21 Temmuz 2007 CUMARTESİ

Resmî Gazete

Sayı : 26589

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ KARARLARI

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS   NO   : 2004/127

KARAR NO: 2007/31

KARAR TR : 2.4.2007

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET: Su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan büyükşehir belediyelerinde 2560 sayılı İSKİ Kanunu’nun 23. maddesine göre tahsil edilen atık su  bedelinin, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen mükerrer 44. maddesinde düzenlenen çevre temizlik vergisi uygulamasının kapsamı dışında kalması nedeniyle vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülük niteliğinde OLMADIĞI İDARİ YARGI kararının, hüküm uyuşmazlığına konu 30.12.1994 ila 29.2.2000 dönemlerine ait atık su bedeli ve gecikme zammına ilişkin kısmının KALDIRILMASI ve hukuk ve usule uygun bulunan ADLİ YARGI kararının BENİMSENMESİ suretiyle HÜKÜM UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİ hk

 

K A R A R

 

Hüküm Uyuşmazlığının Giderilmesini İsteyen : İZSU Genel Müdürlüğü 

Vekilleri                      : Av. F.U.-Av.N.K.

Karşı Taraf                : Selin Apartmanı adına Yönetici M.K.S.

Vekili                         : Av. Ö.T

 

O L A Y     :İZSU Genel Müdürlüğü’nün 1991 yılında gönderdiği sözleşme örneği ile aboneliğe davet edilen Selin Apartmanı Yönetimince, artezyen kullanımından kaynaklanan atık suların kendi foseptik çukuruna akıtıldığı öne sürülerek itiraz edilmiş; 13.5.1996 tarihli dilekçe ile de, apartman adına atık su ücreti tahakkuk ettirilmemesi ve tahakkuk ettirilen ücretlerin de silinmesi istenilmiş; ancak, İZSU tarafından, 1.11.1994 tarihi itibarıyla 101295 no’lu örnekleme atık su aboneliği tesis edilmiş olan Selin Apartmanı’ndan Kasım/1994 ila Temmuz/2000 tarihleri arasına ilişkin, 28.7.2000 tarihi itibarıyla hesaplanan 1.584.160.000.-TL atık su ücreti ve 2.664.657.200.-TL gecikme zammı olmak üzere toplam 4.248.817.200.-TL’nin ödenmesi istenilmiştir.

1 - Davacı Apartman Yöneticisi vekilince, müvekkil apartman adına tahakkuk ettirilen atık su ücretleri ve gecikme zammı tutarı 4.248.817.200.- liranın terkinine ve dayanağı olan atık su tarifesinin iptaline karar verilmesi istemiyle, 3.8.2000 gününde idari yargı yerinde dava açılmıştır.

İZMİR 3. VERGİ MAHKEMESİ; 4.6.2001 gün ve E:2000/915, K:2001/860 sayı ile, davanın, yükümlü adına tahakkuk ettirilen atıksu ücreti ve dayanağı tarife ve yönetim kurulu kararlarının iptali istemiyle açıldığı, yükümlünün, bulundukları apartmanın şehir kanalizasyonuna doğrudan bağlantısı bulunmadığını ve belediyeden atıksudan dolayı alınmakta olan bir hizmet söz konusu olmadığını, davalı idarenin ise, bu hizmetin varlığını iddia etmesi üzerine söz konusu uyuşmazlığın açığa kavuşturulabilmesi amacıyla 28.02.2001 tarihinde yapılan mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan ve Mahkemelerince benimsenen bilirkişi raporuna göre, apartmanın önündeki caddede bir kanalizasyon şebekesi ve dolayı­sıyla kanalizasyon hizmeti bulunduğu, apartmanın atık sularının da foseptikler vasıtasıyla kanalizasyon şebekesine boşaltıldığı anlaşıldığından, abonelik tesis işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı, tahakkuk ettirilen atıksu bedeli ile tarifesi ve dayanağı yönetim kurulu kararına gelince; öncelikle, 1994 yılına ilişkin tarh ve tahakkuk zamanaşımı 1999 yılında dolduğuna göre, 2000 yılında 1994 yılının değişik aylık dönemleri için yapılan atıksu tahakkukunda zamanaşımı bulunduğu, Belediye Gelirleri Kanunu'na 15.7.1993 günlü Resmi Gazete'de yayımlanan 3914 sayılı Kanun’la eklenen ve "Çevre Temizlik Vergisi" başlığını taşıyan mükerrer 44 üncü maddeden söz ederek, çevre temizlik vergisi tarifesinde yer alan bina gruplarının tespitine ilişkin Bakanlar Kurulu Kararının 31.12.1993 günlü Resmi Gazete'de yayımlanarak 1.1.1994 tarihinden itibaren yürürlüğe girdiği, buna göre 1.1.1994 tarihinden itibaren gerek katı atık, gerekse atıksu için belediye yahut belediyelere bağlı olarak hizmet gören su ve kanalizasyon idarelerince istenilen meblağların, çevre temizlik vergisini teşkil ettiği, ayrıca, 2560 sayılı Kanun'un 1.maddesinin 1. ve 4. fıkraları ile bu Kanuna 3305 sayılı Kanun’la eklenen Ek 5.maddede; Büyükşehir belediyelerine ait olan su kanalizasyon hizmetlerini yürütmek üzere büyükşehir belediyelerine bağlı, müstakil bütçeli, kamu tüzel kişiliğine haiz "Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüklerinin" kurulduğunun belirtildiği, yukarıda anılan mükerrer 44. maddenin 12. fıkrasının son cümlesinde açıklandığı gibi atık su bedellerinin "tahsiline" ilişkin uygulamayı yürütecek olan idarelerin, büyükşehir belediyelerine bağlı olarak kurulmuş bulunan işte bu genel müdürlükler olduğu, bağlı oldukları büyükşehir belediyesi isimlerine göre İSKİ, ASKİ gibi adlarla anılan bu idareler, aslında büyükşehir belediyesine ait olan su kanalizasyon hizmetlerini yürütmek üzere kurulan ve bu konularda görevli ve yetkili bulunan idareler olduklarından, mükerrer 44. maddedeki tarife ve çevre temizlik vergisi tarifesinde yer alan bina gruplarını belirleyen Bakanlar Kurulu Kararına göre, atıksu ile ilgili olarak bina gruplarını topluca veya ayrı ayrı dikkate almak suretiyle ve su tüketim bedelini aşmamak üzere alınacak olan çevre temizlik vergisini tespit için belediye meclislerine verilen yetkiyi kullanma hakkına sahip bulundukları, ancak, tarifenin 2560 sayılı Kanun'un 3305 sayılı Kanun’la değişik 23. maddesindeki esaslara göre düzenlenmesinin mümkün bulunmadığı, zira, uygulanması için tüm koşulların yerine getirildiği 1.1.1994 tarihinden itibaren uygulanan ve anılan ödentiyi çevre temizlik vergisi kapsamına alan 2464 sayılı Kanun'un mükerrer 44 üncü maddesi, konu ile ilgili tüm kamu idarelerine hitap eden ve bu verginin tarifesini, bina gruplarını, haddini belirleyen bir yeni düzenleme teşkil ettiği, beldelerden bir kısmı vergiyi düzenleyen mükerrer 44 üncü madde ve buna ilişkin mevzuata göre çevre temizlik vergisini hesaplayıp alırken diğer kısmında vergi dışı ve akdi bir ilişki sayılan zamana ait tarifeleri uygulamalarının vergi yükünün kanunla konulup değiştirilebileceği hakkındaki Anayasa'nın 73/2. maddesine aykırılık teşkil ettiği, “Tahsile ait Usuller" deyiminin mükerrer 44. madde esaslarına uymak suretiyle tarife yapmayı ve bu tarifeye göre çevre temizlik vergisini tahsil etme işlemlerini ifade ettiği, esasen, yeni bir hüküm olan mükerrer 44 üncü madde ile, anılan genel müdürlüklere münhasıran tahsile ait usullerin bırakılmış olmasının, 2560 sayılı Kanun'un 23'üncü maddesinin artık uygulanamayacağını gösterdiği, nitekim, Danıştay 9. Dairesi’nin benzer bir uyuşmazlıkta karar düzeltme aşamasında verdiği 29.6.1999 tarih ve E: 1998/2387, K: 1999/2815 sayılı kararının da bu yönde olduğu, bu durumda; İZSU Genel Müdürlüğü’nün 2560 sayılı Kanun’un 23. maddesindeki esaslara göre dava konusu dönem için tahakkuk ettirdiği atık su ücreti ve ilgili tarife ile dayanağı yönetim kurulu kararlarında yasal uyarlık görülmediği gerekçesiyle dava konusu atık su ücreti tahakkuku ile dayanağı tarife kararının atıksu ücretine ilişkin kısmının iptaline karar vermiş; bu karar, davalı idarenin temyiz istemi üzerine DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRESİ’nin 11.6.2002 gün ve E:2001/4337, K:2002/2823 sayılı kararıyla onanmak ve karar düzeltme isteği de aynı DAİRE’nin 3.12.2003 gün ve E:2002/5303, K:2003/5284 sayılı kararıyla reddedilmek suretiyle kesinleşmiştir.

2 - İZSU vekili tarafından, 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin kuyu atık su konut bedeli olarak ödenmeyen 1.115.110.000.- TL asıl alacak ile 61.590.733.- TL işlemiş faiz ve 2.275.233.200.-TL işlemiş gecikme zammı olmak üzere 3.451.933.933.-TL alacağın tahsili için Selin Apartmanı adına 9.3.2000 gününde İZMİR 16. İCRA MÜDÜRLÜĞÜ’nün 2000/1450 sayılı dosyasında ilâmsız takip başlatılmıştır.

Davacı Apartman Yöneticisi vekilince, itiraz süresinin geçmesi ile takibin kesinleştiği belirtilerek, dava sonuçlanıncaya kadar İzmir 16. İcra Müdürlüğü’nün 2000/1450 sayılı takibinin tedbiren durdurulmasına, bu icra takibine konu ve miktarda borcun olmadığının tespitine ve %40’dan aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesi istemiyle, 17.8.2000 gününde adli yargı yerinde menfi tespit davası açılmıştır.

İZMİR 11. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 5.6.2003 gün ve E:2000/669, K:2003/470 sayı ile, davacı vekili dilekçesiyle davalı idarenin müvekkili aleyhine İzmir 16. İcra Müdürlüğü’nün 2000/1450 sayılı dosyası ile takibe giriştiğini, itiraz süresinin geçmesi sebebiyle takibin kesinleştiğini, müvekkilinin davalı idareye karşı borçlu olmadığının tespitini istediğini bildirdiği, Selin Apartmanı’na davalı tarafından tahakkuk ettirilen 3.451.933.933.-TL atık bedeli için 16. İcra Müdürlüğü’nün 2000/1540 Esası altında apartman aleyhine takip yapılmış olup, davacı bu dava ile borçlarının olmadığının tespitine karar verilmesini istediği, öncelikle atık su bedelinin çevre temizlik vergisi içinde mi yoksa dışında mı olduğu ve konunun çözümlenmesine vergi mahkemelerinin mi yoksa adli yargının mı bakması gerektiği konusunda bazı tereddütler yaşanmış ise de, daha sonra belirlenen uygulama ve ayrıca 13.Hukuk Dairesi’nin 6.12.2001 tarih 2001/10852-11423 sayılı içtihadında açıkça belirtildiği üzere, İZSU’nun 2560 sayılı Yasa hükümlerine göre kurulmuş ve atıksular için tesisler kurmak, tarifeler hazırlamak, kullanma ve atık sular için para tahsil etmek görev ve yetkisi ile donatılmış olduğu, bu yetkinin de idare tekiline verildiği, böylece atık su bedelinin çevre temizlik vergisi içerisinde olmadığı, konunun çözümlenmesinin de adli yargının görevinde olduğunun belirlendiği, keza belediye yaptığı diğer hizmetlerin karşılığını vatandaşlardan alabiliyorsa atıksu içinde tesis kurarak bir harcama yaptığına göre bunun bedelini de kullananlardan alması kadar normal bir davranış olamayacağı, dolayısıyla, atık bedeli çevre temizlik vergisi içinde olmayıp, konunun çözümlenmesinin de adli yargı mahkemelerinin görevleri dahilinde bulunduğu, yapılan incelemede bilirkişi verdiği 2 ayrı rapor ile yeraltından çıkarılan her damla suyun atık su olarak değerlendirilmesi gerektiğini bildirdiği, Yargıtay uygulamasının da bu yönde olduğu, ayrıca 2. rapor ile bilirkişinin tarifeye göre hesaplamalarda yaparak idare tarafından talep edilen atıksu bedelinin ve gecikme bedelinin uygun olduğunu belirlediği, böylece davalının tarife uyarınca davacı tarafa borcunu bildirdiği, talep edilen bedel kadar davacının alacağının mevcut olduğu, davacı taraf icra inkar tazminatı istemiş ise de, bu konuda tedbir konulup davacı alacağını geciktirici bir süreç yaşanmadığına göre icra inkar tazminatı talebinin reddinin icap ettiği gerekçesiyle davanın reddine, dosyada tedbir verilmediği ve davalının alacağı bu şekilde durdurucu bir eylem olmadığından davalı lehine icra inkar tazminatı verilmesine bu dosya için yer olmadığına karar vermiş; bu karar, davacı vekilinin temyiz istemi üzerine YARGITAY 13. HUKUK DAİRESİ’nin 11.3.2004 gün ve E:2003/12807, K:2004/3210 sayılı kararı ile onanmak ve karar düzeltme isteği de aynı DAİRE’nin 14.9.2004 gün ve E:2004/8038, K:2004/11863 sayılı kararıyla reddedilmek suretiyle kesinleşmiştir.

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİNDEN İSTEK :

İZSU Genel Müdürlüğü vekilince, İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce, Selin Apartmanı’nın 1994-2000 dönemine ilişkin İdarelerince tahakkuk ettirilen atıksu bedeli borcunun olduğu, diğer bir ifadeyle, borçlu Selin Apartmanı’nca 1994-2000 dönemine ilişkin atıksu bedelinin ödenmediği tespit edilmiş ve İZSU Genel Müdürlüğü’nün alacaklı olduğu tespit edilmişken ve bu karar kesinleşmişken İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nce (1994-2000) aynı döneme ilişkin atıksu bedeline ilişkin tahakkukun iptal edildiği, bu durumda, yukarıda sözü edilen İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi ilamı ile, 1994-2000 tarihleri arasına ilişkin İdareleri tarafından İzmir 16. İcra Müdürlüğü’nün 2000/1540 Esas sayılı dosyası ile yapılan 3.451.933.933.-TL atıksu bedeli + gecikme bedeline ilişkin borçlarının olmadığının tespiti talebi reddedilmiş olmasına karşılık, İzmir 3. Vergi Mahkemesi'nce aynı döneme ilişkin atıksu ücreti tahakkukunun iptaline karar verildiğinden, söz konusu atıksu bedelinin tahsil edilemez hale geldiği, esasen, mahkeme kararları arasındaki çelişmenin, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'na 3914 sayılı Kanun’la eklenen mükerrer 44. madde ile 01.01.1994 tarihinden itibaren getirilen "atık su ile ilgili çevre temizlik vergisi" uygulamasına ilişkin olarak   büyükşehir   belediyeleri   hakkında Danıştay ve Yargıtay'ca farklı görüşlerin benimsenmiş olmasından kaynaklandığı,Danıştay'ın, 2464 sayılı Kanun'un mükerrer 44. maddesine göre atık su bedelinin 01.01.1994 tarihinden itibaren vergi olduğu ve 2560 sayılı İSKİ Kanunu'nun 23. maddesi uygulanamaz hale geldiğinden, su ve kanalizasyon idarelerince de mükerrer 44. maddeye göre hesaplanarak istenebileceği görüşünü benimsemesine karşılık, Yargıtay'ın, 2464 sayılı Kanun'un mükerrer 44. maddesinin 12. fıkrası ile büyükşehir belediyelerinin ayrık tutulması nedeniyle 2560 sayılı Kanun hükümlerine göre su ve kanalizasyon idarelerince abonman sözleşmesine dayalı olarak istenen atık su bedelinin bir ücret olduğu görüşünün benimsendiği, nitekim, Anayasa Mahkemesi’nin 14.02.1991 tarih ve E:1990/18, K:1991/4 sayılı kararında, atık su bedelinin vergi veya benzeri mali yükümlülük olmadığının açıkça belirtildiği; çevre düzenlemesinde kullanılan atık su bedeli alınmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığında Uyuşmazlık Mahkemesi'nce, 17.06.1996 gün ve 1996/33-76 sayı ile, davanın adli yargı yerinde görülmesine karar verildiği, ayrıca Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 16.06.2003 tarihli 2002/56 ve 2003/33 sayılı hüküm uyuşmazlığına ilişkin kararından söz ederek, atıksu bedeline ilişkin tahakkukun iptali için açılan davalarda vergi mahkemelerinin Uyuşmazlık Mahkemesi kararına rağmen halen kendilerini görevli görerek hüküm tesis ettikleri, Danıştay’ın ise, vergi mahkemelerinin esas hakkında verdikleri kararları onaylayarak Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarını gözardı ettiği, idari yargıda halen derdest olan bini aşkın atıksu dava dosyaları bulunduğu dikkate alındığında, her bir uyuşmazlık dosyası için Uyuşmazlık Mahkemesi'ne müracaat edilerek ayrı(dosyasına münhasır) karar çıkartılmak istenmesi halinde bu hususun hem bir kaos yaratacağı, hem de adaletin işleyişini yavaşlatacağı, atıksu bedeli ile ilgili tüm ihtilaflarda adli yargı merciilerinin görevli olduğu konusunda uyulması zorunlu hale getirilmiş ilke kararı alınmasını, İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kesinleşen 05.06.2003 tarih ve 2000/669 E, 2003/470 K sayılı kararı ile atıksu bedelinin tahsiline karar verilmiş iken İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nce aynı döneme ilişkin tahakkukun terkinine dair verilen 04.06.2001 tarih ve 2000/915 E, 2001/860 K sayılı kesinleşmiş karar ile İdareleri alacağı olan atıksu bedeli tahsil edilemez hale geldiğinden; atıksu bedelinin çevre temizlik vergisi uygulamasının dışında kalması nedeniyle vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülük niteliğinde olmadığına, İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin görev ve yetkisi dışında verdiği ve kesinleşen 04.06.2001 tarih ve 2000/915 Esas, 2001/860 Karar sayılı kararının kaldırılmasına, İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kesinleşen 05.06.2003 tarih ve 2000/669 Esas, 2003/470 Karar sayılı kararının benimsenmesine, atıksu bedelinin tahsiline ilişkin davaların görümü ve çözümünde adli yargının görevli bulunduğuna, vergi mahkemesinin görevsizliğine, bu suretle hüküm uyuşmazlığının giderilmesine ve duruşma yapılmasına karar verilmesini istemiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 24. ve 16. maddelerine göre ilgili Başsavcıların yazılı düşünceleri istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI :

İzmir 3. Vergi Mahkemesi tarafından verilen 04.06.2001 gün ve 2000/915 Esas, 2001/860 Karar sayılı kararı ile İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen 05.06.2003 gün ve 2000/669 Esas, 2003/470 Karar sayılı kararı nedeniyle oluşan hüküm uyuşmazlığının giderilmesi için İZSU Genel Müdürlüğü vekili tarafından 2247 sayılı Kanun’un 24. maddesi gereğince yapılan müracaatla ilgili Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün 2005/127 Esas sayılı dosyasının incelendiği, Selin Apartmanı yöneticisince davalı İzmir Büyükşehir Belediyesi İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (İZSU) aleyhine İzmir 3. Vergi Mahkemesi’ne, 1994-2000 yıllarının bir kısmına ait 4.248.817.200.-TL tutarındaki atık su bedeli tahakkuk işlemi ve dayanağı atık su ile ilgili tarifenin iptali için dava açıldığı, yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilerek, dava konusu atık su ücreti tahakkuku ile dayanağı tarife kararının atıksu ücretine ilişkin kısmının iptaline dair verilen kararın temyiz incelemesi sonunda onanmak suretiyle kesinleştiği, davacının, davalı idarenin atıksu bedeline ilişkin olarak 3.451.933.933.-TL alacak için İzmir 16. İcra Müdürlüğü'nün 2000/1450 Esas sayılı takip dosyası ile icra takibinde bulunduğu, itiraz edilmeyip takibin kesinleşmesi nedeniyle icra takibinin davanın sonuçlanmasına kadar durdurulmasıyla borçlarının olmadığına karar verilmesi istemiyle davalı İZSU Genel Müdürlüğü aleyhine İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne dava açıldığı, yargılama sonunda 05.06.2003 tarih ve 2000/669 Esas, 2003/470 Karar sayılı kararıyla, davanın reddine karar verilerek temyiz incelemesi sonucu onanmak suretiyle kesinleştiği, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 24. maddesinde belirtilen hüküm uyuşmazlığının oluşabilmesi için, iki farklı yargı merci tarafından görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflardan en az biri aynı olan, kararlar arasında çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesinin olanaksız olmasının gerektiği, adli ve idari yargı yerlerince davanın esası hakkında verilmiş ve kesinleşmiş kararlar bulunduğu, taraflar ve davaların konusu ve sebepleri ve taraflarının da aynı olduğu ve uyuşmazlığın doğduğunun anlaşıldığı, 2560 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile İstanbul   Büyükşehir Belediyesi’nin   su   ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gereken her türlü tesisi kurmak, kurulu olanları devralmak ve bir elden işletmek üzere İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğine haiz bir kuruluş olarak İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nün kurulduğu, anılan Yasanın 13. maddesinin (a) bendinde, su satışı ve kullanılmış suların uzaklaştırılmasına karşılık, tarifesine göre abonelerden alınacak ücretler İSKİ'nin gelirleri arasında sayılmış; aynı Yasanın değişik 23. maddesinde, "Su satışı, kanalizasyon tesisi bulunan yerlerdeki kullanılmış suların uzaklaştırılması, septik çukurların boşaltılması giderleri için ayrı tarifeler yapılır. Bu tarifelerin tespitinde yönetim ve işletme giderleri ile, amortismanları doğrudan gider yazılan yenileme, ıslah ve tevsi masrafları ve %10'dan aşağı olmayacak nispetinde bir kâr oranı esas alınır. Tarifelerin tespiti ile tahsilatla ilgili usul ve esaslar bir yönetmelik ile belirlenir” hükümlerine yer verildiği, 2560 sayılı Yasa’ya 5.6.1986 tarih ve 3305 sayılı Yasa ile eklenen "Bu Kanun diğer büyükşehir belediyelerinde de uygulanır" şeklindeki Ek 5. madde hükmüne dayanılarak, Bakanlar Kurulu kararı ile, İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek üzere İzmir Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğini haiz bir kuruluş olarak İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU) Genel Müdürlüğü’nün kurulduğu, davacı vekili dilekçesinde, kullanılan artezyen suyunu kendi mülk ve imkanlarıyla yeraltından sağlamış olduklarını ve apartmana ait foseptik çukuru bulunduğunu, kanalizasyonlara atıksu vermediklerini, kurum ile sözleşme yapmadıklarını, bu nedenle, atıksu parası alınamayacağını ileri sürdüğü, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü; 14.10.1991 gün ve 1991/29 Esas, 1991/29 Karar sayılı kararı ile, gerek 2560 sayılı Yasa'nın 23. maddesi gerekse buna dayanılarak çıkarılan İSKİ Tarifeler Yönetmeliği’nin 5,16 ve 17. maddelerinde, İSKİ'ye ait kanalizasyonları kullananlardan atık su bedelinin tarifeye göre alınacağının belirtildiği ve bunun taraflar arasında bir sözleşmeye dayandırılacağının hükme bağlandığı, buyurucu nitelikteki bu hükmün sözleşme yapılmaksızın atık su üretenleri de sözleşme yapmakla yükümlü kıldığı, bu hükme uymayanların sözleşme yapma durumunda olmaları nedeniyle atıksu bedeli ödemekten kaçınmalarına olanak bulunmadığı, İSKİ tarafından düzenlenen tarifelerle tespit edilen atık su bedelinin Anayasa'nın 73. maddesinde öngörüldüğü biçimde kanunla konulan vergi, resim, harç ve benzeri bir mali yükümlülük olduğundan söz edilemeyeceği, bu itibarla, atık su bedeli, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülük olmayıp, özel hukuk alanındaki alacak borç ilişkisini içeren abonman sözleşmesine dayalı ve idare tarafından düzenlenen tarife uyarınca alınan bir bedel olduğundan, bu konuyla ilgili anlaşmazlığın çözümünün adli yargının görevine girdiği gerekçesiyle ve Anayasa Mahkemesi'nin 14.02.1991 gün ve 1990/18; 1991/4 sayılı kararında da, “atık su bedeli, İdareyle kişi arasında sözleşmeyle alacak-borç ilişkisi doğmakta, atık suların uzaklaştırılması karşılığında alınan ücretlerin vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülük olarak kabul edilmemesi gerekir" denildiği, yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi ile Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarındaki su bedelinin, vergi benzeri mali yükümlülük olmayıp, idareyle kişi arasında abonman sözleşmesiyle kurulan özel hukuk ilişkisi çerçevesinde ve hizmet karşılığında "maliyet-kar esasına göre idarece belirlenen tarifeye dayanılarak alınan bir ücret olduğu" yolundaki kabulün sonuçları itibarıyla; idarenin faaliyet alanı ile ilgili olarak yürürlüğe koyduğu Yönetmelik ile buna dayanan tarife kararlarının yargısal denetiminin idari yargı yerinde, abonman sözleşmesine dayanan bir alacak-borç ilişkisi kapsamındaki atık su bedelinin tahsiline ilişkin davaların ise adli yargı yerinde görülüp çözümlenmesi gerektiği, 3914 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun'un 1. maddesiyle 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'na eklenen mükerrer 44.madde ile, su ve kanalizasyon hizmetleri özel bir yasa ile düzenlenmiş bulunan Büyükşehir Belediyeleri bakımından, 1.1.1994 tarihinden itibaren atık su ile ilgili olarak tahsil edilecek bedelin  ücret mi yoksa vergi mi olduğu noktasında düğümlenen uyuşmazlığın, mali sıkıntı içinde bulunan belediyelere, katı atıkların toplanması ve atık suların uzaklaştırılması hizmetleri karşılığında gelir sağlamak amacıyla, acil ve pratik bir çözüm olarak çevre temizlik vergisi ihdas edilirken, aynı kaynaktan (atık su) özel kanunlarına göre gelir sağlamakta bulunan büyükşehir belediyeleri bakımından bir değişiklik öngörülmeyip, mevcut uygulamanın sürdürülmesi yolundaki iradenin açıkça belirtildiği, belediye gelirleri bakımından genel bir yasa olan 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'nda, özel yasa niteliğindeki 2560 sayılı İSKİ Kanunu'nun 23. maddesini yürürlükten kaldıran bir hüküm de bulunmadığı, buraya kadar yapılan açıklamalar ışığında: su ve kanalizasyon hizmetleri 2560 sayılı İSKİ Kanunu ile düzenlenen büyükşehir belediyelerinin, atık su bedeli uygulaması bakımından 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu'nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen mükerrer 44. maddesi ile getirilen çevre temizlik vergisi düzenlemesinin dışında kaldığı; söz konusu vergi düzenlemesinin, büyükşehir belediyelerince 2560 sayılı Yasa'nın 23. maddesine göre atık su bedelinin bir ücret olarak alınmasına engel teşkil etmeyeceği, su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan büyükşehir belediyeleri bakımından, atık su bedelinin tahsiline ilişkin davaların görüm ve çözümünün adli yargı, Tarifeler Yönetmeliği ile buna dayanan tarife kararlarının yargısal denetiminde idari yargının görevli bulunduğu, açıklanan nedenlerle, uyuşmazlığa konu edilen İzmir 3.Vergi Mahkemesi'nin kesinleşmiş kararının kaldırılarak İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararı benimsenmek suretiyle hüküm uyuşmazlığının giderilmesine karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI :

Davacı Selin Apartmanı yöneticisi adına 1994 ila 2000 yıllarının değişik dönemleri için tahakkuk ettirilen atık su bedeli ile dayanağı tarife ve yönetim kurulu kararının iptali istemiyle İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi (İZSU) Genel Müdürlüğü aleyhine açılan dava sonucunda verilen ve davalının temyizi üzerine Danıştay 9. Dairesi’nce onanmak suretiyle kesinleşen tarife ve tahakkuk işlemlerinin iptaline ilişkin İzmir 3.Vergi Mahkemesi’nin 4.6.2001 tarih ve E:2000/915; K:2001/860 sayılı kararı ile aynı tarifeye dayalı olarak tahakkuk ettirilen ve ödenmemesi üzerine icra takibine geçilen atık su bedelinden dolayı davacının borçlu olmadığının tespiti istemiyle açılan ve İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davanın reddine ilişkin olarak verilen ve Yargıtay tarafından onanmak suretiyle kesinleşen 5.6.2003 tarih ve E:2000/669; K:2003/470 sayılı karar arasında İZSU Genel Müdürlüğü’nce hüküm uyuşmazlığı oluştuğu ileri sürülerek bunun giderilmesinin istenildiği, adli ve idari yargı kararları arasında oluştuğu ileri sürülen hüküm uyuşmazlığının çözümü için öncelikle hüküm uyuşmazlığının oluşup oluşmadığının belirlenmesi gerektiği, 2247 sayılı Yasa’nın 24.maddesine göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan iki ayrı kararın bulunması ve bu kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesinin olanaksız olması gerektiği, hüküm uyuşmazlığına konu edilen kararlardan İzmir 3.Vergi Mahkemesi kararı, Selin Apartmanı Yöneticisi tarafından 1994-2000 yıllarının değişik dönemleri için tahakkuk ettirilen atık su bedeli ile dayanağı tarife ve yönetim kurulu kararının iptali istemiyle açılan davada, tarifenin ve buna dayalı tahakkuk işleminin iptaline ilişkin olarak verilmiş bir karar, İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararı ise, aynı tarifeye dayalı olarak aynı kişiler adına tahakkuk ettirilen ve ödenmemesi üzerine icra takibine geçilen atık su bedelinden dolayı davacının borçlu olmadığının tespiti istemiyle açılan menfi tespit davasında, davanın reddi yolunda verilmiş bir karar olduğu, bu durumda, adli ve idari yargı mercileri tarafından esasa ilişkin olarak verilip kesinleşen, aynı konu ve sebebe dayalı, tarafları aynı olan söz konusu kararlar arasında çelişki olduğu gibi, bu çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi de olanaksız bulunduğundan, olayda 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen anlamda hüküm uyuşmazlığının varlığının kabulü gerektiği, anılan uyuşmazlığın ne yolda çözümleneceğine gelince; 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun mükerrer 44 üncü maddesinde, belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde bulunan ve belediyelerin katı atık toplama ile kanalizasyon hizmetlerinden yararlanan konut, işyeri ve diğer şekillerde kullanılan binaların çevre temizlik vergisine tabi olduğu belirtildikten sonra, 12 inci fıkrasında, belediyelerin su tüketim bedelini aşmamak üzere meclislerince belirlenecek miktarda çevre temizlik vergisi almalarının ve bu verginin su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk etmiş sayılarak, bu bedel ile birlikte tahsil edilmesinin öngörüldüğü, Çevre Temizlik Vergisi Tarifesinde yer alan bina gruplarının tespitine ilişkin 31.12.1993 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu Kararı’nın 8 inci maddesinde, Kararın 1.1.1994 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği belirtildiğinden, 1.1.1994 tarihinden itibaren atık su bedelinin çevre temizlik vergisi kapsamına alınmış bulunduğu, olayda, yükümlünün, kullandıktan sonra İZSU Genel Müdürlüğü’ne ait şehir kanalizasyonuna verdiği ifade edilen atık sudan dolayı 1994-2000 yıllarının muhtelif dönemleri için istenen meblağ çevre temizlik vergisi olarak nitelendiğine göre, davanın Vergi Mahkemesinde karara bağlandığı biçimde çözümü isabetli olup, bu kararla çelişen adli yargı kararının kaldırılması gerektiği, açıklanan nedenlerle, İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kesinleşen 5.6.2003 tarih ve E:2000/669, K:2003/470 sayılı ve menfi tespit isteminin reddi yolundaki kararının kaldırılması ve İzmir 3. Vergi Mahkemesi kararı doğrultusunda karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

USULE İLİŞKİN İNCELEME:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 02.04.2007 günlü toplantısında;

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün 01.05.2006 gün ve E:2004/127 sayılı “Görüşme ve Ara Karar Tutanağı” ile, konunun, İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin kesinleşen 4.6.2001 günlü, E:2000/915, K:2001/860 sayılı kararı ile İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kesinleşen 5.6.2003 günlü, E:2000/669, K:2003/470 sayılı kararı arasında 30.12.1994-29.2.2000 dönemine ilişkin atık su ile ilgili tahsilat hakkındaki dava yönünden, 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörüldüğü şekilde doğduğu öne sürülen hüküm uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle, İZSU Genel Müdürlüğü vekili tarafından yapılan başvuru olduğu belirtildikten sonra,

“KARAR  : İncelemenin tamamlanması için:

1 - Uyuşmazlık Mahkemesi’ne yapılan başvuruya ait dilekçe ve eklerinin karşı tarafa (Selin Apartmanı Yönetimine ) yasal süre olan 30 gün içinde cevap verilmek üzere tebliği suretiyle dosyanın tekemmülünün sağlanmasına,

2 - Uyuşmazlıkla ilgili bulunması nedeniyle İzmir 1. Vergi Mahkemesince İZSU Tarifeler Yönetmeliği’nin 13/4-b. maddesinin iptali yolundaki 19.4.1999 gün ve E:1997/361, K:1999/261 sayılı kararına ilişkin dava dosyasının incelenmek üzere mahkemesinden istenilmesine,

3 - İZSU Genel Müdürlüğünden,

a)İZSU Tarifeler Yönetmeliği’nin, bu Yönetmelik hükümlerinden varsa mahkeme kararı ile iptal edilen veya usulünce değiştirilenleri tarihleriyle birlikte gösteren tam metninin;

 b) İzmir 3. Vergi Mahkemesinin kesinleşen kararı üzerine İZSU Genel Müdürlüğünce Çevre Temizlik Vergisi tahsilatı doğrultusunda herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığının sorulmasına ve buna ilişkin varsa belgelerin istenilmesine,

01.05.2006 gününde  OYBİRLİĞİ İLE karar verildi” denilmiştir.

Bunun üzerine:

1 - Uyuşmazlık Mahkemesi’ne yapılan başvuruya ait dilekçe ve ekleri karşı tarafa (Selin Apartmanı Yönetimine ) tebliğ edilmiş ve Selin Apartmanı Yönetimi vekilince yasal süresi içinde cevap verilmiştir.

2 - İzmir 1. Vergi Mahkemesi’nce İZSU Tarifeler Yönetmeliği’nin 13/4-b. maddesinin iptali yolundaki 19.4.1999 gün ve E:1997/361, K:1999/261 sayılı kararına ilişkin dava dosyası incelenmek üzere Mahkemesinden istenilmiş ve söz konusu dosya Mahkememize gönderilmiştir.

3 - İZSU Genel Müdürlüğü’nce;

a)İZSU Tarifeler Yönetmeliği’nin, bu Yönetmelik hükümlerinden mahkeme kararı ile iptal edilen veya usulünce değiştirilenleri tarihleriyle birlikte gösteren tam metni gönderilmiştir.

b) İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin kesinleşen kararı üzerine İZSU Genel Müdürlüğü’nce çevre temizlik vergisi tahsilatı doğrultusunda herhangi bir işlem yapılıp yapılmadığının sorulması üzerine, dava konusunun atıksu olduğu ve henüz tahsil edilmediği bildirilmiştir.

Daha sonra, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün 5.3.2007 gün ve E:2004/127 sayılı ara kararı ile, “İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin kesinleşen 4.6.2001 günlü, E:2000/915, K:2001/860 sayılı kararı ile İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kesinleşen 5.6.2003 günlü, E:2000/669, K:2003/470 sayılı kararı arasında, 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörüldüğü şekilde doğduğu öne sürülen hüküm uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle, İZSU Genel Müdürlüğü vekili tarafından yapılan başvurunun incelenmesi sırasında gerekli görüldüğünden, İZSU Genel Müdürlüğü’nden:

Selin Apartmanı’nın 30.12.1994-29.2.2000 tarihleri arasındaki her bir dönem için atık su bedeli borcunun hesaplanmasına dayanak teşkil eden tarifenin;

a)                         Hangi Genel Kurul ya da Yönetim Kurulu kararıyla belirlendiğinin,

b) Bu Genel Kurul veya Yönetim Kurulu kararlarından hangilerinin iptal edildiğinin,

c) Genel Kurul veya Yönetim Kurulu kararlarının iptal nedeni mahkeme kararı ise, bu kararların kesinleşme durumunun,

sorulmasına ve buna ilişkin bilgi ve belgelerin gönderilmesinin istenilmesine, 05.03.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE karar verildi” denilmiş, bunun üzerine, davalı idarenin 21.3.2007 günlü yazısı ekinde istenilen bilgi ve belgeler Mahkememize gönderilmiştir.

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 24. maddesinin 2592 sayılı Kanun’la değişik birinci fıkrasında, “1 nci maddede gösterilen yargı mercilerinden en az ikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığı kabul edilir.” hükmü yer almaktadır.

Anılan hükme göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için:

a) Uyuşmazlık yaratan hükümlerin, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından verilmesi,

b) Konu, dava sebebi ve taraflardan en az birinin aynı olması,

c) Her iki kararın da kesinleşmiş olması,

d) Kararlarda davanın esasının hükme bağlanması,

e) Kararlar arasındaki çelişki nedeniyle hakkın yerine getirilmesinin olanaksız bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır.

Hüküm uyuşmazlığı bulunduğu ileri sürülen adli ve idari yargı kararlarının incelenmesinden:

a)     Adli ve idari yargı yerlerince verilmiş kararlar bulunmaktadır.

b)     30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin atık su ve gecikme zammı yönünden her iki yargı yerinde görülen davada, konu aynı olduğu gibi, dava sebebi ve tarafları da aynıdır.

c)     Her iki karar da kesinleşmiştir.

d)     Söz konusu kararlarda davanın esası hükme bağlanmıştır.

e) ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’nce; 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri için hesaplanan kuyu atık su bedeli, gecikme zammı ve faizinin tahsili amacıyla ödeme emri gönderilmek suretiyle icra takibi yapılması üzerine, Selin Apartmanı Yöneticiliği tarafından, itiraz süresinin geçmesi ile takibin kesinleştiği belirtilerek, dava sonuçlanıncaya kadar İzmir 16. İcra Müdürlüğü’nün 2000/1450 sayılı takibinin tedbiren durdurulmasına, bu icra takibine konu ve miktarda borcun olmadığının tespitine ve %40’dan aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesi istemiyle açılan davanın reddine karar verilmiştir.

VERGİ MAHKEMESİ’nce; şehir suyu kullanırken aynı zamanda artezyenden de faydalanan ve 101295 abone numarası ile 01.11.1994 tarihinden itibaren davalı idarenin örnekleme atıksu abonesi olan Selin Apartmanı Yöneticiliği tarafından, davalı idarece, 1994 yılının Kasım ila 2000 yılının Temmuz ayları için atıksu bedeli ile gecikme zammı hesaplanması üzerine, ilgili dönemlere ilişkin atıksu bedeli ve gecikme zammının kaldırılması ve tarifenin iptali istemiyle açılan davada, dava konusu atık su ücreti tahakkuku ile dayanağı tarife kararının atıksu ücretine ilişkin kısmının iptaline karar verilmiştir.

Buna göre, adli yargı kararı ile, İZSU Genel Müdürlüğü’ne atık su bedeline ilişkin olarak tanınan tahsil etme hakkının, idari yargı yerince verilen tahakkukun terkini yolundaki karar nedeniyle infaz edilebilme olanağının kalmadığı anlaşılmaktadır.

Belirtilen nedenlerle, İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi ile İzmir 3. Vergi Mahkemesi kararları arasında, 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleştiği 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasındaki dönemlere ait atık su bedeli ve gecikme zammı yönünden HÜKÜM UYUŞMAZLIĞI BULUNDUĞUNA, OYBİRLİĞİ ile karar verilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Başvuru dilekçesi ve ekleri, uyuşmazlığa konu edilen kararlara ilişkin dava dosyaları, ilgili Başsavcıların düşünce yazıları, dayanılan Yasa ve Yönetmelik kuralları ile uygulamaya ilişkin İZSU Genel Kurul ve Yönetim Kurulunun atık su tarifeleri, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün 1.5.2006 ve 5.3.2007 günlü ara kararları uyarınca ilgili yerlerce gönderilen dosya, bilgi ve belgeler, getirtilen ve konu ile ilgili görülen yargı kararları, davacı tarafından verilen cevap dilekçesi ve ekleri ve Raportör- Hakim Nurdane TOPUZ’un hazırladığı rapor, okunup incelendikten; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra, 2247 sayılı Yasa’nın 25. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

20.11.1981 gün ve 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun’un 1. maddesinde, İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gereken her türlü tesisi kurmak, kurulu olanları devralmak ve bir elden işletmek üzere İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü kurulduğu, İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin, İstanbul Büyük Şehir Belediyesine bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğini haiz bir kuruluş olduğu belirtilmiş, 6.  maddesinin (f)  bendinde, su  satışı  ve kullanılmış  suların  boşaltılmasına  ilişkin  tarifeleri

inceleyerek karara bağlamak, Genel Kurulun görevleri arasında sayılmış, 9. maddesinin (k) bendinde, Genel Müdürlükçe hazırlanan su satışı ve kullanılmış suların boşaltılmasına ilişkin tarifeleri tespit ederek Genel Kurulun onayına sunmak, Yönetim Kurulunun görevleri arasında yer almış, 13. maddesinin (a) bendinde, İSKİ’nin gelirleri arasında su satışı ve kullanılmış suların uzaklaştırılmasına karşılık, tarifesine göre abonelerden alınacak ücretler, gösterilmiş, 23. maddesinde, su satışı, kanalizasyon tesisi bulunan yerlerdeki kullanılmış suların uzaklaştırılması, septik çukurların boşaltılması giderleri için ayrı tarifeler yapılacağı, bu tarifelerin tespitinde, yönetim ve işletme giderleri ile, amortismanları doğrudan gider yazılan (aktifleştirilmeyen) yenileme, ıslah ve tevsi masrafları ve % 10'dan aşağı olmayacak nispetinde bir kar oranının esas alınacağı, tarifelerin tespiti ile tahsilatla ilgili usul ve esasların bir yönetmelik ile belirleneceği, ek 5. maddesinde, bu Kanunun diğer büyükşehir belediyelerinde de uygulanacağı, geçici 10. maddesinde ise, diğer büyükşehir belediyelerinde kurulacak su ve kanalizasyon idarelerinin adına, kadrolarına, mevcut personelinin ve mal varlığının devrine ilişkin esasların İçişleri Bakanlığının teklifi ve Bakanlar Kurulunun kararı ile tespit edileceği düzenlemesine yer verilmiştir.

İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nün Kuruluşu Hakkında 2560/3009 sayılı Kanun’a eklenen 3305 sayılı Kanun ve 25.03.1987 tarih, 19411 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 11.03.1987 tarih ve 87/11594 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile İzmir Büyükşehir Belediyesi’nde su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek amacıyla 01.04.1987 tarihinden itibaren İzmir Büyükşehir Belediyesi Su ve Kanalizasyon İdaresi kurulmuştur.

İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi  (İZSU) Genel Müdürlüğü’nün 3305 sayılı Yasa ile değişik 23. maddesi hükmü gereği, su satışı ve atıksuların uzaklaştırılması hizmetleriyle ilgili tarifelerin hangi kriterlere göre hesaplanacağı ve bu şekilde saptanan bedellerin hangi usul ve esaslara göre tahsil edileceğini belirlemek amacıyla İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü’nün “Tarifeler Yönetmeliği” İzmir Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu'nun 30.12.1987 tarih, 87 / 119 sayılı, Genel Kurul'un 13.03.1988 tarih, GK/4 sayılı kararı ile kabul edilerek 01.01.1988 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.

İZSU Kuruluş Yasası’nın 1. maddesinin 2. fıkrasıyla belirlenen görev alanı içerisinde, kaynaklardan sağladığı içme ve kullanma suyunu konutlara, işyerlerine, sanayiye vb. ulaştırılması ve kullandıktan sonra uzaklaştırılmasıyla ilgili olarak abonelerine götürdüğü her türlü hizmetin bedel, teminat ve yaptırımlarla bunların tahsili esaslarının düzenlendiği Tarifeler Yönetmeliği’nin 51. maddesinde, Yönetim Kurulunca tespit edilen tarifelerin, her yıl bütçe ile birlikte Genel Kurulun onayına sunulacağı, tarife değişikliğini gerektiren fevkalade durumlarda Genel Kurulun olağanüstü toplantıya çağrılabileceği, yıl içinde yapılacak tarife ve tarife değişikliğinin uygulama tarihini tespite Genel Kurulun yetkili olduğu, ancak su satış bedellerinin tespitine esas girdileri içeren bir formülasyonun Genel Kurul'ca onaylanması halinde onaylanan bu formül uyarınca herhangi bir duyuruya gerek kalmaksızın su satış bedellerinin hesap edilerek uygulanmasının başlatılmasının İZSU Yönetim Kurulu Kararıyla yürürlüğe gireceği belirtilmiştir.

Olayda, Vergi Mahkemesinde dava, şehir suyu kullanırken aynı zamanda artezyenden de faydalanan ve 101295 abone numarası ile 01.11.1994 tarihinden itibaren davalı idarenin örnekleme atıksu abonesi olan Selin Apartmanı Yöneticiliği tarafından, davalı idarece, 1994 yılının Kasım ila 2000 yılının Temmuz ayları için atıksu bedeli ile gecikme zammı hesaplanması üzerine ilgili dönemlere ilişkin atıksu bedeli ve gecikme zammının kaldırılması ve tarifenin iptali istemiyle açılmıştır. Asliye Hukuk Mahkemesindeki dava ise, 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri için hesaplanan kuyu atıksu bedeli, gecikme zammı ve faizinin tahsili amacıyla ödeme emri gönderilmek suretiyle icra takibi yapılması üzerine Selin Apartmanı Yöneticiliği tarafından, itiraz süresinin geçmesi ile takibin kesinleştiği belirtilerek, dava sonuçlanıncaya kadar İzmir 16. İcra Müdürlüğü’nün 2000/1450 sayılı takibinin tedbiren durdurulmasına, bu icra takibine konu ve miktarda borcun olmadığının tespitine ve %40’dan aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.

Hüküm uyuşmazlığına konu atık su bedeli yönünden konu incelendiğinde;

Su abonesi olmayan kişi hakkında İSKİ Tarifeler Yönetmeliği hükümlerine göre tahakkuk ettirilen atık su bedeline ilişkin faturanın iptali istemiyle açılan bir davada; İSTANBUL 3. VERGİ MAHKEMESİ’nce, dava konusu bedelin vergi, resim, harç benzeri mali yüküm olduğu kabul edilmek suretiyle işin esası hakkında verilen kararı temyizen incelemekte olan DANIŞTAY DOKUZUNCU DAİRESİ tarafından, işyerinde yer altı suyunun kullanılması nedeniyle İSKİ tarafından istenen atık su bedelinin vergi, resim, harç benzeri mali yükümlülük olmayıp, akdi nitelik taşıdığı kanaatine varıldığından bahisle temyiz incelemesi ertelenerek, 2247 sayılı Yasa’nın 20. maddesine göre görevli yargı yerininin belirlenmesi için başvuruda bulunulması üzerine, UYUŞMAZLIK MAHKEMESİ HUKUK BÖLÜMÜ; 14.10.1991 gün ve E:1991/29, K:1991/29 sayı ile, gerek 2560 sayılı Yasa’nın 23. maddesi gerekse buna dayanılarak çıkarılan İSKİ Tarifeler Yönetmeliği’nin 5,16 ve 17. maddelerinde, İSKİ’ye ait kanalizasyonu kullananlardan atık su bedelinin tarifeye göre alınacağının açıkça belirtildiği ve bunun taraflar arasında bir sözleşmeye dayandırılacağının hükme bağlandığı, buyurucu nitelikteki bu hükmün sözleşme yapılmaksızın atık su üretenleri de sözleşme yapmakla yükümlü kıldığı, bu hükme uymayanların sözleşme yapma durumunda olmaları nedeniyle atık su bedeli ödemekten kaçınmalarına olanak bulunmadığı, sözleşmeden kaçınmanın söz konusu bedelin ödenmesinden kurtulma sonucunu doğurmayacağı ve bunların da sözleşmeli sayılmalarının gerektiği, öte yandan Yasa ve Yönetmelik ile öngörülen usul ve esaslara göre İSKİ tarafından düzenlenen tarifelerle tespit edilen atık su bedelinin Anayasa’nın 73. maddesinde öngörüldüğü biçimde kanunla konulan vergi, resim, harç ve benzeri bir mali yükümlülük olduğundan söz edilemeyeceği, bu itibarla, atık su bedeli, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülük olmayıp, özel hukuk alanındaki alacak- borç ilişkisini içeren abonman sözleşmesine dayalı ve idarece düzenlenen bir tarife uyarınca alınan bir bedel olduğundan, bu konuyla ilgili anlaşmazlığın çözümünün adli yargının görevine girdiği gerekçesiyle ve Anayasa Mahkemesi’nin 14.2.1991 gün ve E:1990/18, K:1991/4 sayılı kararında yazılı gerekçede de bu görüşün kabul edildiğinden bahisle, Danıştay Dokuzuncu Dairesi’nce yapılan başvurunun KABULÜ ile uyuşmazlık konusu davanın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiğine karar vermiştir. (Bu karar 26.11.1991 tarih ve 21063 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.)

Anılan Uyuşmazlık Mahkemesi kararında atıfta bulunulan ANAYASA MAHKEMESİ’nin 8.5.1991 tarih ve 20865 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 14.2.1991 gün ve E:1990/18, K:1991/4 sayılı kararında, atık sular karşılığı alınacak bedelin niteliği sorunu ayrı bir başlık altında ele alınmış ve aynen  “Vergi benzeri mali yükümlülüklerin en belirgin özellikleri (...) genellikle, bir kamu hizmeti karşılığında kamu gücüne dayanılarak tek taraflı yükletilmeleri, harç ve resime göre, daha çok ücret görünümünde olmalarıdır.

Atık su bedeli, kullanılmış suların uzaklaştırılması karşılığında yapılacak bir tarifeye ve abonman sözleşmesine göre alınmaktadır. Başka bir deyişle, idareyle kişi arasında sözleşmeyle alacak- borç ilişkisi doğmakta, ödenecek miktar İSKİ ile kişi arasında abonman sözleşmesiyle özel hukuk ilişkisi kurulmasından sonra yapılan hizmet karşılığında maliyet- kâr esasına göre belirlenmektedir. Ödemenin hukuksal dayanağı, kamu gücüne değil, tarifeye ve iki taraf arasında yapılan abonman sözleşmesine dayanmaktadır. Nitekim, ödemelerin yapılmaması durumunda İSKİ alacağını, Amme Alacaklarının Tahsili Hakkındaki Yasa’ya göre değil, özel hukuk ilişkisi içinde ilgili Yasa’ya göre alacaktır. Abone ile İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) arasında yapılan abonman sözleşmesi, daha çok “tip” sözleşme görünümündedir. Hizmetten yararlanan kişinin, sözleşmeyi idareyle birlikte düzenlemesi yerine katılımı (iltihakı) söz konusudur. Ancak bu durum, idareyle kişi arasında kurulan özel hukuk ilişkisini, kamu hukuku ilişkisine dönüştürmez. Çünkü, birçok durumda hizmetin tekel niteliği ve çok kişiye götürülme zorunluluğu, işin, çoğunlukla, tip sözleşmelerle ve kişilerin katılımıyla gerçekleşebilmesini olanaklı kılmaktadır. (...)”

“Açıklanan nedenlerle, atık suların uzaklaştırılması karşılığında alınan ücretlerin vergi, resim, harç benzeri mali yükümlülük olarak kabul edilmemesi gerekir” denilmiştir.Yukarıda belirtilen Anayasa Mahkemesi ile Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarındaki “atık su bedelinin, vergi benzeri mali yükümlülük olmayıp, idareyle kişi arasında abonman sözleşmesiyle kurulan özel hukuk ilişkisi çerçevesinde ve hizmet karşılığında maliyet-kâr esasına göre idarece belirlenen tarifeye dayanılarak alınan bir ücret olduğu” yolundaki kabulün sonuçları itibarıyla: idarenin faaliyet alanıyla ilgili olarak yürürlüğe koyduğu yönetmelik ile buna dayanan tarife kararlarının yargısal denetiminin idari yargı yerinde -idare mahkemeleri-; abonman sözleşmesine dayanan bir alacak- borç ilişkisi kapsamındaki atık su bedelinin tahsiline ilişkin davaların ise adli yargı yerinde görülüp çözümlenmesi gerekmekte olup, uygulama bu doğrultuda istikrar kazanmıştır.

Ne var ki, 15.7.1993 tarih ve 3914 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 1. maddesiyle 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’na eklenen Mükerrer 44.madde ile, katı atık ve atık su ile ilgili “çevre temizlik vergisi” ihdas edilmesi ve yasal süreç tamamlandıktan sonra da 1.1.1994 tarihinden itibaren uygulamaya geçilmesi üzerine atık su ile ilgili uyuşmazlıkların, belediye ayrımı gözetilmeksizin vergi kapsamına alındığı gerekçesiyle vergi mahkemelerinde bakılarak sonuçlandırılması ve diğer taraftan tahsilata ilişkin uyuşmazlıkların da ücret kapsamında adli yargı yerinde çözümlenmesine devam edilmesi nedeniyle, inceleme konusu uyuşmazlık ortaya çıkmış bulunmaktadır.

Su ve kanalizasyon hizmetleri özel bir yasa ile düzenlenmiş bulunan büyükşehir belediyeleri bakımından, 1.1.1994 tarihinden itibaren atık su ile ilgili olarak tahsil edilecek bedelin ÜCRET mi yoksa VERGİ mi olduğu yönündeki uyuşmazlığın çözümlenebilmesi için anılan Yasanın mükerrer 44. maddesinin incelenmesi gerekmiştir:

2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen Mükerrer 44. maddesinin birinci fıkrasında, “Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde bulunan ve belediyelerin katı atık toplama ile kanalizasyon hizmetlerinden yararlanan konut, işyeri ve diğer şekillerde kullanılan binalar, çevre temizlik vergisine tabidir.” hükmü yer almış; aynı maddenin onikinci fıkrasında, “Belediyeler, atık su ile ilgili olarak da; katı atıklarla ilgili tarifede yer alan bina gruplarını topluca veya ayrı ayrı dikkate almak suretiyle ve su tüketim bedelini aşmamak üzere meclislerince belirlenecek miktarda çevre temizlik vergisi alırlar. Atık su ile ilgili çevre temizlik vergisi, su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk etmiş sayılır ve bu bedel ile birlikte tahsil edilir. Su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan belediyelerde ise, atık su bedellerinin tahsiline ilişkin uygulama kendi kanunlarındaki hükümlere tabidir.” denilmiş ve son fıkrasında da, bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasların, İçişleri ve Çevre Bakanlıklarının görüşleri alınmak suretiyle Maliye Bakanlığı tarafından belirleneceğine işaret edilmiştir.

Anılan Yasa maddesine ilişkin “Belediye Gelirleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı” Genel Gerekçesinde (Başbakanlık Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğü; 10.6.1993-Sayı:   B.02.0.KKG/101 - 530/04937),   çevre  temizlik  vergisinin,  belediyelerin   içinde   bulunduğu   mali

sıkıntılara acil ve kısa vadeli bir çözüm olmak üzere getirildiği belirtilmiş; madde gerekçelerinde ise onikinci fıkra hakkında, “Belediyeler, belediye meclislerince yapılacak tarifeler üzerinden su tüketim bedelini aşmamak üzere, kanalizasyon hizmetlerinden yararlananlardan belirlenecek miktarlarda ayrıca çevre temizlik vergisi alacaklar, su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk ettirilecek bu vergi su bedeli ile birlikte tahsil olunacaktır. Ancak su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan belediyelerde, atık su bedellerinin tahsiline ilişkin uygulama kendi kanunlarındaki hükümlere tabi olacaktır.” denilmiştir.

Buna göre, yasakoyucu tarafından, mali sıkıntı içinde bulunan belediyelere, katı atıkların toplanması ve atık suların uzaklaştırılması hizmetleri karşılığında gelir sağlamak amacıyla, acil ve pratik bir çözüm olarak çevre temizlik vergisi ihdas edilirken aynı kaynaktan (atık su) özel kanunlarına göre gelir sağlamakta bulunan büyükşehir belediyeleri bakımından bir değişiklik öngörülmeyip mevcut uygulamanın sürdürülmesi yolundaki irade açıkça belirtilmiştir.

Nitekim, anılan Yasa maddesinin  verdiği yetkiye  dayanılarak  uygulamaya ilişkin  usul ve esasları açıklamak üzere Maliye Bakanlığı’nca çıkarılan ve 8.1.1994 tarih ve 21812 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 14 seri no’lu Belediye Gelirleri Kanunu Genel Tebliği’nin 9. maddesinde, “Maddenin onikinci fıkrası uyarınca, atık su bedeli almayan belediyeler, atık su ile ilgili olarak da su tüketim bedelini aşmamak üzere çevre temizlik vergisi alacaklardır. Bu şekilde alınacak verginin belediye meclislerince tespitinde, katı atıklarla ilgili tarifede yer alan bina grupları, topluca veya ayrı ayrı dikkate alınacaktır. Atık su ile ilgili çevre temizlik vergisi, su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk etmiş sayılacak ve bu bedel ile birlikte tahsil edilecektir. Halen atık su bedeli almakta olan belediyelerce ayrıca bu vergi alınamayacaktır.” denilmek suretiyle, çevre temizlik vergisinin atık su bedeli almayan belediyeleri ilgilendirdiği, atık su bedeli alan belediyelerin ise kapsam dışında kaldığı açıklanmıştır.

Öte yandan, belediye gelirleri bakımından genel bir yasa olan 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nda, özel yasa niteliğindeki 2560 sayılı İSKİ Kanunu’nun 23. maddesini yürürlükten kaldıran bir hüküm de bulunmamaktadır.

Buraya kadar yapılan açıklamalar ışığında: su ve kanalizasyon hizmetleri 2560 sayılı İSKİ Kanunu ile düzenlenen büyükşehir belediyelerinin, atık su bedeli uygulaması bakımından 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen Mükerrer 44. maddesi ile getirilen çevre temizlik vergisi düzenlemesinin dışında kaldığı; sözkonusu vergi düzenlemesinin, büyükşehir belediyelerince 2560 sayılı Yasa’nın 23. maddesine göre atık su bedelinin bir ücret olarak alınmasına engel teşkil etmeyeceği açıktır.

Bunu doğrulayan bir açıklama, sözü edilen Mükerrer 44. madde gerekçesinde de yer almaktadır. Şöyle ki, anılan maddede konuya ilişkin herhangi bir ibareye yer verilmediği halde, birinci fıkra gerekçesinde, “ (...) Maddede, yararlanılması söz konusu edilen katı atık toplama hizmetleri endüstriyel atıklar dışında kalan evsel atık toplama hizmetlerini içermektedir. Bu düzenleme, endüstriyel atıklarla ilgili olarak diğer mevzuattaki düzenlemelere ve bunlara ilişkin hükümlerin uygulanmasına engel teşkil etmeyecektir. (...)” denilmiş olup, yasakoyucu bu suretle, düzenlemeden önceki uygulamaların sürdürülmesi iradesini farklı bir yöntemle de ortaya koymuş bulunmaktadır.

Varılan  bu  sonuca göre  ve  büyükşehir  belediyelerince   alınan  atık  su bedelinin vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülük niteliğini taşımaması karşısında, uyuşmazlıkta öncelikle görev sorununun çözümlenmesi gerekecektir.

2464 sayılı Yasa’nın Mükerrer 44. maddesi ile getirilen düzenleme büyükşehir belediyelerince ücret olarak tahsil edilen atık su bedelinin hukuki niteliğini değiştirmediğine göre bu düzenlemeden önce istikrar kazanmış bulunan Uyuşmazlık Mahkemesi’nin göreve ilişkin uygulamasının yeniden ele alınmasını gerektiren bir neden de bulunmamaktadır.

Kaldı ki, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bülümü’nün yine hüküm uyuşmazlığı konusunda verdiği 16.6.2003 gün ve E:2002/56; K:2003/33 ve E:2002/57; K:2003/34 sayılı kararları da bu yöndedir.

Buna  göre,  su  ve  kanalizasyon hizmetleri  ayrı  bir  Kanunla  düzenlenmiş bulunan büyükşehir belediyeleri bakımından, atık  su  bedeline ilişkin davaların görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunduğundan, incelenen uyuşmazlığa konu edilen  İZMİR 3. VERGİ MAHKEMESİ kararı, atık su bedeli ve gecikme zammı yönünden 2577 sayılı Yasa’nın 15. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendine aykırı olarak görevi dışında verilmiş bir karar niteliğinde olup, hüküm uyuşmazlığına konu 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihlerine ilişkin kısmının kaldırılması gerekmiştir.

Açıklanan nedenlerle, İZSU tarafından, Selin Apartmanı aboneliği için 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin ödenmeyen 1.115.110.000.- TL atık su ücreti ile 61.590.733.- TL faiz ve 2.275.233.200.-TL gecikme zammı olmak üzere 3.451.933.933.-TL alacağın tahsili için 9.3.2000 gününde İzmir 16. İcra Müdürlüğü’nün 2000/1450 sayılı dosyasında ilâmsız takip başlatılması üzerine, davacı Apartman Yöneticisi vekilince, ilâmsız takibe konu ve miktarda borcun olmadığının tespiti istemiyle açılan menfi tespit davasında yapılan yargılama sonunda, İZMİR 11. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’nce, bilirkişi raporu esas alınarak DAVANIN REDDİ yolunda verilen ve kesinleşen karar, hukuk ve usule uygun bulunmuştur.

Belirtilen durum karşısında, İZMİR 3. VERGİ MAHKEMESİ’nin 4.6.2001 gün ve E:2000/915, K:2001/860 sayılı kesinleşen kararının, 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin atık su bedeli ve gecikme zammına ilişkin kısmı kaldırılmak suretiyle hüküm uyuşmazlığının giderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.

KARAR    :

1 - İZSU Genel Müdürlüğü vekilinin DURUŞMA İSTEMİNİN REDDİNE, OYBİRLİĞİ İLE,

2 - Su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan büyükşehir belediyelerinde 2560 sayılı İSKİ Kanunu’nun 23. maddesine göre tahsil edilen atık su bedelinin, 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun 3914 sayılı Kanun’la eklenen Mükerrer 44. maddesinde düzen­lenen çevre temizlik vergisi uygulamasının kapsamı dışında kalması nede­niyle hukuki niteliğinde bir değişiklik bulunmadığından, vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülük niteliğinde olmadığına,

3 - Bu nedenle, İZMİR 3. VERGİ MAHKEMESİ’nin 4.6.2001 gün ve E:2000/915, K:2001/860 sayılı kesinleşen KARARININ, 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin atık su bedeli ve gecikme zammına ilişkin KISMININ KALDIRILMASINA,

4 - Hukuk ve usule uygun bulunan İZMİR 11. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ’nin 5.6.2003 gün ve E:2000/669, K:2003/470 sayılı KARARININ BENİMSENMESİNE, 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin atık su ücreti, gecikme zammı ve faiz borçlarının olmadığının tespiti istemiyle açılan DAVANIN REDDİNE İLİŞKİN HÜKMÜN KABULÜNE,

Bu suretle HÜKÜM UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİNE, 02.04.2007 gününde Üyelerden Serap AKSOYLU ve Esen EROL’un KARŞI OYLARI VE OYÇOKLUĞU İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

* * *

 

KARŞI OY

 

Belediye Gelirleri Kanunu’na, 24.7.1993 günlü Resmi Gazete’de yayımlanan 3914 sayılı Kanun’la eklenen ve “Çevre temizlik vergisi” başlığını taşıyan mükerrer 44 üncü madde; “Belediye sınırları ve mücavir alanlar içinde bulunan ve belediyelerin katı atık toplama ile kanalizasyon hizmetlerinden yararlanan konut, işyeri ve diğer şekillerde kullanılan binalar, çevre temizlik vergisine tabidir.

...

Çevre temizlik vergisi, katı atıklar için aşağıdaki tarifeye göre aylık olarak hesaplanır.

...

Tarifede yer alan tutarlar; önceki yılda uygulanan tutarlara, bunların Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca belirlenen yeniden değerleme oranının yarısı ile çarpılması sonucu bulunacak tutarın eklenmesi suretiyle her yıl yeniden belirlenir. Verginin belirlenmesinde, 1000 liraya kadar olan tutarlar atılır.

...

Bakanlar Kurulu tarifede yer alan bina gruplarını tayin ve tesbit eder. Ancak, konutlar yedinci gruba dahil edilir. Gruplarda yer alan binaların hangi dereceye gireceği, binaların bulundukları mahallin sosyal ve ekonomik farklılıkları ile büyüklükleri de dikkate alınarak belediye meclislerince belirlenir.

...

Belediyeler, atık su ile ilgili olarak da; katı atıklarla ilgili tarifede yer alan bina gruplarını topluca veya ayrı ayrı dikkate almak suretiyle ve su tüketim bedelini aşmamak üzere meclislerince belirlenecek miktarda çevre temizlik vergisi alırlar. Atık su ile ilgili çevre temizlik vergisi, su tüketim bedeli ile birlikte tarh ve tahakkuk etmiş sayılır ve bu bedel ile birlikte tahsil edilir. Su ve kanalizasyon hizmetleri ayrı bir kanunla düzenlenmiş bulunan belediyelerde ise, atık su bedellerinin tahsiline ilişkin uygulama kendi kanunlarındaki hükümlere tabidir...” hükümlerini taşımaktadır.

Çevre temizlik vergisi tarifesinde yer alan bina gruplarının tespitine ilişkin Bakanlar Kurulu kararı 31.12.1993 günlü Resmi Gazete’de yayımlanarak 1.1.1994 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir. Buna göre 1.1.1994 tarihinden itibaren gerek katı atık, gerekse atık su için belediye yahut belediyelere bağlı olarak hizmet gören su ve kanalizasyon idarelerince istenilen meblağlar, çevre temizlik vergisini teşkil etmektedir.

2560 sayılı Kanun’un 1. maddesinin 1. ve 4. fıkraları ile bu Kanuna 3305 sayılı Kanun’la eklenen Ek 5. madde de; Büyükşehir Belediyelerine ait olan su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek üzere büyükşehir belediyelerine bağlı, müstakil bütçeli, kamu tüzel kişiliğine haiz “Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüklerinin” kurulduğu belirtilmektedir. Yukarıda anılan mükerrer 44. maddenin 12. fıkrasının son cümlesinde açıklandığı gibi, atık su bedellerinin “tahsiline” ilişkin uygulamayı yürütecek olan idareler, büyükşehir belediyelerine bağlı olarak kurulmuş bulunan, bu genel müdürlüklerdir. Bağlı oldukları büyükşehir belediyesi isimlerine göre İSKİ, ASKİ, KOSKİ gibi adlarla anılan bu idareler, aslında büyükşehir belediyesine ait olan su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek üzere kurulan ve bu konularda görevli ve yetkili bulunan idareler olduklarından, mükerrer 44. maddedeki tarife ve çevre temizlik vergisi tarifesinde yer alan bina gruplarını belirleyen Bakanlar Kurulu kararına göre, atık su ile ilgili olarak bina gruplarını topluca veya ayrı ayrı dikkate almak suretiyle ve su tüketim bedelini aşmamak üzere alınacak olan çevre temizlik vergisini tesbit için belediye meclislerine verilen yetkiyi kullanma hakkına sahip bulunmaktadırlar.

Öte yandan, uygulanması için tüm koşulların yerine getirildiği 1.1.1994 tarihinden itibaren uygulanan ve anılan ödentiyi çevre temizlik vergisi kapsamına alan 2464 sayılı Kanun’un mükerrer 44 üncü maddesi, konu ile ilgili tüm kamu idarelerine hitap eden ve bu verginin tarifesini, bina gruplarını, haddini belirleyen bir yeni düzenleme teşkil etmektedir. Beldelerden bir kısmı vergiyi düzenleyen mükerrer 44 üncü madde ve buna ilişkin mevzuata göre çevre temizlik vergisini hesaplayıp alırken, diğer kısmında vergi dışı ve akdi bir ilişki sayılan zamana ait tarifeleri uygulamaları, vergi yükünün Kanunla konulup değiştirilebileceği hakkındaki Anayasa’nın 73. maddesinin 2. fıkrasına aykırılık teşkil etmektedir. “Tahsile ait usuller” deyimi mükerrer 44. madde esaslarına uymak suretiyle tarife yapmayı ve bu tarifeye göre çevre temizlik vergisini tahsil etme işlemlerini ifade etmektedir. Esasen, mükerrer 44 üncü maddede, anılan genel müdürlüklere münhasıran tahsile ait usullerin bırakılmış olması, 2560 sayılı Kanun’un 23 üncü maddesinin artık uygulanamayacağını göstermektedir.

Bu durumda, yükümlüden kuyu atık su konut bedeli adı altında istenilen meblağ çevre temizlik vergisi kapsamına dahil edildiğine göre, atık su ve dayanağı tarife hakkındaki davanın görüm ve çözümünde, 2576 sayılı Yasa’nın 6. maddesi uyarınca vergi mahkemesinin görevli ve yetkili olduğu açıktır.

Buna göre, hüküm uyuşmazlığına konu kararlardan İzmir 3. Vergi Mahkemesi kararı ile dava konusu atık su ücreti tahakkuku ile dayanağı tarife kararının atıksu ücretine ilişkin kısmının iptaline karar verilmiş ve bu kararın kesinleşmiş olması nedeniyle, hüküm uyuşmazlığının sadece “atık su ücreti”ne ilişkin bulunduğu dikkate alınarak inceleme yapılacaktır.

Anayasa’nın 138. maddesinde, “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez” hükmü yer almıştır.

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün 5.3.2007 gün ve E:2004/127 sayılı ara kararı ile, 30.12.1994-29.2.2000 tarihleri arasındaki her bir dönem için atık su bedeli borcunun hesaplanmasına dayanak teşkil eden tarifeleri belirleyen Genel Kurul veya Yönetim Kurulu kararlarından hangilerinin iptal edildiğinin ve Genel Kurul veya Yönetim Kurulu kararlarının iptal nedeni mahkeme kararı ise, bu kararların kesinleşme durumunun sorulması ve buna ilişkin bilgi ve belgelerin gönderilmesinin istenilmesi üzerine İZSU Genel Müdürlüğü tarafından gönderilen İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin 4.6.2001 gün ve E:2000/403, K:2001/859; İzmir 1. Vergi Mahkemesi’nin 7.7.2000 gün ve E:2000/277, K:2000/510; İzmir 1. Vergi Mahkemesi’nin 7.10 1999 gün ve E:1999/615, K:1999/516; İzmir 1. Vergi Mahkemesi’nin 7.10 1999 gün ve E:1999/614, K:1999/518; İzmir 2. Vergi Mahkemesi’nin 23.9.1999 gün ve E:1998/214, K:1999/731; İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin 8.10.1999 gün ve E:1998/692, K:1999/841; İzmir 2. Vergi Mahkemesi’nin 7.10.1999 gün ve E:1998/118, K:1999/786; İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin 4.6.2001 gün ve E:2000/1364, K:2001/861; İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin 25.5.2001 gün ve E:2001/8, K:2001/643; İzmir 1. Vergi Mahkemesi’nin 24.12.2001 gün ve E:2000/1119, K:2001/1449; İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nin 13.9.2001 gün ve E:2001/620, K:2001/1154; İzmir 2. Vergi Mahkemesi’nin 17.5.2001 gün ve E:2001/65, K:2001/557 sayılı kararlarının incelenmesinden, muhtelif dönemlere ilişkin atık su bedellerinin dayanağı tarifelerin iptal edildiği ve bu kararların Danıştay 9. Dairesi’nin temyiz ve karar düzeltme aşamalarından geçerek kesinleştiği anlaşılmıştır.

Hüküm uyuşmazlığına konu kararlardan İzmir 3. Vergi Mahkemesi kararı ile dava konusu atık su ücreti tahakkuku ile birlikte dayanağı olan tarife kararının atıksu ücretine ilişkin kısmının iptal kararı kesinleştiğinden ve yukarıda tarih ve sayısına yer verilen mahkeme kararları ile de, muhtelif dönemlere ilişkin atık su bedellerinin dayanağı olan tarifelerin iptal edildiği ve bu kararların kesinleştiği anlaşıldığından, bu iptal kararları ile ortaya çıkan hukuki sonucun yukarıda belirtilen Anayasa hükmü gereğince, yargı organlarınca da öncelikle dikkate alınması zorunludur.

Açıklanan nedenlerle, dayanağı tarife kararlarının iptal edilmiş ve bu kararların kesinleşmiş olması nedeniyle bu tarifeler esas alınarak yapılmış olan ve hüküm uyuşmazlığı bulunan 30.12.1994 ila 29.2.2000 tarihleri arasına ilişkin atık su bedeli ve gecikme zammından oluşan TARHİYATIN TERKİNİ GEREKTİĞİNDEN, İzmir 3. Vergi Mahkemesi’nce bu doğrultuda verilen kararın BENİMSENMESİ ve İzmir 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce görev ve yetkisi dışında verilen kararın KALDIRILMASI suretiyle HÜKÜM UYUŞMAZLIĞININ GİDERİLMESİ gerektiği düşüncesiyle, aksi yöndeki karara katılmıyoruz.

 

 

                      Üye                                                                                                          Üye

           Serap AKSOYLU                                                                                         Esen EROL

 

* * *

 

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS   NO   : 2006/40

KARAR NO: 2007/57

KARAR TR : 7.5.2007

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET: 5326 sayılı Kabahatler Kanunu kapsamına giren ve bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idari yargı yerinde dava açılmayan idari para cezasına karşı yapılan itirazın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk

 

K A R A R

 

Davacı        : Yurtiçi Kargo Servisi A.Ş.

Vekili         : Av. A.Y.

Davalı        : Adana Valiliği

 

O L A Y     : Adana Bölge Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü’nün 13.04.2005 günlü, 992636 sıra no’lu trafik ceza tutanağı ile, araca istihap haddinden fazla yükleme yaptığından bahisle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 65/5. maddesi uyarınca para cezası verilmesi üzerine davacı vekili söz konusu para cezasına karşı 5.5.2005 tarihinde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ADANA 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 9.5.2005 gün ve 2005/ 38 Müt. sayı ile, muteriz vekilinin dilekçesi ile, müvekkili şirkete 2918 sayılı Kanun’un 65/5. maddesi uyarınca 1.904.40 YTL para cezası verildiğini, aracın şirket üzerine olmadığını, tutanağın şirketin haberi olmadan gıyapta tutulduğunu, bu nedenle cezanın iptalini talep ettiği, 13.04.2005 tarihli ceza tutanağı incelendiğinde, gereğinden fazla yük tutmaktan dolayı 01 PY 948 plakalı araca ceza yazıldığının, tartma işlemi yapıldığının, tartma işlemi yapılması nedeniyle işlemin şoförün yüzüne karşı yapıldığının anlaşıldığı, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin 6.12.1999 tarih ve 1999/44-45 sayılı kararında, görevlilerce yapılan işlemler ilgilinin huzuru ile yapıldığı takdirde itiraz makamının idare mahkemesi, gıyapta yapılan işlemlerde görevli mahkemenin sulh ceza mahkemeleri olduğunun belirtildiği, ceza kurum adına kesilmiş ise de, işlemin sürücü yüzüne karşı yapılmış olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, para cezası verilmesine ilişkin söz konusu işlemin iptali istemiyle 23.6.2005 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

ADANA 2. İDARE MAHKEMESİ; 11.11.2005 gün ve E:2005/1220, K:2005/1730 sayı ile, davanın, davacı şirketin yük nakli yaptığı araca istihap haddinden fazla yükleme yaptığından bahisle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 65/5. maddesi uyarınca 1.904,40 YTL para cezası verilmesine ilişkin Adana Bölge Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü’nün 13.04.2005 günlü, DT seri no’lu, 992636 sıra no’lu trafik ceza tutanağının iptali istemiyle açıldığı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 14/3-a ve 15/1-a maddelerinden ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Yasası’nın 4262 sayılı Yasa’yla değişik 65. maddesinin 5. fıkrasından söz ederek, Türk hukuk sisteminde son yıllarda görülen yeniden yapılanmanın bir sonucu olarak 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun yürürlükten kaldırılarak yerine 5237 sayılı Yasa’nın 01.06.2005 tarihinden itibaren yürürlüğe konulduğu ve bu kapsamda da Ceza Kanunu’nda yer alan suçlar konusunda esaslı değişikliklere gidilerek önceki Yasada yer alan suç tiplerinden cürümlerin anılan Yasa kapsamında düzenlendiği, kabahatlere yer verilmediği, kabahatlerin ise, 31.03.2005 gün ve 25772 mükerrer sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nda düzenlendiğinin görüldüğü, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 1, 2, 3, 16, 27, geçici 2 ve geçici 3. maddelerinden söz ederek, yukarıda yer verilen Kabahatler Kanunu hükümleri incelendiğinde, ceza hukukunun genel prensipleriyle yakın ilişki içinde bulunan ve bu ilişki nedeniyle Kabahatler Kanunu kapsamında değerlendirilen bütün kanunlardaki idari para cezaları için artık Kabahatler Kanunu hükümlerinin uygulanması gerektiği sonucuna ulaşıldığı, keza Kanunun geçici 2 ve geçici 3. maddeleri ile getirilen düzenleme ile de, Kanunun yürürlük tarihi olan 01.06.2005 tarihinden sonra açılacak tüm idari para cezalarına ilişkin davalarda Kabahatler Kanunu’nun uygulanacağının açıkça hüküm altına alındığı, diğer yandan, Kabahatler Kanunu’nun tasarıdaki gerekçesinden ve TBMM Adalet Komisyonu Raporundan söz ederek, Yasanın geçici 2. ve 3. maddelerinin tasarıya eklendiğinin görülmesi karşısında, Yasa koyucunun asıl amacının idari yaptırım kararlarına karşı ceza mahkemesine başvurulabilmesine olanak tanıma olduğu kanaatine ulaşıldığı, bu durumda, 2918 sayılı   Yasa   uyarınca   verilen   idari   para   cezalarına   idare mahkemesince   bakılmakta iken,    davanın açıldığı 23.6.2005 tarihi itibariyle Kabahatler Kanunu kapsamında olan uyuşmazlık konusu idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümü, yukarıda yer verilen hükümler uyarınca adli yargı yeri olan sulh ceza  mahkemesinin görev alanına girdiğinden, işin  esasının Mahkemelerince incelenme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, karara itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Serap AKSOYLU, Z.Nurhan YÜCEL,  Abdullah ARSLAN ve Celal IŞIKLAR’ın  katılımlarıyla yapılan 07.05.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 2918 sayılı Yasa’nın 65. maddesine aykırılık nedeniyle, trafik zabıtasınca düzenlenen para cezasına ilişkin ceza tutanağının iptali istemiyle açılmıştır.

13.10.1983 tarih ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “Bu kanunun amacı, karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlamak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri belirlemektir” denilmiş; 65. maddesinde, araçların yüklenmesi ile ilgili kurallar ile bu kurallara uymamanın müeyyidesi düzenlenmiştir.

Uyuşmazlık Mahkemesi,  2918 sayılı Yasa’nın 116. maddesi kapsamında araç tescil plakasına göre düzenlenenler dışında trafik zabıtasınca uygulanan idari para cezalarına karşı açılan davaları; bu uygulamanın idari ceza kapsamında bulunması; Yasada idari cezalarla ilgili davalarda (116. maddedeki itiraz yolu hariç) görevli yargı yerini açıkça belli eden bir hükme yer verilmemesi; bu Yasada gösterilen adli cezalara hükmetmekle görevli mahkemeye işaret eden 112. maddeye de herhangi bir atıfta bulunulmamış olması karşısında ve göreve ilişkin genel ilkelere göre idari yargının görev alanında görmüştür.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,  27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra,  5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre,  Kabahatler Kanunu’nun; idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, öngörülen trafik para cezasının  5326 sayılı  Kanun’un 16. maddesinde  belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun 5560 sayılı Kanun’la değişik 3. maddesinde belirtildiği üzere, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı nedeniyle, görevli mahkemenin belirlenmesinde 5326 sayılı Kanun hükümleri dikkate alınacağından ve ayrıca Kanunun Geçici 2. maddesine göre, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihi itibariyle idare mahkemesinde açılmış bir dava olmadığından, idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünde, anılan Kanunun 27. maddesinin (1) numaralı bendi uyarınca adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ    : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Adana 2. Sulh Ceza Mahkemesi’nce verilen 9.5.2005 gün ve 2005/38 Müt. sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 07.05.2007 gününde görev uyuşmazlığının ESASI YÖNÜNDEN OYBİRLİĞİ; 5326 sayılı Yasa’nın Geçici 2.maddesinin UYGULAMASI YÖNÜNDEN Üyelerden Serap AKSOYLU ve Z.Nurhan YÜCEL’in KARŞIOYLARI ve OYÇOKLUĞU İLE, KESİN OLARAK karar verildi.

 

* * *

 

KARŞI OY

 

Trafik para cezası, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun kapsamına giren idari yaptırımlar kapsamında yer almaktadır.

Ancak, uyuşmazlığa konu edilen cezaya yönelik davayı çözümlemekle görevli yargı yerinin belirlenmesinde Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2. maddesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 9. maddesi bir arada incelenmelidir.

5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun Geçici 2. maddesinde “Bu Kanun hükümleri, yürürlüğe girdiği tarih itibariyle idare mahkemelerinde dava açılarak iptali istenen idari yaptırım kararları hakkında uygulanmaz.” denilmiş; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 9. maddesinin değişik (1) numaralı bendinde, çözümlenmesi Danıştay’ın, idare ve vergi mahkemelerinin görevlerine girdiği halde, adli ve askeri yargı yerlerine açılmış bulunan davaların görev noktasından reddi halinde, bu husustaki kararların kesinleşmesini izleyen günden itibaren otuz gün içinde görevli mahkemede dava açılabileceği ve görevsiz yargı merciine başvurma tarihinin, Danıştay’a, idare ve vergi mahkemelerine başvurma tarihi olarak kabul edileceği hükme bağlanmıştır.

Bu dosyada, uyuşmazlık konusu idari para cezasının iptali isteğiyle idare mahkemesinde 23.6.2005 tarihinde dava açılmış ise de,  daha önce, trafik para cezasına karşı 5.5.2005 gününde sulh ceza mahkemesinde itirazda bulunulmuş olduğundan, açılan bu ilk dava tarihi itibariyle 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmediği ve idari yargının görevli olduğu dikkate alındığında, idare mahkemesinde 5.5.2005 tarihinde dava açılmış olduğunun kabulü gerekir.

Buna göre, trafik para cezasına karşı açılan davanın, ilk dava tarihi itibariyle 5326 sayılı Kanun’un Geçici 2. maddesi kapsamına girmesi nedeniyle, idari yargı yerinde çözümlenmesinin gerekeceği oyuyla karara katılmıyoruz.

 

 

                      Üye                                                                                                          Üye

           Serap AKSOYLU                                                                                   Z.Nurhan YÜCEL

 

* * *

 

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS   NO   : 2006/68

KARAR NO: 2007/24

KARAR TR : 5.3.2007

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşullar birlikte gerçekleşmediğinden BAŞVURUNUN REDDİ gerektiği hk

 

K A R A R

 

Hüküm Uyuşmazlığının Giderilmesini İsteyen ( Davalı): Sermaye Piyasası Kurulu 

Vekilleri                      : Av. P.G.-Av.A.K.

Karşı Taraf (Davacı) : B.T.A – M.B.

Vekilleri                     : Av. E.K.-Av.S.K.-Av.E.A.

 

O L A Y                    : 1) Heranouche İcad(daha sonra vefat etmiştir), Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan vekili tarafından, müvekkillerinin müşterek murisi Norayr Artin İcad ile eşi Heranouche İcad’ın birlikte Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi’nde 26.8.1996 tarihinde müşterek hesap açtırdıklarını ve 5.536.988.000.- TL nominal değerli Ereğli Demir Çelik hisse senetlerini Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi’nin İstanbul Menkul Kıymetler Borsası Takasbank’taki saklama hesabına virman yaptırdıklarını, hesap sahiplerinden Norayr Artin’in vefat ettiğini, hesabın açıldığı tarihte süratli işlemlerin yapılabilmesi için vekaletname düzenlenerek verildiğini ve Çiçek Çınar’ın yetkili kılındığını, Çiçek Çınar’dan hesapların muntazaman faksla kendilerine bildirilmesinin istenildiğini, 27.1.1997 tarihinde günlük overal durumun 68.834.000.000.- TL olduğunu, veraset ilamının alınmasından sonra Çiçek Çınar tarafından hesap bakiyesinin 6.000.000.000.- TL olarak bildirildiğini, meydana gelen bu farklılık nedeniyle ihtarnameler gönderildiğini, 16.4.1997 tarihinde İMKB Başkanlığı’na müracaat edildiğini ve İMKB Teftiş Kurulu’nca çok geniş kapsamlı soruşturma ve inceleme yapıldığını, bir takım hisse senetlerinin eksik olduğunun tespit edildiğini, Mehmet Temel’in şirket temsilcisi, Çiçek Çınar’ın ise şirket müstahdemi olduğunu, suç teşkil eden işlemler ile ortadan yok edilmeye çalışılan hisse senetlerinin tamamından ve temettülerden Derborsa’nın birinci derecede sorumlu olup, Mehmet Temel’in ve Çiçek Çınar’ın zimmetinde hisseler bulunduğunu, İMKB teftiş heyeti raporunda, eksik bulunan 6000 lot Konya Çimento, 8321 lot Marmaris Martı, 6540 lot Melko, 300 lot Raksev, 640 lot Tüpraş hissesinin davalıların zimmetinde olup, ayrıca 2.342.800.000.- TL hisselere isabet eden temettü alacaklarının bulunduğunun tespit edildiğini, her bir davalının sorumluluğu dikkate alınarak söz konusu hisse senetlerinin aynen iadesine, temettü alacağının tahsiline karar verilmesi istemiyle Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi, Mehmet Temel ve Çiçek Çınar’a karşı 17.10.1997 tarihinde adli yargı yerinde dava açılmıştır.

İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ; 8.12.1999 gün ve E:1997/1093, K:1999/1225 sayı ile, yargılama aşamasında davacılardan Heranouche İcad’ın öldüğü, dosyaya sunulan veraset ilamından, diğer davacılar Meri Büküciyan ile Berç Tateos’un mirasçı olduğunun saptandığı, bu iki davacının murisleri ile davalı Derborsa Borsa Bankerliği A.Ş. arasında 26.8.1996 tarihli menkul kıymet alım satım takas sözleşmesinin ve davacılar yönünden müşteri kartının düzenlendiği, 28.6.1996 tarihli temsilci yetki belgesi ile Çiçek Çınar’a 1069 no’lu hesap yönünden yetki verildiğinin dosya kapsamından saptandığı, İMKB teftiş raporu da dosya içerisine getirtildikten sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verildiği, bilirkişi raporundan söz ederek, Mahkemelerince dava dilekçesinde mevcut davacı tarafın davalılardan ayrı ayrı istemi dikkate alınarak bilirkişilerden her bir davalının ayrı ayrı sorumluluğunun belirlenmesi yönünden ek rapor alınmasına ve ayrıca itirazların irdelenmesine karar verildiği, bilirkişilerin yapmış oldukları incelemeler sonucunda verdikleri raporda yer alan tespitlere yer vererek, toplanılan ve değerlendirilen deliller çerçevesinde Norayr Artin İcad ile eşi Heranouche İcad’ın davalı şirkette 26.8.1996 tarihinde hesap açtırarak menkul değerler yönünden alım satım işlemlerinin yapılabilmesi için sözleşme düzenlendiği, sözleşme uyarınca menkul değerlerle ilgili işlemlerin yapılabilmesi yönünden Çiçek Çınar’ın da temsilci vekili tayin edildiği, Çiçek Çınar’ın kendisine verilen yetki belgesi çerçevesinde işlemleri sürdürdüğü, bu arada Norayr Artin’in 1997 yılı Ocak ayında vefat ettiği, hesaptaki incelemeler sonucunda, Çiçek Çınar’ın, kendisine verilen yetki belgesi çerçevesinde yaptığı işlemlerde vekaleti kötüye kullandığının, hesapta biriken para ya da kıymetleri müşterinin bilgisi dışında ve müşterinin aleyhine hesap dışına aktardığının, incelenen hesaplardan, İMKB teftiş raporu ile bilirkişi heyetinden alınan rapor kapsamından açıkça anlaşıldığı, bilirkişi raporunda da belirlendiği gibi Çiçek Çınar’ın hesaplar üzerinde oynamalarda bulunduğu, hisse senetlerinin fiziken çekilerek diğer davalı Mehmet Temel’in hesabına virman yapıldığı ya da davacılar dışındaki kişilere virman yapıldığı, Çiçek Çınar’ın bizzat kendisinin de davacı taraf hesaplarından kendi hesaplarına virman yaptığının çok açık seçik bir şekilde belirlendiği, Çiçek Çınar’ın vekil sıfatıyla yapmış olduğu bu işlemlerden davacıları haberdar etmediği ve hesap ekstrelerinin hesabın açıldığı ilk 4 ay içinde davacı tarafa gönderilmediğinin saptandığı, bu durumda, davalı şirket ile temsilci Çiçek Çınar’ın yapılan bu işlemlerden dolayı sorumlu olduğu, diğer davalı Mehmet Temel de davalı şirketin yöneticisi konumunda olup, Çiçek Çınar tarafından kendisine virman edilen hisse senetlerinden dolayı sorumlu bulunduğu, davalılar davacıların isteği çerçevesinde virmanlama işleminin yapıldığını savunmuşlarsa da dosya kapsamında davacıların yapılan bu işlemlerin iradeleri doğrultusunda gerçekleştirildiğine ilişkin herhangi bir belgenin sunulmamış olması nedeniyle, vekalet sözleşmesine uygun hareket edilmediği ve bu nedenle davalıların bilirkişi raporunda belirtildiği şekilde sorumlu olduklarının anlaşıldığı gerekçesiyle;

“Davanın kısmen kabulüyle tahsilde tekerrür olmamak koşuluyla:

1- 6.000.- lot Konya Çimento hissesinin (4200.- lot tan Mehmet Temel, 1800.- lot tan Çiçek Çınar sorumlu olmak koşuluyla) davalılardan aynen alınarak davacıya teslimine,

600.000.000.- TL temettü bedelinin (420.000.000.- TL sinden Mehmet Temel, 180.000.000.- TL sinden Çiçek Çınar sorumlu olmak koşuluyla) davalılardan tahsiline,

2- 8321 lot Marmaris Martı hissesinin davalılardan (davalı Mehmet Temel 5072 lot tan, davalı Çiçek Çınar 3249 lot tan sorumlu olmak koşuluyla) davalılardan aynen tahsiline,

1.664.380.000.- TL temettü alacağının ise (davalılardan davalı Mehmet Temel 1.014.400.000.- TL ile, davalı Çiçek Çınar ise 649.980.000.- TL ile sorumlu olmak koşuluyla ) davalılardan tahsiline,

3- 4540 lot Merko Gıda hissesinin davalılardan (davalı Mehmet Temel 4540 lot tan, davalı Çiçek Çınar ise 2.000 lot tan sorumlu olmak koşuluyla) aynen alınarak davacıya teslimine,

4- 640 lot Tüpraş hisse senedinin davalı Derborsa ve Çiçek Çınar’dan tahsilde tekerrür olmamak koşuluyla aynen alınarak davacıya teslimine,

5- Yukarıda ayrı ayrı miktarı belirtilen toplam 2.264.380.000.- TL temettü alacağının dava tarihinden itibaren  % 30, 1.1.1998 tarihinden itibaren % 50 yasal faiz uygulanarak tahsiline, davacı tarafın fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına, davacı tarafça rüçhan bedelinin ödenmesi halinde temettü alacaklarının kendilerine ödenmesine,

6- Hisse senetleri yönünden fazlaya ilişkin talebin reddine, yukarıda belirtilen hisse senetlerinin aynen iadesinin mümkün olmaması halinde, İİK 24. madde hükmünün infaz sırasında aynen dikkate alınmasına, fazla talebin reddine…”

karar vermiş; bu karar, davacılar ve davalılardan Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi ve Mehmet Temel yönünden kesinleşmiştir. Çiçek Çınar, bu karara karşı temyiz isteminde bulunmuş, temyiz istemi henüz sonuçlanmamıştır.

Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi vekili tarafından, kararın hüküm fıkrasında şirket hakkında tespit edilen sorumluluğun açıklığa kavuşturulması hususunda tavzih kararı verilmesinin istenilmesi üzerine, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 25.10.2001 gün ve E:1997/1093,K:1999/1225 sayılı kararı ile, tavzihi istenen İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 8.12.1999 gün ve E:1997/1093,K:1999/1225 sayılı kararının hüküm fıkrasının 4. maddesindeki “640 lot Tüpraş hisse senedinin davalı Derborsa ve Çiçek Çınar’dan tahsilde tekerrür olmamak koşuluyla aynen alınarak davacıya teslimine” ibaresinde, davalı şirketin sorumluluğunun açık olarak anlaşılması için kararın tavzihini gerektirecek bir sebep bulunmadığı, zira; hüküm fıkrasının 6. maddesinde “Hisse senetlerinin aynen iadesinin mümkün olmaması halinde İİK’nun 24. madde hükmünün infaz sırasında aynen dikkate alınmasına” karar verildiği, İİK’nun 24/4-5 madde hükmünde kararın nasıl infaz edileceğinin açıkça belirlendiği, bu itibarla, kararın hüküm fıkrasının 4. maddesinin tavzihini gerektirir yasal bir neden olmadığı yönünde tavzih isteminin reddine karar vermiştir.

Davacılar vekilince, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 8.12.1999 gün ve E:1997/1093,K:1999/1225 sayılı kararının hüküm bölümünün 1,2,3 ve 4. maddelerinde belirtilen hisse senetlerinden davalılardan Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi’nin sorumlu olduğu hususunda kararın tavzihinin istenilmesi üzerine, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 15.4.2002 gün ve E:1997/1093,K:1999/1225 sayılı kararı ile, tavzihi istenen kararın hüküm fıkrasının 1,2 ve 3. maddesinde “davalılar Mehmet Temel ve Çiçek Çınar’ın sorumlu oldukları lot miktarı” belirtilmek suretiyle davalılardan tahsiline, 4. maddesinde ise açık olarak davalı Derborsa Borsa Bankerlik Anonim Şirketi ve Çiçek Çınar’dan tahsiline karar verildiği, davalı olarak Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi davanın tarafı olmakla ve kararın hüküm fıkrasında “davalılardan” ibaresinde davalı olarak Derborsa Borsa Bankerlik A.Ş.’nin sorumlu olduğunun açık ve seçik olarak anlaşılması karşısında, davacı vekilinin hüküm fıkrasının tavzihi isteminin mahkemeyi fuzulen işgal etmekten başka bir şey olmadığı, bu itibarla, açık ve seçik olan kararın hüküm fıkrasının tavzihini gerektirir yasal bir neden olmadığı yönüyle tavzih isteminin reddine karar vermiştir.

Bu arada Sermaye Piyasası Kurulu 5.4.2002 gün ve 17/451 sayılı işlemi ile:

“1- İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 8.12.1999 tarih ve E:1997/1093, K:1999/1225 sayılı kararı çerçevesinde Takasbank Anonim Şirketi’ne bedeli nezdlerindeki Sermaye Piyasası Aracı Kurum Blokaj Teminatları hesaplarında bulunan aracı kuruma ait menkul kıymetlerden karşılanmak üzere, 640 lot Tüpraş hisse senedinin dava tarihi olan 17.10.1997 tarihinden bugüne kadar bedelli ve bedelsiz sermaye arttırımları dahil ulaşacağı sayıda hisse senedi alınarak bu hisse senetlerinin ve dava tarihinden bugüne kadar söz konusu hisse senetlerine karşılık gelen kar payları toplamından belirtilen sürede bedelli sermaye arttırımlarına ilişkin olarak hesaplanacak tutarın farkının müşterek murisler Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adına bloke edilmesi hususunun bildirilmesine,

2- Aracı kuruma ait Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerden 1 nolu bentte belirtilen işlemden sonra kalan bölümün şirkete iade edilmesine,

3- Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adlı yatırımcılar adına vekilleri Av. Ersan Kültüral ve Av.Sedat Konurca tarafından 28.5.2001 tarihinde Kurulumuza yapılan başvuruya ilişkin olarak söz konusu vekillere 1 nolu bentte yer alan husus ile İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 8.12.1999 tarih ve E:1997/1093, K:1999/1225 sayılı kararı ve 25.10.2001 tarihli anılan kararın 4. maddesinin tavzihini gerektirir yasal bir neden olmadığı yönüyle tavzih isteminin reddine ilişkin kararı çerçevesinde aracı kurumun 1 no’lu bentte belirtilen Tüpraş hisse senetleri dışında bir borçtan dolayı doğrudan sorumlu tutulması yönünde bir sonuca ulaşılmasının mümkün olmadığı hususunun bildirilmesine…” karar vermiştir.

2) Bunun üzerine, Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan vekili tarafından, Derborsa Menkul Değerler A.Ş.'ne ait Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerden 640 lot Tüpraş hisse senedinin Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adına bloke edilmesinden sonra kalan bölümün Derborsa Menkul Değerler A.Ş.'ne iade edilmesine ilişkin Sermaye Piyasası Kurulu'nun yukarıda sözü edilen 5.4.2002 günlü, 17/451 sayılı kararının iptali ile işlemden dolayı uğranılan 378.846.316.400.-TL maddi zararın 12.4.2002 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle Sermaye Piyasası Kurulu’na karşı 14.6.2002 tarihinde idari yargı yerinde dava açılmıştır.

ANKARA 6. İDARE MAHKEMESİ; 12.6.2003 gün ve E:2002/988, K:2003/930 sayı ile, 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 1, 22, 32 ve 46. maddeleri ve Sermaye Piyasası Kurulu Teşkilat, Görev ve Çalışma Esasları Yönetmeliği'nin 7. ve 9. maddeleri ile 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun değişik 30 uncu maddesinin (a), (b) ve (c) bentlerinde sayılan aracılık faaliyetleri ile bu faaliyetleri Kanunun 31,32,33,34 ve 50 nci maddeleri hükümleri çerçevesinde yapacak kuruluşların, kuruluş, faaliyet ve yetkilendirilmelerine ilişkin esasları düzenlemek amacıyla çıkarılan V-46/ seri nolu "Aracılık Faaliyetleri ve Aracı Kuruluşlara İlişkin Esaslar Hakkında Tebliği"nin 6. ve 14. maddelerinden söz ederek, dava dosyasının incelenmesinden; Sermaye Piyasası Kurulu'nun 18.5.1999 tarih, 46 sayılı toplantısında, aracı kurum Derborsa Menkul Değerler A.Ş.'nin yetki belgelerinin iptaline ve sermaye piyasası faaliyetlerinin 20.04.1999 tarihinden itibaren durdurulmasına karar verildiği, aracı kurum tarafından sermaye blokajı olarak saklamada bulunan Devlet İç Borçlanma senedinin 35.000.000.000.-TL nominal değerli kısmının genel giderlerinin finansmanında kullanılmak üzere iade edilmesi talebiyle 24.2.2001 tarihinde Kurula başvurulduğu, anılan talebe ilişkin olarak 29.03.2001 tarih ve 15 sayılı kararla, aracı kurumun unvanını ve faaliyet konusunu sermaye piyasası faaliyetlerini içermeyecek şekilde değiştirmesi, henüz ödenmeyen müşteri alacaklarının aracı kurum tarafından bildirilen listeye uygun olarak Takasbank A.Ş.'de müşteriler adına bloke edilmesi ve aracı kurum yönetim kurulunun, sermaye piyasası faaliyetlerinden kaynaklanan ve sonradan ortaya çıkabilecek borçlarını ödeyeceklerine ilişkin taahhütname vermelerini takiben aracı kurumun Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerinin tamamının aracı kuruma iade edilmesine karar verildiği, davacılar Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adlı yatırımcıların Kurula hitaben yazdıkları 28.5.2001 tarihli dilekçe ile, aracı kurumun merhum müstekileri Norayr Artin İcad ile Heronouche İcad'ın müşterek murisleri oldukları, aracı kurum ile çalışan ve yöneticisi hakkında İstanbul 1.Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde alacak davası açtıkları ve Mahkemenin 08.12.1999 tarih ve E:1997/1093, K:1999/1225 sayılı kararıyla aracı kurumun sorumluluğuna hükmedildiğinden bahisle, zararların ödenmesi ve mağduriyetlerinin giderilmesini istemeleri üzerine, Kurulun 20.06.2001 tarih, AFO/838-6952 sayılı yazısı ile aracı kurumdan açıklama talep edildiği, aracı kurumdan alınan 26.6.2001 tarih, 1078 sayılı yazıda, söz konusu mahkeme kararında sadece 640 lot Tüpraş hisse senedine ilişkin olarak şirketlerinin sorumluluğunun tespit edildiğinin bildirilmesi üzerine, aracı kurumdan mahkeme kararının temyiz edilip edilmediği ve şirketleri hakkında tespit edilen sorumluluğun açık olarak anlaşılması açısından kararın tavzihinin istenip istenmediği hususlarının Kurulun 06.07.2001 günlü yazısı ile sorulması üzerine, aracı kurum tarafından gönderilen 26.11.2001 günlü yazıda, söz konusu mahkeme kararının temyiz edilmediği, 25.10.2001 tarihinde tavzih talebinde bulunulması üzerine, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin, 25.10.2001, tarihinde "Mahkemelerinin tavzihi istenen 08.12.1999 tarih ve E: 1997/1093, K:1999/1225 sayılı kararının hüküm fıkrasının 4.maddesindeki "640 lot Tüpraş hisse senedinin davalı Derborsa ve Çiçek Çınar'dan tahsilde tekerrür olmamak koşuluyla aynen alınarak davacıya teslimine" ibaresinde, davalı şirketin sorumluluğunun açık olarak anlaşılması için kararın tavzihini gerektirecek bir talep bulunmadığından" bahisle, kararın hüküm fıkrasının 4.maddesinin tavzih isteminin reddine karar verdiği, Kurulun 29.03.2001 günlü, 15 sayılı kararı çerçevesinde, şirketlerden istenilenlerin eksiksiz olarak yerine getirildiği belirtilerek şirketlerinin Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerinin tamamının iade edilmesine karar verilmesinin talep edildiği, aracı kurum tarafından, Takasbank A.Ş.'ne hitaben yazılan 4.9.2001 tarih ve 1096 sayılı yazı ile Kurul kararlarının yerine getirildiğinden bahisle bloke işlemlerinin 640 lot Tüpraş hisse senedi üzerinden yapılmasının istenmesi üzerine, Takasbank A.Ş. tarafından Kurula hitaben yazılan 04.02.2002 tarih ve 1857 sayılı, 26.2.2002 tarih ve 1474 sayılı yazılar ile söz konusu işlemin uygunluğu konusunda onay talep edilmesi üzerine, Aracılık Faaliyetleri Dairesi'nin 1.4.2002 tarih ve 341 sayılı müzekkeresinde yer alan tespitleri değerlendiren Kurul karar organının, anılan talebe ilişkin olarak dava konusu 05.04.2002 tarih ve 17/451 sayılı toplantısında, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin "08.12.1999 tarih ve E:1997/1093, K:1999/1225 sayılı kararı çerçevesinde Takasbank A.Ş.’ne bedeli nezdlerindeki Sermaye Piyasası Aracı Kurum Blokaj Teminatları hesaplarında bulunan aracı kuruma ait menkul kıymetlerden karşılanmak üzere, 640 lot Tüpraş hisse senedinin dava tarihi olan 17.10.1997 tarihinden bugüne kadar bedelli ve bedelsiz sermaye artırımları dahil ulaşacağı sayıda hisse senedi alınarak, bu hisse senetlerinin ve dava tarihinden bugüne kadar söz konusu hisse senetlerine karşılık gelen kâr payları toplamından belirtilen sürede bedelli sermaye artırımlarına ilişkin olarak hesaplanacak tutar farkının müşterek murisler Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adına bloke edilmesi hususunun bildirilmesine, aracı kuruma ait Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerden 1 no’lu bentte belirtilen işlemden sonra kalan bölümün şirkete iade edilmesine, Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adlı yatırımcılar tarafından 28.05.2001 tarihinde Kurula yapılan başvuruya ilişkin olarak söz konusu kişilere 1 nolu bentte yer alan husus ile İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08.12.1999 tarih ve E:1997/1093, K:1999/1225 sayılı kararı ve 25.10.2001 tarihli anılan kararın 4 üncü maddesinin tavzihini gerektirir yasal bir neden olmadığı yönüyle tavzih isteminin reddine ilişkin kararı çerçevesinde, aracı kurumun 1 no’lu bentte belirtilen Tüpraş hisse senetleri dışında bir borçtan dolayı doğrudan sorumlu tutulması yönünde bir sonuca ulaşılmasının mümkün olmadığı hususunun bildirilmesine" karar verildiği ve bu durumun Kurulun, 8.4.2002 tarih 475.4814 sayılı yazısı ile Takasbank A.Ş.'ne, 08.04.2002 tarih, 474.4813 sayılı yazısı ile şirkete, 08.04.2002 tarih ve 476.4815 sayılı yazısı ile davacılara bildirildiği, Takasbank A.Ş. tarafından İstanbul 2.İcra Müdürlüğü'ne hitaben yazılan 12.4.2002 tarih, 3839 sayılı yazı ile, anılan Mahkeme kararının hüküm kısmının incelenmesinden, aracı kurumun, 640 lot Tüpraş hisse senedinden sorumlu bulunduğu, mahkeme kararında yer alan diğer hisse senetlerinden sorumlu bulunmadığı, haciz ihbarnamesinin buna göre düzenlenmesinin istenildiği, İstanbul 2.İcra Müdürlüğü'nün 12.4.2002 tarih, 2000/7336 sayılı kararı ile haczin sadece 640 lot Tüpraş hisse senediyle geçerli sayılmasına karar verildiği, Kurul tarafından İstanbul 2.İcra Müdürlüğü'nün 12.4.2002 tarih, 2000/7336 sayılı kararı ve Kurulun 05.04.2002 tarih, 17/451 sayılı kararı gereğince 640 lot Tüpraş hisse senedi değeri tutarı olan miktarın "SPK Müşteri Bloke" hesabına bloke edilmesinden sonra geriye kalan 378.846.316.400.-TL'sinin aracı kurum Derborsa A.Ş. sonrası yeni kurulan Transtam Uluslararası Nakliyat A.Ş.'ne gönderildiği, bilahare davacılar tarafından Kurul'un 5.4.2002 tarih, 17/451 sayılı kararının iptali ile bu karar gereği uğranılan 378.846.316.400.-TL maddi zararın tazmini istemiyle bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı, yukarıda aktarılan mevzuatta görüleceği gibi Sermaye Piyasası Kanunu’nun ana amacının, piyasanın güven, açıklık ve kârlılık içinde çalışması, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının korunması ve bu suretle kaynakların iktisadi kalkınmanın emrine sunulması olup, bu amaç ve hedefin gerçekleşmesi için sermeye piyasalarının düzgün işleyişini sağlamaktan sorumlu organ olarak Kurula düzenleme, gözetleme ve denetleme görev ve yetkisi verildiği, Yasayla sermaye piyasasında çok önemli görevler verilen Kurulun, bu görevlerini yerine getirirken her türlü bilgi ve belgeyi isteyerek izleme ve denetleme gibi çok geniş yetkilerle donatıldığı, bakılan uyuşmazlıkta, her ne kadar davalı idarece İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 8.12.1999 tarih ve E:1997/1093, K:1999/1225 sayılı kararı ve 25.10.2001 tarihli anılan kararın 4 üncü maddesinin tavzihini gerektirir yasal bir neden olmadığı yönüyle tavzih isteminin reddine ilişkin kararı çerçevesinde aracı kurumun Tüpraş hisse senetleri dışında kalan diğer hisse senetlerinden dolayı doğrudan sorumlu tutulmasının mümkün olmadığı nedeniyle aracı kuruma ait Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerden 640 lot Tüpraş hisse senetlerine karşılık gelen tutardan sonra kalan bölümün şirkete iade edildiği iddia edilmekte ise de, Norayr Artin İcad ile Heranouche İcad'ın müşterek mirasçıları olan davacıların, aracı kurum olan Derborsa Borsa Bankerliği A.Ş. ile birlikte Mehmet Temel (aracı kurumun en büyük hissedarı) ve Çiçek Çınar aleyhine "hisse senetlerinin aynen tahsili ve temettü alacaklarının tahsili" için açtıkları davada, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 08.12.1999 günlü, E:1997/1093, K:1999/1225 sayılı kararıyla; 6000 lot Konya Çimento hissesinin davalılardan aynen alınarak davacıya teslimine, 28321 lot Marmaris Martı hissesinin davalılardan aynen tahsiline, 1.664.380.000.-TL temettü alacağının ise davalılardan tahsiline, 3540 lot Marko Gıda hissesinin davalılardan alınarak davacıya teslimine, 640 lot Tüpraş hisse senedinin davalı Derborsa ve Çiçek Çınar'dan tahsilde tekerrür olmamak koşuluyla aynen alınarak davacıya teslimine" karar verildiği, anılan mahkeme kararının içeriğinden Derborsa A.Ş.'nin, 4 bentde sayılan hisselerin hepsinden müştereken sorumlu olduğu hususunun açıkca ifade edilerek davacıların anılan şirketden alacak miktarının tespit edildiği ve bu durumun davacılar tarafından 11.5.2001 tarihinde yapılan başvuruyla bildirildiği halde, aracı kurumun davacılara olan borçlarının tespit edilerek gerekli önlemlerin alınması mümkün iken, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 25.10.2001 tarihli tavzih kararı esas alınarak Yasayla kendisine verilen görevi layıkı ile yerine getiremediği, tasarruf sahipleri olan davacıların hak ve yararlarının korunmadığı, gözetleme ve denetleme görevinin yerine getirilmediği anlaşılmakla, Sermaye Piyasası Kurulu'nun dava konusu 5.4.2002 günlü, 17/451 sayılı kararında hukuka ve mevzuata uyarlık görülmediği, davacının 378.846.316.400.-TL maddi tazminat istemine gelince; Anayasa’nın 125.maddesine göre idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğu, idarenin belirtilen hukuki sorumluluğu aynı zamanda Türkiye Cumhuriyetinin hukuk devleti olma niteliğinin de doğal bir sonucu olduğu, kamu idarelerinin yapmakla yükümlü oldukları kamu hizmetlerini gereği gibi yerine getirmekle yükümlü bulundukları, idarenin bu yükümlülüğü hiç veya gereği gibi yerine getirmeyerek hizmetin kötü ve geç işlemesi ve bu yüzden bir zarara neden olunması halinde zararı tazminle yükümlü olacağı, idare yönünden tazmin borcunun doğabilmesi için, sadece zararın varlığı yeterli olmayıp, bu zararın kesin olarak ortaya çıkmış, miktar olarak belirgin, yani gerçek zarar olması gerektiği, dosyadaki mevcut belgelerden, İstanbul 2.İcra Müdürlüğü'nün 10.4.2002 tarih, 2000/7336 sayılı haciz ihbarnamesi ile İstanbul Asliye 1.Ticaret Mahkemesi'nin 97/1093 Esas, 1999/1225 Karar sayılı ilamına istinaden borçlu Derborsa Borsa Bankerliği A.Ş.'nin 6000 lot Konya Çimento, 8321 lot Marmaris Martı, 4540 lot Marko Gıda, 640 lot Tüpraş hisse senetlerinin aynen teslimi, mümkün olmadığı takdirde nakde tahvil edilmesi suretiyle tahsiline, ayrıca temettü, mahkeme masrafı, vekalet ücreti ve icra masrafları tutarı 19.128.412.000.-TL borcu nedeniyle banka nezdinde bulunan temettü, kâr payı v.s. hak ve alacaklarının haczine karar verildiği, bilahare anılan İcra Müdürlüğünün dava konusu edilen Kurul karar organının 05.04.2002 tarih, 17/451 sayılı toplantısında alınan karar çerçevesinde Derborsa A.Ş.'nin sadece Tüpraş hisse senetlerinden sorumlu olması nedeniyle söz konusu hisse senetleri üzerinde haciz işlemlerinin uygulanması sonucu sermaye blokajı hesabında kalan 378.846.316.400.-TL'nin 12.4.2002 tarihinde davalı idarece Derborsa A.Ş. sonrası kurulan Transtam Uluslararası Nakliyat A.Ş.'ne iade edildiği, oysa, yukarıda da açıklandığı üzere, aracı kurum Derborsa A.Ş.'nin İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 8.12.1999 tarih, E:1997/1093, K:1990/1225 sayılı kararında yer alan 6000 lot Konya Çimento, 8321 lot Marmaris Martı, 4540 Iot Marko Gıda, 640 lot Tüpraş hisse senedinin tamamından sorumlu olduğu ve bu hisse senetleri için İstanbul 2.İcra Müdürlüğü tarafından haciz varakası düzenlendiği halde, davalı idarenin 5.4.2002 tarih, 17/451 sayılı kararı çerçevesinde, ilgili İcra Müdürlüğü tarafından sadece 640 lot Tüpraş hisse senetleri için haciz işlemi uygulandığı, bu haliyle davacıların aracı kurumdan icra yoluyla alacaklarının Kurul karar organının kararı uyarınca tahsil edilemediği, diğer bir deyişle aracı kurumun sermaye blokajı hesabında bulunan 378.846.316.400.-TL'nin aracı kuruma iade edilmesi neticesinde, davalı idarenin gözetleme ve denetleme görevini gereği gibi yerine getirememesinden dolayı davacıların zarara uğradığı, davalı idarenin mahkeme kararını yanlış uygulamak suretiyle hizmet kusuru işlediği açık olmakla, davacıların bu yüzden uğradıkları maddi zararın tazmininin Anayasa’nın 125. maddesi gereği olduğu, öte yandan, eksilen yada yoksun kalınan maddi değerin karşılanmasının zaman içinde gecikmesi de ayrıca bu gecikmeden doğan zararın telafisi için hükmedilecek maddi tazminata faiz yürütülmesini gerekli kıldığı gerekçesiyle dava konusu işlemin iptaline, davacının uğradığı 378.846.316.400.-TL maddi zararın tazmini isteminin kabulü ile söz konusu miktarın 12.04.2002 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar vermiş; bu karar, DANIŞTAY ONÜÇÜNCÜ DAİRESİ’nin 14.6.2005 gün ve E:2005/972; K:2005/3064 sayılı kararıyla onanmak ve karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 22.11.2005 gün ve E:2005/9136; K:2005/5605 sayılı kararıyla reddedilmek suretiyle kesinleşmiştir.

UYUŞMAZLIK MAHKEMESİNDEN İSTEK :

Sermaye Piyasası Kurulu vekili tarafından, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin kararında Derborsa Menkul Değerler Anonim Şirketi’nin sadece "640 lot Tüpraş hisse senedi"nden sorumlu tutulduğu, konuya ilişkin davacıların başvurusu üzerine doğan tereddütün giderilmesini teminen tavzih kararı alınmasının sağlandığı ve aracı kurumun sadece 640 lot Tüpraş hisse senedinden sorumlu olduğu hususunun Mahkemenin 25.10.2001 tarihli tavzih kararı ile de açıklığa kavuştuğu, söz konusu yargı kararları karşısında, Kurulun görevinin mahkeme kararları hükümlerine uymak olduğu, dava konusu Kurul kararının bu çerçevede alındığı, aracı kurumun Mahkeme kararında yer alan "640 lot Tüpraş hisse senedi" dışındaki senetlerden de sorumlu olduğuna ilişkin tavzih kararının, davacılar tarafından 12.4.2002 tarihli dilekçe ile aynı karara ilişkin 2. kez tavzih talep edilmesi üzerine, Mahkemece görüş değiştirildiğinin Takasbank'a mutad olmayan ifadeler ile bildirilmesi sonrasında verilen 12.4.2002 tarihli tavzih talebinin reddi kararı olduğu ve söz konusu kararın da dava konusu 5.4.2002 tarih ve 17 sayılı Kurul kararının verilmesinden sonraki tarihli olduğu, söz konusu karar üzerine de 19.4.2002 tarih ve AFD/545-5381 sayılı yazı ile, Kurullarının 5.4.2002 tarih ve 17/451 sayılı kararının hak sahipliğini tespite yönelik bir karar olmadığı, yargı kararları veya icra daireleri kararları doğrultusunda işlem yapılması gerektiği, bu bağlamda İstanbul 2. İcra Müdürlüğü'nün 12.4.2002 tarih, 2000/7336 sayılı tezkeresi doğrultusunda haciz kararının uygulanması gerektiğinin Takasbank'a bildirildiği, dava konusu Kurul kararının tesis edildiği tarih itibariyle İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 8.12.1999 tarihli kararı ile 25.10.2001 tarihli tavzih kararı çerçevesinde Derborsa'nın 640 lot Tüpraş hisse senedinden sorumlu olduğunun açık bulunduğu, Kurulun kendisinden beklenen özeni göstermek suretiyle hukuka ve mahkeme kararına uygun şekilde dava konusu kararını tesis ettiği, buna karşın, söz konusu Kurul kararının iptali ve doğduğu iddia edilen zararın ödenmesi talebi ile Ankara 6. İdare Mahkemesi nezdinde açılan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin anılan kararının, kararda sorumluluğun ayrı ayrı belirtildiği parantez içi hükümler yok sayılmak suretiyle Derborsa'nın 640 lot Tüpraş hisse senedinin yanı sıra, 6000 lot Konya Çimento, 8321 lot Marmaris Martı ve 3540 lot Merko Gıda hisse senetleri için de sorumluluğuna hükmedildiği şeklinde hatalı yorumlanması ve bu hatalı yoruma dayanılarak 12.6.2003 tarih ve E:2002/988; K:2003/930 sayılı karar ile davanın kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı bulunduğu, bu durumda, İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi ile Ankara 6. İdare Mahkemesi’nin anılan kararları arasında hüküm uyuşmazlığı bulunduğu, bu açıdan anılan kararlar arasındaki çelişkinin giderilerek, anlaşmazlığın esasının Derborsa'nın sadece 640 lot hisse senedinden sorumlu olduğu ve bu çerçevede Kurulun 5.4.2002 tarih ve 17 sayılı kararının hukuka uygun olması nedeniyle söz konusu karar aleyhine açılan iptal ve tam yargı davasının reddi yönünde hükme bağlanması istemiyle, 18.1.2006 günlü dilekçe ile, Uyuşmazlık Mahkemesi'ne başvuruda bulunulmuştur.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 24. ve 16. maddelerine göre ilgili Başsavcıların yazılı düşünceleri istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI:

Hüküm uyuşmazlığının giderilmesi talebinde bulunan davacı Sermaye Piyasası Kurulu vekilleri tarafından İstanbul Asliye 1.Ticaret Mahkemesi ile Ankara 6.İdare Mahkemesi kararları nedeniyle oluşan hüküm uyuşmazlığının giderilmesi için 2247 sayılı Kanun’un 24.maddesi gereğince yapılan müracaatla ilgili 2006/68 Esas sayılı dosyanın incelendiği; yatırımcı Norayr İcad murisleri Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan vekilleri tarafından, Derborsa Borsa Bankerliği A.Ş., Mehmet Temel ve Çiçek Çınar aleyhine hisse senetlerinin aynen ve temettü alacaklarının tahsili istemiyle İstanbul Asliye 1.Ticaret Mahkemesi’ne açılan davanın yargılaması sonucunda; Norayr Artin İcad ile eşi Heranouche İcad'ın davalı şirkete 26.08.1996 tarihinde hesap açtıkları ve menkul değerler yönünden alım satım işlemlerinin takibinin yapılabilmesi için de Çiçek Çınar'ı temsilci vekil tayin ettikleri, işlemlerin bu kişi tarafından sürdürüldüğü, Norayr Artin İcad'ın 1997 yılında ölümü üzerine hesaplardaki incelemelerde Çiçek Çınar'ın vekaleti kötüye kullandığının saptandığı, şirket temsilcisi Mehmet Temel'in de virman işlemlerini yürüttüğünden bu işlemlerden şirketle birlikte sorumlu bulunduğu anlaşılmakla; davanın kısmen kabulüyle; 6000 lot Konya Çimento, 8321 lot Marmaris Martı, 540 lot Merko Gıda, 640 lot Tüpraş hisselerinin aynen ve 2.264.380.000.-TL temettü alacağının davalılardan birlikte tahsiline ilişkin 08.12.1999 gün ve 1997/1093 Esas ve 1999/1225 Karar sayı ile hüküm kurulduğu, anılan kararın infazı sırasında tereddüt hasıl olduğundan, Sermaye Piyasası Kurulu'ndan davacı vekillerinin görüş istemesi üzerine, 05.04.2002 tarih ve 17 sayılı kararıyla İstanbul Asliye 1 .Ticaret Mahkemesi'nin hüküm kısmının 4.fıkrasında yer alan 640 lot Tüpraş hisse senedinden Derborsa'nın sorumlu olduğundan davacıların hesabına yatırılmasına, kalan miktarın ise Derborsa'ya iadesine karar verildiği, davacı vekillerinin aracı kurumdan icra yoluyla alacaklarını Kurul karar organının kararı uyarınca tahsil edemediğinden, Sermaye Piyasası Kurulu'nun sermaye blokajı hesabında bulunan 378.846.400.-TL'nin aracı kuruma iade edilmesine ilişkin bölümün iptali için idari yargı yerinde dava açıldığı, Ankara 6.İdare Mahkemesi'nin 12.06.2003 tarih 2002/988 Esas ve 2003/930 Karar sayılı kararında; Sermaye Piyasası Kurulu'nun İstanbul Asliye 1.Ticaret Mahkemesi'nin kararını yanlış yorumlaması nedeniyle hizmet kusuru işlediğinden, Derborsa'ya iadesine karar verilen 378.846.326.400.- TL ile ilgili bölümün iptaline karar verildiği, kararın onanarak kesinleştiği, 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesine göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflardan en az biri aynı olan iki  ayrı kararın bulunması ve bu kararlar arasındaki çelişki yüzünden  hakkın yerine getirilmesinin olanaksız olması gerektiği, hüküm uyuşmazlığına konu edilen İstanbul Asliye 1. Ticaret Mahkemesi'ne açılan dava, hisse senetlerinin aynen tahsili ve temettü alacaklarının tahsiline hükmedilmesine ilişkin olmasına karşın, Ankara 6.İdare Mahkemesi'ne açılan davanın, Derborsa Menkul Kıymetler A.Ş.'ye ait teminat olarak tutulan miktarın Sermaye Piyasası Kurulu'nca bloke edilmeyerek iade edilen işlemin iptali ile zararın ödenmesi istemine ilişkin olduğu, adli ve idari yargıda açılan davaların taraflardan birinin aynı olmasına karşın, aynı konu ve sebebe dayalı olmadığı ve bu kararlar arasında dayanaklarının ve istemlerinin farklı olması nedeniyle aykırılık bulunmadığı gibi, hakkın yerine getirilmesini imkansız kılan bir çelişkinin varlığından söz edilemeyeceği, bu nedenlerle, 2247 sayılı Kanun’un 24. maddesinde belirtilen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI :

Yatırımcı Norayr Artin İcad murisleri Heranouche İcad, Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan vekilleri tarafından Derborsa Borsa Bankerliği A.Ş., Mehmet Temel ve Çiçek Çınar aleyhine hisse senetlerinin aynen, temettü alacaklarının ise nakden tahsili istemiyle açılan davada verilen ve davalı Çiçek Çınar dışındaki diğer davalılar yönünden kesinleşen, davanın kısmen kabulü ile, 6000 lot Konya Çimento hissesinin davalılardan aynen alınarak davacıya teslimine, 600.000.000.- TL temettü bedelinin davalılardan tahsiline, 8321 lot  Marmaris Martı hissesinin davalılardan aynen tahsiline, 1.664.380.000.- TL temettü alacağının davalılardan tahsiline, 4540 lot Merko Gıda hissesinin davalılardan aynen alınarak davacıya teslimine, 640 lot Tüpraş hisse senedinin davalı Derborsa ve Çiçek Çınar'dan tahsilde tekerrür olmamak koşuluyla aynen alınarak davacıya teslimine yolundaki İstanbul 1. Ticaret Mahkemesi’nin 8.12.1999 günlü, E:1999/1093, K:1999/1225 sayılı kararı ile Berç Tateos Arhanyan ve Meri Büküciyan tarafından Derborsa Menkul Değerler A.Ş.'ne ait Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerden karşılanmak üzere 640 lot Tüpraş hisse senedinin hesaplanacak tutarının davacılar adına bloke edilmesinden sonra kalan bölümünün Derborsa Menkul Değerler A.Ş.'ne iade edilmesine ilişkin Sermaye Piyasası Kurulu’nun 5.4.2002 günlü, 17/451 sayılı kararının iptali ve 378.846.316.400.- TL maddi zararın yasal faiziyle birlikte ödenmesi yolunda verilen ve temyiz ve karar düzeltme aşamasından geçerek kesinleşen Ankara  6. İdare   Mahkemesi’nin 12.6.2003  günlü,   E:2002/988,  K:2003/930 sayılı   kararı arasında oluştuğu ileri sürülen hüküm uyuşmazlığının giderilmesinin istenildiği, hüküm uyuşmazlığına konu edilen İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi kararının, hisse senetlerinin aynen, temettü alacaklarının nakden tahsiline ilişkin olmasına karşın, Ankara 6. İdare Mahkemesi kararının, Derborsa Menkul Değerler A.Ş'ne ait olup, saklamada bulunan Tüpraş hisse senedinin hesaplanacak tutarının davacılar adına bloke edilmesinden sonra kalan bölümünün Derborsa Menkul Değerler A.Ş.'ne iade edilmesi yolundaki Sermaye Piyasası Kurulu işleminin iptaline ilişkin bulunduğu, 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu’nun 24. maddesinin 2592 sayılı Kanun’la değişik birinci fıkrasında, 1. maddede gösterilen yargı mercilerinden en az ikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflardan en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığının kabul edileceği hükmüne yer verildiği, bu durumda, sözü edilen adli ve idari yargı mercileri tarafından verilen kararlardan İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi kararının davalılardan biri yönünden kesinleşmemiş olması, öte yandan, taraflarından en az biri aynı olmakla birlikte, davanın konusu ve sebepleri aynı olmadığından, bu kararlar arasında hakkın yerine getirilmesini olanaksız kılan çelişki bulunmaması nedeniyle hüküm uyuşmazlığının varlığının söz konusu olmadığı, bu nedenle, 2247 sayılı Kanun’un 24. maddesinde öngörülen anlamda hüküm uyuşmazlığı doğmadığından, istemin reddi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Z. Nurhan YÜCEL, H.Ayfer ÖZDEMİR, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 05.03.2007 günlü toplantısında; Raportör Hakim Nurdane TOPUZ’un 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile Danıştay Başsavcısı’nın başvurunun reddi gerektiğine ilişkin düşünce yazıları ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı düşünceler doğrultusundaki açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un 24. maddesinin 2592 sayılı Kanun’la değişik birinci fıkrasında, “1 nci maddede gösterilen yargı mercilerinden en az ikisi tarafından, görevle ilgili olmaksızın kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş, aynı konuya ve sebebe ilişkin, taraflarından en az biri aynı olan ve kararlar arasındaki çelişki yüzünden hakkın yerine getirilmesi olanaksız bulunan hallerde hüküm uyuşmazlığının varlığı kabul edilir.” hükmü yer almaktadır.

Anılan hükme göre, hüküm uyuşmazlığının varlığı için:

a)Uyuşmazlık yaratan hükümlerin, adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından verilmesi,

b) Konu, dava sebebi ve taraflardan en az birinin aynı olması,

c) Her iki kararın da kesinleşmiş olması,

d) Kararlarda davanın esasının hükme bağlanması,

e) Kararlar arasındaki çelişki nedeniyle hakkın yerine getirilmesinin olanaksız bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesi aranmaktadır.

Hüküm uyuşmazlığı bulunduğu ileri sürülen kararların incelenmesinden, ortada adli ve idari yargı yerlerince verilmiş kararlar bulunduğu; her iki kararda davanın esasının hükme bağlandığı; taraflarından en az birinin (Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan) aynı olduğu anlaşılmaktadır. Bu kararlardan:

Asliye Ticaret Mahkemesi kararı, Heranouche İcad(daha sonra vefat etmiştir), Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan vekili tarafından, Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi, Mehmet Temel ve Çiçek Çınar’a karşı, her bir davalının sorumluluğu dikkate alınarak uyuşmazlık konusu hisse senetlerinin aynen iadesine, temettü alacağının tahsiline karar verilmesi istemiyle açılan davada, davanın kısmen kabulü suretiyle hisse senetlerinden ve temettü alacağından, Derborsa Borsa Bankerliği Anonim Şirketi de dahil olmak üzere davalıların sorumlu olduğu miktarın tespitine ilişkindir.

İdare Mahkemesi kararı ise, Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan vekili tarafından, Sermaye Piyasası Kurulu’na karşı, Derborsa Menkul Değerler Anonim Şirketi'ne ait Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerden 640 lot Tüpraş hisse senedinin Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adına bloke edilmesinden sonra kalan bölümün Derborsa Menkul Değerler Anonim Şirketi'ne iade edilmesine ilişkin Sermaye Piyasası Kurulu'nun 5.4.2002 günlü, 17/451 sayılı kararının iptali ile işlemden dolayı uğranılan 378.846.316.400.-TL maddi zararın 12.4.2002 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle açılan davada, dava konusu işlemin iptaline, davacının uğradığı 378.846.316.400.-TL maddi zararın tazmini isteminin kabulü ile söz konusu miktarın 12.04.2002 tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine ilişkindir.

Bir başka ifadeyle, Asliye Ticaret Mahkemesinde, eksik bulunan bir kısım hisse senedinin davalıların zimmetinde olduğu, ayrıca hisselere isabet eden temettü alacaklarının bulunduğu ileri sürülerek hisse senetlerinin aynen iadesi ile temettü alacağının tahsili; İdare Mahkemesinde ise, Derborsa Menkul Değerler Anonim Şirketi'ne ait Takasbank A.Ş. nezdinde sermaye blokajı olarak saklamada bulunan menkul kıymetlerden 640 lot Tüpraş hisse senedinin Meri Büküciyan ve Berç Tateos Arhanyan adına bloke edilmesinden sonra kalan bölümün Derborsa Menkul Değerler Anonim Şirketi'ne iade edilmesine ilişkin Sermaye Piyasası Kurulu işleminin hatalı olduğu ileri sürülerek bu işlemin iptali ile işlemden dolayı uğranılan maddi zararın yasal faiziyle birlikte tazmini istemiyle dava açılmış olup, bu haliyle davaların konularının farklı olduğu gibi, sebeplerinin de farklı olduğu anlaşılmıştır.

Belirtilen duruma göre, olayda, “konu ve dava sebebinin aynı olması” koşulunun gerçekleşmemesi karşısında, uyuşmazlığa konu edilen adli ve idari yargı kararları arasında hakkın yerine getirilmesini imkansız kılan bir çelişkinin varlığından söz etmek olanaksızdır.

Açıklanan nedenlerle, hüküm uyuşmazlığının varlığı için 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşullar birlikte gerçekleşmediğinden, başvurunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ: Hüküm uyuşmazlığının varlığı için 2247 sayılı Yasa’nın 24. maddesinde öngörülen koşullar birlikte gerçekleşmediğinden, BAŞVURUNUN REDDİNE, 05.03.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

* * *

 

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS   NO   : 2006/86

KARAR NO: 2006/173

KARAR TR : 6.11.2006

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

 

K A R A R

 

Davacı        : Aslanlar İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.

Vekili         : Av. V.K.

Davalı        : Bandırma Kaymakamlığı (İlçe Özel İdare Müdürlüğü)

 

   O L A Y  : Taş ocağı işletmeciliği yapan davacı şirket adına; orman sahası ile bitişiğinde bulunan mülga Köy Hizmetlerine ait taş ocağı sahasına taşmak suretiyle üretim yaptığından bahisle, 27.07.2005 tarih, 1-7/53 sayılı işlemle; 3213 Sayılı Maden Kanunu’nun uygulanması ile ilgili Maden Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin 43. maddesi uyarınca idari para cezası kesilmiş; davacı şirket vekili tarafından,  işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açılmıştır.

BURSA 1. İDARE MAHKEMESİ ; 20.09.2005 gün, E:2005/1208, K:2005/1147 sayı ile; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesine göre “kabahat” deyiminden kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğunun hükme bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüş olup, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden  itibaren idari para cezalarının, idare mahkemelerinin görev alanından çıkarıldığı, bu durumda davacı  şirkete, 3213 Sayılı Maden Kanunu uyarınca verilen idari para cezasından doğan uyuşmazlığın görüm ve çözümünde yukarıda anılan 5326 Sayılı Yasa hükümlerine göre Sulh Ceza Mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; Başkanlık yazısı ile anılan İdare Mahkemesi kararının kesinleşme durumunun sorulması üzerine, Bursa 1.İdare Mahkemesi Başkanlığınca verilen 20.4.2006, 24.5.2006 ve 9.8.2006 günlü cevap yazılarında, itiraz süreci sonuçlanmayan kararın kesinleşmediği belirtilmiştir.

Davacı şirket vekili, aynı istekle 14.10.2005 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

BANDIRMA SULH CEZA MAHKEMESİ; 19.01.2006 gün ve  Değ.İş.E:2005/589, Değ.iş.K:2006/27 sayı ile; davada taraf olan İl Özel İdaresinin, 13.3.1994 tarihli İl Özel İdare Kanunu ile düzenlendiği, valiye bağlı, emvalinin devlet emvali, personelinin devlet memuru niteliğinde olduğu, kamu kurumu  olan Özel İdarenin denetimi ve gözetimi altında bulunan Ocak işletmelerinin faaliyetlerinin,  yasada  öngörüldüğü  biçimde bu idarenin ruhsat ve denetimine tabi tutulması ve bu konuda idareye yaptırım yetkisi verilmiş olmasının, bu faaliyetin kamu hukukunun buyurucu kurallarına bağlı olduğunu gösterdiği, (Uyuşmazlık Mahkemesinin 7.7.1994 tarih ve 1994/18 esas, 1994/18 sayılı kararının örnek gösterildiği) Anayasanın 125.maddesinin son fıkrası ve İdari Yargılama Usul Kanunu’nun 2/1-b maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümünde idari yargı yerinin görevli bulunduğu, ayrıca genel nitelikte bir kanun olan 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu’nun özel kanunda belirtilen hükmü ortadan kaldırmayacağının anlaşıldığı gerekçesiyle, görevsizlik kararı vermiş, bu karar  itiraz  edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 6.11.2006 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ  ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14.maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararın kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasa’nın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Anılan düzenlemeye göre, olumsuz görev uyuşmazlığının varlığından söz edebilmek için: adli, idari veya askeri yargı yerlerinden en az ikisi tarafından kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş görevsizlik kararlarının bulunması gerekmektedir.

Olayda, Sulh Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararının itiraz edilmeyerek kesinleşmesine karşılık,  idare mahkemesi tek hâkiminin görevsizlik kararına, davacının yaptığı itirazın reddi üzerine yapılan karar düzeltme talebinin Bölge İdare Mahkemesince karara bağlanmamış olması nedeniyle, ortada idari yargı yerine ait kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmadığından, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen “kararların kesin veya kesinleşmiş olması” koşulu gerçekleşmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan başvurunun aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ: 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan  BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 6.11.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

* * *

 

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS   NO   : 2006/108

KARAR NO: 2006/215

KARAR TR : 11.12.2006

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET: Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapmakta iken disiplinsizlik ve ahlaki nedenlerle Yüksek Askeri Şura kararı ile ilişiği kesilen davacının;  görevi sırasında hakkında düzenlenmiş olan bazı sicil belgeleri ve kanaat raporlarının 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca kendisine verilmesi isteminin reddine ilişkin işleminin iptali istemiyle açılan davanın ASKERİ İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk

 

K A R A R

 

Davacı        : İ.Y.

Davalı        : Milli Savunma Bakanlığı

 

O L A Y     : Türk Silahlı Kuvvetlerinde Hv. Svn. Kd. Üçvş. rütbesiyle görev yapmakta iken disiplinsizlik ve ahlaki nedenlerle Yüksek Askeri Şura kararı ile ilişiği kesilen Davacı,  görevi sırasında hakkında düzenlenmiş olan bazı sicil belgeleri ve kanaat raporlarının 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca kendisine verilmesini Milli Savunma Bakanlığından istemesi üzerine, Genel Kurmay Başkanlığınca tesis edilen 12.10.2005 tarih ve 1123279 sayılı işlemle, “gizli ve açıklanması yasaklanan bilgiler” kapsamında değerlendirildiğinden istemi karşılanmamış, bir kısım bilgiler,  belge üzerinde karartma yapılarak verilmiştir.

Davacı, görevi sırasında hakkında düzenlenmiş olan bazı sicil belgeleri ve kanaat raporlarının 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca kendisine verilmesi isteminin reddine ilişkin işleminin iptali istemiyle 28.10.2005 tarihinde genel idari yargıda dava açmıştır.

Davalı idare vekilince, birinci savunma dilekçesinde davanın görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin görevli olduğu ileri sürülerek görev itirazında bulunulmuştur.

ANKARA 5. İDARE MAHKEMESİ ; 5.1.2006 gün ve E:2005/2181 sayı ile, 1602 sayılı Yasanın 20. maddesi hükmüne göre AYİM’in bir davaya bakabilmesi için dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesinin gerektiği, olayda, her ne kadar yukarıda açıklanan 20. maddede görevden ayrılmış olsa da askeri personelin asker kişi sayılacağı belirtilmekte ise de; askeriyeden ayrılan davacının isteğinin, askerlikle ilgili olmayıp kendisi ile ilgili olarak düzenlenen sicil belgesi ve kanaat raporlarının bilgi edinme yasası gereği verilmesi olduğundan; yasada öngörülen askeri kişi ve askeri hizmete ilişkin bulunmadığı, bu durumda, askeriyeden ayrılan davacının bilgi edinme yasası uyarınca istediği sicil belgesi ve kanaat raporlarının, sivil kişinin  aynı yöndeki isteğinden ve onun çözümü ile varılacak sonuçtan farklı olmadığı,  davanın görüm ve çözümünün İdare Mahkemesinin görevine girdiği gerekçesiyle davalı idarenin görev itirazını reddederek görevlilik kararı vermiştir.

 Davalı İdare vekilince, süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine; dilekçe ve idari yargı dosyası Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcılığına gönderilmiştir.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ BAŞSAVCISI; Anayasanın, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi başlıklı 157’nci maddesinde yer alan göreve ilişkin hükümlerini benzer bir biçimde tekrarlayan Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20 ve 21’inci maddelerine göre uyuşmazlık konusunun Askeri İdari Yargı yerinde görülebilmesi için iki koşulun bir arada gerçekleşmesi gerektiği, “Asker kişiyi ilgilendirme” koşulundan davacının hizmette ya da görevden ayrılmış ve 1602 sayılı Kanunun 20’inci maddesinde sayılan asker kişilerden olmasının gerektiği, diğer koşulu ise davaya konu işlemin “askeri hizmete ilişkin” bulunması koşulunun oluşturduğu, idari işlemin, görevli yargı yerinin tespiti yönünden “askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerektiği, eğer idari işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş ise bu işlemin askeri hizmete ilişkin bulunduğunun kabulü gerektiği, daha açık bir ifadeyle, askeri hizmete ilişkin idari işlemlerin, idarece bir asker kişinin askeri yeterlik ve yetenekleri, tutum ve davranışları, askeri geçmişi, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevleri, askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural, gerek ve gelenekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda tesis edilen işlemler olduğu, bu tespitler sonucunda, dava konusu işlemin askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre tesis edilmiş olduğundan, davada “askeri hizmete ilişkin bulunma” koşulunun gerçekleştiği sonucuna varıldığı, idari işlemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” için, işlemin hizmetten ayrılmış da olsa bir asker kişiye yönelmiş olmasının gerektiği, olayda, dava konusu işlemin hizmetten ayrılmış olan davacı emekli astsubay’ı ilgilendirdiği anlaşılmakla, davada idari işlemin “askeri hizmete ilişkin bulunması” ve “asker kişiyi ilgilendirmesi” koşullarının birlikte gerçekleştiği ve dolayısıyla davaya bakma görevinin Askeri Yüksek İdare Mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle, askeri idari yargı yararına olumlu görev uyuşmazlığı çıkarmış olup, 2247 sayılı Yasanın 10. maddesine göre görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinden istemiştir.

Başkanlıkça 2247  sayılı  Yasanın  13. maddesinin  3. fıkrasına  göre  Danıştay  Başsavcısı’nın da

yazılı düşüncesi istenilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; Türk Silahlı Kuvvetlerinde astsubay  olarak görev  yapmakta

iken disiplinsizlik ve ahlaki nedenlerle Yüksek Askeri Şura kararı ile ilişiği kesilen davacının, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca Milli Savunma Bakanlığına yaptığı başvuru üzerine Genel Kurmay Başkanlığınca tesis edilen işlemin, görevi sırasında hakkında düzenlenmiş olan bazı sicil belgeleri ve kanaat raporlarının verilmesi isteminin reddine ilişkin kısmının iptali istemiyle Ankara 5. İdare Mahkemesinde açılan davada dosyanın  incelendiği,  Anayasa’nın 157’nci maddesine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanununun 20’nci maddesinde de, söz konusu Anayasa hükmüne aynen yer verildiği ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların asker kişi sayıldığı, aynı Kanunun 22. maddesinde de, Birinci Dairenin, atanma, yer değiştirme, nasıp, sicil, kademe ilerletilmesi, terfi, emeklilik, maluliyet, aylık ve yolluklara ilişkin iptal ve tam yargı  davalarını çözümleyeceği kuralına yer verildiği, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir” hükmüne, 9. maddesinde, “İstenen bilgi veya belgelerde, gizlilik dereceli veya açıklanması yasaklanan bilgiler ile açıklanabilir nitelikte olanlar birlikte bulunuyor ve bunlar  birbirlerinden  ayrılabiliyorsa, söz konusu bilgi veya belge, gizlilik dereceli veya açıklanması yasaklanan bilgiler çıkarıldıktan sonra başvuranın bilgisine sunulur. Ayırma gerekçesi başvurana yazılı olarak bildirilir” hükmüne, 13.maddesinde “Yargı denetimi dışında kalan idari işlemlerden kişinin çalışma hayatını ve mesleki onurunu etkileyecek nitelikte olanlar, bu Kanun kapsamına dahildir. Bu şekilde sağlanan bilgi edinme hakkı işlemin yargı denetimine açılması sonucunu doğurmaz” hükmüne yer verildiği, dava;  davalı idare tarafından, davacının isteminin bir kısmının, 4982 sayılı kanunun 9. maddesinde belirtilen “gizli bilgiler ve açıklanması yasaklanan belgeler” kapsamında olduğu gerekçesiyle reddi yolundaki işlemin iptali istemiyle açılmış bulunduğuna göre, yargı denetiminin sicil ve kanaat raporlarına değil, sözü geçen kanunun 9. maddesi noktasında tesis edilen işleme yönelik bulunduğundan, asker kişiyi ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin işlemler ile bunlara ilişkin olan belgelerin Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında ilgililere verilmemesi işlemlerinin konularının ve değerlendirmelerinin farklı olduğunun kabulü gerektiği, bu durumda, 1602 sayılı Yasanın 20. maddesi uyarınca asker kişi sayılan davacının, askeri hizmetine ilişkin sicil belgeleri ve kanaat raporlarının Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca verilmesi isteminin, yine bu yasa kapsamında reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde değil genel idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği ve sonuçta,  açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Kanunun 10. maddesi uyarınca yapılan başvurunun reddinin  gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Başvuru yazısı ve dava dosyası üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idare vekilinin anılan Yasa’nın 10/2. maddesinde öngörülen yönteme uygun olarak yaptığı görev itirazının reddedilmesi ve 12/1. maddede belirtilen süre içinde başvuruda bulunması üzerine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi  Başsavcılığınca, 10. maddede öngörülen biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde  Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin  görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU ile AYİM Savcısı Murat GÜNDOĞAN’ın, davada askeri idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, Türk Silahlı Kuvvetlerinde Hv. Svn. Kd. Üçvş. Rütbesiyle görev yapmakta iken disiplinsizlik ve ahlaki nedenlerle Yüksek Askeri Şura kararı ile ilişiği kesilen davacının;  görevi sırasında hakkında düzenlenmiş olan bazı sicil belgeleri ve kanaat raporlarının 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca kendisine verilmesi isteminin reddi işleminin iptali istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin askeri olmayan makamlarca kurulmuş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin yönetsel işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması koşulunun aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı Yasanın 25.12.1981 tarih  ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin bir davaya bakabilmesi için dava konusu yönetsel işlemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasanın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan ya da hizmetten ayrılmış olan, subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

Davacının 1602 sayılı Yasanın 20. maddesinde sayılan asker kişilerden olduğu ve bu nedenle dava konusu işlemin asker kişiyi ilgilendirdiği tartışmasızdır. Dava konusu işlemin askeri hizmete ilişkin olup olmadığına gelince:

Yönetsel işlemin, görevli yargı yerinin belirlenmesi yönünden“askeri hizmete ilişkin” olup olmadığının saptanabilmesi için işlemin konusuna bakılması gerekmektedir. Eğer yönetsel işlem askeri gereklere, askeri usul ve yönteme ve askeri hizmete göre kurulmuş ise, bu işlemin askeri hizmete ilişkin olduğu kabul edilmelidir. Daha açık bir anlatımla, askeri hizmete ilişkin yönetsel işlemler: yönetimin bir asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak değerlendirilmesi sonucunda kurulan işlemlerdir. İşlem, askeri  olmayan bir makam tarafından kurulmuş olsa bile durum değişmemekte, menfaati ihlal edilen asker kişinin açtığı davanın Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde görülmesi gerekmektedir.

4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun 1. maddesinde, “Bu Kanunun amacı demokratik ve şeffaf yönetimin gereği olan eşitlik, tarafsızlık ve açıklık ilkelerine uygun olarak kişilerin bilgi edinme hakkını kullanmalarına ilişkin esas ve usulleri düzenlemektir” hükmüne, 9. maddesinde, “İstenen bilgi veya belgelerde, gizlilik dereceli veya açıklanması yasaklanan bilgiler ile açıklanabilir nitelikte olanlar birlikte bulunuyor ve bunlar birbirlerinden ayrılabiliyorsa, söz konusu bilgi veya belge, gizlilik dereceli veya açıklanması yasaklanan bilgiler çıkarıldıktan sonra başvuranın bilgisine sunulur. Ayırma gerekçesi başvurana yazılı olarak bildirilir” hükmüne yer verilmiştir.

Olayda, Türk Silahlı Kuvvetlerinde Hv. Svn. Kd. Üçvş. rütbesiyle görev yapmakta iken disiplinsizlik ve ahlaki nedenlerle Yüksek Askeri Şura kararı ile ilişiği kesilen davacının,  görevi sırasında hakkında düzenlenmiş olan bazı sicil belgeleri ve kanaat raporlarının 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu uyarınca kendisine verilmesini istemesi üzerine, 4982 sayılı Bilgi Edinme Kanunu’nun 9. maddesi gerekçe gösterilerek ve “gizli ve açıklanması yasaklanan bilgiler” kapsamında değerlendirildiği belirtilerek isteminin karşılanmadığı anlaşılmıştır.

İdarece davacının istemi  4982 sayılı Yasa  hükmü gerekçe gösterilerek reddedilmiş ise de;  yapılacak yargılamada,  askeri makamlarca  askeri hizmet, askeri kural ve gerekler göz önünde tutularak ilgili hakkında düzenlenen sicil ve kanaat raporlarının niteliği, değerlendirilmesi,  açıklanmasının yerinde olup olmamasının irdelenmesi  gerekeceğinden, uyuşmazlığa konu edilen davanın görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu sonucuna varılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Başsavcısının başvurusunun kabulü ile İdare Mahkemesinin görevlilik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİNİN görevli olduğuna, bu nedenle AYİM Başsavcısının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 5. idare Mahkemesi’nce verilen 5.1.2006 gün ve E:2005/2181 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

* * *

 

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS   NO   : 2006/113

KARAR NO: 2006/216

KARAR TR : 11.12.2006

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET: Davacıların hissedar oldukları kadastral parsel üzerinde bulunan kaçak binaları ve eklentilerinin, imar yolunda kalması nedeniyle yıktırılmasından dolayı, uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

 

K A R A R

 

Davacı        : V.M., C.M., Ö.M.

Vekili         : Av.  E.G.

Davalı        : Altındağ Belediye Başkanlığı

Vekili         :  Av. A.Ö.R.

 

O L A Y     : Davacılara ait, Ulubey Mahallesi, 218. Sokak, No.7-9 adresinde,  299/9603 hissesine sahip oldukları 3460 ada, 2 sayılı kadastral parsel üzerinde binaları bulunmaktadır.

Davacılar tarafından 7 Nolu binaya ilişkin olarak 2981 sayılı Yasaya göre İmar Affı müracaatı yapılmış, 2981 sayılı Yasanın 8. maddesine göre evraklar tamamlanmış ancak, aynı Yasanın 9. maddesinin (c) bendine göre diğer hisse sahiplerinden yapıya muvafakat edildiğine dair belge getirilmemiş, aynı maddeye göre gerekli harçlar yatırılmamış ve 15. maddeye göre de Yapı Kullanma İzin Belgesi alınmamıştır. İmar Affı Kanununa göre, söz konusu bina ile ilgili işlemler tamamlanmadığı ve bina 2981 sayılı Yasaya göre ruhsata bağlanmadığı için, idarece;“davacıların 7 No’lu bina için İmar Affı müracaatları olmakla birlikte yapının bulunduğu parselin kadastro parseli olduğu ve hisseli bulunduğu, 2981 sayılı Yasanın 9/c maddesi düzenlemesine göre binanın inşaa edildiği tarihte tüm hissedarlardan muvafakatname ibraz edilmesi gerekmesine rağmen bu eksikliğin giderilmediği gibi, davacıların inşaa ettiği yapının zeminde davacılara ait belli bir yer bulunmadığından diğer hissedarların hisselerine tecavüzlü konumu nedeniyle”  2981 sayılı Yasaya göre başkasının arsasına yapılan yapı olarak, diğer bir ifadeyle kaçak yapı şeklinde; 2981 sayılı Yasaya göre imar affı müracaatında bulunulmadığından, 9 no.lu bina  da,  kaçak ve ruhsatsız olarak nitelendirilmiştir.

Davacılara, tapulu hisselerine karşılık arsa tahsis edilmiş ve tapuları verildiğinden kamulaştırma konusu olmamıştır.

Davacılara ait yapılar, 81320 no.lu Ulubey-Hacılar 2.Etap Revizyon İmar Planında imar yolu üzerinde kaldığından ve kaçak yapı olarak nitelendirildiğinden, idarece bir bedel ödenmeksizin yıktırılmıştır.

Davacılar vekili, söz konusu binaların ve eklentilerinin, imar yolu üzerinde bulunması nedeniyle kamulaştırma yapılmaksızın yıktırılmasından dolayı, fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla 5.100,00YTL’nin yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsili istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

Davalı vekilince, birinci savunma dilekçesinde, davanın idari yargı yerinde görülmesinin gerektiği ileri sürülerek, görev itirazında bulunulmuştur.

ANKARA 7. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 26.4.2006 günlü celsesinde E: 2006/62 sayı ile, davalı İdare vekilinin göreve ilişkin itirazının reddine karar vermiştir.

Davalı İdare vekilince, süresi içinde verilen dilekçe ile olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılması istemiyle başvuruda bulunulması üzerine dilekçe ve dava dosyası, Danıştay Başsavcılığına gönderilmiştir.

DANIŞTAY BAŞSAVCISI; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları idari dava türleri arasında sayıldığı, dosyanın incelenmesinden, uyuşmazlığın, davacılara ait Altındağ İlçesi, Ulubey Mahallesi 218 Sokak 7 ve 9 nolu binaların, davalı idarece imar yolu üzerinde bulunması ve kaçak yapı olduklarının tespitinden dolayı yıkılması nedeniyle 5.100,00.- Yeni Türk Lirasının davalı idareden tahsili isteminden kaynaklandığının anlaşıldığı, davalı idarenin, binaların revizyon imar planı uygulaması nedeniyle, kaçak yapı olmaları nedeniyle yıkıldığını, davacılara tapulu hisselerine karşılık arsa tahsis edildiğini, herhangi bir bedel ödenmesinin mümkün bulunmadığını iddia etmekte olduğu, bu durumda, davacılara ait kaçak yapıların 81320 No.lu Ulubey-Hacılar 2. Etap Revizyon İmar Planında imar yolu üzerinde kalması nedeniyle yıktırılmasından dolayı bir bedel ödenip ödenmeyeceği noktasından kaynaklanan ve sonuçta bir idari işlem olan revizyon imar planına dayanılarak sözü edilen yapıların yıktırılmasından doğan zararın tazminine ilişkin bulunan davanın, imar mevzuatı hükümleri çerçevesinde idari yargı yerinde çözümlenmesinin gerektiği gerekçesiyle, 2247 sayılı Yasa'nın 10. maddesine göre olumlu görev uyuşmazlığı çıkarılmasına karar vermiş ve görev konusunun incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesi'nden istemiştir.

Başkanlıkça, 2247 sayılı Yasa’nın 13. maddesine göre Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’nın yazılı düşüncesi istenilmiştir.

YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCISI; dosyanın incelenmesinden, davacıların hissedarı olduğu tapulu arsa üzerinde izinsiz yaptıkları binaların, imar planına göre adalar arası yol güzergâhında kaldığı, davacılar tarafından, söz konusu yapılardan biri için 2981 sayılı İmar Affı Yasası’ndan yararlandırılması ve kendilerine kullanma izni verilmesi için başvuruda bulundukları, ancak evrakın eksik olması nedeniyle işlemlerin tamamlanmadığı, diğer bina için ise herhangi bir başvuruda bulunulmadığının idarece saptandığı; kaçak yapı niteliği taşıyan binalar hakkında idarece herhangi bir kamulaştırma işlemi ve bu kapsamda bir bedel takdiri yapılmayıp, yıkılmak suretiyle kaldırılmalarına karar verildiği; davacıların, kamulaştırmasız el atılan Ulubey Mahallesi, 218.Sokak, 7 ve 9 kapı nolu bina ve eklentileri ile ilgili olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.100,00.- YTL. zararın tazmin edilmesi istemiyle bu davayı açtıklarının anlaşıldığı, davalı belediyece yapılmış bir kamulaştırma işleminin olmadığı ya da bu kapsamda bir bedel takdiri yaptırılmadığı gibi, 2981, 3290 ve 3360 sayılı Yasalardan yararlanmayan davacılara ait yapıların ruhsatsız ve kaçak olduklarının dosya içeriğinden ve yazışmalardan belirlendiği,  Anayasa’nın 125/son madde ve fıkrasında; idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü bulunduğu kurala bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesi gereğince idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri Ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu Ve Görevleri Hakkındaki Kanunun 5. maddesinin (b) bendinde ise, Vergi Mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk derece Danıştay’da çözümlenecek olanlar dışındaki tam yargı davalarını idare mahkemelerinin çözümleyeceğinin belirtildiği, İmar planı ve buna dayalı imar uygulaması sonucunda uğradığını ileri sürdüğü zararın tazmini istemiyle açılan davada, gayrımenkulün aynına yönelik olmayıp, idarenin kamu gücünü kullanarak tek taraflı olarak düzenlediği işleme dayanması nedeniyle davanın görüm ve çözümünün idari yarı yerine ait bulunduğu gerekçesiyle, Danıştay Başsavcılığının 2247 sayılı Yasanın 10. maddesi gereğince yapmış olduğu başvurunun kabulü ile Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/62 esas sayılı görevlilik kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerektiği yolunda yazılı düşünce vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, davalı idarece anılan Yasa’nın 10. maddesinde öngörülen şekilde görev itirazında bulunulduğu ve 12. maddede öngörülen süre içinde başvurulduğu, bu nedenle Danıştay Başsavcısı tarafından Yasa’da öngörülen yönteme uygun biçimde olumlu görev uyuşmazlığı çıkarıldığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ: Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde  idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada  idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava,  davacıların hissedar oldukları kadastral parsel üzerinde bulunan kaçak binaları ve eklentilerinin, imar yolunda kalması nedeniyle yıktırılmasından dolayı uğranılan zararın, yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmedilmesi istemiyle açılmıştır.

Dosyanın incelenmesinden, davacıların hissedarı olduğu tapulu arsa üzerinde izinsiz yaptıkları binaların, imar planına göre adalar arası yol güzergâhında kaldığı, davacılar tarafından, söz konusu yapılardan biri için 2981 sayılı İmar Affı Yasası’ndan yararlandırılması ve kendilerine kullanma izni verilmesi için başvuruda bulunduğu, ancak evrakın eksik olması nedeniyle işlemlerin tamamlanmadığı, diğer bina için ise herhangi bir başvuruda bulunulmadığının idarece saptandığı; kaçak yapı niteliği taşıyan binalar hakkında idarece herhangi bir kamulaştırma işlemi ve bu kapsamda bir bedel takdiri yapılmayıp, yıkılmak suretiyle kaldırılmalarına karar verildiği; davacıların, kamulaştırmasız el atılan Ulubey Mahallesi, 218.Sokak, 7 ve 9 kapı nolu bina ve eklentileri ile ilgili olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.100,00.- YTL. zararın tazmin edilmesi istemiyle bu davayı açtıkları anlaşılmıştır.

Davalı idare, binaların revizyon imar planı uygulaması nedeniyle, kaçak yapı olmaları nedeniyle yıkıldığını, davacılara tapulu hisselerine karşılık arsa tahsis edildiğini, herhangi bir bedel ödenmesinin mümkün bulunmadığını iddia etmektedir.

Belirtilen duruma göre,  davacılara ait ve  kaçak olarak nitelendirilen yapıların, Revizyon İmar Planında imar yolu üzerinde kalması nedeniyle yıktırılmasından dolayı bir bedel ödenip ödenmeyeceği noktasından kaynaklanan davanın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b. maddesinde yer alan " İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları" kapsamında idari yargı yerince çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan nedenle, Danıştay Başsavcısı’nın başvurusunun kabulü ile Altındağ Belediye Başkanlığı  vekilinin görev itirazının, Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce reddine ilişkin kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Danıştay Başsavcısının BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Ankara 7. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 26.4.2006 gün ve E:2006/62 sayılı GÖREVLİLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS   NO   : 2006/145

KARAR NO: 2007/111

KARAR TR : 4.6.2007

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET : 4857 sayılı İş Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

 

K A R A R

 

Davacı        : Hükmü Peker İnş. Tic. ve San. A.Ş.

Vekili         : Av. D.Ç.

Davalı        : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı

 

O L A Y     : Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ankara Bölge Müdürlüğü’nün 5.9.2005 gün ve 23729 sayılı işlemi ile, 4857 sayılı İş Kanunu’nun muhtelif maddelerine muhalefet edildiğinden bahisle aynı Kanunun 108. maddesine dayanılarak 105. maddesine göre davacı adına idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANKARA 12. SULH CEZA MAHKEMESİ; 1.11.2005 gün ve 2005/690 Müt. sayı ile, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ankara Bölge Müdürlüğü’nce 4857 sayılı İş Kanunu’nun 108. maddesine dayanılarak davacıya idari para cezası verildiği, 4857 sayılı Kanun’un 108/2. maddesine göre, idari para cezasının tebliğ tarihinden itibaren idare mahkemesine 7 gün içinde itiraz edilebileceği, tahakkuk ettirilen idari para cezası idarenin kamu gücünü kullanarak yaptığı bir işlem olup, bu bakımdan idari para cezası niteliğini taşıyan cezaların idari yargı denetimi dışında tutulmasının idarenin yargısal denetiminin etkin ve doğal anlamda gerçekleşmemesi sonucunu doğuracağı, esasen Anayasa Mahkemesi’nin kararlarının da bu doğrultuda olduğu, Kabahatler Kanunu’nda, kabahat deyiminden, Kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlık olduğunun anlaşılması gerektiği belirtilmişse de, verilen para cezasının kamu gücü kullanılarak yapılan bir idari işlem olduğu ve 4857 sayılı Yasa’nın 108/2. maddesinde yetkili mahkemenin idare mahkemesi olduğuna dair yetkiyi belirleyen maddenin halen yürürlükte bulunduğu, bu durumda, davacıya uygulanan idari para cezasına itiraz merciinin idari yargı olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, idari para cezası verilmesine ilişkin söz konusu işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 5. İDARE MAHKEMESİ; 14.12.2005 gün ve E:2005/2600, K:2005/2058 sayı ile, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 1, 2, 3, 16, 27, geçici 2 ve geçici 3. maddelerinden söz ederek, belirtilen yasal düzenlemeler uyarınca; 1.6.2005 tarihinden itibaren, 5326 sayılı Yasa’da sayılan idari para cezası ve idari tedbirlerden oluşan idari yaptırımlar ile diğer yasalarda yer alan idari yaptırımlara karşı, Yasanın 19. maddesinde sayılan istisnai durumlar haricinde sulh ceza mahkemeleri nezdinde dava açılması gerektiği, bu durumda, idari yaptırım niteliğindeki dava konusu idari para cezasının iptali istemiyle 12.12.2005 tarihinde açılan davanın çözümü adli yargı yerine ait olduğundan, Mahkemelerince incelenme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE :

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: Dr.Atalay ÖZDEMİR, M.Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Z.Nurhan YÜCEL, H.Ayfer ÖZDEMİR, Abdullah ARSLAN ve H.Hasan MUTLU’nun  katılımlarıyla yapılan 04.06.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci madde-sinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda,askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir.Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde  idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada  idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 4857 sayılı Kanun’un muhtelif maddelerine muhalefet edildiğinden bahisle aynı Kanunun 108. maddesine dayanılarak 105. maddesine göre verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

22.5.2003 tarih ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesinin birinci fıkrasında, “Bu Kanunun amacı işverenler ile bir iş sözleşmesine dayanarak çalıştırılan işçilerin çalışma şartları ve çalışma ortamına ilişkin hak ve sorumluluklarını düzenlemektir” denilmiş; 105. maddesinde, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili hükümlere aykırılık halinde verilecek cezalar düzenlenmiş; aynı Kanunun 108. maddesinde, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği öngörülmüştür.

4857 sayılı Yasa’nın 108. maddesinde yer alan düzenleme karşısında, para cezalarına karşı yapılacak itirazların görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanunun diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,  27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra,  5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır" denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre,  Kabahatler Kanunu’nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 4857 sayılı Yasa’nın 108. maddesine dayanılarak 105. maddesine göre verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari  yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 5. İdare Mahkemesi’nce verilen 14.12.2005 gün ve E:2005/2600, K:2005/2058  sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 04.06.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

* * *

 

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS   NO   : 2006/152

KARAR NO: 2007/2

KARAR TR : 5.2.2007

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

 

K A R A R

 

Davacı        : Satel Sabah Televizyon Prodüksiyon A.Ş.

Vekili         : Av. N.B.

Davalı        : Sanayi ve Ticaret Bakanlığı

Vekili         : Av.M.L.

 

O L A Y     : Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Tüketicinin ve Rekabetin Korunması Genel Müdürlüğü’nün 15.10.2004 gün ve 21148 sayılı işlemi ile, 2-16.2.2004 tarihinde ATV televizyon kanalında yayımlanan "Bizim Stadyum" isimli programda, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 sayılı Kanun’la değişik 16. maddesine aykırılıktan dolayı aynı Kanunun 17 ve 25/8. maddeleri uyarınca davacı adına idari para ve durdurma cezası verilmiştir.

Davacı vekili, söz konusu işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 10. İDARE MAHKEMESİ ; 26.10.2004 gün ve E: 2004/3268; K:2004/1967 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 5. maddesinin 1. fıkrasında, her idari işlem aleyhine ayrı ayrı dava açılacağı, ancak, aralarında maddi veya hukuki yönden bağlılık ya da sebep-sonuç ilişkisi bulunan birden fazla işleme karşı bir dilekçe ile dava açılabileceği hükmünün bulunduğu, dava dosyasının incelenmesinden, davanın, davacı şirkete ait ATV logosu ile yayın yapan televizyon kanalında "Bizim Stadyum" adlı programda yer alan "Aria" markasına ait görüntülerin 4077 sayılı Kanun’a aykırı olduğundan bahisle idari para ve durdurma cezası verilmesine ilişkin 15.10.2004 gün ve 21148 sayılı işlemin iptali istemiyle açıldığı anlaşılmakta olup, idari yargıda görülecek olan idari para cezası ile adli yargıda görülmesi gereken durdurma cezası işlemleri arasında maddi ve hukuki birlik ve sebep-sonuç ilişkisi bulunmadığından, tek dilekçe ile dava açılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle 2577 sayılı Yasa’nın 15. maddesinin 1/d bendi uyarınca 5. maddeye uygun bulunmayan dava dilekçesinin bu kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde 2577 sayılı Yasa'nın 5. maddesi hükmüne uygun şekilde ayrı yargı yerlerinde dava açılmak üzere reddine karar vermiştir.

Davacı vekili, bunun üzerine, durdurma cezasının kaldırılması istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 2. TÜKETİCİ MAHKEMESİ; 4.10.2005 gün ve E:2004/2361; K:2005/2657 sayı ile, davanın, durdurma cezasının kaldırılması istemine ilişkin bulunduğu, 4822 sayılı Yasa ile değişik 4077 sayılı Yasa’nın 16. maddesi, ticari reklam ve ilanların ne şekilde yapılacağını, 17. maddesi, Reklam Kurulu’nun oluşum şeklini ve görevlerini, 25. maddesi, ceza hükümlerini, 26. maddesi, cezalarda yetkiyi düzenlediği, Reklam Kurulu’nun, bir idari denetim birimi olduğu ve kanunda belirtilen hallerde tek başına yaptırımda bulunma hakkına haiz olduğunun anlaşıldığı, idari birimler içinde yer almış tek başına denetim ve yürütülebilir nitelikte olan idari işlem tesis etme yetkisi olan Kurulun kararlarına karşı ancak idari yargı yoluna başvuruda bulunulabileceği, Kanunun 25/8 maddesinde, Reklam Kurulu’nun 3 aya kadar durma ve/veya durdurma ve/veya düzeltme ve/veya para cezası verme yetkisi bulunduğu, Kurulun bu cezaları ayrı ayrı verebileceği gibi birlikte de verebileceği(ihlalin niteliğine göre), Kanunun 26. maddesinde, bu kanunda belirtilen her türlü para cezasının idari nitelikte bulunduğunun belirtildiği, Kurul hem durma hem de para cezası verdiğinde, durma kararının adli yargıda, para cezasının idari yargıda çözümlenmesi gerektiğini düşünmenin çeşitli mahzurlara yol açabileceği, şöyle ki; her iki yargı yolunun da aynı kurul kararını değerlendireceği, kimi zaman kararlar arasında tezatlar ortaya çıkabileceği(örneğin, adli yargıda reklamın durdurulma kararının haksız olduğu kabul edilip, bu karar ortadan kaldırılırken, idari yargıda idari para cezası onaylanabilecek veya tam tersi durum söz konusu olabilecektir) bu nedenle tek bir yargı yerinde sorunun çözümünün daha doğru yaklaşım olacağı, nitekim, Ankara 10. İdare Mahkemesi’nin 26.10.2004 gün ve E:2004/3268; K:2004/1967 sayılı kararının taraflarca temyiz edilmeyerek kesinleştiği, 4077 sayılı Kanun’un 25. maddesine göre para cezasının idari nitelikte olduğu ve Reklam Kurulu’nun yapısı da dikkate alındığında, Mahkemelerinin görevsiz olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ  ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 14.maddesine göre; olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekmekte; bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, hukuk uyuşmazlıklarında ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilmektedir. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmektedir.

Davacı vekili, adli ve idari yargı kararları arasında olumsuz görev uyuşmazlığı bulunduğunu ileri sürerek bu uyuşmazlığın giderilmesini istemiş ise de; İdare Mahkemesi kararı, görevsizlik kararı olmayıp, idari yargıda görülecek olan idari para cezası ile adli yargıda görülmesi gereken durdurma cezası işlemleri arasında maddi ve hukuki birlik ve sebep-sonuç ilişkisi bulunmadığından, tek dilekçe ile dava açılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle 2577 sayılı Yasa’nın 15. maddesinin 1/d bendi uyarınca 5. maddeye uygun bulunmayan dava dilekçesinin, bu kararın tebliğinden itibaren 30 gün içinde 2577 sayılı Yasa'nın 5. maddesi hükmüne uygun şekilde ayrı yargı yerlerinde dava açılmak üzere reddine ilişkindir. Kısacası, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmasına neden olacak şekilde idari yargı yerince verilmiş bir görevsizlik kararı bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan başvurunun, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ: 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan  BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 05.02.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

* * *

 

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS   NO   : 2006/154

KARAR NO: 2007/3

KARAR TR : 5.2.2007

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET: Sözleşme imzalandıktan sonra, taraflarca sözleşme hükümlerinin yerine getirilmesi sırasında davacıya ödenmesi gereken fiyat farkının hesaplanmasından doğan uyuşmazlığın ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

 

K A R A R

 

Davacı        : Yeş-Top Koll. Şti.

Vekili         : Av. E.A.

Davalı        : Milli Savunma Bakanlığı

 

O L A Y     : 7. Kolordu Komutanlığı’na bağlı birliklerin ihtiyacı olan LPG tedariki amacıyla  yapılacak ihale, Diyarbakır İç Tedarik Bölge Başkanlığı’nca 31.10.2002 tarihinde ilan edilmiş, ilan üzerine davacı şirket tarafından yapılan fiyat araştırması sonucu, 1.375.000 X %3,05 İskonto = 1.333.000.- TL fiyat teklif edilmiş ve 7.1.2003 tarihinde yapılan ihale, 1 kg lipit petrol gazını 1.333.000.- TL fiyattan vermeyi teklif eden davacı şirketin uhdesinde kalmıştır. Bilahare ihale kararının davacı şirkete tebliğini müteakiben 20.1.2003 tarih ve 2004 sayılı sözleşme imzalanmıştır.

Davacı şirket, Diyarbakır İç Tedarik Bölge Başkanlığı’na hitaben verdiği 25.4.2003 günlü dilekçe ile, ihale fiyat araştırmasının üç ayda tamamlandığını ve bu süre içinde 1 kg LPG fiyatının 1.375.000.- TL’den 1.597.928.- TL’ye çıktığını, bu nedenle ihale tarihinde 1 kg LPG 1.549.191.- TL (1.597.928 X %3.05) olduğundan, bu tutar üzerinden fiyat farkının hesaplanması ve esas fiyat olarak baz alınması gerektiğini, oysa Saymanlığın fiyat araştırmasının yapıldığı tarihteki fiyatı baz alarak 1.333.000.- TL üzerinden fiyat farkı hesapladığını ileri sürerek hesaplamanın düzeltilmesini istemiştir.

Bunun üzerine, Milli Savunma Bakanlığı Diyarbakır İç Tedarik Bölge Başkanlığı 12.5.2003 gün ve 6048-786-03 / İK.Ş. sayılı dava konusu işlemi ile, Diyarbakır Garnizon birliklerinin ihtiyacı için sözleşmeye bağlanan LPG alımına ait dosyada fiyat farkı ödemelerine ilişkin hüküm bulunduğu, 25.4.2003 günlü dilekçenin incelendiği, fiyat farkı uygulamasına ait dayanak olan 28 Aralık 1990 gün ve 20739 sayılı Resmi Gazete esas alındığında, davacı şirkete ödenen fiyat farkı hesaplanmasında resmi fiyat olarak gerçekleşen ihale fiyatının baz alındığı, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’na göre yapılmış olan ihaleler için uygulanan fiyat farkı hesaplamalarında resmi fiyat olarak ihale fiyatı mı yoksa Devletin yayınlamış olduğu fiyatın mı esas alınacağı konusunda bir açıklık bulunmadığı, bununla beraber yüklenici olarak tahmini ihale bedeli üzerinden kırım yapıldığı için resmi fiyat olarak hazine lehine olan kesinleşen ihale fiyatı üzerinden işlem yapıldığı davacı şirkete bildirilmiştir.

Davacı vekili, davalı idarenin 2886 sayılı Kanun’a atfen Bakanlar Kurulu’nca ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın fiyatlar ve fiyat farklarına ilişkin genelgelerine istinaden fiyat farklarının uygulanması gerekirken mevzuat hükümlerine ve yerleşmiş içtihatlara aykırı hareket ederek taleplerinin reddedildiğini ileri sürerek söz konusu işlemin iptali ile fiyat farklarının aylara göre ayrı ayrı hesaplanarak reeskont faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

DİYARBAKIR İDARE MAHKEMESİ; 11.2.2004 gün ve E:2003/2392; K:2004/259 sayı ile, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli dairelerin, özel idare ve belediyelerin alım, satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri aynı hak tesisi ve taşıma işleminin bu Kanunda yazılı hükümlere göre yürütüleceğini düzenlediği ve bu yönü ile bir kamu Kanunu niteliğini taşıdığı, anılan Kanun hükümlerine göre, bu Kanunun kapsamına giren işlerin görülmesi için yapılan ihalelerde ihale kararının kesinleşmesine kadar ki dönem içinde idarece tesis olunacak işlemlerin 2886 sayılı Kanun’la düzenlenmiş olması ve bu Kanunun kamu Kanunu olması karşısında, idari yargının denetimine tabi olduğu, ihale kararının kesinleşmesinden sonra müteahhit ile idare arasında akdedilen sözleşme hükümlerinin uygulanması ile ilgili uyuşmazlıkların ise 2886 sayılı Kanun’la düzenlenmeyip, özel hukuk alanını ilgilendirmesi nedeniyle adli yargının denetimine tabi olduğunun açık bulunduğu, bu açıklamalar karşısında, dava konusu olay incelendiğinde, uyuşmazlığın, davalı idarenin LPG ihtiyacını karşılamak üzere yapılan ihaleyi alan davacının LPG fiyatlarına gelen zamların sözleşmede belirlenen bedele eklenmesi yolundaki talebinin reddedilmesine ilişkin dava konusu işlemden kaynaklandığının anlaşıldığı, uyuşmazlığın, ihalenin kesinleşmesinden sonraki aşamada şartname ve şartname hükümlerine uygun olarak düzenlenen sözleşme hükümlerinin uygulaması aşamasında doğduğuna göre, uyuşmazlığın özel hukuk alanını ilgilendirmesi ve sözleşme hükümlerinin taraflarca yerine getirilip getirilmediğinin anılan şartname ve sözleşme hükümlerinin incelenerek özel hukuk hükümlerine göre adli yargı yerince çözümlenmesinin icap ettiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, aynı istemle adli yargı yerinde dava açmıştır.

DİYARBAKIR 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 16.11.2005 gün ve E: 2004/589; K:2005/789 sayı ile, davacı vekilinin 27.5.2004 tarihli dilekçesi ile, müvekkili şirketin davalı Kurumun LPG tüp ihtiyacını karşılamak için 7.1.2003 tarihinde yapılan ihaleye girdiğini, yapılan ihale neticesinde ihalenin bir yıllığına müvekkili şirket tarafından üstlenildiğini, müvekkili şirketin davalı Kurumun fiyat farklarını dikkate almadığından dolayı zarar ettiğini, müvekkilinin zararın giderimi için 28.4.2003 tarihinde Kuruma müracaat ettiğini, yapılan müracaatın davalı idarece kabul edilmediğini, davalı idarenin dava konusu işleminin hukuka ve kanuna aykırı olması nedeni ile Diyarbakır İdare Mahkemesi'nde 2003/2392 Esas ile 17.7.2003 tarihinde iptal davasının ikame edildiğini, ikame edilen esasa uygun idari davalarının, Diyarbakır İdare Mahkemesi'nin 11.2.2004 tarih 2003/2392 Esas; 2004/259 Karar sayılı kararı ile görev yönünden reddine karar verildiğini, red kararının taraflarına 20.4.2004 tarihinde tebliğ edildiğini, İdare Mahkemesinin görev yönünden red kararından sonra Mahkemelerinde davayı ikame etme zorunluluğunun doğduğunu, bu nedenle, Mahkemelerinde ikame ettiği davanın usul ve esas yönünden hukuka aykırı olduğunu, 31 Ekim 2002 tarihinde davalı idarenin 7. Kolordu’ya bağlı birliklerin 800 adet 12 kilogram, 2000 adet 45 kilogram LPG tüp ihtiyacı için ihale yapılacağının ilan edildiğini, ilan neticesinde fiyat araştırmasının yapıldığını, müvekkili şirketin yapılacak ihaleye 1.375.000 X 3.05 isk. = 1.333.000 TL olarak fiyat verdiğini, yapılan fiyat araştırması neticesinde, davalı idarenin 14.11.2002 tarihinde satın alma onay belgesi ile uygun görülüp, 7.1.2003 tarihinde yapılan ihaleyi müvekkili şirketin üstlendiğini, müvekkilinin ihaleyi aldıktan sonra yüklendiği işi yerine getireceğini, ancak müvekkilinin kar amacı ile girdiği ihalede her ay milyarlarca zarar ettiğini, meydana gelen bu zarardan müvekkilinin kusurunun bulunmayıp, davalı idarenin mevzuata aykırı hareket etmek istemesinden kaynaklandığını, davalı idarenin ihaleye konu tüpler için 31.10.2002 tarihinde fiyat araştırmasına girerek, müvekkili şirketten fiyat aldığını, müvekkili şirketin 31.10.2002 tarihini baz alarak fiyat verdiğini, davalı idarenin fiyat araştırmasından iki ay sonra 4.1.2003 tarihinde ihale yaptığını, Ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik durumun hemen hemen her gün benzinin zam aldığı bir dönemde fiyat alındıktan 3 ay sonra ihale yapılması ve yapılan ihaleden sonra gelen zamları dikkate almayan yaklaşımların hukuki dayanağının bulunmadığını, davalı idarenin 2886 sayılı Kanun’a atfen Bakanlar Kurulunca ve Sanayi Ticaret Bakanlığı'nın fiyatlar ve fiyat farklarına ilişkin genelgelere istinaden fiyat farklarının uygulanması gerekirken davalı idarenin mevzuat hükümlerine ve yerleşmiş içtihatlara aykırı hareket ederek fiyat farklarını uygulamayarak müvekkilini mağdur ettiğini, dava konusu işlem ve genelgelerden de anlaşılacağı üzere müvekkili şirketin hiçbir kusuru bulunmadığı halde kar amacıyla yüklendiği işi davalı idarenin kusuru ve mevzuata aykırı işlem yapmasından dolayı müvekkil şirketin zarar ettiğini, müvekkilinin mağduriyetinin giderilmesi için, dava konusu işlem hakkında yürütmenin durdurulması ile işlemin iptalini ve fiyat farklarının aylara göre ayrı ayrı hesaplanarak müvekkil şirkete reeskont faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği, davalı  vekilinin  8.7.2004  havale tarihli  dilekçesi  ile;  davanın  yasal dayanaktan yoksun olup reddinin gerektiğini, ihale  dokümanları arasında bulunması zorunlu olan tahmini bedelin (yaklaşık maliyetinin), tespiti amacıyla yapılan fiyat araştırması neticesinde, idarenin belirlemiş olduğu tahmini bedelin 1.375.000.-TL olup, ekonomideki dalgalanmalar nedeni ile, gerçekleşen fiyat artışları ile ihale tarihi itibari ile LPG piyasa fiyatının 1.597.928.000.- TL olduğunu, bunun üzerine gerçekleşen fiyat artışlarını bilerek ve isteyerek 100.000 kg LPG alım ihalesine 4 firmanın teklif verdiğini, söz konusu ihalenin 1.333.000.- TL ile (% 3.05 kırımla) en düşük teklif sahibi olan Yeş-Top Koll.Şti'nin uhdesinde kaldığını, idare ve üzerinde ihale kalan isteklinin taahhütlerini içeren 20.1.2003 tarih ve 02006 sayılı sözleşmenin karşılıklı olarak imzalandığını, davalı idarenin mevzuatında taahhütlerin gerçekleştirilmesinde, karşılaşılacak hadiselerin sözleşmede yer alan hükümler çerçevesinde değerlendirileceğini, sözleşme hükümlerinin uygulanması gerektiğinin mevcut olduğunu, davacı yüklenici Yeş-Top Koll. Şti'nin sözleşmede yer alan fiyat farklarını dikkate almayarak zarar ettiği gerekçesi ile 28.4.2003 tarihinde müvekkil idareye müracaat ettiğini, müvekkil idarece 2886 Kanun’a atfen Bakanlar Kurulu’nca Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nın fiyatlar ve fiyat farklarına ilişkin genelgelere istinaden, fiyat farklarının uygulanması esas alınarak, hazırlanan sözleşme çerçevesinde başvuruyu değerlendirdikleri ve sözleşmede yer alan hükümler çerçevesinde fiyat farkının uygulandığını, davacı yüklenicinin fiyat araştırmasından 3 ay sonra ihalenin yapıldığı iddiasının gerçekleri yansıtmadığını, müvekkil idare tarafından 31.10.2002 tarihinde fiyat araştırmasının yapıldığını, 4.1.2003 tarihinde ihalenin yapıldığını, ihale süreçleri ile ilgili hükümlerin yer aldığı İhale Kanunu göz önünde bulundurulduğunda, bu sürenin ihalenin ilanı ve ihalenin yapılması için gerekli olan diğer işlem ve eylemlerin gerçekleşmesi için zorunlu olarak geçmesi gereken bir süre olduğunun görüleceği, 31.10.2002 tarihinde yapılan fiyat araştırmasının ihale için zorunlu olan şartlardan tahmini bedelin tespiti amacıyla yapıldığını, bu sebeple fiyat araştırmasının yapıldığı tarih itibari ile istekli fiyatına haiz olmayan firmalardan yaklaşık maliyetin tespiti amacıyla yapılan fiyat araştırmasında alınan fiyatların teklif niteliğinde olmayıp, karşılıklı herhangi bir hak ve hükümlülük doğurmadığını, istekli olabilecek sıfata haiz firmaların idarece ilanda belirlenmiş olan yer ve zamanda mevzuata uygun olarak teşekkül etmiş olan ihale komisyonuna yapmış oldukları teklif ile bağlı olduklarını, bunun doğal bir sonucu olarak idarede sözleşme oluşturulmadan, dolayısı ile henüz yüklenici sıfatına haiz olmayan firmaya karşı taahhüt altında bulunmadığını, yüklenici LPG'nin birim fiyatının 1.597.928.-TL olduğunu bildiği halde, 1.375.000.-TL tahmini bedeli bilerek ihaleye girdiğini, bahse konu LPG miktarının 7.Kolordu birliklerine vermeyi taahhüt ederek sözleşmeyi imzaladığını, dolayısı ile sözleşme gereğince uygulanacak fiyat farkı ve hesaplamalarının sözleşmedeki değerler üzerinden yapılacağını, sözleşme yüklenici tarafından bilerek ve istenerek yapılmış olup, idarenin fiyat araştırmasına dayanarak belirlediği fiyatın güncel olmamasının söz konusu sözleşmenin hükümlerinin uygulanmayacağı anlamına gelmediğini, 2886 sayılı Kanun ve fiyat farklarına ilişkin genelgelere istinaden fiyat farklarının uygulanmasını düzenleyen hükümler yüklenicinin teklifi ile bağlı tutulduğu sözleşme süresince, gerçekleşen fiyat artışları hususunda, fiyat farkı ödeneceğini öngördüğünü, bu sebeple davacının henüz ihaleye çıkmadan LPG fiyatlarında meydana gelen artışı talep etmesinin hakkaniyete ve mevzuata aykırı olduğu gibi piyasa fiyatının altında bir teklif vermesi nedeni ile sözleşme ile taahhüt altına girdiği işi gerçekleştirirken karşılaşacağı aşikar olan hususları görmezlikten gelmesinin T.K'unda yer alan tacirin basiretli olması ilkesini düzenleyen hükümlere aykırı olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istediği, Diyarbakır İdare Mahkemesi'nin 2003/2392 Esas; 2004/259 Karar sayılı dosyasının getirtildiği, taraf vekillerine davaya ilişkin olarak ibraz ettikleri belgeler ve karar örnekleri ile Petrol İşleri Genel Müdürlüğü'nün LPG tüplü genelgelerle ilgili 13.10.2005 tarihli cevap yazıları ile ekli genelgelerinin dosyaya konulduğu, her ne kadar Diyarbakır İdare Mahkemesi aynı dava ile ilgili olarak taraflar arasında yapmış olduğu yargılama sonunda davanın adli yargıda görülmesi gerektiği gerekçesi ile reddedilmiş ise de, Uyuşmazlık Mahkemesi'nin 23.12.2002 tarih, 2002/48 Esas, 2002/80 Karar sayılı kararında "Bakanlar Kurulunca çıkarılan fiyat farkı kararnamesinden yararlanma isteğinin reddine ilişkin istemin iptali istemi ile açılan dava, İdare Hukuku alanını ilgilendiren genel düzenleyici işlemin uygulanmasından doğduğundan, idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği"nin belirtildiği, bu nedenle, uyuşmazlığın idari yargı yerinde çözümleneceği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 05.02.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre; adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, adli ve idari yargı dosyalarının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, olay kısmında belirtilen davalı idare işleminin iptali ile fiyat farklarının aylara göre ayrı ayrı hesaplanarak reeskont faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Bir kamu kurumunca yapılacak ihalede, idarede kanunilik ilkesi gereğince, idarenin çeşitli usul kurallarına uyması zorunlu olup; ihale kapsamına giren bir işin veya ihtiyacın belirlenmesi, ihale yönteminin tespiti, ihale ilanı ve ihale kararı alınması sürecinden geçilmesi gerekmektedir. Tümüyle idarenin kamu gücüne dayanan, re’sen ve tek yanlı olarak tesis ettiği ihale işlemleri hakkındaki yargısal denetimin, idare hukuku ilkelerine göre idari yargı yerlerince yapılacağı tartışmasızdır.

Ancak, ihalenin kesinleşmesinden sonraki işlemlerin hangi hukuki rejime tabi olacağının tespiti için: bu işlemlerin taraflar arasında akdedilmiş sözleşmenin kapsamında olup olmadığının; bir başka deyişle, davanın sözleşme hükümlerinin uygulanması ve yorumlanmasından doğup doğmadığının incelenmesi gerekmektedir.

31.10.1989 gün ve 20328 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 89/14654 sayılı Karar’ın 1. maddesinin (b) bendinde, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu kapsamına giren idarelerin, ihaleye çıkmadan önce kararlaştırılmış olması kaydıyla; inşaat ve imalat işleriyle ilgili fiyat farkı kararnameleri hariç olmak üzere idarelerin yapacakları diğer nakliye ihaleleri ile akaryakıt ve tüpgaz (LPG) alımlarında tekliflerin verildiği tarihteki en yakın akaryakıt rafinerisinin KDV hariç rafineri gümrüklü satış fiyatlarında sonradan bir değişiklik olması halinde, aradaki farkın ödenmesi veya kesilmesi (nakliye işlerinde, idarelerce tespit edilecek ton/km’ye; personel taşıma işlerinde ise beher km’ye isabet eden fiyat değişikliği tutarının ihale indirimi dikkate alınmaksızın ödenmesi veya kesilmesi), hususlarında, yapılacak şartname ve sözleşmelere hüküm koymakta serbest oldukları açıklamasına yer verilmiştir.

Nitekim, 7 nci Kor. Komutanlığına Ait Her Türlü Alım İşleri İçin Kapalı Teklif Usulü Eksiltme Şartnamesi’nin “Fiyat Farkı” başlığını taşıyan 14. maddesine, “Müteahhit gerek esas taahhüt süresi içinde gerekse mücbir sebeplerden dolayı uzatılan süre içinde taahhüdün tamamen ifasına kadar vergi artışları veya yeni vergi ve resimler konulması, fiyatların yükselmesi, taşıma ve işçi ücretlerinin artması ve sair sebeplere dayanarak fazla para verilmesi veya süre uzatımı isteğinde bulunamaz.

Ancak:

En yakın akaryakıt rafinesinin KDV hariç satış fiyatlarında değişiklik olması halinde aradaki farkın ödenmesi veya kesilmesi satıcı tarafından gerekli resmi evrakın ibrazı suretiyle ödemesi yapılacaktır(31 Ekim 1989 tarih ve 20323 sayılı resmi gazete)” yolunda hüküm konulmuştur.

Dosyanın incelenmesinden, davacı şirket tarafından, ihale fiyat araştırmasının üç ayda tamamlandığı ve bu süre içinde 1 kg LPG fiyatının 1.375.000.- TL’den 1.597.928.- TL’ye çıktığı, bu nedenle ihale tarihinde 1 kg LPG 1.549.191.- TL (1.597.928 X %3.05) olduğundan, bu tutar üzerinden fiyat farkının hesaplanması ve esas fiyat olarak baz alınması gerektiği, oysa Saymanlığın fiyat araştırmasının yapıldığı tarihteki fiyatı baz alarak 1.333.000.- TL üzerinden fiyat farkı hesapladığı ileri sürülerek hesaplamanın düzeltilmesinin istenildiği, bunun üzerine, idarece, Diyarbakır Garnizon birliklerinin ihtiyacı için sözleşmeye bağlanan LPG alımına ait dosyada fiyat farkı ödemelerine ilişkin hüküm bulunduğu, 25.4.2003 günlü dilekçenin incelendiği, fiyat farkı uygulamasına ait dayanak olan 28 Aralık 1990 gün ve 20739 sayılı Resmi Gazete esas alındığında, davacı şirkete ödenen fiyat farkı hesaplanmasında resmi fiyat olarak gerçekleşen ihale fiyatının baz alındığı, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’na göre yapılmış olan ihaleler için uygulanan fiyat farkı hesaplamalarında resmi fiyat olarak ihale fiyatı mı yoksa Devletin yayınlamış olduğu fiyatın mı esas alınacağı konusunda bir açıklık bulunmadığı, bununla beraber yüklenici olarak tahmini ihale bedeli üzerinden kırım yapıldığı için resmi fiyat olarak hazine lehine olan kesinleşen ihale fiyatı üzerinden işlem yapıldığı hususunun davacı şirkete bildirilmesi üzerine, uyuşmazlığa konu edilen davanın açıldığı anlaşılmıştır.

Dava konusu işlemde sözü edilen 28.12.1990 gün ve 20739 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 90/1216 sayılı 28.11.1990 tarih ve 90/1216 sayılı Kararnamenin Eki Karar’ın 1. maddesinin (b) bendinde, idarelerce düzenlenecek şartname ve sözleşmelere; inşaat ve imalat işleriyle ilgili fiyat farkı kararnameleri hariç olmak üzere idarelerin yapacakları diğer nakliye ihaleleri ile akaryakıt ve tüpgaz (LPG) alımlarında  tekliflerin  verildiği  veya  protokolün yapıldığı tarihte, dağıtım şirketlerince Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Valiliklere bildirilen en düşük (KDV hariç) mahalli perakende azami satış fiyatlarında sonradan bir değişiklik olması halinde, aradaki farkın (nakliye işlerinde, idarelerce tespit edilecek ton/ km’ye; personel taşıma işlerinde ise beher km’ye isabet eden fiyat değişikliği tutarının ihale indirimi dikkate alınmaksızın) ödenmesi veya kesilmesi hususlarında hüküm konulabileceği belirtilmiştir.

Olayda, davacıya sözleşme uyarınca fiyat farkı ödeneceği konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmamaktadır. İhtilaf, fiyat farkı hesaplamasında, fiyat araştırmasının yapıldığı tarihteki fiyatın (sözleşme fiyatı) mı, ihale tarihindeki fiyatın mı esas alınacağı hususundan kaynaklanmaktadır. Bir başka ifadeyle, dava, sözleşme imzalandıktan sonra, taraflarca sözleşme hükümlerinin yerine getirilmesi sırasında Kapalı Teklif Usulü Eksiltme Şartnamesi’nin 14. maddesi hükmü uyarınca davacıya ödenmesi gereken fiyat farkının hesaplanmasından, kısacası, sözleşme hükmünün uygulanmasından doğmuştur.

Bu itibarla, fiyat farkı hesaplamasında, mevzuat ve içtihatlar uyarınca, fiyat araştırmasının yapıldığı tarihteki fiyatın(sözleşme fiyatı) değil, ihale tarihindeki fiyatın esas alınması gerektiği yolundaki davacı şirket isteminin reddine ilişkin davalı idare işleminin iptali ve fiyat farklarının aylara göre ayrı ayrı hesaplanarak reeskont faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde adli yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Asliye Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ : Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Diyarbakır 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 16.11.2005 gün ve E:2004/589, K:2005/789 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 05.02.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

* * *

 

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS   NO   : 2006/156

KARAR NO: 2006/218

KARAR TR : 11.12.2006

(Hukuk Bölümü)   

 

ÖZET: Mera alanındaki taşınmazın tahsis amacının değiştirilerek, mezarlık alanı olarak tahsisine ilişkin kararın iptali istemiyle açılan davanın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

 

K A R A R

 

Davacı        : Tekirdağ İli Kayı Köyü Tüzel Kişiliğini Temsilen Muhtar M.K.

Vekili         : Av. A. O.Y.,  Av. Ş.B.Y.

Davalı        : Tekirdağ Valiliği

 

O L A Y     : Tekirdağ Valiliği, Tarım İl Müdürlüğü Proje ve İstatistik Şubesi Mer’a Komisyonunca; 03.09.2004 tarih ve 182/4 sayı ile; Tekirdağ İli, Kayı Köyü, sınırları içerisinde yer alan mera alanındaki 79 parsel sayılı taşınmazın 200.000 m2  lik kısmının tahsis amacının değiştirilerek, mezarlık yeri olarak ayrılmasının uygun olduğuna  karar verilmiştir.

Komisyon Başkanının 16.9.2004 tarih ve 37-1096 sayılı uygun görüşlü yazısı üzerine, 4342 sayılı Kanun’un 14 (c ) bendi uyarınca Vali imzasıyla işleme Olur verilmiştir.

Davacı vekilleri;Tekirdağ Valiliği,Tarım İl Müdürlüğü Proje ve İstatistik Şubesi Mer’a Komisyonunun 03.09.2004 tarih ve 182/4 sayılı Kararının iptali istemiyle 30.11.2004 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

TEKİRDAĞ 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ;19.10.2005 gün ve E.2004/713, K:2005/547 Sayı ile, davacı vekilinin mahkemelerine verdiği dava dilekçesi ile: Tekirdağ Valiliği Tarım İl Müdürlüğü Proje ve İstatistik Şubesi Mera Komisyonu Başkanlığı’nın 3.9.2004 tarih ve 182/4 sayılı kararı ile Tekirdağ ili, Kayı Köyü, mülki hudutlarında bulunan 79 nolu parselde kayıtlı Kayı köyüne ait mera vasıflı iki yüz bin metre kare (200.000. m2) taşınmazın haksız olarak tahsis amacı değişikliği yapılarak Tekirdağ Belediyesine mezarlık olarak kullanılmak üzere tahsisi ile hazine adına tescil edilmesi hakkında verilen kararın iptaline karar verilmesini talep ettiği; açılan davanın Tekirdağ Valiliği Tarım İl Müdürlüğü Mera Komisyonu Başkanlığının  Kayı köyü mülki hudutlarında bulunan 79 nolu parselde kayıtlı mera vasıflı taşınmazın 4342 sayılı mera kanununun 5178 sayılı yasa ile değişik 14. maddesi c bendi uyarınca yapılan tahsis değişikliğine dair işlemin iptaline yönelik olduğu, bu işlemin idari bir işlem olduğu nedenle davaya bakmanın idare mahkemesinin görevine girdiğinden bahisle görevsizlik kararı vermiş, bu karar temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı aynı istekle, 4.1.2006  gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

EDİRNE İDARE MAHKEMESİ;30.1.2006 gün ve E.2006/131, K.2006/85 sayı ile, 4342 sayılı Mera Yasasının 13. maddesinde, komisyon kararlarına karşı 30 günlük askı ilan süresi ve tebligatı gerektiren hallerde tebliğden itibaren 30 günlük süre içinde Asliye Hukuk Mahkemesine, kadastro yapılan yerlerde ise, Kadastro Mahkemesine dava açılacağı, 5178 sayılı Kanunun 3. maddesi ile değişik 14. maddesinin ( c ) bendinde ise: Tahsis amacı değiştirilmedikçe mera, yaylak ve kışlaktan bu Kanunda gösterilenden başka şekilde yararlanılamayacağı, ancak, bu Kanuna veya daha önceki kanunlara göre mera, yaylak ve kışlak olarak tahsis edilmiş olan veya kadimden beri bu amaçla kullanılan arazilerden; kamu yatırımları yapılması için gerekli bulunan yerlerin, ilgili müdürlüğün talebi, komisyonun ve defterdarlığın uygun görüşü üzerine, valilikçe tahsis amacının değiştirilebileceği ve söz konusu yerlerin tescillerinin Hazine adına, vakıf meralarının tescillerinin ise vakıf adına yaptırılacağının hüküm altına alındığı, dava dosyasının incelenmesinden; Tekirdağ İli, Kayı Köyü, sınırları içerisinde yer alan mera alanındaki 79 parsel sayılı taşınmazın 200.000 m2  lik kısmının Tekirdağ Valiliği, Tarım İl Müdürlüğü Proje ve İstatistik Şubesi Mer’a Komisyonu Başkanlığı’nın 03.09.2004 tarihli, 182/4 sayılı kararı ile 4342 sayılı Kanun’un 14 (c ) bendi uyarınca tahsis amacı değiştirilerek mezarlık yeri olarak ayrıldığının anlaşıldığı; bu durumda, dava konusu edilen işlemin İl Mera Komisyonunun 4342 sayılı Yasa uyarınca mer’a tespitine ve sınırlarının belirlenmesine yönelik olduğundan davanın görüm ve çözüm yerinin adli yargı yeri olduğunun  açık bulunduğu belirtildikten sonra;  2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesinden bahisle, davanın görev yönünden reddine ve uyuşmazlığı çözmeye görevli merciin belirlenmesi için, dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasanın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, olay kısmında belirtildiği üzere, tarafları, konusu ve nedeni aynı olan davada; adli yargı yerince idari yargı yerinin görevli olduğu gerekçesiyle kesinleşmiş bir görevsizlik kararı bulunmakta olup, bunun üzerine kendine gelen davayı inceleyen idari yargı yerinin sahip olduğu seçenekler ile verdiği karar bakımından bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.

1- 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde yer alan, “Olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisinin tarafları konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi, ancak davanın taraflarınca ve ceza davalarında ise ayrıca ilgili makamlarca ileri sürülebilir.” hükmüne göre, asliye hukuk mahkemesinin kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine idari yargı yerince de görevsizlik kararı verilmesi ve bu kararın kesinleşmesi halinde, olumsuz görev uyuşmazlığı doğmuş olacak; hukuk alanında doğmuş bulunan bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi ise, ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilecektir.

2- 2247 sayılı Yasanın 19. maddesindeki “Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan  bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.” hükmüne göre ise, idari yargı yeri, davaya bakma görevinin daha önce görevsizlik kararı veren adli yargı yerine ait olduğunu belirten gerekçeli bir karar ile doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağına sahiptir. Şu kadar ki, başvuru kararının, görev konusunda Uyuşmazlık Mahkemesince karar verilmesine değin işin incelenmesinin ertelenmesi hususunu da içermesi gerekir.

Yasa koyucu, 14. maddeye göre olumsuz görev uyuşmazlığı doğması durumunda her iki yargı merciince işten el çekilmiş olduğundan başvurma istencini davanın taraflarına bırakmış iken, bu yönteme oranla daha kısa zamanda çözüme ulaşılmasını amaçladığı 19. madde ile, daha önce görevsizlik kararı veren yargı merciinden sonra davayı inceleyen yargı merciine, işten el çekmeden doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma olanağını tanımıştır.

Olayda, idari yargı yerince, öncelikle davada adli yargının görevli olduğu belirtilmekle birlikte, bununla yetinilmemiş ve görevli merciin belirtilmesi için dosyanın esas kaydı kapatılarak re’sen Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına da karar verilmiştir.

Bu haliyle, her ne kadar 2247 sayılı Yasada öngörülen yönteme uymamakta ise de, davanın taraflarınca başvuruda bulunulmadığı gözetilerek, Edirne İdare Mahkemesince re’sen yapılan başvurunun 2247 sayılı Yasanın 19. maddesi kapsamında olduğunun kabulü ile Uyuşmazlık Mahkemesinin önüne gelmiş bulunan görev uyuşmazlığının çözüme kavuşturulması, gerek dava ekonomisine, gerekse Uyuşmazlık Mahkemesinin kuruluş amacına uygun olacağından görev uyuşmazlığının esası incelenmelidir.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde  adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ’nin davada  idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü; Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada  adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava Tekirdağ İli, Kayı Köyü sınırları içerisinde yer alan 79 parsel sayılı mera alanındaki taşınmazın, tahsis amacının değiştirilerek mezarlık alanı olarak tahsisine ilişkin Tekirdağ Valiliği Tarım İl Müdürlüğü, Proje ve İstatistik Şubesi, Mera Komisyonunun 03.09.2004 günlü, 182/4 sayılı kararının iptali istemiyle açılmıştır.

25/2/1998 tarih, 4342  sayılı Mera Kanunu’nun “Amaç” başlıklı 1.maddesinde, “Bu Kanunun amacı; daha önce çeşitli kanunlarla tahsis edilmiş veya kadimden beri kullanılmakta olan mera, yaylak, kışlak ve kamuya ait otlak ve çayırların tespiti, tahdidi ile köy veya belediye tüzel kişilikleri adına tahsislerinin yapılmasını, belirlenecek kurallara uygun bir şekilde kullandırılmasını, bakım ve ıslahının yapılarak verimliliklerinin artırılmasını ve sürdürülmesini, kullanımlarının sürekli olarak denetlenmesini, korunmasını ve gerektiğinde kullanım amacının değiştirilmesini sağlamaktır.” denilmiş, 

Komisyon ve Teknik Ekipler başlıklı 6. maddesinde, “Mera, yaylak ve kışlakların tespit, tahdit ve tahsisi Tarım ve Köyişleri Bakanlığınca yapılır. Bu amaçla valinin görevlendireceği bir vali yardımcısı başkanlığında; Bakanlık il müdürü, Bakanlık il müdürlüğünden konu uzmanı bir ziraat mühendisi, Köy Hizmetleri il müdürlüğünden bir ziraat mühendisi, defterdarlıktan veya bulunamaması halinde vali tarafından görevlendirilecek bir hukukçu, Milli Emlak Müdürlüğünden bir temsilci, Kadastro Müdürlüğünden bir teknik eleman, Ziraat Odası Başkanlığından bir temsilci olmak üzere sekiz kişiden oluşan bir komisyon  kurulur.  Ayrıca  orman  içi, orman kenarı ve orman üst sınırında bulunan mera, yaylak  ve kışlakların tespit, tahdit ve tahsisi çalışmalarında, ilgili orman teşkilatından bir orman mühendisi, 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlenmesine Dair Tarım Reformu Kanunu uyarınca reform bölgesi ilan edilen alanlarda bulunan mera, yaylak ve kışlakların tespit, tahdit ve tahsisi çalışmalarında Tarım Reformu Teşkilatından bir ziraat mühendisi bu komisyonlarda üye olarak görevlendirilir.

Komisyonlar valilik onayı ile oluşturulur. Vali yardımcısının bulunmadığı durumlarda komisyona Bakanlık il müdürü veya görevlendireceği konu uzmanı bir ziraat mühendisi başkanlık eder.

Mera, yaylak ve kışlak varlığı ile hayvancılık potansiyeli dikkate alınarak ihtiyaç duyulan il merkezi ve ilçelerde komisyona bağlı olarak çalışacak ve tespit, ölçme, harita yapma ve yer gösterme çalışmalarını yapmak üzere "Teknik Ekipler" oluşturulur.

(Değişik dördüncü fıkra: 27/5/2004-5178/1 md.) Bu ekipler; Bakanlık il veya ilçe müdürlüğünden bir ziraat mühendisi, Köy Hizmetleri İl Müdürlüğünden bir ziraat mühendisi veya teknik eleman, Kadastro Müdürlüğünden bir teknik eleman, Millî Emlak Müdürlüğünden bir temsilci, orman içi, orman kenarı ve orman üst sınırı meraları ile ilgili olarak bir orman mühendisi, 22.11.1984 tarihli ve 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanununun uygulama alanlarında Tarım Reformu Teşkilatından bir ziraat mühendisi ile meradan yararlanan köy ise köyün muhtarı, belediye ise belediye temsilcisi ile komisyonun teklifi ve valinin onayı ile seçilen iki mahallî bilirkişiden oluşur.

Teknik ekipler ilçelerde kaymakamın, illerde komisyonun teklifi ve valinin onayı ile oluşturulur.

Komisyon ve teknik ekiplerin çalışma usul ve esasları yönetmelikle belirlenir.”;

Tahsis Kararı başlıklı 12. maddesindeKomisyon, 11 inci maddeye göre belirlenen ihtiyacı karşılayacak miktarda mera, yaylak ve kışlaklar ile bunlarla ilgili sulama ve geçit yeri olarak tespit edilen alanları halkın ortak olarak yararlanmaları amacıyla, o köy veya belediye tüzel kişiliğine tahsis eder ve tahsis kararı valiliğin onayına sunulur. Bu kararda, tahsis edilen yerin niteliği, miktarı, sınırları, hayvan sulama ve geçit yerleri, tahsis amacı, otlatma kapasitesi, aile işletmelerinin büyükbaş hayvan birimi üzerinden otlatma hakkı ve otlatabilecekleri hayvan sayısı da belirtilir. İhtiyaçtan fazla çıkan kısım ise, ihtiyaç içinde bulunan çevre köy veya belediyelerle hayvancılık yapan özel veya tüzel kişilere kiralanabilir. Ancak kiralama durumu tahsis edilen köy ve belediyelerin hayvan sayısına göre her 5 yılda yeniden değerlendirilir.

Ayrıca bu Kanun kapsamına alınmakla birlikte, ancak ıslah edilmek suretiyle mera olarak kullanılabilecek alanlar, gerekli ıslah işlemlerini taahhüt eden özel ve tüzel kişilere kiralanabilir.

Kiralama usul ve esasları yönetmelikle belirlenir.”;

Tahsis Kararının Tebliği, İlanı, İtirazı ve Kütüğe Kayıt başlıklı  13. maddesinde” Teknik ekiplerce yapılan çalışmaların sonuçları komisyonca ilgili köy ve belediyelerin ilan yerlerinde 30 gün süre ile askıda kalır.

Teknik ekiplerin tespit ve tahdit sonuçlarına karşı askı ilanı süresi içinde komisyona itiraz edilebilir.

Komisyon yapılan itirazları 60 gün içinde karara bağlar.

Komisyonun itirazları inceleyerek aldığı kararlar ile tahsis kararları, o yerin köy muhtarlığı ile belediye başkanlığına, defterdarlık veya mal müdürlüğüne, ilgili orman müdürlüğüne ve Tarım Reformu Teşkilatına tebliğ edilir. Ayrıca köy ve belediyelerde ve bunların bağlı olduğu ilçelerde alışılmış araçlarla ilan edilir ve bu konuda tutanaklar ve haritalar eklenecek 30 gün süre ile askıya çıkartılır.

Komisyon kararlarına karşı 30 günlük askı ilan süresi ve tebligatı gerektiren hallerde tebliğden itibaren 30 günlük süre içinde asliye hukuk mahkemesine, kadastro yapılan yerlerde ise kadastro mahkemesine dava açılabilir.

Dava konusu mera, yaylak ve kışlakların kadastro çalışma alanı dışında kalması halinde kadastro mahkemelerinin yetkisi bu alanlarla ilgili davaları da kapsar.

30 günlük ilan süresi içinde haklarında dava açılmayan kararlar kesinleşir ve tapu sicil müdürlüğüne gönderilerek özel sicile kaydedilir.” denilmiştir.

Yasanın 5178 sayılı Kanunun 3. maddesi ile değişik 14. maddesinin (c) bendinde ise;  Tahsis amacı değiştirilmedikçe mera, yaylak ve kışlaktan bu Kanunda gösterilenden başka şekilde yararlanılamayacağı, ancak, bu Kanuna veya daha önceki kanunlara göre mera, yaylak ve kışlak olarak tahsis edilmiş olan veya kadimden beri bu amaçla kullanılan arazilerden; kamu yatırımları yapılması için gerekli bulunan yerlerin,  ilgili  müdürlüğün  talebi, komisyonun ve defterdarlığın uygun görüşü üzerine, valilikçe tahsis amacının değiştirilebileceği ve söz konusu yerlerin tescillerinin Hazine adına, vakıf meralarının tescillerinin ise vakıf adına yaptırılacağı öngörülmüştür.

Bu düzenlemelere göre;  meralarla ilgili olarak oluşturulan Komisyon Kararlarına  karşı asliye hukuk, kadastro yapılan yerlerde ise kadastro mahkemelerinde dava açılabileceği; ancak,  Komisyonun uygun görüşü üzerine tahsis amacının değiştirilmesine  yönelik ve Valilikçe onaylanarak idari işlem kimliği kazanan işlemlere karşı ise, idare mahkemelerinde dava açılabilecektir.

Olayda; davacı vekillerince, mera alanındaki taşınmazın, tahsis amacının değiştirilerek mezarlık alanı olarak tahsisine ilişkin “Tekirdağ Valiliği Tarım İl Müdürlüğü, Proje ve İstatistik Şubesi, Mera Komisyonu” kararının iptalinin istenildiği, anılan kararın Valilikçe onaylanarak idari işlem kimliği kazandığı, idari işlemin iptali istemiyle açılan davanın görüm ve çözümünde ise,  2577 sayılı Yasanın 2/1-a maddesi uyarınca idari yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin 19. madde kapsamında görülen başvurusunun reddi ile ayrıca verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Edirne İdare Mahkemesi’nin 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi kapsamında görülen BAŞVURUSUNUN REDDİ ile aynı Mahkemece ayrıca verilen 30.1.2006 gün ve E:2006/131, K:2006/85 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS   NO   : 2006/178

KARAR NO: 2006/261

KARAR TR : 25.12.2006

(Hukuk Bölümü)   

 

ÖZET: 6948 sayılı Sanayi Sicili Kanunu   uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

 

K A R A R

 

Davacı        : Damar Büro Mobilyaları Orman Ürünleri İnşaat İthalat İhracat San. Tic.  Ltd. Şti.

Davalı        : Ankara Valiliği Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü

 

O L A Y     : Ankara Valiliği Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü’nün 17.11.2005 gün ve 42136 sayılı işlemi ile, 6948 sayılı Sanayi Sicili Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca idari para cezası uygulanmasının Valilikçe kararlaştırıldığı hususu davacıya bildirilmiştir.

Davacı, söz konusu para cezasına karşı adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANKARA 11. SULH CEZA MAHKEMESİ; 12.12.2005 gün ve 2005/950 Müt. sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Yasası genel bir yasa olup, 3. maddesi, bu Yasanın genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağını öngörmüş ise de; kural olarak yasaların uygulanmasında özel yasaların öncelikli olduğu, itiraza konu idari para cezasını 6948 sayılı Yasa çerçevesinde Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü’nün düzenlediği, anılan Yasanın 11. maddesinden bahisle itiraz konusu idari para cezası Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü tarafından verilmiş olup, 11. maddeyi yürürlükten kaldıran herhangi bir kural bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı, bu kez, yukarıda sözü edilen işlemin iptali istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 9. İDARE MAHKEMESİ; 30.12.2005 gün ve E:2005/2606; K:2005/2315 sayı ile, toplum düzenini, genel ahlakı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni korumak amacıyla; kabahatlere ilişkin genel ilkeleri, kabahatler karşılığında uygulanabilecek olan idari yaptırım türlerini ve sonuçlarını, kabahatler dolayısıyla karar alma sürecini, idari yaptırıma ilişkin kararlara karşı kanun yolları ile idari yaptırım kararlarının yerine getirilmesine ilişkin esasların belirlenmesi amacıyla yürürlüğe konulan ve 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 2, 3, 16 ve 27. maddelerinden söz ederek, belirtilen yasal düzenlemeler uyarınca; 1.6.2005 tarihinden itibaren, 5326 sayılı Yasa’da sayılan idari para cezası ve idari tedbirlerden oluşan idari yaptırımlar ile diğer yasalarda yer alan idari yaptırımlara karşı, Yasanın 19. maddesinde sayılan istisnai durumlar haricinde sulh ceza mahkemeleri nezdinde dava açılabildiği, buna göre, davacıya Ankara Valiliği Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü’nce 6948 sayılı Sanayi Sicil Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca idari para cezası verilmesine ilişkin 17.11.2005 tarih ve 41136 sayılı işlemin iptali istemi ile 27.12.2005 tarihinde Mahkemeleri kayıtlarına giren dilekçe ile bakılan dava açılmış ise de, yukarıda anılan Yasa hükümleri uyarınca Sanayi Sicil Kanunu hükümlerine göre verilen idari yaptırım niteliğindeki para cezasına karşı açılacak davalarda sulh ceza mahkemesinin görevli kılınması karşısında uyuşmazlığın görüm ve çözümünde Mahkemelerinin görevli bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Z. Nurhan YÜCEL, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 25.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacının istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 6948 sayılı Sanayi Sicili Kanunu’nun 9. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının iptali istemiyle açılmıştır.

17.4.1957 tarih ve 6948 sayılı Sanayi Sicili Kanunu’nun 1. maddesinde; sanayi işletmesi ve sanayi işlerinin tanımı yapılmış, 2. maddesinde; “sanayi işletmelerinin İktisat ve Ticaret Vekaletinde tutulacak sanayi siciline kayıt ettirilmesi ve mukabilinde alınacak sanayi sicil vesikasının icabında salahiyetli memurlara ibraz olunmasının mecburi olduğu belirtilmiş; 5.maddesinde; “sanayi işletmelerinin bir senelik faaliyetlerini, İktisat ve Ticaret Vekaletince hazırlanacak nümunesine göre dolduracağı senelik işletme cetvellerinde göstermeye ve bu cetvelleri takvim senesi sonundan itibaren en geç dört ay içinde 2 nci maddede yazılı olduğu veçhile İktisat ve Ticaret Vekaletine göndermeye mecbur oldukları belirtilmiş; 9. maddesinde; “Bu kanun hükümlerine tevfikan sanayi işletmelerini müddetinde sanayi siciline tescil ettirmiyenler veya 2 nci maddeye tevfikan verilen beyannamelerde vukubulan değişiklikleri kapanma ve faaliyete geçme hallerini müddetinde ilgili mercilere bildirmeyenler veya senelik işletme cetvellerini zamanında İktisat ve Ticaret Vekaletine göndermiyenler hakkında bir aydan altı aya kadar hafif hapis veya 100 liradan 1000 liraya kadar hafif para cezası ve tekerrürü halinde de her ikisi birlikte hükmolunur” hükmüne, 11. maddesinde ise; “Bu kanuna göre istenen malümatı hakikata aykırı olarak bildirenlere sekizyüzmilyon lira idarî para cezası verilir.

(Ek: 24/4/2003-4854/5 md.) Bu Kanunda yazılı olan idarî para cezaları o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verilir. Verilen idarî para cezalarına dair kararlar ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hâllerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idarî para cezaları 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur” hükmüne yer verilmiştir.

 6948 sayılı Yasa’nın 11. maddesinde yapılan ek düzenleme karşısında, bu Kanunda yazılı olan idarî para cezalarına karşı yapılacak itirazların görüm ve çözümünde idari yargı yerlerinin görevli olacağının kabulü gerekir.

1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,  27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra,  5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde " (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre,  Kabahatler Kanunu’nun, idarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterilmesi durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 6948 sayılı Yasa’nın 9. maddesine göre verilen idari para cezasına  karşı yapılan itirazın görüm ve çözümünde idari  yargı yerinin görevli olduğu kuşkusuzdur.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Ankara 9. İdare Mahkemesi’nce verilen 30.12.2005 gün ve E:2005/2606, K:2005/2315 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 25.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

* * *

 

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS   NO   : 2006/183

KARAR NO: 2006/182

KARAR TR : 6.11.2006

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET : 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen koşulu taşımayan BAŞVURUNUN, aynı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca REDDİ gerektiği hk.

 

K A R A R

 

Davacı        : A Yapım Televizyon Programcılık A.Ş.(NTV)

Vekili         : Av. İ.A.

Davalı        : Sanayi ve Ticaret Bakanlığı

 

O L A Y     : Davacı  Şirkete ait  NTV logosuyla yayın yapan televizyon kanalında yayımlanan, Pas Fotomaç Gazetesi’ne ilişkin futbol konulu reklamın, 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 4822 sayılı Kanunla değişik 16. maddesine aykırı olduğu nedeniyle, Reklâm Kurulunca davacı Şirkete, anılan Yasa’nın 17. ve 25/8. maddeleri uyarınca idari para ve durdurma cezaları verilmiş; Bakanlık Makamının 29.4.2005 tarih ve 96 sayılı onayıyla uygun bulunan ve 26.5.2005 tarih ve 12699 sayılı yazı ile  20.7.2005 tarihinde tebliğ edilen bu işlem sonrasında, davacı şirket vekili; idari para cezası verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle 25.7.2005 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

ANKARA 12.İDARE MAHKEMESİ; 28.10.2005  gün ve E:2005/1444, K:2005/1126 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 2. maddesine göre “kabahat” deyiminden kanunun karşılığında idari yaptırım uygulanmasını öngördüğü haksızlığın anlaşılacağı; 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağının öngörüldüğü; 16. maddesinde, kabahatler karşılığında uygulanacak olan idari yaptırımların idari para cezası ve idari tedbirlerden ibaret olduğunun, idari tedbirlerin ise, mülkiyetin kamuya geçirilmesi ve ilgili kanunlarda yer alan diğer tedbirler olduğunun hükme bağlandığı; anılan Kanun’un genel hükümleri arasında yer alan 27. maddesinin birinci fıkrasında, idari para cezasına ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüş olup,  anılan Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren Yasa’da sayılan idari yaptırımlara karşı 19. maddede belirtilen istisnalar haricinde sulh ceza mahkemelerinde dava açılabileceği; buna göre, 4077 sayılı Yasa hükümleri uyarınca, 25.7.2005 tarihinde idari yaptırım niteliğindeki para cezasına karşı açılan davada, sulh ceza mahkemesinin görevli kılındığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; Başkanlık yazısıyla sorulması üzerine Mahkemece verilen cevapta; davacı tarafından temyiz talebinde bulunulduğundan dava dosyasının Danıştay’a gönderildiği ve kararın kesinleşmediği belirtilmiştir.

Davacı şirket vekili, aynı istemle 9.12.2005 gününde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

ANKARA 12. SULH CEZA MAHKEMESİ; 10.3.2006 gün ve E:2005/1022 Müt. sayı ile, Kabahatler Kanunu’nun 3. maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal edildiği,  yasaların uygulanmasında özel yasaların öncelikli olduğu,  4077 sayılı Yasada, ceza hükümlerine karşı itirazın, tebliğinden itibaren 7 gün içerisinde yetkili idare mahkemesine yapılması gerektiğinin hükme bağlandığı, kararın idari işlem niteliğinde bulunduğu mahkemelerinin itirazla ilgili karar verme yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar  yasa yoluna başvurulmayarak kesinleşmiştir.

Davacı Şirket vekilince, 6.4.2006 günlü dilekçe ile, doğduğunu öne sürdüğü olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi istemiyle başvuruda bulunulması üzerine, adli yargı dosyası Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmiş olup; Başkanlık yazısı ile idari yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı örneğinin gönderilmesi istenilmiş, Mahkemesince kararın kesinleşmediği bildirilmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 6.11.2006 günlü toplantısında; Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in 2247 sayılı Yasa’da öngörülen koşulları taşımayan başvurunun reddi gerektiği yolundaki raporu ve dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ  ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, başvurunun reddi gerektiğine ilişkin yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 14. maddesinde, olumsuz görev uyuşmazlığının bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli, idari veya askeri yargı Mercilerinden en az ikisinin tarafları, konusu ve nedeni aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve bu yolda verdikleri kararların kesin ya da kesinleşmiş olması gerektiği hükme bağlanmıştır. Aynı Yasanın 27. maddesinde ise, Uyuşmazlık Mahkemesinin, uyuşmazlık çıkarmaya veya görev uyuşmazlıklarına ilişkin istemleri önce şekil ve süre açısından inceleyeceği; yöntemine uymayan veya süresi içinde ileri sürülmemiş istemleri reddedeceği kuralına yer verilmiştir

Anılan hükme göre, olumsuz görev uyuşmazlığının varlığının incelenebilmesi için, uyuşmazlığa konu edilen kararların kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş olması gerekmektedir.

Olayda, görev uyuşmazlığına konu edilen kararlardan, adli yargı yerince verilen karar kesinleşmiş ise de, idari yargı yerince verilen kararın temyiz edilmiş olması nedeniyle kesinleşmediği anlaşılmaktadır.

Belirtilen durum karşısında, olumsuz görev uyuşmazlığının varlığı için aranan “adli, idari veya askeri yargı mercilerinden en az ikisi tarafından verilen hükümlerin kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş görevsizlik kararları olması” koşulu gerçekleşmediğinden, 2247 sayılı Yasanın 14. maddesine uygun bulunmayan başvurunun aynı yasanın 27. maddesi uyarınca reddi gerekmiştir.

SONUÇ: 2247 sayılı Yasanın 14. maddesinde öngörülen koşulları taşımayan  BAŞVURUNUN, aynı Yasanın 27. maddesi uyarınca REDDİNE, 6.11.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS   NO   : 2006/192

KARAR NO: 2007/25

KARAR TR : 5.3.2007

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET : Görev sırasında  ateşli silahla vurularak ölen erin yakınlarının maddi ve manevi tazminat istemiyle açtıkları davanın, ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

 

K A R A R

 

Davacılar    :A. ve D.B. ile Çocukları

Vekili         :Av. A.B.

Davalı        :İçişleri Bakanlığı

 

O L A Y     : Van-Özalp İlçe Jandarma Kom.Bl.’nde askerlik hizmetini yapmakta olan J.Kom.Er Abdulaziz Bakır, 14.12.2001 gününde aynı yerde görevli bir Asteğmenin, diğer bir asteğmene ait görev silahını ateşlemesi sonucunda vurularak ölmüştür.

Davacıların vekilince, adı geçenin ölümü nedeniyle destekten yoksun kalan ve büyük acı ve elem duyan müvekkilleri için toplam 96.000.000.000.-TL. maddi ve manevi tazminatın, olay tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalı idarece ödenmesine hükmedilmesi istemiyle,  askeri idari yargı yerinde dava açılmıştır.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRESİ;27.3.2002 gün ve E:2002/199, K:2002/272 sayı ile, Anayasa’nın 157 ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerine göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmiş olması gerektiği; gerek Anayasa gerek 1602 sayılı Yasa’da öngörülen     “asker kişiyi ilgilendiren” sözcüğüyle, yasa koyucunun davacının kendisinin “asker kişi” olmasını kastettiği; davacının “asker kişi” olması koşulunun tek istisnanın, yine Yasa’da belirtildiği üzere askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarla sınırlı bulunduğu; görülmekte olan davanın, askerlik yükümlülüğüne ilişkin olmayıp destekten yoksun kalma hukuki nedenine dayalı tam yargı davası olduğu; davacıların miras hukuku bakımından müteveffa J.Erin “külli halefleri” olmasının ona “asker kişi” vasfını kazandırmayacağı, kaldı ki anne baba sağ olduğu için kardeşlerin bu davada külli halef bile olmadıkları;  belirtilen nedenlerle davada, davacının asker kişi olması koşulu gerçekleşmediğinden AYİM’in görevli olmayıp genel idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, yasa yoluna başvurulmayarak kesinleşmiştir.

Davacılar vekili, bu kez, aynı istekle, 19.7.2002 gününde genel idari yargı yerine dava açmıştır.

VAN İDARE MAHKEMESİ; 27.11.2002 gün ve E:2002/838, K:2002/1167 sayı ile, Anayasa’nın 157 ve 1602 sayılı Yasa’nın 20. maddelerine göre, AYİM’in bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi ve askeri hizmete ilişkin bulunması koşullarının birlikte gerçekleşmesinin gerektiği; askeri hizmete ilişkin bir idari eyleme maruz kalarak ölen erin yakınlarının açtığı davanın askeri idari yargının görev alanına girdiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar temyiz edilmiş,  Danıştay 10. Dairesinin 15.4.2005 gün ve E:2003/2643, K:2005/1690  sayılı kararıyla istem reddedilerek karar onanmış ve kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,  Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.2.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :

Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, genel ve askeri idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve idare mahkemesine ait dava dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacılar vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

ll-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde  Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU ile AYİM Savcısı Selahattin KARAKAYA’nın, davada  Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, görev sırasında  ateşli silahla vurularak ölen erin yakınlarının maddi ve manevi tazminat isteminden ibarettir.

Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 20.7.1972 tarih ve 1602 sayılı Yasa’nın 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinde de aynı hüküm yer almıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem ya da eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi“ ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.

1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

İdari eylemin “askeri hizmete ilişkin bulunması”, eylemin kanun ve nizamların Türk Silahlı Kuvvetlerine tanıdığı yetki ve görevlerin yerine getirilmesi amacına yönelik olması anlamını taşımaktadır. Askeri nitelikteki idari eylemi de, askeri kural ve gerekler çerçevesinde yürütülen askeri hizmet sırasındaki bir hareket, tutum veya meydana gelen ya da getirilen bir olay olarak tanımlamak olanaklıdır.

İdari eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi”, açılan bir tam yargı davasında Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin davaya bakabilmesinin diğer koşuludur. Bir idari eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi koşuluna üç değişik anlam vermek mümkündür: Bunlar, “davacının asker kişi olması”, “idari eylemin asker kişilerce tesis edilmiş olması” ve  “idari eylemin bir asker kişiye yönelmiş bulunması”dır.

Gerek Anayasa’da gerek 1602 sayılı Yasa’da öngörülen düzenlemeye göre, askeri hizmete ilişkin bir idari işlem ya da eylemin asker kişiyi ilgilendirmesi koşulunu da taşıması halinde, bu asker kişinin ölümünden dolayı kendilerine maddi ve/veya manevi hakların yansıtılmasını isteyenler tarafından açılan davalara Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nde bakılacağında duraksamaya yer olmayıp, davacının her halde asker kişi olması gerektiği yolunda açık bir kural bulunmamaktadır.

Nitekim, bir asker kişinin şahsına sıkı sıkıya bağlı olmayan ve mirasçılarına intikali olanaklı bulunan şehit dul ve yetim aylığı gibi hakların elde edilmesine yönelik bulunan ve idarece bu asker kişinin askeri yeterlik ve yeteneklerinin, tutum ve davranışlarının, askeri geçmişinin, asker kişi olmaktan kaynaklanan hak ve ödevlerinin; askerlik hizmetinin amacı, askeri görev yerlerinin özellikleri, askeri kural ve gerekler gözönünde tutularak tesis edilen işlemler ya da meydana gelen eylemlerde “asker kişiyi ilgilendirme” koşulunun gerçekleştiği; bu nedenle, asker kişinin desteğinden yoksun kalan ya da ölümü nedeniyle üzüntü duyan  aile bireyleri veya  kanuni ya da akdi halefi tarafından açılan iptal ve tam yargı davalarının görüm ve çözümünde Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görevli olduğu, Uyuşmazlık Mahkemesi’nin yerleşik kararları ile kabul görmüş bulunmaktadır.

Belirtilen açıklamalar ışığında, askeri hizmete ilişkin bir idari eyleme maruz kalarak vefat eden erin yakınlarının açtığı dava, askeri idari yargının görev alanına girdiğinden, bu davanın çözümünde de Askeri Yüksek İdare Mahkemesi görevli bulunmaktadır.

Bu nedenle, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci Dairesi’nin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ASKERİ İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi ikinci Dairesi ’nce verilen 27.3.2002 gün ve E:2002/199, K:2002/272 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 5.3.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS   NO   : 2006/196

KARAR NO: 2007/5

KARAR TR : 5.2.2007

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET : 2813 ve 406 S.Kanunlar dayanak alınarak çıkarılan Yönetmelik uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın, İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

 

K A R A R

 

Davacı        : T.S.T. Otopark Düzenleme Sistemleri Tic. Ve Paz. Ltd. Şti.

Vekili         : Av. R.G.

Davalı        : Telekomünikasyon Kurumu İstanbul Bölge Müdürlüğü

 

O L A Y     : Sabit telsiz cihazının güvenlik sertifikasını, belirlenen sürede teslim etmediğinden bahisle davacı şirket adına,  12.7.2001 tarih ve 24460 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 10 KHz-60 GHz Frekans Bandında Çalışan Sabit Telekomünikasyon Cihazlarından Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddeti Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Ölçüm Yöntemleri ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca idari para cezası kesilmiştir.

Davacı şirket vekili, söz konusu para cezasına karşı, 17.11.2004 tarihinde adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

BAKIRKÖY 2. SULH CEZA MAHKEMESİ; 8.12.2005 gün ve E:2004/19, K:2005/97 D.İş. sayı ile, itiraz  eden vekilinin mahkemelerine gönderdiği dilekçesi ile davalı kurum tarafından 12.07.2001 tarihli 24460 sayılı yönetmeliğin a maddesi uyarınca 1.760.000.000 TL para cezasının verildiği, verilen para cezasının usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek itirazın kabulü ile 1.760.000.000 lira idari para cezasının kaldırılmasına karar verilmesi talep ettiği; Türk Telekomünikasyon Kurumu İstanbul Bölge Müdürlüğünün 25.1.2005 tarihli cevabi yazı ve evraklarının incelenmesinden, 12.07.2001 tarihli 24460 sayılı yönetmelik değişikliği gereği meskun mahal dahilinde sabit telekominikasyon cihazı işleticilerine 30.6.2002 tarihine kadar güvenlik sertifikası alabilmek için sistem bildiriminde bulunma sorumluluğu getirildiği, sabit telsiz cihazının güvenlik sertifikalarının 1.7.2002 tarihinde teslim edilmediğinden bahisle yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca itirazcı kuruma idari para cezası verildiği; davalı kurum tarafından yapılan itirazın tamamen idari nitelikte olduğu, bu işlemin iptali için idare mahkemesinde dava açılması gerektiğinden bahisle görevsizlik kararı vermiştir.

Davacı şirket vekili,  14.12.2005 havale tarihli dilekçe ile görevsizlik kararının itirazen düzeltilmesi veya kaldırılması istemiyle tekrar adli yargı yerine başvurmuştur.

BAKIRKÖY 2. SULH CEZA MAHKEMESİ;16.12.2005 gün ve E:2004/19, K:2005/97 D.İş. sayılı Ek Karar ile, itirazı reddetmiş ve karar kesinleşmiştir.

Davacı şirket vekili, para cezası kesilmesi yolunda tesis edilen işlemin iptali istemiyle 16.2.2006 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

İSTANBUL 1. İDARE MAHKEMESİ TEK HÂKİMİ; 5.1.2006 gün ve E:2006/403; K:2006/259 sayı ile, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 1, 2, 16, 17 ve 27. maddelerinden bahisle, Kabahatler Kanunu bir bütün olarak incelendiğinde, toplum düzenini genel ahlakı, genel sağlığı ve ekonomik düzeni korumak amacıyla konulan kuralların icrai veya ihmali bir davranışla ihlal edilmesinin bu kanunla kabahat olarak tanımlandığı, keza bu kabahat nedeniyle kendi kanununda idari bir yaptırım öngörülmüş ise bu yaptırımlara karşı sulh ceza Mahkemesine itiraz edilebileceğinin anlaşıldığı, buna göre idari para cezalarının da idari bir yaptırım türü olarak kabul edilmesi ve bu cezalara karşı yapılacak itirazların Kabahatler Kanunu uyarınca Sulh Ceza Mahkemesince çözümlenmesinin gerektiği; olayda, davacıya 24460 sayılı Yönetmeliğe aykırılık nedeniyle idari para cezası verildiği görülmüş olup, kabahat niteliğindeki bu fiil nedeniyle verilen para cezasının Kabahatler Kanununun 17. maddesi kapsamında bir yaptırım olduğu, bu itibarla söz konusu cezaya yönelik itirazın adli yargı yerince çözümleneceği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, itiraz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,  Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.2.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre,

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri  ve  adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...”açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı  başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece, adli yargı kararının kesinleşme durumunu gösteren onaylı bir örneğinin Başkanlık yazısına istinaden Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde  idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada  idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 12.7.2001 tarih ve 24460 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan 10 KHz-60 GHz Frekans Bandında Çalışan Sabit Telekomünikasyon Cihazlarından Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddeti Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Ölçüm Yöntemleri ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

Söz konusu Yönetmeliğin 1. maddesinde; bu Yönetmeliğin amacının, elektromanyetik alan oluşturan sabit telekomünikasyan cihazlarını kuruluş yeri, montajı ve denetlenmesine ait hususları, elektromanyetik alanda istem dışı ve sürekli maruz kalma durumunda; çevre ve insan sağlığı üzerinde oluşabilecek muhtemel olumsuz etkileri giderebilmek amacıyla kabul edilen elektromanyetik alan şiddeti limit değerlerini, ölçüm yöntemlerini ve ölçüm yapacak kuruluşları ve ölçüm sonuçları elektromanyetik alan şiddeti limit değerlerine uygun olmayan sabit telekominikasyon cihazlarının limit değerlere uygun hale getirilmesine ilişkin, usul ve esasları ve bunlara uyulmaması halinde işleticiler/ işletmecilere uygulanacak müeyyideleri belirlemektir, denilmiş;  Yasal Dayanak başlıklı 3. maddesinde,  4502 sayılı Kanunla değişik 2813 sayılı Telsiz Kanunu ve 406 sayılı Telgraf ve Telefon Kanunu’nun ilgili maddelerine dayanılarak hazırlandığı ifade edilmiş; 15.2.2002 tarih ve 24672 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Yönetmelikle değişik 9. maddesinde ise; “ Bu Yönetmelik kapsamında kurulacak sabit telekomünikasyon cihazları için EK-B’de yer alan sabit telekomünikasyon cihazı müracaat değerlendirme formu ile müracaat edilir. Cihazın işletmeye alınmasını müteakip, yapılacak ölçüm sonuçlarını gösteren Ek-A’da yer alan ölçüm değerleri formunun doldurularak en geç 30 gün içinde, Kuruma gönderilmesi zorunludur. Aksi takdirde cihaz ruhsat ücretinin 50 katı ceza uygulanır."kuralına yer verilmiştir.

Yönetmeliğin dayanağını oluşturan  Kanunlardan, 4502 sayılı Kanunla değişik 2813 sayılı Telsiz Kanunu’nun Telekomünikasyon Kurumunun Görevleri başlıklı  7. maddesinin ikinci fıkrasının (j) bendinde, “ (Ek: 27/1/2000 - 4502/16 md.) Telsiz haberleşmesi ve telekominikasyon hizmetleri ve altyapının işletimi ile ilgili olarak görev alanına giren konularda yönetmelik çıkartmak veya diğer idari işlemleri yapmak, işletmeciler, aboneler, kullanıcılar ve Türk Telekominikasyon sektörünü  etkileyen tüm gerçek ve tüzel kişilerin ilgili mevzuata uymasını denetlemek, bu hususta ilgili makamları harekete geçirmek ve gereken hallerde kanunlarda öngörülen yatırımları uygulamak.” Kurumun görevlerinden biri olarak sayılmıştır.

Diğer Kanun olan, 406 sayılı Telgraf Ve Telefon Kanunu’nun  2. maddesinin  (f) ve (g) fıkralarında; “f) (Değişik : 12/5/2001 - 4673/2 md.) Kurum; Türk Telekom dahil işletmecilerle imzaladığı sözleşmelerin ve verdiği genel izin ve telekominikasyon ruhsatlarının şartlarına uyulmasının sağlanması için gereken tedbirleri almaya, faaliyetlerin mevzuat ile görev ve imtiyaz sözleşmesi, telekominikasyon ruhsatı veya genel izin şartlarına uygun yürütülmesini izleme ve denetlemeye, aykırılık halinde ilgili işletmecinin bir önceki takvim yılındaki cirosunun %3'üne kadar idari para cezası uygulamaya, milli güvenlik, kamu düzeni veya kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesi amaçlarıyla gerekli tedbirleri almaya, gerektiğinde tesisleri tazminat karşılığında devralmaya ya da ağır kusur halinde imtiyaz sözleşmesini, telekominikasyon ruhsatını ya da genel izni iptal etmeye yetkilidir.

(Ek paragraf: 16/6/2004-5189/1 md.) Bu Kanuna ve 5.4.1983 tarihli ve 2813 sayılı Telsiz Kanununa göre Kurum tarafından verilen idarî para cezaları, 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine tâbi olup, Kurumun bildirimi üzerine Maliye Bakanlığınca tahsil olunur. 

g)Yukarıdaki hükümlerin, cezaların ve 4 üncü maddede belirtilen ilkelerin uygulanma esaslarını göstermek üzere yönetmelikler çıkarılır.”; Kanun’un 28.  maddesinde ise, “İşbu fasıldaki efal ve harekatı memnuadan mütevellit bilumum zarar ve ziyanı fail ve müsebbipleri tazmin ile mükelleftir.

(Ek: 24/4/2003-4854/5 md.) Bu Kanunda yazılı olan idarî para cezaları o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verilir. Verilen idarî para cezalarına dair kararlar ilgililere 11.2.1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İtiraz, zaruret görülmeyen hâllerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. Bu Kanuna göre verilen idarî para cezaları 21.7.1953 tarihli ve 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur.” denilmiştir.

Bu düzenlemelere göre;  idari para cezasına gerekçe olarak, 10 KHz-60 GHz Frekans Bandında Çalışan Sabit Telekomünikasyon Cihazlarından Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddeti Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Ölçüm Yöntemleri ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesinin gösterildiği;  Yönetmeliğin dayanağını ise 2813 ve  406 sayılı Yasaların oluşturduğu; 406 sayılı Yasanın 2. maddesinde Telekomünikasyon Kurumunun idari para cezası uygulamaya yetkili olduğu, 28. maddesinde ise, bu Kanunda yazılı olan idarî para cezalarının o yerin en büyük mülkî amiri tarafından verileceği, bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği belirtilmiştir.

Ancak, 1.6.2005 tarihinde 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nce, sözü edilen Kanun’un diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımlar ile bunlara karşı yapılacak itirazlara ilişkin görev hükümleri üzerindeki etkisinin incelenmesi sonucunda: diğer kanunlarda düzenlenen idari yaptırımın, dayanağı olan yasanın amacı dikkate alınarak; Kabahatler Kanunu’nun 1., 2., 16. ve 19. maddelerinde belirtilen koşulları taşıması,  27. maddenin (1) numaralı bendinde belirtilen idari

yaptırımlardan olması halinde, idari para cezaları ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin olanlarına karşı 1.6.2005 tarihinden sonra yapılacak itirazlarda sulh ceza mahkemelerinin genel görevli kılındığına ve bu nedenle doğan görev uyuşmazlıklarında adli yargı yerinin görevli bulunduğuna karar verilmiştir.

Daha sonra,  5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Genel kanun niteliği” başlıklı 3. maddesi, Anayasa Mahkemesi’nin 1.3.2006 gün ve E:2005/108, K:2006/35 sayılı kararıyla iptal edilmiş ve gerekçeli kararı 22.7.2006 gün ve 26236 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış ve iptal hükmünün, kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş; yasama organı tarafından iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılmaması sürecinde, anılan madde hükmünün yürürlükte bulunduğu düşüncesiyle, aynı doğrultuda karar verilmeye devam edilmiş; yasama organı tarafından, Anayasa Mahkemesi’nce verilen altı aylık süre içinde iptal hükmü doğrultusunda yasal düzenleme yapılması halinde ise, işaret edilen yargı yerinin yeni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren görevli olacağı belirtilmiştir.

Son olarak, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 3 üncü maddesini değiştiren 6.12.2006 günlü, 5560 sayılı Yasa’nın 31. maddesinde         " (1) Bu Kanunun;

a) İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümleri, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde,

b) Diğer genel hükümleri, idarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında,

uygulanır." denilmiştir.

19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren bu düzenlemeye göre,  Kabahatler Kanunu’nun; İdarî yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna ilişkin hükümlerinin, diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmaması halinde uygulanacağı; diğer kanunlarda görevli mahkemenin gösterildiği durumunda ise uygulanmayacağı anlaşılmaktadır.

Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, görev konusunda taraflar için bir müktesep hak doğmayacağı; bu nedenle, yeni bir yasayla kabul edilen görev kurallarının, geçmişe de etkili olacağı, bilinen bir genel hukuk ilkesidir.

Davanın açıldığı andaki kurallara göre görevli olan mahkeme, yeni bir yasa ile görevsiz hale gelmiş ise, (davanın açıldığı anda görevli olan ve fakat yeni yasaya göre görevsiz hale gelen) mahkemenin görevsizlik kararı vermesi gerekeceği; ancak, yeni yasadaki görev kuralının, değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra açılacak davalarda uygulanacağına dair intikal hükümlerinin varlığı halinde, mahkemece görevsizlik kararı verilemeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, dava görevsiz mahkemede açılmış, bu sırada yapılan bir kanun değişikliği ile görevsiz mahkeme o dava için görevli hale gelmiş ise, mahkeme, artık görevsizlik kararı veremeyip (yeni kanuna göre görevli hale geldiği için) davaya bakmaya devam etmesi gerekir.

İncelenen uyuşmazlıkta, idari para cezasına ilişkin görevli mahkemeyi belirleyen yasa kuralı değiştirilmiş ve yeni düzenleme 19.12.2006 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiş olduğuna göre, görev kuralının geçmişe etkili olacağı yolundaki genel hukuk ilkesi karşısında, 2813 ve 406 sayılı Yasalar dayanak alınarak çıkarılan “10 KHz-60 GHz Frekans Bandında Çalışan Sabit Telekomünikasyon Cihazlarından Kaynaklanan Elektromanyetik Alan Şiddeti Limit Değerlerinin Belirlenmesi, Ölçüm Yöntemleri ve Denetlenmesi Hakkında Yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca” verilen idari para cezasına  karşı yapılan  itirazın görüm ve çözümünde idari yargı yerinin görevli olduğu anlaşılmıştır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesi Tek Hâkimince verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ    : Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 1. İdare Mahkemesi Tek Hakimi’nce verilen 5.1.2006 gün ve E:2006/403, K:2006/259 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 5.2.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

* * *

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS   NO   : 2006/197

KARAR NO: 2006/187

KARAR TR : 6.11.2006

(Hukuk Bölümü)   

 

ÖZET: 1602 sayılı Yasa’ya göre asker kişi sayılan davacının sivil kişi olan eşinin ölümü nedeniyle açılan tam yargı davasının, olayda eylemin asker ki­şiye yönelik bulunması koşulunun gerçekleşmemiş olması karşı­sında, GENEL İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

 

K A R A R

 

Davacılar    : A.H.Y.- E.Y.- M.Y. 

Vekili         : Av. F.Ö.T.

Davalı        : Milli Savunma Bakanlığı

 

O L A Y     : Davacılardan P. Bnb. Aygün Hamza Yaşar’ın eşi Suade Yaşar, Söke 11. P. Tug. K. Yard.lığı lojmanlarında kendilerine tahsis edilmiş olan 3 numaralı konutta 15.3.2003 tarihinde banyo yaparken elektrikli termosifonda meydana gelen elektrik kaçağı sebebiyle elektrik çarpması sonucu hayatını kaybetmiştir.

Davacılar vekili, meydana gelen ölüm olayı nedeniyle 7.500.000.000.- TL manevi, 70.000.000.000.- TL maddi tazminatın ölenin eşi ve çocuklarına ödenmesine karar verilmesi istemiyle askeri idari yargı yerinde dava açmıştır.

ASKERİ YÜKSEK İDARE MAHKEMESİ İKİNCİ DAİRESİ; 24.3.2004 gün ve E:2004/263; K:2004/254 sayı ile, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 44 üncü maddesinde, davanın görevli yargı yerinde açılıp açılmadığının ilk inceleme sırasında ve davanın esasına girilmeden önce incelenecek hususlar arasında sayıldığı, esasen görevin kamu düzeni ile ilgili olduğu, davanın her safhasında dikkate alınmasının hukuk alanında ihtilafsız kabul edildiği, bu nedenle, işin esasına girilmeden davanın görevli yargı yerinde açılıp açılmadığı hususunun incelendiği, Anayasa’nın 157 nci maddesinde; Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu, ancak askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağının belirtildiği, 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 25.12.1981 günlü ve 2586 sayılı Kanun’la değişik 20 nci maddesinde de aynı hükmün yer aldığı, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin” bulunması şartlarının birlikte gerçekleşmiş bulunması gerektiği, 1602 sayılı Kanun’un değişik 20 nci maddesinde; Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurların asker kişi sayıldığı, bu hükümler karşısında, gerek davacı çocuklar gerekse müteveffa eşin asker kişi olmadığının açık bulunduğu, 1602 sayılı Kanun’un değişik 20 nci maddesinde öngörülen “asker kişi olma” koşulu gerçekleşmediğinden, davanın görüm ve çözümünün genel idari yargının görevine girdiği sonucuna ulaşıldığı, bu nedenle, davada genel idari yargı görevli bulunduğundan, 1602 sayılı Kanun’un 20, 44/a ve 45/A maddeleri gereğince görevsizlik kararı vermiş; bu karar, kararın düzeltilmesi yoluna başvurulmayarak kesinleşmiştir.

Davacılar vekili, bu kez, Suade Yaşar’ın ölümünün idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığından bahisle, 70.000.000.000.- TL maddi ve 7.500.000.000.- TL manevi olmak üzere 77.500.000.000.- TL tazminatın yasal faizi ile birlikte davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle genel idari yargı yerinde dava açmıştır.

AYDIN 1. İDARE MAHKEMESİ; 1.2.2006 gün ve E:2004/1484 sayı ile, dava dosyasının incelenmesinden, davacı P. Bnb. Aygün Hamza Yaşar’a Türk Silahlı Kuvvetleri Konut Yönergesi hükümlerince tahsis edilen Söke 11. P. Tugay Komutanlığı Lojmanları 3 no’lu konutta eşi Suade Yaşar’ın banyo yaparken elektrik termosifonunda meydana gelen elektrik kaçağı sonucu ölmesinin davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığından bahisle maddi  ve manevi toplam 77.500.000.000.- TL tazminatın davalı idareden tahsiline karar verilmesi için Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin 2. Dairesine dava açıldığı, anılan Mahkemenin 24.3.2004 gün ve E:2004/263, K:2004/254 sayılı kararı ile, davanın görev yönünden oy çokluğu ile reddedildiği, bu karar üzerine aynı konuda Ankara 1. İdare Mahkemesi’ne dava açıldığı ve anılan Mahkemenin 31.5.2004 gün ve E:2004/1572, K:2004/619 sayılı yetki ret kararı üzerine dava dosyasının İzmir 2. İdare Mahkemesi’ne gönderildiği ve İzmir 2. İdare Mahkemesi’nin 28.9.2004 gün ve E: 2004/1327, K:2004/1080 sayılı yetki ret kararı üzerine dava dosyasının Mahkemelerine gönderildiğinin anlaşıldığı, dava konusu tazminat istemine neden olan olay, davacıya asker olması nedeniyle tahsis edilen askeri lojmanda meydana geldiğinden, dava konusu uyuşmazlığın askeri hizmete ilişkin olduğu, askeri hizmetin yürütülmesi sonucunda ölen şahsın asker kişi olan davacının eşi olması nedeniyle askeri hizmetin yürütülmesi sırasında meydana gelen ölüm nedeniyle oluşabilecek zararlar asker kişi olan davacıyı ilgilendirdiğinden, yukarıda anılan 1602 sayılı Yasa’nın 20. ve 21. maddeleri uyarınca dava konusu uyuşmazlığın görüm ve çözümünün Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin görev alanında bulunduğu, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin 2. Dairesi’nin 24.3.2004 gün ve E:2004/263, K:2004/254 sayılı görevsizlik kararı üzerine açılan bu davada, açıklanan gerekçelerle adı geçen Mahkemenin görevli olduğu kanısına varıldığından, görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesi uyarınca Uyuşmazlık Mahkemesi’ne başvurulmasına, dava dosyasının Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderilmesine ve karar alınıncaya kadar davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Coşkun ÖZTÜRK, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 6.11.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre, İdare Mahkemesince, anılan Yasanın 19. maddesinde  öngörülen şekilde başvurulduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, genel ve askeri idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde  genel idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU ile Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Savcısı Sıddık SOYSAL’ın, davada  genel idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacılardan P. Bnb. Aygün Hamza Yaşar’ın eşi Suade Yaşar’ın Söke 11. P. Tug. K. Yard.lığı lojmanlarında kendilerine tahsis edilmiş olan 3 numaralı konutta 15.3.2003 tarihinde banyo yaparken elektrikli termosifonda meydana gelen elektrik kaçağı sebebiyle elektrik çarpması sonucu hayatını kaybetmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen zararın karşılanması amacıyla maddi ve manevi tazminatın davalı idareden tahsiline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 157. maddesinde, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin, askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece mahkemesi olduğu; ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olması şartının aranmayacağı belirtilmiş; 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 25.12.1981 tarih ve 2568 sayılı Yasa ile değişik 20. maddesinin birinci fıkrasında “Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Türk Milleti adına; askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile, asker kişileri ilgilendiren ve askeri hizmete ilişkin idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların ilk ve son derece mahkemesi olarak yargı denetimini ve diğer kanunlarda gösterilen, görevleri yapar. Ancak, askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda; ilgilinin asker kişi olması şartı aranmaz” denilmiştir.

Buna göre, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’nin bir davaya bakabilmesi için dava konusu idari işlem veya eylemin “asker kişiyi ilgilendirmesi” ve “askeri hizmete ilişkin bulunması” koşullarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. 

1602 sayılı Yasa’nın değişik 20. maddesinde, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görevli bulunan veya hizmetten ayrılmış olan subay, askeri memur, astsubay, askeri öğrenci, uzman çavuş, uzman jandarma çavuş, erbaş ve erler ile sivil memurlar asker kişi sayılmaktadır.

Olayda, 1602 sayılı Yasa’da öngörülen “idari işlem veya eyle­min asker kişiyi ilgilendirmesi” koşulu bakımından, idari işlemin asker kişi hak­kında tesis edilmesi ya da idari eylemin asker kişiye yönelik bulunması ve zarar doğurucu etkilerini onun beden bütünlüğü ya da mal varlığı üzerinde göstermesi gerekli ve zorunlu bulunmaktadır.

Oysa, davacılardan Aygün Hamza Yaşar, 1602 sayılı Yasa’nın uygulan­ması bakımından asker kişi ise de; zarar doğuran eylemin, davacıların sivil kişi olan yakınına yönelik bulunması karşısında, olayda eylemin “asker kişiyi ilgi­lendirmesi” koşulu gerçekleşmediğinden, uyuşmazlığa konu edilen davanın görüm ve çözümü görevi, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi’ne değil, genel idari yargı yerine ait bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesince yapılan başvurunun reddi gerekmiştir.

SONUÇ    : Davanın çözümünde GENEL İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Aydın 1. İdare Mahkemesi’nce 1.2.2006 gün ve E:2004/1484 sayı ile yapılan BAŞVURUNUN REDDİNE, 6.11.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

* * *

 

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS   NO   : 2006/198

KARAR NO: 2007/6

KARAR TR : 5.2.2007

(Hukuk Bölümü)   

 

ÖZET: Davacı adına tapuda cinsi kargir dükkan ve arsası olarak kayıtlı bulunan taşınmazın, cinsinin akaryakıt istasyonu olarak değiştirilerek kayıt ve tesciline karar verilmesi istemiyle açılan davanın, ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

 

K A R A R

 

Davacı        :  İ.P.

Vekili         :  Av.T.E.,  Av. G.E.

Davalı        : Tapu Sicil Müdürlüğü – Ereğli/Konya

 

O L A Y     : Davacı, Konya İli,  Ereğli İlçesi,  Hıdırlı Mah., 107 Pafta,  274 Ada, 27 Parsel sayılı taşınmazın malikidir.

Söz konusu taşınmaz üzerinde, 20.12.1967 tarihinden bu yana akaryakıt satış istasyonu bulunmaktadır. Ancak tapu kaydında, taşınmazın vasfı, kâgir/kargir dükkân ve arsa olarak gözükmektedir.

Taşınmazın vasfının akaryakıt istasyonu olarak değiştirilmesi için, davacı tarafından Ereğli Kadastro Müdürlüğüne verilen 13.4.2004 günlü dilekçeye, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü 5. Bölge Müdürlüğünce verilen 4.6.2004 tarih ve 1986 sayılı cevabi yazıda;  Ereğli Belediyesinden alınacak yapı kullanma izin belgesinin ibrazı halinde, vasıf- cins değişikliğinin yapılacağı bildirilmiştir.

Davacı vekili; müvekkili adına kayıtlı taşınmazın vasfının-cinsinin, Akaryakıt İstasyonu olarak değiştirilerek-düzeltilerek kayıt ve tesciline karar verilmesi istemiyle,  6.7.2004 tarihinde adli yargı yerinde dava açmıştır.

KONYA EREĞLİ 2. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 30.9.2004 gün ve E:2004/327, K:2004/400 sayı ile,  davanın tapu kaydında arsa kargir dükkan olarak taşınmazın vasfının akaryakıt istasyonu olarak değiştirilmesi davası olduğu, dava konusu taşınmazın tapu kayıtlarının dosya arasına alınarak incelendiği, mahallinde keşif yapıldığı ve yapılan keşifte tanıkların dinlendiği, bilirkişilerden raporlar alındığı,  Ereğli Belediye Başkanlığının 29.9.2004 tarih ve 2431 sayılı yazıları ile dava konusu taşınmazın imar mevzuatına göre tapu kaydında vasfı değişikliği yapılabilmesi için, parsel üzerindeki binanın inşaat ruhsatının belirtildiği şekilde, işyeri, mesken gibi yapı kullanma izni alması gerektiği, bu taşınmaza ilişkin inşaat ruhsatı ya da yapı kullanma izninin bulunmadığının bildirildiği,  Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 5. Bölge Müdürlüğünün 04.06.2004 tarihli yazıları ile davaya konu olan taşınmazın cins değişikliğinin yapılabilmesi için, o binanın yapı kullanma izni belgesinin veya yapı izin belgesinin Belediye Başkanlığından alınması gerektiği, bu taşınmazla ilgili olarak Ereğli Belediyesinden yapı kullanma izin belgesi veya bunun yerine geçen bir belgenin Kadastro Müdürlüğüne ibrazının gerektiğinin bildirildiği; dolayısıyla dosya içinde toplanan belge ve bilgiler, Bayındırlık İskan Bakanlığı, Ereğli Belediye Başkanlığının yazı cevapları irdelendiğinde, dava konusu taşınmazda vasıf tashihi yapılması işleminin idari bir işlem olduğu ve İdare Mahkemelerinde görülecek davalarda karara bağlanacağının anlaşıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karara karşı yapılan temyiz  başvurusu, Yargıtay Birinci Hukuk Dairesi’nin 21.4.2005 gün ve E:2005/4303, K:2005/4878 sayılı kararıyla, “Dosya içeriğine, toplanan delillere hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, özellikle Tapu Sicil Tüzüğünün 85. maddesi hükmü gözetilmek suretiyle karar verildiği anlaşıldığına göre, davacının temyiz itirazı yerinde değildir. Reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA…”  şeklinde onanmış ve kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu kez, aynı istemle 24.6.2005 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

KONYA 2. İDARE MAHKEMESİ; 2.5.2006 gün ve E:2005/912, sayı ile, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1027. maddesinde “ilgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru, tapu sicilindeki yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla düzeltebilir. Düzeltme eski tescilin terkini ve yeni bir tescilin yapılması biçiminde de olabilir. Tapu memuru, basit yazı yanlışlıklarını, tüzük kuralları uyarınca resen düzeltir.” hükmüne yer verildiği, Tapu Sicili Tüzüğü’nün 85. maddesinde de “ Kütük üzerinde belgelere aykırı tescil veya yazımın düzeltilebilmesi için ilgililerin yazılı olurunun alınması ve yevmiye defterine kaydedilmesi gerekir. Kütükte belgesine aykırı olarak adi yazım hatası yapıldığının işlem sırasında saptanması halinde, müdürce nedeni düzeltmeler sicilinde açıklanarak re’sen düzeltme yapılır.” hükmüne yer verildiği; dosyanın incelenmesinden, davacıya ait Ereğli ilçesi Hıdırlı Mahallesi 274 ada 27 parsel sayılı taşınmaz üzerinde 20.12.1967 tarihinden itibaren ve halen petrol istasyonunun mevcut olduğu, ancak tapu kaydında taşınmazın cinsinin kargir dükkan ve arsası olarak kayıtlı bulunduğu, davacı tarafından bu taşınmazın 14.12.1998 tarihinde satın alındığı, davacının davalı idareye başvurarak tapu kaydında taşınmazın cinsinin akaryakıt istasyonu olarak değiştirilmesini talep ettiği, davacının bu talebinin Ereğli Belediyesi’nden yapı kullanma izni veya bunun yerine geçen bir belgenen ibrazı halinde yerine getirilebileceği gerekçesiyle reddedildiği, Ereğli Belediyesi’nce dava konusu binaya ilişkin olarak arşiv kayıtlarında herhangi bir belgenin bulunmadığı, söz konusu binanın inşaat ruhsatının bulunmadığı, geriye dönük olarak inşaat ruhsatı ve yapı kullanma izninin düzenlenmesinin imar mevzuatı açısından mümkün olmadığı, dava konusu taşınmaz üzerinde 20.12.1967 tarihinden itibaren ve kadastro geçmeden akaryakıt bayiliği yapıldığının belirtildiği, davacı tarafından tapuda taşınmaz vasfının değiştirilmesi istemiyle Konya Ereğli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açıldığı, mahkemece 30.9.2004 tarih ve 2004/327 Esas 2004/400 sayılı kararla davanın görev yönünden reddedildiği, bu kararın temyiz edilerek kesinleşmesi üzerine bakılan davanın açıldığının anlaşıldığı; yukarıda yer verilen kanun hükmü uyarınca, tapu sicilindeki yanlışlıkların ancak mahkeme kararıyla düzeltilebileceği, tapu sicilindeki yanlışlıkların mülkiyet hukukunu ilgilendirmesi nedeniyle de kanun hükmünde geçen mahkeme tabirinden adli yargı mahkemelerinin anlaşılmasının gerektiği; diğer taraftan tapu kütüğündeki basit yazı yanlışlıklarının mahkeme kararına gerek duyulmaksızın tapu memuru tarafından düzeltilebileceği, ancak yukarıda yer verilen tüzük hükmünde de belirtildiği üzere, bu basit yazı yanlışlıklarından anlaşılması gerekenin, taşınmazla ilgili mevcut bilgilere aykırı olarak yapılan kayıtlar olduğu; yani tapu kaydındaki belgelere aykırı olmayan bir yanlışlığın, basit yazı yanlışlığı olarak kabul edilerek, tapu idaresi tarafından düzeltilmesine hukuken olanak bulunmadığı; bu duruma göre davacıya ait taşınmazın mülkiyetinin niteliği konusunda tapu kaydında yapılacak bir değişikliğin mahkeme kararı ile yapılması, bu kararın da mülkiyet hukukunu ilgilendirmesi nedeniyle adli yargı mahkemelerince verilmesi gerekmekte olup, bu haliyle mahkemelerince işbu davanın görüm ve çözümünde adli yargı mahkemelerinin görevli olduğu kanısına varıldığı; açıklanan nedenlerle görevli yargı yerinin belirlenmesi için 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesine göre Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulmasına, karar alınıncaya kadar davanın incelenmesinin ertelenmesine karar vermiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,  Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.2.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

İdare Mahkemesince 2247 sayılı Yasa’nın 19. maddesinde öngörülen şekilde başvurulduğu; Davacı vekilince idare mahkemesinde açılan davada, adli yargı yerindeki talebine ek olarak Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü 5. Bölge Müdürlüğünce verilen 4.6.2004 tarih ve 1986 sayılı işleminin de iptalinin istenildiği görülmekte ise de; her iki yargı yerinde ortak talep olan “tapuda cinsi kargir dükkan ve arsası olarak kayıtlı olan taşınmazın, cinsinin akaryakıt istasyonu olarak değiştirilerek kayıt ve tesciline karar verilmesi” yönünden uyuşmazlığın doğduğu ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından adli ve idari yargı yerleri arasında doğan görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde  adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada  adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, davacı adına tapuda cinsi kargir dükkan ve arsası olarak kayıtlı olan taşınmazın, cinsinin akaryakıt istasyonu olarak değiştirilerek kayıt ve tesciline karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1027. maddesinde “İlgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru, tapu sicilindeki yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla düzeltebilir. Düzeltme eski tescilin terkini ve yeni bir tescilin yapılması biçiminde de olabilir. Tapu memuru, basit yazı yanlışlıklarını, tüzük kuralları uyarınca resen düzeltir.” hükmüne; Tapu Sicili Tüzüğü’nün 85. maddesinde de “ Kütük üzerinde belgelere aykırı tescil veya yazımın düzeltilebilmesi için ilgililerin yazılı olurunun alınması ve yevmiye defterine kaydedilmesi gerekir.(…)

Kütük, yevmiye defteri ve yardımcı sicillerde belgesine aykırı olarak basit yazım hatası yapıldığının tespit edilmesi halinde, müdür tarafından nedeni düzeltmeler sicilinde açıklanarak, re'sen düzeltme yapılır.” hükmüne yer verilmiştir.

Öte yandan, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlığını taşıyan 2. maddesinin 1 numaralı bendinde, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları; idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ile tahkim yolu öngörülen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar, idari dava türleri olarak sayılmıştır.

Olayda, davacıya ait taşınmaz üzerinde 20.12.1967 tarihinden itibaren ve halen petrol istasyonunun mevcut olduğu, ancak tapu kaydında taşınmazın cinsinin kargir dükkan ve arsası olarak kayıtlı bulunduğu, davacı tarafından bu taşınmazın 14.12.1998 tarihinde satın alındığı, davacının davalı idareye başvurarak tapu kaydında taşınmazın cinsinin akaryakıt istasyonu olarak değiştirilmesini talep ettiği, davacının bu talebinin, davalı Tapu İdaresi tarafından,   Ereğli Belediyesi’nden yapı kullanma izni veya bunun yerine geçen bir belgenen ibrazı halinde yerine getirilebileceği gerekçesiyle reddedildiği, Ereğli Belediyesi’nce dava konusu binaya ilişkin olarak arşiv kayıtlarında herhangi bir belgenin bulunmadığı, söz konusu binanın inşaat ruhsatının bulunmadığı, geriye dönük olarak inşaat ruhsatı ve yapı kullanma izninin düzenlenmesinin imar mevzuatı açısından mümkün olmadığı, dava konusu taşınmaz üzerinde 20.12.1967 tarihinden itibaren ve kadastro geçmeden akaryakıt bayiliği yapıldığının belirtildiği; davacı tarafından, adına tapuda cinsi kargir dükkan ve arsası olarak kayıtlı olan taşınmazın, cinsinin akaryakıt istasyonu olarak değiştirilerek kayıt ve tesciline karar verilmesi istemiyle davanın açıldığının anlaşılmaktadır.

Davada, tapu kayıtlarına dayanak teşkil eden imar mevzuatına ilişkin  işlemlerin iptali istenilmemiş olduğundan, ortada idari yargı yetkisi kapsamına giren bir idari dava bulunduğundan söz etmek olanaksızdır.

Bu durum karşısında,  tapu kayıtlarında yer alan taşınmazın cinsinin değiştirilerek, kayıt ve tescil edilmesine yönelik uyuşmazlığın, Medeni Kanun hükümlerine göre çözümlenmesinde adli yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin başvurusunun kabulü ile Asliye Hukuk Mahkemesinin verdiği görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Konya 2. İdare Mahkemesi’nin BAŞVURUSUNUN KABULÜ ile Konya / Ereğli 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 30.9.2004 gün ve E:2004/327, K:2004/400 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 5.2.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

* * *

 

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS   NO   : 2006/200

KARAR NO: 2006/225

KARAR TR : 11.12.2006

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET: İtfaiye eri olarak görev yapan davacı tarafından, işçi niteliğine sahip olduğunun tespiti istemiyle açılan davanın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesinin gerektiği hk.

 

K A R A R

Davacı        : F.A.

Vekili         : Av. İ.Ç.

Davalı        : İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı

 

O L A Y     : Davacının da aralarında bulunduğu 44 davacının vekili, davacıların davalı işyerinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında itfaiyeci olarak istihdam edildiklerini, buna rağmen özel hukuk kurallarına tabi tutularak 1475 sayılı Yasa şartları altında çalıştırıldıklarını, davacıların bedensel çalışmalarının düşünsel çalışmalarından üstün olması sebebiyle işçi niteliğine sahip olduklarının tespitine karar verilmesi istemiyle adli yargı yerinde dava açmıştır.  

İSTANBUL 6. İŞ MAHKEMESİ; 20.11.2003 gün ve E:2002/1536; K:2003/1315 sayı ile, davacı vekilinin dava dilekçesi ile, davacıların davalı işyerinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında itfaiyeci olarak istihdam edildiklerini, buna rağmen özel hukuk kurallarına tabi tutularak 1475 sayılı Yasa şartları altında çalıştırıldıklarını, davacıların bedensel çalışmalarının düşünsel çalışmalarından üstün olması sebebiyle işçi niteliğine sahip olduklarının tespitine karar verilmesini talep ettiği, davacının 657 sayılı Yasa kapsamında devlet memuru olarak çalıştığı, talep konusunun Mahkemelerinin görevi alanında olmayıp, idari nitelikte olduğu, devlet memuru statüsünde çalışan bir kişi hakkında Mahkemelerince statüsünün değişmesi şeklinde tespit kararı verilmesinin mümkün olmadığı, bu konunun da idari mahiyette olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ’nin 23.2.2004 gün ve E:2004/3830; K:2004/3000 sayılı kararıyla onanmak  suretiyle kesinleşmiştir.

Davacı vekili, bu kez, davacının, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı bünyesinde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında itfaiye eri olarak istihdam edildiğini, buna rağmen, özel hukuk kurallarına tabi tutularak İş Yasası’na tabi işçi personel ile birlikte aynı iş ve sorumluluk şartları altında çalıştırıldığını, davacının bedensel çalışmalarının düşünsel çalışmalarından üstün olması sebebiyle işçi ve işçi statüsüne tabi olduğunun tespitine karar verilmesi istemiyle idari yargı yerinde dava açmıştır.   

İSTANBUL 4. İDARE MAHKEMESİ ; 17.6.2005 gün ve E: 2005/1357; K:2005/1188 sayı ile, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 4001 sayılı Kanun’la değişik 1. fıkrası ile, idari dava türlerinin; iptal, tam yargı ve idari sözleşmelerden doğan davalar olmak üzere üçe ayrıldığı ve bunların dışında idari dava türüne yer verilmediği, aynı Kanunun 58. maddesinin 1. fıkrasında ise, tarafların idari dava açtıktan sonra bu davalara ilişkin delil tespitini davaya bakan Danıştay, idare ve vergi mahkemelerinden isteyebileceği hükmüne yer verildiği, dava dilekçesinin incelenmesinden, “dava konusu” ve “netice-i talep” kısımlarında davacının işçi niteliğine sahip olduğunun tespitinin istendiği, bunun dışında iptal ya da tam yargı davalarına konu olacak idari işlem, karar yada eylemin belirtilmediği ve dava dilekçesinin salt tespit davası niteliğinde olduğunun görüldüğü, yukarıda anılan 2577 sayılı Kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrası ile 58. maddesinin 1. fıkrası hükümleri karşısında, idari yargı yerlerinde sadece tespit davası açılması olanaklı olmadığından, istem hakkında karar verilmesinin mümkün bulunmadığı, bu nedenle, dava konusu istemin ancak adli yargı yerlerinde açılacak tespit davasına konu edilebileceği sonucuna varıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL, Levent ÖZÇELİK ve Celal IŞIKLAR’ın katılımlarıyla yapılan 11.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasanın 14. maddesinde öngörülen  “...tarafları, sebebi ve konusu aynı olan dava...” koşulu dikkate alındığında, davacı Fevzi Alp yönünden olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının, 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından, görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı’nda 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kapsamında itfaiye eri olarak istihdam edilen davacının, 657 sayılı  Kanun’a tabi olmasına rağmen, özel hukuk kurallarına tabi tutularak İş Yasası’na tabi işçi personel ile birlikte aynı iş ve sorumluluk şartları altında çalıştırıldığı, dolayısıyla, bedensel çalışmalarının düşünsel çalışmalarından üstün olduğu ileri sürülerek, işçi ve işçi statüsüne tabi olduğunun tespitine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

Görev uyuşmazlığının çözümü için, öncelikle, tespit davasının hukukumuzdaki yerinin incelenmesi gereklidir.

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda tespit davasını düzenleyen açık ve genel bir hükme yer verilmemekte ise de; doktrinde ve yerleşik yargısal içtihatlarla, bir hukuki ilişkinin var olup olmadığının saptanması için tespit davası açılabileceği kabul edilmiş bulunmakta; tespit davasının esasının incelenebilmesi için de, genel dava koşullarının yanısıra, dava konusunun bir hukuki ilişki olması ve bu hukuki ilişkinin var olup olmadığının öncelikle saptanmasında hukuki yarar bulunması koşulları aranmaktadır. Buna göre, özel hukuk alanını ilgilendiren bir hukuki ilişkinin saptanması için adli yargı yerinde müstakil olarak bir tespit davası açılabilmesi olanaklı bulunmaktadır.

Buna karşılık, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “ İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasında, idari dava türleri: iptal, tam yargı ve kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar olarak sayılmış olup, tespit davası şeklinde bir dava türüne idari yargıda yer verilmemiştir. Anılan Yasanın “İdari Davalarda Delillerin Tespiti” başlıklı 58/1. maddesi “Taraflar, idari dava açtıktan sonra bu davalara ilişkin delillerin tespitini ancak davaya bakan Danıştay, idare ve vergi mahkemelerinden isteyebilir.” hükmünü taşımakta olup, idari yargıda, ancak, açılmış bir idari dava ile ilgili bulunan “delillerin tespiti” nin istenilmesine olanak bulunmaktadır. Buna göre, idari dava türleri arasında sayılmayan tespit davasının, yorum yoluyla idari yargının görevine müstakil bir dava olarak dahil edilmesine hukuken olanak bulunmadığından, idari yargı yerinde, idare hukuku alanını ilgilendiren bir hukuki ilişkinin varlığının ancak açılmış bulunan bir idari davaya bağlı olarak delil tespiti kapsamında saptanabileceği açıktır.

Bu açıklamalara göre tespit istemiyle amaçlanan konu incelendiğinde:

Olayda, her ne kadar davalı idarece tesis edilmiş idari nitelikteki bir işlemin iptali istenmemekte ise de; müstakil bir tespit davası olarak açılan bu dava ile amaçlanan, davacının, işçi ve işçi statüsüne tabi olduğunun saptanmasıdır. Davacının istemi doğrultusunda yapılacak bu tespit ise, ancak, memur olan statüsünün işçi olarak değiştirilmesini sağlamak için, idari bir işlem tesisi istemiyle davalı idareye ibraz edilmek üzere belge elde etmek amacıyla kullanılabilir.

Belirtilen durum karşısında, eda davasının öncüsü niteliğinde bir özel hukuk ilişkisinin tespitine ilişkin olmayıp, davacının işçi ve işçi statüsüne tabi olduğunun tespitine yönelik bulunan ve bu haliyle, idari bir işlem tesisi istemiyle davalı idareye ibraz edilmek üzere belge elde etmek amacıyla açıldığı sonucuna varılan bu davaya bakılıp bakılamayacağı konusunda idari yargı yeri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, İdare Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde İDARİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle İstanbul 4. İdare Mahkemesi’nce verilen 17.6.2005 gün ve E:2005/1357; K:2005/1188 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 11.12.2006 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

* * *

 

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS   NO   : 2006/201

KARAR NO: 2007/26

KARAR TR : 5.3.2007

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET: Davacının; sigortalı olarak fasılasız çalışmasına karşılık, bilgisi dışında ve imzası bulunmadığı halde; eksik pirim ödemek amacı ile eksik gün bildiriminde bulunulduğu iddiasıyla ve çalışmadı gösterilen günlerin tespitine karar verilmesi istemiyle açtığı davanın,ADLİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

 

K A R A R

 

Davacı        : L.Ş.

Vekili        : Av. E.Ç.

Davalılar    : 1-S.S.K. Genel Müdürlüğü

                     2-Milli Eğitim Bakanlığı

 

O L A Y     : Davacı vekili, müvekkilinin 01.11.1984 tarihinde 14395175 sigorta sicil numarası ile Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Sorgun Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü bünyesinde dikiş nakış hocalığı yaptığını, bu görevini fasılasız olarak 15.06.2000 tarihine kadar devam ettirmesine rağmen;  davalı kurumun,  müvekkilinin sigortasını muhtelif tarihlerde müvekkilinin bilgisi dışında giriş çıkış yapmak sureti ile S.S.K.’na eksik gün bildiriminde bulunduğunu; müvekkilinin şahsi sicil dosyası incelendiğinde, davalı Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Sorgun Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğünce SSK İl Müdürlüğüne verilen “işe giriş ve çıkış bildirgelerinde müvekkilinin imzasının bulunmadığı ve bu giriş çıkışların müvekkilinin bilgisi dışında yapıldığı” müvekkilinin,  davalı kurumda çalışması bilfiil olduğu halde, bilgisi dışında ve imzası bulunmadığı halde eksik pirim ödemek amacı ile eksik gün bildiriminde bulunulduğunu; mağduriyetinin giderilmesi için Milli Eğitim Bakanlığı’na yaptığı başvurunun reddedildiğini; aynı işyerinde çalıştığı iş arkadaşları olan tanıklar  dinlendiğinde haklılığının ortaya çıkacağını ifade ederek, sonuç itibariyle; müvekkilinin 01.11.1984-15.06.2000 tarihleri arasındaki sürekli ve fasılasız çalışmasına karşılık,  çalışmadı gösterilen günlerin tespitine karar verilmesi istemiyle,  9.7.2003 gününde adli yargı yerinde dava açmıştır.

SORGUN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ; 20.11.2003 gün ve E:2003/340, K:2003/524 sayı ile, davalı Bakanlık vekilinin  dilekçesine ekli sunduğu Yüksek Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 24.05.1999 gün 1999/7930-9226 esas-karar sayılı içtihatları doğrultusunda, taraflar arasındaki davacının çalıştırılmasına dair akdin; iş hukukundan çok dayanağını 657 S.Y.nın 4. Maddesi kapsamında geçici personel statüsü ile başlatılıp devam ettirildiği,  bu nedenle uyuşmazlığın idare hukukunu ilgilendirdiği, davanın idari dava niteliğini taşıdığı ve mahkemelerinin yargı yolu itibariyle görevsiz bulunduğu;  görevli mahkemenin Kayseri İdare Mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

Davacı vekili bu kez, aynı istemle, 10.2.2006 gününde idari yargı yerinde dava açmıştır.

KAYSERİ İDARE MAHKEMESİ; 2.3.2006 gün ve E:2006/662, K:2006/316 sayı ile, 506 sayılı SSK Kanunu ve 1475 sayılı İş Kanunu kapsamında işçi ve işveren arasında çıkan ihtilafların görüm ve çözümünde görevli mahkemeler İş Mahkemeleri olup, idare mahkemelerinin bu yönde görevi bulunmadığı; davacının davalı idarede, 14395175 sigorta sicili ile ücretli usta öğreticisi olarak istihdam edildiği ve buna göre davacının işçi statüsünde bulunduğu açık olmakla,  hizmet tespitine ilişkin olarak açılan bu davanın görüm ve çözümünün Adli Yargı yerindeki mahkemelere ait olduğu,  mahkemelerinin bu hususta görevinin bulunmadığı gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Serap AKSOYLU, Z. Nurhan YÜCEL,  Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 5.3.2007 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME :Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi gereğince yapılan incelemeye göre, adli ve idari yargı yerleri arasında anılan Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu ve idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak, davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği anlaşılmaktadır. Usule ilişkin herhangi bir noksanlık görülmediğinden görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Taşkın ÇELİK’in, davanın çözümünde  adli yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ayla SONGÖR ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada  adli yargının görevli olduğu yolundaki yazılı ve sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 14395175 sigorta sicil numaralı davacının, 01.11.1984 -15.06.2000 tarihleri arasındaki sürekli ve fasılasız çalışmasına karşılık,  çalışmadı gösterilen günlerin tespitine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.

4857 sayılı İş Kanunu’nun Sigorta Primleri başlıklı 61. maddesinde; sigortalılara yıllık ücretli izin süresi için ödenecek ücretler üzerinden iş kazaları ile meslek hastalıkları primleri hariç, diğer sigorta primlerinin, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunundaki esaslar çerçevesinde işçi ve işverenler yönünden ödenmesine devam olunacağı belirtilmiştir. İşaret edilen 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun  VIII. Bölümün 72 ilâ 84. maddelerinde  Primler konusu düzenlenmiş;  Kanun’un 72. maddesinde,  iş kazalarıyla meslek hastalıkları, hastalık, analık, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarının gerektirdiği her türlü yardım ve ödemelerle her çeşit yönetim giderlerini karşılamak üzere, Kurumca bu kanun hükümlerine göre prim alınacağı;  73. maddesinde, prim oranları,  74. maddesinde, iş kazalarıyla meslek hastalıkları prim oranının tespitinin nasıl yapılacağı; 77. maddesinde,    ödenecek primlerin hesabında hangi ücret ve ödemelerin esas alınacağı;  Prim belgeleri başlıklı 79. maddesinde, prim belgelerinin ne zaman  kuruma verileceği,  eklenecek belgeler, belgelerin verilmemesi veya noksan verilmesi halinde uygulanacak müeyyideler, prim borcuna itirazın şekli ve sonuçlarının neler olduğu,   sigortalının çalıştığı bir veya birkaç işte, bu Kanunda yazılı prim ödeme şartını yerine getirmiş olmasına rağmen kendisi için verilmesi gereken kayıt ve belgelerin işveren tarafından verilmediği veya verilen kayıt ve belgelerde kazançların veya prim ödeme gün sayılarının eksik gösterildiğinin Kurumca tespit edilmesi halinde, hastalık ve analık sigortalarından gerekli yardım yapılacağı;  80. maddesinde, işverenin, bir ay içinde çalıştırdığı sigortalıların primlerine esas tutulacak kazançlar toplamı üzerinden bu Kanun gereğince hesaplanacak prim tutarlarını ücretlerinden kesmeye ve kendisine ait prim tutarlarını da bu miktara ekleyerek en geç ertesi ayın sonuna kadar Kuruma ödemeye mecbur olduğu belirtilmiş; 81. maddesinde, ödenmeyen primler ve verilen cezalar için Kurumca düzenlenecek belgeler açıklanmış, Uyuşmazlıkların çözüm yeri başlıklı 134. maddesinde ise, bu kanunun uygulanmasından doğan uzlaşmazlıkların, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görüleceği kuralına yer verilmiştir.

Olayda, davacının; sigortalı olarak fasılasız çalışmasına karşılık, bilgisi dışında ve imzası bulunmadığı halde; eksik pirim ödemek amacı ile eksik gün bildiriminde bulunulduğu iddiasıyla, çalışmadı gösterilen günlerin tespitine karar verilmesi istemiyle, tanıklar da göstererek  dava açtığı anlaşılmaktadır.

Bu duruma göre,    sigorta primleriyle ilgili hususların 506 sayılı Yasa’da düzenlendiği,  bu Yasa’nın uygulanmasından doğan uzlaşmazlıkların, yetkili iş mahkemelerinde veya bu davalara bakmakla görevli mahkemelerde görüleceği yolundaki 134. madde hükmü karşısında, uyuşmazlığın görüm ve çözümünde; adli yargı yerleri görevli bulunmaktadır.

Açıklanan nedenlerle, Sorgun Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen görevsizlik kararının kaldırılması gerekmiştir.

SONUÇ: Davanın çözümünde ADLİ YARGININ görevli olduğuna, bu nedenle Sorgun Asliye Hukuk Mahkemesi’nce verilen 20.11.2003 gün ve E:2003/340, K:2003/524 sayılı GÖREVSİZLİK KARARININ KALDIRILMASINA, 5.3.2007 gününde OYBİRLİĞİ İLE KESİN OLARAK karar verildi.

 

* * *

 

Uyuşmazlık Mahkemesi Başkanlığından:

ESAS   NO   : 2006/204

KARAR NO: 2006/266

KARAR TR : 25.12.2006

(Hukuk Bölümü)

 

ÖZET: 3257 sayılı Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu uyarınca verilen idari para cezasına karşı yapılan itirazın İDARİ YARGI YERİNDE çözümlenmesi gerektiği hk.

 

K A R A R

 

Davacı        : A. K.

Vekilleri     : Av. N.K. - Av. Y.K.

Davalı        : Bornova Belediye Başkanlığı

Vekilleri     : Av. M.A. – Av. S.Ç.

 

O L A Y     : Bornova Belediyesi Encümeni’nin 20.4.2004 gün ve 24-523 sayılı kararı ile, 3257 sayılı Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu’na aykırı olarak bandrolsüz, korsan müzik ve film CD’si sattığının 5.3.2004 tarihinde tespit edildiğinden bahisle davacıya 3257 sayılı Yasa’nın 12. maddesi ve 1580 sayılı Yasa’nın 83/9. maddesi gereğince idari para cezası verilmiştir.

Davacı vekili, söz konusu para cezasına  adli yargı yerinde itirazda bulunmuştur.

İZMİR 4. SULH CEZA MAHKEMESİ; 3.5.2005 gün ve E:2004/33 D.İş; K:2005/81 D.İş sayı ile, muteriz vekilinin Mahkemelerine vermiş olduğu dilekçede, Bornova Belediye Başkanlığı Encümeni tarafından müvekkilinin 170 adet bandrolsüz ve kaçak CD sattığından bahisle para cezası kesildiğini, ele geçirilen CD sayısının 170 değil, 200 olup, bu CD’lerden yaklaşık 50 adedinin oyun CD’si, geri kalan 150 adet CD’nin ise parekende satış yapan yerlerden alınan faturalı, üzerinde bandrolü bulunan CD’ler olduğunu, bu durumun inceleme yapıldığı taktirde ortaya çıkacağı, usulsüz olarak Bornova Belediyesi Encümeni’nin vermiş olduğu 24/04/2004 tarih ve 24-523 karar sayılı kararın kaldırılmasını talep etmiş ise de, dava konusu olay ile ilgili olarak karar vermeye yetkili ve görevli mahkemenin idare mahkemesi olduğunun anlaşıldığı gerekçesiyle kesin olarak görevsizlik kararı vermiştir.

Davacı vekili, bu kez, idari para cezası verilmesine ilişkin Encümen kararının iptali istemiyle 2.6.2005 tarihinde idari yargı yerinde dava açmıştır.

İZMİR 1. İDARE MAHKEMESİ; 31.1.2006 gün ve E: 2005/663; K: 2006/106 sayı ile, 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 27., geçici 2. ve geçici 3. maddelerinden söz ederek, yukarda yer verilen Kanun hükümlerinden, Kabahatler Kanunu'nun yürürlüğe girdiği 1.6.2005 tarihinden itibaren idari para cezalarına karşı açılan davaların, Kabahatler Kanunu kapsamında olduğu ve idari yaptırım olarak para cezası öngören kanunlarda itiraz yeri olarak idare mahkemeleri gösterilmiş olsa dahi görüm ve çözümünün adli yargı yerlerinin görev alanına girdiği sonucuna ulaşıldığı, bu nedenle, dava konusu idari para cezasına karşı açılan davanın görüm ve çözümünün adli yargı yerinin görevine girdiği, nitekim, Uyuşmazlık Mahkemesi’nce verilen kararlarda, idari para cezalarına karşı Kabahatler Kanunu'nun yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılacak davaların görüm ve çözümünün sulh ceza mahkemelerinin görevine girdiğinin belirtildiği gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiş; bu karar, temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü’nün, Ahmet AKYALÇIN’ın Başkanlığında, Üyeler: M. Lütfü ÜÇKARDEŞLER, Ahmet VELİOĞLU, Z. Nurhan YÜCEL, Esen EROL, Abdullah ARSLAN ve Levent ÖZÇELİK’in katılımlarıyla yapılan 25.12.2006 günlü toplantısında;

I-İLK İNCELEME : Dosya üzerinde 2247 sayılı Yasa’nın 27. maddesi uyarınca yapılan incelemeye göre;

Uyuşmazlık Mahkemesi Genel Kurulu’nun 11.7.1988 günlü, E:1988/1, K:1988/1 sayılı İlke Kararında, “2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun bütünüyle incelenip değerlendirilmesinden, bu Kanunun uygulanması yönünden 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, ‘ceza uyuşmazlıkları’ ibaresinden, savcının ya da şahsi davacının talebi ile başlayan yargılaması sonunda sanığın mahkumiyetine ya da beraatine hükmedilebilecek davalarda, askeri ve adli ceza mahkemeleri arasında çıkan görev ve hüküm uyuşmazlıklarının anlaşılması, bunun dışında kalan tüm görev uyuşmazlıklarının ‘hukuk uyuşmazlığı’ sayılması gerektiği sonucuna varılmaktadır. Uygulanması idari organlara bırakılan cezalar, adli nitelikte olmadığından, bunlar hakkında yapılan itirazlar ya da açılan davalar ‘ceza davası’ olarak nitelendirilemezler. İdari niteliklerinden dolayı bu davalara ilişkin görev ve hüküm uyuşmazlıklarının Uyuşmazlık Mahkemesinin Hukuk Bölümünde incelenip çözümlenmesi gerektiği...” açıkça belirtilmiştir. Bu durum gözetildiğinde, olay bölümünde yazılı başvuru konusu görev uyuşmazlığının Hukuk Bölümünde incelenmesi gerektiği kuşkusuzdur.

Adli ve idari yargı yerleri arasında 2247 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öngörülen biçimde olumsuz görev uyuşmazlığı doğduğu, idari yargı dosyasının 15. maddede belirtilen yönteme uygun olarak davacı vekilinin istemi üzerine son görevsizlik kararını veren Mahkemece Uyuşmazlık Mahkemesi’ne gönderildiği ve usule ilişkin herhangi bir noksanlık bulunmadığı anlaşıldığından görev uyuşmazlığının esasının incelenmesine oybirliği ile karar verildi.

II-ESASIN İNCELENMESİ : Raportör-Hakim Nurdane TOPUZ’un, davanın çözümünde  idari yargının görevli olduğu yolundaki raporu ile dosyadaki belgeler okunduktan; ilgili Başsavcılarca görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet BEŞİNCİ ile Danıştay Savcısı Gülen AYDINOĞLU’nun, davada idari yargının görevli olduğu yolundaki sözlü açıklamaları da dinlendikten sonra GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

Dava, 3257 sayılı Yasa’ya aykırı olarak bandrolsüz CD satıldığı nedeniyle verilen idari para cezasının kaldırılması istemiyle açılmıştır.

23.1.1986 tarih ve 3257 sayılı Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu’nun “İdari Ceza” başlığını taşıyan 12. maddesi “9 uncu madde hükmüne aykırı olarak işletme belgesiz veya bandrolsüz ve özel işaretsiz eserlerin ve kopyalarının her biri için belediyelerce 10.000 lira para cezası tahsil edilir.

Belediye sınırları dışında bu cezalar, mahallin en büyük mülki amirliği tarafından verilir.

Bu cezalar 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre mal memurluğunca tahsil edilir.

İdari cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz, idarece verilen cezanın yerine getirilmesini durdurmaz. İtiraz, zaruret görülmeyen hallerde evrak üzerinde inceleme yapılarak en kısa sürede sonuçlandırılır. İtiraz üzerine verilen cezalar kesindir.” hükümlerini taşımakta olan 12. maddesi, 3.3.2004 tarih ve 5101 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun’un 8. maddesi ile başlığıyla birlikte değiştirilmiş ve “Bandrol kullanımına ilişkin ihlâllerde uygulanacak ceza hükümleri” başlığıyla “Bu Kanunun bandrol kullanımına ilişkin hükümlerine aykırı fiillerde bulunanlar hakkında, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nun 81 inci maddesinde öngörülen cezalar uygulanır.” şeklinde yeniden düzenlenmiş olup, maddede atıfta bulunulan 5846 sayılı Yasa’nın 81. maddesi de anılan 5101 sayılı Yasa’nın 24. maddesiyle değiştirilmiş ve sözü edilen değişik 81. maddede, musiki ve sinema eserlerinin çoğaltılmış nüshaları ile süreli olmayan yayınlara bandrol yapıştırılması ve Bakanlıkça bastırılıp satılacak olan bandrollerin alınabilmesi için bandrol talebinde bulunanın yasal hak sahibi olduğunu beyan eden bir taahhütnameyi doldurması zorunluluğu getirilmiş; bu maddede belirtilen ihlâllerde, genel kolluk ve zabıta tarafından yetkili ve görevlilerin ihbarı üzerine harekete geçilerek, usulsüz ve izinsiz olarak çoğaltılmış ve yayılmış nüsha ve yayınlar ile bunları çoğaltmaya yarayan her türlü araç ve diğer delillerin toplanarak Cumhuriyet Savcısına suç duyurusu ile birlikte sevk edileceği öngörülmüş; Cumhuriyet Savcısının talebi üzerine usulsüz çoğaltılmış nüsha ve yayınlar ile teknik araçlar ve işyerleri hakkında yetkili mahkemece hangi yaptırımların uygulanacağı belirtilmiş; 7. fıkrasında, bu Yasa kapsamında korunan, yasal olarak çoğaltılmış bandrollü nüshaların da yol, meydan, pazar, kaldırım, iskele, köprü ve benzeri yerlerde satışına yasak getirilmiş; 9. fıkrasında ise, 3 bent halinde, bu Yasa hükümlerine aykırı kasıtlı fiiller nedeniyle açılacak kamu davasında mahkemece hükmedilecek hapis ve ağır para cezaları düzenlenmiştir.

12.3.2004 tarih ve 25400 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 5101 sayılı Yasanın 29. maddesine göre, bu Yasanın 15. maddesi ve 26. madde ile 5846 sayılı Yasaya eklenen Ek 10. maddenin (2) numaralı bendinde yer alan “44 üncü madde gereğince alınması zorunlu sertifikaları almaksızın faaliyet gösteren” ibaresinin Yasanın yayımı tarihinden altı ay sonra yürürlüğe girmesi öngörülmüş, diğer maddeleri ise yayımı tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Bu düzenlemelerden: 3257 sayılı Yasa’nın “idari ceza” uygulamasına ilişkin 12. maddesi değiştirilerek, 12.3.2004 tarihinden itibaren yapılan atıf nedeniyle 5846 sayılı Yasa’nın değişik 81. maddesinde düzenlenen “adli ceza” uygulamasına geçildiği anlaşılmaktadır.

Daha sonra, 21.7.2004 tarihinde yürürlüğe giren 14.7.2004 gün ve 5224 sayılı Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması İle Desteklenmesi Hakkında Kanun’un 16. maddesi ile 23.1.1986 tarihli ve 3257 sayılı Sinema, Video ve Müzik Eserleri Kanunu