Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından: Esas Sayısı : 2002/117 Karar Sayısı : 2006/105 Karar Günü : 22.11.2006 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Küçükçekmece İcra Tetkik
Mercii Hâkimliği İTİRAZIN KONUSU: A- 15.11.2000 günlü, 4603 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası,
Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi
Hakkında Kanun’un geçici 3. maddesinin, 30.1.2002 günlü, 4743 sayılı Yasa ile
eklenen son fıkrasının “4389 sayılı Bankalar Kanununun... 16 ncı maddesinin
(2) numaralı fıkrası hükümleri banka aleyhine yapılacak takipler yönünden
...” bölümünün; B - 18.6.1999 günlü,
4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 16. maddesinin (2) numaralı fıkrasının; Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerine aykırılığı savıyla
iptali istemidir. I - OLAY Tasfiye Halinde Emlak Bankası A.Ş.’nin kendisine
tebliğ edilen icra emrinin iptali ile takibin durdurulması isteminin
incelenmesi sırasında, itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu
kanısına varan İcra Tetkik Mercii Hâkimliği iptalleri için başvurmuştur. II - İTİRAZIN GEREKÇESİ Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir: “Büyükçekmece Asliye Hukuk Mahkemesinin
11.12.2001 günlü kararı ile 828.000.000,-TL. tazminatın Emlak Bankası AŞ. ile
Yapı Tic. Aş. den dava tarihi olan 24.04.2000 tarihinden itibaren kanuni
faizi ile alınarak davacı Bizimkent 189 yönetimine verilmesine karar
verilmiştir. Alacaklı vekili
henüz kesinleşmeyen ilamı 15.06.2002 günü icraya koyarak takip talebini
düzenlemiş, Küçükçekmece 3. İcra Müdürlüğünün 2002/2868 E. sayılı takip
dosyasında aynı gün örnek-53 îcra emri düzenlenerek taraflara tebliğe
çıkarılmıştır. Borçlulardan,
Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Bankası AŞ. vekiline örnek-53 icra emri 17.06.2002
günü tebliğ edilmiş, banka vekili 20.06.2002 günü Yargıçlığımıza havale
ettirdiği itiraz dilekçesinde; 4743 sayılı Yasanın 6. maddesinin B bendinin
4. Fıkrasının yollaması ile 4389 sayılı Bankalar Yasasının 16. maddesinin 2.
fıkrası uyarınca borçlu banka yönünden icra takiplerinin duracağını iddia
ederek icra emrinin iptali ile, takibin banka yönünden durdurulmasını,
ayrıca fazla hesaplanan birikmiş faizin düzeltilmesini istemiştir. Yargıçlığımızca
borçlu banka yönünden icra takiplerinin durdurulması yönündeki yasa maddeleri
T.C. Anayasasının 35. ve 36. maddelerine aykırı görüldüğünden Anayasamızın
152. maddesi uyarınca Yargıçlığımızca Yüce Mahkemenize başvurulmuştur. İlgili Anayasa
ve Yasa maddeleri aşağıdaki gibidir; ANAYASA MADDE:
35- Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar ancak kamu yararı amacıyla
kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı
olamaz. ANAYASA MADDE:
36- Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri
önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme,
görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz. 4743 SAYILI
YASANIN 6. MADDESİNİN B BENDİNİ 4. FIKRASININ ANAYASAYA AYKIRI GÖRÜLEN KISMI:
4389 Sayılı Bankalar Kanununun...16. maddesinin (2). fıkrası hükümleri banka
aleyhine yapılacak takipler yönünden... Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Bankası
Anonim Şirketi hakkında da uygulanır. 4389 SAYILI
YASANIN 16. MADDESİNİN 2. FIKRASI: İznin kaldırılmasına ilişkin kurul
kararının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihten itibaren banka hakkındaki
ihtiyati tedbir dahil her türlü icra ve iflas takibi durur. Yukarıdaki Yasa
maddeleri öncelikle Anayasamızın 35. maddesine aykırıdır. Belli bir para
alacağı olan gerçek veya tüzel kişi veya kurumun bu alacağını alması için tek
yasal yol olan icra takibi yapılmasının önlenmesi söz konusu para üzerinde
mülkiyet hakkı bulunan alacaklının mülkiyet hakkını kullanmasını
engellemektedir. Bu Yasa maddeleri Anayasanın 35. maddesindeki mülkiyet
hakkının Kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği hükmüne de uymamaktadır.
Çünkü borçlu banka yönetiminin basiretli bir tüccar gibi davranarak bankayı
yönetmeleri gerekirken, yanlış ticari değerlendirmeleri sonucu bankaya
Sigorta fonu tarafından el konulması veya dosyamızın borçlusu banka gibi yasa
ile tasfiye edilmesinde kamu yararı yoktur. Kamu yararı teriminin geniş
yorumlanarak mülkiyet hakkının kısıtlanması tüm hakları kullanılamaz hale
getirir. Bunun sonucu olarak Kamulaştırma yapan idarelerin Mahkemelerce
verilen bedel artırımı kararlarını uygulamamaları veya geç uygulamaları
sonunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde dava açan bir vatandaşımızın davayı
kazandığı dikkate alındığı takdirde, bu yasa maddesi nedeniyle Ülkemizin
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde bir çok davaya muhatap olabilir. Diğer taraftan
söz konusu Yasa maddeleri Anayasamızın hak arama hürriyeti başlıklı 36.
maddesine tamamen aykırıdır. Söz konusu yasa hükümleri alacaklıların borçlu bankadan
alacağını alması için tek yasal yol olan icra takibi yapma haklarını
kısıtlamaktadır. Yasa hükümlerine göre icra takibi yapılmakta ancak, yasa
hükmü uyarınca takip kendiliğinden durmaktadır. Bu durmanın her hangi bir
süresi yoktur. Sonsuza kadar duran bir icra takibinin de hak sahibi olan
alacaklıya her hangi bir faydası yoktur. Yüksek Mahkemece
çok iyi bilindiği gibi; diğer insan hakları gibi bu hakların da tarihçesi
Avrupa da 1215 yılında İngiltere Kralı ile Lortlar arasında düzenlenen Magna
Carta Sözleşmesine dayanmaktadır. (Tarihimizde benzeri sözleşme Padişah II.
Mahmut ile Rumeli Ayan’ı arasında yapılan senedi ittifak sözleşmesidir.)
Avrupa da 1789 Fransız İhtilalinden sonra yayınlanan İnsan Hakları
Beyannamesi ile söz konusu haklar belirlenmiş ve bütün uygar dünya da kabul
görmüştür. Anayasamızın İkinci Kısmında Hükme Bağlanan Temel Haklar ve
Ödevler de bu beyanname esas alınarak düzenlenmiştir. Somut olayda;
Borçlu Bankanın yaptırdığı ve pazarlayarak sattığı apartman binası depremde
hasar görmüş, alacaklı taraf bu hasarın giderilmesi için banka ve yüklenici
şirket aleyhine dava açmış dava sonunda banka ile yüklenici şirketin faizi
ile birlikte ilamda belirtilen parayı ödemesine hükmedilmiştir. Alacaklı
taraf bu ilamı icraya koymuş ancak Anayasaya aykırı olduğunu düşündüğümüz
yasa maddeleri uyarınca Borçlu Banka itiraz etmiştir. Yapılacak Yargılama da
ve bunun sonucunda Yargıçlığımızca verilecek kararda söz konusu Yasa
maddeleri uygulanacaktır. Bunun sonucu olarak ilamla belirlenen alacak alacaklıya
ödenmeyecektir. Alacaklının mülkiyet hakkı korunmadığı gibi Anayasanın 36.
maddesi uyarınca alacaklının alacaklı sıfatı ile bir Yargı Mercii olan icra
Dairesine başvurma, alacaklı sıfatı ile icra dairesinde ve Yargıçlığımızda
iddiada bulunma hakları ortadan kalkmaktadır. Sonuç olarak her
iki Yasa hükmünün Anayasaya aykırı olduğu açık bir şekilde bellidir. Sonuç olarak:
yukarıda belirtilen 4743 sayılı Yasanın 6. maddesinin B bendinin 4.
fıkrasının “4389 sayılı Bankalar Kanunun… 16. maddesinin (2) numaralı fıkrası
hükümleri banka aleyhine yapılacak takipler yönünden…” sözcükleri ile 4389
sayılı Bankalar Yasasının 16. maddesinin 2. fıkrasının T.C. Anayasasının 35
ve 36. maddelerine aykırı olması nedeniyle İPTALLERİNE karar verilmesi
saygıyla arz olunur.” III - YASA METİNLERİ A - İtiraz Konusu Yasa Kuralları 1 - 15.11.2000
günlü, 4603 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası
Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun’un
geçici 3. maddesinin, 4743 sayılı Yasa ile eklenen ve itiraz konusu kuralı da
içeren son fıkrası şöyledir: “4389 sayılı Bankalar Kanununun 14 üncü maddesinin
(5) numaralı fıkrasının (c) bendi hükümleri bankanın taraf olduğu davalar
yönünden (tesis edilen teminatlar iade olunur); 16 ncı maddesinin (2) numaralı fıkrası hükümleri banka aleyhine
yapılacak takipler yönünden ve 16 ncı maddenin (9) numaralı fıkrası
hükümleri Bankanın alacak ve borçları yönünden Tasfiye Halinde Emlak Bankası
Anonim Şirketi hakkında da uygulanır.” 2 - 18.6.1999 günlü,
4389 sayılı Bankalar Kanunu’nun 16. maddesinin itiraz konusu (2) numaralı
fıkrası şöyledir: “2. İznin kaldırılmasına ilişkin Bakanlar Kurulu
Kararının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihten itibaren banka hakkındaki
ihtiyati tedbir dahil her türlü icra ve iflas takibatı durur.” B - Dayanılan Anayasa Kuralları Başvuru kararında, Anayasa’nın 35. ve 36.
maddelerine dayanılmıştır. IV - İLK İNCELEME Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi
uyarınca, Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Samia AKBULUT, Yalçın ACARGÜN, Sacit
ADALI, Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet
AKYALÇIN ve Enis TUNGA’nın katılmalarıyla 15.7.2002 günü yapılan ilk inceleme
toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine
oybirliğiyle karar verilmiştir. V - ESASIN İNCELENMESİ Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor,
itiraz konusu Yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği
görüşülüp düşünüldü: A-İtiraz Konusu Kuralların Anlam ve
Kapsamı İktisadi devlet teşekkülü statüsünde faaliyet
gösterirken, 4603 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, Türkiye Halk
Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi Hakkında Kanun
kapsamına alınan Türkiye Emlak Bankası A.Ş.’nin kimi aktifleri ve şubeleri
Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası A.Ş. ve Türkiye Halk Bankası A.Ş.’ye
devredilmiş, Banka’nın yönetimi Tasfiye Kurulu’na geçmiştir. Bankacılık
lisansı 6.7.2001 gününde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu tarafından
iptal edilen ve Ana Sözleşme’sinde değişiklik yapılan Banka’nın unvanı
“Tasfiye Halinde Türkiye Emlak Bankası Anonim Şirketi” olarak değiştirilmiş,
tasfiye hali Ticaret Siciline tescil edilmiştir. Banka’nın tasfiyesiyle
ilgili düzenlemelere, 20.6.2001 günlü, 4684 sayılı ve 30.1.2002 günlü, 4743
sayılı Yasa’larda yer verilmiştir. 4389 sayılı Yasa’nın 16. maddesinin itiraz konusu (2)
numaralı fıkrasında, bir bankanın bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul
etme izninin Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu tarafından kaldırılması
halinde, iznin kaldırılmasına ilişkin kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı
tarihten itibaren banka hakkındaki ihtiyati tedbir dahil her türlü icra ve
iflas hükümlerinin durması öngörülmüştür. İtiraz konusu kuralda belirtilen “ihtiyati tedbir” ve
“icra ve iflas”, Banka’dan alacaklı olanların alacaklarını tahsil
edebilmeleri için Banka aleyhine yapacakları bireysel takiplerdendir.
Kuralla, alacaklıların Banka aleyhine yapacakları bu tür takiplerin durdurularak
alacaklılar tarafından kullanılması engellenmiştir. 4603 sayılı Yasa’nın geçici 3. maddesinin sonuna 4743
sayılı Yasa ile eklenen fıkrayla 4389 sayılı Yasa’ya gönderme yapılmak
suretiyle, bu Yasa’nın 16. maddesinin (2) numaralı fıkrasının Tasfiye Halinde
Emlak Bankası A.Ş. hakkında da uygulanacağı kuralı getirilmiştir. Böylece,
bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme izni kaldırıldığı halde Fona
devredilmeyen Tasfiye Halinde Emlak Bankası A.Ş., banka aleyhine yapılacak
takipler yönünden 16. maddenin (2) numaralı fıkrası kapsamına alınmıştır. İtiraz
konusu kuralla, Tasfiye Halinde Emlak Bankası A.Ş. alacaklıları bakımından bu
Banka aleyhine yapılacak takibatın doğrudan Tasfiye Kurulu’nca yapılması ve
genel hükümlere göre yapılacak işlemler sonucu Banka’nın borçlarının ödeme
yoluyla tasfiye edilerek şirket varlığına hukuken son verilmesi
öngörülmüştür. Tasfiye
işlemlerinin amacı, alacakların tahsili, aktiflerin paraya çevrilmesi,
borçların ödenmesi, varsa elde kalan aktiflerin ortaklara paylaştırılması ve
şirket tüzel kişiliğinin sona erdirilerek ticaret unvanının ticaret
sicilinden silinmesidir. Türkiye Emlak Bankası A.Ş’nin, Ziraat ve Halk
Bankalarına devredilenler dışında kalan bölümünün tasfiye sürecine
sokulmasında da aynı amaç gözetilmiştir. Banka aleyhine yapılacak takipler
yönünden, ihtiyati tedbir dahil her türlü icra ve iflas takibatının
durdurulmasıyla alacakların tahsili ve borçların ödenmesi konusunda Türk
Ticaret Kanunu’nun uygulanması benimsenmiştir. B - Anayasa’ya Aykırılık Sorunu Başvuru kararında, borçlu Banka yönünden icra
takibatının durdurularak, para alacağı olan kişilerin bu alacağını alması
için başvurabileceği yasal yolların önlenmesinin, söz konusu alacak üzerinde
mülkiyet hakkı bulunan alacaklının mülkiyet hakkını kullanmasını engellediği,
mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği, oysa Türkiye
Emlak Bankası A.Ş.’nin tasfiye edilmesinde kamu yararının bulunmadığı,
alacaklının mülkiyet hakkının korunmadığı gibi alacaklı sıfatı ile icra
dairesine başvurma ve icra mahkemesinde itirazda bulunma hakkının ortadan
kaldırıldığı, bu nedenlerle itiraz konusu kuralların Anayasa’nın 35. ve 36.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 4389 sayılı Yasa’nın 16. maddesinin itiraz konusu (2)
numaralı fıkrasında, bir bankanın, bankacılık işlemleri yapma ve mevduat
kabul etme izninin kaldırılmasına ilişkin Bankacılık Düzenleme ve Denetleme
Kurulu kararının Resmi Gazete’de yayımlandığı tarihten itibaren banka
hakkındaki ihtiyati tedbir dâhil her türlü icra ve iflas takibatının duracağı
öngörülmüştür. 4603 sayılı Yasa’nın geçici 3. maddesinin 4743 sayılı Yasa ile
eklenen son fıkrasındaki itiraz konusu kural ile de 4389 sayılı Yasa’nın 16.
maddesinin (2) numaralı fıkrası hükümlerinin, Tasfiye Halinde Emlak Bankası
Anonim Şirketi aleyhine yapılacak takipler yönünden de uygulanacağı
belirtilmiştir. Bu düzenlemeye dayanılarak 4389 sayılı Yasa’nın 16.
maddesinin (2) numaralı fıkrası, Tasfiye Halinde Emlak Bankası A.Ş.’ye de
uygulanacağından inceleme bu yönden yapılmıştır. Anayasa’nın 35. maddesinde, herkesin, mülkiyet ve
miras haklarına sahip olduğu, bu hakların ancak kamu yararı amacıyla, kanunla
sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı
olamayacağı hükme bağlanmıştır. İtiraz konusu kurallarla, alacaklıların Banka
aleyhine yapacakları takipler yönünden ihtiyati tedbir dahil her türlü icra
ve iflas takibatının durdurulmasının öngörülmesi, alacaklıların alacakları
üzerindeki mülkiyet hakkını ortadan kaldırmamaktadır. İhtiyati tedbir dâhil icra ve iflas takibatı,
alacaklılar tarafından banka aleyhine yapılacak bireysel takiplerdir. Tasfiye
Halinde Emlak Bankası A.Ş.’de ise tasfiyenin amacı alacakların tahsili,
aktiflerin paraya çevrilmesi ve borçların ödenerek bu Banka’nın hukuki
varlığının sona erdirilmesidir. Bu amacın gerçekleştirilebilmesi için,
ihtiyati tedbir dahil icra ve iflas takibatı yolunu tek tek alacaklılar
yönünden benimseyen bir yöntemin değil, bütün alacaklıların haklarını güvence
altına alan bir yöntemin tercihi ve ayrıca Banka’nın alacaklılarına eşit
olarak davranılması dışında tasfiye sürecinin amaca uygun olarak hızlı,
kesintisiz ve sorunsuz sonuçlandırılması söz konusudur. Öte yandan, Anayasa’nın, hak arama özgürlüğünün
düzenlendiği 36. maddesinde herkesin, geçerli araç ve yollardan faydalanmak
suretiyle yargı mercileri önünde davacı ya da davalı olarak sav ve savunma
ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu öngörülmüştür. İtiraz konusu kurallarla, hak arama yönteminde usul
değişikliği yapıldığı, bu bağlamda hak arama özgürlüğünün sınırlandırılmadığı
sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kurallar
Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir. VI
- SONUÇ A- 15.11.2000 günlü, 4603 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti
Ziraat Bankası, Türkiye Halk Bankası Anonim Şirketi ve Türkiye Emlak Bankası
Anonim Şirketi Hakkında Kanun”un geçici 3. maddesinin, 30.1.2002 günlü, 4743
sayılı Yasa ile eklenen son fıkrasının “4389 sayılı Bankalar Kanununun ... 16
ncı maddesinin (2) numaralı fıkrası hükümleri banka aleyhine yapılacak
takipler yönünden ...” bölümünün, B- 18.6.1999 günlü, 4389 sayılı “Bankalar Kanunu”nun
16. maddesinin (2) numaralı fıkrasının, “Tasfiye Halinde Emlak Bankası Anonim
Şirketi” yönünden, Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,
22.11.2006 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
|||||||||||||||||