|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2003/97
Karar Sayısı :
2006/115
Karar
Günü : 21.12.2006
İTİRAZ YOLUNA
BAŞVURAN:
Beytüşşebap Asliye Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU: 1.3.1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun 2787 sayılı Yasa ile değiştirilen 463. maddesinin, Anayasa’nın
38. maddesine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I
- OLAY
Asli failin kim olduğu belirlenemeyecek şekilde
yaralama suçundan, 765 sayılı Yasa’nın 456/2, 463. maddeleri uyarınca
haklarında kamu davası açılan sanıkların yargılanmaları sırasında, itiraz
konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme iptali için
başvurmuştur.
II
- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“…
TCK 463.
maddesinin Anayasaya aykırılığı iki temel evrensel norma dayanmaktadır.
1 - Cezaların Şahsiliği İlkesi
Suçun
oluşumundan bahsetmek için hareket (maddi unsur), tipiklik (kanuni unsur),
hukuka aykırılık ve kusurluluk (manevi unsur) gibi dört unsurun varlığı
gerekmektedir. Bu unsurlardan herhangi birinin oluşmadığı hallerde faili
cezalandırmak mümkün değildir. Suçun unsurları, modern ceza hukukunun kabul
ettiği evrensel bir norm halini almıştır.
Anayasanın
38/7 madde ve fıkrası açıkça ceza sorumluluğunun şahsî olduğunu
belirtmiştir.
Ceza
sorumluluğunun şahsi olması; suçu işleyen failin/faillerin cezadan bizzat
sorumlu olması, failin/faillerin dışındaki kişilere doğrudan doğruya bu
sorumluluğun yüklenmemesi ve cezalandırılmaması demektir. Mevcut yasal
düzenlemelere göre bu ilke; kanunda suç olarak belirlenmiş hareketin
kusurlu failinin yada kanunlarda istenmeyen durum olarak belirlenmiş hale
neden olan kişinin, kusur ile hareketi arasında illiyet bağı olması halinde
bizzat cezalandırılması şeklinde kabul edilmektedir.
Cezanın
şahsiliği ilkesi, cezada kollektif sorumluluk
ilkesinin yerine geçmiştir. Cezalandırmada kollektif
sorumluluk ilkesi, kusurluluk ilkesi ile yakından ilgilidir. 13 yy da
cezalandırmada kusurun önem kazanmasıyla birlikte şahsilik ilkesi de ön
plana çıkmaya başlamıştır. Fransız ihtilali sonrasında şahsilik ilkesi
hukukumuza yansımıştır.
Evrensel bir
ceza hukuku normu olan şahsilik ilkesinin korunması için kanun koyucu
suçludan başkasına ceza öngören kanun yapmamak yada bu tür düzenlemeleri
kanunlardan çıkartmakla görevlidir.
2 - Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi
Bu ilke
Anayasanın 38/4, İHAS 6/2 madde ve fıkrasında dolaylı olarak “suçluluğu
hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” düzenlemesiyle
anlatılmıştır.
3
- TCK 463. maddenin irdelenmesi
Maddede yer
alan düzenlemeler ilk bakışta adalete uygun gibi görünmektedir. TCK 463.
maddesi, adam öldürme ve müessir fiil suçlarında, suçun en az iki kişi
tarafından işlenmesi ve failin kim/kimler olduğunun belirlenemediği
hallerde ceza indirimi öngörmektedir. Maddede delil yetersizliği veya delil
yokluğunun sanıklar aleyhine kabulü, suça katılmamış olsalar, kusurlu
olmasalar bile sanıklara cezanın paylaştırılması söz konusudur (1. CD
01.10.1959 2559/2768). Yargıtay TCK 463 maddenin uygulanması için;
Bütün dikkat
ve özen gösterildiği, tüm imkanlar kullanıldığı halde asli failin tesbiti mümkün olmamalıdır.
Failler birden fazla olmalıdır.
Fiilin asli
unsurundan olan sonuç, irtikapçılar arasında ve fakat ortada kalmalıdır. (CGK 22.05.1989 1-134/193; 09.10.1989
1-239/276; 01.11.1993 4-267/294) şartlarını getirmiştir.
Madde
metnine ve Yargıtay uygulamalarına göre, madde suçsuz olan sanıkların
cezalandırılmasını öngörmemektedir. Hatta Anayasa Mahkemesi de aynı
maddenin iptali için yapılan başvuruda 11.06.1968 tarih ve 48/24 sayılı
kararında “...TCK 463 maddenin
uygulanabilmesi için, fiilin icra hareketlerine sanıkların hepsinin
katıldığının gerçekleşmesi ile bitlikte sonucun, bunlardan hangisinin
fiilinden doğduğunun tespit edilememiş olması gerekir. Suç teşkil eden
fiilin icra hareketleri, sonucu husule getirmeye elverişli olan
hareketlerdir. Örneğin, sanıklarının hepsinin bıçaklarıyla mağdura
vurdukları gerçekleşip öldürülendeki bıçak yaralarından ölümü mucip olanın,
sanıklardan hangisinin fiiliyle husule geldiği belli olmazsa 463 madde uygulanır. Burada sanıkların hepsi
de asli maddi faillerdir.... Maddeye göre verilen ceza lehtedir.... Suç
işlemeyen kimseye TCK 463 maddeye göre ceza verilemez....” gerekçesiyle
iptal isteminin reddine karar vermiştir.
Burada
Yargıtay uygulamalarında ve Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinde gözden
kaçırılan iki husus vardır.
a) Suç
olduğu iddia edilen hareketi/eylemi tüm delilleriyle yargının önüne taşımak
görevinin - istisnaları olmakla beraber- devlete ait olduğu
463 madde,
devletin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirememesi nedeniyle, delil
yetersizliği veya delil yokluğunun sanıklar aleyhine kabulü, suça
katılmamış olsalar, kusurlu olmasalar bile sanıklara cezanın
paylaştırılması söz konusudur.
Hazırlık
soruşturmasında delil toplama işi Cumhuriyet savcısının dolayısıyla
devletin görevidir. C savcısı topladığı delillere göre CMUK 163 maddesi
gereğince kamu davası açar. Temelde delil toplama işi hazırlık
soruşturmasında tamamlanır ve duruşmada toplanan deliller tartışılır.
TCK 463
madde, devletin delil toplama, olayı aydınlatma yükümlülüğünü ortadan
kaldırmakta, “ben bu olayı yeterince araştıramadım, yada elimden gelen
araştırmaları yaptım ancak faili bulamadım o halde hepinizi cezalandırmam
gerekir.” Mantığına dayanmaktadır.
b)
Eylemi nedeniyle daha az ceza alma imkanı olan sanığa, devlete ait olan
aydınlatma ödevinin gereği gibi yerine getirilememesi sonucu daha fazla
ceza verilmesi Anayasa Mahkemesi mezkur kararında “.... iptali istenilen madde, düzenlediği
konuda asli maddi faillerin hepsine suçun tam cezasını vermiş olsaydı, o
zaman cezaların şahsiliği ilkesinin zedelendiği söylenebilirdi. Çünkü bu
taktirde sonucu, sadece bir kişi meydana getirdiği halde, ötekilerde
meydana getirmişçesine sorumlu tutulmuş olacaklardı. Halbuki yasa koyucu
böyle yapmamış, müstakil faili belli olmadığı için suçun icrasına
katılanların sorumlulukları yönünden bir eşitlik getirmekte ve birlikte
bunlara hükmolunacak cezada da büyük ölçüde
indirmelere yer verilmiştir....”
Yargıtay
uygulamaları, Anayasa Mahkemesi gerekçesi, Anayasanın 38/4-8 ve İHAS 6/2
yönünden örnekleme ile (A), (B) ve (C) nin
birlikte müessir fiil suçunu işlediklerini, mağdurun çehresinde sabit eser
olduğunu farz edelim. Yargıtay uygulamalarına göre çehrede sabit eser
oluşturan eylemi hangi sanığın yaptığı “bütün dikkat ve ihtimam
gösterildiği, ve tüm imkanlar kullanıldığı halde asli failin tespiti mümkün
olamamışsa (A), (B) ve (C) ye TCK 456/2, 463 maddeleri gereğince 1 yıl
hapis cezası verilmelidir. Halbuki çehrede sabit eser oluşturan sanık bir
kişidir. Şimdi Anayasa Mahkemesinin gerekçesinde belirtilen “...Maddeye
göre verilen ceza lehtedir.... Suç işlemeyen kimseye TCK 463 maddeye göre
ceza verilemez...” görüşüne katılmak mümkün değildir. Çünkü;
Şüpheden
sanık yararlanır ve ceza sorumluğu şahsidir ilkelerine göre (A), (B) yada
(C), 456/4 kapsamında yer alan eylemleri nedeniyle daha az ceza
alabilecekken (2 ay), devletin aydınlatma ödevinin yerine getirilmemesi
nedeniyle sanıklar daha fazla ceza almaktadır. Sanıklar (A), (B) yada (C),
işlemedikleri bir suç nedeniyle
fazla ceza almıştır. Bunun savunulacak bir yanı ve mantığı yoktur.
Cezanın lehe
olması yada olmamasının da aslında önemi yoktur. Çünkü hiç kimseye
işlemediği bir suç nedeniyle ceza verilmemesi esastır. Cezanın şahsiliği
bunu gerektirir.
IV - SONUÇ
TCK 463
maddesi, Anayasanın 38/7 madde ve fıkrasına aykırıdır ve iptali gerekir.”
III - YASA METİNLERİ
A
- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
1.3.1926 günlü,765
sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 463. maddesi şöyledir:
“Madde 463 - (Değişik:21/1/1983 – 2787/19)
448, 449, 450, 456, 457 nci maddelerde beyan olunan fiilleri iki veya daha çok
kimse ile birlikte yapmış olup da failin kim olduğu belli olmazsa bunlardan
her birisi hakkında, fiil için tayin edilmiş olan ceza üçte birden yarıya
kadar indirilerek hükmolunur. Ölüm cezasını
gerektiren fiillerde yirmi seneden, müebbet ağır hapis cezasını gerektiren
fiillerde onaltı seneden aşağı olmamak üzere ağır
hapis cezası tayin olunur. Şu kadar ki, bu hüküm fiili doğrudan doğruya
beraber işlemiş olanlar hakkında uygulanmaz.”
B
- Dayanılan Anayasa Kuralı
Başvuru kararında,
Anayasa’nın 38.maddesine dayanılmıştır.
IV
- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi
gereğince, Mustafa BUMİN, Yalçın ACARGÜN, Sacit
ADALI, Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Aysel PEKİNER, Ertuğrul ERSOY, Tülay
TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN ve Fazıl SAĞLAM’ın
katılmalarıyla 18.11.2003 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada
eksiklik bulunmadığından işin esasına geçilmesine,
oybirliğiyle karar verilmiştir.
V
- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, itiraz konusu kural, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
Suçun işlendiği tarihten sonra
5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu yürürlüğe girmiştir. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 463. maddesi karşılığı bir hüküm 5237
sayılı Yasa’da bulunmamaktadır.
765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
2. maddesinin ikinci fıkrası ile, 5237 sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 7.
maddesinin ikinci fıkrasında, suçun işlendiği tarihte yürürlükte olan yasa
ile sonradan yürürlüğe giren yasa hükümleri birbirinden farklı ise failin
lehinde olan yasa hükmünün uygulanacağı, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun
Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9. maddesinin üçüncü
fıkrasında da lehe olan hükmün, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün
hükümleri uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması
suretiyle belirleneceği öngörülmüştür.
463. madde benzeri bir hüküm Yeni Ceza Yasası’nda yer almadığından
lehe olan kanun karşılaştırması, Yeni Ceza Yasası’nın kabul ettiği
sistem incelenerek 463. maddenin sanıklar lehine olup olmadığının
saptanması gerekmektedir.
5237
sayılı Yeni Türk Ceza Kanunu’nun 37. maddesinin birinci fıkrası hükmüne
göre, suçun kanuni tanımında yer alan fiili birlikte gerçekleştiren
kişilerden her biri, fail olarak sorumludur. Dolayısıyla suçun birden fazla kişi tarafından birlikte
işlenmesi durumunda, bu kişiler müşterek fail olarak sorumlu tutulacak,
Yeni Ceza Yasası’nda, 765 sayılı Yasa’nın 463. maddesinde olduğu gibi bir
düzenleme bulunmadığı için de bu kişiler daha az ceza gerektiren bir
hükümden yararlanamayacaklardır.
Bu durumda, 765 sayılı Yasa’nın
463. maddesi, sanıkların lehinde olduğundan olayda bu kural uygulanacaktır.
Başvuru
kararında, 463. maddede, devletin olayı aydınlatma yükümlülüğünü yerine
getirememesi nedeniyle, delil yetersizliği veya delil yokluğunun sanıklar
aleyhine kabulünün, suça katılmamış olsalar, kusurlu olmasalar bile cezanın
paylaştırılmasının söz konusu olduğunu, Madde’nin devletin delil toplama,
olayı aydınlatma yükümlülüğünü ortadan kaldırdığını, “ben faili bulamadım o
halde hepinizi cezalandırmam gerekir” mantığına dayandığını, şüpheden sanık
yararlanır ve ceza sorumluluğu
şahsidir ilkelerine göre daha az ceza alabilecek olan sanıkların, devletin aydınlatma
görevini yerine getirememesi nedeniyle
daha fazla ceza aldıklarını bu nedenle, 463. maddenin, Anayasa’nın
38. maddesinin yedinci fıkrasına aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
765
sayılı Yasa’nın itiraz konusu 463. maddesinde, öldürme ve yaralama
fiillerinin iki veya daha çok kimse tarafından birlikte işlenmiş olup da
asli failin kim olduğu belli olmazsa
bunlardan her birisi hakkında, fiil için tayin edilmiş olan cezanın
üçte birden yarıya kadar indirilerek hükmolunacağı;
verilecek cezanın, ölüm cezasını gerektiren fiillerde yirmi, müebbet ağır
hapis cezasını gerektiren hallerde onaltı seneden
aşağı olamayacağı; bu hükmün fiili doğrudan doğruya beraber işlemiş olanlar
hakkında uygulanamayacağı öngörülmüştür.
463.
maddeye tekabül eden 1889 tarihli
İtalyan Ceza Kanunu’nun 378. madde hükmü “Birden çok şahısların ittifak
ile, bir öldürme fiilini veya müessir fiillerden birini birlikte işlemeleri
halinde asıl fail belli ise, kendi suçundan ve ortakları da ortaklıklarının
derecesine göre kendi fiillerinden sorumlu olurlar. … ittifak bulunmaksızın
veyahut asıl fâil belli olmaksızın …
Suça katılmış olanların hepsinin sorumlu olmaları lüzumu açık ise de fiilin
asıl failinin kim olduğu belli olmadığından her birinin asıl failmiş gibi
cezalandırılmaları doğru olamaz. Binaenaleyh her birinin suç ortağı
cezasına bir dereceye kadar eşit olan bir ceza ile cezalandırılmaları icap
eder. Asıl failin belli olamaması her bîrinin sorumluluk derecesini
ortaklık genel kuralı ile tayine
engel olduğundan bu hususta açık hüküm konulması lüzumludur” gerekçesi ile
getirilmiştir.
Suç,
kaynağını davranış normlarından alan yükümlülüklere aykırı fiillerdir. Suç teşkil
eden muayyen bir fiil, bir kişi tarafından ya da
birden fazla kişinin katılımı ile de gerçekleştirilebilir. Aralarında
ittifak olsun ya da olmasın yaralama ve öldürme
fiilleri birden fazla kişinin katılımı ile gerçekleştirilmiş ve asli failin
/faillerin belirlenemediği hallerde uygulanması için yasaya konulan 463.
madde hükmünün uygulanabilmesi için:
(1)
Maddede yazılı (448,449, 450, 456, 457) fiillerden birinin işlenmesi,
(2)
Suçun iki veya daha çok kimse tarafından birlikte işlenmesi,
(3)
Faillerin her birinin -aynı suçu işlemek kastı ile- aralarında önceden bir
anlaşma olsun veya olmasın, anılan fiillerin icra hareketlerini
gerçekleştirmiş olmaları,
(4)
Meydana gelen sonucu (yaralama-ölüm) faillerden hangisinin meydana
getirdiğinin tüm çabalara rağmen anlaşılamaması,
gerekir.
Müşterek faillik durumunda
koşulları varsa uygulanabilecek olan 463. madde hükmünün hukuki
niteliği, 765 sayılı Yasa’nın
sistemi içinde değerlendirildiğinde,
463. maddenin, suça katılan kişilerin iştirak hükümleri çerçevesinde
fiillerini nitelendirme olanağının bulunmadığı hallerde uygulanmak üzere kabul edilmiş istinai
bir hüküm ve hukuki ihtilafları çözmek üzere getirilmiş bir araç olduğunu
kabul etmek gerekir. Suçun icra
hareketlerine katılmış olan kişi/kişilerin, gerçekleştirdikleri fiil/fiiler var ancak faillerden hangisinin fiili/fiilleri
ile sonucun meydana geldiği belirlenememekte; fail yönünden, işlenen fiil
ile sonuç arasında illiyet bağı kurulamamaktadır. 463. madde olmasaydı,
sorunun teşebbüs hükümlerine göre çözümleneceği açıktır. Kişilerin
cezalandırılabilmesi için suçu oluşturan icrai
veya ihmali bir eylemin bu kişi tarafından gerçekleştirilmesinin zorunlu
olduğu kuşkusuzdur.
Yasa koyucu, 463. maddede iki
veya daha çok kişinin belli bir suçun işlenmesine katılmış olması ve fakat
asli failin hangisi olduğunun belli olmaması halinde, suça katılanların
hepsinin tamamlanmış suç için öngörülen ceza ile sorumlu tutulmasını ya da tümünün aklanmasını uygun bulmamış; suçun icrasına katılanların
cezalandırılmalarını, ancak verilecek cezanın maddede gösterilen şekilde
belirlenmesini istemiştir.
Anayasa’nın
38. maddesinin yedinci fıkrasında, ceza sorumluluğunun şahsi olduğu
belirtilmiştir. Cezaların şahsiliğinden amaç, bir kimsenin işlemediği bir
fiilden dolayı cezalandırılmamasıdır. Başka bir anlatımla kimsenin
başkasının fiilinden sorumlu tutulmamasıdır.
463.
madde ile hiç kimse, başkasının fiilinden sorumlu tutulmamaktadır. Suça
katılanların tümüyle suçsuz olduğu ya da hak
etmediği halde cezalandırılması da söz konusu değildir. 765 sayılı Yasa’nın
sistemi içinde bir nevi çözüm aracı olan 463. madde hükmü, yasa koyucunun
ceza siyaseti ve takdiri ile ilgili olup madde hükmü, cezaların şahsiliği
ilkesine aykırı değildir.
İtirazın
reddi gerekir.
VI - SONUÇ
1.3.1926 günlü, 765 sayılı
“Türk Ceza Kanunu”nun 2787 sayılı Yasa ile değiştirilen 463. maddesinin
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 21.12.2006 gününde
OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
Başkan
Tülay TUĞCU
|
Başkanvekili
Haşim KILIÇ
|
Üye
Sacit ADALI
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
Üye
A. Necmi ÖZLER
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|