’ya göre oluşturulan Bedel Takdir Komisyonunca toplam 18.727.600.000.-TL. olarak tespit edilen rayiç bedele karşı adli yargıda açılan itiraz davasında; ANTALYA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’nce 25.12.2000 gün ve E: 1999/426, K:2000/2233 sayı ile, davanın kısmen kabulüne ve rayiç bedelin toplam 2.379.832.708.- liraya indirilmesine karar verilmiş; bu karar, YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİ’nin 7.6.2001 gün ve 2001/2243-6043 sayılı kararıyla onanmak ve karar düzeltme isteği de aynı DAİRE’nin 2.10.2001 gün ve 2001/8363-8935 sayılı kararıyla reddedilmek suretiyle kesinleşmiştir.

B) Davacı vekili, kesinleşen yargı kararı ile fazladan ödendiği saptanan 16.347.767.292.-TL. bedel farkının davalı tarafından müvekkiline iade edildiği ancak faizinin verilmediğinden bahisle, bedel farkına ilişkin asıl alacağın ödendiği tarihe kadar işleyen 16.750.000.000.-TL. faiz alacağının, işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline hükmedilmesi istemiyle, 11.7.2002 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

ANTALYA 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’nce; 9.6.2003 gün ve E:2002/770, K:2003/536 sayı ile, Antalya 2. Asliye Hukuk Mahkemesine ait 1999/426 esas 2000/2233 karar sayılı dava dosyasının incelenmesinden, tarafların aynı olduğu, Duacı Köyü 725 ve 958 parsel sayılı taşınmazlar için rayiç bedelin indirilmesi ve muarazanın giderilmesi davası açıldığı ve yapılan yargılama neticesinde davanın kısmen kabulü ile taşınmazın davacıya satış bedelinin toplam 2.379.832.708.-TL. ye indirilmesine karar verildiği ve kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay tarafından onandığının görüldüğü; davanın 6831 sayılı Orman Kanunun 2/B maddesi uyarınca orman niteliğini kaybetmesi nedeniyle orman sınırları dışına çıkarılan yerlerin 2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkındaki Kanuna göre belirlenen hak sahiplerine satışı idarece tespit edilen bedel sonucu tespit edilen bedele yapılan itiraz davasında mahkemece belirlenen ve iadesine hükmolunan bedelin faizinin tahsiline ilişkin bulunduğu; 2924 sayılı Yasaya dayanılarak Bakanlar Kurulunca çıkarılan Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkında Yönetmeliğin 47. maddesinde “25. maddede açıklandığı şekilde tespiti yapılan taşınmazların rayiç bedeli 29. maddeye göre oluşturulacak komisyon tarafından tespit ve ilan edilir. Bu bedel ilandan sonra değiştirilemez tespit edilen bedele karşı adına tespit yapılan şahıslarca 60 gün içinde itiraz davası açılabilir” biçiminde düzenleme yapıldığı; faiz alacağına konu olan taşınmazın, 6831 sayılı Kanunun 2/B maddesi yolu ile orman alanı dışına çıkarılıp Orman Bakanlığının istemi üzerine Hazine adına tescil edilen ve daha sonra 2924 sayılı Kanunun amacına uygun olarak takas ve satış işlemleri yapılmak üzere Orman Bakanlığı emrine verilen yerlerden olup, bu tür taşınmazların Orman Bakanlığı emrine verilmekle  MK. anlamındaki özel mülkiyetten çıkıp ayrı bir statü aldığı, yani yasa gereği “tahsisle” idare hukuku mülkiyetinin oluştuğu; faizin, asıl alacağın “fer’i” niteliğinde olduğu; görevli mahkemenin belirlenmesinde asıl alacağı izleyeceği ve görevli mahkemeyi asıl alacak ile çekişmeyi çözümlemekle yükümlü olan mahkemenin belli edeceği; asıl alacaktan bağımsız olarak davanın açılması halinde de faizin “asıl alacağın kaderine bağlı olması” ilkesinin geçerliliğini koruduğu, HMUK. nun 1. maddesindeki temel kuralın değişmeyeceği, faizle ilgili çekişmeyi halletmekle görevli olan mahkemenin, temel alacakla ilgili çekişmeyi halletmekle görevli olan mahkeme olduğu gerekçesiyle ve görev hususunun yargılamanın her aşamasında resen gözetileceğinden bahisle, davanın yargı yolu bakımından reddine karar vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekilinin, aynı istekle, 14.1.2005 gününde bu kez idari yargı yerinde açtığı davada;

ANTALYA 2. İDARE MAHKEMESİ; 27.1.2005 gün ve E:2005/54, K.2005/116 sayı ile, Anayasanın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunun kurala bağlandığı; buna göre idarenin, hukuka aykırılığı saptanan işlem ve eylemlerden doğan hak ihlalini tam olarak gidermek, diğer bir ifadeyle hakları ihlal edilenlerin uğradığı gerçek zararları tazmin etmekle yükümlü bulunduğu; idari yargıda tam yargı davası ile, hukuka aykırılığı saptanan işlem ve eylemlerden dolayı idarenin tazmin yükümlülüğü gerçekleşmiş zararlar göz önüne alınarak para cinsinden tayin edildiğinden, faizin gerçek zararların giderilmesi bakımından bir tazmin şekli olarak karşımıza çıktığı; hukukumuzda faizin, alacağın bir unsuru olmayıp, hukuki niteliği itibariyle asıl alacağı genişleten fer’i bir hak, ayrı bir alacak olduğu; nitekim hukuk yargılamasında, asıl alacaktan bağımsız nitelikte olmasına ve belirli koşullarda asıl alacaktan bağımsız olarak talep ve dava edilebileceği gibi üçüncü kişiye temlik edilebilmesine karşılık, idari yargılamada faizin bir tam yargı davasının konusunu oluşturan alacağa sıkı sıkıya bağlı olarak talep ve dava olunabildiği; olayda, 2924 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkındaki Kanuna göre hak sahibi tespit edilen davacının, davalı idarece tespit edilen rayiç bedele karşı (fazla olduğu gerekçesiyle) açmış olduğu davada Antalya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin E:1999/426, K:2000/2233 sayılı ilamı ile rayiç bedelin düşürüldüğü, anılan kararın kesinleşmesi sonucunda davacı tarafça davalı idareye fazladan ödenmiş bulunan meblağın faizi ile birlikte ödenmesi istemiyle başvuruda bulunulduğu, başvuru sonucunda davalı idarece sadece fazladan tahakkuk ettirilen 16.347.767.292.-TL. nın davacıya ödendiği, ancak faizinin ödenmediği, bunun üzerine de söz konusu faiz alacağının da tahsili amacıyla bakılmakta  olan davanın açıldığı anlaşılmış ise de, bilindiği üzere idari yargılamada dava türlerinin iptal ve tam yargı davaları olmak üzere iki kategoride tasnif edildiği, yine uygulamada faizin bir tam yargı davası ile birlikte talebi olağan bir yol olmakla birlikte, sadece incelemeye konu “müstakil faiz istemli”  davaların belirtilen idari dava türleri arasında yer almadığı; bu durumda, iş bu dava konusu faizin asıl alacağın Antalya 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava konusu  yapılarak bir hüküm verilmiş ve bu hükmün de kesinleşmiş olması karşısında,  bu asıl alacağın faizinin de asıl alacağa ilişkin uyuşmazlığı çözen adli yargı yerince çözümlenmesinin gerektiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE: Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU’nun katılımlarıyla yapılan 10.10.2005 günlü toplantısında;

1-İLK  İNCELEME :   Dosya    üzerinde    2247     sayılı   Uyuşmazlık   Mahkemesinin

Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un   27.  maddesi   uyarınca   yapılan incelemeye göre adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Savcı İsa YEĞENOĞLU’nun davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin davada adli yargının görevli olduğu; Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in ise davanın  idari yargıda çözümlenmesi gerektiği  yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, hak sahibine satılan taşınmaz hakkında takdir edilen bedelin indirilmesi yolunda verilen ve kesinleşen ilâm ile doğan alacağın tahsil olunduğu tarihe kadar işlemiş faizinin ödenmesi istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış olup, buna göre idare, hukuka aykırılığı saptanan işlem ve eylemlerinden doğan hak ihlâlini tam olarak gidermek; diğer bir ifadeyle hakları ihlâl edilenlerin uğradığı gerçek zararları tazmin etmekle yükümlü bulunmaktadır.

Nitekim, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 12. maddesine göre, ilgililerin haklarını ihlâl eden bir idari işlem dolayısıyla idari yargı yerlerinde doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde tam yargı davası açabilmeleri olanaklıdır.

İdari yargıda, tam yargı davası ile, hukuka aykırılığı saptanan işlem ve eylemlerden dolayı idarenin tazmin yükümlülüğü gerçekleşmiş zararlar gözönüne alınarak para cinsinden tayin edildiğinden, faiz, gerçek zararların giderilmesi bakımından bir tazmin şekli olarak karşımıza çıkmaktadır.

2577 sayılı Yasa’nın 12. maddesine göre ilgililerin haklarını ihlâl eden bir idari işlem dolayısıyla bu işleme karşı açtıkları iptal davasının sonuçlanması üzerine açacakları tam yargı (ve benzeri) davasının görüm ve çözümünde, iptal davasına bakan yargı merciinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Ancak, 2924 sayılı Yasa’nın 15. maddesine göre rayiç bedelin tespitine ilişkin Bedel Takdir Komisyonu kararı idari işlem niteliğini taşımakta ve bu işleme karşı açılan davanın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekmekte ise de, olayda, davacı tarafından rayiç bedel tespitine karşı adli yargı yerinde dava açılmış ve bu yargı yerince de işin esası hakkında verilen kararın kesinleşmiş olması karşısında, ortada bir idari dava türüne bağlı olarak açılmış dava bulunduğundan sözetmek olanaksızdır.

Bu durumda, rayiç bedele itiraz davası sonunda adli yargı yerince hüküm altına alınan asıl alacaktan bağımsız olarak talep edilen faiz davasının da adli yargı yerinde görülüp çözümleneceğinin kabulü gerekir.

Açıklanan nedenlerle, Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

 

SONUÇ   :Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Antalya 5. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 9.6.2003 gün ve E:2002/770, K:2003/536 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 10.10.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS      NO: 2005/63

KARAR  NO: 2005/78

KARAR  TR :10.10 2005

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET :ÖSYM Sınav Giriş Belgesinin sınav tarihinden önce adrese ulaştırılmaması nedeniyle Posta İdaresi aleyhine açılan tazminat davasının, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

 

K  A  R  A  R

Davacı                       : T. B. S.

Vekili                         : Av. B.D.

Davalı                        : PTT Genel Müdürlüğü

Vekili                         : Av. C. Ö. T.

 

O  L  A  Y  : 2003 yılı Üniversite sınavına girmek için başvuruda bulunan davacı, sınav giriş belgesi sınavın yapıldığı 15.6.2003 tarihine kadar adresine ulaşmadığı için sınava girememiştir.

Sınava giriş belgesinin, 17.6.2003 tarihinde adresine ulaşması üzerine bu gecikmenin nedenini soran davacıya, Yalova PTT Merkez Müdürlüğü, ÖSYM çıkışlı 9.6.2003 kabul tarihli normal gönderinin 17.6.2003 tarihinde davacının adresindeki posta kutusuna bırakıldığını bildirmiştir.

Bunun üzerine, davacı vekilince, davacının manevi zarara uğradığı belirtilerek 50 milyar lira manevi tazminatın dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava açılmıştır.

YALOVA 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 19.7.2004 gün ve E:2004/987; K:2004/476 sayı ile, davalının sınav giriş belgesini davacının belirtilen adresine sınav tarihinden sonra geç ulaştırmasının bir hizmet kusuru olduğu, hizmet kusurundan doğan bu davalara bakmaya mahkemelerinin değil, idare mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, aynı istekle bu kez, 20.9.2004 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

BURSA 3. İDARE MAHKEMESİ; 15.6.2005 gün ve E: 2005/514 sayı ile, 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 4. maddesi ile 5584 sayılı Posta Kanunu’nun 1., 46., 48., 49. ve 50. maddelerinden söz ederek, anılan Kanun’da 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de yer alan kurumun özel hukuk hükümlerine tabi olduğu kuralından farklı olarak istisnai bir düzenlemeye yer verilmediği, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinden bahisle, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamında bulunan davalı idarenin kendi personeli dışındaki üçüncü kişilerle olan münasebetlerinin özel hukuk hükümlerine tabi olması karşısında, davacıya ait sınav giriş belgesinin süresinde adresine teslim edilmemesi nedeniyle uğranıldığı öne sürülen manevi zararın tazminine ilişkin bu uyuşmazlığın görüm ve çözümünün adli yargı yerinin görev alanında kaldığı sonucuna varıldığı, ancak, adli yargı yerince daha önce görevsizlik kararı verildiğinden ve bu kararın kesinleştiğinden bahisle, görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına, bu konuda karar verilinceye değin davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE  : Uyuşmazlık   Mahkemesi  Hukuk  Bölümü’nün,  Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında,  Üyeler: Dr.  Atalay  ÖZDEMİR,  M.  Lütfü  ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve H. Hasan MUTLU’nun katılımlarıyla yapılan 10/10/2005 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre İdare Mahkemesi’nce anılan Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından adli ve idari yargı yerleri arasında görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II- ESASIN İNCELENMESİ :Raportör– Hakim Nurdane TOPUZ’un davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten, sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2003 yılı Üniversite sınavına girmek için başvuruda bulunan, ancak, sınav giriş belgesinin sınav tarihinden iki gün sonra adresine ulaşması nedeniyle sınava giremeyen davacının, manevi yönden zarara uğradığı ileri sürülerek manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

1953 tarih ve 6145 sayılı Kanun ile “Türkiye Cumhuriyeti Posta, Telgraf ve Telefon İşletmesi” kurulmuş; 1924 tarih ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun 10.6.1994 tarih ve 4000 sayılı Kanun’la değiştirilen 1. maddesi ile, posta ve telgraf tesis ve işletmesine ilişkin hizmetler Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü’nce (P.İ), telekomünikasyon hizmetleri ise Türk Telekomünikasyon A.Ş. tarafından yürütülecek şekilde yeniden yapılandırılmış; 27.1.2000 tarih ve 4502 sayılı Kanun ile de “Türkiye Cumhuriyeti Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü” adını almış olup, 22.2.2000 tarih ve 23972 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Ana Statü’nün “Hukuki Bünye” başlıklı 3. maddesinin 1 numaralı bendinde, bu Ana Statü ile teşkil olunan Türkiye Cumhuriyeti Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü’nün, tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle sınırlı bir Kamu İktisadi Kuruluşu olduğu belirtilmiş ve aynı maddenin 2 numaralı bendinde de, 233 sayılı KHK ve bu Ana Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğuna işaret edilmiştir.

Buna göre, Posta ve Telgraf Teşkilatı, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir kamu kuruluşu ise de, 233 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak kârlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılındığı açıktır.

Bu durumda, posta hizmetini yürüten Kuruluş ile bu hizmetten yararlananlar arasındaki hukuki ilişkinin, Kuruluşun günlük iktisadi faaliyetlerinden doğan bir özel hukuk ilişkisi niteliğini taşıdığında kuşkuya yer yoktur.

Nitekim, posta faaliyeti sırasında doğan zararlardan dolayı Kuruluşun sorumluluğu ve sınırları ile ödenecek tazminatın miktarları, 1950 tarih ve 5584 sayılı Posta Kanunu’nun IV. Bölümünde yer alan 46-55. maddelerinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Belirtilen durum karşısında, olayda bir idari işlem ya da eylemden doğmuş bir zarar sözkonusu olmayıp, posta alıcısının uğradığı zarardan dolayı Kuruluşun tazmin yükümlülüğünün saptanmasına ilişkin bulunan davanın, özel hukuk hükümlerine göre görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi’nce yapılan başvurunun kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir.

  

SONUÇ   :Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Bursa 3. İdare Mahkemesi’nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile Yalova 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 19.7.2004 gün ve E:2004/987; K:2004/476 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 10.10.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS      NO: 2005/55

KARAR  NO: 2005/82

KARAR  TR :14.10. 2005

  (Hukuk Bölümü)

 

ÖZET: Özelleştirilen Bankada çalışmasını sürdüren personelin iş akdinin feshi üzerine özelleştirme öncesi sözleşmeli personel olarak çalıştığı dönem için talep ettiği kıdem tazminatından doğan davanın, iş hukuku hükümlerine göre ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

 

K A R A R

 

Davacı                       : N.K.

Vekilleri                     : Av. A. Ş.-Av. Ş. A. M.

Davalı                        :Etibank A.Ş. (Bayındırbank A.Ş.) Genel Müdürlüğü

Vekilleri                     : Av. E. G.-Av. Y. K.

OLAY                       : Davacı, Etibank'ta sözleşmeli personel olarak çalışmakta iken, Etibank Bankacılık A.O.’nın hisselerinin tümünün satıldığı 2.3.1998 tarihinde özelleştirildiğinde, görevine devam etmek istemesi ve Genel Müdürlükçe bu isteğinin kabul edilmesi sonucunda, 1.4.1998 tarihi itibariyle Etibank A.Ş.'ye nakil suretiyle ve 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu'nun geçici 192. maddesine göre emeklilik hakları yönünden bu Sandığa tabi olmak üzere, özelleştirilen şirkette çalışmaya devam etmiştir.

Bu arada, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu'nun 27.10.2000 tarih ve 24213 (Mükerrer) sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 86 no'lu kararı ile, Etibank A.Ş.'nin, temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetiminin 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 14. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarına dayanılarak Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na devredilmesine karar verilmiştir.

Bilahare, Etibank A.Ş. Genel Müdürlüğü’nce davacının hizmet akdi 3.8.2001 tarihi itibariyle feshedilmiş ve 1475 sayılı İş Kanunu’nun 13 ve.14. maddeleri gereğince, ihbar tazminatı, kıdem tazminatı ve izin ücreti ödenmiştir.

Davacı vekili, davacının 16.6.1986 tarihinde işe başladığı halde, kıdem tazminatının, bankanın Özelleştirme İdaresi’ne devredildiği 1998 tarihinden itibaren sadece 3 yıl üzerinden hesaplanarak eksik ödendiğini, fazla çalışma ücretinin ise ödenmediğini ileri sürerek bir milyar lira kıdem tazminatı ile bir milyar lira fazla çalışma ücreti olmak üzere toplam iki milyar liranın yasal faizi (kıdem tazminatı için mevduata uygulanan en yüksek faiz) ile birlikte davalıdan tahsili istemiyle 24.8.2001 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. Daha sonra, kıdem tazminatı miktarını ıslah suretiyle 9.316.441.731.- liraya çıkarmıştır.

İZMİR 4. İŞ MAHKEMESİ; 22.9.2004 gün ve E:2004/556; K:2004/687 sayı ile, davanın, fazla mesai ücreti istemine ilişkin kısmının reddi, 9.316.441.731.-lira brüt kıdem tazminatının, akdin sona erdirildiği tarihten itibaren bankalarca uygulanan en yüksek mevduat faizi ile birlikte davacıya ödenmesi yolundaki 30.12.2002 gün ve E:2001/873; K:2002/925 sayılı kararının davalı banka tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyadaki belgelerden, davacının 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre düzenlenen sözleşmelerle çalıştırıldığının görüldüğü, bu çalışma şeklinin 1.4.1998 tarihindeki özelleştirme işlemine kadar devam ettiği, mahkemenin, davacının bu dönemde 1475 sayılı İş Kanunu kapsamında çalıştığını kabul ederek tüm çalışma süresi üzerinden kıdem tazminatını hüküm altına aldığı, 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de KİT'lerde, üç türlü personel öngörüldüğü, sözleşmeli personelin, belirli bir sözleşme ile çalışan, işçi ve memur statüsünde olmayan personel biçiminde tanımlandığı, 308 ve 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamelerde de aynı belirlemenin yapıldığı, belirtilen Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre çalıştırılan bu kişilerle yapılan sözleşmelerin niteliğinin önem taşıdığı, doktrinde ve Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarında da bu sözleşmenin idari bir sözleşme olduğunun benimsendiği, sözleşmeli olarak çalıştırılacak kişinin statüsü, sözleşmenin kapsamı ve çalışma koşullarının Kanun Hükmünde Kararname ile belirlendiği, mahkemenin kabul ettiği şekilde taraflar arasındaki sözleşmenin 1475 sayılı İş Kanunu’nun belirttiği koşullarda düzenlenmiş bir sözleşme olarak kabulünün    mümkün olmadığı, sözleşmelerde, Kanun Hükmünde Kararnamedeki düzenlemeye paralel olarak, sendikalara üye olamayacaklarının, sendikal faaliyette bulunamayacaklarının, greve katılamayacaklarının, görevleri ile ilgili olarak kuruma verdiği zararlardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi olduklarının, görevleri sırasında öğrendikleri yazılı bilgi ve belgeleri görevden ayrılmış olsalar bile, izin olmadan açıklayamayacaklarının düzenlendiği, sözleşmelerin diğer maddeleri de incelendiğinde Kanun Hükmünde   Kararnamenin   esas  alındığının  görüldüğü, bu  durumda, taraflar  arasındaki sözleşmelerin   idari   nitelikteki  sözleşmeler  olarak  kabulü   ile  görevsizlik  kararı   vermek gerekirken işin esasına girilerek hüküm kurulmasının yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle YARGITAY 9.  HUKUK DAİRESİ'nin  13.4.2004  gün  ve  E:2004/7175;   K:2004/8506  sayılı  kararıyla  bozulması  üzerine  bozma  kararına  uymak suretiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez T.C.Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nı da hasım göstermek suretiyle 9.316.441.731.-lira tutarındaki brüt tazminatın akdin sona erdirildiği tarihten itibaren bankalarca uygulanan en yüksek mevduat faizi ile birlikte tahsili istemiyle 25.1.2005 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

İZMİR 1. İDARE MAHKEMESİ; 27.4.2005 gün ve E:2005/71 sayı ile, 1475 sayılı İş Kanunu'nun 14. maddesi ile 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesinden söz ederek, olayda, özelleştirmeden önce Emekli Sandığı’na tabi sözleşmeli personel olarak Etibank A.Ş.'de görev yapan davacının, anılan bankanın özelleştirme kapsamına alınması üzerine 4046 sayılı Yasa uyarınca başka bir kamu kurumuna nakledilmeyi kabul etmeyerek kendi isteğiyle özelleştirilen ve özel hukuk tüzel kişiliği statüsünü alan bankada 1475 sayılı Yasa uyarınca, 1.4.1998 tarihinden itibaren iş akdine bağlı olarak çalışmaya başladığının anlaşıldığı, davacının, KİT statüsünde iken 16.6.1986 tarihi ile 1.4.1998 tarihleri arasında çalıştığı döneme ilişkin olarak talep edebileceği toptan ödemenin kıdem tazminatı değil, ancak diğer koşulların varlığı halinde ödenebilecek olan emekli ikramiyesi olduğunun açık bulunduğu, bakılan davanın başlangıcını, davacının, anılan dönem için (1986-1998) 1475 sayılı İş Kanunu'na göre, Etibank A.Ş. olarak faaliyet göstermekte iken daha sonra Bayındırbank adını alan ve özel hukuk hükümlerine tabi olduğu kuşkusuz olan bankadan kıdem tazminatı verilmesi istemiyle adli yargı yerinde açtığı davanın oluşturduğu, bu durumda, İş Kanunu hükümlerine göre ve tamamen özel hukuk hükümlerine tabi bir kurumdan kıdem tazminatı istenmesi, davacının kapsam dışı personel olmaması ve dolayısıyla bu döneme ilişkin olarak herhangi bir kamu kurumuyla İş Kanunu'nda düzenlenen kıdem tazminatı ilişkisinin bulunmaması karşısında, davanın adli yargı yerinde görülmesi gerektiği, idari yargı yerlerinde açılan tam yargı davalarının niteliği ve bu nitelikleri itibariyle bu davalarda husumetin başka bir kuruluş veya idareye yöneltilebilmesine olanak bulunmaması karşısında, aksi yöndeki bir düşünceyle davaya bakılmasının, idare mahkemesince, özel hukuk hükümlerine tabi tüzel kişi aleyhine tazminat hükmü kurulması gibi bir sonucu doğuracağı, bu durumu ise idare hukuku ilkeleri ile bağdaştırmaya olanak bulunmadığı, her ne kadar mahkemelerinde açılan davada, T.C. Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı da hasım olarak gösterilmiş ise de, bu durumun uyuşmazlığın niteliğini değiştirmediği, uyuşmazlığın, davacıya anılan döneme ilişkin olarak kıdem tazminatı verilip verilemeyeceği hususundan kaynaklandığı, bu durumda, adli yargı yerince daha önce görevsizlik kararı verildiğinden ve bu kararın kesinleştiğinden bahisle, görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa'nın 19. maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvurulmasına, bu konuda karar verilinceye değin davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığı’nda, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla yapılan 14/11/2005 günlü toplantısında;

l- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, adli yargı yerinde Etibank A.Ş. Genel Müdürlüğü aleyhine ve idari yargı yerinde ise Etibank A.Ş. Genel Müdürlüğü ve T.C. Başbakanlık Özelleştirme İdaresi Başkanlığı aleyhine dava açılmış olması nedeniyle, adli ve idari yargı yerleri arasında davalı Etibank A.Ş. Genel Müdürlüğü aleyhine açılan dava yönünden uyuşmazlıkta “tarafların aynı olması” koşulunun gerçekleştiği kabul edilerek, İdare Mahkemesi’nce anılan Yasa'nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu  ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından adli ve idari yargı yerleri arasında görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

ll- ESASIN İNCELENMESİ : Raportör- Hakim Nurdane TOPUZ’un davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;

-İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Etibank’ta sözleşmeli personel olarak 16.6.1986 tarihinde işe başlayan davacının, 16.6.1986 tarihi ile bankanın Özelleştirme İdaresi’ne devredildiği 1998 yılı arasındaki süre için faizi ile birlikte kıdem tazminatına hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.

233 sayılı KHK hükümlerine tabi bir iktisadi devlet teşekkülü olan Etibank'ın bünyesinden ayrılan ve özelleştirme programına alınan "Etibank Bankacılık Anonim Ortaklığı"nda kamuya ait bulunan (% 100) hisselerin tamamının, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nca 13.1.1998 tarih ve 11 sayı ile satışına karar verilmesi ve Özelleştirme İdaresi ile alıcı Medya İpek Holding Anonim Şirketi arasında 2.3.1998 tarihli Hisse Satış Sözleşmesi’nin imzalanması üzerine özelleştirme süreci tamamlanmış olup, Etibank Bankacılık A.O., aynı zamanda yürürlük tarihi olan imza tarihi itibariyle Etibank A.Ş. ismiyle özel hukuk tüzel kişiliğine dönüşmüştür.

Etibank Bankacılık A.O.'nda 399 sayılı KHK hükümlerine tabi sözleşmeli personel olarak çalışmış olan davacı, özelleştirme sürecinin tamamlanması üzerine, talepte bulunduğu 1.4.1998 tarihi itibariyle Etibank A.Ş.'ye nakil suretiyle iş hukukuna tabi olarak çalışmaya başlamış; fakat sosyal güvenlik yönünden, 5434 sayılı Yasa'nın 192. maddesi ile tanınan olanaktan yararlanarak Emekli Sandığı ile ilgisini sürdürmüştür.

Bu duruma göre, özelleştirmenin tamamlandığı andan itibaren, gerek Bankanın özel hukuk tüzel kişiliğine dönüşmüş olması, gerekse bu Bankada kalan davacının iş hukukuna tabi olarak çalışması karşısında, Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu'nun 22.1.1996 gün ve E: 1995/1; K: 1996/1 sayılı ve özelleştirme kapsamında bulunan kamu iktisadi teşebbüslerinde sözleşmeli veya kapsam dışı statüde çalışan personelin kurumları ile olan ilişkilerinden doğan anlaşmazlıkların çözüm yerinin idari yargı olduğu yolundaki İlke Kararının, bunun kapsamı dışına çıkan Banka ve davacı yönünden bağlayıcılığını yitirdiği kuşkusuzdur.              

Her ne kadar, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu’nca 27.10.2000 tarih ve 86 sayı ile, Etibank A.Ş.'nin temettü hariç ortaklık hakları ile yönetim ve denetiminin 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 14. maddesinin (3) ve (4) sayılı fıkralarına göre Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na devredilmesine ve aynı Kurulca 13.12.2001 gün ve 554 sayı ile, Etibank A.Ş.'nin bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izninin 28.12.2001 tarihi itibariyle kaldırılmasına ve Bankanın tasfiyesine karar verilmiş ise de, 20.3.2002 gün ve 653 sayılı karar ile tasfiye halindeki diğer bankalarla birlikte yine hisselerinin tamamı TMSF'ye ait Bayındırbank A.Ş. bünyesinde devren birleştirilmesi işlemlerinin 5.4.2002 tarihine kadar gerçekleştirilmesinden sonra tüzel kişiliği sona erdirilerek Ticaret Sicili’nden terkin edilmesi öngörülen Etibank A.Ş.'nin, 4389 sayılı Bankalar Kanunu'nun 14. maddesine göre BDDK tarafından hisseleri ve/veya yönetim ve denetiminin TMSF'na devredilmiş olması, anılan Yasa   maddesinde  belirtilen  "...devredilen  bankaların   mali  bünyelerinin  güçlendirilmesi, yeniden yapılandırılması ve üçüncü kişilere devri..." amacına yönelik olup, bu süreç boyunca Bankanın özel hukuk tüzel kişiliğinde bir değişiklik söz konusu değildir.

Açıklanan nedenlerle, ortada kamu idaresince tesis edilmiş bir idari işlem ya da eyleme karşı açılmış 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen idari davalardan biri söz konusu olmayıp, özelleştirilen Bankaya karşı, İş Kanunu uyarınca kıdem tazminatı verilmesi istemiyle açılan davanın, iş hukuku ilke ve kurallarına göre adli yargı yerince çözümleneceği kuşkusuzdur.

Öte yandan,  5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesinin birinci fıkrasında, İş Kanunu'na göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden   veya  İş  Kanunu'na  dayanan  her  türlü  hak  iddialarından  doğan  hukuk uyuşmazlıklarının iş mahkemelerince çözümleneceği öngörülmüştür.

Açıklanan   nedenlerle,   İdare   Mahkemesi'nce   yapılan   başvurunun   kabulü   ile   İş Mahkemesi'nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

 

SONUÇ       : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İzmir 1. İdare Mahkemesi’nce yapılan BAŞVURUNUN KABULÜ ile İzmir 4. İş Mahkemesi’nin 22.9.2004 gün ve E:2004/556; K:2004/687 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 14.11.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS      NO: 2005/60

KARAR  NO: 2005/83

KARAR  TR : 14.11.2005

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET : Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan emekli olan davacı tarafından, en üst dereceden emekli aylığı bağlanması istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

 

 

K  A  R  A  R

 

Davacı                       : C.E.

Davalı                        : SSK Başkanlığına izafeten

                                    İzmir SSK Bölge Müdürlüğü

Vekili                         : Av. A. Ö. A.

 

O  L  A  Y  : Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan emekli olan davacı tarafından, en üst dereceden emekli edilmesi gerekirken alt dereceden emekli edildiği, ayrıca altı aylık maaşının ödenmediği ileri sürülerek, en üst dereceden emekli edilmesine ve altı aylık maaşının ödenmesine karar verilmesi istemiyle, adli yargı yerinde dava açılmıştır.

KARŞIYAKA İŞ MAHKEMESİ; 28.5.2003 gün ve E:2003/121; K:2003/68 sayı ile, davanın, Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan emekli olan davacının en üst dereceden emekli edilmesi talebine ilişkin olduğu, davacının son celsedeki imzalı açıklaması ile bunu doğruladığı, ancak, bu tür davaların Ankara İdare Mahkemesi’ne açılması gerektiği nedeniyle dava konusu emeklilik işleminin idari bir işlem olduğu ve emeklilerin dosyalarının Ankara’daki SSK Genel Müdürlüğü’nde bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar,  temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı, Sosyal Sigortalar Kurumu’nca en üst dereceden emekli aylığı verilmesi istemiyle, bu kez, 29.8.2003 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

İZMİR 2. İDARE MAHKEMESİ; 17.9.2003 gün ve E:2003/1090; K:2003/1050 sayı ile, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 134. maddesi uyarınca, uyuşmazlığın anılan Kanunun uygulanmasından kaynaklanması nedeniyle davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, DANIŞTAY 11. DAİRESİ’nin 16.2.2005 gün ve E:2003/4509; K:2005/679 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığı’nda, Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla yapılan 14/11/2005 günlü toplantısında;

l- İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

ll- ESASIN İNCELENMESİ : Raportör- Hakim Nurdane TOPUZ’un davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;

İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Ahmet Yahya ÖZDEMİR’in davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten  sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: 

Dava, Sosyal Sigortalar Kurumu’ndan emekli olan davacı tarafından, en üst dereceden emekli aylığı bağlanması istemiyle açılmıştır.

506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 1. maddesinde, bu Kanun’un amacının, iş kazalariyle meslek hastalıkları, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm hallerinde bu kanunda yazılı şartlarla sosyal sigorta yardımları sağlanması olduğu belirtilmiş; 60. maddesinde, yaşlılık aylığından yararlanma esas ve şartları düzenlenmiş; 61. maddesinde, yaşlılık aylığının hesaplanması koşullarına yer verilmiş; 134. maddesinde de, bu Kanun’un uygulanmasından doğan uzlaşmazlıkların, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görüleceği belirtilmiştir.

Uyuşmazlığın, davacıya bağlanan emekli aylığının 506 sayılı Kanun’a göre hesaplanmasından kaynaklandığı anlaşıldığından, Yasanın yukarıda belirtilen açık hükmü karşısında, davanın görüm ve çözümünün adli yargı yerinin görevine girdiği kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, İş Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

 

SONUÇ:  Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Karşıyaka İş Mahkemesi’nce verilen 28.5.2003 gün ve E:2003/121; K:2003/68 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 14.11.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

—— • ——

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS      NO: 2005/64

KARAR  NO: 2005/85

KARAR  TR :14.11.2005

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET : Davacı tarafından, adına kayıtlı işyerinin ikinci kez tescil edilerek ikinci bir sicil numarası verildiği ileri sürülerek söz konusu davalı idare işleminin iptali istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

 

 

K  A  R  A  R

          

Davacı                       : M.Ö.

Vekili                         : Av. Ş. E.

Davalı                        : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

Vekili                         : Av. İ. T.

 

O  L  A  Y  :Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Malatya Bölge Müdürlüğü’nce Öcal Elektrik Limited Şirketi’nin “Niyazi Mısri Caddesi Toyota Servisi Karşısı MALATYA” adresinde kurulu işyeri için 4857 sayılı İş Kanunu’nun 3. maddesi uyarınca, 028896.44 sayılı dosya numarası verilmiştir.

Davacı vekili tarafından, 12874.42 tescil numarasıyla davacı adına kayıtlı işyerinin ikinci kez tescil edilerek ikinci bir sicil numarası verildiği ileri sürülerek söz konusu işlemin iptali istemiyle, idari yargı yerinde dava açılmıştır.

MALATYA İDARE  MAHKEMESİ; 10.3.2005 gün ve E:2005/309; K:2005/372 sayı ile, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 3. ve geçici 1. maddeleri ile 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesinden söz ederek, olayda, davalı idarece davacıya ait işyerine 4857 sayılı Kanun’un 3. maddesi uyarınca 028896.44 sayılı işyeri sicil numarası verildiği, davanın ise, işyerine ait sicil numarası bulunduğu, ikinci bir tescil numarası verilemeyeceği ileri sürülerek ikinci defa yapılan tescil işleminin iptali istemiyle açıldığının anlaşıldığı, bu durumda, 5521 sayılı Kanun’un 1. maddesi uyarınca İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddiasından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile iş mahkemeleri görevli olduğundan, davanın görüm ve çözümünde adli yargının görevli bulunduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, aynı istekle bu kez, 17.5.2005 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

MALATYA İŞ MAHKEMESİ; 5.7.2005  gün ve E:2003/322; K:2005/465 sayı ile, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 108. maddesinde, öngörülen idari nitelikteki para cezalarının gerekçesi belirtilmek suretiyle Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Bölge Müdürlüğü’nce verileceği, verilen idari para cezalarına dair kararların ilgililere 11.12.1959 gün ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç 7 gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği hükmünün yer aldığı, bu nedenle, bu hüküm uyarınca mahkemelerinin görevsiz olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vererek daha önce Malatya İdare Mahkemesi’nce görevsizlik kararı verildiğinden görevli yargı yerinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekilince, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesi istemiyle başvuruda bulunulmuştur.

 

İNCELEME VE GEREKÇE  : Uyuşmazlık   Mahkemesi  Hukuk  Bölümü’nün,  Ahmet AKYALÇIN’ın    Başkanlığında,  Üyeler: Dr.  Atalay  ÖZDEMİR,  Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla yapılan 14/11/2005 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada; idari yargı yerince adli yargı yerinin görevli olduğu gerekçesi