Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından: Esas Sayısı : 2004/13 Karar Sayısı : 2007/58 Karar Günü : 17.5.2007 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : 8. Kolordu Komutanlığı Askeri Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU : 16.6.1964 günlü, 477 sayılı Disiplin Mahkemelerinin
Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları Hakkında Kanun’un 40.
maddesinin üçüncü fıkrasının üçüncü ve dördüncü tümcelerinin Anayasa’nın 2.
maddesine aykırılığı savıyla iptali istemidir. I - OLAY İzin tecavüzü suçundan
açılan kamu davasında, disiplin mahkemesince verilen oda hapsi cezasının
kesinleşmesi ve infaz edilmesinden sonra, yazılı emir yoluyla kararın Askeri
Yargıtay tarafından bozulması üzerine yeniden gerçekleştirilen yargılama
sırasında, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırılık savını ciddi bulan
Mahkeme iptali için başvurmuştur. II - İTİRAZIN
GEREKÇESİ Başvuru kararının
gerekçe bölümü şöyledir: “Sanık P.Er
Nihat YALÇIN’ın 17 nci İç
Güvenlik Alay Komutanlığı Disiplin Mahkemesinin 31.10.2001 gün ve 2001/104-104 Esas ve Karar sayılı kararı ile 10.10.2001-
17.10.2001 tarihleri arasında izin tecavüzü suçunu işlediği sabit görülerek
eylemine uyan 477 Sayılı Kanunun 50 nci maddesi
uyarınca “28 gün oda hapsi cezası” ile cezalandırılmasına karar verilmiş,
taraflarca kanuni süre içinde itiraz edilmeyen karar 31.10.2001 tarihinde
kesinleşmiş ve sanığın cezası 18.11.2001-16.12.2001 tarihleri arasında infaz
edilmiştir. Milli Savunma Bakanı 15.07.2002 gün ve MİY:25-A-76-2002/As.Adl.İşl.
Rap.Tet.Ş. sayılı yazısı
ile yazılı emir yolu ile bozma isteminde bulunarak hükümlünün 11.09.2001
tarihinde 4 gün yol süresi ile birlikte 29 gün süre ile kanuni izne
gönderildiği, izine ayrıldığı saat belli olmadığından izninin ertesi günün
00:00 saatinden başlatılması gerektiği, izninin 10.10.2001 tarihinde saat
24:00’da sona erdiği, bu durumda 11.10.2001 tarihinde birliğine katılması
gerekirken 17.10.2001 tarihinde Elazığ KTM.K.lığına katıldığı, bu suretle
As.C.K.nun 66/1-b maddesinde tanımlanan izin
tecavüzü suçunu işlediği, bu suçtan yargılama yapma görevi Askeri Mahkemelere
ait olduğundan Disiplin Mahkemesince görevsizlik kararı verilerek dava
dosyasının görevli ve yetkili 8 nci Kolordu Komutanlığı
Askeri Mahkemesine gönderilmesi gerekirken yazılı olduğu şekilde hüküm
kurulmasının kanuna aykırılık oluşturduğu ileri sürülerek hükmün bozulmasına
karar verilmesini talep etmiştir. Askeri Yargıtay 4 ncü
Dairesinin 30.07.2002 gün ve 2002/794-787 Esas ve Karar sayılı ilamı ile 17 nci İç Güvenlik Alay Komutanlığı Disiplin Mahkemesinin
31.10.2001 gün ve 2001/104-104 esas ve karar sayılı mahkumiyet hükmünün
bozulmasına ve dava dosyasının görevli ve yetkili 8 nci
Kor.K.lığı As.Mahkemesine gönderilmesine karar
verilmiştir. Bozma
ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda Askeri Savcı 477 Sayılı Disiplin
Mahkemeleri Kanununun 40/3 ncü maddesi “...bu halde
yeniden yapılacak inceleme ve kovuşturma sonucuna göre gereken karar verilir.
Disiplin Mahkemesi tarafından verilen ve yerine getirilen cezalar yeniden
verilecek cezadan indirilir” şeklindeki cümlesinin Anayasaya aykırı olduğu iddiasında
bulunmuş ve bu iddia mahkememizce ciddi görülmüştür. Yazılı
emir, hakimler ve mahkemeler tarafından verilen ve
Yargıtay incelemesinden geçmeksizin kesinleşen kararlara karşı kabul edilen
ve bu kararların Yargıtay tarafından denetlenmesini sağlayan bir kanun
yoludur (Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu md. 243, Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanunu md. 343). “Olağanüstü temyiz”de denilen yazılı
emir, kesin kararlara karşı başvurulan bir yol olduğundan olağanüstü bir
kanun yoludur. Kanun,
yazılı emir yoluna gitme sebeplerini bir bir
göstermemiş, sadece “kanuna muhalefet edildiği” hallerde bu yola
gidilebileceğini öngörmüştür. Buradaki kanuna muhalefet hukuka aykırılık
olarak anlaşılmalıdır. Dolayısıyla yazılı emir yoluna gitme sebepleri, bozma
sebebi olan hukuka aykırılıklardır. Bunlar, maddi hukuka aykırılık veya
muhakeme hukukuna aykırılık şeklinde ortaya çıkabilir. Askeri
Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun 243/4 ncü
ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 343/4 ncü
maddelerinde mahkemenin davanın esasını çözümleyecek şekilde verdiği
hükümlerin yazılı emir yolu ile bozulmasının ilgili kimselerin aleyhine etki
yapmayacağı açıkça belirtilmiştir. Yazılı emir yolunun amacı, kesinleşen
kararlardaki hukuka aykırılıkları gidermek ve kanunların ülke içinde eşit bir
şekilde uygulanmasını sağlamak olmakla birlikte bu yola, kesin hükmün
otoritesini sarsan bir etkiye sahip olduğundan ancak sanık lehine sonuç
doğurmaması şartıyla başvurabilmektedir. Anayasamızın
Askeri yargıyı düzenleyen 145 nci maddesinde
“Askeri yargı, Askeri Mahkemeler ve Disiplin Mahkemeleri tarafından
yürütülür” denilmektedir. Bu madde Askeri yargı yerleri askeri mahkemeler ve
disiplin mahkemeleri olarak göstermiş; özellikle disiplin suçlarına bakan ve
disiplin cezalarını uygulayan yargı yerine de “disiplin mahkemesi” demiştir.
Anayasa Mahkemesinin 04.06.1970 gün ve E: 1970/6, K: 1970/29 kararı ile
26.01.1978 gün ve E: 1977/132, K:1978/6 sayılı kararlarında da belirtildiği
üzere bir askeri yargı organı olan disiplin mahkemeleri “mahkeme” niteliğini
haizdir. Askeri
Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun 243/4 ncü
ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 343/4 ncü
maddelerinde belirtildiği üzere uyuşmazlığın esasını çözen mahkeme
kararlarının bozulması ilgililerin aleyhine sonuç doğurmaz. Çünkü bu yol
kanun yararına kabul edilmiştir ve imkan olursa
sanık da yararlandırılmaktadır. Sanık aleyhine sonuç doğurması bu amaca da
ters düşmektedir. CMUK ve ASYUK’ta yazılı emir müessesesi bu şekilde düzenlenmekle
birlikte 477 Sayılı Disiplin Mahkemesi Kanunun yazılı emir başlığını taşıyan
40/3 ncü maddesi “Bu hususta yazılı emir ile ilgili
Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunundaki hükümler uygulanır.
Şu kadarki, Askeri Yargıtay işin Disiplin Mahkemesinin görevini aştığı
sonucuna varırsa hükmü bozar, dava dosyasının yetkili ve görevli mercie
gönderilmesine karar verir, bu halde yeniden yapılacak inceleme ve kovuşturma
sonucuna göre gereken karar verilir. Disiplin Mahkemesi tarafından verilen ve
yerine getirilen cezalar yeniden verilecek cezadan indirilir” hükmünü
içermektedir. Bu durumda mahkememizin itiraz edilmeksizin cezası kesinleşmiş
ve infazı yapılmış olmasına rağmen yeniden yargılama yaparak sanığın mahkumiyetine karar vermesi halinde hükmolunan cezadan
indirim yapması gerekmektedir. 477 Sayılı Disiplin Mahkemeleri Kanununun 50 nci maddesinde düzenlenen kısa süreli kaçma suçunun
cezası 10 günden 1 aya kadar oda hapsi ve izin süresini geçirme suçunun ise 7
günden 1 aya kadar oda veya göz hapsidir. Oysa ki sanığın eyleminin sübutu
halinde tayin olunacak cezayı belirtir As.C.K.nun 66 ncı maddesi 1 yıldan 3
yıla kadar hapis cezasını öngörmüş, somut olaydaki gibi kaçakların 6 hafta
içerisinde kendiliğinden geri gelmesi halinde As.C.K.nun
73 ncü maddesi verilecek cezanın yarısına kadar
indirileceğini belirtmiştir. Bu halde As.C.K.nun 66/1-b maddesinin sanığın aleyhine olduğu açıktır. Bu
nedenle yazılı emir yoluna gidilse dahi 477 Sayılı Disiplin Mahkemeleri Kanununun
40/3 ncü maddesinde belirtildiği gibi verilecek
cezadan mahsup yapılması yerine taraflarca kanun yoluna başvurulmaksızın
kesinleşmiş hüküm de göz önünde bulundurularak kazanılmış hak ilkesinin
gözetilmesi gerekmektedir. Aynı fiil ile işlenen daha ağır suçtan dolayı
kovuşturma ve yargılama yapılabilsin diye, hafif suçtan verilmiş mahkumiyet kararını ortadan kaldırmak için bu yola
gidilmesi “ne bis in idem” ilkesinin inkarı
anlamına da gelmektedir. Hukuk sistemimiz içerisinde disiplin mahkemesi
kararları da uyuşmazlığın esasını çözen “mahkeme kararı” niteliğinde
olduğundan yazılı emir yoluna ancak sanık aleyhine sonuç doğurmadığı hallerde
başvurulabilmelidir. 477 Sayılı Disiplin Mahkemeleri
Kanununun 40/3 ncü maddesi “Bu hususta yazılı emir
ile ilgili Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunundaki Hükümler
uygulanır” hükmünü içermekle birlikte, maddenin devamında yazılı emir
müessesesinin düzenlenme amacına aykırı şekilde, genel hukuk prensiplerinden
ve bu doğrultudaki CMUK ve ASYUK sisteminden ayrılarak Disiplin
Mahkemelerince verilmiş kararlara karşı
yazılı emir yoluna gidilmesi halinde bu durumun aleyhe sonuç doğurabileceğini
kabul etmiştir. Bireylerin
devlete ve hukuk düzenine güven duymaları esastır. Disiplin Mahkemeleri
Kanunun mevcut düzenlemesi hakkında dava açılıp yargılanmış ve cezası infaz
edilmiş bireyi sürekli yargılama tehdidi altında tutmaktadır. Bu nedenle 477
sayılı Disiplin Mahkemeleri Kanununun 40/3 ncü
maddesinin “...bu halde yeniden yapılacak inceleme ve kovuşturma sonucuna
göre gereken karar verilir. Disiplin Mahkemesi tarafından verilen ve yerine
getirilen cezalar yeniden verilecek cezadan indirilir.” şeklindeki
düzenlemesinin Anayasa’nın 2 nci maddesinde
belirtilen ve Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti
ilkesine aykırı olması ciheti ile iptaline karar verilmesi arz ve talep
olunur.” III - YASA METİNLERİ A - İtiraz Konusu
Yasa Kuralları 16.6.1964 günlü, 477
sayılı Disiplin Mahkemelerinin Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve
Cezaları Hakkında Kanun’un itiraz konusu kuralları da içeren 40. maddesi
şöyledir: “Disiplin mahkemeleri
tarafından verilip kesinleşmiş bulunan hükümlerde kanuna aykırılık
bulunduğunu öğrenen Genelkurmay Başkanı, Askerî Yargıtaya
başvurması için Askerî Yargıtay Başsavcısına yazılı emir verilmesi hususunda
Millî Savunma Bakanından istemde bulunur. Bu istem üzerine veya
ayrıca Millî Savunma Bakanı disiplin mahkemelerince verilip kesinleşmiş
bulunan hükümlerde kanuna aykırılık bulunduğunu öğrenirse, Askerî Yargıtaya başvurması için Askerî Yargıtay Başsavcısına
yazılı emir (Değişik ibare: 5461 - 22.2.2006/m.5) verebilir. Bu hususta yazılı emir
ile ilgili Askerî Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunundaki hükümler
uygulanır. Şu kadar ki, Askerî Yargıtay işin disiplin mahkemesinin görevini
aştığı sonucuna varırsa hükmü bozarak dâva
dosyasının yetkili ve görevli mercie gönderilmesine karar verir. Bu halde yeniden yapılacak inceleme ve
kovuşturma sonucuna göre gereken karar verilir. Disiplin mahkemesi tarafından
verilen ve yerine getirilen cezalar yeniden verilecek cezadan indirilir.” B - Dayanılan Anayasa
Kuralları Başvuru kararında,
Anayasa’nın 2. maddesine dayanılmıştır. IV - İLK İNCELEME Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Aysel
PEKİNER, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN ve Fazıl SAĞLAM’ın katılımlarıyla 4.3.2004 günü yapılan ilk
inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine oybirliğiyle karar verilmiştir. V - ESASIN
İNCELENMESİ Başvuru kararı ve
ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kurallar, dayanılan Anayasa
kuralı ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: Başvuru kararında,
itiraz konusu Yasa kuralına göre mahkemelerin itiraz edilmeksizin kesinleşmiş
ve infazı yapılmış olmasına rağmen yeniden yargılama yaparak sanığın mahkumiyetine karar vermesi halinde hükmolunan cezadan
indirim yapması gerektiği, somut olayda sanığa verilmesi gereken cezanın
sanığın aleyhine olduğunun açık olduğu, kazanılmış hak ilkesinin göz önünde
tutulması gerektiği, aynı fiil ile işlenen daha ağır suçtan dolayı kovuşturma
ve yargılama yapılabilmesi için hafif suçtan verilmiş mahkumiyet kararını
ortadan kaldırmak amacıyla bu yola gidilmesinin aynı suçtan ikinci kez
yargılanmama kuralının inkarı anlamına geleceği, Türk Hukuk Sistemi içinde
disiplin mahkemesi kararlarının da uyuşmazlığın esasını çözen mahkeme
kararları kabul edildiği, bu nedenle yazılı emir yoluna ancak sanık aleyhine
sonuç doğurmadığı hallerde başvurulabilmesi gerektiği, itiraz konusu
düzenlemenin yazılı emir müessesesinin düzenlenme amacına aykırı olduğu,
böylece genel hukuk prensiplerinden ve aynı doğrultudaki Ceza Muhakemeleri
Usul Kanunu ve askeri ceza yargılaması sisteminden ayrılarak disiplin
mahkemelerince verilmiş kararlara karşı yazılı emir yoluna gidilmesi halinde,
aleyhe sonuç doğabilmesinin kabul edildiği, bireylerin devlete ve hukuk
düzenine güven duymalarının esas olduğu, bu nedenle disiplin mahkemelerinde
mevcut düzende yargılanarak cezası infaz edilmiş olan kişilerin sürekli
yargılama tehdidi altında tutulmalarının hukuk devleti ilkesine aykırılık
oluşturduğu belirtilerek söz konusu kuralların iptali gerektiği ileri
sürülmüştür. Anayasa’nın 2.
maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin, toplumun huzuru, millî dayanışma ve
adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine
bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve
sosyal bir hukuk Devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk
devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, bu
hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde
Anayasa ve yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu
bilincinde olan devlettir. Hukuk güvenliği, temel
hak güvencelerinde korunan ortak değerdir. Hukuk devleti hukuk normlarının
öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm işlem ve eylemlerinde devlete güven
duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu
zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerektirir. Öte yandan Anayasa’nın
145. maddesinde, askerî yargının, askerî mahkemeler ve disiplin mahkemeleri
tarafından yürütüleceği, bu mahkemelerin asker kişilerin askerî olan suçları
ile bunların asker kişiler aleyhine veya askerî mahallerde yahut askerlik
hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara
bakmakla görevli oldukları kurala bağlanmıştır. İtiraz konusu kural
uyarınca, disiplin mahkemeleri tarafından verilen kararların yazılı emir ile
bozulmasından sonra yapılacak yargılamada yeni bir karar verilmesi, olası bir
ceza kararı sonucunda disiplin mahkemesi tarafından verilen ve yerine
getirilen cezaların yeniden verilecek cezadan indirilmesi gerekmektedir.
Böylece, disiplin mahkemeleri tarafından verilen cezanın kesinleşmesinden ve
infaz edilmesinden sonra, sanıklar yeniden yargılanabilmekte ve bu yargılama
sonucunda verilen cezadan sanıklar olumsuz olarak etkilenebilmektedir. Anayasa’nın
145. maddesi uyarınca kurulan disiplin mahkemeleri kararlarının gerek itiraz
üzerine, gerekse itiraz edilmeksizin kesinleşmesi halinde kesin hüküm haline
gelmesi nedeniyle, aradan bir süre geçtikten sonra sanığın yeniden
yargılanması ve bu yargılamadan olumsuz olarak etkilenmesi, hukuk
güvenliğini, vatandaşların mahkemelere olan inancını ve yargıda istikrarı
olumsuz olarak etkileyeceğinden bu durum hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturur.
Açıklanan nedenlerle
itiraz konusu yasa kuralı Anayasanın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir. VI - İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesinin
ikinci fıkrasında, yasanın belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının
veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa, bunların da Anayasa
Mahkemesi’nce iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir. 477 sayılı Yasa’nın 40.
maddesinin üçüncü fıkrasının 3. ve 4. tümcelerinin iptal edilmesi nedeniyle
artık uygulanma olanağı kalmayan “Şu kadar ki, Askerî Yargıtay işin disiplin
mahkemesinin görevini aştığı sonucuna varırsa hükmü bozarak dâva dosyasının yetkili ve görevli mercie gönderilmesine
karar verir.” biçimindeki ikinci tümcesinin de iptali gerekir. VII
- SONUÇ 16.6.1964
günlü, 477 sayılı Disiplin Mahkemeleri Kuruluşu, Yargılama Usulü ve Disiplin
Suç ve Cezaları Hakkında Kanun'un 40. maddesinin üçüncü fıkrasının; 1- “Bu halde yeniden
yapılacak inceleme ve kovuşturma sonucuna göre gereken karar verilir.
Disiplin mahkemesi tarafından verilen ve yerine getirilen cezalar yeniden
verilecek cezadan indirilir.” biçimindeki üçüncü ve dördüncü tümcelerinin Anayasa'ya
aykırı olduğuna ve İPTALİNE, 2- Üçüncü ve dördüncü
tümcelerinin iptali nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan “Şu kadar ki, Askerî
Yargıtay işin disiplin mahkemesinin görevini aştığı sonucuna varırsa hükmü
bozarak dâva dosyasının yetkili ve görevli mercie
gönderilmesine karar verir.” biçimindeki ikinci tümcesinin de 2949 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 29.
maddesinin ikinci fıkrası gereğince İPTALİNE,
17.5.2007
gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
|||||||||||||||||