|
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO
: 2004/127
KARAR NO:
2007/31
KARAR TR
: 2.4.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir
kanunla düzenlenmiş bulunan büyükşehir belediyelerinde 2560 sayılı İSKİ
Kanunu’nun 23. maddesine göre tahsil edilen atık su bedelinin, 2464 sayılı Belediye Gelirleri
Kanunu’nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen mükerrer 44. maddesinde düzenlenen
çevre temizlik vergisi uygulamasının kapsamı dışında kalması nedeniyle
vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülük niteliğinde OLMADIĞI İDARİ
YARGI kararının, hüküm uyuşmazlığına konu 30.12.1994 ila 29.2.2000
dönemlerine ait atık su bedeli ve gecikme zammına ilişkin kısmının
KALDIRILMASI ve hukuk ve usule uygun bulunan ADLİ YARGI kararının
BENİMSENMESİ suretiyle HÜKÜM UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİ hk
K A R A R
Hüküm Uyuşmazlığının Giderilmesini İsteyen : İZSU
Genel Müdürlüğü
Vekilleri
: Av. F.U.-Av.N.K.
Karşı Taraf :
Selin Apartmanı adına Yönetici M.K.S.
Vekili :
Av. Ö.T
O L A Y :İZSU
Genel Müdürlüğü’nün 1991 yılında gönderdiği sözleşme örneği ile aboneliğe
davet edilen Selin Apartmanı Yönetimince, artezyen kullanımından
kaynaklanan atık suların kendi foseptik çukuruna akıtıldığı öne sürülerek
itiraz edilmiş; 13.5.1996 tarihli dilekçe ile de, apartman adına atık su
ücreti tahakkuk ettirilmemesi ve tahakkuk ettirilen ücretlerin de silinmesi
istenilmiş; ancak, İZSU tarafından, 1.11.1994 tarihi itibarıyla 101295
no’lu örnekleme atık su aboneliği tesis edilmiş olan Selin Apartmanı’ndan
Kasım/1994 ila Temmuz/2000 tarihleri arasına ilişkin, 28.7.2000 tarihi
itibarıyla hesaplanan 1.584.160.000.-TL atık su ücreti ve 2.664.657.200.-TL
gecikme zammı olmak üzere toplam 4.248.817.200.-TL’nin ödenmesi
istenilmiştir.
1 - Davacı Apartman Yöneticisi vekilince, müvekkil
apartman adına tahakkuk ettirilen atık su ücretleri ve gecikme zammı tutarı
4.248.817.200.- liranın terkinine ve dayanağı olan atık su tarifesinin
iptaline karar verilmesi istemiyle, 3.8.2000 gününde idari yargı yerinde dava
açılmıştır.
İZMİR 3. VERGİ MAHKEMESİ; 4.6.2001 gün ve
E:2000/915, K:2001/860 sayı ile, davanın, yükümlü
adına tahakkuk ettirilen atıksu ücreti ve dayanağı tarife ve yönetim kurulu
kararlarının iptali istemiyle açıldığı, yükümlünün, bulundukları apartmanın
şehir kanalizasyonuna doğrudan bağlantısı bulunmadığını ve belediyeden
atıksudan dolayı alınmakta olan bir hizmet söz konusu olmadığını, davalı
idarenin ise, bu hizmetin varlığını iddia etmesi üzerine söz konusu
uyuşmazlığın açığa kavuşturulabilmesi amacıyla 28.02.2001 tarihinde yapılan
mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan ve
Mahkemelerince benimsenen bilirkişi raporuna göre, apartmanın önündeki
caddede bir kanalizasyon şebekesi ve dolayısıyla kanalizasyon hizmeti
bulunduğu, apartmanın atık sularının da foseptikler vasıtasıyla
kanalizasyon şebekesine boşaltıldığı anlaşıldığından, abonelik tesis
işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı, tahakkuk ettirilen atıksu bedeli
ile tarifesi ve dayanağı yönetim kurulu kararına gelince; öncelikle, 1994 yılına ilişkin tarh ve tahakkuk
zamanaşımı 1999 yılında dolduğuna göre, 2000 yılında 1994 yılının değişik
aylık dönemleri için yapılan atıksu tahakkukunda zamanaşımı bulunduğu,
Belediye Gelirleri Kanunu'na 15.7.1993 günlü
Resmi Gazete'de yayımlanan 3914 sayılı Kanun’la eklenen ve "Çevre
Temizlik Vergisi" başlığını taşıyan mükerrer 44 üncü maddeden söz
ederek, çevre temizlik vergisi tarifesinde
yer alan bina gruplarının tespitine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararının
31.12.1993 günlü Resmi Gazete'de yayımlanarak 1.1.1994 tarihinden itibaren
yürürlüğe girdiği, buna göre 1.1.1994 tarihinden itibaren gerek katı atık,
gerekse atıksu için belediye yahut belediyelere bağlı olarak hizmet gören
su ve kanalizasyon idarelerince istenilen meblağların, çevre temizlik vergisini
teşkil ettiği, ayrıca, 2560 sayılı
Kanun'un 1.maddesinin 1. ve 4. fıkraları ile bu Kanuna 3305 sayılı Kanun’la
eklenen Ek 5.maddede; Büyükşehir belediyelerine ait olan su kanalizasyon
hizmetlerini yürütmek üzere büyükşehir belediyelerine bağlı, müstakil
bütçeli, kamu tüzel kişiliğine haiz "Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel
Müdürlüklerinin" kurulduğunun belirtildiği, yukarıda anılan mükerrer
44. maddenin 12. fıkrasının son cümlesinde açıklandığı gibi atık su
bedellerinin "tahsiline" ilişkin uygulamayı yürütecek olan
idarelerin, büyükşehir belediyelerine bağlı olarak kurulmuş bulunan işte bu
genel müdürlükler olduğu, bağlı oldukları büyükşehir belediyesi isimlerine
göre İSKİ, ASKİ gibi adlarla anılan bu idareler, aslında büyükşehir
belediyesine ait olan su kanalizasyon hizmetlerini yürütmek üzere kurulan
ve bu konularda görevli ve yetkili bulunan idareler olduklarından, mükerrer
44. maddedeki tarife ve çevre temizlik vergisi tarifesinde yer alan bina
gruplarını belirleyen Bakanlar Kurulu Kararına göre, atıksu ile ilgili
olarak bina gruplarını topluca veya ayrı ayrı dikkate almak suretiyle ve su
tüketim bedelini aşmamak üzere alınacak olan çevre temizlik vergisini
tespit için belediye meclislerine verilen yetkiyi kullanma hakkına sahip
bulundukları, ancak, tarifenin 2560 sayılı
Kanun'un 3305 sayılı Kanun’la değişik 23. maddesindeki esaslara göre
düzenlenmesinin mümkün bulunmadığı, zira, uygulanması için tüm koşulların
yerine getirildiği 1.1.1994 tarihinden itibaren uygulanan ve anılan
ödentiyi çevre temizlik vergisi kapsamına alan 2464 sayılı Kanun'un
mükerrer 44 üncü maddesi, konu ile ilgili tüm kamu idarelerine hitap eden
ve bu verginin tarifesini, bina gruplarını, haddini belirleyen bir yeni
düzenleme teşkil ettiği, beldelerden bir kısmı vergiyi düzenleyen mükerrer
44 üncü madde ve buna ilişkin mevzuata göre çevre temizlik vergisini
hesaplayıp alırken diğer kısmında vergi dışı ve akdi bir ilişki sayılan
zamana ait tarifeleri uygulamalarının vergi yükünün kanunla konulup
değiştirilebileceği hakkındaki Anayasa'nın 73/2. maddesine aykırılık teşkil
ettiği, “Tahsile ait Usuller" deyiminin mükerrer 44. madde esaslarına
uymak suretiyle tarife yapmayı ve bu tarifeye göre çevre temizlik vergisini
tahsil etme işlemlerini ifade ettiği, esasen, yeni bir hüküm olan mükerrer
44 üncü madde ile, anılan genel müdürlüklere münhasıran tahsile ait
usullerin bırakılmış olmasının, 2560 sayılı Kanun'un 23'üncü maddesinin
artık uygulanamayacağını gösterdiği, nitekim, Danıştay 9. Dairesi’nin
benzer bir uyuşmazlıkta karar düzeltme aşamasında verdiği 29.6.1999 tarih
ve E: 1998/2387, K: 1999/2815 sayılı kararının da bu yönde olduğu, bu durumda; İZSU Genel Müdürlüğü’nün 2560 sayılı
Kanun’un 23. maddesindeki esaslara göre dava konusu dönem için tahakkuk
ettirdiği atık su ücreti ve ilgili tarife ile dayanağı yönetim kurulu
kararlarında yasal uyarlık görülmediği gerekçesiyle dava konusu atık su
ücreti tahakkuku ile dayanağı tarife kararının atıksu ücretine ilişkin
kısmının iptaline karar vermiş; bu karar, davalı idarenin temyiz
istemi üzerine DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRESİ’nin 11.6.2002 gün ve E:2001/4337,
K:2002/2823 sayılı kararıyla onanmak ve karar düzeltme isteği de aynı
DAİRE’nin 3.12.2003 gün ve E:2002/5303, K:2003/5284 sayılı kararıyla
reddedilmek suretiyle kesinleşmiştir.
2 - İZSU vekili tarafından, 30.12.1994 ila 29.2.2000
tarihleri arasına ilişkin kuyu atık su konut bedeli olarak ödenmeyen
1.115.110.000.- TL asıl alacak ile 61.590.733.- TL işlemiş faiz ve
2.275.233.200.-TL işlemiş gecikme zammı olmak üzere 3.451.933.933.-TL
alacağın tahsili için Selin Apartmanı adına 9.3.2000 gününde İZMİR 16. İCRA
MÜDÜRLÜĞÜ’nün 2000/1450 sayılı dosyasında ilâmsız takip başlatılmıştır.
Davacı Apartman Yöneticisi vekilince, itiraz
süresinin geçmesi ile takibin kesinleştiği belirtilerek, dava
sonuçlanıncaya kadar İzmir 16. İcra Müdürlüğü’nün 2000/1450 sayılı
takibinin tedbiren durdurulmasına, bu icra takibine konu ve miktarda borcun
olmadığının tespitine ve %40’dan aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına
hükmedilmesi istemiyle, 17.8.2000 gününde adli yargı yerinde menfi tespit
davası açılmıştır.
İZMİR 11. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 5.6.2003 gün ve
E:2000/669, K:2003/470 sayı ile, davacı vekili
dilekçesiyle davalı idarenin müvekkili aleyhine İzmir 16. İcra
Müdürlüğü’nün 2000/1450 sayılı dosyası ile takibe giriştiğini, itiraz
süresinin geçmesi sebebiyle takibin kesinleştiğini, müvekkilinin davalı
idareye karşı borçlu olmadığının tespitini istediğini bildirdiği, Selin
Apartmanı’na davalı tarafından tahakkuk ettirilen 3.451.933.933.-TL atık
bedeli için 16. İcra Müdürlüğü’nün 2000/1540 Esası altında apartman
aleyhine takip yapılmış olup, davacı bu dava ile borçlarının olmadığının
tespitine karar verilmesini istediği, öncelikle
atık su bedelinin çevre temizlik vergisi
içinde mi yoksa dışında mı olduğu ve konunun çözümlenmesine vergi
mahkemelerinin mi yoksa adli yargının mı bakması gerektiği konusunda bazı
tereddütler yaşanmış ise de, daha sonra belirlenen uygulama ve ayrıca
13.Hukuk Dairesi’nin 6.12.2001 tarih 2001/10852-11423 sayılı içtihadında
açıkça belirtildiği üzere, İZSU’nun 2560 sayılı Yasa hükümlerine göre
kurulmuş ve atıksular için tesisler kurmak, tarifeler hazırlamak, kullanma
ve atık sular için para tahsil etmek görev ve yetkisi ile donatılmış
olduğu, bu yetkinin de idare tekiline verildiği, böylece atık su bedelinin
çevre temizlik vergisi içerisinde olmadığı, konunun çözümlenmesinin de adli
yargının görevinde olduğunun belirlendiği, keza
belediye yaptığı diğer hizmetlerin karşılığını vatandaşlardan alabiliyorsa atıksu içinde tesis kurarak
bir harcama yaptığına göre bunun bedelini de kullananlardan alması kadar
normal bir davranış olamayacağı, dolayısıyla, atık bedeli çevre temizlik
vergisi içinde olmayıp, konunun çözümlenmesinin de adli yargı
mahkemelerinin görevleri dahilinde bulunduğu, yapılan incelemede bilirkişi
verdiği 2 ayrı rapor ile yeraltından çıkarılan her damla suyun atık su
olarak değerlendirilmesi gerektiğini bildirdiği, Yargıtay uygulamasının da
bu yönde olduğu, ayrıca 2. rapor ile bilirkişinin tarifeye göre
hesaplamalarda yaparak idare tarafından talep edilen atıksu bedelinin ve
gecikme bedelinin uygun olduğunu belirlediği, böylece davalının tarife
uyarınca davacı tarafa borcunu bildirdiği, talep edilen bedel kadar
davacının alacağının mevcut olduğu, davacı taraf icra inkar tazminatı
istemiş ise de, bu konuda tedbir konulup davacı alacağını geciktirici bir
süreç yaşanmadığına göre icra inkar tazminatı talebinin reddinin icap
ettiği gerekçesiyle davanın reddine, dosyada tedbir verilmediği ve
davalının alacağı bu şekilde durdurucu bir eylem olmadığından davalı lehine
icra inkar tazminatı verilmesine bu dosya için yer olmadığına karar
vermiş; bu karar, davacı vekilinin temyiz istemi üzerine YARGITAY 13. HUKUK
DAİRESİ’nin 11.3.2004 gün ve E:2003/12807, K:2004/3210 sayılı kararı ile
onanmak ve karar düzeltme isteği de aynı DAİRE’nin 14.9.2004 gün ve
E:2004/8038, K:2004/11863 sayılı kararıyla reddedilmek suretiyle
kesinleşmiştir.
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİNDEN İSTEK :
İZSU Genel Müdürlüğü vekilince, İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce, Selin
Apartmanı’nın 1994-2000 dönemine ilişkin İdarelerince tahakkuk ettirilen
atıksu bedeli borcunun olduğu, diğer bir ifadeyle, borçlu Selin
Apartmanı’nca 1994-2000 dönemine ilişkin atıksu bedelinin ödenmediği tespit
edilmiş ve İZSU Genel Müdürlüğü’nün alacaklı olduğu tespit edilmişken ve bu
karar kesinleşmişken İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nce (1994-2000) aynı döneme
ilişkin atıksu bedeline ilişkin tahakkukun iptal edildiği, bu durumda, yukarıda sözü edilen İzmir 11. Asliye Hukuk
Mahkemesi ilamı ile, 1994-2000 tarihleri arasına ilişkin İdareleri
tarafından İzmir 16. İcra Müdürlüğü’nün 2000/1540 Esas sayılı dosyası ile
yapılan 3.451.933.933.-TL atıksu bedeli + gecikme bedeline ilişkin
borçlarının olmadığının tespiti talebi reddedilmiş olmasına karşılık, İzmir
3. Vergi Mahkemesi'nce aynı döneme ilişkin atıksu ücreti tahakkukunun
iptaline karar verildiğinden, söz konusu atıksu bedelinin tahsil edilemez
hale geldiği, esasen, mahkeme kararları
arasındaki çelişmenin, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'na 3914 sayılı
Kanun’la eklenen mükerrer 44. madde ile 01.01.1994 tarihinden itibaren
getirilen "atık su ile ilgili çevre temizlik vergisi"
uygulamasına ilişkin olarak büyükşehir belediyeleri hakkında Danıştay ve Yargıtay'ca farklı
görüşlerin benimsenmiş olmasından kaynaklandığı,Danıştay'ın, 2464 sayılı
Kanun'un mükerrer 44. maddesine göre atık su bedelinin 01.01.1994
tarihinden itibaren vergi olduğu ve 2560 sayılı İSKİ Kanunu'nun 23. maddesi
uygulanamaz hale geldiğinden, su ve kanalizasyon idarelerince de mükerrer
44. maddeye göre hesaplanarak istenebileceği görüşünü benimsemesine
karşılık, Yargıtay'ın, 2464 sayılı
Kanun'un mükerrer 44. maddesinin 12. fıkrası ile büyükşehir belediyelerinin
ayrık tutulması nedeniyle 2560 sayılı Kanun hükümlerine göre su ve
kanalizasyon idarelerince abonman sözleşmesine dayalı olarak istenen atık
su bedelinin bir ücret olduğu görüşünün benimsendiği, nitekim, Anayasa Mahkemesi’nin 14.02.1991 tarih ve
E:1990/18, K:1991/4 sayılı kararında, atık su bedelinin vergi veya benzeri
mali yükümlülük olmadığının açıkça belirtildiği; çevre düzenlemesinde
kullanılan atık su bedeli alınmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle
açılan davada adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev
uyuşmazlığında Uyuşmazlık Mahkemesi'nce, 17.06.1996 gün ve 1996/33-76 sayı
ile, davanın adli yargı yerinde görülmesine karar verildiği, ayrıca Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 16.06.2003 tarihli
2002/56 ve 2003/33 sayılı hüküm uyuşmazlığına ilişkin kararından söz
ederek, atıksu bedeline ilişkin
tahakkukun iptali için açılan davalarda vergi mahkemelerinin Uyuşmazlık
Mahkemesi kararına rağmen halen kendilerini görevli görerek hüküm tesis
ettikleri, Danıştay’ın
ise, vergi mahkemelerinin esas hakkında verdikleri kararları onaylayarak
Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarını gözardı ettiği, idari yargıda halen derdest
olan bini aşkın atıksu dava dosyaları bulunduğu dikkate alındığında, her
bir uyuşmazlık dosyası için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne müracaat edilerek
ayrı(dosyasına münhasır) karar çıkartılmak istenmesi halinde bu hususun hem
bir kaos yaratacağı, hem de adaletin işleyişini yavaşlatacağı, atıksu bedeli ile ilgili tüm ihtilaflarda adli yargı
merciilerinin görevli olduğu konusunda uyulması zorunlu hale getirilmiş
ilke kararı alınmasını, İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kesinleşen 05.06.2003 tarih ve 2000/669
E, 2003/470 K sayılı kararı ile atıksu bedelinin tahsiline karar verilmiş
iken İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nce aynı döneme ilişkin tahakkukun terkinine
dair verilen 04.06.2001 tarih ve 2000/915 E, 2001/860 K sayılı kesinleşmiş
karar ile İdareleri alacağı olan atıksu bedeli tahsil edilemez hale
geldiğinden; atıksu bedelinin çevre
temizlik vergisi uygulamasının dışında kalması nedeniyle vergi, resim, harç
ve benzeri mali yükümlülük niteliğinde olmadığına, İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin görev ve yetkisi dışında verdiği
ve kesinleşen 04.06.2001 tarih ve 2000/915 Esas, 2001/860 Karar sayılı
kararının kaldırılmasına, İzmir 11. Asliye
Hukuk Mahkemesi'nin kesinleşen 05.06.2003 tarih ve 2000/669 Esas, 2003/470
Karar sayılı kararının benimsenmesine, atıksu
bedelinin tahsiline ilişkin davaların görümü ve çözümünde adli yargının
görevli bulunduğuna, vergi mahkemesinin görevsizliğine, bu suretle hüküm uyuşmazlığının giderilmesine ve duruşma
yapılmasına karar verilmesini istemiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 24. ve 16.
maddelerine göre ilgili Başsavcıların yazılı düşünceleri istenilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI :
İzmir 3. Vergi Mahkemesi tarafından
verilen 04.06.2001 gün ve 2000/915 Esas, 2001/860 Karar sayılı kararı ile
İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen 05.06.2003 gün ve
2000/669 Esas, 2003/470 Karar sayılı kararı nedeniyle oluşan hüküm
uyuşmazlığının giderilmesi için İZSU Genel Müdürlüğü vekili tarafından 2247
sayılı Kanun’un 24. maddesi gereğince yapılan müracaatla ilgili Uyuşmazlık
Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün 2005/127 Esas sayılı dosyasının incelendiği, Selin Apartmanı
yöneticisince davalı İzmir Büyükşehir Belediyesi İzmir Su ve Kanalizasyon
İdaresi Genel Müdürlüğü (İZSU) aleyhine İzmir 3. Vergi Mahkemesi’ne,
1994-2000 yıllarının bir kısmına ait 4.248.817.200.-TL tutarındaki atık su
bedeli tahakkuk işlemi ve dayanağı atık su ile ilgili tarifenin iptali için
dava açıldığı, yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilerek, dava
konusu atık su ücreti tahakkuku ile dayanağı tarife kararının atıksu
ücretine ilişkin kısmının iptaline dair verilen kararın temyiz incelemesi
sonunda onanmak suretiyle kesinleştiği, davacının,
davalı idarenin atıksu bedeline ilişkin olarak 3.451.933.933.-TL alacak
için İzmir 16. İcra Müdürlüğü'nün 2000/1450 Esas sayılı takip dosyası ile
icra takibinde bulunduğu, itiraz edilmeyip takibin kesinleşmesi nedeniyle
icra takibinin davanın sonuçlanmasına kadar durdurulmasıyla borçlarının
olmadığına karar verilmesi istemiyle davalı İZSU Genel Müdürlüğü aleyhine
İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne dava açıldığı, yargılama sonunda
05.06.2003 tarih ve 2000/669 Esas, 2003/470 Karar sayılı kararıyla, davanın
reddine karar verilerek temyiz incelemesi sonucu onanmak suretiyle
kesinleştiği, 2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 24. maddesinde
belirtilen hüküm uyuşmazlığının oluşabilmesi için, iki farklı yargı merci
tarafından görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya
kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflardan en az biri aynı olan,
kararlar arasında çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesinin olanaksız
olmasının gerektiği, adli ve idari yargı yerlerince davanın esası hakkında
verilmiş ve kesinleşmiş kararlar bulunduğu, taraflar ve davaların konusu ve
sebepleri ve taraflarının da aynı olduğu ve uyuşmazlığın doğduğunun
anlaşıldığı, 2560 sayılı Kanun’un 1.
maddesi ile İstanbul Büyükşehir
Belediyesi’nin su ve kanalizasyon
hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gereken her türlü tesisi kurmak, kurulu
olanları devralmak ve bir elden işletmek üzere İstanbul Büyükşehir
Belediyesine bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğine haiz bir
kuruluş olarak İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nün
kurulduğu, anılan Yasanın 13. maddesinin (a) bendinde, su satışı ve
kullanılmış suların uzaklaştırılmasına karşılık, tarifesine göre
abonelerden alınacak ücretler İSKİ'nin gelirleri arasında sayılmış; aynı
Yasanın değişik 23. maddesinde, "Su satışı, kanalizasyon tesisi
bulunan yerlerdeki kullanılmış suların uzaklaştırılması, septik çukurların
boşaltılması giderleri için ayrı tarifeler yapılır. Bu tarifelerin
tespitinde yönetim ve işletme giderleri ile, amortismanları doğrudan gider
yazılan yenileme, ıslah ve tevsi masrafları ve %10'dan aşağı olmayacak
nispetinde bir kâr oranı esas alınır. Tarifelerin
tespiti ile tahsilatla ilgili usul ve esaslar bir yönetmelik ile
belirlenir” hükümlerine yer verildiği, 2560
sayılı Yasa’ya 5.6.1986 tarih ve 3305 sayılı Yasa ile eklenen "Bu
Kanun diğer büyükşehir belediyelerinde de uygulanır" şeklindeki Ek 5.
madde hükmüne dayanılarak, Bakanlar Kurulu kararı ile, İzmir Büyükşehir
Belediyesi'nin su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek üzere İzmir
Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğini
haiz bir kuruluş olarak İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU) Genel
Müdürlüğü’nün kurulduğu, davacı vekili
dilekçesinde, kullanılan artezyen suyunu kendi mülk ve imkanlarıyla
yeraltından sağlamış olduklarını ve apartmana ait foseptik çukuru
bulunduğunu, kanalizasyonlara atıksu vermediklerini, kurum ile sözleşme
yapmadıklarını, bu nedenle, atıksu parası alınamayacağını ileri sürdüğü,
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü; 14.10.1991 gün
ve 1991/29 Esas, 1991/29 Karar sayılı kararı ile, gerek 2560 sayılı
Yasa'nın 23. maddesi gerekse buna dayanılarak çıkarılan İSKİ Tarifeler
Yönetmeliği’nin 5,16 ve 17. maddelerinde, İSKİ'ye ait kanalizasyonları
kullananlardan atık su bedelinin tarifeye göre alınacağının belirtildiği ve
bunun taraflar arasında bir sözleşmeye dayandırılacağının hükme bağlandığı,
buyurucu nitelikteki bu hükmün sözleşme yapılmaksızın atık su üretenleri de
sözleşme yapmakla yükümlü kıldığı, bu hükme uymayanların sözleşme yapma
durumunda olmaları nedeniyle atıksu bedeli ödemekten kaçınmalarına olanak
bulunmadığı, İSKİ tarafından düzenlenen tarifelerle tespit edilen atık su
bedelinin Anayasa'nın 73. maddesinde öngörüldüğü biçimde kanunla konulan
vergi, resim, harç ve benzeri bir mali yükümlülük olduğundan söz
edilemeyeceği, bu itibarla, atık su bedeli, vergi, resim, harç ve benzeri
mali yükümlülük olmayıp, özel hukuk alanındaki alacak borç ilişkisini
içeren abonman sözleşmesine dayalı ve idare tarafından düzenlenen tarife
uyarınca alınan bir bedel olduğundan, bu konuyla ilgili anlaşmazlığın
çözümünün adli yargının görevine girdiği gerekçesiyle ve Anayasa
Mahkemesi'nin 14.02.1991 gün ve 1990/18; 1991/4 sayılı kararında da, “atık
su bedeli, İdareyle kişi arasında sözleşmeyle alacak-borç ilişkisi
doğmakta, atık suların uzaklaştırılması karşılığında alınan ücretlerin
vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülük olarak kabul edilmemesi
gerekir" denildiği, yukarıda
belirtilen Anayasa Mahkemesi ile Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarındaki su
bedelinin, vergi benzeri mali yükümlülük olmayıp, idareyle kişi arasında
abonman sözleşmesiyle kurulan özel hukuk ilişkisi çerçevesinde ve hizmet
karşılığında "maliyet-kar esasına göre idarece belirlenen tarifeye
dayanılarak alınan bir ücret olduğu" yolundaki kabulün sonuçları
itibarıyla; idarenin faaliyet alanı ile ilgili olarak yürürlüğe koyduğu
Yönetmelik ile buna dayanan tarife kararlarının yargısal denetiminin idari
yargı yerinde, abonman sözleşmesine dayanan bir alacak-borç ilişkisi
kapsamındaki atık su bedelinin tahsiline ilişkin davaların ise adli yargı
yerinde görülüp çözümlenmesi gerektiği, 3914
sayılı Belediye Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un
1. maddesiyle 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'na eklenen mükerrer
44.madde ile, su ve kanalizasyon hizmetleri özel bir yasa ile düzenlenmiş
bulunan Büyükşehir Belediyeleri bakımından, 1.1.1994 tarihinden itibaren
atık su ile ilgili olarak tahsil edilecek bedelin ücret mi yoksa vergi mi olduğu noktasında
düğümlenen uyuşmazlığın, mali sıkıntı içinde bulunan belediyelere, katı
atıkların toplanması ve atık suların uzaklaştırılması hizmetleri karşılığında
gelir sağlamak amacıyla, acil ve pratik bir çözüm olarak çevre temizlik
vergisi ihdas edilirken, aynı kaynaktan (atık su) özel kanunlarına göre
gelir sağlamakta bulunan büyükşehir belediyeleri bakımından bir değişiklik
öngörülmeyip, mevcut uygulamanın sürdürülmesi yolundaki iradenin açıkça
belirtildiği, belediye gelirleri bakımından genel bir yasa olan 2464 sayılı
Belediye Gelirleri Kanunu'nda, özel yasa niteliğindeki 2560 sayılı İSKİ
Kanunu'nun 23. maddesini yürürlükten kaldıran bir hüküm de bulunmadığı,
buraya kadar yapılan açıklamalar ışığında: su ve
kanalizasyon hizmetleri 2560 sayılı İSKİ Kanunu ile düzenlenen büyükşehir
belediyelerinin, atık su bedeli uygulaması bakımından 2464 sayılı Belediye
Gelirleri Kanunu'nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen mükerrer 44. maddesi ile
getirilen çevre temizlik vergisi düzenlemesinin dışında kaldığı; söz konusu
vergi düzenlemesinin, büyükşehir belediyelerince 2560 sayılı Yasa'nın 23.
maddesine göre atık su bedelinin bir ücret olarak alınmasına engel teşkil
etmeyeceği, su ve kanalizasyon hizmetleri
ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan büyükşehir belediyeleri bakımından,
atık su bedelinin tahsiline ilişkin davaların görüm ve çözümünün adli
yargı, Tarifeler Yönetmeliği ile buna dayanan tarife kararlarının yargısal
denetiminde idari yargının görevli bulunduğu, açıklanan nedenlerle,
uyuşmazlığa konu edilen İzmir 3.Vergi Mahkemesi'nin kesinleşmiş kararının
kaldırılarak İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararı benimsenmek
suretiyle hüküm uyuşmazlığının giderilmesine karar verilmesi gerektiği
yolunda yazılı düşünce vermiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI :
Davacı Selin Apartmanı yöneticisi adına
1994 ila 2000 yıllarının değişik dönemleri için tahakkuk ettirilen atık su
bedeli ile dayanağı tarife ve yönetim kurulu kararının iptali istemiyle
İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU) Genel Müdürlüğü aleyhine açılan
dava sonucunda verilen ve davalının temyizi üzerine Danıştay 9. Dairesi’nce
onanmak suretiyle kesinleşen tarife ve tahakkuk işlemlerinin iptaline
ilişkin İzmir 3.Vergi Mahkemesi’nin 4.6.2001 tarih ve E:2000/915;
K:2001/860 sayılı kararı ile aynı tarifeye dayalı olarak tahakkuk ettirilen
ve ödenmemesi üzerine icra takibine geçilen atık su bedelinden
dolayı davacının borçlu olmadığının tespiti istemiyle açılan ve İzmir 11.
Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davanın reddine ilişkin olarak verilen ve
Yargıtay tarafından onanmak suretiyle kesinleşen 5.6.2003 tarih ve
E:2000/669; K:2003/470 sayılı karar arasında İZSU Genel Müdürlüğü’nce hüküm
uyuşmazlığı oluştuğu ileri sürülerek bunun giderilmesinin istenildiği, adli
ve idari yargı kararları arasında oluştuğu ileri sürülen hüküm
uyuşmazlığının çözümü için öncelikle hüküm uyuşmazlığının oluşup
oluşmadığının belirlenmesi gerektiği, 2247 sayılı Yasa’nın 24.maddesine
göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için, adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisi tarafından görevle ilgili olmaksızın kesin olarak
verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en
az biri aynı olan iki ayrı kararın bulunması ve bu kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine
getirilmesinin olanaksız olması gerektiği, hüküm uyuşmazlığına konu edilen
kararlardan İzmir 3.Vergi Mahkemesi kararı, Selin Apartmanı Yöneticisi
tarafından 1994-2000 yıllarının değişik dönemleri için tahakkuk ettirilen
atık su bedeli ile dayanağı tarife ve yönetim kurulu kararının iptali
istemiyle açılan davada, tarifenin ve buna dayalı tahakkuk işleminin
iptaline ilişkin olarak verilmiş bir karar, İzmir
11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararı ise, aynı tarifeye dayalı olarak aynı
kişiler adına tahakkuk ettirilen ve ödenmemesi üzerine icra takibine
geçilen atık su bedelinden dolayı davacının borçlu olmadığının tespiti
istemiyle açılan menfi tespit davasında, davanın reddi yolunda verilmiş bir
karar olduğu, bu durumda, adli ve idari
yargı mercileri tarafından esasa ilişkin olarak verilip kesinleşen, aynı
konu ve sebebe dayalı, tarafları aynı olan söz konusu kararlar arasında
çelişki olduğu gibi, bu çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi de
olanaksız bulunduğundan, olayda 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde
öngörülen anlamda hüküm uyuşmazlığının varlığının kabulü gerektiği,
anılan uyuşmazlığın ne yolda çözümleneceğine
gelince; 2464 sayılı Belediye Gelirleri
Kanunu’nun mükerrer 44 üncü maddesinde, belediye sınırları ve mücavir
alanlar içinde bulunan ve belediyelerin katı atık toplama ile kanalizasyon
hizmetlerinden yararlanan konut, işyeri ve diğer şekillerde kullanılan
binaların çevre temizlik vergisine tabi olduğu belirtildikten sonra, 12
inci fıkrasında, belediyelerin su tüketim bedelini aşmamak üzere
meclislerince belirlenecek miktarda çevre temizlik vergisi almalarının ve
bu verginin su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk etmiş
sayılarak, bu bedel ile birlikte tahsil edilmesinin öngörüldüğü, Çevre
Temizlik Vergisi Tarifesinde yer alan bina gruplarının tespitine ilişkin
31.12.1993 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı’nın 8
inci maddesinde, Kararın 1.1.1994 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere
yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği belirtildiğinden, 1.1.1994 tarihinden
itibaren atık su bedelinin çevre temizlik vergisi kapsamına alınmış
bulunduğu, olayda, yükümlünün,
kullandıktan sonra İZSU Genel Müdürlüğü’ne ait şehir kanalizasyonuna
verdiği ifade edilen atık sudan dolayı 1994-2000 yıllarının muhtelif
dönemleri için istenen meblağ çevre temizlik vergisi olarak nitelendiğine
göre, davanın Vergi Mahkemesinde karara bağlandığı biçimde çözümü isabetli
olup, bu kararla çelişen adli yargı kararının kaldırılması gerektiği,
açıklanan nedenlerle, İzmir 11. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nin kesinleşen 5.6.2003 tarih ve E:2000/669, K:2003/470 sayılı ve
menfi tespit isteminin reddi yolundaki kararının kaldırılması ve İzmir 3.
Vergi Mahkemesi kararı doğrultusunda karar verilmesi gerektiği yolunda
yazılı düşünce vermiştir.
USULE İLİŞKİN İNCELEME:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK,
Serap AKSOYLU, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün 01.05.2006 gün ve E:2004/127 sayılı “Görüşme ve Ara Karar
Tutanağı” ile, konunun, İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin kesinleşen 4.6.2001 günlü, E:2000/915, K:2001/860 sayılı kararı ile
İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kesinleşen 5.6.2003 günlü, E:2000/669, K:2003/470 sayılı kararı
arasında 30.12.1994-29.2.2000 dönemine ilişkin atık su ile ilgili tahsilat
hakkındaki dava yönünden, 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörüldüğü
şekilde doğduğu öne sürülen hüküm uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle,
İZSU Genel Müdürlüğü vekili tarafından yapılan başvuru olduğu
belirtildikten sonra,
“KARAR :
İncelemenin tamamlanması için:
1 - Uyuşmazlık Mahkemesi’ne yapılan başvuruya ait
dilekçe ve eklerinin karşı tarafa (Selin Apartmanı Yönetimine ) yasal süre
olan 30 gün içinde cevap verilmek üzere tebliği suretiyle dosyanın
tekemmülünün sağlanmasına,
2 - Uyuşmazlıkla ilgili bulunması nedeniyle İzmir
1. Vergi Mahkemesince İZSU Tarifeler Yönetmeliği’nin 13/4-b. maddesinin
iptali yolundaki 19.4.1999 gün ve E:1997/361, K:1999/261 sayılı kararına
ilişkin dava dosyasının incelenmek üzere mahkemesinden istenilmesine,
3 - İZSU Genel Müdürlüğünden,
a)İZSU Tarifeler Yönetmeliği’nin, bu Yönetmelik
hükümlerinden varsa mahkeme kararı ile iptal edilen veya usulünce
değiştirilenleri tarihleriyle birlikte gösteren tam metninin;
b) İzmir 3.
Vergi Mahkemesinin kesinleşen kararı üzerine İZSU Genel Müdürlüğünce Çevre
Temizlik Vergisi tahsilatı doğrultusunda herhangi bir işlem yapılıp
yapılmadığının sorulmasına ve buna ilişkin varsa belgelerin istenilmesine,
01.05.2006 gününde
OYBİRLİĞİ İLE karar verildi” denilmiştir.
Bunun üzerine:
1 - Uyuşmazlık Mahkemesi’ne yapılan başvuruya ait
dilekçe ve ekleri karşı tarafa (Selin Apartmanı Yönetimine ) tebliğ edilmiş
ve Selin Apartmanı Yönetimi vekilince yasal süresi içinde cevap
verilmiştir.
2 - İzmir 1. Vergi Mahkemesi’nce İZSU Tarifeler
Yönetmeliği’nin 13/4-b. maddesinin iptali yolundaki 19.4.1999 gün ve
E:1997/361, K:1999/261 sayılı kararına ilişkin dava dosyası incelenmek
üzere Mahkemesinden istenilmiş ve söz konusu dosya Mahkememize
gönderilmiştir.
3 - İZSU Genel Müdürlüğü’nce;
a)İZSU Tarifeler Yönetmeliği’nin, bu Yönetmelik
hükümlerinden mahkeme kararı ile iptal edilen veya usulünce
değiştirilenleri tarihleriyle birlikte gösteren tam metni gönderilmiştir.
b) İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin kesinleşen kararı
üzerine İZSU Genel Müdürlüğü’nce çevre temizlik vergisi tahsilatı
doğrultusunda herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığının sorulması üzerine,
dava konusunun atıksu olduğu ve henüz tahsil edilmediği bildirilmiştir.
Daha sonra, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün
5.3.2007 gün ve E:2004/127 sayılı ara kararı ile, “İzmir 3. Vergi
Mahkemesi’nin kesinleşen 4.6.2001 günlü, E:2000/915, K:2001/860 sayılı
kararı ile İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kesinleşen 5.6.2003 günlü,
E:2000/669, K:2003/470 sayılı kararı arasında, 2247 sayılı Yasa’nın 24.
maddesinde öngörüldüğü şekilde doğduğu öne sürülen hüküm uyuşmazlığının
giderilmesi istemiyle, İZSU Genel Müdürlüğü vekili tarafından yapılan
başvurunun incelenmesi sırasında gerekli görüldüğünden, İZSU Genel
Müdürlüğü’nden:
Selin Apartmanı’nın 30.12.1994-29.2.2000 tarihleri
arasındaki her bir dönem için atık su bedeli borcunun hesaplanmasına
dayanak teşkil eden tarifenin;
a)
Hangi Genel Kurul ya da Yönetim Kurulu
kararıyla belirlendiğinin,
b) Bu Genel Kurul veya Yönetim Kurulu kararlarından
hangilerinin iptal edildiğinin,
c) Genel Kurul veya Yönetim Kurulu kararlarının
iptal nedeni mahkeme kararı ise, bu kararların kesinleşme durumunun,
sorulmasına ve buna ilişkin bilgi ve belgelerin
gönderilmesinin istenilmesine, 05.03.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE karar
verildi” denilmiş, bunun üzerine, davalı idarenin 21.3.2007 günlü yazısı
ekinde istenilen bilgi ve belgeler Mahkememize gönderilmiştir.
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanun’un 24. maddesinin 2592 sayılı Kanun’la değişik
birinci fıkrasında, “1 nci maddede gösterilen
yargı mercilerinden en az ikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın kesin
olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin,
taraflarından en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden
hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının
varlığı kabul edilir.” hükmü yer almaktadır.
Anılan hükme göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı
için:
a) Uyuşmazlık yaratan hükümlerin, adli, idari veya
askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından verilmesi,
b) Konu, dava sebebi ve taraflardan en az birinin
aynı olması,
c) Her iki kararın da kesinleşmiş olması,
d) Kararlarda davanın esasının hükme bağlanması,
e) Kararlar arasındaki çelişki nedeniyle hakkın
yerine getirilmesinin olanaksız bulunması koşullarının birlikte
gerçekleşmesi aranmaktadır.
Hüküm uyuşmazlığı bulunduğu ileri sürülen adli ve
idari yargı kararlarının incelenmesinden:
a) Adli ve idari yargı yerlerince verilmiş kararlar
bulunmaktadır.
b) 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin
atık su ve gecikme zammı yönünden her iki yargı yerinde görülen davada,
konu aynı olduğu gibi, dava sebebi ve tarafları da aynıdır.
c) Her iki karar da kesinleşmiştir.
d) Söz konusu kararlarda davanın esası hükme
bağlanmıştır.
e) ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’nce; 30.12.1994 ila
29.2.2000 tarihleri için hesaplanan kuyu atık su bedeli, gecikme zammı ve
faizinin tahsili amacıyla ödeme emri gönderilmek suretiyle icra takibi
yapılması üzerine, Selin Apartmanı Yöneticiliği tarafından, itiraz
süresinin geçmesi ile takibin kesinleştiği belirtilerek, dava
sonuçlanıncaya kadar İzmir 16. İcra Müdürlüğü’nün 2000/1450 sayılı takibinin
tedbiren durdurulmasına, bu icra takibine konu ve miktarda borcun
olmadığının tespitine ve %40’dan aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına
hükmedilmesi istemiyle açılan davanın reddine karar verilmiştir.
VERGİ MAHKEMESİ’nce; şehir suyu kullanırken aynı zamanda
artezyenden de faydalanan ve 101295 abone numarası ile 01.11.1994
tarihinden itibaren davalı idarenin örnekleme atıksu abonesi olan Selin
Apartmanı Yöneticiliği tarafından, davalı idarece, 1994 yılının Kasım ila
2000 yılının Temmuz ayları için atıksu bedeli ile gecikme zammı
hesaplanması üzerine, ilgili dönemlere ilişkin atıksu bedeli ve gecikme
zammının kaldırılması ve tarifenin iptali istemiyle açılan davada, dava konusu atık su ücreti tahakkuku ile dayanağı
tarife kararının atıksu ücretine ilişkin kısmının iptaline karar
verilmiştir.
Buna göre, adli yargı kararı ile, İZSU Genel
Müdürlüğü’ne atık su bedeline ilişkin olarak tanınan tahsil etme hakkının,
idari yargı yerince verilen tahakkukun terkini yolundaki karar nedeniyle
infaz edilebilme olanağının kalmadığı anlaşılmaktadır.
Belirtilen nedenlerle, İzmir 11. Asliye Hukuk
Mahkemesi ile İzmir 3. Vergi Mahkemesi kararları arasında, 2247 sayılı
Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleştiği 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasındaki dönemlere ait atık su bedeli
ve gecikme zammı yönünden HÜKÜM UYUŞMAZLIĞI BULUNDUĞUNA, OYBİRLİĞİ ile
karar verilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Başvuru dilekçesi ve ekleri, uyuşmazlığa konu
edilen kararlara ilişkin dava dosyaları, ilgili Başsavcıların düşünce yazıları,
dayanılan Yasa ve Yönetmelik kuralları ile uygulamaya ilişkin İZSU Genel
Kurul ve Yönetim Kurulunun atık su tarifeleri, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk
Bölümü’nün 1.5.2006 ve 5.3.2007 günlü ara kararları uyarınca ilgili
yerlerce gönderilen dosya, bilgi ve belgeler, getirtilen ve konu ile ilgili
görülen yargı kararları, davacı tarafından verilen cevap dilekçesi ve
ekleri ve Raportör- Hakim Nurdane TOPUZ’un hazırladığı rapor, okunup
incelendikten; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı
Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun yazılı düşünceler
doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra, 2247 sayılı Yasa’nın
25. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
20.11.1981 gün ve 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve
Görevleri Hakkında Kanun’un 1. maddesinde, İstanbul Büyük Şehir
Belediyesinin su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gereken
her türlü tesisi kurmak, kurulu olanları devralmak ve bir elden işletmek
üzere İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü kurulduğu,
İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin, İstanbul Büyük Şehir Belediyesine
bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğini haiz bir kuruluş olduğu
belirtilmiş, 6. maddesinin (f) bendinde, su satışı
ve kullanılmış suların boşaltılmasına ilişkin
tarifeleri
inceleyerek
karara bağlamak, Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, 9. maddesinin
(k) bendinde, Genel Müdürlükçe hazırlanan su satışı ve kullanılmış suların
boşaltılmasına ilişkin tarifeleri tespit ederek Genel Kurulun onayına
sunmak, Yönetim Kurulunun görevleri arasında yer almış, 13. maddesinin (a)
bendinde, İSKİ’nin gelirleri arasında su satışı ve kullanılmış suların
uzaklaştırılmasına karşılık, tarifesine göre abonelerden alınacak ücretler,
gösterilmiş, 23. maddesinde, su satışı, kanalizasyon tesisi bulunan
yerlerdeki kullanılmış suların uzaklaştırılması, septik çukurların
boşaltılması giderleri için ayrı tarifeler yapılacağı, bu tarifelerin
tespitinde, yönetim ve işletme giderleri ile, amortismanları doğrudan gider
yazılan (aktifleştirilmeyen) yenileme, ıslah ve tevsi masrafları ve %
10'dan aşağı olmayacak nispetinde bir kar oranının esas alınacağı,
tarifelerin tespiti ile tahsilatla ilgili usul ve esasların bir yönetmelik
ile belirleneceği, ek 5. maddesinde, bu Kanunun diğer büyükşehir
belediyelerinde de uygulanacağı, geçici 10. maddesinde ise, diğer
büyükşehir belediyelerinde kurulacak su ve kanalizasyon idarelerinin adına,
kadrolarına, mevcut personelinin ve mal varlığının devrine ilişkin
esasların İçişleri Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulunun kararı ile
tespit edileceği düzenlemesine yer verilmiştir.
İstanbul
Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nün Kuruluşu Hakkında 2560/3009
sayılı Kanun’a eklenen 3305 sayılı Kanun ve 25.03.1987 tarih, 19411 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 11.03.1987 tarih ve 87/11594
sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde su ve
kanalizasyon hizmetlerini yürütmek amacıyla 01.04.1987 tarihinden itibaren
İzmir Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi kurulmuştur.
İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU) Genel
Müdürlüğü’nün 3305 sayılı Yasa ile değişik 23. maddesi hükmü gereği, su
satışı ve atıksuların uzaklaştırılması hizmetleriyle ilgili tarifelerin
hangi kriterlere göre hesaplanacağı ve bu şekilde saptanan bedellerin hangi
usul ve esaslara göre tahsil edileceğini belirlemek amacıyla İzmir Su ve
Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nün “Tarifeler Yönetmeliği” İzmir Su
ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu'nun 30.12.1987
tarih, 87 / 119 sayılı, Genel Kurul'un 13.03.1988 tarih, GK/4 sayılı kararı
ile kabul edilerek 01.01.1988 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.
İZSU Kuruluş Yasası’nın 1. maddesinin 2. fıkrasıyla
belirlenen görev alanı içerisinde, kaynaklardan sağladığı içme ve kullanma
suyunu konutlara, işyerlerine, sanayiye vb. ulaştırılması ve kullandıktan
sonra uzaklaştırılmasıyla ilgili olarak abonelerine götürdüğü her türlü
hizmetin bedel, teminat ve yaptırımlarla bunların tahsili esaslarının
düzenlendiği Tarifeler Yönetmeliği’nin 51. maddesinde, Yönetim Kurulunca
tespit edilen tarifelerin, her yıl bütçe ile birlikte Genel Kurulun onayına
sunulacağı, tarife değişikliğini gerektiren fevkalade durumlarda Genel
Kurulun olağanüstü toplantıya çağrılabileceği, yıl içinde yapılacak tarife
ve tarife değişikliğinin uygulama tarihini tespite Genel Kurulun yetkili
olduğu, ancak su satış bedellerinin tespitine esas girdileri içeren bir
formülasyonun Genel Kurul'ca onaylanması halinde onaylanan bu formül
uyarınca herhangi bir duyuruya gerek kalmaksızın su satış bedellerinin
hesap edilerek uygulanmasının başlatılmasının İZSU Yönetim Kurulu Kararıyla
yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.
Olayda, Vergi Mahkemesinde dava, şehir suyu
kullanırken aynı zamanda artezyenden de faydalanan ve 101295 abone numarası
ile 01.11.1994 tarihinden itibaren davalı idarenin örnekleme atıksu abonesi
olan Selin Apartmanı Yöneticiliği tarafından, davalı idarece, 1994 yılının
Kasım ila 2000 yılının Temmuz ayları için atıksu bedeli ile gecikme zammı
hesaplanması üzerine ilgili dönemlere ilişkin atıksu bedeli ve gecikme
zammının kaldırılması ve tarifenin iptali istemiyle açılmıştır. Asliye
Hukuk Mahkemesindeki dava ise, 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri için
hesaplanan kuyu atıksu bedeli, gecikme zammı ve faizinin tahsili amacıyla
ödeme emri gönderilmek suretiyle icra takibi yapılması üzerine Selin
Apartmanı Yöneticiliği tarafından, itiraz süresinin geçmesi ile takibin
kesinleştiği belirtilerek, dava sonuçlanıncaya kadar İzmir 16. İcra
Müdürlüğü’nün 2000/1450 sayılı takibinin tedbiren durdurulmasına, bu icra
takibine konu ve miktarda borcun olmadığının tespitine ve %40’dan aşağı
olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.
Hüküm uyuşmazlığına konu atık su bedeli yönünden
konu incelendiğinde;
Su abonesi
olmayan kişi hakkında İSKİ Tarifeler Yönetmeliği hükümlerine göre tahakkuk
ettirilen atık su bedeline ilişkin faturanın iptali istemiyle açılan bir
davada; İSTANBUL 3. VERGİ MAHKEMESİ’nce, dava konusu bedelin vergi, resim,
harç benzeri mali yüküm olduğu kabul edilmek suretiyle işin esası hakkında
verilen kararı temyizen incelemekte olan DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRESİ
tarafından, işyerinde yer altı suyunun kullanılması nedeniyle İSKİ tarafından
istenen atık su bedelinin vergi, resim, harç benzeri mali yükümlülük
olmayıp, akdi nitelik taşıdığı kanaatine varıldığından bahisle temyiz
incelemesi ertelenerek, 2247 sayılı Yasa’nın 20. maddesine göre görevli
yargı yerininin belirlenmesi için başvuruda bulunulması üzerine, UYUŞMAZLIK
MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ; 14.10.1991 gün ve E:1991/29, K:1991/29 sayı ile,
gerek 2560 sayılı Yasa’nın 23. maddesi gerekse buna dayanılarak çıkarılan
İSKİ Tarifeler Yönetmeliği’nin 5,16 ve 17. maddelerinde, İSKİ’ye ait
kanalizasyonu kullananlardan atık su bedelinin tarifeye göre alınacağının
açıkça belirtildiği ve bunun taraflar arasında bir sözleşmeye
dayandırılacağının hükme bağlandığı, buyurucu nitelikteki bu hükmün
sözleşme yapılmaksızın atık su üretenleri de sözleşme yapmakla yükümlü
kıldığı, bu hükme uymayanların sözleşme yapma durumunda olmaları nedeniyle
atık su bedeli ödemekten kaçınmalarına olanak bulunmadığı, sözleşmeden
kaçınmanın söz konusu bedelin ödenmesinden kurtulma sonucunu doğurmayacağı
ve bunların da sözleşmeli sayılmalarının gerektiği, öte yandan Yasa ve
Yönetmelik ile öngörülen usul ve esaslara göre İSKİ tarafından düzenlenen
tarifelerle tespit edilen atık su bedelinin Anayasa’nın 73. maddesinde
öngörüldüğü biçimde kanunla konulan vergi, resim, harç ve benzeri bir mali
yükümlülük olduğundan söz edilemeyeceği, bu itibarla, atık su bedeli,
vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülük olmayıp, özel hukuk
alanındaki alacak- borç ilişkisini içeren abonman sözleşmesine dayalı ve
idarece düzenlenen bir tarife uyarınca alınan bir bedel olduğundan, bu
konuyla ilgili anlaşmazlığın çözümünün adli yargının görevine girdiği
gerekçesiyle ve Anayasa Mahkemesi’nin 14.2.1991 gün ve E:1990/18, K:1991/4
sayılı kararında yazılı gerekçede de bu görüşün kabul edildiğinden bahisle,
Danıştay Dokuzuncu Dairesi’nce yapılan başvurunun KABULÜ ile uyuşmazlık
konusu davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiğine karar vermiştir.
(Bu karar 26.11.1991 tarih ve 21063 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)
Anılan
Uyuşmazlık Mahkemesi kararında atıfta bulunulan ANAYASA MAHKEMESİ’nin
8.5.1991 tarih ve 20865 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 14.2.1991 gün ve
E:1990/18, K:1991/4 sayılı kararında, atık sular karşılığı alınacak bedelin
niteliği sorunu ayrı bir başlık altında ele alınmış ve aynen “Vergi benzeri mali yükümlülüklerin en
belirgin özellikleri (...) genellikle, bir kamu hizmeti karşılığında kamu
gücüne dayanılarak tek taraflı yükletilmeleri, harç ve resime göre, daha
çok ücret görünümünde olmalarıdır.
Atık su
bedeli, kullanılmış suların uzaklaştırılması karşılığında yapılacak bir
tarifeye ve abonman sözleşmesine göre alınmaktadır. Başka bir deyişle,
idareyle kişi arasında sözleşmeyle alacak- borç ilişkisi doğmakta, ödenecek
miktar İSKİ ile kişi arasında abonman sözleşmesiyle özel hukuk ilişkisi
kurulmasından sonra yapılan hizmet karşılığında maliyet- kâr esasına göre
belirlenmektedir. Ödemenin hukuksal dayanağı, kamu gücüne değil, tarifeye
ve iki taraf arasında yapılan abonman sözleşmesine dayanmaktadır. Nitekim,
ödemelerin yapılmaması durumunda İSKİ alacağını, Amme Alacaklarının Tahsili
Hakkındaki Yasa’ya göre değil, özel hukuk ilişkisi içinde ilgili Yasa’ya
göre alacaktır. Abone ile İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ)
arasında yapılan abonman sözleşmesi, daha çok “tip” sözleşme
görünümündedir. Hizmetten yararlanan kişinin, sözleşmeyi idareyle birlikte
düzenlemesi yerine katılımı (iltihakı) söz konusudur. Ancak bu durum,
idareyle kişi arasında kurulan özel hukuk ilişkisini, kamu hukuku
ilişkisine dönüştürmez. Çünkü, birçok durumda hizmetin tekel niteliği ve
çok kişiye götürülme zorunluluğu, işin, çoğunlukla, tip sözleşmelerle ve
kişilerin katılımıyla gerçekleşebilmesini olanaklı kılmaktadır. (...)”
“Açıklanan
nedenlerle, atık suların uzaklaştırılması karşılığında alınan ücretlerin
vergi, resim, harç benzeri mali yükümlülük olarak kabul edilmemesi gerekir”
denilmiştir.Yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi ile Uyuşmazlık Mahkemesi
kararlarındaki “atık su bedelinin, vergi benzeri mali yükümlülük olmayıp,
idareyle kişi arasında abonman sözleşmesiyle kurulan özel hukuk ilişkisi
çerçevesinde ve hizmet karşılığında maliyet-kâr esasına göre idarece
belirlenen tarifeye dayanılarak alınan bir ücret olduğu” yolundaki kabulün
sonuçları itibarıyla: idarenin faaliyet alanıyla ilgili olarak yürürlüğe
koyduğu yönetmelik ile buna dayanan tarife kararlarının yargısal
denetiminin idari yargı yerinde -idare mahkemeleri-; abonman sözleşmesine
dayanan bir alacak- borç ilişkisi kapsamındaki atık su bedelinin tahsiline
ilişkin davaların ise adli yargı yerinde görülüp çözümlenmesi gerekmekte
olup, uygulama bu doğrultuda istikrar kazanmıştır.
Ne var ki,
15.7.1993 tarih ve 3914 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun’un 1. maddesiyle 2464 sayılı Belediye Gelirleri
Kanunu’na eklenen Mükerrer 44.madde ile, katı atık ve atık su ile ilgili
“çevre temizlik vergisi” ihdas edilmesi ve yasal süreç tamamlandıktan sonra
da 1.1.1994 tarihinden itibaren uygulamaya geçilmesi üzerine atık su ile
ilgili uyuşmazlıkların, belediye ayrımı gözetilmeksizin vergi kapsamına
alındığı gerekçesiyle vergi mahkemelerinde bakılarak sonuçlandırılması ve
diğer taraftan tahsilata ilişkin uyuşmazlıkların da ücret kapsamında adli
yargı yerinde çözümlenmesine devam edilmesi nedeniyle, inceleme konusu uyuşmazlık
ortaya çıkmış bulunmaktadır.
Su ve
kanalizasyon hizmetleri özel bir yasa ile düzenlenmiş bulunan büyükşehir
belediyeleri bakımından, 1.1.1994 tarihinden itibaren atık su ile ilgili
olarak tahsil edilecek bedelin ÜCRET mi yoksa VERGİ mi olduğu yönündeki
uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için anılan Yasanın mükerrer 44. maddesinin
incelenmesi gerekmiştir:
2464 sayılı
Belediye Gelirleri Kanunu’nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen Mükerrer 44.
maddesinin birinci fıkrasında, “Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde
bulunan ve belediyelerin katı atık toplama ile kanalizasyon hizmetlerinden
yararlanan konut, işyeri ve diğer şekillerde kullanılan binalar, çevre
temizlik vergisine tabidir.” hükmü yer almış; aynı maddenin onikinci
fıkrasında, “Belediyeler, atık su ile ilgili olarak da; katı atıklarla
ilgili tarifede yer alan bina gruplarını topluca veya ayrı ayrı dikkate
almak suretiyle ve su tüketim bedelini aşmamak üzere meclislerince
belirlenecek miktarda çevre temizlik vergisi alırlar. Atık su ile ilgili
çevre temizlik vergisi, su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk
etmiş sayılır ve bu bedel ile birlikte tahsil edilir. Su ve kanalizasyon
hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan belediyelerde ise, atık su
bedellerinin tahsiline ilişkin uygulama kendi kanunlarındaki hükümlere
tabidir.” denilmiş ve son fıkrasında da, bu maddenin uygulanmasına ilişkin
usul ve esasların, İçişleri ve Çevre Bakanlıklarının görüşleri alınmak
suretiyle Maliye Bakanlığı tarafından belirleneceğine işaret edilmiştir.
Anılan Yasa
maddesine ilişkin “Belediye Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun Tasarısı” Genel Gerekçesinde (Başbakanlık Kanunlar ve
Kararlar Genel Müdürlüğü; 10.6.1993-Sayı: B.02.0.KKG/101 - 530/04937), çevre temizlik vergisinin, belediyelerin içinde bulunduğu
mali
sıkıntılara
acil ve kısa vadeli bir çözüm olmak üzere getirildiği belirtilmiş; madde
gerekçelerinde ise onikinci fıkra hakkında, “Belediyeler, belediye
meclislerince yapılacak tarifeler üzerinden su tüketim bedelini aşmamak üzere,
kanalizasyon hizmetlerinden yararlananlardan belirlenecek miktarlarda
ayrıca çevre temizlik vergisi alacaklar, su tüketim bedeli ile birlikte
tarh ve tahakkuk ettirilecek bu vergi su bedeli ile birlikte tahsil
olunacaktır. Ancak su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla
düzenlenmiş bulunan belediyelerde, atık su bedellerinin tahsiline ilişkin
uygulama kendi kanunlarındaki hükümlere tabi olacaktır.” denilmiştir.
Buna göre,
yasakoyucu tarafından, mali sıkıntı içinde bulunan belediyelere, katı atıkların
toplanması ve atık suların uzaklaştırılması hizmetleri karşılığında gelir
sağlamak amacıyla, acil ve pratik bir çözüm olarak çevre temizlik vergisi
ihdas edilirken aynı kaynaktan (atık su) özel kanunlarına göre gelir
sağlamakta bulunan büyükşehir belediyeleri bakımından bir değişiklik
öngörülmeyip mevcut uygulamanın sürdürülmesi yolundaki irade açıkça
belirtilmiştir.
Nitekim,
anılan Yasa maddesinin verdiği
yetkiye dayanılarak uygulamaya ilişkin usul ve esasları açıklamak üzere Maliye
Bakanlığı’nca çıkarılan ve 8.1.1994 tarih ve 21812 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan 14 seri no’lu Belediye Gelirleri Kanunu Genel Tebliği’nin 9.
maddesinde, “Maddenin onikinci fıkrası uyarınca, atık su bedeli almayan
belediyeler, atık su ile ilgili olarak da su tüketim bedelini aşmamak üzere
çevre temizlik vergisi alacaklardır. Bu şekilde alınacak verginin belediye
meclislerince tespitinde, katı atıklarla ilgili tarifede yer alan bina
grupları, topluca veya ayrı ayrı dikkate alınacaktır. Atık su ile ilgili
çevre temizlik vergisi, su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk
etmiş sayılacak ve bu bedel ile birlikte tahsil edilecektir. Halen atık su
bedeli almakta olan belediyelerce ayrıca bu vergi alınamayacaktır.”
denilmek suretiyle, çevre temizlik vergisinin atık su bedeli almayan
belediyeleri ilgilendirdiği, atık su bedeli alan belediyelerin ise kapsam
dışında kaldığı açıklanmıştır.
Öte yandan,
belediye gelirleri bakımından genel bir yasa olan 2464 sayılı Belediye
Gelirleri Kanunu’nda, özel yasa niteliğindeki 2560 sayılı İSKİ Kanunu’nun
23. maddesini yürürlükten kaldıran bir hüküm de bulunmamaktadır.
Buraya kadar
yapılan açıklamalar ışığında: su ve kanalizasyon hizmetleri 2560 sayılı
İSKİ Kanunu ile düzenlenen büyükşehir belediyelerinin, atık su bedeli
uygulaması bakımından 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 3914 sayılı
Kanun’la eklenen Mükerrer 44. maddesi ile getirilen çevre temizlik vergisi
düzenlemesinin dışında kaldığı; sözkonusu vergi düzenlemesinin, büyükşehir
belediyelerince 2560 sayılı Yasa’nın 23. maddesine göre atık su bedelinin
bir ücret olarak alınmasına engel teşkil etmeyeceği açıktır.
Bunu
doğrulayan bir açıklama, sözü edilen Mükerrer 44. madde gerekçesinde de yer
almaktadır. Şöyle ki, anılan maddede konuya ilişkin herhangi bir ibareye
yer verilmediği halde, birinci fıkra gerekçesinde, “ (...) Maddede,
yararlanılması söz konusu edilen katı atık toplama hizmetleri endüstriyel
atıklar dışında kalan evsel atık toplama hizmetlerini içermektedir. Bu
düzenleme, endüstriyel atıklarla ilgili olarak diğer mevzuattaki
düzenlemelere ve bunlara ilişkin hükümlerin uygulanmasına engel teşkil
etmeyecektir. (...)” denilmiş olup, yasakoyucu bu suretle, düzenlemeden
önceki uygulamaların sürdürülmesi iradesini farklı bir yöntemle de ortaya
koymuş bulunmaktadır.
Varılan bu
sonuca göre ve büyükşehir belediyelerince alınan
atık su bedelinin vergi,
resim, harç ve benzeri mali yükümlülük niteliğini taşımaması karşısında,
uyuşmazlıkta öncelikle görev sorununun çözümlenmesi gerekecektir.
2464 sayılı
Yasa’nın Mükerrer 44. maddesi ile getirilen düzenleme büyükşehir
belediyelerince ücret olarak tahsil edilen atık su bedelinin hukuki
niteliğini değiştirmediğine göre bu düzenlemeden önce istikrar kazanmış
bulunan Uyuşmazlık Mahkemesi’nin göreve ilişkin uygulamasının yeniden ele
alınmasını gerektiren bir neden de bulunmamaktadır.
Kaldı ki,
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bülümü’nün yine hüküm uyuşmazlığı konusunda
verdiği 16.6.2003 gün ve E:2002/56; K:2003/33 ve E:2002/57; K:2003/34
sayılı kararları da bu yöndedir.
Buna göre,
su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı
bir Kanunla düzenlenmiş bulunan büyükşehir
belediyeleri bakımından, atık
su bedeline ilişkin davaların
görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunduğundan, incelenen
uyuşmazlığa konu edilen İZMİR 3.
VERGİ MAHKEMESİ kararı, atık su bedeli ve gecikme zammı yönünden 2577
sayılı Yasa’nın 15. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendine aykırı olarak
görevi dışında verilmiş bir karar niteliğinde olup, hüküm uyuşmazlığına
konu 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihlerine ilişkin kısmının kaldırılması
gerekmiştir.
Açıklanan nedenlerle, İZSU tarafından, Selin
Apartmanı aboneliği için 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin
ödenmeyen 1.115.110.000.- TL atık su ücreti ile 61.590.733.- TL faiz ve
2.275.233.200.-TL gecikme zammı olmak üzere 3.451.933.933.-TL alacağın
tahsili için 9.3.2000 gününde İzmir 16. İcra Müdürlüğü’nün 2000/1450 sayılı
dosyasında ilâmsız takip başlatılması üzerine, davacı Apartman Yöneticisi
vekilince, ilâmsız takibe konu ve miktarda borcun olmadığının tespiti
istemiyle açılan menfi tespit davasında yapılan yargılama sonunda, İZMİR
11. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’nce, bilirkişi raporu esas alınarak DAVANIN
REDDİ yolunda verilen ve kesinleşen karar, hukuk ve usule uygun
bulunmuştur.
Belirtilen durum karşısında, İZMİR 3. VERGİ
MAHKEMESİ’nin 4.6.2001 gün ve E:2000/915, K:2001/860 sayılı kesinleşen
kararının, 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin atık su
bedeli ve gecikme zammına ilişkin kısmı kaldırılmak suretiyle hüküm
uyuşmazlığının giderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
KARAR :
1 - İZSU Genel Müdürlüğü vekilinin DURUŞMA İSTEMİNİN
REDDİNE, OYBİRLİĞİ İLE,
2 - Su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla
düzenlenmiş bulunan büyükşehir belediyelerinde 2560 sayılı İSKİ Kanunu’nun
23. maddesine göre tahsil edilen atık su bedelinin, 2464 sayılı Belediye
Gelirleri Kanunu’nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen Mükerrer 44. maddesinde
düzenlenen çevre temizlik vergisi uygulamasının kapsamı dışında kalması
nedeniyle hukuki niteliğinde bir değişiklik bulunmadığından, vergi, resim,
harç ve benzeri mali yükümlülük niteliğinde olmadığına,
3 - Bu nedenle, İZMİR 3. VERGİ MAHKEMESİ’nin 4.6.2001
gün ve E:2000/915, K:2001/860 sayılı kesinleşen KARARININ, 30.12.1994 ila
29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin atık su bedeli ve gecikme zammına
ilişkin KISMININ KALDIRILMASINA,
4 - Hukuk ve usule uygun bulunan İZMİR 11. ASLİYE HUKUK
MAHKEMESİ’nin 5.6.2003 gün ve E:2000/669, K:2003/470 sayılı KARARININ
BENİMSENMESİNE, 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin atık su
ücreti, gecikme zammı ve faiz borçlarının
olmadığının tespiti istemiyle açılan DAVANIN REDDİNE İLİŞKİN HÜKMÜN
KABULÜNE,
Bu suretle HÜKÜM UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE,
02.04.2007 gününde Üyelerden Serap AKSOYLU ve Esen EROL’un KARŞI OYLARI VE
OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
KARŞI OY
Belediye Gelirleri Kanunu’na, 24.7.1993 günlü Resmi
Gazete’de yayımlanan 3914 sayılı Kanun’la eklenen ve “Çevre temizlik
vergisi” başlığını taşıyan mükerrer 44 üncü madde; “Belediye sınırları ve
mücavir alanlar içinde bulunan ve belediyelerin katı atık toplama ile
kanalizasyon hizmetlerinden yararlanan konut, işyeri ve diğer şekillerde
kullanılan binalar, çevre temizlik vergisine tabidir.
...
Çevre temizlik vergisi, katı atıklar için aşağıdaki
tarifeye göre aylık olarak hesaplanır.
...
Tarifede yer alan tutarlar; önceki yılda uygulanan
tutarlara, bunların Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca belirlenen yeniden
değerleme oranının yarısı ile çarpılması sonucu bulunacak tutarın eklenmesi
suretiyle her yıl yeniden belirlenir. Verginin belirlenmesinde, 1000 liraya
kadar olan tutarlar atılır.
...
Bakanlar Kurulu tarifede yer alan bina gruplarını
tayin ve tesbit eder. Ancak, konutlar yedinci gruba dahil edilir. Gruplarda
yer alan binaların hangi dereceye gireceği, binaların bulundukları mahallin
sosyal ve ekonomik farklılıkları ile büyüklükleri de dikkate alınarak
belediye meclislerince belirlenir.
...
Belediyeler, atık su ile ilgili olarak da; katı
atıklarla ilgili tarifede yer alan bina gruplarını topluca veya ayrı ayrı
dikkate almak suretiyle ve su tüketim bedelini aşmamak üzere meclislerince
belirlenecek miktarda çevre temizlik vergisi alırlar. Atık su ile ilgili
çevre temizlik vergisi, su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk
etmiş sayılır ve bu bedel ile birlikte tahsil edilir. Su ve kanalizasyon
hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan belediyelerde ise, atık su
bedellerinin tahsiline ilişkin uygulama kendi kanunlarındaki hükümlere
tabidir...” hükümlerini taşımaktadır.
Çevre temizlik vergisi tarifesinde yer alan bina
gruplarının tespitine ilişkin Bakanlar Kurulu kararı 31.12.1993 günlü Resmi
Gazete’de yayımlanarak 1.1.1994 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.
Buna göre 1.1.1994 tarihinden itibaren gerek katı atık, gerekse atık su
için belediye yahut belediyelere bağlı olarak hizmet gören su ve
kanalizasyon idarelerince istenilen meblağlar, çevre temizlik vergisini
teşkil etmektedir.
2560 sayılı Kanun’un 1. maddesinin 1. ve 4.
fıkraları ile bu Kanuna 3305 sayılı Kanun’la eklenen Ek 5. madde de;
Büyükşehir Belediyelerine ait olan su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek
üzere büyükşehir belediyelerine bağlı, müstakil bütçeli, kamu tüzel
kişiliğine haiz “Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüklerinin”
kurulduğu belirtilmektedir. Yukarıda anılan mükerrer 44. maddenin 12.
fıkrasının son cümlesinde açıklandığı gibi, atık su bedellerinin
“tahsiline” ilişkin uygulamayı yürütecek olan idareler, büyükşehir
belediyelerine bağlı olarak kurulmuş bulunan, bu genel müdürlüklerdir.
Bağlı oldukları büyükşehir belediyesi isimlerine göre İSKİ, ASKİ, KOSKİ
gibi adlarla anılan bu idareler, aslında büyükşehir belediyesine ait olan
su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek üzere kurulan ve bu konularda
görevli ve yetkili bulunan idareler olduklarından, mükerrer 44. maddedeki
tarife ve çevre temizlik vergisi tarifesinde yer alan bina gruplarını
belirleyen Bakanlar Kurulu kararına göre, atık su ile ilgili olarak bina
gruplarını topluca veya ayrı ayrı dikkate almak suretiyle ve su tüketim
bedelini aşmamak üzere alınacak olan çevre temizlik vergisini tesbit için
belediye meclislerine verilen yetkiyi kullanma hakkına sahip
bulunmaktadırlar.
Öte yandan, uygulanması için tüm koşulların yerine
getirildiği 1.1.1994 tarihinden itibaren uygulanan ve anılan ödentiyi çevre
temizlik vergisi kapsamına alan 2464 sayılı Kanun’un mükerrer 44 üncü
maddesi, konu ile ilgili tüm kamu idarelerine hitap eden ve bu verginin
tarifesini, bina gruplarını, haddini belirleyen bir yeni düzenleme teşkil
etmektedir. Beldelerden bir kısmı vergiyi düzenleyen mükerrer 44 üncü madde
ve buna ilişkin mevzuata göre çevre temizlik vergisini hesaplayıp alırken,
diğer kısmında vergi dışı ve akdi bir ilişki sayılan zamana ait tarifeleri
uygulamaları, vergi yükünün Kanunla konulup değiştirilebileceği hakkındaki
Anayasa’nın 73. maddesinin 2. fıkrasına aykırılık teşkil etmektedir.
“Tahsile ait usuller” deyimi mükerrer 44. madde esaslarına uymak suretiyle
tarife yapmayı ve bu tarifeye göre çevre temizlik vergisini tahsil etme
işlemlerini ifade etmektedir. Esasen, mükerrer 44 üncü maddede, anılan
genel müdürlüklere münhasıran tahsile ait usullerin bırakılmış olması, 2560
sayılı Kanun’un 23 üncü maddesinin artık uygulanamayacağını göstermektedir.
Bu durumda, yükümlüden kuyu atık su konut bedeli
adı altında istenilen meblağ çevre temizlik vergisi kapsamına dahil
edildiğine göre, atık su ve dayanağı tarife hakkındaki davanın görüm ve
çözümünde, 2576 sayılı Yasa’nın 6. maddesi uyarınca vergi mahkemesinin
görevli ve yetkili olduğu açıktır.
Buna göre, hüküm uyuşmazlığına konu kararlardan
İzmir 3. Vergi Mahkemesi kararı ile dava konusu
atık su ücreti tahakkuku ile dayanağı tarife kararının atıksu ücretine
ilişkin kısmının iptaline karar verilmiş ve bu kararın kesinleşmiş olması
nedeniyle, hüküm uyuşmazlığının sadece “atık su ücreti”ne ilişkin bulunduğu
dikkate alınarak inceleme yapılacaktır.
Anayasa’nın 138. maddesinde, “Yasama ve yürütme
organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve
idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine
getirilmesini geciktiremez” hükmü yer almıştır.
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün 5.3.2007 gün
ve E:2004/127 sayılı ara kararı ile, 30.12.1994-29.2.2000 tarihleri
arasındaki her bir dönem için atık su bedeli borcunun hesaplanmasına
dayanak teşkil eden tarifeleri belirleyen Genel Kurul veya Yönetim Kurulu
kararlarından hangilerinin iptal edildiğinin ve Genel Kurul veya Yönetim
Kurulu kararlarının iptal nedeni mahkeme kararı ise, bu kararların
kesinleşme durumunun sorulması ve buna ilişkin bilgi ve belgelerin gönderilmesinin
istenilmesi üzerine İZSU Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen İzmir 3.
Vergi Mahkemesi’nin 4.6.2001 gün ve E:2000/403, K:2001/859; İzmir 1. Vergi
Mahkemesi’nin 7.7.2000 gün ve E:2000/277, K:2000/510; İzmir 1. Vergi
Mahkemesi’nin 7.10 1999 gün ve E:1999/615, K:1999/516; İzmir 1. Vergi
Mahkemesi’nin 7.10 1999 gün ve E:1999/614, K:1999/518; İzmir 2. Vergi
Mahkemesi’nin 23.9.1999 gün ve E:1998/214, K:1999/731; İzmir 3. Vergi
Mahkemesi’nin 8.10.1999 gün ve E:1998/692, K:1999/841; İzmir 2. Vergi Mahkemesi’nin
7.10.1999 gün ve E:1998/118, K:1999/786; İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin
4.6.2001 gün ve E:2000/1364, K:2001/861; İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin
25.5.2001 gün ve E:2001/8, K:2001/643; İzmir 1. Vergi Mahkemesi’nin
24.12.2001 gün ve E:2000/1119, K:2001/1449; İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin
13.9.2001 gün ve E:2001/620, K:2001/1154; İzmir 2. Vergi Mahkemesi’nin
17.5.2001 gün ve E:2001/65, K:2001/557 sayılı kararlarının incelenmesinden,
muhtelif dönemlere ilişkin atık su bedellerinin dayanağı tarifelerin iptal
edildiği ve bu kararların Danıştay 9. Dairesi’nin temyiz ve karar düzeltme
aşamalarından geçerek kesinleştiği anlaşılmıştır.
Hüküm uyuşmazlığına konu kararlardan İzmir 3. Vergi
Mahkemesi kararı ile dava konusu atık su ücreti
tahakkuku ile birlikte dayanağı olan tarife kararının atıksu ücretine
ilişkin kısmının iptal kararı kesinleştiğinden ve yukarıda tarih ve
sayısına yer verilen mahkeme kararları ile de, muhtelif dönemlere ilişkin
atık su bedellerinin dayanağı olan tarifelerin iptal edildiği ve bu
kararların kesinleştiği anlaşıldığından, bu iptal kararları ile ortaya
çıkan hukuki sonucun yukarıda belirtilen Anayasa hükmü gereğince, yargı
organlarınca da öncelikle dikkate alınması zorunludur.
Açıklanan nedenlerle, dayanağı tarife kararlarının
iptal edilmiş ve bu kararların kesinleşmiş olması nedeniyle bu tarifeler
esas alınarak yapılmış olan ve hüküm uyuşmazlığı bulunan 30.12.1994 ila
29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin atık su bedeli ve gecikme zammından
oluşan TARHİYATIN TERKİNİ GEREKTİĞİNDEN, İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nce bu
doğrultuda verilen kararın BENİMSENMESİ ve İzmir 11. Asliye Hukuk
Mahkemesi’nce görev ve yetkisi dışında verilen kararın KALDIRILMASI
suretiyle HÜKÜM UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİ gerektiği düşüncesiyle, aksi
yöndeki karara katılmıyoruz.
Üye Üye
Serap AKSOYLU Esen
EROL
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO
: 2006/40
KARAR NO:
2007/57
KARAR TR
: 7.5.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 5326 sayılı Kabahatler Kanunu kapsamına
giren ve bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idari yargı yerinde
dava açılmayan idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk
K A R A R
Davacı : Yurtiçi Kargo Servisi A.Ş.
Vekili : Av. A.Y.
Davalı : Adana Valiliği
O L A Y : Adana Bölge Trafik Denetleme
Şube Müdürlüğü’nün 13.04.2005 günlü, 992636 sıra no’lu trafik ceza tutanağı
ile, araca istihap haddinden fazla yükleme
yaptığından bahisle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 65/5. maddesi
uyarınca para cezası verilmesi üzerine davacı vekili söz konusu para
cezasına karşı 5.5.2005 tarihinde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
ADANA 2. SULH CEZA
MAHKEMESİ; 9.5.2005 gün ve 2005/ 38 Müt. sayı ile, muteriz vekilinin
dilekçesi ile, müvekkili şirkete 2918 sayılı Kanun’un 65/5. maddesi
uyarınca 1.904.40 YTL para cezası verildiğini, aracın şirket üzerine
olmadığını, tutanağın şirketin haberi olmadan gıyapta tutulduğunu, bu
nedenle cezanın iptalini talep ettiği, 13.04.2005 tarihli ceza tutanağı
incelendiğinde, gereğinden fazla yük tutmaktan dolayı 01 PY 948 plakalı
araca ceza yazıldığının, tartma işlemi yapıldığının, tartma işlemi
yapılması nedeniyle işlemin şoförün yüzüne karşı yapıldığının anlaşıldığı,
Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 6.12.1999 tarih ve 1999/44-45 sayılı kararında,
görevlilerce yapılan işlemler ilgilinin huzuru ile yapıldığı takdirde
itiraz makamının idare mahkemesi, gıyapta yapılan işlemlerde görevli
mahkemenin sulh ceza mahkemeleri olduğunun belirtildiği, ceza kurum adına
kesilmiş ise de, işlemin sürücü yüzüne karşı yapılmış olduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez,
para cezası verilmesine ilişkin söz konusu işlemin iptali istemiyle
23.6.2005 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.
ADANA 2. İDARE MAHKEMESİ;
11.11.2005 gün ve E:2005/1220, K:2005/1730 sayı ile,
davanın, davacı şirketin yük nakli yaptığı araca
istihap haddinden fazla yükleme yaptığından bahisle 2918 sayılı Karayolları
Trafik Kanunu'nun 65/5. maddesi uyarınca 1.904,40 YTL para cezası
verilmesine ilişkin Adana Bölge Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü’nün
13.04.2005 günlü, DT seri no’lu, 992636 sıra no’lu trafik ceza tutanağının
iptali istemiyle açıldığı, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 14/3-a ve 15/1-a maddelerinden ve 2918
sayılı Karayolları Trafik Yasası’nın 4262 sayılı Yasa’yla değişik 65.
maddesinin 5. fıkrasından söz ederek, Türk
hukuk sisteminde son yıllarda görülen yeniden yapılanmanın bir sonucu
olarak 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun yürürlükten kaldırılarak yerine 5237
sayılı Yasa’nın 01.06.2005 tarihinden itibaren yürürlüğe konulduğu ve bu
kapsamda da Ceza Kanunu’nda yer alan suçlar konusunda esaslı değişikliklere
gidilerek önceki Yasada yer alan suç tiplerinden cürümlerin anılan Yasa
kapsamında düzenlendiği, kabahatlere yer verilmediği, kabahatlerin ise, 31.03.2005
gün ve 25772 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 01.06.2005
tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nda düzenlendiğinin
görüldüğü, 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu'nun 1, 2, 3, 16, 27, geçici 2 ve geçici 3. maddelerinden söz ederek,
yukarıda yer verilen Kabahatler Kanunu
hükümleri incelendiğinde, ceza hukukunun genel prensipleriyle yakın ilişki
içinde bulunan ve bu ilişki nedeniyle Kabahatler Kanunu kapsamında
değerlendirilen bütün kanunlardaki idari para cezaları için artık Kabahatler
Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiği sonucuna ulaşıldığı, keza Kanunun
geçici 2 ve geçici 3. maddeleri ile getirilen düzenleme ile de, Kanunun
yürürlük tarihi olan 01.06.2005 tarihinden sonra açılacak tüm idari para
cezalarına ilişkin davalarda Kabahatler Kanunu’nun uygulanacağının açıkça
hüküm altına alındığı, diğer yandan,
Kabahatler Kanunu’nun tasarıdaki gerekçesinden ve TBMM Adalet Komisyonu
Raporundan söz ederek, Yasanın geçici 2. ve 3. maddelerinin tasarıya
eklendiğinin görülmesi karşısında, Yasa koyucunun asıl amacının idari
yaptırım kararlarına karşı ceza mahkemesine başvurulabilmesine olanak
tanıma olduğu kanaatine ulaşıldığı, bu
durumda, 2918 sayılı Yasa uyarınca verilen
idari para cezalarına idare mahkemesince bakılmakta iken, davanın açıldığı 23.6.2005 tarihi
itibariyle Kabahatler Kanunu kapsamında olan uyuşmazlık konusu idari para
cezasına karşı açılan davanın
görüm ve çözümü, yukarıda yer verilen hükümler uyarınca adli
yargı yeri olan sulh ceza
mahkemesinin görev alanına girdiğinden, işin esasının Mahkemelerince incelenme olanağı
bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara itiraz
edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün,
Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü
ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL,
Abdullah ARSLAN ve Celal IŞIKLAR’ın
katılımlarıyla yapılan 07.05.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza
mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması,
bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’
sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara
bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan
itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler.
İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip
çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde,
olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde
incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın
14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari
yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı
vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim
Nurdane TOPUZ’un davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki
raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay
Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki
yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 2918 sayılı Yasa’nın 65. maddesine aykırılık
nedeniyle, trafik zabıtasınca düzenlenen para cezasına ilişkin ceza
tutanağının iptali istemiyle açılmıştır.
13.10.1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik
Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu kanunun amacı, karayollarında,
can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik
güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemektir”
denilmiş; 65. maddesinde, araçların yüklenmesi ile ilgili kurallar ile bu
kurallara uymamanın müeyyidesi düzenlenmiştir.
Uyuşmazlık Mahkemesi, 2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi
kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik
zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu
uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili
davalarda (116. maddedeki itiraz yolu hariç) görevli yargı yerini açıkça
belli eden bir hükme yer verilmemesi; bu Yasada gösterilen adli cezalara
hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir
atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre
idari yargının görev alanında görmüştür.
1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce,
sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile
bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki
etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari
yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler
Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması, 27. maddenin (1) numaralı
bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı
1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin
genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli
yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha sonra,
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar
verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu
düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı
tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal
hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen
yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli
olacağı belirtilmiştir.
Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı
Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı
kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para
cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün
fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye
göre, Kabahatler Kanunu’nun; idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan,
görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle,
yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili
olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan
mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda
görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin
görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev
kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda
uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece
görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu
sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için
görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni
kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para
cezasının 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden
biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına
itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu
durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde
belirtildiği üzere, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin
hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde
uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı
Kanun hükümleri dikkate alınacağından ve ayrıca Kanunun Geçici 2. maddesine
göre, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihi itibariyle idare
mahkemesinde açılmış bir dava olmadığından, idari para cezasına karşı
açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1)
numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna
varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesince
verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Adana 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 9.5.2005 gün
ve 2005/38 Müt. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
07.05.2007 gününde görev uyuşmazlığının ESASI YÖNÜNDEN OYBİRLİĞİ; 5326
sayılı Yasa’nın Geçici 2.maddesinin UYGULAMASI YÖNÜNDEN Üyelerden Serap
AKSOYLU ve Z.Nurhan YÜCEL’in KARŞIOYLARI ve OYÇOKLUĞU İLE, KESİN OLARAK
karar verildi.
* * *
KARŞI OY
Trafik para cezası, 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun kapsamına giren idari yaptırımlar kapsamında yer almaktadır.
Ancak, uyuşmazlığa konu edilen cezaya yönelik
davayı çözümlemekle görevli yargı yerinin belirlenmesinde Kabahatler
Kanunu’nun Geçici 2. maddesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 9. maddesi bir arada incelenmelidir.
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2.
maddesinde “Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare
mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları
hakkında uygulanmaz.” denilmiş; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 9. maddesinin değişik (1) numaralı bendinde, çözümlenmesi
Danıştay’ın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli
ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi
halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren
otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabileceği ve görevsiz yargı merciine
başvurma tarihinin, Danıştay’a, idare ve vergi mahkemelerine başvurma
tarihi olarak kabul edileceği hükme bağlanmıştır.
Bu dosyada, uyuşmazlık konusu idari para cezasının
iptali isteğiyle idare mahkemesinde 23.6.2005 tarihinde dava açılmış ise
de, daha önce, trafik para cezasına
karşı 5.5.2005 gününde sulh ceza mahkemesinde itirazda bulunulmuş
olduğundan, açılan bu ilk dava tarihi itibariyle 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun yürürlüğe girmediği ve idari yargının görevli olduğu dikkate
alındığında, idare mahkemesinde 5.5.2005 tarihinde dava açılmış olduğunun
kabulü gerekir.
Buna göre, trafik para cezasına karşı açılan
davanın, ilk dava tarihi itibariyle 5326 sayılı Kanun’un Geçici 2. maddesi
kapsamına girmesi nedeniyle, idari yargı yerinde çözümlenmesinin gerekeceği
oyuyla karara katılmıyoruz.
Üye Üye
Serap AKSOYLU Z.Nurhan
YÜCEL
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO
: 2006/68
KARAR NO:
2007/24
KARAR TR
: 5.3.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen
koşullar birlikte gerçekleşmediğinden BAŞVURUNUN REDDİ gerektiği hk
K A R A R
Hüküm Uyuşmazlığının Giderilmesini İsteyen (
Davalı): Sermaye Piyasası Kurulu
Vekilleri : Av. P.G.-Av.A.K.
Karşı Taraf (Davacı) : B.T.A – M.B.
Vekilleri
: Av. E.K.-Av.S.K.-Av.E.A.
O L A Y :
1) Heranouche İcad(daha
sonra vefat etmiştir), Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan vekili
tarafından, müvekkillerinin müşterek murisi Norayr Artin İcad ile eşi
Heranouche İcad’ın birlikte Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi’nde
26.8.1996 tarihinde müşterek hesap açtırdıklarını ve 5.536.988.000.- TL
nominal değerli Ereğli Demir Çelik hisse senetlerini Derborsa Borsa
Bankerliği Anonim Şirketi’nin İstanbul Menkul Kıymetler Borsası
Takasbank’taki saklama hesabına virman yaptırdıklarını, hesap sahiplerinden
Norayr Artin’in vefat ettiğini, hesabın açıldığı tarihte süratli işlemlerin
yapılabilmesi için vekaletname düzenlenerek verildiğini ve Çiçek Çınar’ın
yetkili kılındığını, Çiçek Çınar’dan hesapların muntazaman faksla
kendilerine bildirilmesinin istenildiğini, 27.1.1997 tarihinde günlük
overal durumun 68.834.000.000.- TL olduğunu, veraset ilamının alınmasından
sonra Çiçek Çınar tarafından hesap bakiyesinin 6.000.000.000.- TL olarak
bildirildiğini, meydana gelen bu farklılık nedeniyle ihtarnameler
gönderildiğini, 16.4.1997 tarihinde İMKB Başkanlığı’na müracaat edildiğini
ve İMKB Teftiş Kurulu’nca çok geniş kapsamlı soruşturma ve inceleme
yapıldığını, bir takım hisse senetlerinin eksik olduğunun tespit edildiğini,
Mehmet Temel’in şirket temsilcisi, Çiçek Çınar’ın ise şirket müstahdemi
olduğunu, suç teşkil eden işlemler ile ortadan yok edilmeye çalışılan hisse
senetlerinin tamamından ve temettülerden Derborsa’nın birinci derecede
sorumlu olup, Mehmet Temel’in ve Çiçek Çınar’ın zimmetinde hisseler
bulunduğunu, İMKB teftiş heyeti raporunda, eksik bulunan 6000 lot Konya
Çimento, 8321 lot Marmaris Martı, 6540 lot Melko, 300 lot Raksev, 640 lot
Tüpraş hissesinin davalıların zimmetinde olup, ayrıca 2.342.800.000.- TL hisselere
isabet eden temettü alacaklarının bulunduğunun tespit edildiğini, her bir
davalının sorumluluğu dikkate alınarak söz konusu hisse senetlerinin aynen
iadesine, temettü alacağının tahsiline karar verilmesi istemiyle Derborsa
Borsa Bankerliği Anonim Şirketi, Mehmet Temel ve Çiçek Çınar’a karşı
17.10.1997 tarihinde adli yargı yerinde dava açılmıştır.
İSTANBUL 1. ASLİYE
TİCARET MAHKEMESİ; 8.12.1999 gün ve
E:1997/1093, K:1999/1225 sayı ile, yargılama aşamasında davacılardan
Heranouche İcad’ın öldüğü, dosyaya sunulan veraset ilamından, diğer
davacılar Meri Büküciyan ile Berç Tateos’un mirasçı olduğunun saptandığı,
bu iki davacının murisleri ile davalı Derborsa Borsa Bankerliği A.Ş.
arasında 26.8.1996 tarihli menkul kıymet alım satım takas sözleşmesinin ve
davacılar yönünden müşteri kartının düzenlendiği, 28.6.1996 tarihli
temsilci yetki belgesi ile Çiçek Çınar’a 1069 no’lu hesap yönünden yetki
verildiğinin dosya kapsamından saptandığı, İMKB teftiş raporu da dosya
içerisine getirtildikten sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde
bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, bilirkişi raporundan
söz ederek, Mahkemelerince dava dilekçesinde mevcut davacı tarafın
davalılardan ayrı ayrı istemi dikkate alınarak bilirkişilerden her bir
davalının ayrı ayrı sorumluluğunun belirlenmesi yönünden ek rapor
alınmasına ve ayrıca itirazların irdelenmesine karar verildiği,
bilirkişilerin yapmış oldukları incelemeler sonucunda verdikleri raporda
yer alan tespitlere yer vererek, toplanılan ve değerlendirilen deliller
çerçevesinde Norayr Artin İcad ile eşi Heranouche İcad’ın davalı şirkette
26.8.1996 tarihinde hesap açtırarak menkul değerler yönünden alım satım
işlemlerinin yapılabilmesi için sözleşme düzenlendiği, sözleşme uyarınca
menkul değerlerle ilgili işlemlerin yapılabilmesi yönünden Çiçek Çınar’ın
da temsilci vekili tayin edildiği, Çiçek Çınar’ın kendisine verilen yetki
belgesi çerçevesinde işlemleri sürdürdüğü, bu arada Norayr Artin’in 1997
yılı Ocak ayında vefat ettiği, hesaptaki incelemeler sonucunda, Çiçek
Çınar’ın, kendisine verilen yetki belgesi çerçevesinde yaptığı işlemlerde
vekaleti kötüye kullandığının, hesapta biriken para ya da kıymetleri
müşterinin bilgisi dışında ve müşterinin aleyhine hesap dışına
aktardığının, incelenen hesaplardan, İMKB teftiş raporu ile bilirkişi
heyetinden alınan rapor kapsamından açıkça anlaşıldığı, bilirkişi raporunda
da belirlendiği gibi Çiçek Çınar’ın hesaplar üzerinde oynamalarda
bulunduğu, hisse senetlerinin fiziken çekilerek diğer davalı Mehmet
Temel’in hesabına virman yapıldığı ya da davacılar dışındaki kişilere
virman yapıldığı, Çiçek Çınar’ın bizzat kendisinin de davacı taraf
hesaplarından kendi hesaplarına virman yaptığının çok açık seçik bir
şekilde belirlendiği, Çiçek Çınar’ın vekil sıfatıyla yapmış olduğu bu işlemlerden
davacıları haberdar etmediği ve hesap ekstrelerinin hesabın açıldığı ilk 4
ay içinde davacı tarafa gönderilmediğinin saptandığı, bu durumda, davalı
şirket ile temsilci Çiçek Çınar’ın yapılan bu işlemlerden dolayı sorumlu
olduğu, diğer davalı Mehmet Temel de davalı şirketin yöneticisi konumunda
olup, Çiçek Çınar tarafından kendisine virman edilen hisse senetlerinden
dolayı sorumlu bulunduğu, davalılar davacıların isteği çerçevesinde
virmanlama işleminin yapıldığını savunmuşlarsa da dosya kapsamında
davacıların yapılan bu işlemlerin iradeleri doğrultusunda
gerçekleştirildiğine ilişkin herhangi bir belgenin sunulmamış olması
nedeniyle, vekalet sözleşmesine uygun hareket edilmediği ve bu nedenle
davalıların bilirkişi raporunda belirtildiği şekilde sorumlu olduklarının
anlaşıldığı gerekçesiyle;
“Davanın kısmen kabulüyle tahsilde tekerrür olmamak
koşuluyla:
1- 6.000.- lot Konya Çimento hissesinin (4200.- lot
tan Mehmet Temel, 1800.- lot tan Çiçek Çınar sorumlu olmak koşuluyla)
davalılardan aynen alınarak davacıya teslimine,
600.000.000.- TL temettü bedelinin (420.000.000.-
TL sinden Mehmet Temel, 180.000.000.- TL sinden Çiçek Çınar sorumlu olmak
koşuluyla) davalılardan tahsiline,
2- 8321 lot Marmaris Martı hissesinin davalılardan
(davalı Mehmet Temel 5072 lot tan, davalı Çiçek Çınar 3249 lot tan sorumlu
olmak koşuluyla) davalılardan aynen tahsiline,
1.664.380.000.- TL temettü alacağının ise
(davalılardan davalı Mehmet Temel 1.014.400.000.- TL ile, davalı Çiçek
Çınar ise 649.980.000.- TL ile sorumlu olmak koşuluyla ) davalılardan
tahsiline,
3- 4540 lot Merko Gıda hissesinin davalılardan
(davalı Mehmet Temel 4540 lot tan, davalı Çiçek Çınar ise 2.000 lot tan
sorumlu olmak koşuluyla) aynen alınarak davacıya teslimine,
4- 640 lot Tüpraş hisse senedinin davalı Derborsa
ve Çiçek Çınar’dan tahsilde tekerrür olmamak koşuluyla aynen alınarak
davacıya teslimine,
5- Yukarıda ayrı ayrı miktarı belirtilen toplam
2.264.380.000.- TL temettü alacağının dava tarihinden itibaren % 30, 1.1.1998 tarihinden itibaren % 50
yasal faiz uygulanarak tahsiline, davacı tarafın fazlaya ilişkin haklarının
saklı tutulmasına, davacı tarafça rüçhan bedelinin ödenmesi halinde temettü
alacaklarının kendilerine ödenmesine,
6- Hisse senetleri yönünden fazlaya ilişkin talebin
reddine, yukarıda belirtilen hisse senetlerinin aynen iadesinin mümkün
olmaması halinde, İİK 24. madde hükmünün infaz sırasında aynen dikkate
alınmasına, fazla talebin reddine…”
karar vermiş; bu karar, davacılar ve davalılardan
Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi ve Mehmet Temel yönünden
kesinleşmiştir. Çiçek Çınar, bu karara karşı temyiz isteminde bulunmuş,
temyiz istemi henüz sonuçlanmamıştır.
Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi vekili
tarafından, kararın hüküm fıkrasında şirket hakkında tespit edilen
sorumluluğun açıklığa kavuşturulması hususunda tavzih kararı verilmesinin
istenilmesi üzerine, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 25.10.2001
gün ve E:1997/1093,K:1999/1225 sayılı kararı ile, tavzihi istenen İstanbul
1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 8.12.1999 gün ve E:1997/1093,K:1999/1225
sayılı kararının hüküm fıkrasının 4. maddesindeki “640 lot Tüpraş hisse
senedinin davalı Derborsa ve Çiçek Çınar’dan tahsilde tekerrür olmamak
koşuluyla aynen alınarak davacıya teslimine” ibaresinde, davalı şirketin
sorumluluğunun açık olarak anlaşılması için kararın tavzihini gerektirecek
bir sebep bulunmadığı, zira; hüküm fıkrasının 6. maddesinde “Hisse
senetlerinin aynen iadesinin mümkün olmaması halinde İİK’nun 24. madde
hükmünün infaz sırasında aynen dikkate alınmasına” karar verildiği, İİK’nun
24/4-5 madde hükmünde kararın nasıl infaz edileceğinin açıkça belirlendiği,
bu itibarla, kararın hüküm fıkrasının 4. maddesinin tavzihini gerektirir
yasal bir neden olmadığı yönünde tavzih isteminin reddine karar vermiştir.
Davacılar vekilince, İstanbul 1. Asliye Ticaret
Mahkemesi’nin 8.12.1999 gün ve E:1997/1093,K:1999/1225 sayılı kararının
hüküm bölümünün 1,2,3 ve 4. maddelerinde belirtilen hisse senetlerinden
davalılardan Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi’nin sorumlu olduğu hususunda
kararın tavzihinin istenilmesi üzerine, İstanbul 1. Asliye Ticaret
Mahkemesi’nin 15.4.2002 gün ve E:1997/1093,K:1999/1225 sayılı kararı ile,
tavzihi istenen kararın hüküm fıkrasının 1,2 ve 3. maddesinde “davalılar
Mehmet Temel ve Çiçek Çınar’ın sorumlu oldukları lot miktarı” belirtilmek
suretiyle davalılardan tahsiline, 4. maddesinde ise açık olarak davalı
Derborsa Borsa Bankerlik Anonim Şirketi ve Çiçek Çınar’dan tahsiline karar
verildiği, davalı olarak Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi davanın
tarafı olmakla ve kararın hüküm fıkrasında “davalılardan” ibaresinde davalı
olarak Derborsa Borsa Bankerlik A.Ş.’nin sorumlu olduğunun açık ve seçik
olarak anlaşılması karşısında, davacı vekilinin hüküm fıkrasının tavzihi
isteminin mahkemeyi fuzulen işgal etmekten başka bir şey olmadığı, bu
itibarla, açık ve seçik olan kararın hüküm fıkrasının tavzihini gerektirir
yasal bir neden olmadığı yönüyle tavzih isteminin reddine karar vermiştir.
Bu arada Sermaye Piyasası Kurulu 5.4.2002 gün ve
17/451 sayılı işlemi ile:
“1- İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin
8.12.1999 tarih ve E:1997/1093, K:1999/1225 sayılı kararı çerçevesinde
Takasbank Anonim Şirketi’ne bedeli nezdlerindeki Sermaye Piyasası Aracı
Kurum Blokaj Teminatları hesaplarında bulunan aracı kuruma ait menkul
kıymetlerden karşılanmak üzere, 640 lot Tüpraş hisse senedinin dava tarihi
olan 17.10.1997 tarihinden bugüne kadar bedelli ve bedelsiz sermaye
arttırımları dahil ulaşacağı sayıda hisse senedi alınarak bu hisse
senetlerinin ve dava tarihinden bugüne kadar söz konusu hisse senetlerine
karşılık gelen kar payları toplamından belirtilen sürede bedelli sermaye
arttırımlarına ilişkin olarak hesaplanacak tutarın farkının müşterek
murisler Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adına bloke edilmesi hususunun
bildirilmesine,
2- Aracı kuruma ait Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye
blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerden 1 nolu bentte
belirtilen işlemden sonra kalan bölümün şirkete iade edilmesine,
3- Meri
Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adlı yatırımcılar adına vekilleri Av.
Ersan Kültüral ve Av.Sedat Konurca tarafından 28.5.2001 tarihinde
Kurulumuza yapılan başvuruya ilişkin olarak söz konusu vekillere 1 nolu
bentte yer alan husus ile İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin
8.12.1999 tarih ve E:1997/1093, K:1999/1225 sayılı kararı ve 25.10.2001
tarihli anılan kararın 4. maddesinin tavzihini gerektirir yasal bir neden
olmadığı yönüyle tavzih isteminin reddine ilişkin kararı çerçevesinde aracı
kurumun 1 no’lu bentte belirtilen Tüpraş hisse senetleri dışında bir
borçtan dolayı doğrudan sorumlu tutulması yönünde bir sonuca ulaşılmasının
mümkün olmadığı hususunun bildirilmesine…” karar vermiştir.
2) Bunun üzerine, Meri Büküciyan ve Berç Tateos
Arhanyan vekili tarafından, Derborsa Menkul
Değerler A.Ş.'ne ait Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak
saklamada bulunan menkul kıymetlerden 640 lot Tüpraş hisse senedinin Meri
Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adına bloke edilmesinden sonra kalan
bölümün Derborsa Menkul Değerler A.Ş.'ne iade edilmesine ilişkin Sermaye
Piyasası Kurulu'nun yukarıda sözü edilen 5.4.2002 günlü, 17/451 sayılı
kararının iptali ile işlemden dolayı uğranılan 378.846.316.400.-TL maddi
zararın 12.4.2002 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte
tazmini istemiyle Sermaye Piyasası Kurulu’na karşı 14.6.2002 tarihinde
idari yargı yerinde dava açılmıştır.
ANKARA 6. İDARE
MAHKEMESİ; 12.6.2003 gün ve
E:2002/988, K:2003/930 sayı ile, 2499 sayılı
Sermaye Piyasası Kanunu'nun 1, 22, 32 ve 46. maddeleri ve Sermaye Piyasası
Kurulu Teşkilat, Görev ve Çalışma Esasları Yönetmeliği'nin 7. ve 9.
maddeleri ile 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun değişik 30 uncu
maddesinin (a), (b) ve (c) bentlerinde sayılan aracılık faaliyetleri ile bu
faaliyetleri Kanunun 31,32,33,34 ve 50 nci maddeleri hükümleri çerçevesinde
yapacak kuruluşların, kuruluş, faaliyet ve yetkilendirilmelerine ilişkin
esasları düzenlemek amacıyla çıkarılan V-46/ seri nolu "Aracılık
Faaliyetleri ve Aracı Kuruluşlara İlişkin Esaslar Hakkında Tebliği"nin
6. ve 14. maddelerinden söz ederek, dava
dosyasının incelenmesinden; Sermaye Piyasası Kurulu'nun 18.5.1999 tarih, 46
sayılı toplantısında, aracı kurum Derborsa Menkul Değerler A.Ş.'nin yetki
belgelerinin iptaline ve sermaye piyasası faaliyetlerinin 20.04.1999
tarihinden itibaren durdurulmasına karar verildiği, aracı kurum tarafından
sermaye blokajı olarak saklamada bulunan Devlet İç Borçlanma senedinin
35.000.000.000.-TL nominal değerli kısmının genel giderlerinin
finansmanında kullanılmak üzere iade edilmesi talebiyle 24.2.2001 tarihinde
Kurula başvurulduğu, anılan talebe ilişkin olarak 29.03.2001 tarih ve 15
sayılı kararla, aracı kurumun unvanını ve faaliyet konusunu sermaye
piyasası faaliyetlerini içermeyecek şekilde değiştirmesi, henüz ödenmeyen
müşteri alacaklarının aracı kurum tarafından bildirilen listeye uygun
olarak Takasbank A.Ş.'de müşteriler adına bloke edilmesi ve aracı kurum
yönetim kurulunun, sermaye piyasası faaliyetlerinden kaynaklanan ve
sonradan ortaya çıkabilecek borçlarını ödeyeceklerine ilişkin taahhütname
vermelerini takiben aracı kurumun Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı
olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerinin tamamının aracı kuruma iade
edilmesine karar verildiği, davacılar Meri Büküciyan ve Berç Tateos
Arhanyan adlı yatırımcıların Kurula hitaben yazdıkları 28.5.2001 tarihli
dilekçe ile, aracı kurumun merhum müstekileri Norayr Artin İcad ile
Heronouche İcad'ın müşterek murisleri oldukları, aracı kurum ile çalışan ve
yöneticisi hakkında İstanbul 1.Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde alacak
davası açtıkları ve Mahkemenin 08.12.1999 tarih ve E:1997/1093, K:1999/1225
sayılı kararıyla aracı kurumun sorumluluğuna hükmedildiğinden bahisle,
zararların ödenmesi ve mağduriyetlerinin giderilmesini istemeleri üzerine,
Kurulun 20.06.2001 tarih, AFO/838-6952 sayılı yazısı ile aracı kurumdan
açıklama talep edildiği, aracı kurumdan alınan 26.6.2001 tarih, 1078 sayılı
yazıda, söz konusu mahkeme kararında sadece 640 lot Tüpraş hisse senedine
ilişkin olarak şirketlerinin sorumluluğunun tespit edildiğinin bildirilmesi
üzerine, aracı kurumdan mahkeme kararının temyiz edilip edilmediği ve
şirketleri hakkında tespit edilen sorumluluğun açık olarak anlaşılması
açısından kararın tavzihinin istenip istenmediği hususlarının Kurulun
06.07.2001 günlü yazısı ile sorulması üzerine, aracı kurum tarafından
gönderilen 26.11.2001 günlü yazıda, söz konusu mahkeme kararının temyiz
edilmediği, 25.10.2001 tarihinde tavzih talebinde bulunulması üzerine,
İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin, 25.10.2001, tarihinde
"Mahkemelerinin tavzihi istenen 08.12.1999 tarih ve E: 1997/1093,
K:1999/1225 sayılı kararının hüküm fıkrasının 4.maddesindeki "640 lot
Tüpraş hisse senedinin davalı Derborsa ve Çiçek Çınar'dan tahsilde tekerrür
olmamak koşuluyla aynen alınarak davacıya teslimine" ibaresinde, davalı
şirketin sorumluluğunun açık olarak anlaşılması için kararın tavzihini
gerektirecek bir talep bulunmadığından" bahisle, kararın hüküm
fıkrasının 4.maddesinin tavzih isteminin reddine karar verdiği, Kurulun
29.03.2001 günlü, 15 sayılı kararı çerçevesinde, şirketlerden
istenilenlerin eksiksiz olarak yerine
getirildiği belirtilerek şirketlerinin Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye
blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerinin tamamının iade
edilmesine karar verilmesinin talep edildiği, aracı kurum tarafından,
Takasbank A.Ş.'ne hitaben yazılan 4.9.2001 tarih ve 1096 sayılı yazı ile
Kurul kararlarının yerine getirildiğinden bahisle bloke işlemlerinin 640
lot Tüpraş hisse senedi üzerinden yapılmasının istenmesi üzerine, Takasbank
A.Ş. tarafından Kurula hitaben yazılan 04.02.2002 tarih ve 1857 sayılı,
26.2.2002 tarih ve 1474 sayılı yazılar ile söz konusu işlemin uygunluğu
konusunda onay talep edilmesi üzerine, Aracılık Faaliyetleri Dairesi'nin
1.4.2002 tarih ve 341 sayılı müzekkeresinde yer alan tespitleri
değerlendiren Kurul karar organının, anılan talebe ilişkin olarak dava
konusu 05.04.2002 tarih ve 17/451 sayılı toplantısında, İstanbul 1. Asliye
Ticaret Mahkemesi'nin "08.12.1999 tarih ve E:1997/1093, K:1999/1225
sayılı kararı çerçevesinde Takasbank A.Ş.’ne bedeli nezdlerindeki Sermaye
Piyasası Aracı Kurum Blokaj Teminatları hesaplarında bulunan aracı kuruma
ait menkul kıymetlerden karşılanmak üzere, 640 lot Tüpraş hisse senedinin
dava tarihi olan 17.10.1997 tarihinden bugüne kadar bedelli ve bedelsiz sermaye
artırımları dahil ulaşacağı sayıda hisse senedi alınarak, bu hisse
senetlerinin ve dava tarihinden bugüne kadar söz konusu hisse senetlerine
karşılık gelen kâr payları toplamından belirtilen sürede bedelli sermaye
artırımlarına ilişkin olarak hesaplanacak tutar farkının müşterek murisler
Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adına bloke edilmesi hususunun
bildirilmesine, aracı kuruma ait Takasbank
A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerden
1 no’lu bentte belirtilen işlemden sonra kalan bölümün şirkete iade
edilmesine, Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adlı yatırımcılar
tarafından 28.05.2001 tarihinde Kurula yapılan başvuruya ilişkin olarak söz
konusu kişilere 1 nolu bentte yer alan husus ile İstanbul 1. Asliye Ticaret
Mahkemesi'nin 08.12.1999 tarih ve E:1997/1093, K:1999/1225 sayılı kararı ve
25.10.2001 tarihli anılan kararın 4 üncü maddesinin tavzihini gerektirir
yasal bir neden olmadığı yönüyle tavzih isteminin reddine ilişkin kararı
çerçevesinde, aracı kurumun 1 no’lu bentte belirtilen Tüpraş hisse
senetleri dışında bir borçtan dolayı doğrudan sorumlu tutulması yönünde bir
sonuca ulaşılmasının mümkün olmadığı hususunun bildirilmesine" karar
verildiği ve bu durumun Kurulun, 8.4.2002
tarih 475.4814 sayılı yazısı ile Takasbank A.Ş.'ne, 08.04.2002 tarih,
474.4813 sayılı yazısı ile şirkete, 08.04.2002 tarih ve 476.4815 sayılı
yazısı ile davacılara bildirildiği, Takasbank A.Ş. tarafından İstanbul
2.İcra Müdürlüğü'ne hitaben yazılan 12.4.2002 tarih, 3839 sayılı yazı ile,
anılan Mahkeme kararının hüküm kısmının incelenmesinden, aracı kurumun, 640
lot Tüpraş hisse senedinden sorumlu bulunduğu, mahkeme kararında yer alan
diğer hisse senetlerinden sorumlu bulunmadığı, haciz ihbarnamesinin buna
göre düzenlenmesinin istenildiği, İstanbul 2.İcra Müdürlüğü'nün 12.4.2002
tarih, 2000/7336 sayılı kararı ile haczin sadece 640 lot Tüpraş hisse
senediyle geçerli sayılmasına karar verildiği, Kurul tarafından İstanbul
2.İcra Müdürlüğü'nün 12.4.2002 tarih, 2000/7336 sayılı kararı ve Kurulun 05.04.2002
tarih, 17/451 sayılı kararı gereğince 640 lot Tüpraş hisse senedi değeri
tutarı olan miktarın "SPK Müşteri Bloke" hesabına bloke
edilmesinden sonra geriye kalan 378.846.316.400.-TL'sinin aracı kurum
Derborsa A.Ş. sonrası yeni kurulan Transtam Uluslararası Nakliyat A.Ş.'ne
gönderildiği, bilahare davacılar tarafından Kurul'un 5.4.2002 tarih, 17/451
sayılı kararının iptali ile bu karar gereği uğranılan 378.846.316.400.-TL
maddi zararın tazmini istemiyle bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı,
yukarıda aktarılan mevzuatta görüleceği gibi
Sermaye Piyasası Kanunu’nun ana amacının, piyasanın güven, açıklık ve
kârlılık içinde çalışması, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının
korunması ve bu suretle kaynakların iktisadi kalkınmanın emrine sunulması olup,
bu amaç ve hedefin gerçekleşmesi için sermeye piyasalarının düzgün
işleyişini sağlamaktan sorumlu organ olarak Kurula düzenleme, gözetleme ve
denetleme görev ve yetkisi verildiği, Yasayla sermaye piyasasında çok
önemli görevler verilen Kurulun, bu görevlerini yerine getirirken her türlü
bilgi ve belgeyi isteyerek izleme ve denetleme gibi çok geniş yetkilerle
donatıldığı, bakılan uyuşmazlıkta, her ne kadar davalı idarece İstanbul 1.
Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 8.12.1999 tarih ve E:1997/1093, K:1999/1225 sayılı
kararı ve 25.10.2001 tarihli anılan kararın 4 üncü maddesinin tavzihini
gerektirir yasal bir neden olmadığı yönüyle tavzih isteminin reddine
ilişkin kararı çerçevesinde aracı kurumun Tüpraş hisse senetleri dışında
kalan diğer hisse senetlerinden dolayı doğrudan sorumlu tutulmasının mümkün
olmadığı nedeniyle aracı kuruma ait Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı
olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerden 640 lot Tüpraş hisse
senetlerine karşılık gelen tutardan sonra kalan bölümün şirkete iade edildiği
iddia edilmekte ise de, Norayr Artin İcad ile Heranouche İcad'ın müşterek
mirasçıları olan davacıların, aracı kurum olan Derborsa Borsa Bankerliği
A.Ş. ile birlikte Mehmet Temel (aracı kurumun en büyük hissedarı) ve Çiçek
Çınar aleyhine "hisse senetlerinin aynen tahsili ve temettü
alacaklarının tahsili" için açtıkları davada, İstanbul 1. Asliye
Ticaret Mahkemesi'nin 08.12.1999 günlü, E:1997/1093, K:1999/1225 sayılı
kararıyla; 6000 lot Konya Çimento hissesinin davalılardan aynen alınarak
davacıya teslimine, 28321 lot Marmaris Martı hissesinin davalılardan aynen
tahsiline, 1.664.380.000.-TL temettü alacağının ise davalılardan tahsiline,
3540 lot Marko Gıda hissesinin davalılardan alınarak davacıya teslimine,
640 lot Tüpraş hisse senedinin davalı Derborsa ve Çiçek Çınar'dan tahsilde
tekerrür olmamak koşuluyla aynen alınarak davacıya teslimine" karar
verildiği, anılan mahkeme kararının içeriğinden Derborsa A.Ş.'nin, 4 bentde
sayılan hisselerin hepsinden müştereken sorumlu olduğu hususunun açıkca
ifade edilerek davacıların anılan şirketden alacak miktarının tespit
edildiği ve bu durumun davacılar tarafından 11.5.2001 tarihinde yapılan başvuruyla bildirildiği halde,
aracı kurumun davacılara olan borçlarının tespit edilerek gerekli
önlemlerin alınması mümkün iken, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin
25.10.2001 tarihli tavzih kararı esas alınarak Yasayla kendisine verilen
görevi layıkı ile yerine getiremediği, tasarruf sahipleri olan davacıların
hak ve yararlarının korunmadığı, gözetleme ve denetleme görevinin yerine
getirilmediği anlaşılmakla, Sermaye Piyasası Kurulu'nun dava konusu
5.4.2002 günlü, 17/451 sayılı kararında hukuka ve mevzuata uyarlık
görülmediği, davacının 378.846.316.400.-TL
maddi tazminat istemine gelince; Anayasa’nın
125.maddesine göre idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı
ödemekle yükümlü bulunduğu, idarenin belirtilen hukuki sorumluluğu aynı
zamanda Türkiye Cumhuriyetinin hukuk devleti olma niteliğinin de doğal bir
sonucu olduğu, kamu idarelerinin yapmakla
yükümlü oldukları kamu hizmetlerini gereği gibi yerine getirmekle yükümlü
bulundukları, idarenin bu yükümlülüğü hiç
veya gereği gibi yerine getirmeyerek hizmetin kötü ve geç işlemesi ve bu
yüzden bir zarara neden olunması halinde zararı tazminle yükümlü olacağı,
idare yönünden tazmin borcunun doğabilmesi için,
sadece zararın varlığı yeterli olmayıp, bu zararın kesin olarak ortaya
çıkmış, miktar olarak belirgin, yani gerçek zarar olması gerektiği, dosyadaki mevcut belgelerden, İstanbul 2.İcra
Müdürlüğü'nün 10.4.2002 tarih, 2000/7336 sayılı haciz ihbarnamesi ile
İstanbul Asliye 1.Ticaret Mahkemesi'nin 97/1093 Esas, 1999/1225 Karar
sayılı ilamına istinaden borçlu Derborsa Borsa Bankerliği A.Ş.'nin 6000 lot
Konya Çimento, 8321 lot Marmaris Martı, 4540 lot Marko Gıda, 640 lot Tüpraş
hisse senetlerinin aynen teslimi, mümkün olmadığı takdirde nakde tahvil
edilmesi suretiyle tahsiline, ayrıca temettü, mahkeme masrafı, vekalet
ücreti ve icra masrafları tutarı 19.128.412.000.-TL borcu nedeniyle banka
nezdinde bulunan temettü, kâr payı v.s. hak ve alacaklarının haczine karar
verildiği, bilahare anılan İcra Müdürlüğünün dava konusu edilen Kurul karar
organının 05.04.2002 tarih, 17/451 sayılı toplantısında alınan karar
çerçevesinde Derborsa A.Ş.'nin sadece Tüpraş hisse senetlerinden sorumlu olması
nedeniyle söz konusu hisse senetleri üzerinde haciz işlemlerinin
uygulanması sonucu sermaye blokajı hesabında kalan 378.846.316.400.-TL'nin
12.4.2002 tarihinde davalı idarece Derborsa A.Ş. sonrası kurulan Transtam
Uluslararası Nakliyat A.Ş.'ne iade edildiği, oysa, yukarıda da açıklandığı
üzere, aracı kurum Derborsa A.Ş.'nin İstanbul 1. Asliye Ticaret
Mahkemesi'nin 8.12.1999 tarih, E:1997/1093, K:1990/1225 sayılı kararında
yer alan 6000 lot Konya Çimento, 8321 lot Marmaris Martı, 4540 Iot Marko
Gıda, 640 lot Tüpraş hisse senedinin tamamından sorumlu olduğu ve bu hisse
senetleri için İstanbul 2.İcra Müdürlüğü tarafından haciz varakası
düzenlendiği halde, davalı idarenin 5.4.2002 tarih, 17/451 sayılı kararı
çerçevesinde, ilgili İcra Müdürlüğü
tarafından sadece 640 lot Tüpraş hisse senetleri için haciz işlemi
uygulandığı, bu haliyle davacıların aracı kurumdan icra yoluyla
alacaklarının Kurul karar organının kararı uyarınca tahsil edilemediği,
diğer bir deyişle aracı kurumun sermaye blokajı hesabında bulunan 378.846.316.400.-TL'nin
aracı kuruma iade edilmesi neticesinde, davalı idarenin gözetleme ve denetleme görevini gereği gibi yerine
getirememesinden dolayı davacıların zarara uğradığı, davalı idarenin
mahkeme kararını yanlış uygulamak suretiyle hizmet kusuru işlediği açık
olmakla, davacıların bu yüzden uğradıkları maddi zararın tazmininin
Anayasa’nın 125. maddesi gereği olduğu, öte
yandan, eksilen yada yoksun kalınan maddi değerin karşılanmasının zaman
içinde gecikmesi de ayrıca bu gecikmeden doğan zararın telafisi için
hükmedilecek maddi tazminata faiz yürütülmesini gerekli kıldığı
gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline, davacının uğradığı
378.846.316.400.-TL maddi zararın tazmini isteminin kabulü ile söz konusu
miktarın 12.04.2002 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte
davacıya ödenmesine karar vermiş; bu karar, DANIŞTAY ONÜÇÜNCÜ DAİRESİ’nin
14.6.2005 gün ve E:2005/972; K:2005/3064 sayılı kararıyla onanmak ve karar
düzeltme istemi de aynı Dairenin 22.11.2005 gün ve E:2005/9136; K:2005/5605
sayılı kararıyla reddedilmek suretiyle kesinleşmiştir.
UYUŞMAZLIK MAHKEMESİNDEN İSTEK :
Sermaye Piyasası Kurulu vekili
tarafından, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin kararında Derborsa
Menkul Değerler Anonim Şirketi’nin sadece "640 lot Tüpraş hisse
senedi"nden sorumlu tutulduğu, konuya ilişkin davacıların başvurusu
üzerine doğan tereddütün giderilmesini teminen tavzih kararı alınmasının
sağlandığı ve aracı kurumun sadece 640 lot Tüpraş hisse senedinden sorumlu
olduğu hususunun Mahkemenin 25.10.2001 tarihli tavzih kararı ile de
açıklığa kavuştuğu, söz konusu yargı kararları karşısında, Kurulun
görevinin mahkeme kararları hükümlerine uymak olduğu, dava konusu Kurul
kararının bu çerçevede alındığı, aracı kurumun Mahkeme kararında yer alan "640 lot
Tüpraş hisse senedi" dışındaki senetlerden de sorumlu olduğuna ilişkin
tavzih kararının, davacılar tarafından 12.4.2002 tarihli dilekçe ile aynı
karara ilişkin 2. kez tavzih talep edilmesi üzerine, Mahkemece görüş
değiştirildiğinin Takasbank'a mutad olmayan ifadeler ile bildirilmesi
sonrasında verilen 12.4.2002 tarihli tavzih talebinin reddi kararı olduğu
ve söz konusu kararın da dava konusu 5.4.2002 tarih ve 17 sayılı Kurul
kararının verilmesinden sonraki tarihli olduğu, söz konusu karar üzerine de
19.4.2002 tarih ve AFD/545-5381 sayılı yazı ile, Kurullarının 5.4.2002
tarih ve 17/451 sayılı kararının hak sahipliğini tespite yönelik bir karar
olmadığı, yargı kararları veya icra daireleri kararları doğrultusunda işlem
yapılması gerektiği, bu bağlamda İstanbul 2. İcra Müdürlüğü'nün 12.4.2002
tarih, 2000/7336 sayılı tezkeresi doğrultusunda haciz kararının uygulanması
gerektiğinin Takasbank'a bildirildiği, dava
konusu Kurul kararının tesis edildiği tarih itibariyle İstanbul 1. Asliye
Ticaret Mahkemesi’nin 8.12.1999 tarihli kararı ile 25.10.2001 tarihli
tavzih kararı çerçevesinde Derborsa'nın 640 lot Tüpraş hisse senedinden
sorumlu olduğunun açık bulunduğu, Kurulun kendisinden beklenen özeni
göstermek suretiyle hukuka ve mahkeme kararına uygun şekilde dava konusu
kararını tesis ettiği, buna karşın, söz konusu Kurul kararının iptali ve
doğduğu iddia edilen zararın ödenmesi talebi ile Ankara 6. İdare Mahkemesi
nezdinde açılan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece, İstanbul 1.
Asliye Ticaret Mahkemesi'nin anılan kararının, kararda sorumluluğun ayrı
ayrı belirtildiği parantez içi hükümler yok sayılmak suretiyle Derborsa'nın
640 lot Tüpraş hisse senedinin yanı sıra, 6000 lot Konya Çimento, 8321 lot
Marmaris Martı ve 3540 lot Merko Gıda hisse senetleri için de sorumluluğuna
hükmedildiği şeklinde hatalı yorumlanması ve bu hatalı yoruma dayanılarak
12.6.2003 tarih ve E:2002/988; K:2003/930 sayılı karar ile davanın kabulüne
karar verilmesinin hukuka aykırı bulunduğu, bu durumda, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi ile Ankara 6. İdare
Mahkemesi’nin anılan kararları arasında hüküm uyuşmazlığı bulunduğu, bu
açıdan anılan kararlar arasındaki çelişkinin giderilerek, anlaşmazlığın
esasının Derborsa'nın sadece 640 lot hisse senedinden sorumlu olduğu ve bu
çerçevede Kurulun 5.4.2002 tarih ve 17 sayılı kararının hukuka uygun olması
nedeniyle söz konusu karar aleyhine açılan iptal ve tam yargı davasının
reddi yönünde hükme bağlanması istemiyle, 18.1.2006 günlü dilekçe
ile, Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvuruda bulunulmuştur.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 24. ve 16.
maddelerine göre ilgili Başsavcıların yazılı düşünceleri istenilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI:
Hüküm uyuşmazlığının giderilmesi
talebinde bulunan davacı Sermaye Piyasası Kurulu vekilleri tarafından
İstanbul Asliye 1.Ticaret Mahkemesi ile Ankara 6.İdare Mahkemesi kararları
nedeniyle oluşan hüküm uyuşmazlığının giderilmesi için 2247 sayılı Kanun’un
24.maddesi gereğince yapılan müracaatla ilgili 2006/68 Esas sayılı dosyanın
incelendiği; yatırımcı Norayr İcad murisleri Meri
Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan vekilleri tarafından, Derborsa Borsa
Bankerliği A.Ş., Mehmet Temel ve Çiçek Çınar aleyhine hisse senetlerinin
aynen ve temettü alacaklarının tahsili istemiyle İstanbul Asliye 1.Ticaret
Mahkemesi’ne açılan davanın yargılaması sonucunda; Norayr Artin İcad ile
eşi Heranouche İcad'ın davalı şirkete 26.08.1996 tarihinde hesap açtıkları
ve menkul değerler yönünden alım satım işlemlerinin takibinin yapılabilmesi
için de Çiçek Çınar'ı temsilci vekil tayin ettikleri, işlemlerin bu kişi
tarafından sürdürüldüğü, Norayr Artin İcad'ın 1997 yılında ölümü üzerine
hesaplardaki incelemelerde Çiçek Çınar'ın vekaleti kötüye kullandığının
saptandığı, şirket temsilcisi Mehmet Temel'in de virman işlemlerini
yürüttüğünden bu işlemlerden şirketle birlikte sorumlu bulunduğu
anlaşılmakla; davanın kısmen kabulüyle;
6000 lot Konya Çimento, 8321 lot Marmaris Martı,
540 lot Merko Gıda, 640 lot Tüpraş hisselerinin aynen ve 2.264.380.000.-TL
temettü alacağının davalılardan birlikte tahsiline ilişkin 08.12.1999 gün
ve 1997/1093 Esas ve 1999/1225 Karar sayı ile hüküm kurulduğu, anılan
kararın infazı sırasında tereddüt hasıl olduğundan, Sermaye Piyasası
Kurulu'ndan davacı vekillerinin görüş istemesi üzerine, 05.04.2002 tarih ve
17 sayılı kararıyla İstanbul Asliye 1 .Ticaret Mahkemesi'nin hüküm kısmının
4.fıkrasında yer alan 640 lot Tüpraş hisse senedinden Derborsa'nın sorumlu
olduğundan davacıların hesabına yatırılmasına, kalan miktarın ise
Derborsa'ya iadesine karar verildiği, davacı vekillerinin aracı kurumdan
icra yoluyla alacaklarını Kurul karar organının kararı uyarınca tahsil
edemediğinden, Sermaye Piyasası Kurulu'nun sermaye blokajı hesabında
bulunan 378.846.400.-TL'nin aracı kuruma iade edilmesine ilişkin bölümün
iptali için idari yargı yerinde dava açıldığı, Ankara 6.İdare Mahkemesi'nin 12.06.2003 tarih 2002/988
Esas ve 2003/930 Karar sayılı kararında; Sermaye Piyasası Kurulu'nun
İstanbul Asliye 1.Ticaret Mahkemesi'nin kararını yanlış yorumlaması
nedeniyle hizmet kusuru işlediğinden, Derborsa'ya iadesine karar verilen
378.846.326.400.- TL ile ilgili bölümün iptaline karar verildiği, kararın
onanarak kesinleştiği, 2247 sayılı
Yasa’nın 24. maddesine göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için, adli, idari
veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından görevle ilgili
olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe
ilişkin, taraflardan en az biri aynı olan iki ayrı kararın bulunması ve bu kararlar
arasındaki çelişki yüzünden hakkın
yerine getirilmesinin olanaksız olması gerektiği, hüküm uyuşmazlığına konu edilen İstanbul Asliye 1.
Ticaret Mahkemesi'ne açılan dava, hisse senetlerinin aynen tahsili ve
temettü alacaklarının tahsiline hükmedilmesine ilişkin olmasına karşın,
Ankara 6.İdare Mahkemesi'ne açılan davanın, Derborsa Menkul Kıymetler
A.Ş.'ye ait teminat olarak tutulan miktarın Sermaye Piyasası Kurulu'nca
bloke edilmeyerek iade edilen işlemin iptali ile zararın ödenmesi istemine
ilişkin olduğu, adli ve idari yargıda açılan davaların taraflardan birinin
aynı olmasına karşın, aynı konu ve sebebe dayalı olmadığı ve bu kararlar
arasında dayanaklarının ve istemlerinin farklı olması nedeniyle aykırılık
bulunmadığı gibi, hakkın yerine getirilmesini imkansız kılan bir çelişkinin
varlığından söz edilemeyeceği, bu nedenlerle, 2247 sayılı Kanun’un 24.
maddesinde belirtilen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği
yolunda yazılı düşünce vermiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI :
Yatırımcı Norayr Artin İcad murisleri
Heranouche İcad, Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan vekilleri tarafından
Derborsa Borsa Bankerliği A.Ş., Mehmet Temel ve Çiçek Çınar aleyhine hisse
senetlerinin aynen, temettü alacaklarının ise nakden tahsili istemiyle
açılan davada verilen ve davalı Çiçek Çınar dışındaki diğer davalılar
yönünden kesinleşen, davanın kısmen kabulü ile, 6000 lot Konya Çimento
hissesinin davalılardan aynen alınarak davacıya teslimine, 600.000.000.- TL
temettü bedelinin davalılardan tahsiline, 8321 lot Marmaris Martı hissesinin davalılardan
aynen tahsiline, 1.664.380.000.- TL temettü alacağının davalılardan
tahsiline, 4540 lot Merko Gıda hissesinin davalılardan aynen alınarak
davacıya teslimine, 640 lot Tüpraş hisse senedinin davalı Derborsa ve Çiçek
Çınar'dan tahsilde tekerrür olmamak koşuluyla aynen alınarak davacıya
teslimine yolundaki İstanbul 1. Ticaret Mahkemesi’nin 8.12.1999 günlü,
E:1999/1093, K:1999/1225 sayılı kararı ile Berç Tateos Arhanyan ve Meri
Büküciyan tarafından Derborsa Menkul Değerler A.Ş.'ne ait Takasbank A.Ş.
nezdinde sermaye blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerden
karşılanmak üzere 640 lot Tüpraş hisse senedinin hesaplanacak tutarının
davacılar adına bloke edilmesinden sonra kalan bölümünün Derborsa Menkul
Değerler A.Ş.'ne iade edilmesine ilişkin Sermaye Piyasası Kurulu’nun
5.4.2002 günlü, 17/451 sayılı kararının iptali ve 378.846.316.400.- TL
maddi zararın yasal faiziyle birlikte ödenmesi yolunda verilen ve temyiz ve
karar düzeltme aşamasından geçerek kesinleşen Ankara
6. İdare Mahkemesi’nin
12.6.2003 günlü, E:2002/988, K:2003/930 sayılı kararı arasında oluştuğu ileri sürülen
hüküm uyuşmazlığının giderilmesinin istenildiği, hüküm uyuşmazlığına konu edilen İstanbul 1. Asliye
Ticaret Mahkemesi kararının, hisse senetlerinin aynen, temettü
alacaklarının nakden tahsiline ilişkin olmasına karşın, Ankara 6. İdare
Mahkemesi kararının, Derborsa Menkul Değerler A.Ş'ne ait olup, saklamada
bulunan Tüpraş hisse senedinin hesaplanacak tutarının davacılar adına bloke
edilmesinden sonra kalan bölümünün Derborsa Menkul Değerler A.Ş.'ne iade
edilmesi yolundaki Sermaye Piyasası Kurulu işleminin iptaline ilişkin
bulunduğu, 2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesi Kanunu’nun 24. maddesinin 2592 sayılı Kanun’la değişik birinci
fıkrasında, 1. maddede gösterilen yargı mercilerinden en az ikisi
tarafından, görevle ilgili olmaksızın verilmiş veya kesinleşmiş, aynı
konuya ve sebebe ilişkin, taraflardan en az biri aynı olan ve kararlar
arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan
hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığının kabul edileceği hükmüne yer
verildiği, bu durumda, sözü edilen adli ve
idari yargı mercileri tarafından verilen kararlardan İstanbul 1. Asliye
Ticaret Mahkemesi kararının davalılardan biri yönünden kesinleşmemiş
olması, öte yandan, taraflarından en az biri aynı olmakla birlikte, davanın
konusu ve sebepleri aynı olmadığından, bu kararlar arasında hakkın yerine
getirilmesini olanaksız kılan çelişki bulunmaması nedeniyle hüküm
uyuşmazlığının varlığının söz konusu olmadığı, bu nedenle, 2247 sayılı
Kanun’un 24. maddesinde öngörülen anlamda hüküm uyuşmazlığı doğmadığından,
istemin reddi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Z.
Nurhan YÜCEL, H.Ayfer ÖZDEMİR, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 05.03.2007 günlü toplantısında; Raportör Hakim
Nurdane TOPUZ’un 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan
başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı ile Danıştay Başsavcısı’nın başvurunun reddi gerektiğine ilişkin
düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı düşünceler
doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanun'un 24. maddesinin 2592 sayılı Kanun’la değişik
birinci fıkrasında, “1 nci maddede gösterilen yargı mercilerinden en az
ikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya
kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı
olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi
olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığı kabul edilir.”
hükmü yer almaktadır.
Anılan hükme göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı
için:
a)Uyuşmazlık yaratan hükümlerin, adli, idari veya
askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından verilmesi,
b) Konu, dava sebebi ve taraflardan en az birinin
aynı olması,
c) Her iki kararın da kesinleşmiş olması,
d) Kararlarda davanın esasının hükme bağlanması,
e) Kararlar arasındaki çelişki nedeniyle hakkın
yerine getirilmesinin olanaksız bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi
aranmaktadır.
Hüküm uyuşmazlığı bulunduğu ileri sürülen
kararların incelenmesinden, ortada adli ve idari yargı yerlerince verilmiş
kararlar bulunduğu; her iki kararda davanın esasının hükme bağlandığı;
taraflarından en az birinin (Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan) aynı
olduğu anlaşılmaktadır. Bu kararlardan:
Asliye Ticaret Mahkemesi kararı, Heranouche
İcad(daha sonra vefat etmiştir), Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan
vekili tarafından, Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi, Mehmet Temel
ve Çiçek Çınar’a karşı, her bir davalının sorumluluğu dikkate alınarak
uyuşmazlık konusu hisse senetlerinin aynen iadesine, temettü alacağının
tahsiline karar verilmesi istemiyle açılan davada, davanın kısmen kabulü
suretiyle hisse senetlerinden ve temettü alacağından, Derborsa Borsa
Bankerliği Anonim Şirketi de dahil olmak üzere davalıların sorumlu olduğu
miktarın tespitine ilişkindir.
İdare Mahkemesi kararı ise, Meri Büküciyan ve Berç
Tateos Arhanyan vekili tarafından, Sermaye Piyasası Kurulu’na karşı, Derborsa Menkul Değerler Anonim Şirketi'ne ait
Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak saklamada bulunan menkul
kıymetlerden 640 lot Tüpraş hisse senedinin Meri Büküciyan ve Berç Tateos
Arhanyan adına bloke edilmesinden sonra kalan bölümün Derborsa Menkul
Değerler Anonim Şirketi'ne iade edilmesine ilişkin Sermaye Piyasası
Kurulu'nun 5.4.2002 günlü, 17/451 sayılı kararının iptali ile işlemden
dolayı uğranılan 378.846.316.400.-TL maddi zararın 12.4.2002 tarihinden
itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan
davada, dava konusu işlemin iptaline, davacının uğradığı
378.846.316.400.-TL maddi zararın tazmini isteminin kabulü ile söz konusu
miktarın 12.04.2002 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte
davacıya ödenmesine ilişkindir.
Bir başka ifadeyle, Asliye Ticaret Mahkemesinde,
eksik bulunan bir kısım hisse senedinin davalıların zimmetinde olduğu,
ayrıca hisselere isabet eden temettü alacaklarının bulunduğu ileri
sürülerek hisse senetlerinin aynen iadesi ile temettü alacağının tahsili;
İdare Mahkemesinde ise, Derborsa Menkul Değerler
Anonim Şirketi'ne ait Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak
saklamada bulunan menkul kıymetlerden 640 lot Tüpraş hisse senedinin Meri
Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adına bloke edilmesinden sonra kalan
bölümün Derborsa Menkul Değerler Anonim Şirketi'ne iade edilmesine ilişkin
Sermaye Piyasası Kurulu işleminin hatalı olduğu ileri sürülerek bu işlemin
iptali ile işlemden dolayı uğranılan maddi zararın yasal faiziyle birlikte
tazmini istemiyle dava açılmış olup, bu haliyle davaların konularının
farklı olduğu gibi, sebeplerinin de farklı olduğu anlaşılmıştır.
Belirtilen duruma göre, olayda, “konu ve dava
sebebinin aynı olması” koşulunun gerçekleşmemesi karşısında, uyuşmazlığa
konu edilen adli ve idari yargı kararları arasında hakkın yerine
getirilmesini imkansız kılan bir çelişkinin varlığından söz etmek
olanaksızdır.
Açıklanan nedenlerle, hüküm uyuşmazlığının varlığı
için 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşullar birlikte
gerçekleşmediğinden, başvurunun reddi gerekmiştir.
SONUÇ: Hüküm uyuşmazlığının varlığı için 2247
sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşullar birlikte
gerçekleşmediğinden, BAŞVURUNUN REDDİNE, 05.03.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE
KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO
: 2006/86
KARAR NO:
2006/173
KARAR TR
: 6.11.2006
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen
koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği
hk.
K A R A R
Davacı :
Aslanlar İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.
Vekili : Av. V.K.
Davalı :
Bandırma Kaymakamlığı (İlçe Özel İdare Müdürlüğü)
O L A Y : Taş ocağı işletmeciliği yapan davacı
şirket adına; orman sahası ile bitişiğinde bulunan mülga Köy Hizmetlerine
ait taş ocağı sahasına taşmak suretiyle üretim yaptığından bahisle,
27.07.2005 tarih, 1-7/53 sayılı işlemle; 3213 Sayılı Maden Kanunu’nun
uygulanması ile ilgili Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin 43. maddesi
uyarınca idari para cezası kesilmiş; davacı şirket vekili tarafından, işlemin iptali istemiyle idari yargı
yerinde dava açılmıştır.
BURSA 1. İDARE MAHKEMESİ ; 20.09.2005 gün,
E:2005/1208, K:2005/1147 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2.
maddesine göre “kabahat” deyiminden kanunun karşılığında idari yaptırım
uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun
genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da
uygulanacağının öngörüldüğü; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında
uygulanacak olan idari yaptırımların idari para cezası ve idari
tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin ise, mülkiyetin kamuya
geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğunun hükme
bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27.
maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve mülkiyetin kamuya
geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliği
veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza
mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüş olup, bu Kanun’un yürürlüğe
girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren
idari para cezalarının, idare mahkemelerinin görev alanından çıkarıldığı,
bu durumda davacı şirkete, 3213 Sayılı
Maden Kanunu uyarınca verilen idari para cezasından doğan uyuşmazlığın görüm
ve çözümünde yukarıda anılan 5326 Sayılı Yasa hükümlerine göre Sulh Ceza
Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş;
Başkanlık yazısı ile anılan İdare Mahkemesi kararının kesinleşme durumunun
sorulması üzerine, Bursa 1.İdare Mahkemesi Başkanlığınca verilen 20.4.2006,
24.5.2006 ve 9.8.2006 günlü cevap yazılarında, itiraz süreci sonuçlanmayan
kararın kesinleşmediği belirtilmiştir.
Davacı şirket vekili, aynı istekle 14.10.2005
gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
BANDIRMA SULH CEZA MAHKEMESİ; 19.01.2006 gün
ve Değ.İş.E:2005/589,
Değ.iş.K:2006/27 sayı ile; davada taraf olan İl Özel İdaresinin, 13.3.1994
tarihli İl Özel İdare Kanunu ile düzenlendiği, valiye bağlı, emvalinin
devlet emvali, personelinin devlet memuru niteliğinde olduğu, kamu
kurumu olan Özel İdarenin denetimi
ve gözetimi altında bulunan Ocak işletmelerinin faaliyetlerinin, yasada
öngörüldüğü biçimde bu
idarenin ruhsat ve denetimine tabi tutulması ve bu konuda idareye yaptırım
yetkisi verilmiş olmasının, bu faaliyetin kamu hukukunun buyurucu
kurallarına bağlı olduğunu gösterdiği, (Uyuşmazlık Mahkemesinin 7.7.1994
tarih ve 1994/18 esas, 1994/18 sayılı kararının örnek gösterildiği)
Anayasanın 125.maddesinin son fıkrası ve İdari Yargılama Usul Kanunu’nun 2/1-b
maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümünde idari yargı yerinin görevli
bulunduğu, ayrıca genel nitelikte bir kanun olan 5326 Sayılı Kabahatler
Kanunu’nun özel kanunda belirtilen hükmü ortadan kaldırmayacağının
anlaşıldığı gerekçesiyle, görevsizlik kararı vermiş, bu karar itiraz
edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 6.11.2006 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi
gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet
BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanun’un 14.maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya
kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise,
hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir.
Aynı Yasa’nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık
çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre
açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri
sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.
Anılan düzenlemeye göre, olumsuz görev
uyuşmazlığının varlığından söz edebilmek için: adli, idari veya askeri
yargı yerlerinden en az ikisi tarafından kesin olarak verilmiş veya
kesinleşmiş görevsizlik kararlarının bulunması gerekmektedir.
Olayda, Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik
kararının itiraz edilmeyerek kesinleşmesine karşılık, idare mahkemesi tek hâkiminin görevsizlik
kararına, davacının yaptığı itirazın reddi üzerine yapılan karar düzeltme
talebinin Bölge İdare Mahkemesince karara bağlanmamış olması nedeniyle,
ortada idari yargı yerine ait kesinleşmiş bir görevsizlik kararı
bulunmadığından, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen “kararların
kesin veya kesinleşmiş olması” koşulu gerçekleşmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14.
maddesinde öngörülen koşulu taşımayan başvurunun aynı Yasa’nın 27. maddesi
uyarınca reddi gerekmiştir.
SONUÇ: 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen
koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı
Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 6.11.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO
: 2006/108
KARAR NO:
2006/215
KARAR TR
: 11.12.2006
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapmakta
iken disiplinsizlik ve ahlaki nedenlerle Yüksek Askeri Şura kararı ile
ilişiği kesilen davacının; görevi sırasında
hakkında düzenlenmiş olan bazı sicil belgeleri ve kanaat raporlarının 4982
sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca kendisine verilmesi isteminin
reddine ilişkin işleminin iptali istemiyle açılan davanın ASKERİ İDARİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk
K A R A R
Davacı :
İ.Y.
Davalı : Milli Savunma Bakanlığı
O L A Y :
Türk Silahlı Kuvvetlerinde Hv. Svn. Kd. Üçvş. rütbesiyle görev yapmakta
iken disiplinsizlik ve ahlaki nedenlerle Yüksek Askeri Şura kararı ile
ilişiği kesilen Davacı, görevi
sırasında hakkında düzenlenmiş olan bazı sicil belgeleri ve kanaat
raporlarının 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca kendisine
verilmesini Milli Savunma Bakanlığından istemesi üzerine, Genel Kurmay
Başkanlığınca tesis edilen 12.10.2005 tarih ve 1123279 sayılı işlemle,
“gizli ve açıklanması yasaklanan bilgiler” kapsamında değerlendirildiğinden
istemi karşılanmamış, bir kısım bilgiler,
belge üzerinde karartma yapılarak verilmiştir.
Davacı, görevi sırasında hakkında düzenlenmiş olan
bazı sicil belgeleri ve kanaat raporlarının 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı
Kanunu uyarınca kendisine verilmesi isteminin reddine ilişkin işleminin
iptali istemiyle 28.10.2005 tarihinde genel idari yargıda dava açmıştır.
Davalı idare vekilince, birinci savunma dilekçesinde
davanın görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli olduğu
ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.
ANKARA 5. İDARE MAHKEMESİ ; 5.1.2006 gün ve
E:2005/2181 sayı ile, 1602 sayılı Yasanın 20. maddesi hükmüne göre AYİM’in
bir davaya bakabilmesi için dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi
ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesinin
gerektiği, olayda, her ne kadar yukarıda açıklanan 20. maddede görevden
ayrılmış olsa da askeri personelin asker kişi sayılacağı belirtilmekte ise
de; askeriyeden ayrılan davacının isteğinin, askerlikle ilgili olmayıp
kendisi ile ilgili olarak düzenlenen sicil belgesi ve kanaat raporlarının
bilgi edinme yasası gereği verilmesi olduğundan; yasada öngörülen askeri kişi
ve askeri hizmete ilişkin bulunmadığı, bu durumda, askeriyeden ayrılan
davacının bilgi edinme yasası uyarınca istediği sicil belgesi ve kanaat
raporlarının, sivil kişinin aynı
yöndeki isteğinden ve onun çözümü ile varılacak sonuçtan farklı olmadığı, davanın görüm ve çözümünün İdare
Mahkemesinin görevine girdiği gerekçesiyle davalı idarenin görev itirazını
reddederek görevlilik kararı vermiştir.
Davalı İdare
vekilince, süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı
çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine; dilekçe ve idari yargı
dosyası Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığına gönderilmiştir.
ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ BAŞSAVCISI;
Anayasanın, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başlıklı 157’nci maddesinde yer
alan göreve ilişkin hükümlerini benzer bir biçimde tekrarlayan Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20 ve 21’inci maddelerine göre uyuşmazlık
konusunun Askeri İdari Yargı yerinde görülebilmesi için iki koşulun bir
arada gerçekleşmesi gerektiği, “Asker kişiyi ilgilendirme” koşulundan
davacının hizmette ya da görevden ayrılmış ve 1602 sayılı Kanunun 20’inci
maddesinde sayılan asker kişilerden olmasının gerektiği, diğer koşulu ise
davaya konu işlemin “askeri hizmete ilişkin” bulunması koşulunun
oluşturduğu, idari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden “askeri
hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna
bakılması gerektiği, eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve
yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete
ilişkin bulunduğunun kabulü gerektiği, daha açık bir ifadeyle, askeri
hizmete ilişkin idari işlemlerin, idarece bir asker kişinin askeri yeterlik
ve yetenekleri, tutum ve davranışları, askeri geçmişi, asker kişi olmaktan
kaynaklanan hak ve ödevleri, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev
yerlerinin özellikleri, askeri kural, gerek ve gelenekler göz önünde
tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemler olduğu, bu
tespitler sonucunda, dava konusu işlemin askeri gereklere, askeri usul ve yönteme
ve askeri hizmete göre tesis edilmiş olduğundan, davada “askeri hizmete
ilişkin bulunma” koşulunun gerçekleştiği sonucuna varıldığı, idari işlemin
“asker kişiyi ilgilendirmesi” için, işlemin hizmetten ayrılmış da olsa bir
asker kişiye yönelmiş olmasının gerektiği, olayda, dava konusu işlemin
hizmetten ayrılmış olan davacı emekli astsubay’ı ilgilendirdiği
anlaşılmakla, davada idari işlemin “askeri hizmete ilişkin bulunması” ve
“asker kişiyi ilgilendirmesi” koşullarının birlikte gerçekleştiği ve dolayısıyla
davaya bakma görevinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesine ait olduğu
gerekçesiyle, askeri idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış
olup, 2247 sayılı Yasanın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini
Uyuşmazlık Mahkemesinden istemiştir.
Başkanlıkça
2247 sayılı Yasanın 13. maddesinin 3. fıkrasına göre Danıştay Başsavcısı’nın da
yazılı
düşüncesi istenilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Türk Silahlı Kuvvetlerinde
astsubay olarak görev yapmakta
iken disiplinsizlik ve ahlaki nedenlerle Yüksek
Askeri Şura kararı ile ilişiği kesilen davacının, 4982 sayılı Bilgi Edinme
Hakkı Kanunu uyarınca Milli Savunma Bakanlığına yaptığı başvuru üzerine
Genel Kurmay Başkanlığınca tesis edilen işlemin, görevi sırasında hakkında
düzenlenmiş olan bazı sicil belgeleri ve kanaat raporlarının verilmesi
isteminin reddine ilişkin kısmının iptali istemiyle Ankara 5. İdare
Mahkemesinde açılan davada dosyanın
incelendiği, Anayasa’nın 157’nci
maddesine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca
tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete
ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini
yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi Kanununun 20’nci maddesinde de, söz konusu Anayasa hükmüne aynen
yer verildiği ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten
ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş,
uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların asker kişi
sayıldığı, aynı Kanunun 22. maddesinde de, Birinci Dairenin, atanma, yer
değiştirme, nasıp, sicil, kademe ilerletilmesi, terfi, emeklilik,
maluliyet, aylık ve yolluklara ilişkin iptal ve tam yargı davalarını çözümleyeceği kuralına yer
verildiği, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun 1. maddesinde, “Bu
Kanunun amacı demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik,
tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme
hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir” hükmüne, 9.
maddesinde, “İstenen bilgi veya belgelerde, gizlilik dereceli veya
açıklanması yasaklanan bilgiler ile açıklanabilir nitelikte olanlar
birlikte bulunuyor ve bunlar
birbirlerinden
ayrılabiliyorsa, söz konusu bilgi veya belge, gizlilik dereceli veya
açıklanması yasaklanan bilgiler çıkarıldıktan sonra başvuranın bilgisine
sunulur. Ayırma gerekçesi başvurana yazılı olarak bildirilir” hükmüne,
13.maddesinde “Yargı denetimi dışında kalan idari işlemlerden kişinin
çalışma hayatını ve mesleki onurunu etkileyecek nitelikte olanlar, bu Kanun
kapsamına dahildir. Bu şekilde sağlanan bilgi edinme hakkı işlemin yargı
denetimine açılması sonucunu doğurmaz” hükmüne yer verildiği, dava; davalı idare tarafından, davacının isteminin
bir kısmının, 4982 sayılı kanunun 9. maddesinde belirtilen “gizli bilgiler
ve açıklanması yasaklanan belgeler” kapsamında olduğu gerekçesiyle reddi
yolundaki işlemin iptali istemiyle açılmış bulunduğuna göre, yargı
denetiminin sicil ve kanaat raporlarına değil, sözü geçen kanunun 9. maddesi
noktasında tesis edilen işleme yönelik bulunduğundan, asker kişiyi
ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin işlemler ile bunlara ilişkin olan
belgelerin Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında ilgililere verilmemesi
işlemlerinin konularının ve değerlendirmelerinin farklı olduğunun kabulü
gerektiği, bu durumda, 1602 sayılı Yasanın 20. maddesi uyarınca asker kişi
sayılan davacının, askeri hizmetine ilişkin sicil belgeleri ve kanaat
raporlarının Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca verilmesi isteminin, yine bu
yasa kapsamında reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın
Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde değil genel idari yargı yerinde
çözümlenmesi gerektiği ve sonuçta,
açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Kanunun 10. maddesi uyarınca
yapılan başvurunun reddinin
gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın
katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Başvuru yazısı ve dava dosyası
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye
göre, davalı idare vekilinin anılan Yasa’nın 10/2. maddesinde öngörülen
yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede
belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi Başsavcılığınca, 10.
maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümünde Askeri
Yüksek İdare Mahkemesinin görevli
olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU ile AYİM
Savcısı Murat GÜNDOĞAN’ın, davada askeri idari yargının görevli olduğu
yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, Türk Silahlı Kuvvetlerinde Hv.
Svn. Kd. Üçvş. Rütbesiyle görev yapmakta iken disiplinsizlik ve ahlaki
nedenlerle Yüksek Askeri Şura kararı ile ilişiği kesilen davacının; görevi sırasında hakkında düzenlenmiş olan
bazı sicil belgeleri ve kanaat raporlarının 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı
Kanunu uyarınca kendisine verilmesi isteminin reddi işleminin iptali
istemiyle açılmıştır.
Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca kurulmuş olsa bile, asker kişileri
ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin yönetsel işlem ve eylemlerden doğan
uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu,
ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi
olması koşulunun aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı
Yasanın 25.12.1981 tarih ve 2568
sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri
Yüksek İdare Mahkemesinin bir davaya bakabilmesi için dava konusu yönetsel
işlemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması”
koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1602 sayılı Yasanın değişik 20. maddesinde, Türk
Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan ya da hizmetten ayrılmış olan, subay,
askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş,
erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.
Davacının 1602 sayılı Yasanın 20. maddesinde
sayılan asker kişilerden olduğu ve bu nedenle dava konusu işlemin asker
kişiyi ilgilendirdiği tartışmasızdır. Dava konusu işlemin askeri hizmete
ilişkin olup olmadığına gelince:
Yönetsel işlemin, görevli yargı yerinin
belirlenmesi yönünden“askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının
saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer yönetsel
işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre
kurulmuş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir.
Daha açık bir anlatımla, askeri hizmete ilişkin yönetsel işlemler:
yönetimin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve
davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve
ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin
özellikleri, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak
değerlendirilmesi sonucunda kurulan işlemlerdir. İşlem, askeri olmayan bir makam tarafından kurulmuş
olsa bile durum değişmemekte, menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı
davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde görülmesi gerekmektedir.
4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun 1.
maddesinde, “Bu Kanunun amacı demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan
eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi
edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir”
hükmüne, 9. maddesinde, “İstenen bilgi veya belgelerde, gizlilik dereceli
veya açıklanması yasaklanan bilgiler ile açıklanabilir nitelikte olanlar
birlikte bulunuyor ve bunlar birbirlerinden ayrılabiliyorsa, söz konusu
bilgi veya belge, gizlilik dereceli veya açıklanması yasaklanan bilgiler
çıkarıldıktan sonra başvuranın bilgisine sunulur. Ayırma gerekçesi
başvurana yazılı olarak bildirilir” hükmüne yer verilmiştir.
Olayda, Türk Silahlı Kuvvetlerinde Hv. Svn. Kd.
Üçvş. rütbesiyle görev yapmakta iken disiplinsizlik ve ahlaki nedenlerle Yüksek
Askeri Şura kararı ile ilişiği kesilen davacının, görevi sırasında hakkında düzenlenmiş
olan bazı sicil belgeleri ve kanaat raporlarının 4982 sayılı Bilgi Edinme
Hakkı Kanunu uyarınca kendisine verilmesini istemesi üzerine, 4982 sayılı
Bilgi Edinme Kanunu’nun 9. maddesi gerekçe gösterilerek ve “gizli ve
açıklanması yasaklanan bilgiler” kapsamında değerlendirildiği belirtilerek
isteminin karşılanmadığı anlaşılmıştır.
İdarece davacının istemi 4982 sayılı Yasa hükmü gerekçe gösterilerek reddedilmiş ise
de; yapılacak yargılamada, askeri makamlarca askeri hizmet, askeri kural ve gerekler
göz önünde tutularak ilgili hakkında düzenlenen sicil ve kanaat
raporlarının niteliği, değerlendirilmesi,
açıklanmasının yerinde olup olmamasının irdelenmesi gerekeceğinden, uyuşmazlığa konu edilen
davanın görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu
sonucuna varılmıştır.
Açıklanan nedenlerle,
Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısının başvurusunun kabulü ile İdare
Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ASKERİ YÜKSEK İDARE
MAHKEMESİNİN görevli olduğuna, bu nedenle AYİM Başsavcısının BAŞVURUSUNUN
KABULÜ ile Ankara 5. idare Mahkemesi’nce verilen 5.1.2006 gün ve
E:2005/2181 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde
OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO
: 2006/113
KARAR NO:
2006/216
KARAR TR
: 11.12.2006
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Davacıların hissedar oldukları kadastral
parsel üzerinde bulunan kaçak binaları ve eklentilerinin, imar yolunda
kalması nedeniyle yıktırılmasından dolayı, uğranılan zararın tazmini
istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı
: V.M., C.M., Ö.M.
Vekili :
Av. E.G.
Davalı :
Altındağ Belediye Başkanlığı
Vekili : Av. A.Ö.R.
O L A Y
: Davacılara ait, Ulubey Mahallesi, 218. Sokak,
No.7-9 adresinde, 299/9603 hissesine
sahip oldukları 3460 ada, 2 sayılı kadastral parsel üzerinde binaları
bulunmaktadır.
Davacılar tarafından 7 Nolu binaya ilişkin olarak 2981
sayılı Yasaya göre İmar Affı müracaatı yapılmış, 2981 sayılı Yasanın 8.
maddesine göre evraklar tamamlanmış ancak, aynı Yasanın 9. maddesinin (c)
bendine göre diğer hisse sahiplerinden yapıya muvafakat edildiğine dair
belge getirilmemiş, aynı maddeye göre gerekli harçlar yatırılmamış ve 15.
maddeye göre de Yapı Kullanma İzin Belgesi alınmamıştır. İmar Affı Kanununa
göre, söz konusu bina ile ilgili işlemler tamamlanmadığı ve bina 2981
sayılı Yasaya göre ruhsata bağlanmadığı için, idarece;“davacıların 7 No’lu
bina için İmar Affı müracaatları olmakla birlikte yapının bulunduğu
parselin kadastro parseli olduğu ve hisseli bulunduğu, 2981 sayılı Yasanın
9/c maddesi düzenlemesine göre binanın inşaa edildiği tarihte tüm
hissedarlardan muvafakatname ibraz edilmesi gerekmesine rağmen bu
eksikliğin giderilmediği gibi, davacıların inşaa ettiği yapının zeminde
davacılara ait belli bir yer bulunmadığından diğer hissedarların
hisselerine tecavüzlü konumu nedeniyle”
2981 sayılı Yasaya göre başkasının arsasına yapılan yapı olarak,
diğer bir ifadeyle kaçak yapı şeklinde; 2981 sayılı Yasaya göre imar affı
müracaatında bulunulmadığından, 9 no.lu bina da,
kaçak ve ruhsatsız olarak nitelendirilmiştir.
Davacılara, tapulu hisselerine karşılık arsa tahsis
edilmiş ve tapuları verildiğinden kamulaştırma konusu olmamıştır.
Davacılara ait yapılar, 81320 no.lu Ulubey-Hacılar
2.Etap Revizyon İmar Planında imar yolu üzerinde kaldığından ve kaçak yapı
olarak nitelendirildiğinden, idarece bir bedel ödenmeksizin yıktırılmıştır.
Davacılar
vekili, söz konusu binaların ve eklentilerinin, imar yolu üzerinde
bulunması nedeniyle kamulaştırma yapılmaksızın yıktırılmasından dolayı,
fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 5.100,00YTL’nin yasal faizi ile
birlikte davalı idareden tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava
açmıştır.
Davalı vekilince, birinci savunma dilekçesinde,
davanın idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği ileri sürülerek, görev
itirazında bulunulmuştur.
ANKARA 7. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 26.4.2006 günlü
celsesinde E: 2006/62 sayı ile, davalı İdare vekilinin göreve ilişkin
itirazının reddine karar vermiştir.
Davalı İdare vekilince, süresi içinde verilen
dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda
bulunulması üzerine dilekçe ve dava dosyası, Danıştay Başsavcılığına
gönderilmiştir.
DANIŞTAY BAŞSAVCISI; 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı
kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı
davaları idari dava türleri arasında sayıldığı, dosyanın incelenmesinden,
uyuşmazlığın, davacılara ait Altındağ İlçesi, Ulubey Mahallesi 218 Sokak 7
ve 9 nolu binaların, davalı idarece imar yolu üzerinde bulunması ve kaçak
yapı olduklarının tespitinden dolayı yıkılması nedeniyle 5.100,00.- Yeni
Türk Lirasının davalı idareden tahsili isteminden kaynaklandığının
anlaşıldığı, davalı idarenin, binaların revizyon imar planı uygulaması
nedeniyle, kaçak yapı olmaları nedeniyle yıkıldığını, davacılara tapulu
hisselerine karşılık arsa tahsis edildiğini, herhangi bir bedel ödenmesinin
mümkün bulunmadığını iddia etmekte olduğu, bu durumda, davacılara ait kaçak
yapıların 81320 No.lu Ulubey-Hacılar 2. Etap Revizyon İmar Planında imar
yolu üzerinde kalması nedeniyle yıktırılmasından dolayı bir bedel ödenip
ödenmeyeceği noktasından kaynaklanan ve sonuçta bir idari işlem olan
revizyon imar planına dayanılarak sözü edilen yapıların yıktırılmasından
doğan zararın tazminine ilişkin bulunan davanın, imar mevzuatı hükümleri
çerçevesinde idari yargı yerinde çözümlenmesinin gerektiği gerekçesiyle, 2247
sayılı Yasa'nın 10. maddesine göre olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına
karar vermiş ve görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi'nden
istemiştir.
Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13.
maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın yazılı düşüncesi
istenilmiştir.
YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; dosyanın
incelenmesinden, davacıların hissedarı olduğu tapulu arsa üzerinde izinsiz
yaptıkları binaların, imar planına göre adalar arası yol güzergâhında
kaldığı, davacılar tarafından, söz konusu yapılardan biri için 2981 sayılı
İmar Affı Yasası’ndan yararlandırılması ve kendilerine kullanma izni
verilmesi için başvuruda bulundukları, ancak evrakın eksik olması nedeniyle
işlemlerin tamamlanmadığı, diğer bina için ise herhangi bir başvuruda
bulunulmadığının idarece saptandığı; kaçak yapı niteliği taşıyan binalar
hakkında idarece herhangi bir kamulaştırma işlemi ve bu kapsamda bir bedel
takdiri yapılmayıp, yıkılmak suretiyle kaldırılmalarına karar verildiği;
davacıların, kamulaştırmasız el atılan Ulubey Mahallesi, 218.Sokak, 7 ve 9
kapı nolu bina ve eklentileri ile ilgili olarak fazlaya ilişkin hakları
saklı kalmak kaydıyla 5.100,00.- YTL. zararın tazmin edilmesi istemiyle bu
davayı açtıklarının anlaşıldığı, davalı belediyece yapılmış bir
kamulaştırma işleminin olmadığı ya da bu kapsamda bir bedel takdiri
yaptırılmadığı gibi, 2981, 3290 ve 3360 sayılı Yasalardan yararlanmayan
davacılara ait yapıların ruhsatsız ve kaçak olduklarının dosya içeriğinden
ve yazışmalardan belirlendiği,
Anayasa’nın 125/son madde ve fıkrasında; idarenin kendi eylem ve
işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğu kurala bağlanmış;
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesi gereğince idari
eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar
tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında
sayılmıştır. 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri Ve
Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu Ve Görevleri Hakkındaki Kanunun 5. maddesinin
(b) bendinde ise, Vergi Mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derece
Danıştay’da çözümlenecek olanlar dışındaki tam yargı davalarını idare
mahkemelerinin çözümleyeceğinin belirtildiği, İmar planı ve buna dayalı
imar uygulaması sonucunda uğradığını ileri sürdüğü zararın tazmini
istemiyle açılan davada, gayrımenkulün aynına yönelik olmayıp, idarenin
kamu gücünü kullanarak tek taraflı olarak düzenlediği işleme dayanması
nedeniyle davanın görüm ve çözümünün idari yarı yerine ait bulunduğu
gerekçesiyle, Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı Yasanın 10. maddesi
gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Ankara 7. Asliye Hukuk
Mahkemesinin 2006/62 esas sayılı görevlilik kararının kaldırılmasına karar
verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce
vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla
yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarece anılan
Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen şekilde görev itirazında bulunulduğu ve
12. maddede öngörülen süre içinde başvurulduğu, bu nedenle Danıştay
Başsavcısı tarafından Yasa’da öngörülen yönteme uygun biçimde olumlu görev
uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ
ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki
yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacıların hissedar oldukları kadastral
parsel üzerinde bulunan kaçak binaları ve eklentilerinin, imar yolunda kalması
nedeniyle yıktırılmasından dolayı uğranılan zararın, yasal faiziyle
birlikte ödenmesine hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.
Dosyanın incelenmesinden, davacıların hissedarı
olduğu tapulu arsa üzerinde izinsiz yaptıkları binaların, imar planına göre
adalar arası yol güzergâhında kaldığı, davacılar tarafından, söz konusu
yapılardan biri için 2981 sayılı İmar Affı Yasası’ndan yararlandırılması ve
kendilerine kullanma izni verilmesi için başvuruda bulunduğu, ancak evrakın
eksik olması nedeniyle işlemlerin tamamlanmadığı, diğer bina için ise
herhangi bir başvuruda bulunulmadığının idarece saptandığı; kaçak yapı
niteliği taşıyan binalar hakkında idarece herhangi bir kamulaştırma işlemi
ve bu kapsamda bir bedel takdiri yapılmayıp, yıkılmak suretiyle kaldırılmalarına
karar verildiği; davacıların, kamulaştırmasız el atılan Ulubey Mahallesi,
218.Sokak, 7 ve 9 kapı nolu bina ve eklentileri ile ilgili olarak fazlaya
ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.100,00.- YTL. zararın tazmin
edilmesi istemiyle bu davayı açtıkları anlaşılmıştır.
Davalı idare, binaların revizyon imar planı
uygulaması nedeniyle, kaçak yapı olmaları nedeniyle yıkıldığını, davacılara
tapulu hisselerine karşılık arsa tahsis edildiğini, herhangi bir bedel
ödenmesinin mümkün bulunmadığını iddia etmektedir.
Belirtilen duruma göre, davacılara ait ve kaçak olarak nitelendirilen yapıların,
Revizyon İmar Planında imar yolu üzerinde kalması nedeniyle
yıktırılmasından dolayı bir bedel ödenip ödenmeyeceği noktasından
kaynaklanan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b.
maddesinde yer alan " İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel
hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları"
kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.
Açıklanan nedenle,
Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile Altındağ Belediye
Başkanlığı vekilinin görev
itirazının, Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara
7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 26.4.2006 gün ve E:2006/62 sayılı GÖREVLİLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK
karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO
: 2006/145
KARAR NO:
2007/111
KARAR TR
: 4.6.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca verilen idari
para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : Hükmü Peker İnş. Tic. ve San. A.Ş.
Vekili : Av. D.Ç.
Davalı :
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
O L A Y :
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ankara Bölge Müdürlüğü’nün 5.9.2005
gün ve 23729 sayılı işlemi ile, 4857 sayılı İş Kanunu’nun muhtelif
maddelerine muhalefet edildiğinden bahisle aynı Kanunun 108. maddesine
dayanılarak 105. maddesine göre davacı adına idari para cezası verilmiştir.
Davacı vekili, para cezasına karşı
adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
ANKARA
12. SULH CEZA MAHKEMESİ; 1.11.2005 gün ve 2005/690 Müt. sayı ile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
Ankara Bölge Müdürlüğü’nce 4857 sayılı İş Kanunu’nun 108. maddesine
dayanılarak davacıya idari para cezası verildiği, 4857 sayılı Kanun’un
108/2. maddesine göre, idari para cezasının tebliğ tarihinden itibaren
idare mahkemesine 7 gün içinde itiraz edilebileceği, tahakkuk ettirilen idari para cezası idarenin kamu gücünü
kullanarak yaptığı bir işlem olup, bu bakımdan idari para cezası niteliğini
taşıyan cezaların idari yargı denetimi dışında tutulmasının idarenin
yargısal denetiminin etkin ve doğal anlamda gerçekleşmemesi sonucunu
doğuracağı, esasen Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının da bu doğrultuda
olduğu, Kabahatler Kanunu’nda, kabahat deyiminden, Kanunun karşılığında
idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık olduğunun anlaşılması
gerektiği belirtilmişse de, verilen para cezasının kamu gücü kullanılarak
yapılan bir idari işlem olduğu ve 4857 sayılı Yasa’nın 108/2. maddesinde
yetkili mahkemenin idare mahkemesi olduğuna dair yetkiyi belirleyen maddenin
halen yürürlükte bulunduğu, bu durumda, davacıya uygulanan idari para
cezasına itiraz merciinin idari yargı olduğu gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez,
idari para cezası verilmesine ilişkin söz konusu işlemin iptali istemiyle
idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 5. İDARE MAHKEMESİ;
14.12.2005 gün ve E:2005/2600, K:2005/2058 sayı ile, 1.6.2005 tarihinde
yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 1, 2, 3, 16, 27, geçici 2
ve geçici 3. maddelerinden söz ederek, belirtilen yasal düzenlemeler
uyarınca; 1.6.2005 tarihinden itibaren, 5326 sayılı Yasa’da sayılan idari
para cezası ve idari tedbirlerden oluşan idari yaptırımlar ile diğer
yasalarda yer alan idari yaptırımlara karşı, Yasanın 19. maddesinde sayılan
istisnai durumlar haricinde sulh ceza mahkemeleri nezdinde dava açılması
gerektiği, bu durumda, idari yaptırım niteliğindeki dava konusu idari para
cezasının iptali istemiyle 12.12.2005 tarihinde açılan davanın çözümü adli
yargı yerine ait olduğundan, Mahkemelerince incelenme olanağı bulunmadığı
gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek
kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE :
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER,
Z.Nurhan YÜCEL, H.Ayfer ÖZDEMİR, Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU’nun katılımlarıyla yapılan 04.06.2007 günlü
toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya
üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci madde-sinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda,askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir.Bu durum
gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının
Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri
arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev
uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme
uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren
Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi
bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla
SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki
yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 4857 sayılı Kanun’un muhtelif maddelerine
muhalefet edildiğinden bahisle aynı Kanunun 108. maddesine dayanılarak 105.
maddesine göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle
açılmıştır.
22.5.2003 tarih ve 4857
sayılı İş Kanunu’nun “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinin birinci
fıkrasında, “Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak
çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına ilişkin hak ve
sorumluluklarını düzenlemektir” denilmiş; 105. maddesinde, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili hükümlere
aykırılık halinde verilecek cezalar düzenlenmiş; aynı Kanunun 108.
maddesinde, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün
içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği öngörülmüştür.
4857 sayılı Yasa’nın 108. maddesinde yer alan
düzenleme karşısında, para cezalarına karşı yapılacak itirazların görüm ve
çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.
1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce,
sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile
bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki
etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari
yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler
Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması, 27. maddenin (1) numaralı
bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı
1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin
genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli
yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha sonra,
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar
verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu
düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı
tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal
hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen
yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli
olacağı belirtilmiştir.
Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı
Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı
kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para
cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün
fiiller hakkında,
uygulanır" denilmiştir.
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye
göre, Kabahatler Kanunu’nun, idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan,
görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle,
yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili
olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan
mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda
görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin
görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev
kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda
uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece
görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu
sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için
görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni
kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin
görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme
19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev
kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında,
4857 sayılı Yasa’nın 108. maddesine dayanılarak 105. maddesine göre verilen
idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Ankara 5. İdare
Mahkemesi’nce verilen 14.12.2005 gün ve E:2005/2600, K:2005/2058 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 04.06.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO
: 2006/152
KARAR NO:
2007/2
KARAR TR
: 5.2.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen
koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
Satel Sabah Televizyon Prodüksiyon A.Ş.
Vekili :
Av. N.B.
Davalı :
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
Vekili : Av.M.L.
O L A Y :
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel
Müdürlüğü’nün 15.10.2004 gün ve 21148 sayılı işlemi ile, 2-16.2.2004 tarihinde
ATV televizyon kanalında yayımlanan "Bizim Stadyum" isimli
programda, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 sayılı
Kanun’la değişik 16. maddesine aykırılıktan dolayı aynı Kanunun 17 ve 25/8.
maddeleri uyarınca davacı adına idari para ve durdurma cezası verilmiştir.
Davacı vekili, söz konusu işlemin iptali istemiyle
idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 10. İDARE MAHKEMESİ ; 26.10.2004 gün ve E:
2004/3268; K:2004/1967 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 5. maddesinin 1. fıkrasında, her idari işlem aleyhine ayrı ayrı
dava açılacağı, ancak, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da
sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile dava
açılabileceği hükmünün bulunduğu, dava dosyasının incelenmesinden, davanın,
davacı şirkete ait ATV logosu ile yayın yapan televizyon kanalında
"Bizim Stadyum" adlı programda yer alan "Aria"
markasına ait görüntülerin 4077 sayılı Kanun’a aykırı olduğundan bahisle
idari para ve durdurma cezası verilmesine ilişkin 15.10.2004 gün ve 21148
sayılı işlemin iptali istemiyle açıldığı anlaşılmakta olup, idari yargıda
görülecek olan idari para cezası ile adli yargıda görülmesi gereken
durdurma cezası işlemleri arasında maddi ve hukuki birlik ve sebep-sonuç
ilişkisi bulunmadığından, tek dilekçe ile dava açılmasının mümkün olmadığı
gerekçesiyle 2577 sayılı Yasa’nın 15. maddesinin 1/d bendi uyarınca 5.
maddeye uygun bulunmayan dava dilekçesinin bu kararın tebliğinden itibaren
30 gün içinde 2577 sayılı Yasa'nın 5. maddesi hükmüne uygun şekilde ayrı
yargı yerlerinde dava açılmak üzere reddine karar vermiştir.
Davacı vekili, bunun üzerine, durdurma cezasının
kaldırılması istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 2. TÜKETİCİ MAHKEMESİ; 4.10.2005 gün ve
E:2004/2361; K:2005/2657 sayı ile, davanın, durdurma cezasının kaldırılması
istemine ilişkin bulunduğu, 4822 sayılı Yasa ile değişik 4077 sayılı
Yasa’nın 16. maddesi, ticari reklam ve ilanların ne şekilde yapılacağını,
17. maddesi, Reklam Kurulu’nun oluşum şeklini ve görevlerini, 25. maddesi,
ceza hükümlerini, 26. maddesi, cezalarda yetkiyi düzenlediği, Reklam
Kurulu’nun, bir idari denetim birimi olduğu ve kanunda belirtilen hallerde
tek başına yaptırımda bulunma hakkına haiz olduğunun anlaşıldığı, idari
birimler içinde yer almış tek başına denetim ve yürütülebilir nitelikte
olan idari işlem tesis etme yetkisi olan Kurulun kararlarına karşı ancak
idari yargı yoluna başvuruda bulunulabileceği, Kanunun 25/8 maddesinde,
Reklam Kurulu’nun 3 aya kadar durma ve/veya durdurma ve/veya düzeltme
ve/veya para cezası verme yetkisi bulunduğu, Kurulun bu cezaları ayrı ayrı
verebileceği gibi birlikte de verebileceği(ihlalin niteliğine göre),
Kanunun 26. maddesinde, bu kanunda belirtilen her türlü para cezasının
idari nitelikte bulunduğunun belirtildiği, Kurul hem durma hem de para
cezası verdiğinde, durma kararının adli yargıda, para cezasının idari
yargıda çözümlenmesi gerektiğini düşünmenin çeşitli mahzurlara yol
açabileceği, şöyle ki; her iki yargı yolunun da aynı kurul kararını değerlendireceği,
kimi zaman kararlar arasında tezatlar ortaya çıkabileceği(örneğin, adli
yargıda reklamın durdurulma kararının haksız olduğu kabul edilip, bu karar
ortadan kaldırılırken, idari yargıda idari para cezası onaylanabilecek veya
tam tersi durum söz konusu olabilecektir) bu nedenle tek bir yargı yerinde
sorunun çözümünün daha doğru yaklaşım olacağı, nitekim, Ankara 10. İdare
Mahkemesi’nin 26.10.2004 gün ve E:2004/3268; K:2004/1967 sayılı kararının
taraflarca temyiz edilmeyerek kesinleştiği, 4077 sayılı Kanun’un 25.
maddesine göre para cezasının idari nitelikte olduğu ve Reklam Kurulu’nun
yapısı da dikkate alındığında, Mahkemelerinin görevsiz olduğu sonucuna
varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz
edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında; Raportör-Hakim
Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki
raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca
görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun,
2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi
gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanun’un 14.maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya
kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise,
hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir.
Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık
çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre
açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri
sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.
Davacı vekili, adli ve idari yargı kararları
arasında olumsuz görev uyuşmazlığı bulunduğunu ileri sürerek bu
uyuşmazlığın giderilmesini istemiş ise de; İdare Mahkemesi kararı,
görevsizlik kararı olmayıp, idari yargıda görülecek olan idari para cezası
ile adli yargıda görülmesi gereken durdurma cezası işlemleri arasında maddi
ve hukuki birlik ve sebep-sonuç ilişkisi bulunmadığından, tek dilekçe ile
dava açılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle 2577 sayılı Yasa’nın 15.
maddesinin 1/d bendi uyarınca 5. maddeye uygun bulunmayan dava
dilekçesinin, bu kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde 2577 sayılı
Yasa'nın 5. maddesi hükmüne uygun şekilde ayrı yargı yerlerinde dava
açılmak üzere reddine ilişkindir. Kısacası, olumsuz görev uyuşmazlığı
doğmasına neden olacak şekilde idari yargı yerince verilmiş bir görevsizlik
kararı bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14.
maddesinde öngörülen koşulu taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi
uyarınca reddi gerekmiştir.
SONUÇ: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde
öngörülen koşulu taşımayan
BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 05.02.2007
gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO
: 2006/154
KARAR NO:
2007/3
KARAR TR
: 5.2.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Sözleşme imzalandıktan sonra, taraflarca
sözleşme hükümlerinin yerine getirilmesi sırasında davacıya ödenmesi
gereken fiyat farkının hesaplanmasından doğan uyuşmazlığın ADLİ YARGI
YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
Yeş-Top Koll. Şti.
Vekili :
Av. E.A.
Davalı :
Milli Savunma Bakanlığı
O L A Y : 7.
Kolordu Komutanlığı’na bağlı birliklerin ihtiyacı olan LPG tedariki
amacıyla yapılacak ihale, Diyarbakır
İç Tedarik Bölge Başkanlığı’nca 31.10.2002 tarihinde ilan edilmiş, ilan
üzerine davacı şirket tarafından yapılan fiyat araştırması sonucu, 1.375.000
X %3,05 İskonto = 1.333.000.- TL fiyat teklif edilmiş ve 7.1.2003 tarihinde
yapılan ihale, 1 kg lipit petrol gazını 1.333.000.- TL fiyattan vermeyi
teklif eden davacı şirketin uhdesinde kalmıştır. Bilahare ihale kararının
davacı şirkete tebliğini müteakiben 20.1.2003 tarih ve 2004 sayılı sözleşme
imzalanmıştır.
Davacı şirket, Diyarbakır İç Tedarik Bölge
Başkanlığı’na hitaben verdiği 25.4.2003 günlü dilekçe ile, ihale fiyat
araştırmasının üç ayda tamamlandığını ve bu süre içinde 1 kg LPG fiyatının
1.375.000.- TL’den 1.597.928.- TL’ye çıktığını, bu nedenle ihale tarihinde
1 kg LPG 1.549.191.- TL (1.597.928 X %3.05) olduğundan, bu tutar üzerinden
fiyat farkının hesaplanması ve esas fiyat olarak baz alınması gerektiğini,
oysa Saymanlığın fiyat araştırmasının yapıldığı tarihteki fiyatı baz alarak
1.333.000.- TL üzerinden fiyat farkı hesapladığını ileri sürerek
hesaplamanın düzeltilmesini istemiştir.
Bunun üzerine, Milli Savunma Bakanlığı Diyarbakır
İç Tedarik Bölge Başkanlığı 12.5.2003 gün ve 6048-786-03 / İK.Ş. sayılı
dava konusu işlemi ile, Diyarbakır Garnizon birliklerinin ihtiyacı için
sözleşmeye bağlanan LPG alımına ait dosyada fiyat farkı ödemelerine ilişkin
hüküm bulunduğu, 25.4.2003 günlü dilekçenin incelendiği, fiyat farkı
uygulamasına ait dayanak olan 28 Aralık 1990 gün ve 20739 sayılı Resmi
Gazete esas alındığında, davacı şirkete ödenen fiyat farkı hesaplanmasında
resmi fiyat olarak gerçekleşen ihale fiyatının baz alındığı, 2886 sayılı
Devlet İhale Kanunu’na göre yapılmış olan ihaleler için uygulanan fiyat
farkı hesaplamalarında resmi fiyat olarak ihale fiyatı mı yoksa Devletin
yayınlamış olduğu fiyatın mı esas alınacağı konusunda bir açıklık
bulunmadığı, bununla beraber yüklenici olarak tahmini ihale bedeli
üzerinden kırım yapıldığı için resmi fiyat olarak hazine lehine olan
kesinleşen ihale fiyatı üzerinden işlem yapıldığı davacı şirkete
bildirilmiştir.
Davacı vekili, davalı idarenin 2886 sayılı Kanun’a
atfen Bakanlar Kurulu’nca ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın fiyatlar ve
fiyat farklarına ilişkin genelgelerine istinaden fiyat farklarının
uygulanması gerekirken mevzuat hükümlerine ve yerleşmiş içtihatlara aykırı
hareket ederek taleplerinin reddedildiğini ileri sürerek söz konusu işlemin
iptali ile fiyat farklarının aylara göre ayrı ayrı hesaplanarak reeskont
faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde
dava açmıştır.
DİYARBAKIR İDARE MAHKEMESİ; 11.2.2004 gün ve
E:2003/2392; K:2004/259 sayı ile, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun genel
bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli dairelerin, özel idare ve
belediyelerin alım, satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri
aynı hak tesisi ve taşıma işleminin bu Kanunda yazılı hükümlere göre
yürütüleceğini düzenlediği ve bu yönü ile bir kamu Kanunu niteliğini
taşıdığı, anılan Kanun hükümlerine göre, bu Kanunun kapsamına giren işlerin
görülmesi için yapılan ihalelerde ihale kararının kesinleşmesine kadar ki
dönem içinde idarece tesis olunacak işlemlerin 2886 sayılı Kanun’la
düzenlenmiş olması ve bu Kanunun kamu Kanunu olması karşısında, idari
yargının denetimine tabi olduğu, ihale kararının kesinleşmesinden sonra
müteahhit ile idare arasında akdedilen sözleşme hükümlerinin uygulanması
ile ilgili uyuşmazlıkların ise 2886 sayılı Kanun’la düzenlenmeyip, özel
hukuk alanını ilgilendirmesi nedeniyle adli yargının denetimine tabi
olduğunun açık bulunduğu, bu açıklamalar karşısında, dava konusu olay
incelendiğinde, uyuşmazlığın, davalı idarenin LPG ihtiyacını karşılamak
üzere yapılan ihaleyi alan davacının LPG fiyatlarına gelen zamların sözleşmede
belirlenen bedele eklenmesi yolundaki talebinin reddedilmesine ilişkin dava
konusu işlemden kaynaklandığının anlaşıldığı, uyuşmazlığın, ihalenin
kesinleşmesinden sonraki aşamada şartname ve şartname hükümlerine uygun
olarak düzenlenen sözleşme hükümlerinin uygulaması aşamasında doğduğuna
göre, uyuşmazlığın özel hukuk alanını ilgilendirmesi ve sözleşme
hükümlerinin taraflarca yerine getirilip getirilmediğinin anılan şartname
ve sözleşme hükümlerinin incelenerek özel hukuk hükümlerine göre adli yargı
yerince çözümlenmesinin icap ettiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş;
bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez, aynı istemle adli yargı
yerinde dava açmıştır.
DİYARBAKIR 1. ASLİYE
HUKUK MAHKEMESİ; 16.11.2005 gün ve E:
2004/589; K:2005/789 sayı ile, davacı vekilinin 27.5.2004 tarihli dilekçesi
ile, müvekkili şirketin davalı Kurumun LPG tüp ihtiyacını karşılamak için
7.1.2003 tarihinde yapılan ihaleye girdiğini, yapılan ihale neticesinde
ihalenin bir yıllığına müvekkili şirket tarafından üstlenildiğini,
müvekkili şirketin davalı Kurumun fiyat farklarını dikkate almadığından
dolayı zarar ettiğini, müvekkilinin zararın giderimi için 28.4.2003
tarihinde Kuruma müracaat ettiğini, yapılan müracaatın davalı idarece kabul
edilmediğini, davalı idarenin dava konusu işleminin hukuka ve kanuna aykırı
olması nedeni ile Diyarbakır İdare Mahkemesi'nde 2003/2392 Esas ile
17.7.2003 tarihinde iptal davasının ikame edildiğini, ikame edilen esasa
uygun idari davalarının, Diyarbakır İdare Mahkemesi'nin 11.2.2004 tarih
2003/2392 Esas; 2004/259 Karar sayılı kararı ile görev yönünden reddine
karar verildiğini, red kararının taraflarına 20.4.2004 tarihinde tebliğ
edildiğini, İdare Mahkemesinin görev yönünden red kararından sonra
Mahkemelerinde davayı ikame etme zorunluluğunun doğduğunu, bu nedenle,
Mahkemelerinde ikame ettiği davanın usul ve esas yönünden hukuka aykırı
olduğunu, 31 Ekim 2002 tarihinde davalı idarenin 7. Kolordu’ya bağlı
birliklerin 800 adet 12 kilogram, 2000 adet 45 kilogram LPG tüp ihtiyacı
için ihale yapılacağının ilan edildiğini, ilan neticesinde fiyat
araştırmasının yapıldığını, müvekkili şirketin yapılacak ihaleye 1.375.000
X 3.05 isk. = 1.333.000 TL olarak fiyat verdiğini, yapılan fiyat
araştırması neticesinde, davalı idarenin 14.11.2002 tarihinde satın alma
onay belgesi ile uygun görülüp, 7.1.2003 tarihinde yapılan ihaleyi
müvekkili şirketin üstlendiğini, müvekkilinin ihaleyi aldıktan sonra
yüklendiği işi yerine getireceğini, ancak müvekkilinin kar amacı ile
girdiği ihalede her ay milyarlarca zarar ettiğini, meydana gelen bu
zarardan müvekkilinin kusurunun bulunmayıp, davalı idarenin mevzuata aykırı
hareket etmek istemesinden kaynaklandığını, davalı idarenin ihaleye konu
tüpler için 31.10.2002 tarihinde fiyat araştırmasına girerek, müvekkili
şirketten fiyat aldığını, müvekkili şirketin 31.10.2002 tarihini baz alarak
fiyat verdiğini, davalı idarenin fiyat araştırmasından iki ay sonra
4.1.2003 tarihinde ihale yaptığını, Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik
durumun hemen hemen her gün benzinin zam aldığı bir dönemde fiyat
alındıktan 3 ay sonra ihale yapılması ve yapılan ihaleden sonra gelen
zamları dikkate almayan yaklaşımların hukuki dayanağının bulunmadığını,
davalı idarenin 2886 sayılı Kanun’a atfen Bakanlar Kurulunca ve Sanayi Ticaret
Bakanlığı'nın fiyatlar ve fiyat farklarına ilişkin genelgelere istinaden
fiyat farklarının uygulanması gerekirken davalı idarenin mevzuat
hükümlerine ve yerleşmiş içtihatlara aykırı hareket ederek fiyat farklarını
uygulamayarak müvekkilini mağdur ettiğini, dava konusu işlem ve
genelgelerden de anlaşılacağı üzere müvekkili şirketin hiçbir kusuru
bulunmadığı halde kar amacıyla yüklendiği işi davalı idarenin kusuru ve
mevzuata aykırı işlem yapmasından dolayı müvekkil şirketin zarar ettiğini,
müvekkilinin mağduriyetinin giderilmesi için, dava konusu işlem hakkında
yürütmenin durdurulması ile işlemin iptalini ve fiyat farklarının aylara
göre ayrı ayrı hesaplanarak müvekkil şirkete reeskont faizi ile birlikte
ödenmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği, davalı vekilinin
8.7.2004 havale tarihli dilekçesi
ile; davanın yasal dayanaktan yoksun olup reddinin
gerektiğini, ihale dokümanları
arasında bulunması zorunlu olan tahmini bedelin (yaklaşık maliyetinin),
tespiti amacıyla yapılan fiyat araştırması neticesinde, idarenin belirlemiş
olduğu tahmini bedelin 1.375.000.-TL olup, ekonomideki dalgalanmalar nedeni
ile, gerçekleşen fiyat artışları ile ihale tarihi itibari ile LPG piyasa
fiyatının 1.597.928.000.- TL olduğunu, bunun üzerine gerçekleşen fiyat artışlarını
bilerek ve isteyerek 100.000 kg LPG alım ihalesine 4 firmanın teklif
verdiğini, söz konusu ihalenin 1.333.000.- TL ile (% 3.05 kırımla) en düşük
teklif sahibi olan Yeş-Top Koll.Şti'nin uhdesinde kaldığını, idare ve
üzerinde ihale kalan isteklinin taahhütlerini içeren 20.1.2003 tarih ve
02006 sayılı sözleşmenin karşılıklı olarak imzalandığını, davalı idarenin
mevzuatında taahhütlerin gerçekleştirilmesinde, karşılaşılacak hadiselerin
sözleşmede yer alan hükümler çerçevesinde değerlendirileceğini, sözleşme
hükümlerinin uygulanması gerektiğinin mevcut olduğunu, davacı yüklenici
Yeş-Top Koll. Şti'nin sözleşmede yer alan fiyat farklarını dikkate
almayarak zarar ettiği gerekçesi ile 28.4.2003 tarihinde müvekkil idareye
müracaat ettiğini, müvekkil idarece 2886 Kanun’a atfen Bakanlar Kurulu’nca
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın fiyatlar ve fiyat farklarına ilişkin
genelgelere istinaden, fiyat farklarının uygulanması esas alınarak,
hazırlanan sözleşme çerçevesinde başvuruyu değerlendirdikleri ve sözleşmede
yer alan hükümler çerçevesinde fiyat farkının uygulandığını, davacı
yüklenicinin fiyat araştırmasından 3 ay sonra ihalenin yapıldığı iddiasının
gerçekleri yansıtmadığını, müvekkil idare tarafından 31.10.2002 tarihinde
fiyat araştırmasının yapıldığını, 4.1.2003 tarihinde ihalenin yapıldığını,
ihale süreçleri ile ilgili hükümlerin yer aldığı İhale Kanunu göz önünde
bulundurulduğunda, bu sürenin ihalenin ilanı ve ihalenin yapılması için
gerekli olan diğer işlem ve eylemlerin gerçekleşmesi için zorunlu olarak
geçmesi gereken bir süre olduğunun görüleceği, 31.10.2002 tarihinde yapılan
fiyat araştırmasının ihale için zorunlu olan şartlardan tahmini bedelin
tespiti amacıyla yapıldığını, bu sebeple fiyat araştırmasının yapıldığı
tarih itibari ile istekli fiyatına haiz olmayan firmalardan yaklaşık
maliyetin tespiti amacıyla yapılan fiyat araştırmasında alınan fiyatların
teklif niteliğinde olmayıp, karşılıklı herhangi bir hak ve hükümlülük
doğurmadığını, istekli olabilecek sıfata haiz firmaların idarece ilanda
belirlenmiş olan yer ve zamanda mevzuata uygun olarak teşekkül etmiş olan
ihale komisyonuna yapmış oldukları teklif ile bağlı olduklarını, bunun
doğal bir sonucu olarak idarede sözleşme oluşturulmadan, dolayısı ile henüz
yüklenici sıfatına haiz olmayan firmaya karşı taahhüt altında
bulunmadığını, yüklenici LPG'nin birim fiyatının 1.597.928.-TL olduğunu
bildiği halde, 1.375.000.-TL tahmini bedeli bilerek ihaleye girdiğini,
bahse konu LPG miktarının 7.Kolordu birliklerine vermeyi taahhüt ederek
sözleşmeyi imzaladığını, dolayısı ile sözleşme gereğince uygulanacak fiyat
farkı ve hesaplamalarının sözleşmedeki değerler üzerinden yapılacağını,
sözleşme yüklenici tarafından bilerek ve istenerek yapılmış olup, idarenin
fiyat araştırmasına dayanarak belirlediği fiyatın güncel olmamasının söz
konusu sözleşmenin hükümlerinin uygulanmayacağı anlamına gelmediğini, 2886
sayılı Kanun ve fiyat farklarına ilişkin genelgelere istinaden fiyat
farklarının uygulanmasını düzenleyen hükümler yüklenicinin teklifi ile
bağlı tutulduğu sözleşme süresince, gerçekleşen fiyat artışları hususunda,
fiyat farkı ödeneceğini öngördüğünü, bu sebeple davacının henüz ihaleye
çıkmadan LPG fiyatlarında meydana gelen artışı talep etmesinin hakkaniyete
ve mevzuata aykırı olduğu gibi piyasa fiyatının altında bir teklif vermesi
nedeni ile sözleşme ile taahhüt altına girdiği işi gerçekleştirirken
karşılaşacağı aşikar olan hususları görmezlikten gelmesinin T.K'unda yer
alan tacirin basiretli olması ilkesini düzenleyen hükümlere aykırı olduğunu
belirterek, davanın reddine karar verilmesini istediği, Diyarbakır İdare
Mahkemesi'nin 2003/2392 Esas; 2004/259 Karar sayılı dosyasının
getirtildiği, taraf vekillerine davaya ilişkin olarak ibraz ettikleri
belgeler ve karar örnekleri ile Petrol İşleri Genel Müdürlüğü'nün LPG tüplü
genelgelerle ilgili 13.10.2005 tarihli cevap yazıları ile ekli
genelgelerinin dosyaya konulduğu, her
ne kadar Diyarbakır İdare Mahkemesi aynı dava ile ilgili olarak taraflar
arasında yapmış olduğu yargılama sonunda davanın adli yargıda görülmesi
gerektiği gerekçesi ile reddedilmiş ise de, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin
23.12.2002 tarih, 2002/48 Esas, 2002/80 Karar sayılı kararında
"Bakanlar Kurulunca çıkarılan fiyat farkı kararnamesinden yararlanma
isteğinin reddine ilişkin istemin iptali istemi ile açılan dava, İdare
Hukuku alanını ilgilendiren genel düzenleyici işlemin uygulanmasından
doğduğundan, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği"nin
belirtildiği, bu
nedenle, uyuşmazlığın idari yargı yerinde çözümleneceği gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı
yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz
görev uyuşmazlığı doğduğu, adli ve idari yargı dosyalarının 15. maddede
belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son
görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği
ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve
sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, olay kısmında belirtilen davalı idare
işleminin iptali ile fiyat farklarının aylara göre ayrı ayrı hesaplanarak
reeskont faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Bir kamu kurumunca yapılacak ihalede, idarede
kanunilik ilkesi gereğince, idarenin çeşitli usul kurallarına uyması
zorunlu olup; ihale kapsamına giren bir işin veya ihtiyacın belirlenmesi,
ihale yönteminin tespiti, ihale ilanı ve ihale kararı alınması sürecinden
geçilmesi gerekmektedir. Tümüyle idarenin kamu gücüne dayanan, re’sen ve
tek yanlı olarak tesis ettiği ihale işlemleri hakkındaki yargısal
denetimin, idare hukuku ilkelerine göre idari yargı yerlerince yapılacağı
tartışmasızdır.
Ancak, ihalenin kesinleşmesinden sonraki işlemlerin
hangi hukuki rejime tabi olacağının tespiti için: bu işlemlerin taraflar
arasında akdedilmiş sözleşmenin kapsamında olup olmadığının; bir başka
deyişle, davanın sözleşme hükümlerinin uygulanması ve yorumlanmasından
doğup doğmadığının incelenmesi gerekmektedir.
31.10.1989 gün ve 20328 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan 89/14654 sayılı Karar’ın 1. maddesinin (b) bendinde, 2886 sayılı
Devlet İhale Kanunu kapsamına giren idarelerin, ihaleye çıkmadan önce
kararlaştırılmış olması kaydıyla; inşaat ve imalat işleriyle ilgili fiyat
farkı kararnameleri hariç olmak üzere idarelerin yapacakları diğer nakliye
ihaleleri ile akaryakıt ve tüpgaz (LPG) alımlarında tekliflerin verildiği
tarihteki en yakın akaryakıt rafinerisinin KDV hariç rafineri gümrüklü
satış fiyatlarında sonradan bir değişiklik olması halinde, aradaki farkın
ödenmesi veya kesilmesi (nakliye işlerinde, idarelerce tespit edilecek
ton/km’ye; personel taşıma işlerinde ise beher km’ye isabet eden fiyat
değişikliği tutarının ihale indirimi dikkate alınmaksızın ödenmesi veya
kesilmesi), hususlarında, yapılacak şartname ve sözleşmelere hüküm koymakta
serbest oldukları açıklamasına yer verilmiştir.
Nitekim, 7 nci Kor. Komutanlığına Ait Her Türlü
Alım İşleri İçin Kapalı Teklif Usulü Eksiltme Şartnamesi’nin “Fiyat Farkı”
başlığını taşıyan 14. maddesine, “Müteahhit gerek esas taahhüt süresi
içinde gerekse mücbir sebeplerden dolayı uzatılan süre içinde taahhüdün
tamamen ifasına kadar vergi artışları veya yeni vergi ve resimler
konulması, fiyatların yükselmesi, taşıma ve işçi ücretlerinin artması ve
sair sebeplere dayanarak fazla para verilmesi veya süre uzatımı isteğinde
bulunamaz.
Ancak:
En yakın akaryakıt rafinesinin KDV hariç satış
fiyatlarında değişiklik olması halinde aradaki farkın ödenmesi veya
kesilmesi satıcı tarafından gerekli resmi evrakın ibrazı suretiyle ödemesi
yapılacaktır(31 Ekim 1989 tarih ve 20323 sayılı resmi gazete)” yolunda
hüküm konulmuştur.
Dosyanın incelenmesinden, davacı şirket tarafından,
ihale fiyat araştırmasının üç ayda tamamlandığı ve bu süre içinde 1 kg LPG
fiyatının 1.375.000.- TL’den 1.597.928.- TL’ye çıktığı, bu nedenle ihale
tarihinde 1 kg LPG 1.549.191.- TL (1.597.928 X %3.05) olduğundan, bu tutar
üzerinden fiyat farkının hesaplanması ve esas fiyat olarak baz alınması
gerektiği, oysa Saymanlığın fiyat araştırmasının yapıldığı tarihteki fiyatı
baz alarak 1.333.000.- TL üzerinden fiyat farkı hesapladığı ileri sürülerek
hesaplamanın düzeltilmesinin istenildiği, bunun üzerine, idarece,
Diyarbakır Garnizon birliklerinin ihtiyacı için sözleşmeye bağlanan LPG
alımına ait dosyada fiyat farkı ödemelerine ilişkin hüküm bulunduğu,
25.4.2003 günlü dilekçenin incelendiği, fiyat farkı uygulamasına ait
dayanak olan 28 Aralık 1990 gün ve 20739 sayılı Resmi Gazete esas
alındığında, davacı şirkete ödenen fiyat farkı hesaplanmasında resmi fiyat
olarak gerçekleşen ihale fiyatının baz alındığı, 2886 sayılı Devlet İhale
Kanunu’na göre yapılmış olan ihaleler için uygulanan fiyat farkı
hesaplamalarında resmi fiyat olarak ihale fiyatı mı yoksa Devletin
yayınlamış olduğu fiyatın mı esas alınacağı konusunda bir açıklık bulunmadığı,
bununla beraber yüklenici olarak tahmini ihale bedeli üzerinden kırım
yapıldığı için resmi fiyat olarak hazine lehine olan kesinleşen ihale
fiyatı üzerinden işlem yapıldığı hususunun davacı şirkete bildirilmesi
üzerine, uyuşmazlığa konu edilen davanın açıldığı anlaşılmıştır.
Dava konusu işlemde sözü edilen 28.12.1990 gün ve
20739 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 90/1216 sayılı 28.11.1990 tarih ve
90/1216 sayılı Kararnamenin Eki Karar’ın 1. maddesinin (b) bendinde,
idarelerce düzenlenecek şartname ve sözleşmelere; inşaat ve imalat
işleriyle ilgili fiyat farkı kararnameleri hariç olmak üzere idarelerin
yapacakları diğer nakliye ihaleleri ile akaryakıt ve tüpgaz (LPG)
alımlarında tekliflerin verildiği
veya protokolün yapıldığı
tarihte, dağıtım şirketlerince Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile
Valiliklere bildirilen en düşük (KDV hariç) mahalli perakende azami satış
fiyatlarında sonradan bir değişiklik olması halinde, aradaki farkın
(nakliye işlerinde, idarelerce tespit edilecek ton/ km’ye; personel taşıma
işlerinde ise beher km’ye isabet eden fiyat değişikliği tutarının ihale
indirimi dikkate alınmaksızın) ödenmesi veya kesilmesi hususlarında hüküm
konulabileceği belirtilmiştir.
Olayda, davacıya sözleşme uyarınca fiyat farkı
ödeneceği konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. İhtilaf,
fiyat farkı hesaplamasında, fiyat araştırmasının yapıldığı tarihteki
fiyatın (sözleşme fiyatı) mı, ihale tarihindeki fiyatın mı esas alınacağı
hususundan kaynaklanmaktadır. Bir başka ifadeyle, dava, sözleşme
imzalandıktan sonra, taraflarca sözleşme hükümlerinin yerine getirilmesi
sırasında Kapalı Teklif Usulü Eksiltme Şartnamesi’nin 14. maddesi hükmü
uyarınca davacıya ödenmesi gereken fiyat farkının hesaplanmasından,
kısacası, sözleşme hükmünün uygulanmasından doğmuştur.
Bu itibarla, fiyat farkı hesaplamasında, mevzuat ve
içtihatlar uyarınca, fiyat araştırmasının yapıldığı tarihteki
fiyatın(sözleşme fiyatı) değil, ihale tarihindeki fiyatın esas alınması
gerektiği yolundaki davacı şirket isteminin reddine ilişkin davalı idare
işleminin iptali ve fiyat farklarının aylara göre ayrı ayrı hesaplanarak
reeskont faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan
davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Asliye Hukuk Mahkemesince
verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Diyarbakır 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen
16.11.2005 gün ve E:2004/589, K:2005/789 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 05.02.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO
: 2006/156
KARAR NO:
2006/218
KARAR TR
: 11.12.2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: Mera alanındaki taşınmazın tahsis amacının
değiştirilerek, mezarlık alanı olarak tahsisine ilişkin kararın iptali
istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : Tekirdağ İli Kayı Köyü Tüzel
Kişiliğini Temsilen Muhtar M.K.
Vekili : Av. A. O.Y., Av. Ş.B.Y.
Davalı : Tekirdağ Valiliği
O L A Y : Tekirdağ Valiliği, Tarım İl Müdürlüğü
Proje ve İstatistik Şubesi Mer’a Komisyonunca; 03.09.2004 tarih ve 182/4
sayı ile; Tekirdağ İli, Kayı Köyü, sınırları içerisinde yer alan mera
alanındaki 79 parsel sayılı taşınmazın 200.000 m2 lik
kısmının tahsis amacının değiştirilerek, mezarlık yeri olarak ayrılmasının
uygun olduğuna karar verilmiştir.
Komisyon Başkanının 16.9.2004 tarih ve 37-1096
sayılı uygun görüşlü yazısı üzerine, 4342 sayılı Kanun’un 14 (c ) bendi
uyarınca Vali imzasıyla işleme Olur verilmiştir.
Davacı vekilleri;Tekirdağ Valiliği,Tarım İl
Müdürlüğü Proje ve İstatistik Şubesi Mer’a Komisyonunun 03.09.2004 tarih ve
182/4 sayılı Kararının iptali istemiyle 30.11.2004 gününde adli yargı
yerinde dava açmıştır.
TEKİRDAĞ
1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ;19.10.2005 gün ve E.2004/713, K:2005/547 Sayı
ile, davacı vekilinin mahkemelerine verdiği dava dilekçesi ile: Tekirdağ
Valiliği Tarım İl Müdürlüğü Proje ve İstatistik Şubesi Mera Komisyonu
Başkanlığı’nın 3.9.2004 tarih ve 182/4 sayılı kararı ile Tekirdağ ili, Kayı
Köyü, mülki hudutlarında bulunan 79 nolu parselde kayıtlı Kayı köyüne ait
mera vasıflı iki yüz bin metre kare (200.000. m2) taşınmazın haksız olarak
tahsis amacı değişikliği yapılarak Tekirdağ Belediyesine mezarlık olarak
kullanılmak üzere tahsisi ile hazine adına tescil edilmesi hakkında verilen
kararın iptaline karar verilmesini talep ettiği; açılan davanın Tekirdağ
Valiliği Tarım İl Müdürlüğü Mera Komisyonu Başkanlığının Kayı köyü mülki hudutlarında bulunan 79
nolu parselde kayıtlı mera vasıflı taşınmazın 4342 sayılı mera kanununun
5178 sayılı yasa ile değişik 14. maddesi c bendi uyarınca yapılan tahsis
değişikliğine dair işlemin iptaline yönelik olduğu, bu işlemin idari bir
işlem olduğu nedenle davaya bakmanın idare mahkemesinin görevine
girdiğinden bahisle görevsizlik kararı vermiş, bu karar temyiz edilmeyerek
kesinleşmiştir.
Davacı aynı
istekle, 4.1.2006 gününde idari
yargı yerinde dava açmıştır.
EDİRNE
İDARE MAHKEMESİ;30.1.2006 gün ve E.2006/131, K.2006/85 sayı ile, 4342
sayılı Mera Yasasının 13. maddesinde, komisyon kararlarına karşı 30 günlük
askı ilan süresi ve tebligatı gerektiren hallerde tebliğden itibaren 30
günlük süre içinde Asliye Hukuk Mahkemesine, kadastro yapılan yerlerde ise,
Kadastro Mahkemesine dava açılacağı, 5178 sayılı Kanunun 3. maddesi ile
değişik 14. maddesinin ( c ) bendinde ise: Tahsis amacı değiştirilmedikçe
mera, yaylak ve kışlaktan bu Kanunda gösterilenden başka şekilde
yararlanılamayacağı, ancak, bu Kanuna veya daha önceki kanunlara göre mera,
yaylak ve kışlak olarak tahsis edilmiş olan veya kadimden beri bu amaçla
kullanılan arazilerden; kamu yatırımları yapılması için gerekli bulunan
yerlerin, ilgili müdürlüğün talebi, komisyonun ve defterdarlığın uygun
görüşü üzerine, valilikçe tahsis amacının değiştirilebileceği ve söz konusu
yerlerin tescillerinin Hazine adına, vakıf meralarının tescillerinin ise
vakıf adına yaptırılacağının hüküm altına alındığı, dava dosyasının
incelenmesinden; Tekirdağ İli, Kayı Köyü, sınırları içerisinde yer alan
mera alanındaki 79 parsel sayılı taşınmazın 200.000 m2 lik kısmının Tekirdağ Valiliği, Tarım İl
Müdürlüğü Proje ve İstatistik Şubesi Mer’a Komisyonu Başkanlığı’nın
03.09.2004 tarihli, 182/4 sayılı kararı ile 4342 sayılı Kanun’un 14 (c )
bendi uyarınca tahsis amacı değiştirilerek mezarlık yeri olarak
ayrıldığının anlaşıldığı; bu durumda, dava konusu edilen işlemin İl Mera
Komisyonunun 4342 sayılı Yasa uyarınca mer’a tespitine ve sınırlarının
belirlenmesine yönelik olduğundan davanın görüm ve çözüm yerinin adli yargı
yeri olduğunun açık bulunduğu
belirtildikten sonra; 2247 sayılı
Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19.
maddesinden bahisle, davanın görev yönünden reddine ve uyuşmazlığı çözmeye
görevli merciin belirlenmesi için, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine
gönderilmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın
katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasanın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, olay kısmında belirtildiği
üzere, tarafları, konusu ve nedeni aynı olan davada; adli yargı yerince
idari yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle kesinleşmiş bir görevsizlik
kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen idari
yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir
değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1- 2247 sayılı Yasanın 14.
maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri
sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az
ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz
görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması
gerekir.
Bu uyuşmazlığın
giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise
ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre, asliye hukuk
mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine idari yargı yerince de
görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz
görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu
uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri
sürülebilecektir.
2- 2247 sayılı Yasanın 19.
maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya
kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye
başlayan veya incelemekte olan bir
yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu
kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için
Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık
Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, idari yargı
yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren adli yargı
yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık
Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev
konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin
incelenmesinin ertelenmesi hususunu da içermesi gerekir.
Yasa koyucu, 14. maddeye
göre olumsuz görev uyuşmazlığı doğması durumunda her iki yargı merciince
işten el çekilmiş olduğundan başvurma istencini davanın taraflarına
bırakmış iken, bu yönteme oranla daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını
amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı
merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden
doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.
Olayda, idari yargı
yerince, öncelikle davada adli yargının görevli olduğu belirtilmekle
birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için
dosyanın esas kaydı kapatılarak re’sen Uyuşmazlık Mahkemesine
başvurulmasına da karar verilmiştir.
Bu haliyle, her ne kadar
2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca
başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Edirne İdare Mahkemesince re’sen
yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun
kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev
uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine, gerekse
Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev
uyuşmazlığının esası incelenmelidir.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet
BEŞİNCİ’nin davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü; Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun,
davada adli yargının görevli olduğu
yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava Tekirdağ İli, Kayı Köyü sınırları
içerisinde yer alan 79 parsel sayılı mera alanındaki taşınmazın, tahsis
amacının değiştirilerek mezarlık alanı olarak tahsisine ilişkin Tekirdağ
Valiliği Tarım İl Müdürlüğü, Proje ve İstatistik Şubesi, Mera Komisyonunun
03.09.2004 günlü, 182/4 sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.
25/2/1998 tarih, 4342 sayılı Mera Kanunu’nun “Amaç” başlıklı
1.maddesinde, “Bu Kanunun amacı; daha önce çeşitli kanunlarla tahsis
edilmiş veya kadimden beri kullanılmakta olan mera, yaylak, kışlak ve
kamuya ait otlak ve çayırların tespiti, tahdidi ile köy veya belediye tüzel
kişilikleri adına tahsislerinin yapılmasını, belirlenecek kurallara uygun
bir şekilde kullandırılmasını, bakım ve ıslahının yapılarak
verimliliklerinin artırılmasını ve sürdürülmesini,
kullanımlarının sürekli olarak denetlenmesini, korunmasını ve gerektiğinde
kullanım amacının değiştirilmesini sağlamaktır.” denilmiş,
Komisyon ve Teknik Ekipler başlıklı 6. maddesinde,
“Mera, yaylak ve kışlakların tespit, tahdit ve tahsisi Tarım ve Köyişleri
Bakanlığınca yapılır. Bu amaçla valinin görevlendireceği bir vali
yardımcısı başkanlığında; Bakanlık il müdürü, Bakanlık il müdürlüğünden
konu uzmanı bir ziraat mühendisi, Köy Hizmetleri il müdürlüğünden bir
ziraat mühendisi, defterdarlıktan veya bulunamaması halinde vali tarafından
görevlendirilecek bir hukukçu, Milli Emlak Müdürlüğünden bir temsilci,
Kadastro Müdürlüğünden bir teknik eleman, Ziraat Odası Başkanlığından bir
temsilci olmak üzere sekiz kişiden oluşan bir komisyon kurulur.
Ayrıca orman içi, orman kenarı ve orman üst sınırında bulunan
mera, yaylak ve kışlakların tespit,
tahdit ve tahsisi çalışmalarında, ilgili orman teşkilatından bir orman
mühendisi, 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu
Kanunu uyarınca reform bölgesi ilan edilen alanlarda bulunan mera, yaylak
ve kışlakların tespit, tahdit ve tahsisi çalışmalarında Tarım Reformu
Teşkilatından bir ziraat mühendisi bu komisyonlarda üye olarak
görevlendirilir.
Komisyonlar valilik onayı ile oluşturulur. Vali
yardımcısının bulunmadığı durumlarda komisyona Bakanlık il müdürü veya
görevlendireceği konu uzmanı bir ziraat mühendisi başkanlık eder.
Mera, yaylak ve kışlak varlığı ile hayvancılık
potansiyeli dikkate alınarak ihtiyaç duyulan il merkezi ve ilçelerde
komisyona bağlı olarak çalışacak ve tespit, ölçme, harita yapma ve yer
gösterme çalışmalarını yapmak üzere "Teknik Ekipler" oluşturulur.
(Değişik dördüncü fıkra:
27/5/2004-5178/1 md.) Bu
ekipler; Bakanlık il veya ilçe müdürlüğünden bir ziraat mühendisi, Köy
Hizmetleri İl Müdürlüğünden bir ziraat mühendisi veya teknik eleman,
Kadastro Müdürlüğünden bir teknik eleman, Millî Emlak Müdürlüğünden bir
temsilci, orman içi, orman kenarı ve orman üst sınırı meraları ile ilgili
olarak bir orman mühendisi, 22.11.1984 tarihli ve 3083 sayılı Sulama
Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanununun uygulama
alanlarında Tarım Reformu Teşkilatından bir ziraat mühendisi ile meradan
yararlanan köy ise köyün muhtarı, belediye ise belediye temsilcisi ile
komisyonun teklifi ve valinin onayı ile seçilen iki mahallî bilirkişiden
oluşur.
Teknik ekipler ilçelerde kaymakamın, illerde
komisyonun teklifi ve valinin onayı ile oluşturulur.
Komisyon ve teknik ekiplerin çalışma usul ve
esasları yönetmelikle belirlenir.”;
Tahsis Kararı başlıklı 12. maddesinde “Komisyon,
11 inci maddeye göre belirlenen ihtiyacı karşılayacak miktarda mera, yaylak
ve kışlaklar ile bunlarla ilgili sulama ve geçit yeri olarak tespit edilen
alanları halkın ortak olarak yararlanmaları amacıyla, o köy veya belediye
tüzel kişiliğine tahsis eder ve tahsis kararı valiliğin onayına sunulur. Bu
kararda, tahsis edilen yerin niteliği, miktarı, sınırları, hayvan sulama ve
geçit yerleri, tahsis amacı, otlatma kapasitesi, aile işletmelerinin
büyükbaş hayvan birimi üzerinden otlatma hakkı ve otlatabilecekleri hayvan
sayısı da belirtilir. İhtiyaçtan fazla çıkan kısım ise, ihtiyaç içinde
bulunan çevre köy veya belediyelerle hayvancılık yapan özel veya tüzel
kişilere kiralanabilir. Ancak kiralama durumu tahsis edilen köy ve
belediyelerin hayvan sayısına göre her 5 yılda yeniden değerlendirilir.
Ayrıca bu Kanun kapsamına alınmakla birlikte, ancak
ıslah edilmek suretiyle mera olarak kullanılabilecek alanlar, gerekli ıslah
işlemlerini taahhüt eden özel ve tüzel kişilere kiralanabilir.
Kiralama usul ve esasları yönetmelikle
belirlenir.”;
Tahsis Kararının Tebliği, İlanı, İtirazı ve Kütüğe
Kayıt başlıklı 13.
maddesinde” Teknik ekiplerce yapılan çalışmaların sonuçları komisyonca
ilgili köy ve belediyelerin ilan yerlerinde 30 gün süre ile askıda kalır.
Teknik ekiplerin tespit ve tahdit sonuçlarına karşı
askı ilanı süresi içinde komisyona itiraz edilebilir.
Komisyon yapılan itirazları 60 gün içinde karara
bağlar.
Komisyonun itirazları inceleyerek aldığı kararlar
ile tahsis kararları, o yerin köy muhtarlığı ile belediye başkanlığına,
defterdarlık veya mal müdürlüğüne, ilgili orman müdürlüğüne ve Tarım
Reformu Teşkilatına tebliğ edilir. Ayrıca köy ve belediyelerde ve bunların
bağlı olduğu ilçelerde alışılmış araçlarla ilan edilir ve bu konuda
tutanaklar ve haritalar eklenecek 30 gün süre ile askıya çıkartılır.
Komisyon kararlarına karşı 30 günlük askı ilan
süresi ve tebligatı gerektiren hallerde tebliğden itibaren 30 günlük süre
içinde asliye hukuk mahkemesine, kadastro yapılan yerlerde ise kadastro
mahkemesine dava açılabilir.
Dava konusu mera, yaylak ve kışlakların kadastro
çalışma alanı dışında kalması halinde kadastro mahkemelerinin yetkisi bu
alanlarla ilgili davaları da kapsar.
30 günlük ilan süresi içinde haklarında dava
açılmayan kararlar kesinleşir ve tapu sicil müdürlüğüne gönderilerek özel
sicile kaydedilir.” denilmiştir.
Yasanın 5178 sayılı Kanunun 3. maddesi ile değişik
14. maddesinin (c) bendinde ise;
Tahsis amacı değiştirilmedikçe mera, yaylak ve kışlaktan bu Kanunda
gösterilenden başka şekilde yararlanılamayacağı, ancak, bu Kanuna veya daha
önceki kanunlara göre mera, yaylak ve kışlak olarak tahsis edilmiş olan
veya kadimden beri bu amaçla kullanılan arazilerden; kamu yatırımları
yapılması için gerekli bulunan yerlerin,
ilgili müdürlüğün talebi, komisyonun ve defterdarlığın uygun
görüşü üzerine, valilikçe tahsis amacının değiştirilebileceği ve söz konusu
yerlerin tescillerinin Hazine adına, vakıf meralarının tescillerinin ise
vakıf adına yaptırılacağı öngörülmüştür.
Bu düzenlemelere göre; meralarla ilgili olarak oluşturulan
Komisyon Kararlarına karşı asliye
hukuk, kadastro yapılan yerlerde ise kadastro mahkemelerinde dava
açılabileceği; ancak, Komisyonun
uygun görüşü üzerine tahsis amacının değiştirilmesine yönelik ve Valilikçe onaylanarak idari
işlem kimliği kazanan işlemlere karşı ise, idare mahkemelerinde dava
açılabilecektir.
Olayda; davacı vekillerince, mera
alanındaki taşınmazın, tahsis amacının değiştirilerek mezarlık alanı olarak
tahsisine ilişkin “Tekirdağ Valiliği Tarım İl Müdürlüğü, Proje ve
İstatistik Şubesi, Mera Komisyonu” kararının iptalinin istenildiği, anılan
kararın Valilikçe onaylanarak idari işlem kimliği kazandığı, idari işlemin
iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde ise, 2577 sayılı Yasanın 2/1-a maddesi
uyarınca idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle,
İdare Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun reddi ile
ayrıca verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Edirne İdare Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi
kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN REDDİ ile aynı Mahkemece ayrıca verilen
30.1.2006 gün ve E:2006/131, K:2006/85 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO
: 2006/178
KARAR NO:
2006/261
KARAR TR
: 25.12.2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: 6948 sayılı Sanayi Sicili Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına
karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
Damar Büro Mobilyaları Orman Ürünleri İnşaat İthalat İhracat San. Tic. Ltd. Şti.
Davalı :
Ankara Valiliği Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü
O L A Y :
Ankara Valiliği Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü’nün 17.11.2005 gün ve 42136
sayılı işlemi ile, 6948 sayılı Sanayi Sicili Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca
idari para cezası uygulanmasının Valilikçe kararlaştırıldığı hususu
davacıya bildirilmiştir.
Davacı, söz konusu para cezasına karşı adli yargı
yerinde itirazda bulunmuştur.
ANKARA 11. SULH CEZA MAHKEMESİ; 12.12.2005 gün ve
2005/950 Müt. sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Yasası genel bir yasa olup, 3.
maddesi, bu Yasanın genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler
hakkında da uygulanacağını öngörmüş ise de; kural olarak yasaların uygulanmasında özel yasaların öncelikli
olduğu, itiraza konu idari para cezasını
6948 sayılı Yasa çerçevesinde Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü’nün
düzenlediği, anılan Yasanın 11. maddesinden bahisle itiraz konusu idari para cezası Sanayi ve Ticaret İl
Müdürlüğü tarafından verilmiş olup, 11. maddeyi yürürlükten kaldıran
herhangi bir kural bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı, bu kez, yukarıda sözü edilen işlemin iptali
istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.
ANKARA 9. İDARE MAHKEMESİ; 30.12.2005 gün ve
E:2005/2606; K:2005/2315 sayı ile, toplum
düzenini, genel ahlakı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak
amacıyla; kabahatlere ilişkin genel ilkeleri, kabahatler karşılığında
uygulanabilecek olan idari yaptırım türlerini ve sonuçlarını, kabahatler
dolayısıyla karar alma sürecini, idari yaptırıma ilişkin kararlara karşı
kanun yolları ile idari yaptırım kararlarının yerine getirilmesine ilişkin
esasların belirlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan ve 1.6.2005 tarihinde
yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2, 3, 16 ve 27.
maddelerinden söz ederek, belirtilen yasal düzenlemeler uyarınca; 1.6.2005
tarihinden itibaren, 5326 sayılı Yasa’da sayılan idari para cezası ve idari
tedbirlerden oluşan idari yaptırımlar ile diğer yasalarda yer alan idari
yaptırımlara karşı, Yasanın 19. maddesinde sayılan istisnai durumlar
haricinde sulh ceza mahkemeleri nezdinde dava açılabildiği, buna göre, davacıya Ankara Valiliği Sanayi ve Ticaret İl
Müdürlüğü’nce 6948 sayılı Sanayi Sicil Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca idari
para cezası verilmesine ilişkin 17.11.2005 tarih ve 41136 sayılı işlemin
iptali istemi ile 27.12.2005 tarihinde Mahkemeleri kayıtlarına giren
dilekçe ile bakılan dava açılmış ise de, yukarıda anılan Yasa hükümleri
uyarınca Sanayi Sicil Kanunu hükümlerine göre verilen idari yaptırım
niteliğindeki para cezasına karşı açılacak davalarda sulh ceza mahkemesinin
görevli kılınması karşısında uyuşmazlığın görüm ve çözümünde Mahkemelerinin
görevli bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle görevsizlik
kararı vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın
Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Z. Nurhan
YÜCEL, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla
yapılan 25.12.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum
gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının
Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı
Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı
doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak
davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü
açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 6948 sayılı Sanayi Sicili Kanunu’nun 9.
maddesi uyarınca verilen idari para cezasının iptali istemiyle açılmıştır.
17.4.1957
tarih ve 6948 sayılı Sanayi Sicili Kanunu’nun 1. maddesinde; sanayi
işletmesi ve sanayi işlerinin tanımı yapılmış, 2. maddesinde; “sanayi
işletmelerinin İktisat ve Ticaret Vekaletinde tutulacak sanayi siciline
kayıt ettirilmesi ve mukabilinde alınacak sanayi sicil vesikasının icabında
salahiyetli memurlara ibraz olunmasının mecburi olduğu belirtilmiş; 5.maddesinde; “sanayi işletmelerinin bir
senelik faaliyetlerini, İktisat ve Ticaret Vekaletince hazırlanacak
nümunesine göre dolduracağı senelik işletme cetvellerinde göstermeye ve bu
cetvelleri takvim senesi sonundan itibaren en geç dört ay içinde 2 nci
maddede yazılı olduğu veçhile İktisat ve Ticaret Vekaletine göndermeye
mecbur oldukları belirtilmiş; 9. maddesinde; “Bu kanun
hükümlerine tevfikan sanayi işletmelerini müddetinde sanayi siciline tescil
ettirmiyenler veya 2 nci maddeye tevfikan verilen beyannamelerde vukubulan
değişiklikleri kapanma ve faaliyete geçme hallerini müddetinde ilgili
mercilere bildirmeyenler veya senelik işletme cetvellerini zamanında
İktisat ve Ticaret Vekaletine göndermiyenler hakkında bir aydan altı aya
kadar hafif hapis veya 100 liradan 1000 liraya kadar hafif para cezası ve tekerrürü
halinde de her ikisi birlikte hükmolunur” hükmüne, 11. maddesinde ise; “Bu
kanuna göre istenen malümatı hakikata aykırı olarak bildirenlere
sekizyüzmilyon lira idarî para cezası verilir.
(Ek: 24/4/2003-4854/5 md.) Bu Kanunda yazılı olan idarî para cezaları o yerin
en büyük mülkî amiri tarafından verilir. Verilen idarî para cezalarına dair
kararlar ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu
hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden
itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz
edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz.
İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hâllerde
evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna
göre verilen idarî para cezaları 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme
Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur”
hükmüne yer verilmiştir.
6948 sayılı
Yasa’nın 11. maddesinde yapılan ek düzenleme karşısında, bu Kanunda yazılı
olan idarî para cezalarına karşı yapılacak itirazların görüm ve çözümünde
idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.
1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce,
sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile
bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki
etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari
yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler
Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması, 27. maddenin (1) numaralı
bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para
cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı
1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin
genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli
yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha sonra,
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar
verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu
düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı
tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal
hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen
yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli
olacağı belirtilmiştir.
Son olarak, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560
sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı
kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para
cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün
fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye
göre, Kabahatler Kanunu’nun, idarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan,
görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle,
yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili
olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan
mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda
görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin
görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev
kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda
uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece
görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu
sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için
görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni
kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin
görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme
19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev
kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında,
6948 sayılı Yasa’nın 9. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde
idari yargı yerinin görevli olduğu
kuşkusuzdur.
Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince verilen
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Ankara 9. İdare Mahkemesi’nce verilen 30.12.2005 gün
ve E:2005/2606, K:2005/2315 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
25.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO
: 2006/183
KARAR NO:
2006/182
KARAR TR
: 6.11.2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde
öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca
REDDİ gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
A Yapım Televizyon Programcılık A.Ş.(NTV)
Vekili :
Av. İ.A.
Davalı :
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
O L A Y :
Davacı Şirkete ait NTV logosuyla yayın yapan televizyon
kanalında yayımlanan, Pas Fotomaç Gazetesi’ne ilişkin futbol konulu
reklamın, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 sayılı
Kanunla değişik 16. maddesine aykırı olduğu nedeniyle, Reklâm Kurulunca
davacı Şirkete, anılan Yasa’nın 17. ve 25/8. maddeleri uyarınca idari para
ve durdurma cezaları verilmiş; Bakanlık Makamının 29.4.2005 tarih ve 96
sayılı onayıyla uygun bulunan ve 26.5.2005 tarih ve 12699 sayılı yazı
ile 20.7.2005 tarihinde tebliğ
edilen bu işlem sonrasında, davacı şirket vekili; idari para cezası
verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle 25.7.2005 gününde idari yargı
yerinde dava açmıştır.
ANKARA 12.İDARE MAHKEMESİ; 28.10.2005 gün ve E:2005/1444, K:2005/1126 sayı ile,
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesine göre “kabahat” deyiminden
kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın
anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer
kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16.
maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların
idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin
ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer
tedbirler olduğunun hükme bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri
arasında yer alan 27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve
mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı,
kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde
sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüş olup, anılan Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren Yasa’da sayılan idari
yaptırımlara karşı 19. maddede belirtilen istisnalar haricinde sulh ceza
mahkemelerinde dava açılabileceği; buna göre, 4077 sayılı Yasa hükümleri
uyarınca, 25.7.2005 tarihinde idari yaptırım niteliğindeki para cezasına
karşı açılan davada, sulh ceza mahkemesinin görevli kılındığı gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; Başkanlık yazısıyla sorulması üzerine Mahkemece
verilen cevapta; davacı tarafından temyiz talebinde bulunulduğundan dava
dosyasının Danıştay’a gönderildiği ve kararın kesinleşmediği
belirtilmiştir.
Davacı şirket vekili, aynı istemle 9.12.2005
gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
ANKARA 12. SULH CEZA MAHKEMESİ; 10.3.2006 gün ve
E:2005/1022 Müt. sayı ile, Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin Anayasa
Mahkemesince iptal edildiği,
yasaların uygulanmasında özel yasaların öncelikli olduğu, 4077 sayılı Yasada, ceza hükümlerine
karşı itirazın, tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde yetkili idare
mahkemesine yapılması gerektiğinin hükme bağlandığı, kararın idari işlem
niteliğinde bulunduğu mahkemelerinin itirazla ilgili karar verme yetkisinin
bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar yasa yoluna başvurulmayarak
kesinleşmiştir.
Davacı Şirket vekilince, 6.4.2006 günlü dilekçe
ile, doğduğunu öne sürdüğü olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi
istemiyle başvuruda bulunulması üzerine, adli yargı dosyası Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderilmiş olup; Başkanlık yazısı ile idari yargı kararının
kesinleşme durumunu gösteren onaylı örneğinin gönderilmesi istenilmiş,
Mahkemesince kararın kesinleşmediği bildirilmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 6.11.2006 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi
gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun,
başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da
dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve
İşleyişi Hakkında Kanunun 14. maddesinde, olumsuz görev uyuşmazlığının
bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı
Mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve nedeni aynı olan davada
kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin ya
da kesinleşmiş olması gerektiği hükme bağlanmıştır. Aynı Yasanın 27.
maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev
uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından
inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş
istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir
Anılan hükme göre, olumsuz görev uyuşmazlığının
varlığının incelenebilmesi için, uyuşmazlığa konu edilen kararların kesin
olarak verilmiş veya kesinleşmiş olması gerekmektedir.
Olayda, görev uyuşmazlığına konu edilen
kararlardan, adli yargı yerince verilen karar kesinleşmiş ise de, idari
yargı yerince verilen kararın temyiz edilmiş olması nedeniyle
kesinleşmediği anlaşılmaktadır.
Belirtilen durum karşısında, olumsuz görev
uyuşmazlığının varlığı için aranan “adli, idari veya askeri yargı
mercilerinden en az ikisi tarafından verilen hükümlerin kesin olarak
verilmiş veya kesinleşmiş görevsizlik kararları olması” koşulu
gerçekleşmediğinden, 2247 sayılı Yasanın 14. maddesine uygun bulunmayan
başvurunun aynı yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.
SONUÇ: 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen
koşulları taşımayan BAŞVURUNUN, aynı
Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 6.11.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN
OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO
: 2006/192
KARAR NO:
2007/25
KARAR TR
: 5.3.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET : Görev sırasında ateşli silahla vurularak ölen erin
yakınlarının maddi ve manevi tazminat istemiyle açtıkları davanın, ASKERİ
YÜKSEK İDARE MAHKEMESİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar :A.
ve D.B. ile Çocukları
Vekili :Av.
A.B.
Davalı :İçişleri
Bakanlığı
O L A Y :
Van-Özalp İlçe Jandarma Kom.Bl.’nde askerlik hizmetini yapmakta olan
J.Kom.Er Abdulaziz Bakır, 14.12.2001 gününde aynı yerde görevli bir
Asteğmenin, diğer bir asteğmene ait görev silahını ateşlemesi sonucunda
vurularak ölmüştür.
Davacıların vekilince, adı geçenin ölümü nedeniyle
destekten yoksun kalan ve büyük acı ve elem duyan müvekkilleri için toplam
96.000.000.000.-TL. maddi ve manevi tazminatın, olay tarihinden itibaren
yasal faiziyle birlikte davalı idarece ödenmesine hükmedilmesi
istemiyle, askeri idari yargı
yerinde dava açılmıştır.
ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ İKİNCİ
DAİRESİ;27.3.2002 gün ve E:2002/199, K:2002/272 sayı ile, Anayasa’nın 157
ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerine göre, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya
eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması
şartlarının birlikte gerçekleşmiş olması gerektiği; gerek Anayasa gerek
1602 sayılı Yasa’da öngörülen
“asker kişiyi ilgilendiren” sözcüğüyle, yasa koyucunun davacının
kendisinin “asker kişi” olmasını kastettiği; davacının “asker kişi” olması
koşulunun tek istisnanın, yine Yasa’da belirtildiği üzere askerlik
yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarla sınırlı bulunduğu; görülmekte olan
davanın, askerlik yükümlülüğüne ilişkin olmayıp destekten yoksun kalma
hukuki nedenine dayalı tam yargı davası olduğu; davacıların miras hukuku
bakımından müteveffa J.Erin “külli halefleri” olmasının ona “asker kişi”
vasfını kazandırmayacağı, kaldı ki anne baba sağ olduğu için kardeşlerin bu
davada külli halef bile olmadıkları;
belirtilen nedenlerle davada, davacının asker kişi olması koşulu
gerçekleşmediğinden AYİM’in görevli olmayıp genel idari yargının görevli
olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, yasa yoluna
başvurulmayarak kesinleşmiştir.
Davacılar vekili, bu kez, aynı istekle, 19.7.2002
gününde genel idari yargı yerine dava açmıştır.
VAN İDARE MAHKEMESİ; 27.11.2002 gün ve E:2002/838,
K:2002/1167 sayı ile, Anayasa’nın 157 ve 1602 sayılı Yasa’nın 20.
maddelerine göre, AYİM’in bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari
işlem veya eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin
bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesinin gerektiği; askeri hizmete
ilişkin bir idari eyleme maruz kalarak ölen erin yakınlarının açtığı
davanın askeri idari yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar temyiz edilmiş, Danıştay 10. Dairesinin 15.4.2005 gün ve
E:2003/2643, K:2005/1690 sayılı
kararıyla istem reddedilerek karar onanmış ve kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,
Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.2.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :
Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi
gereğince yapılan incelemeye göre, genel ve askeri idari yargı yerleri
arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev
uyuşmazlığı doğduğu ve idare mahkemesine ait dava dosyasının 15. maddede
belirtilen yönteme uygun olarak, davacılar vekilinin istemi üzerine son
görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
ll-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümünde Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki
belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı
Gülen AYDINOĞLU ile AYİM Savcısı Selahattin KARAKAYA’nın, davada Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli
olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, görev sırasında ateşli silahla vurularak ölen erin
yakınlarının maddi ve manevi tazminat isteminden ibarettir.
Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker
kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden
doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi
olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin
asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve
1602 sayılı Yasa’nın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20.
maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin
bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem ya da eylemin “asker
kişiyi ilgilendirmesi“ ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının
birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk
Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay,
askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş,
erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.
İdari eylemin “askeri hizmete ilişkin bulunması”,
eylemin kanun ve nizamların Türk Silahlı Kuvvetlerine tanıdığı yetki ve
görevlerin yerine getirilmesi amacına yönelik olması anlamını taşımaktadır.
Askeri nitelikteki idari eylemi de, askeri kural ve gerekler çerçevesinde yürütülen
askeri hizmet sırasındaki bir hareket, tutum veya meydana gelen ya da
getirilen bir olay olarak tanımlamak olanaklıdır.
İdari eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi”, açılan
bir tam yargı davasında Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin davaya
bakabilmesinin diğer koşuludur. Bir idari eylemin asker kişiyi
ilgilendirmesi koşuluna üç değişik anlam vermek mümkündür: Bunlar,
“davacının asker kişi olması”, “idari eylemin asker kişilerce tesis edilmiş
olması” ve “idari eylemin bir asker
kişiye yönelmiş bulunması”dır.
Gerek Anayasa’da gerek 1602 sayılı Yasa’da
öngörülen düzenlemeye göre, askeri hizmete ilişkin bir idari işlem ya da
eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi koşulunu da taşıması halinde, bu asker
kişinin ölümünden dolayı kendilerine maddi ve/veya manevi hakların
yansıtılmasını isteyenler tarafından açılan davalara Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nde bakılacağında duraksamaya yer olmayıp, davacının her halde
asker kişi olması gerektiği yolunda açık bir kural bulunmamaktadır.
Nitekim, bir
asker kişinin şahsına sıkı sıkıya bağlı olmayan ve mirasçılarına intikali
olanaklı bulunan şehit dul ve yetim aylığı gibi hakların elde edilmesine
yönelik bulunan ve idarece bu asker kişinin askeri yeterlik ve
yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi
olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri
görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler gözönünde tutularak
tesis edilen işlemler ya da meydana gelen eylemlerde “asker kişiyi
ilgilendirme” koşulunun gerçekleştiği; bu nedenle, asker kişinin
desteğinden yoksun kalan ya da ölümü nedeniyle üzüntü duyan aile bireyleri veya kanuni ya da akdi halefi tarafından
açılan iptal ve tam yargı davalarının görüm ve çözümünde Askeri Yüksek
İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin yerleşik
kararları ile kabul görmüş bulunmaktadır.
Belirtilen açıklamalar ışığında, askeri hizmete
ilişkin bir idari eyleme maruz kalarak vefat eden erin yakınlarının açtığı
dava, askeri idari yargının görev alanına girdiğinden, bu davanın çözümünde
de Askeri Yüksek İdare Mahkemesi görevli bulunmaktadır.
Bu nedenle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci
Dairesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ
görevli olduğuna, bu nedenle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ikinci Dairesi
’nce verilen 27.3.2002 gün ve E:2002/199, K:2002/272 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ
KALDIRILMASINA, 5.3.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO
: 2006/196
KARAR NO:
2007/5
KARAR TR
: 5.2.2007
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET : 2813 ve 406
S.Kanunlar dayanak alınarak çıkarılan Yönetmelik uyarınca verilen idari
para cezasına karşı yapılan itirazın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi
gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
T.S.T. Otopark Düzenleme Sistemleri Tic. Ve Paz. Ltd. Şti.
Vekili :
Av. R.G.
Davalı :
Telekomünikasyon Kurumu İstanbul Bölge Müdürlüğü
O L A Y :
Sabit telsiz cihazının güvenlik sertifikasını, belirlenen sürede teslim
etmediğinden bahisle davacı şirket adına,
12.7.2001 tarih ve 24460 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 10 KHz-60
GHz Frekans Bandında Çalışan Sabit Telekomünikasyon Cihazlarından
Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddeti Limit Değerlerinin Belirlenmesi,
Ölçüm Yöntemleri ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca
idari para cezası kesilmiştir.
Davacı şirket vekili, söz konusu para cezasına
karşı, 17.11.2004 tarihinde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.
BAKIRKÖY 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 8.12.2005 gün ve
E:2004/19, K:2005/97 D.İş. sayı ile, itiraz
eden vekilinin mahkemelerine gönderdiği dilekçesi ile davalı kurum
tarafından 12.07.2001 tarihli 24460 sayılı yönetmeliğin a maddesi uyarınca
1.760.000.000 TL para cezasının verildiği, verilen para cezasının usul ve
yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek itirazın kabulü ile 1.760.000.000 lira
idari para cezasının kaldırılmasına karar verilmesi talep ettiği; Türk
Telekomünikasyon Kurumu İstanbul Bölge Müdürlüğünün 25.1.2005 tarihli
cevabi yazı ve evraklarının incelenmesinden, 12.07.2001 tarihli 24460
sayılı yönetmelik değişikliği gereği meskun mahal dahilinde sabit
telekominikasyon cihazı işleticilerine 30.6.2002 tarihine kadar güvenlik
sertifikası alabilmek için sistem bildiriminde bulunma sorumluluğu
getirildiği, sabit telsiz cihazının güvenlik sertifikalarının 1.7.2002
tarihinde teslim edilmediğinden bahisle yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca
itirazcı kuruma idari para cezası verildiği; davalı kurum tarafından
yapılan itirazın tamamen idari nitelikte olduğu, bu işlemin iptali için
idare mahkemesinde dava açılması gerektiğinden bahisle görevsizlik kararı
vermiştir.
Davacı şirket vekili, 14.12.2005 havale tarihli dilekçe ile
görevsizlik kararının itirazen düzeltilmesi veya kaldırılması istemiyle
tekrar adli yargı yerine başvurmuştur.
BAKIRKÖY 2. SULH CEZA MAHKEMESİ;16.12.2005 gün ve
E:2004/19, K:2005/97 D.İş. sayılı Ek Karar ile, itirazı reddetmiş ve karar
kesinleşmiştir.
Davacı şirket vekili, para cezası kesilmesi yolunda
tesis edilen işlemin iptali istemiyle 16.2.2006 tarihinde idari yargı
yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL 1. İDARE MAHKEMESİ TEK HÂKİMİ; 5.1.2006
gün ve E:2006/403; K:2006/259 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun
1, 2, 16, 17 ve 27. maddelerinden bahisle, Kabahatler Kanunu bir bütün
olarak incelendiğinde, toplum düzenini genel ahlakı, genel sağlığı ve
ekonomik düzeni korumak amacıyla konulan kuralların icrai veya ihmali bir
davranışla ihlal edilmesinin bu kanunla kabahat olarak tanımlandığı, keza
bu kabahat nedeniyle kendi kanununda idari bir yaptırım öngörülmüş ise bu
yaptırımlara karşı sulh ceza Mahkemesine itiraz edilebileceğinin
anlaşıldığı, buna göre idari para cezalarının da idari bir yaptırım türü
olarak kabul edilmesi ve bu cezalara karşı yapılacak itirazların Kabahatler
Kanunu uyarınca Sulh Ceza Mahkemesince çözümlenmesinin gerektiği; olayda,
davacıya 24460 sayılı Yönetmeliğe aykırılık nedeniyle idari para cezası
verildiği görülmüş olup, kabahat niteliğindeki bu fiil nedeniyle verilen
para cezasının Kabahatler Kanununun 17. maddesi kapsamında bir yaptırım
olduğu, bu itibarla söz konusu cezaya yönelik itirazın adli yargı yerince
çözümleneceği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, itiraz
edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,
Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.2.2007
günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre,
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve
adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm
uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev
uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna
varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli
nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan
davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden
dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık
Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...”açıkça
belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk
Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı
Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı
doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak
davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece,
adli yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin
Başkanlık yazısına istinaden Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule
ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet
BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki
yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 12.7.2001 tarih ve 24460 sayılı Resmi
Gazetede yayınlanan 10 KHz-60 GHz Frekans Bandında Çalışan Sabit
Telekomünikasyon Cihazlarından Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddeti
Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Ölçüm Yöntemleri ve Denetlenmesi Hakkında
Yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması
istemiyle açılmıştır.
Söz konusu Yönetmeliğin 1. maddesinde; bu
Yönetmeliğin amacının, elektromanyetik alan oluşturan sabit
telekomünikasyan cihazlarını kuruluş yeri, montajı ve denetlenmesine ait
hususları, elektromanyetik alanda istem dışı ve sürekli maruz kalma
durumunda; çevre ve insan sağlığı üzerinde oluşabilecek muhtemel olumsuz
etkileri giderebilmek amacıyla kabul edilen elektromanyetik alan şiddeti
limit değerlerini, ölçüm yöntemlerini ve ölçüm yapacak kuruluşları ve ölçüm
sonuçları elektromanyetik alan şiddeti limit değerlerine uygun olmayan
sabit telekominikasyon cihazlarının limit değerlere uygun hale
getirilmesine ilişkin, usul ve esasları ve bunlara uyulmaması halinde
işleticiler/ işletmecilere uygulanacak müeyyideleri belirlemektir,
denilmiş; Yasal Dayanak başlıklı 3.
maddesinde, 4502 sayılı Kanunla
değişik 2813 sayılı Telsiz Kanunu ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon
Kanunu’nun ilgili maddelerine dayanılarak hazırlandığı ifade edilmiş;
15.2.2002 tarih ve 24672 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Yönetmelikle
değişik 9. maddesinde ise; “ Bu Yönetmelik kapsamında kurulacak sabit
telekomünikasyon cihazları için EK-B’de yer alan sabit telekomünikasyon
cihazı müracaat değerlendirme formu ile müracaat edilir. Cihazın işletmeye
alınmasını müteakip, yapılacak ölçüm sonuçlarını gösteren Ek-A’da yer alan
ölçüm değerleri formunun doldurularak en geç 30 gün içinde, Kuruma
gönderilmesi zorunludur. Aksi takdirde cihaz ruhsat ücretinin 50 katı ceza
uygulanır."kuralına yer verilmiştir.
Yönetmeliğin dayanağını oluşturan Kanunlardan, 4502 sayılı Kanunla değişik
2813 sayılı Telsiz Kanunu’nun Telekomünikasyon Kurumunun Görevleri
başlıklı 7. maddesinin ikinci
fıkrasının (j) bendinde, “ (Ek: 27/1/2000 - 4502/16 md.) Telsiz
haberleşmesi ve telekominikasyon hizmetleri ve altyapının işletimi ile
ilgili olarak görev alanına giren konularda yönetmelik çıkartmak veya diğer
idari işlemleri yapmak, işletmeciler, aboneler, kullanıcılar ve Türk
Telekominikasyon sektörünü etkileyen tüm gerçek ve tüzel kişilerin
ilgili mevzuata uymasını denetlemek, bu hususta ilgili makamları harekete
geçirmek ve gereken hallerde kanunlarda öngörülen yatırımları uygulamak.”
Kurumun görevlerinden biri olarak sayılmıştır.
Diğer Kanun olan, 406 sayılı Telgraf Ve Telefon
Kanunu’nun 2. maddesinin (f) ve (g) fıkralarında; “f) (Değişik :
12/5/2001 - 4673/2 md.) Kurum; Türk Telekom dahil işletmecilerle imzaladığı
sözleşmelerin ve verdiği genel izin ve telekominikasyon ruhsatlarının
şartlarına uyulmasının sağlanması için gereken tedbirleri almaya,
faaliyetlerin mevzuat ile görev ve imtiyaz sözleşmesi, telekominikasyon
ruhsatı veya genel izin şartlarına uygun yürütülmesini izleme ve
denetlemeye, aykırılık halinde ilgili işletmecinin bir önceki takvim
yılındaki cirosunun %3'üne kadar idari para cezası uygulamaya, milli
güvenlik, kamu düzeni veya kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi
amaçlarıyla gerekli tedbirleri almaya, gerektiğinde tesisleri tazminat
karşılığında devralmaya ya da ağır kusur halinde imtiyaz sözleşmesini,
telekominikasyon ruhsatını ya da genel izni iptal etmeye yetkilidir.
(Ek paragraf: 16/6/2004-5189/1 md.) Bu
Kanuna ve 5.4.1983 tarihli ve 2813 sayılı Telsiz Kanununa göre Kurum
tarafından verilen idarî para cezaları, 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı
Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine tâbi olup,
Kurumun bildirimi üzerine Maliye Bakanlığınca tahsil olunur.
g)Yukarıdaki hükümlerin, cezaların ve 4 üncü
maddede belirtilen ilkelerin uygulanma esaslarını göstermek üzere
yönetmelikler çıkarılır.”; Kanun’un 28.
maddesinde ise, “İşbu fasıldaki efal ve harekatı memnuadan
mütevellit bilumum zarar ve ziyanı fail ve müsebbipleri tazmin ile
mükelleftir.
(Ek: 24/4/2003-4854/5 md.) Bu Kanunda yazılı
olan idarî para cezaları o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verilir.
Verilen idarî para cezalarına dair kararlar ilgililere 11.2.1959 tarihli ve
7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara
karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare
mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine
getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret
görülmeyen hâllerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede
sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idarî para cezaları 21.7.1953
tarihli ve 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun
hükümlerine göre tahsil olunur.” denilmiştir.
Bu düzenlemelere göre; idari para cezasına gerekçe olarak, 10
KHz-60 GHz Frekans Bandında Çalışan Sabit Telekomünikasyon Cihazlarından
Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddeti Limit Değerlerinin Belirlenmesi,
Ölçüm Yöntemleri ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesinin
gösterildiği; Yönetmeliğin
dayanağını ise 2813 ve 406 sayılı
Yasaların oluşturduğu; 406 sayılı Yasanın 2. maddesinde Telekomünikasyon
Kurumunun idari para cezası uygulamaya yetkili olduğu, 28. maddesinde ise,
bu Kanunda yazılı olan idarî para cezalarının o yerin en büyük mülkî amiri
tarafından verileceği, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç
yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği
belirtilmiştir.
Ancak, 1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler
Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce,
sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile
bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki
etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari
yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler
Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları
taşıması, 27. maddenin (1) numaralı
bendinde belirtilen idari
yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları
ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005
tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel
görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı
yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.
Daha sonra,
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3.
maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı
kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede
yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar
verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal
düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu
düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı
tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal
hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen
yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli
olacağı belirtilmiştir.
Son olarak, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560
sayılı Yasa’nın 31. maddesinde "
(1) Bu Kanunun;
a) İdarî yaptırım kararlarına karşı
kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması
halinde,
b) Diğer genel hükümleri, idarî para
cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün
fiiller hakkında,
uygulanır." denilmiştir.
19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye
göre, Kabahatler Kanunu’nun; İdarî
yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer
kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda
görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı
anlaşılmaktadır.
Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan,
görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle,
yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili
olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.
Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan
mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda
görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin
görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev
kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda
uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece
görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.
Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu
sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için
görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni
kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.
İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin
görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme
19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev
kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında,
2813 ve 406 sayılı Yasalar dayanak alınarak çıkarılan “10 KHz-60 GHz
Frekans Bandında Çalışan Sabit Telekomünikasyon Cihazlarından Kaynaklanan
Elektromanyetik Alan Şiddeti Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Ölçüm
Yöntemleri ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca”
verilen idari para cezasına karşı
yapılan itirazın görüm ve çözümünde
idari yargı yerinin görevli olduğu anlaşılmıştır.
Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi Tek Hâkimince
verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 1.
İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nce verilen 5.1.2006 gün ve E:2006/403,
K:2006/259 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 5.2.2007 gününde
OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO
: 2006/197
KARAR NO:
2006/187
KARAR TR
: 6.11.2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: 1602 sayılı Yasa’ya göre asker kişi sayılan
davacının sivil kişi olan eşinin ölümü nedeniyle açılan tam yargı
davasının, olayda eylemin asker kişiye yönelik bulunması koşulunun
gerçekleşmemiş olması karşısında, GENEL
İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacılar : A.H.Y.- E.Y.- M.Y.
Vekili :
Av. F.Ö.T.
Davalı :
Milli Savunma Bakanlığı
O L A Y :
Davacılardan P. Bnb. Aygün Hamza Yaşar’ın eşi Suade Yaşar, Söke 11. P. Tug.
K. Yard.lığı lojmanlarında kendilerine tahsis edilmiş olan 3 numaralı
konutta 15.3.2003 tarihinde banyo yaparken elektrikli termosifonda meydana
gelen elektrik kaçağı sebebiyle elektrik çarpması sonucu hayatını
kaybetmiştir.
Davacılar vekili, meydana gelen ölüm olayı
nedeniyle 7.500.000.000.- TL manevi, 70.000.000.000.- TL maddi tazminatın
ölenin eşi ve çocuklarına ödenmesine karar verilmesi istemiyle askeri idari
yargı yerinde dava açmıştır.
ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRESİ;
24.3.2004 gün ve E:2004/263; K:2004/254 sayı ile, 1602 sayılı Askeri Yüksek
İdare Mahkemesi Kanunu’nun 44 üncü maddesinde, davanın görevli yargı
yerinde açılıp açılmadığının ilk inceleme sırasında ve davanın esasına
girilmeden önce incelenecek hususlar arasında sayıldığı, esasen görevin
kamu düzeni ile ilgili olduğu, davanın her safhasında dikkate alınmasının
hukuk alanında ihtilafsız kabul edildiği, bu nedenle, işin esasına
girilmeden davanın görevli yargı yerinde açılıp açılmadığı hususunun
incelendiği, Anayasa’nın 157 nci maddesinde; Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker
kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden
doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi
olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin
asker kişi olması şartının aranmayacağının belirtildiği, 1602 sayılı Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 25.12.1981 günlü ve 2586 sayılı Kanun’la
değişik 20 nci maddesinde de aynı hükmün yer aldığı, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya
eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin” bulunması
şartlarının birlikte gerçekleşmiş bulunması gerektiği, 1602 sayılı Kanun’un
değişik 20 nci maddesinde; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya
hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci,
uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler
ile sivil memurların asker kişi sayıldığı, bu hükümler karşısında, gerek
davacı çocuklar gerekse müteveffa eşin asker kişi olmadığının açık
bulunduğu, 1602 sayılı Kanun’un değişik 20 nci maddesinde öngörülen “asker
kişi olma” koşulu gerçekleşmediğinden, davanın görüm ve çözümünün genel
idari yargının görevine girdiği sonucuna ulaşıldığı, bu nedenle, davada
genel idari yargı görevli bulunduğundan, 1602 sayılı Kanun’un 20, 44/a ve
45/A maddeleri gereğince görevsizlik kararı vermiş; bu karar, kararın
düzeltilmesi yoluna başvurulmayarak kesinleşmiştir.
Davacılar vekili, bu kez, Suade
Yaşar’ın ölümünün idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığından bahisle,
70.000.000.000.- TL maddi ve 7.500.000.000.- TL manevi olmak üzere
77.500.000.000.- TL tazminatın yasal faizi ile birlikte davalı idareden
tahsiline karar verilmesi istemiyle genel idari yargı yerinde dava
açmıştır.
AYDIN 1. İDARE MAHKEMESİ; 1.2.2006 gün
ve E:2004/1484 sayı ile, dava dosyasının incelenmesinden, davacı P. Bnb.
Aygün Hamza Yaşar’a Türk Silahlı Kuvvetleri Konut Yönergesi hükümlerince
tahsis edilen Söke 11. P. Tugay Komutanlığı Lojmanları 3 no’lu konutta eşi
Suade Yaşar’ın banyo yaparken elektrik termosifonunda meydana gelen
elektrik kaçağı sonucu ölmesinin davalı idarenin hizmet kusurundan
kaynaklandığından bahisle maddi ve
manevi toplam 77.500.000.000.- TL tazminatın davalı idareden tahsiline
karar verilmesi için Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin 2. Dairesine dava
açıldığı, anılan Mahkemenin 24.3.2004 gün ve E:2004/263, K:2004/254 sayılı
kararı ile, davanın görev yönünden oy çokluğu ile reddedildiği, bu karar
üzerine aynı konuda Ankara 1. İdare Mahkemesi’ne dava açıldığı ve anılan
Mahkemenin 31.5.2004 gün ve E:2004/1572, K:2004/619 sayılı yetki ret kararı
üzerine dava dosyasının İzmir 2. İdare Mahkemesi’ne gönderildiği ve İzmir
2. İdare Mahkemesi’nin 28.9.2004 gün ve E: 2004/1327, K:2004/1080 sayılı
yetki ret kararı üzerine dava dosyasının Mahkemelerine gönderildiğinin
anlaşıldığı, dava konusu tazminat istemine neden olan olay, davacıya asker
olması nedeniyle tahsis edilen askeri lojmanda meydana geldiğinden, dava
konusu uyuşmazlığın askeri hizmete ilişkin olduğu, askeri hizmetin
yürütülmesi sonucunda ölen şahsın asker kişi olan davacının eşi olması
nedeniyle askeri hizmetin yürütülmesi sırasında meydana gelen ölüm
nedeniyle oluşabilecek zararlar asker kişi olan davacıyı
ilgilendirdiğinden, yukarıda anılan 1602 sayılı Yasa’nın 20. ve 21.
maddeleri uyarınca dava konusu uyuşmazlığın görüm ve çözümünün Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi’nin görev alanında bulunduğu, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nin 2. Dairesi’nin 24.3.2004 gün ve E:2004/263, K:2004/254 sayılı
görevsizlik kararı üzerine açılan bu davada, açıklanan gerekçelerle adı
geçen Mahkemenin görevli olduğu kanısına varıldığından, görevli yargı
yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi uyarınca
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına, dava dosyasının Uyuşmazlık
Mahkemesi’ne gönderilmesine ve karar alınıncaya kadar davanın
incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 6.11.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesince,
anılan Yasanın 19. maddesinde
öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından, genel ve askeri idari yargı yerleri arasında
doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar
verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümünde genel
idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler
okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Savcısı Sıddık SOYSAL’ın,
davada genel idari yargının görevli
olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacılardan P. Bnb. Aygün Hamza Yaşar’ın eşi
Suade Yaşar’ın Söke 11. P. Tug. K. Yard.lığı lojmanlarında kendilerine
tahsis edilmiş olan 3 numaralı konutta 15.3.2003 tarihinde banyo yaparken
elektrikli termosifonda meydana gelen elektrik kaçağı sebebiyle elektrik
çarpması sonucu hayatını kaybetmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen
zararın karşılanması amacıyla maddi ve manevi tazminatın davalı idareden
tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’nin, askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker
kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden
doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi
olduğu; ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin
asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 1602 sayılı Askeri
Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20.
maddesinin birinci fıkrasında “Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti
adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri
ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan
uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve
diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik
yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı
aranmaz” denilmiştir.
Buna göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir
davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin “asker kişiyi
ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte
gerçekleşmesi gerekmektedir.
1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk
Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay,
askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş,
erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.
Olayda, 1602 sayılı Yasa’da öngörülen “idari işlem
veya eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi” koşulu bakımından, idari işlemin
asker kişi hakkında tesis edilmesi ya da idari eylemin asker kişiye
yönelik bulunması ve zarar doğurucu etkilerini onun beden bütünlüğü ya da
mal varlığı üzerinde göstermesi gerekli ve zorunlu bulunmaktadır.
Oysa, davacılardan Aygün Hamza Yaşar, 1602 sayılı
Yasa’nın uygulanması bakımından asker kişi ise de; zarar doğuran eylemin,
davacıların sivil kişi olan yakınına yönelik bulunması karşısında, olayda
eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” koşulu gerçekleşmediğinden,
uyuşmazlığa konu edilen davanın görüm ve çözümü görevi, Askeri Yüksek İdare
Mahkemesi’ne değil, genel idari yargı yerine ait bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince yapılan
başvurunun reddi gerekmiştir.
SONUÇ :
Davanın çözümünde GENEL İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Aydın
1. İdare Mahkemesi’nce 1.2.2006 gün ve
E:2004/1484 sayı ile yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE, 6.11.2006 gününde
OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO
: 2006/198
KARAR NO:
2007/6
KARAR TR
: 5.2.2007
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: Davacı adına tapuda
cinsi kargir dükkan ve arsası olarak kayıtlı bulunan taşınmazın, cinsinin
akaryakıt istasyonu olarak değiştirilerek kayıt ve tesciline karar verilmesi istemiyle açılan davanın, ADLİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı : İ.P.
Vekili : Av.T.E.,
Av. G.E.
Davalı :
Tapu Sicil Müdürlüğü – Ereğli/Konya
O L A Y :
Davacı, Konya İli, Ereğli
İlçesi, Hıdırlı Mah., 107
Pafta, 274 Ada, 27 Parsel sayılı
taşınmazın malikidir.
Söz konusu taşınmaz üzerinde, 20.12.1967 tarihinden
bu yana akaryakıt satış istasyonu bulunmaktadır. Ancak tapu kaydında,
taşınmazın vasfı, kâgir/kargir dükkân ve arsa olarak gözükmektedir.
Taşınmazın vasfının akaryakıt istasyonu olarak
değiştirilmesi için, davacı tarafından Ereğli Kadastro Müdürlüğüne verilen
13.4.2004 günlü dilekçeye, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü 5. Bölge
Müdürlüğünce verilen 4.6.2004 tarih ve 1986 sayılı cevabi yazıda; Ereğli Belediyesinden alınacak yapı
kullanma izin belgesinin ibrazı halinde, vasıf- cins değişikliğinin
yapılacağı bildirilmiştir.
Davacı vekili; müvekkili adına kayıtlı taşınmazın
vasfının-cinsinin, Akaryakıt İstasyonu olarak değiştirilerek-düzeltilerek
kayıt ve tesciline karar verilmesi istemiyle, 6.7.2004 tarihinde adli yargı yerinde
dava açmıştır.
KONYA EREĞLİ 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ;
30.9.2004 gün ve E:2004/327, K:2004/400 sayı ile, davanın
tapu kaydında arsa kargir dükkan olarak taşınmazın vasfının akaryakıt
istasyonu olarak değiştirilmesi davası olduğu, dava konusu taşınmazın tapu
kayıtlarının dosya arasına alınarak incelendiği, mahallinde keşif yapıldığı
ve yapılan keşifte tanıkların dinlendiği, bilirkişilerden raporlar
alındığı, Ereğli Belediye
Başkanlığının 29.9.2004 tarih ve 2431 sayılı yazıları ile dava konusu
taşınmazın imar mevzuatına göre tapu kaydında vasfı değişikliği
yapılabilmesi için, parsel üzerindeki binanın inşaat ruhsatının
belirtildiği şekilde, işyeri, mesken gibi yapı kullanma izni alması
gerektiği, bu taşınmaza ilişkin inşaat ruhsatı ya da yapı kullanma izninin
bulunmadığının bildirildiği,
Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 5.
Bölge Müdürlüğünün 04.06.2004 tarihli yazıları ile davaya konu olan
taşınmazın cins değişikliğinin yapılabilmesi için, o binanın yapı kullanma
izni belgesinin veya yapı izin belgesinin Belediye Başkanlığından alınması
gerektiği, bu taşınmazla ilgili olarak Ereğli Belediyesinden yapı kullanma
izin belgesi veya bunun yerine geçen bir belgenin Kadastro Müdürlüğüne
ibrazının gerektiğinin bildirildiği; dolayısıyla dosya içinde toplanan
belge ve bilgiler, Bayındırlık İskan Bakanlığı, Ereğli Belediye
Başkanlığının yazı cevapları irdelendiğinde, dava konusu taşınmazda vasıf
tashihi yapılması işleminin idari bir işlem olduğu ve İdare Mahkemelerinde
görülecek davalarda karara bağlanacağının anlaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karara karşı yapılan
temyiz başvurusu, Yargıtay
Birinci Hukuk Dairesi’nin 21.4.2005 gün ve E:2005/4303, K:2005/4878 sayılı
kararıyla, “Dosya içeriğine, toplanan delillere hükmün dayandığı yasal ve
hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına,
özellikle Tapu Sicil Tüzüğünün 85. maddesi hükmü gözetilmek suretiyle karar
verildiği anlaşıldığına göre, davacının temyiz itirazı yerinde değildir.
Reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA…” şeklinde onanmış ve kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez, aynı istemle 24.6.2005 tarihinde idari
yargı yerinde dava açmıştır.
KONYA 2. İDARE MAHKEMESİ; 2.5.2006 gün
ve E:2005/912, sayı ile, 4721 sayılı
Türk Medeni Kanunu’nun 1027. maddesinde “ilgililerin yazılı rızaları
olmadıkça, tapu memuru, tapu sicilindeki yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla
düzeltebilir. Düzeltme eski tescilin terkini ve yeni bir tescilin yapılması
biçiminde de olabilir. Tapu memuru, basit yazı yanlışlıklarını, tüzük
kuralları uyarınca resen düzeltir.” hükmüne yer verildiği, Tapu Sicili
Tüzüğü’nün 85. maddesinde de “ Kütük üzerinde belgelere aykırı tescil veya
yazımın düzeltilebilmesi için ilgililerin yazılı olurunun alınması ve
yevmiye defterine kaydedilmesi gerekir. Kütükte belgesine aykırı olarak adi
yazım hatası yapıldığının işlem sırasında saptanması halinde, müdürce
nedeni düzeltmeler sicilinde açıklanarak re’sen düzeltme yapılır.” hükmüne
yer verildiği; dosyanın incelenmesinden, davacıya ait Ereğli ilçesi Hıdırlı
Mahallesi 274 ada 27 parsel sayılı taşınmaz üzerinde 20.12.1967 tarihinden
itibaren ve halen petrol istasyonunun mevcut olduğu, ancak tapu kaydında
taşınmazın cinsinin kargir dükkan ve arsası olarak kayıtlı bulunduğu,
davacı tarafından bu taşınmazın 14.12.1998 tarihinde satın alındığı,
davacının davalı idareye başvurarak tapu kaydında taşınmazın cinsinin
akaryakıt istasyonu olarak değiştirilmesini talep ettiği, davacının bu
talebinin Ereğli Belediyesi’nden yapı kullanma izni veya bunun yerine geçen
bir belgenen ibrazı halinde yerine getirilebileceği gerekçesiyle
reddedildiği, Ereğli Belediyesi’nce dava konusu binaya ilişkin olarak arşiv
kayıtlarında herhangi bir belgenin bulunmadığı, söz konusu binanın inşaat
ruhsatının bulunmadığı, geriye dönük olarak inşaat ruhsatı ve yapı kullanma
izninin düzenlenmesinin imar mevzuatı açısından mümkün olmadığı, dava
konusu taşınmaz üzerinde 20.12.1967 tarihinden itibaren ve kadastro
geçmeden akaryakıt bayiliği yapıldığının belirtildiği, davacı tarafından
tapuda taşınmaz vasfının değiştirilmesi istemiyle Konya Ereğli 2. Asliye
Hukuk Mahkemesi’nde dava açıldığı, mahkemece 30.9.2004 tarih ve 2004/327
Esas 2004/400 sayılı kararla davanın görev yönünden reddedildiği, bu kararın
temyiz edilerek kesinleşmesi üzerine bakılan davanın açıldığının
anlaşıldığı; yukarıda yer verilen kanun hükmü uyarınca, tapu sicilindeki
yanlışlıkların ancak mahkeme kararıyla düzeltilebileceği, tapu sicilindeki
yanlışlıkların mülkiyet hukukunu ilgilendirmesi nedeniyle de kanun hükmünde
geçen mahkeme tabirinden adli yargı mahkemelerinin anlaşılmasının
gerektiği; diğer taraftan tapu kütüğündeki basit yazı yanlışlıklarının
mahkeme kararına gerek duyulmaksızın tapu memuru tarafından
düzeltilebileceği, ancak yukarıda yer verilen tüzük hükmünde de
belirtildiği üzere, bu basit yazı yanlışlıklarından anlaşılması gerekenin,
taşınmazla ilgili mevcut bilgilere aykırı olarak yapılan kayıtlar olduğu;
yani tapu kaydındaki belgelere aykırı olmayan bir yanlışlığın, basit yazı
yanlışlığı olarak kabul edilerek, tapu idaresi tarafından düzeltilmesine
hukuken olanak bulunmadığı; bu duruma göre davacıya ait taşınmazın
mülkiyetinin niteliği konusunda tapu kaydında yapılacak bir değişikliğin
mahkeme kararı ile yapılması, bu kararın da mülkiyet hukukunu
ilgilendirmesi nedeniyle adli yargı mahkemelerince verilmesi gerekmekte
olup, bu haliyle mahkemelerince işbu davanın görüm ve çözümünde adli yargı
mahkemelerinin görevli olduğu kanısına varıldığı; açıklanan nedenlerle
görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine
göre Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına, karar alınıncaya kadar davanın
incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,
Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.2.2007
günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
İdare Mahkemesince 2247 sayılı Yasa’nın 19.
maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu; Davacı vekilince idare
mahkemesinde açılan davada, adli yargı yerindeki talebine ek olarak Tapu
Kadastro Genel Müdürlüğü 5. Bölge Müdürlüğünce verilen 4.6.2004 tarih ve
1986 sayılı işleminin de iptalinin istenildiği görülmekte ise de; her iki
yargı yerinde ortak talep olan “tapuda cinsi kargir dükkan ve arsası olarak
kayıtlı olan taşınmazın, cinsinin akaryakıt istasyonu olarak değiştirilerek
kayıt ve tesciline karar verilmesi” yönünden
uyuşmazlığın doğduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık
bulunmadığı anlaşıldığından adli ve idari yargı yerleri arasında doğan
görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümünde adli
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet
BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki
yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, davacı adına tapuda cinsi kargir dükkan ve
arsası olarak kayıtlı olan taşınmazın, cinsinin akaryakıt istasyonu olarak
değiştirilerek kayıt ve tesciline karar verilmesi
istemiyle açılmıştır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1027. maddesinde
“İlgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru, tapu sicilindeki
yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla düzeltebilir. Düzeltme eski tescilin
terkini ve yeni bir tescilin yapılması biçiminde de olabilir. Tapu memuru,
basit yazı yanlışlıklarını, tüzük kuralları uyarınca resen düzeltir.”
hükmüne; Tapu Sicili Tüzüğü’nün 85. maddesinde de “ Kütük üzerinde
belgelere aykırı tescil veya yazımın düzeltilebilmesi için ilgililerin
yazılı olurunun alınması ve yevmiye defterine kaydedilmesi gerekir.(…)
Kütük, yevmiye defteri ve yardımcı
sicillerde belgesine aykırı olarak basit yazım hatası yapıldığının tespit
edilmesi halinde, müdür tarafından nedeni düzeltmeler sicilinde
açıklanarak, re'sen düzeltme yapılır.”
hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlığını
taşıyan 2. maddesinin 1 numaralı bendinde, idari işlemler hakkında yetki,
şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı
olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından
açılan iptal davaları; idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları
doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ile tahkim
yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar
hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari
sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin
davalar, idari dava türleri olarak sayılmıştır.
Olayda, davacıya ait taşınmaz üzerinde 20.12.1967
tarihinden itibaren ve halen petrol istasyonunun mevcut olduğu, ancak tapu
kaydında taşınmazın cinsinin kargir dükkan ve arsası olarak kayıtlı
bulunduğu, davacı tarafından bu taşınmazın 14.12.1998 tarihinde satın
alındığı, davacının davalı idareye başvurarak tapu kaydında taşınmazın
cinsinin akaryakıt istasyonu olarak değiştirilmesini talep ettiği,
davacının bu talebinin, davalı Tapu İdaresi tarafından, Ereğli Belediyesi’nden yapı kullanma
izni veya bunun yerine geçen bir belgenen ibrazı halinde yerine
getirilebileceği gerekçesiyle reddedildiği, Ereğli Belediyesi’nce dava
konusu binaya ilişkin olarak arşiv kayıtlarında herhangi bir belgenin
bulunmadığı, söz konusu binanın inşaat ruhsatının bulunmadığı, geriye dönük
olarak inşaat ruhsatı ve yapı kullanma izninin düzenlenmesinin imar
mevzuatı açısından mümkün olmadığı, dava konusu taşınmaz üzerinde
20.12.1967 tarihinden itibaren ve kadastro geçmeden akaryakıt bayiliği
yapıldığının belirtildiği; davacı tarafından, adına tapuda cinsi kargir
dükkan ve arsası olarak kayıtlı olan taşınmazın, cinsinin akaryakıt
istasyonu olarak değiştirilerek kayıt ve tesciline karar
verilmesi istemiyle davanın açıldığının anlaşılmaktadır.
Davada, tapu kayıtlarına dayanak teşkil eden imar
mevzuatına ilişkin işlemlerin iptali
istenilmemiş olduğundan, ortada idari yargı yetkisi kapsamına giren bir
idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksızdır.
Bu durum karşısında, tapu kayıtlarında yer alan taşınmazın
cinsinin değiştirilerek, kayıt ve tescil edilmesine yönelik uyuşmazlığın,
Medeni Kanun hükümlerine göre çözümlenmesinde adli yargı yerleri görevli
bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin başvurusunun
kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesinin verdiği görevsizlik kararının
kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle Konya 2. İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile
Konya / Ereğli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 30.9.2004 gün ve
E:2004/327, K:2004/400 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
5.2.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO
: 2006/200
KARAR NO:
2006/225
KARAR TR
: 11.12.2006
(Hukuk
Bölümü)
ÖZET: İtfaiye eri olarak görev yapan davacı
tarafından, işçi niteliğine sahip olduğunun tespiti istemiyle açılan
davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
F.A.
Vekili :
Av. İ.Ç.
Davalı :
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
O L A Y :
Davacının da aralarında bulunduğu 44 davacının vekili, davacıların davalı
işyerinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında itfaiyeci olarak
istihdam edildiklerini, buna rağmen özel hukuk kurallarına tabi tutularak
1475 sayılı Yasa şartları altında çalıştırıldıklarını, davacıların bedensel
çalışmalarının düşünsel çalışmalarından üstün olması sebebiyle işçi
niteliğine sahip olduklarının tespitine karar verilmesi istemiyle adli
yargı yerinde dava açmıştır.
İSTANBUL 6. İŞ MAHKEMESİ; 20.11.2003 gün ve
E:2002/1536; K:2003/1315 sayı ile, davacı vekilinin dava dilekçesi ile,
davacıların davalı işyerinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında
itfaiyeci olarak istihdam edildiklerini, buna rağmen özel hukuk kurallarına
tabi tutularak 1475 sayılı Yasa şartları altında çalıştırıldıklarını,
davacıların bedensel çalışmalarının düşünsel çalışmalarından üstün olması
sebebiyle işçi niteliğine sahip olduklarının tespitine karar verilmesini
talep ettiği, davacının 657 sayılı Yasa kapsamında devlet memuru olarak
çalıştığı, talep konusunun Mahkemelerinin görevi alanında olmayıp, idari
nitelikte olduğu, devlet memuru statüsünde çalışan bir kişi hakkında
Mahkemelerince statüsünün değişmesi şeklinde tespit kararı verilmesinin
mümkün olmadığı, bu konunun da idari mahiyette olduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ’nin
23.2.2004 gün ve E:2004/3830; K:2004/3000 sayılı kararıyla onanmak suretiyle kesinleşmiştir.
Davacı vekili, bu kez, davacının, İstanbul
Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı bünyesinde 657 sayılı Devlet
Memurları Kanunu kapsamında itfaiye eri olarak istihdam edildiğini, buna
rağmen, özel hukuk kurallarına tabi tutularak İş Yasası’na tabi işçi
personel ile birlikte aynı iş ve sorumluluk şartları altında
çalıştırıldığını, davacının bedensel çalışmalarının düşünsel
çalışmalarından üstün olması sebebiyle işçi ve işçi statüsüne tabi
olduğunun tespitine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava
açmıştır.
İSTANBUL 4. İDARE MAHKEMESİ ; 17.6.2005 gün ve E:
2005/1357; K:2005/1188 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun 2. maddesinin 4001 sayılı Kanun’la değişik 1. fıkrası ile, idari
dava türlerinin; iptal, tam yargı ve idari sözleşmelerden doğan davalar
olmak üzere üçe ayrıldığı ve bunların dışında idari dava türüne yer
verilmediği, aynı Kanunun 58. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların
idari dava açtıktan sonra bu davalara ilişkin delil tespitini davaya bakan
Danıştay, idare ve vergi mahkemelerinden isteyebileceği hükmüne yer
verildiği, dava dilekçesinin incelenmesinden, “dava konusu” ve “netice-i
talep” kısımlarında davacının işçi niteliğine sahip olduğunun tespitinin
istendiği, bunun dışında iptal ya da tam yargı davalarına konu olacak idari
işlem, karar yada eylemin belirtilmediği ve dava dilekçesinin salt tespit
davası niteliğinde olduğunun görüldüğü, yukarıda anılan 2577 sayılı
Kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrası ile 58. maddesinin 1. fıkrası hükümleri
karşısında, idari yargı yerlerinde sadece tespit davası açılması olanaklı
olmadığından, istem hakkında karar verilmesinin mümkün bulunmadığı, bu
nedenle, dava konusu istemin ancak adli yargı yerlerinde açılacak tespit
davasına konu edilebileceği sonucuna varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı
vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın
katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Adli ve idari yargı
yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen “...tarafları, sebebi ve konusu aynı olan
dava...” koşulu dikkate alındığında, davacı Fevzi
Alp yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının, 15.
maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son
görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne
gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı
anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile
karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu
ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen
Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen
AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve
sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire
Başkanlığı’nda 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında itfaiye eri
olarak istihdam edilen davacının, 657 sayılı Kanun’a tabi olmasına rağmen, özel hukuk
kurallarına tabi tutularak İş Yasası’na tabi işçi personel ile birlikte
aynı iş ve sorumluluk şartları altında çalıştırıldığı, dolayısıyla,
bedensel çalışmalarının düşünsel çalışmalarından üstün olduğu ileri
sürülerek, işçi ve işçi statüsüne tabi olduğunun tespitine karar verilmesi
istemiyle açılmıştır.
Görev uyuşmazlığının çözümü için, öncelikle, tespit
davasının hukukumuzdaki yerinin incelenmesi gereklidir.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda tespit davasını
düzenleyen açık ve genel bir hükme yer verilmemekte ise de; doktrinde ve
yerleşik yargısal içtihatlarla, bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının
saptanması için tespit davası açılabileceği kabul edilmiş bulunmakta;
tespit davasının esasının incelenebilmesi için de, genel dava koşullarının
yanısıra, dava konusunun bir hukuki ilişki olması ve bu hukuki ilişkinin
var olup olmadığının öncelikle saptanmasında hukuki yarar bulunması
koşulları aranmaktadır. Buna göre, özel hukuk alanını ilgilendiren bir
hukuki ilişkinin saptanması için adli yargı yerinde müstakil olarak bir
tespit davası açılabilmesi olanaklı bulunmaktadır.
Buna karşılık, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu’nun “ İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı
2. maddesinin 1. fıkrasında, idari dava türleri: iptal, tam yargı ve kamu
hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari
sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin
davalar olarak sayılmış olup, tespit davası şeklinde bir dava türüne idari
yargıda yer verilmemiştir. Anılan Yasanın “İdari Davalarda Delillerin
Tespiti” başlıklı 58/1. maddesi “Taraflar, idari dava açtıktan sonra bu
davalara ilişkin delillerin tespitini ancak davaya bakan Danıştay, idare ve
vergi mahkemelerinden isteyebilir.” hükmünü taşımakta olup, idari yargıda,
ancak, açılmış bir idari dava ile ilgili bulunan “delillerin tespiti” nin
istenilmesine olanak bulunmaktadır. Buna göre, idari dava türleri arasında
sayılmayan tespit davasının, yorum yoluyla idari yargının görevine müstakil
bir dava olarak dahil edilmesine hukuken olanak bulunmadığından, idari
yargı yerinde, idare hukuku alanını ilgilendiren bir hukuki ilişkinin
varlığının ancak açılmış bulunan bir idari davaya bağlı olarak delil
tespiti kapsamında saptanabileceği açıktır.
Bu açıklamalara göre tespit istemiyle amaçlanan
konu incelendiğinde:
Olayda, her ne kadar davalı idarece tesis edilmiş
idari nitelikteki bir işlemin iptali istenmemekte ise de; müstakil bir
tespit davası olarak açılan bu dava ile amaçlanan, davacının, işçi ve işçi
statüsüne tabi olduğunun saptanmasıdır. Davacının istemi doğrultusunda
yapılacak bu tespit ise, ancak, memur olan statüsünün işçi olarak
değiştirilmesini sağlamak için, idari bir işlem tesisi istemiyle davalı
idareye ibraz edilmek üzere belge elde etmek amacıyla kullanılabilir.
Belirtilen durum karşısında, eda davasının öncüsü
niteliğinde bir özel hukuk ilişkisinin tespitine ilişkin olmayıp, davacının
işçi ve işçi statüsüne tabi olduğunun tespitine yönelik bulunan ve bu
haliyle, idari bir işlem tesisi istemiyle davalı idareye ibraz edilmek
üzere belge elde etmek amacıyla açıldığı sonucuna varılan bu davaya bakılıp
bakılamayacağı konusunda idari yargı yeri görevli bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin
görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli
olduğuna, bu nedenle İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nce verilen 17.6.2005 gün
ve E:2005/1357; K:2005/1188 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA,
11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO
: 2006/201
KARAR NO:
2007/26
KARAR TR
: 5.3.2007
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: Davacının; sigortalı olarak fasılasız
çalışmasına karşılık, bilgisi dışında ve imzası bulunmadığı halde; eksik
pirim ödemek amacı ile eksik gün bildiriminde bulunulduğu iddiasıyla ve
çalışmadı gösterilen günlerin tespitine karar verilmesi istemiyle açtığı
davanın,ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
L.Ş.
Vekili
: Av. E.Ç.
Davalılar
: 1-S.S.K. Genel Müdürlüğü
2-Milli Eğitim Bakanlığı
O L A Y :
Davacı vekili, müvekkilinin 01.11.1984 tarihinde 14395175 sigorta sicil
numarası ile Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Sorgun Halk Eğitim Merkezi
Müdürlüğü bünyesinde dikiş nakış hocalığı yaptığını, bu görevini fasılasız
olarak 15.06.2000 tarihine kadar devam ettirmesine rağmen; davalı kurumun, müvekkilinin sigortasını muhtelif
tarihlerde müvekkilinin bilgisi dışında giriş çıkış yapmak sureti ile
S.S.K.’na eksik gün bildiriminde bulunduğunu; müvekkilinin şahsi sicil
dosyası incelendiğinde, davalı Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Sorgun Halk
Eğitim Merkezi Müdürlüğünce SSK İl Müdürlüğüne verilen “işe giriş ve çıkış
bildirgelerinde müvekkilinin imzasının bulunmadığı ve bu giriş çıkışların
müvekkilinin bilgisi dışında yapıldığı” müvekkilinin, davalı kurumda çalışması bilfiil olduğu
halde, bilgisi dışında ve imzası bulunmadığı halde eksik pirim ödemek amacı
ile eksik gün bildiriminde bulunulduğunu; mağduriyetinin giderilmesi için
Milli Eğitim Bakanlığı’na yaptığı başvurunun reddedildiğini; aynı işyerinde
çalıştığı iş arkadaşları olan tanıklar
dinlendiğinde haklılığının ortaya çıkacağını ifade ederek, sonuç
itibariyle; müvekkilinin 01.11.1984-15.06.2000 tarihleri arasındaki sürekli
ve fasılasız çalışmasına karşılık,
çalışmadı gösterilen günlerin tespitine karar verilmesi
istemiyle, 9.7.2003 gününde adli
yargı yerinde dava açmıştır.
SORGUN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 20.11.2003 gün ve
E:2003/340, K:2003/524 sayı ile, davalı Bakanlık vekilinin dilekçesine ekli sunduğu Yüksek Yargıtay
9. Hukuk Dairesinin 24.05.1999 gün 1999/7930-9226 esas-karar sayılı
içtihatları doğrultusunda, taraflar arasındaki davacının çalıştırılmasına
dair akdin; iş hukukundan çok dayanağını 657 S.Y.nın 4. Maddesi kapsamında
geçici personel statüsü ile başlatılıp devam ettirildiği, bu nedenle uyuşmazlığın idare hukukunu
ilgilendirdiği, davanın idari dava niteliğini taşıdığı ve mahkemelerinin
yargı yolu itibariyle görevsiz bulunduğu;
görevli mahkemenin Kayseri İdare Mahkemesi olduğu gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
Davacı vekili bu kez, aynı istemle, 10.2.2006
gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.
KAYSERİ İDARE MAHKEMESİ; 2.3.2006 gün ve
E:2006/662, K:2006/316 sayı ile, 506 sayılı SSK Kanunu ve 1475 sayılı İş
Kanunu kapsamında işçi ve işveren arasında çıkan ihtilafların görüm ve
çözümünde görevli mahkemeler İş Mahkemeleri olup, idare mahkemelerinin bu
yönde görevi bulunmadığı; davacının davalı idarede, 14395175 sigorta sicili
ile ücretli usta öğreticisi olarak istihdam edildiği ve buna göre davacının
işçi statüsünde bulunduğu açık olmakla,
hizmet tespitine ilişkin olarak açılan bu davanın görüm ve çözümünün
Adli Yargı yerindeki mahkemelere ait olduğu, mahkemelerinin bu hususta görevinin
bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz
edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU,
Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,
Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.3.2007 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın
27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri
arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev
uyuşmazlığı doğduğu ve idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen
yönteme uygun olarak, davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik
kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği
anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden görev
uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın
ÇELİK’in, davanın çözümünde adli yargının
görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili
Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile
Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki
yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP
DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 14395175 sigorta sicil numaralı davacının,
01.11.1984 -15.06.2000 tarihleri arasındaki sürekli ve fasılasız
çalışmasına karşılık, çalışmadı
gösterilen günlerin tespitine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.
4857 sayılı İş Kanunu’nun Sigorta Primleri başlıklı
61. maddesinde; sigortalılara yıllık ücretli izin süresi için ödenecek
ücretler üzerinden iş kazaları ile meslek hastalıkları primleri hariç,
diğer sigorta primlerinin, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunundaki esaslar
çerçevesinde işçi ve işverenler yönünden ödenmesine devam olunacağı
belirtilmiştir. İşaret edilen 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun VIII. Bölümün 72 ilâ 84. maddelerinde Primler konusu düzenlenmiş; Kanun’un 72. maddesinde, iş kazalarıyla meslek hastalıkları,
hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının gerektirdiği
her türlü yardım ve ödemelerle her çeşit yönetim giderlerini karşılamak
üzere, Kurumca bu kanun hükümlerine göre prim alınacağı; 73. maddesinde, prim oranları, 74. maddesinde, iş kazalarıyla
meslek hastalıkları prim oranının tespitinin nasıl yapılacağı; 77.
maddesinde, ödenecek primlerin hesabında hangi
ücret ve ödemelerin esas alınacağı;
Prim belgeleri başlıklı 79. maddesinde, prim belgelerinin ne
zaman kuruma verileceği, eklenecek belgeler, belgelerin
verilmemesi veya noksan verilmesi halinde uygulanacak müeyyideler, prim
borcuna itirazın şekli ve sonuçlarının neler olduğu, sigortalının çalıştığı bir veya birkaç
işte, bu Kanunda yazılı prim ödeme şartını yerine getirmiş olmasına rağmen
kendisi için verilmesi gereken kayıt ve belgelerin işveren tarafından
verilmediği veya verilen kayıt ve belgelerde kazançların veya prim ödeme
gün sayılarının eksik gösterildiğinin Kurumca tespit edilmesi halinde,
hastalık ve analık sigortalarından gerekli yardım yapılacağı; 80. maddesinde, işverenin, bir ay içinde
çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı
üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden
kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç
ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödemeye mecbur olduğu belirtilmiş; 81.
maddesinde, ödenmeyen primler ve verilen cezalar için Kurumca düzenlenecek
belgeler açıklanmış, Uyuşmazlıkların çözüm yeri başlıklı 134. maddesinde
ise, bu kanunun uygulanmasından doğan uzlaşmazlıkların, yetkili iş
mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görüleceği
kuralına yer verilmiştir.
Olayda, davacının; sigortalı olarak fasılasız
çalışmasına karşılık, bilgisi dışında ve imzası bulunmadığı halde; eksik
pirim ödemek amacı ile eksik gün bildiriminde bulunulduğu iddiasıyla,
çalışmadı gösterilen günlerin tespitine karar verilmesi istemiyle, tanıklar
da göstererek dava açtığı anlaşılmaktadır.
Bu duruma göre,
sigorta primleriyle ilgili hususların 506 sayılı Yasa’da
düzenlendiği, bu Yasa’nın
uygulanmasından doğan uzlaşmazlıkların, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara
bakmakla görevli mahkemelerde görüleceği yolundaki 134. madde hükmü
karşısında, uyuşmazlığın görüm ve çözümünde; adli yargı yerleri görevli
bulunmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Sorgun Asliye Hukuk
Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.
SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna,
bu nedenle Sorgun Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 20.11.2003 gün ve E:2003/340, K:2003/524 sayılı GÖREVSİZLİK
KARARININ KALDIRILMASINA, 5.3.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar
verildi.
* * *
Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:
ESAS NO
: 2006/204
KARAR NO:
2006/266
KARAR TR
: 25.12.2006
(Hukuk Bölümü)
ÖZET: 3257 sayılı Sinema, Video ve Müzik Eserleri
Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ
YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.
K A R A R
Davacı :
A. K.
Vekilleri :
Av. N.K. - Av. Y.K.
Davalı :
Bornova Belediye Başkanlığı
Vekilleri :
Av. M.A. – Av. S.Ç.
O L A Y : Bornova Belediyesi Encümeni’nin
20.4.2004 gün ve 24-523 sayılı kararı ile, 3257 sayılı Sinema, Video ve
Müzik Eserleri Kanunu’na aykırı olarak bandrolsüz, korsan müzik ve film
CD’si sattığının 5.3.2004 tarihinde tespit edildiğinden bahisle davacıya
3257 sayılı Yasa’nın 12. maddesi ve 1580 sayılı Yasa’nın 83/9. maddesi
gereğince idari para cezası verilmiştir.
Davacı vekili, söz konusu para
cezasına adli yargı yerinde itirazda
bulunmuştur.
İZMİR 4. SULH CEZA MAHKEMESİ; 3.5.2005 gün ve
E:2004/33 D.İş; K:2005/81 D.İş sayı ile, muteriz vekilinin Mahkemelerine
vermiş olduğu dilekçede, Bornova Belediye Başkanlığı Encümeni tarafından
müvekkilinin 170 adet bandrolsüz ve kaçak CD sattığından bahisle para
cezası kesildiğini, ele geçirilen CD sayısının 170 değil, 200 olup, bu
CD’lerden yaklaşık 50 adedinin oyun CD’si, geri kalan 150 adet CD’nin ise
parekende satış yapan yerlerden alınan faturalı, üzerinde bandrolü bulunan
CD’ler olduğunu, bu durumun inceleme yapıldığı taktirde ortaya çıkacağı,
usulsüz olarak Bornova Belediyesi Encümeni’nin vermiş olduğu 24/04/2004
tarih ve 24-523 karar sayılı kararın kaldırılmasını talep etmiş ise de,
dava konusu olay ile ilgili olarak karar vermeye yetkili ve görevli
mahkemenin idare mahkemesi olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle kesin olarak
görevsizlik kararı vermiştir.
Davacı vekili, bu kez, idari para cezası
verilmesine ilişkin Encümen kararının iptali istemiyle 2.6.2005 tarihinde
idari yargı yerinde dava açmıştır.
İZMİR 1. İDARE MAHKEMESİ; 31.1.2006 gün ve E:
2005/663; K: 2006/106 sayı ile, 1.6.2005
tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 27., geçici 2.
ve geçici 3. maddelerinden söz ederek, yukarda yer verilen Kanun
hükümlerinden, Kabahatler Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden
itibaren idari para cezalarına karşı açılan davaların, Kabahatler Kanunu
kapsamında olduğu ve idari yaptırım olarak para cezası öngören kanunlarda
itiraz yeri olarak idare mahkemeleri gösterilmiş olsa dahi görüm ve
çözümünün adli yargı yerlerinin görev alanına girdiği sonucuna ulaşıldığı,
bu nedenle, dava konusu idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve
çözümünün adli yargı yerinin görevine girdiği, nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce verilen kararlarda,
idari para cezalarına karşı Kabahatler Kanunu'nun yürürlüğe girdiği
tarihten sonra açılacak davaların görüm ve çözümünün sulh ceza
mahkemelerinin görevine girdiğinin belirtildiği gerekçesiyle
görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.
İNCELEME VE GEREKÇE:
Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet
AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Z.
Nurhan YÜCEL, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in
katılımlarıyla yapılan 25.12.2006 günlü toplantısında;
I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı
Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;
Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988
günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık
Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip
değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya
da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın
mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli
ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının
anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk
uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari
organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında
yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak
nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev
ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde
incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum
gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının
Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.
Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı
Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı
doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak
davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece
Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir
noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının
incelenmesine oybirliği ile karar verildi.
II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane
TOPUZ’un, davanın çözümünde idari
yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan;
ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet
BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının
görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ
GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Dava, 3257 sayılı Yasa’ya aykırı olarak bandrolsüz
CD satıldığı nedeniyle verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle
açılmıştır.
23.1.1986 tarih ve 3257 sayılı Sinema, Video ve
Müzik Eserleri Kanunu’nun “İdari Ceza” başlığını taşıyan 12. maddesi “9
uncu madde hükmüne aykırı olarak işletme belgesiz veya bandrolsüz ve özel
işaretsiz eserlerin ve kopyalarının her biri için belediyelerce 10.000 lira
para cezası tahsil edilir.
Belediye sınırları dışında bu cezalar, mahallin en
büyük mülki amirliği tarafından verilir.
Bu cezalar 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil
Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre mal memurluğunca tahsil edilir.
İdari cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15
gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece
verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz, zaruret görülmeyen
hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır.
İtiraz üzerine verilen cezalar kesindir.” hükümlerini taşımakta olan 12.
maddesi, 3.3.2004 tarih ve 5101 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına İlişkin Kanun’un 8. maddesi ile başlığıyla birlikte
değiştirilmiş ve “Bandrol kullanımına ilişkin ihlâllerde uygulanacak ceza
hükümleri” başlığıyla “Bu Kanunun bandrol kullanımına ilişkin hükümlerine
aykırı fiillerde bulunanlar hakkında, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri
Kanunu’nun 81 inci maddesinde öngörülen cezalar uygulanır.” şeklinde yeniden
düzenlenmiş olup, maddede atıfta bulunulan 5846 sayılı Yasa’nın 81. maddesi
de anılan 5101 sayılı Yasa’nın 24. maddesiyle değiştirilmiş ve sözü edilen
değişik 81. maddede, musiki ve sinema eserlerinin çoğaltılmış nüshaları ile
süreli olmayan yayınlara bandrol yapıştırılması ve Bakanlıkça bastırılıp
satılacak olan bandrollerin alınabilmesi için bandrol talebinde bulunanın
yasal hak sahibi olduğunu beyan eden bir taahhütnameyi doldurması
zorunluluğu getirilmiş; bu maddede belirtilen ihlâllerde, genel kolluk ve
zabıta tarafından yetkili ve görevlilerin ihbarı üzerine harekete
geçilerek, usulsüz ve izinsiz olarak çoğaltılmış ve yayılmış nüsha ve
yayınlar ile bunları çoğaltmaya yarayan her türlü araç ve diğer delillerin
toplanarak Cumhuriyet Savcısına suç duyurusu ile birlikte sevk edileceği
öngörülmüş; Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine usulsüz çoğaltılmış nüsha
ve yayınlar ile teknik araçlar ve işyerleri hakkında yetkili mahkemece
hangi yaptırımların uygulanacağı belirtilmiş; 7. fıkrasında, bu Yasa kapsamında
korunan, yasal olarak çoğaltılmış bandrollü nüshaların da yol, meydan,
pazar, kaldırım, iskele, köprü ve benzeri yerlerde satışına yasak
getirilmiş; 9. fıkrasında ise, 3 bent halinde, bu Yasa hükümlerine aykırı
kasıtlı fiiller nedeniyle açılacak kamu davasında mahkemece hükmedilecek
hapis ve ağır para cezaları düzenlenmiştir.
12.3.2004 tarih ve 25400 sayılı Resmi Gazete’de
yayımlanan 5101 sayılı Yasanın 29. maddesine göre, bu Yasanın 15. maddesi
ve 26. madde ile 5846 sayılı Yasaya eklenen Ek 10. maddenin (2) numaralı
bendinde yer alan “44 üncü madde gereğince alınması zorunlu sertifikaları
almaksızın faaliyet gösteren” ibaresinin Yasanın yayımı tarihinden altı ay
sonra yürürlüğe girmesi öngörülmüş, diğer maddeleri ise yayımı tarihinde
yürürlüğe girmiştir.
Bu düzenlemelerden: 3257 sayılı Yasa’nın “idari
ceza” uygulamasına ilişkin 12. maddesi değiştirilerek, 12.3.2004 tarihinden
itibaren yapılan atıf nedeniyle 5846 sayılı Yasa’nın değişik 81. maddesinde
düzenlenen “adli ceza” uygulamasına geçildiği anlaşılmaktadır.
Daha sonra, 21.7.2004 tarihinde
yürürlüğe giren 14.7.2004 gün ve 5224 sayılı Sinema Filmlerinin
Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması İle Desteklenmesi Hakkında Kanun’un
16. maddesi ile 23.1.1986 tarihli ve 3257 sayılı Sinema, Video ve Müzik Eserleri
Kanunu |