|
Uyuşmazlık
Mahkemesi Kararları Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2004/96 KARAR NO: 2005/1 KARAR TR :.7.2.2005 (Hukuk Bölümü)
KARAR
Davacı : A. Y. Vekili : Av. E. S.K. Davalı : Karayolları Genel Müdürlüğü Vekili : Av. A. E. O L
A Y : Davacı vekili, Şanlıurfa Merkez Kızlar Köyünde kain
151 parsel sayılı taşınmaz üzerinde müvekkili tarafından hayvan besiciliği
yapıldığını, taşınmazın bir bölümünün Şanlıurfa-Gaziantep otoyolu inşası
nedeniyle kamulaştırıldığını, otoyol inşasından dolayı oluşacak gürültü ve
kirlilik yüzünden hayvan besiciliği yapma olanağının ortadan kalktığını ileri
sürerek bu nedenle uğradığı zarar nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı
kalmak kaydıyla 100 milyar TL maddi tazminata yasal faiziyle birlikte
hükmedilmesi istemiyle 12.10.2001 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. ŞANLIURFA 1. ASLİYE
HUKUK MAHKEMESİ; 5.2.2002 günlü; E: 2001/1052; K:2002/50 sayı ile, olayda
davalı yönetimin davacının taşınmazına doğrudan bir el atması ve dolayısıyla
kamulaştırmasız el atma olgusunun bulunmadığı, yönetimin almış olduğu karar
sonunda plan ve projelere uygun olarak yapılan işlemlerden doğan zararların
tazmininin idare mahkemesinden istenebileceği, Yargıtay İçtihadı Birleştirme
Genel Kurulunun 11.2.1959 günlü, E: 1958/17; K: 1959/15 sayılı kararının da
bu yönde olduğu, davacının isteminin yönetimin bir işlem ve eyleminden kaynaklandığı,
buna ilişkin açılan işbu davanın tam yargı davası niteliğinde olduğu, bu
nedenle görüm ve çözümünün idari yargıya ait bulunduğu gerekçesiyle
mahkemelerinin görevsizliğine karar vermiş, anılan karar temyiz edilmeksizin
kesinleşmiştir. Davacı vekili aynı
nedenle 304.455.366.589.-TL tazminata hükmedilmesi istemiyle 29.5.2002
tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır. GAZİANTEP 1. İDARE
MAHKEMESİ; 31.10.2003 günlü,
E:2002/1024; K:2003/1678 sayı ile, 2942 sayılı Yasanın 12. maddesi
hükmü uyarınca dava konusu uyuşmazlığın çözümünün adli yargının görevine
girdiği gerekçesiyle davayı görev yönünden reddetmiştir. Bu karar üzerine davacı
vekilince görevli mahkemenin belirlenmesi istemiyle 26.12.2003 tarihli
dilekçe ile Danıştaya başvurulmuştur. DANIŞTAY 10. DAİRESİ’nin
13.4.2004 günlü, E:2004/5810; K:2004/3830 sayılı kararıyla 2247 sayılı Yasada
olumsuz görev uyuşmazlıklarında dava dosyasının son görevsizlik kararını
veren mahkemece, bu kararın kesinleşmesinden sonra taraflarda birinin istemi
üzerine Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilerek görevli mahkemenin
belirlenmesinin istenebileceğinin öngörüldüğü gerekçesiyle dosya esas kaydı
kapatılarak dava dosyası Gaziantep İdare Mahkemesine gönderilmiş; GAZİANTEP
İDARE MAHKEMESİNİN 6.9.2004 günlü, E:2002/1024; K:2003/1678 sayılı kararıyla
2247 sayılı Yasa hükümleri uyarınca görevli yargı yerinin belirlenmesi için
dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir. İNCELEME VE
GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümünün, Tülay TUĞCU’nun Başkanlığında, Üyeler:
Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap
AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın
katılımlarıyla yapılan 7.2.2005 günlü toplantısında; I- İLK İNCELEME : Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre
adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen
biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede
belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik
kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesine gönderildiği, usule ilişkin
herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II- ESASIN İNCELENMESİ
: Raportör-Hakim Murat H. YURDAKÖK’ün davanın çözümünde
adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; İlgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün
davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, Karayolları Genel
Müdürlüğü tarafından kısmen kamulaştırılan taşınmazdan geri kalan kısım
üzerinde bulunan hayvan çiftliğinde otoyol inşasından dolayı oluşan gürültü
ve kirlilik yüzünden hayvan besiciliği yapma olanağının ortadan kalktığı
ileri sürülerek bu nedenle uğranılan zararın tazmin edilmesi istemine
ilişkindir. 2942 sayılı Yasanın
“kısmen kamulaştırma” başlıklı 12. maddesinin birinci fıkrasının (a)
bendinde: “kısmen kamulaştırılan malın değeri; kamulaştırılmayan kısmın
değerinde, kamulaştırma sebebiyle bir değişiklik olmadığı takdirde, o malın
11. maddede belirtilen esaslara göre takdir edilen bedelinden kamulaştırılan
kısma düşen miktar” olduğu; (b) bendinde: “Kamulaştırma dışında kalan kısmın
kıymetinden kamulaştırma nedeniyle eksilme meydana geldiği takdirde; bu
eksilen değer miktarı tespit edilerek, kamulaştırılan kısmın (a) bendinde
belirtilen esaslar dairesinde tayin olunan kamulaştırma bedeline eksilen
değerin eklenmesiyle bulunan miktar” olduğu açıklanmakta; (c) bendinde de:
“Kamulaştırma nedeniyle artış meydana geldiği takdirde de, artış miktarı
tespit edilerek, kamulaştırılan kısmın (a) bendinde belirtilen esaslar
dairesinde tayin edilen bedelinden artan değerin çıkarılmasıyla bulunan
miktardır.” denilmekte ve aynı maddede ayrıca “kamulaştırma dışında kalan
kısım imâr mevzuatına göre yararlanmaya elverişli olduğu takdirde; kesilen
bina, ihata duvarı, kanalizasyon, su, elektrik, havagazı kanalları, makine
gibi tesislerden kullanılabilecek duruma getirilebilmeleri için gereken gider
ve bedel, belirlenerek kamulaştırma bedeline ilave olunur. Bu masraf ve bedeller
(b) bendinde yazılı kıymet düşüklüğü miktarının belirlenmesinde gözönünde tutulmaz ...” hükmü yer almaktadır. Maddenin son fıkrasında
da: bu maddenin uygulanmasından doğan uyuşmazlıkların adli yargı yerinde
çözümleneceği hükme bağlanmıştır. Dosyanın
incelenmesinden, uyuşmazlığın 2942 sayılı Yasanın yukarıda değinilen 12. maddesi
kapsamında düzenlenen durumların hiçbirisine girmediği anlaşıldığından anılan
hükmün olaya uygulanmasına olanak bulunmamaktadır. Karayolları Genel
Müdürlüğü 5539 sayılı Yasayla kurulmuş, tüzel kişiliği haiz bir kamu kurumu
olup, otoyol inşası anılan Yasada bu kurumun görevleri arasında sayılmıştır. Yönetimin yürütmekle
yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve
projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi
gibi tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği
zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün yönetsel
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel
olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim
yapan idari yargı yerine ait olduğu; yönetimce herhangi bir ayni hakka
müdahalede bulunulduğu, özel mülkiyete konu taşınmaza kamulaştırmasız el
atıldığı veya plan ve projeye aykırı iş görüldüğü savıyla açılacak
müdahalenin men'i ve meydana gelen zararın tazmini davalarının ise, mülkiyete
tecavüzün önlenmesine ve haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre
adli yargı yerince çözümleneceği, yerleşik yargısal içtihatlarla kabul
edilmiş bulunmaktadır. Olayda, yönetimce
davacının taşınmazı elinden alınmadığına ve üzerinde herhangi bir inşaat
faaliyeti de yapılmadığına göre, yönetimin özel mülkiyete konu taşınmaza
müdahalede bulunmasından ya da kamulaştırmasız el
atmasından söz etmek de olanaksızdır. Bu durumda, Karayolları
Genel Müdürlüğünce yapılan otoyol nedeniyle zarara uğradığı yolundaki davacı
savı gözönünde bulundurularak, yönetimin görevinde
olan kamu hizmetini yürüttüğü sıradaki eyleminden doğan zararın giderilmesine
yönelik olarak dava açıldığının kabulü gerekir. Anayasa’nın 125.
maddesinin son fıkrasında, yönetimin kendi eylem ve işlemlerinden doğan
zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış olup, buna göre yönetim,
hukuka aykırılığı saptanan işlem ve eylemlerinden doğan hak ihlâlini tam
olarak gidermek; diğer bir anlatımla hakları ihlâl edilenlerin uğradığı
gerçek zararları tazmin etmekle yükümlü bulunmaktadır. Kamu hizmetinin,
yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin; kamu yararına
uygun şekilde işletilip işletilmediğinin; dolayısıyla, olayda hizmet kusuru ya da başka bir nedenle yönetimin sorumluluğu bulunup bulunmadığının
yargısal denetiminin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2.
maddesinde "idari dava türleri" arasında sayılan "idari işlem
ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davası”
kapsamında, idari yargı yerlerince yapılacağı açıktır. Açıklanan nedenlerle,
İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir. SONUÇ :Davanın
çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Gaziantep İdare
Mahkemesince verilen 31.10.2003 günlü,
E:2002/1024; K:2003/1678 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
7.2.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2004/95 KARAR NO: 2005/9 KARAR TR :.7.3.2005 (Hukuk Bölümü)
K A R
A R
Davacı : A. O. Davalılar : 1- Devlet Su İşleri Genel
Müdürlüğü Vekili
:Av. M. S. 2- G. A. O L
A Y : Ankara İli, Kazan İlçesi, Yazıbeyli
Köyü, İğmir - Kaşıaltı
mevkiinde yer alan 70 parsel
sayılı taşınmazın maliki
olan davacı, 17.3.2003 tarih ve
Ank - 4851 no’lu Yeraltısuyu Arama Belgesi almak suretiyle arazisinde kuyu
açmıştır. Bitişik 69 parsel sayılı taşınmazda kuyu açılması üzerine, bu kuyu
için izin verilip verilmediğinin ve kendi kuyusunu etkileyip
etkilemeyeceğinin bildirilmesini isteyen davacıya, DSİ V. Bölge Müdürlüğünce,
2.4.2004 tarihli yazı ile, komşusu 69 parsel maliki adına açılan sondaj
kuyusuna Ank - 5561 no’lu
Yeraltısuyu Arama Belgesi verilmiş olduğu; sözkonusu kuyunun
kendisine ait kuyuya 85 m. uzaklıkta bulunduğu ve bölgedeki yeraltı suyunun durumu
ile yapılan su tahsisleri göz önüne alındığında bölgede yeni kuyu açılmasında
sakınca bulunmadığı bildirilmiştir. Davacı,
iki kuyu arası mesafe 120 m. olmak üzere izin verilmiş olması nedeniyle komşu
parselde 85 m. mesafede açılan kuyunun kapatılması için başvuruda bulunmuş
ise de bu isteğin idarece 15.4.2004 günlü işlemle reddi üzerine, bu işlemin
ve komşu parsel maliki adına verilen Ank-5561 no’lu Yeraltısuyu Arama
Belgesinin iptalleri ile kuyunun kapatılmasına karar verilmesi istemiyle DSİ
Genel Müdürlüğü aleyhine, 26.4.2004 gününde idari yargı yerinde dava
açmıştır. ANKARA
5. İDARE MAHKEMESİ ; 31.5.2004 gün ve E:2004/1473, K:2004/1077 sayı ile, 167
sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun’un 8. maddesinde yeraltı suyundan yararlanmak maksadıyla açılacak kuyularla
ilgili belge alma zorunluluğuna ilişkin kurala yer verildiği; 18. maddesinin
(c ). bendinde ise, “Bu kanunla ilgili davalara sulh mahkemelerinde bakılır.”
hükmünün yer aldığı; dosyanın incelenmesinden, davacının taşınmazına komşu
parsel için verilen yeraltısuyu arama belgesinden,
dolayısıyla sözkonusu Kanundan kaynaklandığı
anlaşılan uyuşmazlığın görüm ve çözümünde 167 sayılı Kanun’un yukarıda
aktarılan hükmü uyarınca adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. Davacı,
bu kez, komşu parsel maliki adına
verilen Ank- 5561 no’lu
yer altı suyu arama belgesinin iptali ile açılan kuyunun kapatılmasına karar
verilmesi istemiyle, DSİ Genel Müdürlüğü ile komşu parsel maliki G.A.
aleyhine, 17.6.2004 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır. ANKARA 7. SULH HUKUK
MAHKEMESİ, 18.6.2004 gün ve E:2004/847; K:2004/833 sayı ile, dava konusu
işlemin idari bir karar olduğu, bu karara dayanılarak verilen belgenin iptali
ve açılan sondaj kuyusunun kapatılmasına ilişkin davanın bir tam yargı davası
niteliğini taşıdığı bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde idari yargının görevli
olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiş; bu karar da temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. İNCELEME VE
GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün Cafer ŞAT’ın Başkanlığında Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü
ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah
ARSLAN’ ın katılımlarıyla yapılan 7.03.2005 günlü
toplantısında; I- İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde
yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için
adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu
ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda
verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.” hükmü uyarınca,
adli ve idari yargı yerleri arasında DSİ Genel Müdürlüğü aleyhine açılan ve
komşu parsele ilişkin Ank - 5561 no’lu yeraltı suyu arama belgesinin iptali ile kuyunun
kapatılması istemli dava yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve adli
yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacının
istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
gönderildiği; idari yargı dosyasının ise Başkanlık yazısı ile getirtilerek
incelemeye alındığı anlaşılmış olup, usule ilişkin başkaca bir noksanlık
görülmeyerek yukarıda belirtilen şekilde doğan görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN
İNCELENMESİ : Raportör- Hakim Murat H. YURDAKÖK’ün
davanın çözümünde idari yargının
görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; -
İlgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet
BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün davada
idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Görev
uyuşmazlığının konusunu oluşturan dava, komşu parsel malikine verilen yeraltı
suyu arama belgesinin iptali ile açılan kuyunun kapatılmasına karar verilmesi
isteminden ibarettir. 22.11.2001
tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun, kaynak ve yeraltı sularında
mülkiyet ve irtifak hakkını düzenleyen
756. maddesinin üçüncü fıkrasında “Yeraltı suları, kamu yararına ait
sulardandır. Arza malik olmak, onun altındaki yeraltı sularına da malik olmak
sonucunu doğurmaz.” hükmü yer almış; aynı Yasa maddesinin dördüncü fıkrasında
ise “Arazi maliklerinin yeraltı
sularından yararlanma biçimi ve ölçüsüne ilişkin özel kanun hükümleri
saklıdır.” denilmiştir. (Mülga 17.2.1926 tarih ve 743 sayılı Türk Kanunu
Medenisi’nin 679. maddesi de aynı düzenlemeye yer vermiştir.) 16.12.1960
tarih ve 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun’un “Yeraltı sularının mülkiyeti” başlıklı 1.
maddesinde, “Yeraltısuları umumi sular meyanında olup Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bu
suların her türlü araştırılması, kullanılması, korunması ve tescili bu Kanun
hükümlerine tabidir.” denilmiş; 5. maddesinde, “İlan edilmiş yeraltı suyu
işletme sahaları dışında her arazi sahibi; arazisinde yeraltı suyu aramak,
suyu bulduktan sonra, bunun kendi faydalı ihtiyaçlarına yetecek miktarını
kullanmak hakkına maliktir. Ancak
bu işler 8 inci maddenin şümülüne girdiği takdirde
belge alınması mecburidir. Faydalı
ihtiyaç miktarı dördüncü madde hükümlerine göre tayin olunur.” hükümlerine
yer verilmiş; 4. maddesinin son fıkrasında “Faydalı ihtiyaç miktarı, tahsis
edilecek maksada göre ilgili bakanlıkların mütalaası alınmak suretiyle,
Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğü tarafından tayin ve tespit edilir.” şeklinde
tanımlanmış ve 8. maddesinde de, maddenin (a) ve (b) fıkralarında belirtilen
kazıların yapılması veya kuyuların açılması için Devlet Su İşleri Umum
Müdürlüğünden belge alınmasının mecburi olduğuna işaret edilmiştir. Anılan
düzenlemelerden, yeraltı sularının, özel mülkiyete konu teşkil etmeyip
Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan genel sulardan olduğu; bu suların
aranması, kullanılması vd. hususlarda, 167 sayılı
Yasa ile görevlendirilen Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün yetkili
kılındığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, yasa ile
idareye verilen görev kapsamında olmak üzere, yeraltısuyu
arama belgesi verme işlemi kamu gücüne dayalı, re’sen
ve tek yanlı olarak tesis edilen idari işlem niteliğini taşıdığından, bu
işlemin iptali istemiyle açılan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 2/1-a maddesinde sayılan “İdari işlemler hakkında yetki, şekil,
sebep , konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından
dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal
davaları” kapsamında görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevli
bulunmaktadır. Kuyunun kapatılması isteminin ise, idari işlem hakkında
verilecek kararın uygulanmasıyla ilgili bulunması nedeniyle idari yargı
yerince değerlendirileceği doğaldır. Hernekadar, idari yargı kararında, 167 sayılı Kanun’un
18/c. maddesinde bu Kanunla ilgili davalara sulh mahkemelerinde bakılacağı
yolunda hüküm bulunduğundan bahisle göreve ilişkin bir düzenlemenin varlığı
kabul edilmiş ise de, “Ceza Hükümleri” başlığını taşıyan 18. maddenin sözkonusu ( c) bendini yürürlükten kaldıran 24.4.2003
tarih ve 4854 sayılı Kanun ile adli yargının idari cezalarla ilgili özel görevinin dava tarihi
itibariyle sona ermiş olması bir yana,
görev uyuşmazlığına konu edilen davanın bir idari cezadan doğmamış olması
karşısında, 18. maddenin bu davada uygulama yeri bulunmadığı kuşkusuzdur. Açıklanan
nedenlerle, İdare Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmektedir. SONUÇ : Davalılardan DSİ Genel Müdürlüğü
aleyhine yeraltı suyu arama belgesinin iptali ve kuyunun kapatılması istemiyle
açılan davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara
5. İdare Mahkemesi’nin 31.5.2004 gün ve E:2004/1473, K:2004/1077 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 07.03.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi. —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2004/135 KARAR NO: 2005/13 KARAR TR :.7.3.2005 (Hukuk Bölümü)
K A R A R
Davacı : C. İ. Davalılar :
1- Milli Savunma Bakanlığı
2- Maliye Bakanlığı O L
A Y : İslahiye Askerlik Şubesi Başkanlığında sivil memur olarak görev
yaparken Samandağ Askerlik Şubesi Başkanlığına atanan ve bu atamadan dolayı
kendisine sürekli görev yolluğu verilmeyen davacı, yolluk ödenmemesi
işleminin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır. Davalılardan Mili
Savunma Bakanlığınca, birinci savunma dilekçesinde davada askeri idari
yargının görevli olduğu ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur. ADANA 1. İDARE
MAHKEMESİ; 10.9.2004 gün ve E: 2004/155 sayı ile, 657 sayılı Yasaya tabi
“sivil memur” olan davacının, kamu personelinin statü hukuku çerçevesinde
özel bir yasa olan Harcırah Kanunu uyarınca “parasal haklarına” yönelik
uyuşmazlığın askeri hizmete ilişkin olmadığı sonucuna varıldığından kamu
personelinin askeri hizmetle ilişkisi olmayan parasal haklarına yönelik
uyuşmazlığın genel görevli idari yargı yerlerinde görülmesi gerektiği gerekçesiyle
görev itirazını reddederek Mahkemelerinin görevliliğine karar vermiştir. Davalılardan Mili
Savunma Bakanlığının olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması yolundaki dilekçesi
üzerine dava dosyası Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığına
gönderilmiştir. ASKERİ YÜKSEK İDARE
MAHKEMESİ BAŞSAVCISI; Anayasa’nın 157. ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. ve 21.
maddelerine göre açılacak iptal ve tam yargı davalarına Askeri Yüksek İdare
Mahkeme’sinde bakılabilmesi için dava konusu işlem ya
da eylemin “ askeri kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin
bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesinin gerektiği: MSB. lığına
bağlı askerlik şubesinde sivil memur olarak görev yapan davacı 1602 sayılı
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunun 20’nci maddesi 2’nci fıkrası gereğince
asker kişi sayıldığından, dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği;
Uyuşmazlık Mahkemesinin birçok kararında belirtildiği üzere idari işlemin
görevli yargı yerinin tespiti yönünden “askeri hizmete ilişkin” olup
olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerektiği; eğer
idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre
tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin bulunduğunun kabulü
gerektiği; daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemlerin,
idarece bir asker kişinin askeri yeterlik ve yetenekleri, tutum ve
davranışları, askeri geçmişi, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevleri,
askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural,
gerek ve gelenekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis
edilen işlem olduğu; dava konusu sürekli görev yolluğu ödenmemesi işleminin,
askeri hizmete ilişkin olduğu hususunda şüphe bulunmayan atama işlemine sıkı
sıkıya bağlı bir işlem olup bu yönüyle askeri hizmete ilişkin bulunduğu;
diğer taraftan 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunun 22.
maddesinde Birinci Daire, atama yer değiştirme, nasıp, sicil, kademe
ilerletilmesi, terfi, emeklilik, maluliyet, aylık ve yolluklara ilişkin iptal
ve tam yargı davalarını çözümler” hükmünün yer aldığı; bu hükümden de açıkça
anlaşıldığı üzere kanunkoyucu tarafından, asker
kişiler hakkında aylık ve yolluklara ilişkin olarak tesis edilen işlemlerle
ilgili olarak açılan davalara Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde bakılacağının
kabul edildiği; davacı hakkında tesis edilen sürekli görev yolluğu ödenmemesi
işleminin de 1602 sayılı Kanunun 22’nci maddesinde sayılan davalardan birisi
olduğundan, davacıya sürekli görev yolluğu ödenmemesi işleminin iptali
talebiyle açılan davaya bakmak görevinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne ait
olduğu; bu nedenle Adana 1. İdare Mahkemesinin görevlilik kararının
kaldırılması gerektiği gerekçesiyle askeri idari yargı yararına olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasanın 10. maddesine göre görev
konusunun incelenmesini Uyuşmazlık
Mahkemesinden istemiştir. Başkanlıkça 2247 sayılı
Yasanın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre Danıştay Başsavcısı’nın da
yazılı düşüncesi istenilmiştir. DANIŞTAY BAŞSAVCISI;
Anayasanın 157’inci maddesine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri olmayan
makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri
hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı
denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, 1602 sayılı Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20’nci maddesinde de, söz konusu Anayasa
hükmüne aynen yer verildiği ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan
veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci,
uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların asker
kişi sayıldığı, görevli yargı yerinin belirlenmesi yönünden işlemin askeri
hizmete ilişkin olup olmadığının saptanabilmesi için kuşkusuz işlemin
konusuna bakılması gerektiği, işlemin askeri gereklere, askeri usul ile
yönteme ve askeri hizmete göre tesis olunması halinde askeri hizmete ilişkin
bulunduğunun kabul edildiği, olayda,
davaya konu edilen sürekli görev yolluğu verilmemesi işleminin dayanağı
14.6.2003 günlü ve 25138 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve 2003 Mali Yılı
Bütçe Kanununun 51’inci maddesinin (f) bendinde yer olan genel kısıtlayıcı
hükme göre Maliye Bakanlığınca çıkartılan 10 sıra sayılı Harcırah Genel
Tebliği olup, dayanak alındığı, bu Tebliğ uyarınca tesis olunan işlemin ise
askeri hizmetle ilişkili olmadığına kuşku bulunmadığı, bu durumda, sürekli
görev yolluğu ödenmemesi yolundaki işlemin iptali istemiyle açılan davada,
davacı asker kişi kapsamında ise de, işlemin askeri hizmetle ilişkili
olmaması nedeniyle, 1602 sayılı Yasanın uygulama alanında bulunmayan davanın
görüm ve çözümünde genel idari yargının görevli olduğu sonucuna ulaşıldığı,
bu nedenle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığının 2247 sayılı Yasanın
10. maddesine göre yapmış olduğu başvurunun kabulüne hukuksal olanak
bulunmadığı yolunda yazılı düşünce vermiştir. İNCELEME VE
GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün Cafer ŞAT’ın Başkanlığında Üyeler: Dr. Atalay ÖZDEMİR, M. Lütfü
ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Turgut ARIBAL ve Abdullah
ARSLAN’ın
katılımlarıyla yapılan 07.03.2005 günlü toplantısında; I- İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27.
maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, davalı idarece anılan Yasa’nın 10.
maddesinde öngörülen yönteme uygun şekilde ve 12. maddede belirlenen süre
içinde başvurulması üzerine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısı
tarafından uyuşmazlık çıkarıldığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının
esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör- Hakim Murat H. YURDAKÖK’ün davanın çözümünde
askeri idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısının askeri idari yargı yararına olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarılmasına ve Danıştay Başsavcısının davada genel idari yargının
görevli bulunduğuna ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; İlgili
Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay
Savcısı Nevzat ÖZGÜR ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Savcısı E. Hakan ÖZBEK’in yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları
da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, İslahiye Askerlik
Şubesi Başkanlığında sivil memur olarak görev yaparken Samandağ Askerlik
Şubesi Başkanlığına atanan davacıya, bu atamadan dolayı sürekli görev yolluğu
verilmemesi yolunda kurulan işlemin iptali istemiyle açılmıştır. Anayasa’nın 157.
maddesinde,Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca
kurulmuş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin
yönetsel işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan
ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan
uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması koşulunun aranmayacağı
belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı Yasanın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20.
maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bir
davaya bakabilmesi için dava konusu yönetsel işlemin “asker kişiyi
ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte
gerçekleşmesi gerekmektedir. 1602 sayılı Yasanın
değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan ya da hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay,
askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil
memurlar asker kişi sayılmakta; aynı Yasa’nın
“Birinci Dairenin görevleri” başlıklı değişik 22. maddesinde,atanma,
yer değiştirme, nasıp, sicil, kademe ilerletilmesi, terfi, emeklilik,
maluliyet, aylık ve yolluklara ilişkin iptal ve tam yargı davalarının Birinci
Dairece çözümleneceğine işaret edilmektedir. Yönetsel işlemin,
görevli yargı yerinin belirlenmesi yönünden“askeri hizmete ilişkin” olup
olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir.
Eğer yönetsel işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete
göre kurulmuş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul
edilmelidir. Daha açık bir anlatımla, askeri hizmete ilişkin yönetsel
işlemler: yönetimin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin,
tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan
hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin
özellikleri, askeri kural ve gerekler gözönünde
tutularak değerlendirilmesi sonucunda kurulan işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından kurulmuş olsa
bile durum değişmemekte, menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın
Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde görülmesi gerekmektedir. Davacının 1602 sayılı
Yasanın 20. maddesinde sayılan asker kişilerden olduğu ve bu nedenle dava
konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği tartışmasızdır. Dava konusu
işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığına gelince: 926 sayılı Türk Silâhlı
Kuvvetleri Personel Kanunu’nun “Kapsam” başlıklı 1. maddesinin ikinci
fıkrasına göre sivil memurlar kendi özel kanununa tabi bulunmakta olup; görev
uyuşmazlığına konu edilen dava, davacıya 657 sayılı Devlet Memurları
Kanunu’nun 177. maddesinde işaret edilen 6245 sayılı Harcırah Kanunu’nun 10.
maddesinde öngörülen sürekli görev yolluğunun ödenmemesinden doğmuş bulunmaktadır. 657 sayılı Devlet
Memurları Kanunu’nun 177. maddesinin birinci fıkrasında yer alan, “Bu Kanun
hükümlerine tabi Devlet memurlarından bir görevin ifası için sürekli veya
geçici olarak görev yerinden ayrılanların yol giderleri ve gündelikleri,
yolluklar hakkındaki özel kanun hükümlerine göre ödenir.” hükmünde işaret
edilen yollukların, 1602 sayılı Yasa’nın değişik 22. maddesinde Birinci
Dairenin görevleri arasında sayılan konulardan olduğu açıktır. Bu durumda,1602 sayılı
Yasa’ya göre asker kişi sayılan sivil memura sürekli görev yolluğu
ödenmemesinden doğan davada “askeri hizmete ilişkin bulunma” koşulunun da
gerçekleşmiş bulunması karşısında, uyuşmazlığa konu edilen davanın görüm ve
çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi görevli bulunmaktadır. Açıklanan nedenlerle,
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısının başvurusunun kabulü ile İdare
Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerekmektedir. SONUÇ : Davanın çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ
görevli olduğuna, bu nedenle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısının BAŞVURUSUNUN
KABULÜ ile Adana 1. İdare Mahkemesi’nce verilen 10.9.2004 gün ve E: 2004/155
sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 07.03.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi. —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2004/136 KARAR NO: 2005/22 KARAR TR :.4.4.2005 (Hukuk Bölümü)
K A R
A R
Davacı :
Anadolu Anonim Türk Sigorta Şirketi Vekili :
Av.N. B. D. Davalı : TCDD İşletmesi Genel
Müdürlüğü Vekili :
Av.Y. B. O L A Y : Kırıkkale- Ankara arasında yer
alan Irmak Kasabası mevkiindeki kontrolsüz hemzemin geçiti
geçmekte olan kasko
sigortalı aracın manevra yapmakta olan lokomotif ile çarpışması sonucunda
meydana gelen maddi hasarlı trafik kazasına ilişkin olarak trafik zabıtasınca
düzenlenen tespit tutanağında, TCDD işlemesi’nin 2/8 ve makinistin de 2/8
oranında kusurlu bulunması üzerine davacı Sigorta Şirketince, sigortalı 06 RJ
588 plakalı aracın sahibine ekspertiz raporu ile tespit edilen 6.900.000.000.-TL.
ödemede bulunulmuştur. Davacı Şirket
vekilince, TCDD İşletmesi ile Makinist K.Ç.’ye hitaben yazılan 27.5.2003
günlü yazılar ile, sigortalıya ödenen kasko hasar
tazminatından kusurları oranında hesaplanan pay başına 1.725.000.000 liranın
ödeme tarihinden itibaren işleyen yasal faiziyle birlikte 2.065.273.972.-TL
olarak Türk Ticaret Kanununun 1301. maddesine göre sigortalıya halef olan
şirketlerine ödenmesi istenilmiş; bu istek davalı TCDD İşletmesince cevap
verilmeyerek; Makinist tarafından ise ödeme yapılmayacağı belirtilerek
reddedilmiştir. Davacı Şirket vekili,
Türk Ticaret Kanunu ve Karayolları Trafik Kanunu hükümlerine dayanarak,
sigortalıya ödenen miktardan kusur oranına isabet eden 3.450.000.000.-TL nin ödeme tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle
birlikte davalı TCDD İşletmesi ile makinistten müştereken ve müteselsilen tahsiline hükmedilmesi istemiyle 17.10.2003
tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır. Davalı TCDD İşletmesi,
mahkemenin birinci celsesinde, 233 sayılı KHK’ye tabi
bulunan İşletmeye karşı hizmet kusuru nedeniyle açılan davanın idari yargı
yerinde görülmesinin gerektiği ileri sürülerek, görev itirazında
bulunulmuştur. ANKARA 27. ASLİYE HUKUK
MAHKEMESİ’nce; 7.7.2004 günlü celsesinde E:2003/808
sayı ile, davalı idrenin görev itirazı
reddedilmiştir. Davalı TCDD
İşletmesi vekilince, süresi içinde
verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda
bulunulmuş; ancak Ankara 27. Asliye Hukuk Mahkemesinin 27.10.2004
günlü,E:2003/808 sayılı celsesinde “başka bir mahkeme ile aramızda olumlu
görev uyuşmazlığı oluşmadığı anlaşıldığından davalı vekilinin bu konudaki
isteminin reddine” karar verilmiş; davalı vekilinin 1.11.2004 günlü dilekçesi
üzerine anılan Mahkemenin 9.12.2004 günlü celsesinde 27.10.2004 günlü ara
kararından vazgeçilerek olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemine ilişkin
dilekçe ve ekleri Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir. DANIŞTAY BAŞSAVCISI:
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b. maddesinde belirtilen,
idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları muhtel
olanlar tarafından açılacak tam yargı davalarının, idari dava türleri
arasında sayıldığı; TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğünün, kamu hizmeti olan taşımacılık
işini, tekel halinde yürüten bir kamu kurumu olduğu; kamu hizmeti yürütmekle
yükümlü kılınan bir kamu kurumunun hizmeti yürütürken kişilere verdiği
zararın tazminine ilişkin davada, kamu hizmetinin yöntemine ve hukuk
kurallarına uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin, kamu yararına uygun
şekilde işletilip işletilmediğinin, sonuçta, hizmet kusuru ve idarenin
sorumluluğunu gerektiren bir husus
olup olmadığının tayin
ve tespitinin idari
yargı yerlerine ait olduğu ; davalı
idarenin yürütmekle görevli olduğu kamu hizmetinin gereği gibi
yapılmamasından dolayı uğranıldığı iddia olunan zararın tazmini istemine
ilişkin bulunan uyuşmazlığın görüm ve çözümü, idari işlem ve eylemlerden
dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davalarına bakmakla
görevli bulunan idari yargıya ait olduğundan Ankara 27. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin görevlilik kararının kaldırılması gerektiği gerekçesiyle,
davalılardan TCDD İşletmesi yönünden idari yargı yararına olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasa’nın 10. maddesine göre görev
konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi’nden istemiştir. Başkanlıkça, 2247
sayılı Yasa’nın 13. maddesinin üçüncü fıkrasına göre, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısından yazılı düşüncesi istenilmiştir. YARGITAY CUMHURİYET
BAŞSAVCISI : TCDD İşletmesinin, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel
kişiliğe sahip bir kamu kurumu olduğu, 233 sayılı KHK ve Ana Statü ile, özerk
bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun olarak karlılık ve verimlilik ilkeleri
doğrultusunda yönetilmesi amacıyla, işletmenin iktisadi faaliyetleri
bakımından özel hukuk hükümlerine tabi kılınmış olmasının, onun kamu hizmeti
yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine engel teşkil oluşturmadığı, Anayasa’nın
125/son madde ve fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan
zararı ödemekle yükümlü bulunduğunun kurala bağlandığı; 2577 sayılı İdari
Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden
dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılan tam yargı davalarının, idari dava
türleri arasında sayıldığı, buna karşın, dava konusu zararın, karayolunun demiryolu
ile kesiştiği hemzemin geçitte meydana gelen kaza sonucunda oluşması
nedeniyle ortada bir trafik kazası bulunduğu düşüncesinden hareketle, davanın
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 2. maddesinde; Karayolları Trafik
Kanununun kapsamının belirlendiği, 3. maddesinde ise, “Demiryolu geçidi
(hemzemin geçit); Karayolu ile demiryolunun aynı seviyede kesiştiği bariyerli ve bariyersiz
geçitlerdir, Kamu hizmeti taşıtı: Kamu hizmeti için yük veya yolcu taşıması
yapan bütün taşıtlardır; Taşıt: Karayolunda insan, hayvan ve yük taşımaya
yarayan araçlar olduğu” tanımının yapıldığı, trenin bu Yasa kapsamına dahil
edilmediğinin anlaşıldığı, keza, anılan Yasanın 85, 90 ve 106. maddeleri
hükümleri uyarınca, işletenin hukuki sorumluluğu kapsamında maddi tazminatın
biçimi ve kapsamı ile manevi tazminat konularında Borçlar Kanununun haksız
fiillere ilişkin hükümleri uygulanır kuralı uyarınca uyuşmazlığın adli yargı
yerinde çözümlenmesi gerektiği ileri sürülebilir ise de; anılan Yasada gerek
hemzemin geçidin karayolunun uzantısı olduğunu belirten bir tanım ve
düzenlemeye yer verilmediği ve gerekse trenin bu Yasa kapsamına giren bir
motorlu taşıt olarak sayılmamış olması karşısında, bu iddiayı kabule olanak
bulunmadığı, TCDD Ana Statüsüne, Yüksek Planlama Kurulunun 27.04.1992 gün
92/T.29 sayılı kararı ile eklenen Ek 2. maddede, Demiryolunun karayolu, köy
yolu ve benzeri yollar ile yaptığı kesişmelerde demiryolunun ana yol
sayılacağının, trafik düzeninin gerektirdiği hallerde söz konusu yollara ait
geçitler ile görüşe engel teşkil eden tesislerin kaldırılacağının, demiryolu
üzerinde seyreden araçların karayolu, köy yolu ve benzeri yollardaki araçlara
göre geçiş üstünlüğünün bulunduğunun belirtildiği,
hemzemin geçitte karayolu taşıtı ile trenin çarpışması sonucunda doğan zararın,
idarenin hizmet kusuru esasına göre tazmini istemiyle açılan davanın görüm ve
çözümünde idari yargı yeri görevli bulunduğundan, Danıştay Başsavcısının
başvurusunun kabulü gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir. İNCELEME VE
GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün Cafer ŞAT’ın Başkanlığında Üyeler: M.
Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Esen EROL, Turgut ARIBAL ve
Abdullah ARSLAN’ın katılımlarıyla yapılan 4.4.2005
günlü toplantısında; I- İLK İNCELEME : : Başvuru yazısı ve dava dosyası üzerinde
2247 sayılı Yasanın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı
idare vekilinin anılan Yasa’nın 10/2 maddesinde öngörülen yönteme uygun
olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre
içinde başvuruda bulunması üzerine Danıştay Başsavcılığınca, 10. maddede
öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Murat H. YURDAKÖK’ün davanın çözümünde
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile Danıştay Başsavcısının
idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına ve Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısının davada idari yargının görevli bulunduğuna ilişkin
düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay
Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün yazılı düşünceleri
doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, sigortalı aracın
uğradığı hasarı ödeyen Sigorta Şirketinin, zararın kusur ve sorumluluk
oranına göre idarece giderilmesi isteminden ibaret bulunan bir rücuen tazminat davasıdır. 28.10.1984 tarih ve
18559 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Türkiye Cumhuriyeti Devlet
Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü (TCDD) Ana Statüsünün “Amaç ve Kapsam”
başlıklı 1. maddesi “Bu Ana Statünün amacı; 8.6.1984 tarih ve 233 sayılı Kamu
İktisadi Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine tabi
olarak sözkonusu Kanun Hükmünde Kararname
çerçevesinde faaliyette bulunmak üzere Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları
İşletmesi Genel Müdürlüğü adı altında teşkil olunan Kamu İktisadi Kuruluşunun
hukuki bünye, amaç ve faaliyet konuları, organları ve teşkilat yapısı,
müessese, bağlı ortaklık ve iştirakleri ile bunlar arasındaki ilişkileri ve
ilgili diğer hususları
düzenlemektir...” hükmünü taşımakta; “Hukuki Bünye” başlıklı 3. maddesinde,
bu Ana Statü ile teşkil olunan TCDD İşletmesinin, sermayesinin tamamı Devlete
ait, tüzel kişiliğe sahip, faaliyetlerinde özerk ve sorumluluğu sermayesiyle
sınırlı bir “Kamu İktisadi Kuruluşu” olduğuna ve 233 sayılı KHK. ile bu Ana
Statü hükümleri saklı kalmak üzere özel hukuk hükümlerine tabi bulunduğuna
işaret edilmekte; 4.maddesinde, sayılan Kuruluş amaç ve faaliyet konularının
tamamına yakınının “tekel” kapsamında işler olduğu belirtilmekte; kuruluşu,
yönetimi ve denetimi konularında 233 sayılı KHK. hükümlerine paralel düzenlemelere
yer verilmektedir. Buna göre, TCDD
İşletmesinin, tekel kapsamında kamu hizmeti yürüten, tüzel kişiliğe sahip bir
kamu kurumu olduğu tartışmasızdır. 233 sayılı
KHK. ve Ana Statü ile, özerk bir tarzda ve ekonomik gereklere uygun
olarak kârlılık ve verimlilik ilkeleri doğrultusunda yönetilmesi amacıyla,
İşletmenin iktisadi faaliyetleri bakımından özel hukuk hükümlerine tabi
kılınmış olması, onun kamu hizmeti yürütmesine ve kamu kurumu niteliğine
engel teşkil etmemektedir. Dava dilekçesinin incelenmesinden, davacı vekilince olayda
davalı İşletmenin ve personelinin
kusurundan dolayı sorumlu olduğu ileri sürüldüğüne göre, uğranılan zararın
tazmini istemine ilişkin davanın, zararın hizmetin kuruluşu ve işleyişindeki
aksaklıklardan doğduğu ve bu nedenle idarenin hizmet kusuru esasına göre
sorumlu olduğu nedenine dayanılarak açıldığı anlaşılmaktadır. Anayasa’nın
125.maddesinin son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan
zararı ödemekle yükümlü olduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanununun 2/1-b. maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı hakları
ihlal edilenler tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri
arasında sayılmıştır. Buna göre tekel niteliğinde kamu hizmeti yürüten TCDD
İşletmesinin bu hizmeti yürüttüğü sırada kişilere verdiği zararın tazmini
istemiyle açılan dava, olayda kamu hizmetinin yöntemine ve hukuka uygun
olarak yürütülüp yürütülmediğinin, hizmet kusuru veya başka nedenle idarenin
sorumluluğu bulunup bulunmadığının saptanmasını gerektirmektedir. Bu
hususların saptanması ise idare hukuku ilkelerine göre yapılabileceğinden,
2577 sayılı Yasa’nın 2/1-b. maddesi kapsamında bulunan tam yargı davasının
görüm ve çözümünde idari yargı yerleri görevlidir. Buna karşın, dava
konusu zararın, karayolunun demiryolu ile kesiştiği hemzemin geçitte meydana
gelen kaza sonucunda oluştuğu nedeniyle ortada bir trafik olayı bulunduğu
düşüncesinden hareketle, davanın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 85,
90 ve 106. maddeleri hükümleri uyarınca, işletenin hukuki sorumluluğu
kapsamında çözümlenmesi gerekeceği ileri sürülebilir ise de; anılan Yasada
gerek hemzemin geçitin karayolunun uzantısı
olduğunu belirten bir tanım ve düzenlemeye yer verilmemesi ve gerekse tren ya da diğer demiryolu araçlarının bu Yasa kapsamına giren
bir motorlu taşıt olarak sayılmamış olması karşısında, bu iddiayı kabule
olanak bulunmamaktadır. Nitekim, TCDD Ana
Statüsüne, Yüksek Planlama Kurulunun 27.4.1992 tarih ve 92/T. 29 sayılı
kararıyla ilâve edilen Ek 2. maddede, “ Demiryolunun karayolu, köy yolu ve
benzeri yollar ile yaptığı kesişmelerde demiryolu ana yol sayılır. Bu kesişmelerde yapılan
yeni yolun bağlı olduğu kurum veya kuruluş, alt ve üst geçit yapmak ve diğer
emniyet tedbirlerini almakla yükümlüdür. Demiryolu trafik
düzeninin gerektirdiği hallerde sözkonusu yollara
ait geçitler ile görüşe engel teşkil eden tesisler kime ait olursa olsun kaldırtılır. Demiryolu üstünde
seyreden araçların karayolu, köy yolu ve benzeri yollardaki araçlara göre geçiş üstünlüğü vardır.”denilmek suretiyle, demiryolunun
farklı bir hukuki statüye tabi bulunduğu açıklanmaktadır. Öte yandan, 399 sayılı
Kamu İktisadi Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesine (...) Dair KHK.’nin 11/a. maddesine göre, teşebbüs ve bağlı ortaklıkların
her çeşit personeli, görevleri ile ilgili olarak mensup oldukları teşebbüs ve
bağlı ortaklığa verdikleri zarardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi
kılınmış olup, adli yargı yerinde TCDD personeli olan makinist aleyhine de
tazminat davası açıldığı dikkate alındığında; Anayasanın 129. maddesinin 5.
bendinde yer alan “Memurlar ve diğer kamu görevlililerinin yetkilerini
kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve
şartlara uygun olarak, ancak idare aleyhine açılabilir.” kuralı uyarınca,
öncelikle TCDD İşletmesi aleyhine idari yargı yerinde açılması gereken tam
yargı davasının çözümlenmesi gerekeceği açıktır. Diğer yandan, davacı
Sigorta Şirketi 6762 Türk Ticaret Kanununun 1301. maddesinde yer alan “Sigortacı
sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren kimse yerine geçer,
sigorta ettiren kimsenin vaki zarardan dolayı üçüncü şahıslara karşı dava
hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel nispetinde sigortacıya intikal eder.”
hükmü uyarınca zarar görenin kanuni halefi (yasal ardılı) olduğundan,
incelenen uyuşmazlığın konusunu oluşturan dava tipik bir tam yargı davasıdır. Bu nedenle,
uyuşmazlığın, adli yargı yerinde aleyhine açılan tazminat davasını
kaybedenler tarafından, hissesinden fazla ödediği miktardan sorumlu bulunan
idare aleyhine açılan ve bir borçlar hukuku müessesesi olan “rücuen alacak” davası kapsamında olmadığı açıktır. Açıklanan nedenlerle,
sigortalı aracın uğradığı hasarı ödeyen Sigorta Şirketi tarafından, hizmet
kusuru esasına dayanılarak ve zararın kusur ve sorumluluk oranına göre
idarece giderilmesi istemiyle açılan tam yargı davasının görüm ve çözümünde
idari yargı yerleri görevli olduğundan, Danıştay Başsavcısının başvurusunun
kabulü ile Ankara 27. Asliye Hukuk Mahkemesinin davalı idarenin görev
itirazının reddine ilişkin kararının kaldırılması gerekmektedir. SONUÇ :Davanın çözümümde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısı’nın BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara
27. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 7.7.2004 gün ve E:2003/808 sayılı GÖREVLİLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 4.4.2005 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi. —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2005/12 KARAR NO: 2005/28 KARAR TR :4.4.2005 (Hukuk Bölümü)
K A
R A R Davacı :
Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş. Vekilleri :
Av. B. Ç.-Av. O. D.Davalı Davalı :
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı OLAY : Davacı Şirkete ait
Hürriyet Gazetesi’nin 22.7.2004 günlü sayısında yayınlanan ve Prof. Dr. Osman
Müftüoğlu tarafından kaleme alınan “Kolesterol
düşürücüler yaşlanmayı geciktiriyor” başlıklı köşe yazısı, Reklam Kurulunun
12.8.2003 günlü, 95 sayılı toplantısında incelemeye alınmış ve Şirkete durum
bildirilmiştir. Reklam Kurulunun
11.5.2004 günlü, 104 sayılı kararıyla, söz konusu yazıda bazı ilaçların
örtülü reklamının yapıldığı, bunun 1262 sayılı İspençiyari ve Tıbbi
Müstahzarlar Kanununun 13., bu Yasaya dayanılarak çıkarılan “Beşeri İspençiyari
ve Tıbbi Müstahzarların Tıbbi Tanıtım Yönetmeliği”nin 7 ve 8. maddelerine,
“Ticari Reklam ve İlanlara İlişkin İlkeler ve Uygulama Esaslarına Dair
Yönetmelik”in 5. maddesinin (d) bendine ve 4077 sayılı Tüketicinin Korunması
Hakkında Kanunun 16. maddesine aykırı bulunarak 4077 sayılı Yasanın 17 ve
25/8. maddeler uyarınca idari para cezası ve durdurma cezası uygulanmasına
karar verilmiş, bu karar Bakanlığın 28.5.2004 günlü, 2004/113 sayılı onayı
ile uygun bulunarak 15.6.2004 günlü, 12565 sayılı “Ceza Tebligatı” ile davacı
şirkete, 35.000.000.000.-TL idari para cezası ve durdurma cezası verildiği,
bu cezalara karşı bildirim tarihinden itibaren en geç 7 gün içerisinde
yetkili İdare Mahkemesine dava açılabileceği bildirilmiştir. Davacı Şirket
vekillerince, idari para cezası ve durdurma cezası verilmesine ilişkin
işlemin iptali istemiyle idari yargıda dava açılmıştır. ANKARA 10. İDARE
MAHKEMESİ; 9.7.2004 günlü, E:2004/2376; K:2004/1450 sayı ile , 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanununun 5. maddesinin 1. fıkrasında her yönetsel
işleme karşı ayrı ayrı dava açılacağı, ancak aralarında
maddi veya hukuksal yönden bağlılık ya da neden-
sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı da bir dilekçe ile dava
açılabileceği hükmünün bulunduğu, dosyanın incelenmesinden, davanın, davacı
şirkete yayımladığı reklam nedeniyle 4077 sayılı Yasanın 16. maddesi uyarınca
35.000.000.000.-TL para cezası verilmesine ve reklamın durdurulmasına ilişkin
28.5.2004 günlü, 113 sayılı işlemin iptali istemiyle açıldığının anlaşıldığı,
idari yargıda görülecek olan idari para cezası ile adli yargıda görülmesi
gereken durdurma işlemleri arasında maddi ve hukuksal birlik ve neden-sonuç
ilişkisi bulunmadığından, tek dilekçe ile dava açılmasının olanaklı olmadığı
gerekçesiyle 2577 sayılı Yasanın 15. maddesinin 1/b bendi uyarınca 5. maddeye
uygun bulunmayan dava dilekçesinin, kararın bildiriminden başlayarak 30 gün
içinde 2577 sayılı Yasanın 5. maddesine uygun biçimde ayrı ayrı yargı yerlerinde dava açılmak üzere reddine karar
vermiştir. Davacı şirket
vekillerince, bu karar üzerine durdurma cezası verilmesine ilişkin Reklam Kurulu
kararının iptali istemiyle adli yargıda dava açılmıştır. ANKARA 2. TÜKETİCİ
MAHKEMESİ; 13.9.2004 gün ve E:2004/1565, K:2004/537 sayı ile, davanın idari yayın
durdurma cezası işleminin iptali istemi olduğu, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğünce 4077 sayılı Yasanın 4822
sayılı Yasayla değişik 17 ve 25/8’inci maddeleri uyarınca idari para ve
durdurma cezası verilmesine karar verildiği, Reklam Kurulunun bu kararı
Bakanlık Makamının 28.5.2004 tarih ve 2004/113 sayılı onayları ile uygun
bulunarak davacı şirkete 35.000.000.000.-TL idari para cezası ve durdurma
cezası verildiği, kararın iptali halinde asıl ceza ile birlikte ferilerinin
de ortadan kalkacağından şüphe olmadığı, maddi ve hukuki netice iç içe olup
birinin ortadan kaldırılmasının, diğerinin de ortadan kalkacağı sonucunu
doğuracağı, kaldı ki Bakanlık kararının yapılan reklamın durdurulmasını değil
düzeltilmesini içerdiği, ayrıca “durdurma” düzeltme kararları ayrı ayrı verilse dahi aynı fıkrada hükme bağlandığından ve
birbirine bağlı eylemler olduğundan idare mahkemesinin görevsizlik itirazının
yerinde görülmediği, 4077 sayılı Yasanın 25. maddesine istinaden verilen para
cezalarına aynı Yasanın 26. maddesi gereğince yetkili idare mahkemesinde
itiraz edileceğinin hükme bağlandığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının 113 nolu kararında ceza ile eylemi “durdurma ve/veya
düzeltme” birbirinden ayırmanın mümkün olmadığı, bu
nedenle davanın idari yargının görevine girdiği gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş, anılan karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir. İNCELEME VE GEREKÇE : Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün
Cafer ŞAT’ın Başkanlığında Üyeler: M. Lütfü
ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap
AKSOYLU, Esen EROL, Turgut ARIBAL ve Abdullah ARSLAN’ın
katılımlarıyla yapılan 4.4.2005 günlü toplantısında; I-İLK İNCELEME :
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında
Kanunun 27. maddesinde, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya
görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından
inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri
reddedeceği kuralına yer verilmiştir. 2247 sayılı Yasanın 14.
maddesine göre, olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi
için, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları,
konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda
verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte ve bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi, hukuk alanında ancak davanın taraflarınca
ileri sürülebilmektedir. Dava dosyası üzerinde
2247 sayılı Yasanın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, her ne
kadar İdare Mahkemesince “görevsizlik kararı” verilmemiş ise de, idari para
cezası ile durdurma cezasının iptali istemiyle açılan davada, durdurma cezasına
ilişkin uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevli olduğu belirtildikten
sonra 2577 sayılı Yasanın 5. maddesi uyarınca her iki işleme karşı ayrı yargı
yerlerinde dava açılmak üzere dilekçenin reddi yolunda verilen kararın
durdurma cezası yönünden görevsizlik kararı niteliği taşıdığı, 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde
öngörülen “yargı merciinin kendini görevsiz görmesi” koşulunun, olayda
durdurma cezası yönünden her iki yargı yerinde açılmış olan davalar bakımından
gerçekleştiği gözönüne alınarak, adli ve idari
yargı yerleri arasında 2247 sayılı
Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve
adli yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacının
istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık
Mahkemesine gönderildiği anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine
oybirliği ile karar verildi. II-ESASIN İNCELENMESİ :
Raportör-Hakim Murat H. YURDAKÖK’ün davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu
yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; - İlgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay
Savcısı Nevzat ÖZGÜR’ün davada idari yargının görevli
olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Dava, 4077 sayılı
Yasa’nın 16. maddesine aykırı olarak örtülü reklâm yapıldığı nedeniyle aynı Yasa’nın 25. maddesinin sekizinci
fıkrası uyarınca durdurma cezası verilmesine ilişkin Bakanlıkça onaylanan
Reklam Kurulu kararının iptali isteminden ibarettir Reklam Kurulu, 4077
sayılı Yasa’nın 17. maddesi ile “Ticari reklâm ve ilânlarda uyulması gereken
ilkeleri belirlemek, bu ilkeler çerçevesinde ticari reklam ve ilânları
incelemek ve inceleme sonucuna göre, 16ncı madde hükümlerine aykırı reklam ve
ilânları üç aya kadar tedbiren durdurma ve/veya
durdurma ve/veya aynı yöntemle düzeltme ve/veya para cezası verme
hususlarında görevli …” olarak kurulan; kararları Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca
uygulanan ve faaliyet masrafları Bakanlık bütçesinden karşılanan bir kamu
kuruluşudur. Uyuşmazlığın esasını,
idarenin organları eliyle uygulanan cezalarla ilgili davalara adli ya da idari yargı yerlerinden hangisinin bakacağı hususu
oluşturduğundan, ilgili Yasa’nın getirdiği
düzenlemede öngörülen ihtisas mahkemesinin görev alanının incelenmesi
gerekmektedir. 23.2.1995 tarih ve 4077
sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun “…kamu yararına uygun olarak
tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu,
aydınlatıcı, eğitici, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden
korunmasını sağlayıcı önlemleri almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu
girişimlerini özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında
gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemek…” amacıyla,
bir yandan “satıcılar” ile “tüketiciler” arasında yaygın olarak ortaya çıkan
ve uzmanlık gerektiren uyuşmazlıkları çözmek üzere “Tüketici Mahkemeleri” nin kurulmasını öngörmüş, diğer yandan Anayasanın 172.
maddesi ile “tüketicileri koruyucu ve aydınlatıcı tedbirler almak ve
tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini teşvik etmek” şeklinde
Devlete yüklenen görev kapsamında olmak üzere anılan Yasa’nın 25. maddesinde
sayılan hükümlere aykırı eylemleri saptanan “üretici- imalatçı” veya
“ithalatçı” veya “satıcı- sağlayıcı” veya “kredi veren” veya “reklam veren”
hakkında idarece “idari para cezası”, “tedbiren
durdurma”, “durdurma” ,“düzeltme” cezalarının birlikte veya ayrı ayrı uygulanmasını olanaklı kılmıştır. Bu itibarlar, anılan
yasa ile, bir mal veya hizmeti satım olan tüketicinin sağlık ve güvenliği ile
ekonomik çıkarlarını korumak ve zararlarını tazmin etmek amacıyla tüketici
veya tüketici örgütleri veya bakanlık tarafından, mal veya hizmeti sunanlar
(satıcı vd.) aleyhine açılacak davaların 23.
maddede işaret edilen “Tüketici Mahkemeleri”nde çözümlenmesi öngörülmek
suretiyle, adli yargı düzeni içinde yer alan bu ihtisas mahkemesinin görev
alanı, aralarında “sözleşme serbestisi” esasına dayalı özel hukuk ilişkisi
bulunan taraflar arasındaki davalarla (25. maddenin 7. fıkrasına göre, bakanlık
tarafından, yayın kuruluşundan durdurma isteğine rağmen aykırılığın devamı
halinde, kampanyanın veya kampanyaya ilişkin her türlü reklam ve ilanın
durdurulması talebiyle bu kez Tüketici Mahkemesine başvurması hariç) sınırlı
tutulmuş ve bu mahkemelerde yapılacak yargılamaya ilişkin hükümlere de 24. ve
24/A. maddelerinde yer verilmiştir. Anılan Yasa’nın “Ceza
Hükümleri” başlığını taşıyan değişik 25. maddesinde ise “6 ncı maddenin yedinci fıkrası uyarınca, Bakanlıkça
belirlenen usul ve esaslara aykırılığı tespit edilen her bir sözleşme için
64,250,000.- lira para cezası uygulanır. 4 üncü maddenin yedinci
fıkrasında, 5 inci maddede, 6 ncı maddenin altıncı
fıkrasında, 6/A maddesinde, 6/B, 6/C maddeleri uyarınca Bakanlıkça belirlenen
usul ve esaslarda, 7 nci maddenin beşinci
fıkrasında 9 uncu maddede, 9/A maddesinde, 19 uncu maddede, 10/A maddesinde,
11/A maddesinin ikinci ve dördüncü fıkralarına, 12131415 ve 27 nci maddelerde belirtilen yükümlülüklere aykırı hareket
edenler hakkında 128,500,000.- lira para cezası uygulanır. 7 inci maddenin
dördüncü ve altıncı fıkralarıyla 8 inci maddede belirtilen yükümlülüklere
aykırı hareket edenler hakkında 321,250,000.- lira para cezası uygulanır. 20 inci maddenin ikinci
fıkrası uyarınca Bakanlıkça tespit ve ilan olunan usul ve esaslara aykırılığa
642,500,000.- lira para cezası uygulanır. Aykırılık ülke düzeyinde yayın
yapan radyo ve televizyonlarca gerçekleştirilmişse cezanın on katı uygulanır. 18 inci maddeye aykırı
hareket eden üretici- imalatçı ve ithalatçı hakkında 1,285,000,000.- lira
para cezası, satıcı-sağlayıcı hakkında ise bu cezanın beşte biri uygulanır. 19 uncu maddenin
birinci fıkrasına aykırı hareket edenler hakkında 2,570,000,000.- lira para
cezası uygulanır. 11 inci maddeye aykırı
hareket edenler hakkında 6,425,000,000.- lira para cezası uygulanır.
Aykırılık ülke düzeyinde yayım yapan süreli yayın ile gerçekleşmişse cezanın
yirmi katı uygulanır. Bakanlık, ayrıca süreli yayın kuruluşundan kampanyanın
ve kampanyaya ilişkin her türlü reklam ve ilanın durdurulmasını ister. Bu
isteğe rağmen aykırılığın devamı halinde,reklam ve ilanın durdurma
zorunluluğunun doğduğu tarihten itibaren her sayı- gün için 128,500,000,000.-
lira para cezası uygulanır. Bakanlık, kampanyanın veya kampanyaya ilişkin her
türlü reklam ve ilanın durdurulması talebi ile Tüketici Mahkemesine başvurur. 16. maddeye hareket
edenler hakkında üç aya kadar tedbiren durdurma
ve/veya durdurma ve/ veya düzeltme ve/ veya 4,497,500,000.- lira para cezası
uygulanır. Reklam Kurulu, ihlalin niteliğine göre bu cezaların birlikte veya
ayrı ayrı verebilir. 16 ncı
maddeye aykırılık, ülke düzeyinde yayın yapan yazılı, sözlü, görsel ve sair
araçlar ile gerçekleşmiş ise, para cezası on katı olarak uygulanır. 7 nci
maddenin yedinci ve sekizinci fıkralarına aykırı hareket edenlere, kampanya
konusu mal veya hizmetin fatura bedeli oranında para cezası uygulanır.
Kampanyayı düzenleyen, tüketici kampanyadan ayrıldığında, para iadesinde
bulunursa bu ceza uygulanmaz. 7 nci
maddenin ikinci fıkrasına aykırı hareket edenlere, 7 nci
madde hükümlerine uygun kampanya düzenlemeleri için bir hafta süre tanınır.
Bu sürenin bitiminde aykırılığın devam ettiğinin tespiti halinde, bu hükme
aykırı hareket edenlerle 24 ve 24/A maddelerinde belirtilen yükümlülüklere
aykırı hareket edenlere 64, 250,000,000.- lira para cezası uygulanır. Yukarıdaki fıkralarda
belirtilen para cezaları, fiilin bir yıl içerisinde tekrarı halinde iki misli
olarak uygulanır. Para cezaları her yıl başında 765 sayılı Türk Ceza
Kanununun ek 2 nci madde hükümleri uyarınca
arttırılır. Bu Kanunda yazılı
fiiller hakkında diğer kanunlarda da para cezası öngörülmüşse ağır olan ceza
uygulanır.” hükümleri yer almış;
değişik 26. maddesinin ilk üç fıkrasında “25. maddenin bir, dört, yedi,
sekiz, dokuz ve onuncu fıkralarındaki cezalar Bakanlık tarafından diğer
fıkralarındaki cezalar o yerin mülki amiri tarafından uygulanır. Bu Kanunda düzenlenen
her türlü para cezası, idari niteliktedir. Bu cezalara karşı tebliğ
tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde yetkili idare mahkemesine
itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini
durdurmaz ve zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en
kısa sürede sonuçlandırılır. İtiraz üzerine idare mahkemesince verilen
kararlar kesindir. 25 inci maddeye göre
verilen para cezaları, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun
hükümlerine göre tahsil olunur.” denilmiştir. İdarenin organları
eliyle idari usullere göre uygulanması ve idare hukukunun bir müeyyidesi
olması nedeniyle, idari işlem niteliğini taşıyan ve bu yönüyle adli
cezalardan ayrılan idari cezaların yargısal denetiminde, kural olarak, idari
yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Ancak, yasakoyucu tarafından, idari cezalara karşı ilgililerin
sadece yapılan tespitin gerçeğe aykırılığı ile maddi ağır yanlışlıklar
bulunduğunu ileri sürerek yapacakları itirazlarda, haklı neden ve kamu yararı
bulunması halinde adli yargı yerinin görevli kılınması olanaklı olup; bu
halde, yetkili mahkemenin adli yargı yeri olduğunun ilgili yasada açıkça belirtilmesi
gerekir. Olayda, 16. maddeye
aykırı hareket ettiği nedeniyle yayın yapan
Şirket hakkında, Reklam Kurulunca 25. maddenin sekizinci fıkrası
uyarınca durdurma (ve ayrıca idari para cezası) cezası verilmiş ve bu ceza Bakanlık tarafından onaylanmıştır. Bu duruma göre Yasa’da bu tür cezalara karşı yapılacak
itirazlara bakmakla adli yargı yerinin görevli olduğu yolunda açık bir hükme
yer verilmemiş bulunması karşısında, idarenin organları eliyle uygulanan ve
idari işlem niteliğini taşıyan durdurma cezasının iptali istemiyle açılan
davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-a. maddesine göre
idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri
ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri
ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları kapsamında olup görüm ve
çözümünde idari yargı yerleri görevli bulunmaktadır. Açıklanan nedenlerle,
İdare Mahkemesinin görevsizlik niteliğinde görülen kararının kaldırılması
gerekmektedir. SONUÇ : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Ankara 10. İdare Mahkemesinin, 9.7.2004 gün ve E:2004/2376, K:2004/1450 sayılı KARARININ
GÖREVSİZLİK NİTELİĞİNDE GÖRÜLEN KISMININ KALDIRILMASINA, 4.4.2005 gününde
Üyelerden Serap AKSOYLU’nun KARŞI OYU VE
OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar
verildi. *** KARŞI OY Dava, 4077 sayılı
Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 16. maddesi hükümlerine aykırılık
nedeniyle anılan Yasanın 25/8. maddesi uyarınca verilen durdurma cezasının
iptali istemiyle açılmıştır. 4077 sayılı Yasa’nın
23. maddesinin birinci fıkrasında, “Bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak
çıkacak her türlü ihtilaflara tüketici mahkemelerinde bakılır. Tüketici
mahkemelerinin yargı çevresi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca
belirlenir.” hükmüne yer verilmiştir. Yasa’nın “Ceza
Hükümleri” başlıklı 25. maddesinde ise, Yasa hükümlerine aykırı eylemlere
uygulanacak ceza tür ve miktarları belirlenmiş; 8. bendinin olay tarihinde
yürürlükte olan şeklinde, “16 ncı maddeye aykırı
hareket edenler hakkında üç aya kadar tedbiren
durdurma ve/veya durdurma ve/veya düzeltme ve/veya 4,497,500,000 lira para
cezası uygulanır. Reklam Kurulu, ihlalin niteliğine göre bu cezaları birlikte
veya ayrı ayrı verebilir. 16ncı maddeye aykırılık,
ülke düzeyinde yayın yapan yazılı, sözlü, görsel ve sair araçlar ile
gerçekleşmiş ise, para cezası on katı olarak uygulanır.” kuralı yer almıştır.
Anılan Yasa’nın
“Cezalarda Yetki, İtiraz ve Zamanaşımı” başlıklı 26. maddesinde de; 25’inci
maddenin bir, dört, yedi, sekiz, dokuz ve onuncu fıkralarındaki cezaların
Bakanlık tarafından, diğer fıkralarındaki cezaların ise o yerin mülki amiri
tarafından uygulanacağı, bu Yasada düzenlenen her türlü para cezasının, idari
nitelikte olduğu, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi
gün içerisinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği kurala bağlanmıştır. Yargılama usulünde
görev konusu kamu düzenine ilişkin bulunduğundan, görevle ilgili düzenlemelerin
açık ve net olması, karışıklığa meydan vermemesi gerekmektedir. Olayda, 4077 sayılı
Yasa’nın 25. maddenin sekizinci fıkrası uyarınca verilmiş olan durdurma
cezasının iptali istenilmektedir. Yukarıda yer alan
hükümlerin birlikte değerlendirilmesinden, 4077 sayılı Yasa’nın 23.
maddesinde bu Yasanın uygulanmasıyla ilgili olarak çıkabilecek her türlü
uyuşmazlıklara Tüketici Mahkemelerinde bakılacağı belirtilerek, Yasa’nın
uygulanması bakımından Tüketici Mahkemelerinin genel görevli kılındığı, 26.
maddeyle İdare Mahkemelerine yalnızca idari para cezaları yönünden özel görev
yüklendiği, dolayısıyla, 4077 sayılı Yasa’nın uygulanması bakımından İdare
Mahkemelerinin idari para cezaları ile sınırlı olarak görevli kılındığı,
bunun dışında kalan tüm uyuşmazlıkların Tüketici Mahkemelerince çözüme
kavuşturulacağı sonucuna ulaşılmaktadır. 4077 sayılı Yasa
uyarınca davacı Şirkete verilen durdurma cezasının iptali istemiyle açılan
davanın aynı Yasa’nın 23. maddesiyle verilen görev kapsamında Tüketici
Mahkemesince çözümlenmesi gerektiği görüşüyle, uyuşmazlığın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki karara katılmıyorum. ÜYE Serap AKSOYLU —— • —— Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından: ESAS NO: 2004/86 KARAR NO: 2005/29 KARAR TR :16.5. 2005 (Hukuk Bölümü)
K A R
A R
Davacı : A. T. Davalı : Arsa Ofisi Genel
Müdürlüğü |