Anayasa Mahkemesi Başkanlığından: Esas Sayısı : 2004/17 Karar Sayısı : 2007/59 Karar Günü : 17.5.2007 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Konya 1. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU : 2.6.1934 günlü, 2489 sayılı Kefalet Kanunu’nun 6. maddesinin
Anayasa’nın 2., 10., 38. ve 70. maddelerine
aykırılığı savıyla iptali istemidir. I - OLAY PTT’de memur olarak görev yapan
davacının, bir kısım telefon
abonelerinden tahsil ettiği telefon ücretlerini ilgili hesaba intikal
ettirmemesi nedeniyle zimmet suçu işlediği gerekçesiyle hizmetten
çıkarılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına
varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. II - İTİRAZIN GEREKÇESİ Başvuru kararının gerekçe
bölümü şöyledir: “İTİRAZIN
KONUSU: 2489 sayılı Kefalet Kanununun 6. maddesinde “Kefaletli memur ve
müstahdemlerden teftiş ve tahkik neticesinin de zimmet veya ihtilasları
anlaşılanlar derhal usulüne göre hizmetlerinden çıkarılır ve haklarında
ayrıca kanuni takibat yapılır. Bunlara açıkta kaldıkları müddetçe herhangi
bir nam ile maaş veya ücret verilmez. Ancak suçları muhakeme ile sabit olduğu
takdirde zimmete geçirilen para ve menkul kıymetleri ve ayniyatı verseler
bile ihtilas şeklinde zimmet yapanlar bir daha Devlet işlerinde kullanılmazlar.
Yetim ve dulların hakları mahfuz kalmak şartiyle
tekaüt hakkından da mahrum kalırlar. Adiyen zimmettar olanlar hakkında Ceza Kanununun hükümleri
tatbik edilmekle beraber bunlar da para ve ayniyatın alınıp verilmesi ve
elinde tutulması gibi işlerde kullanılmazlar. Zimmet veya
ihtilas edilen para ve menkul kıymetlerle ayniyattan doğan kefalet ANAYASA
MAHKEMESİNE MÜRACAAT ŞEKLİ VE NEDENİ: Anayasanın 152/1. maddesinde “Bir
davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde
kararnamenin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin
ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa
Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır” hükmü
düzenlenmektedir. Bakılan
davada, davacının, zimmet suçu işlediği iddiasıyla yapılan soruşturma
sonunda; 2489 sayılı Yasanın 6. maddesi uyarınca hizmetten çıkarıldığı, aynı
isnatla adli yargıda açılan davanın derdest olduğu, işlem sebebiyle davacının
görevle ilişiğinin kesilmesi sebebiyle dava açıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda
2489 sayılı Yasanın 6. maddesi, açılan idari davanın çözümünde, uygulanması
gereken mevzuat hükmü konumundadır. İLGİLİ
ANAYASA MADDELERİ: 1 -
ANAYASANIN 2. MADDESİ: Anayasanın 2. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti,
toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına
saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel
ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir” hükmüne
yer verilmiştir. Hukuk Devletinin unsurları Doktrinde ayrıntılı olarak
sayılmış bunlardan bazıları a) Kuvvetler ayrılığı,
b) Normlar hiyerarşisi ve c)Kanunilik ilkeleridir. Kuvvetler
Ayrılığı ilkesi Yasama, yürütme ve yargı erklerinin ayrılığını ve eşitliğini
ifade eder. Normlar Hiyerarşisi ise; kısaca Yönetmeliklerin Tüzüklere,
Tüzüklerin Yasalara, Yasaların ise Anayasaya aykırı olamayacağı anlamına
gelmektedir. Kanunilik ilkesi ise; Devletin, önceden anlaşılır, uygulanabilir
kurallar koyması ve herkes gibi bu kurallara Devlet Organlarının da bağlı
olmasını ifade eder. 2 -
ANAYASANIN 10. MADDESİ: Anayasanın bu maddesinde Yasama, yürütme ve yargı
yetkisi düzenlenerek kuvvetler ayrılığı ilkesi ortaya konulmuştur. Bu durumda
idari işlemle yargılama konusu olan bir suç hakkında suçun subutu ve kesinleştiği yolunda hüküm kurulamıyacağı
gibi buna cevaz veren yasal düzenleme de yapılamaz. 3 -
ANAYASANIN 38. MADDESİ: Anayasanın bu maddesinde suç ve cezalara ilişkin
esaslar düzenlenmiş olup, 4. fıkrasında “suçluluğu hükmen sabit oluncaya
kadar kimse suçlu sayılamaz” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, idari
işlemin sebep unsuru eğer ceza hukuku ve disiplin hukuku yönünden de suç
oluşturmakta ise kişinin suçluluğunun yargı kararı ile sabit olması gerekmektedir.
Yargı kararıyla henüz sabit hale gelmeyen bir fiil kesinleşmiş suç kabul
edilerek kesin işlem tesis edilmemelidir. 4 -
ANAYASANIN 70. MADDESİ: Anayasanın 70. maddesinde “Her Türk, kamu
hizmetlerine girme hakkına sahiptir. Hizmete
alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez”
hükmüne yer verilmiştir. Buna göre kamu hizmetine girmede (ve göreve devam
koşullarında) görevin gerektirdiği niteliklerden başka nitelik aranamaz, bu
doğrultuda düzenleme de (yasa-tüzük- yönetmelik) yapılamaz. Bu sebeple, kamu
görevine devam koşullarının, farklı kurumlarda farklı düzenlenmesi gerekir. ANAYASA
MADDELERİ ÇERÇEVESİNDE DAVA KONUSU
OLAYIN DEĞERLENDİRİLMESİ: Bakılan davada davacının Emirgazi PTT müdürlüğünde
görev yaptığı, abonelerin şikayeti üzerine telefon
faturalarının bedellerinin alınıp hesaba aktarılmadığı gerekçesiyle
soruşturma açıldığı. 17.07.2002 tarihinden itibaren görevinden
uzaklaştırıldığı, isnatla ilgili olarak Cumhuriyet Savcılığına suç
duyurusunda bulunulduğu ve Ereğli Ağır Ceza Mahkemesinin 2002/73 sayılı
dosyasında zimmet suçundan dava açılıp davanın derdest olduğu idari yönden de
29.08.2002 gün ve 143 sayılı Yüksek Disiplin Kurulu kararı ile 2439 sayılı Gerek Yasa
maddesinin gerekse Yüksek Disiplin Kurulu kararının değerlendirmesinden 6.
maddede öngörülen kararın, (hizmetten çıkarma kararının) ilişiğin kesilip,
kamu görevine son verilmesi niteliğinde bir disiplin cezası olmayıp, görevle
geçici olarak ilişiğin kesilip, yargı kararı sonuna kadar görevin askıya
alındığı idari nitelikli bir tedbir kararı olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü, Yasada “... açıkta
kaldıkları müddetçe...” ibaresi ve “... adiyen zimmettar alanların bir daha para ve ayniyat işlerinde
kullanılamayacağı” ibarelerine yer verilmiş olup, burada düzenlenen
müeyyidenin Yine Yüksek
Disiplin Kurulu kararında; dava konusu işlem “idari yönden” tesis edilmiş
olup” disiplin yönünden yargılama sonunda göreve dönerse gereğinin yapılacağı
belirtilmiştir. Buradan da
dava konusu işlemin yasal dayanağı olan 6. maddesince; kamu göreviyle kesin
irtibatı kesen göreve son işlemi olmayıp, görevden uzaklaştırma nitelikli bir
tedbir kararı olduğu sonucu doğmaktadır. Nitekim,
Danıştay 5. Dairesi de 14.04.2003 gün ve 2003/1382 sayılı Kararında 6.
maddenin, göreve son vermeyi değil görevden uzaklaştırmayı öngören tedbir
nitelikli karar olduğu sonucuna varılmıştır. Bu
bağlamda, tedbir nitelikli geçici görevden uzaklaştırmayı düzenleyen 2489
sayılı Kefalet Kanununun 6. maddesinin, Anayasaya uygunluk sorunu
değerlendirilecek olursa; 1 - Yasa
maddesi, soruşturma sırasında zimmet veya ihtilasları anlaşılanların derhal
hizmetten çıkarılacağını düzenlemektedir. Zimmet ve ihtilas ceza kanununa
göre teknik bir suç olup, bu suçun subuta ermesinin
yargı kararı ile olanaklı olacağı kuşkusuzdur. Dolayısıyla, anılan suçun
disiplin soruşturmasıyla subuta erdiğini kabul
etmek, Anayasanın 2 ve 70. maddeleriyle bağdaşmamaktadır. 2 - Yasada
“... açıkta kaldıkları müddetçe herhangi bir zam ile
maaş veya ücret verilmez” hükmü yer almaktadır. Anılan müessesenin, tedbir
nitelikli geçici görevden uzaklaştırma olduğu kabul edilirse bu hükmün kabul
edilebilirliği bulunmamaktadır. Çünkü tüm kamu görevlileri için genel
personel mevzuatı niteliğinde olan 657 sayılı Yasada geçici görevden uzaklaştırma
hali 137 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup bu yasada, personel için hem
mali hem idari bir çok güvence düzenlenmiştir. Örneğin 141. maddede, görevden uzaklaştırılanların aylıklarının
üçte ikisinin ödeneceği, göreve iadesi halinde kalan kısmın iade edileceği,
142. maddede görevden çıkarma sonucu çıkmayan memurun derhal göreve
başlatılacağı 143. maddede tedbir gereğinin ortadan kalktığı hallerde göreve
başlatmanın zorunlu olduğu 145. maddede, disiplin soruşturması halinde
tedbirin en fazla 3 ay süreceği, ceza kavuşturmasında ise amirin her iki ayda
bir durumu gözen geçireceği kuralına yer verilmiştir. Oysa 2489
sayılı Yasanın 6. maddesinde suç yargı kararıyla subuta
ermeden görevli suçlu sayılmakta, açıkta iken hiç bir parasal güvence
getirilmemekte, tedbirin kaldırılma halleri öngörülmemekte, amire, istismarı
önleyici görevler verilmemekte, iade için hiç bir süre öngörülmemekte hatta, iade hali hiç düzenlenmeyip idarenin takdirine-keyfine
bırakılmaktadır. Bu haliyle
de yasa hükmü Genel personel yasası hükümleriyle aşırı bir farklılık
göstermekte olup, Devletin 657'ye tabi personeli bir çok
yasal güvenceye sahip iken 2489 sayılı Yasaya tabi personeli her türlü temel
haktan mahrum bırakılmaktadır. Bu sebeple
anılan yasanın 6. maddelerde Anayasanın 2., 10., 38.
ve 70. maddelerine uyarlık bulunmamaktadır. SONUÇ: Davacının
hizmetten çıkarılmasına ilişkin tedbir kararının dayanağı olan 2489 sayılı
Yasanın 6. maddesi, genel personel mevzuatı olan 657 sayılı Yasada düzenlenen
aynı nitelikli müessese ile aşırı farklılık arzedip
personel temel güvencelerden mahrum bırakıldığından Anayasanın 2., 10., 38. ve 70. maddelerine aykırı olduğu düşüncesiyle
ve iptali talebiyle Anayasa Mahkemesine gidilmesine, dava dosyasının tüm
belgeleriyle onaylı suretinin dosya oluşturularak karar aslı ile birlikte
Anayasa Mahkemesine sunulmasına, iş bu karar ile dosya suretinin Yüksek
Mahkemeye ulaşmasından itibaren beş ay süre ile karar verilinceye kadar
davanın bekletilmesine, 5 ay içinde netice gelmezse davanın mevcut mevzuat
hükümlerine göre çözümlenmesine, 31.12.2003 gününde oybirliğiyle karar
verildi.” III - YASA METİNLERİ A - İtiraz Konusu Yasa Kuralı 2489
sayılı Kefalet Kanunu’nun itiraz konusu 6. maddesi şöyledir: “Kefaletli memur ve müstahdemlerden teftiş ve tahkik
neticesinde zimmet veya ihtilâsları anlaşılanlar derhal usulüne göre
hizmetlerinden çıkarılır ve haklarında ayrıca kanuni takibat yapılır. Bunlara
açıkta kaldıkları müddetçe herhangi bir nam ile maaş veya ücret verilmez.
Ancak suçları muhakeme ile sabit olduğu takdirde zimmete geçirilen para ve
menkul kıymetleri ve ayniyatı verseler bile ihtilâs şeklinde zimmet yapanlar
bir daha Devlet işlerinde kullanılmazlar. Yetim ve dulların hakları mahfuz
kalmak şartiyle tekaüt hakkından da mahrum
kalırlar. Adiyen zimmettar olanlar hakkında Ceza Kanununun hükümleri
tatbik edilmekle beraber bunlar da para ve ayniyatın alınıp verilmesi ve
elinde tutulması gibi işlerde kullanılmazlar. Zimmet
veya ihtilâs edilen para ve menkul kıymetlerle ayniyattan doğan Kefalet
Sandığının alacakları, Devlet alacakları gibi rüçhanlıdır. Kefalet Sandığının
hak ve alacakları Maliye Vekâletince takip olunur.” B - Dayanılan Anayasa Kuralları Başvuruda, Anayasa’nın 2., 10., 38. ve 70. maddelerine dayanılmıştır. IV - İLK İNCELEME Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca Mustafa BUMİN, Sacit
ADALI, Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Aysel PEKİNER, Ertuğrul ERSOY, Ahmet
AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, Fazıl SAĞLAM ve A. Necmi ÖZLER’in katılmalarıyla
18.3.2004 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak
kural sorunu üzerinde durulmuştur: Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesine göre, mahkemeler, bakmakta
oldukları davalarda uygulayacakları kanun ya da kanun hükmünde kararname
kurallarını Anayasa’ya aykırı görürler veya taraflardan birinin ileri sürdüğü
aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varırlarsa, o hükmün iptali için
Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa
Mahkemesi’ne başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin
görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralların da o davada
uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları, davanın değişik
evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada
olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır. Kefalet Kanunu’nun 6.
maddesinin birinci fıkrasında,
kefaletli memurların belli suçları işlemeleri durumunda hangi
işlemlerin yapılacağı, ikinci fıkrasında, adiyen
zimmet suçunu işleyenlerin hangi işlerde çalıştırılamayacağı ve üçüncü
fıkrasında da zimmet ve ihtilas edilen değerlerin takip usulü hakkında
kurallar öngörülmüştür. İtiraz
başvurusunda bulunan mahkemenin bakmakta olduğu davada, davacının zimmet
fiilini işlediğinin soruşturma sonucunda sabit oldu iddiasıyla Yüksek
Disiplin Kurulu kararı ile hizmetten çıkarılmasına ilişkin işlemin iptali
istenmiştir. Davayı görmekte olan mahkeme, davayı çözümlerken 6. maddenin
birinci fıkrasının ilk iki tümcesini uygulayarak davacının usulüne uygun
olarak hizmetten çıkarılıp çıkarılmadığını inceleyecek ve bu kişiye açıkta
kaldığı sürece maaş ve ücret verilip verilmeyeceğini değerlendirecektir. Maddenin birinci
fıkrasının birinci ve ikinci tümceleri dışında kalan bölümü ile ikinci ve üçüncü
fıkraları davada uygulanacak kurallar olmadığından yetkisizlik nedeniyle reddine,
işin esasının incelenmesine geçilmesine oybirliği ile karar verildi. V - ESASIN İNCELENMESİ Başvuru kararı ve ekleri,
işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa
kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: Başvuru kararında,
Kefalet Kanunu’nun 6. maddesindeki hizmetten çıkarma ile ilgili düzenlemenin
ilişiğin kesilip kamu görevine son verilmesi niteliğinde bir disiplin cezası
olmayıp, görevle geçici olarak ilişiğin kesilip, yargı kararı sonuna kadar
görevin askıya alındığı idari nitelikte bir tedbir kararı olduğunun
Danıştay’ın uygulamalarıyla ortaya konulduğu, yargı kararı ile sübuta ermeden
görevlilerin suçlu sayıldığı, bu kişilerin açıkta iken hiçbir parasal güvencesinin
bulunmadığı, göreve iade için hiçbir sürenin öngörülmediği, amire istismarı
önleyici görevler verilmediği, göreve iadenin idarenin takdirine bırakıldığı,
bu durumda 657 sayılı Yasaya tabi personel bir çok yasal güvenceye sahip iken
2489 sayılı Yasaya tabi personelin her türlü haktan yoksun kaldığı, bunun da
Anayasanın 2., 10., 38. ve 70. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür. Kefalet Kanunu’nun 6.
maddesinin birinci fıkrasının itiraz konusu birinci ve ikinci tümcelerine
göre, kefaletli memur ve müstahdemlerden teftiş ve tahkik neticesinde zimmet
veya ihtilâsları anlaşılanlar derhal usulüne göre hizmetlerinden çıkarılacak,
haklarında kanuni takibat yapılacak ve açıkta kaldıkları müddetçe herhangi
bir nam ile maaş veya ücret verilmeyecektir. Buna göre, haklarında
zimmet veya ihtilas suçunu işlediği iddiası ileri sürülen, ancak yapılan
soruşturma veya açılan dava sonucunda böyle bir suç işlemediği anlaşılan
kişileri de kapsayacak biçimde, kefaletli memurların kamu hizmetinden
çıkarılması ve bu kişilere açıkta kaldıkları süre içerisinde herhangi bir
ücret ödenmemesi söz konusu olacaktır. Anayasa’nın 2.
maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin, toplumun huzuru, millî dayanışma ve
adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine
bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve
sosyal bir hukuk Devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk
devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, bu
hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde
Anayasa ve yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu
bilincinde olan devlettir. Hukuk güvenliği, temel
hak güvencelerinde korunan ortak değerdir. Hukuk devleti hukuk normlarının
öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm işlem ve eylemlerinde devlete güven
duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu
zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerektirir. Öte yandan Anayasa’nın
10. maddesinin birinci fıkrasında herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî
düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım
gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu belirtilmiştir. Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen
eşitlik ilkesi ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik
ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı
tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasalar karşısında ayırım yapılmasını ve
ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi
ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin
çiğnenmesi yasaklanmıştır. Durum ve konumlardaki özellikler, kimi kişiler ya
da topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Aynı hukuksal
durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa
Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz. Nitelikleri ve
durumları özdeş olanlar için yasalarla değişik kurallar konulamaz. Zimmet
veya ihtilas suçunun işlenmesi nedeniyle açılan her soruşturma sonucunda
ilgili memur hakkında dava açılamayabileceği, dava açılmış olsa bile bu
davanın mahkûmiyetle sonuçlanmasının mutlak olmadığı ve beraatla sonuçlanma
olasılığının da bulunduğu, davaların çok uzun sürdüğü gerçekleri göz önüne
alındığında, zimmet suçunu işlediği ileri sürülen kefaletli memurların
herhangi bir kayıt ve şart aranmaksızın hizmetten çıkarılmaları ve hizmetten
çıkarıldıkları süre içerisinde her türlü maaş ve ücretten yoksun
bırakılmaları, Anayasa’nın hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturmaktadır. Kefalet Kanunu’na tabi
olarak çalışan memurlar ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na ve diğer
yasalara tabi olarak çalışan devlet memurları kendilerine ödenmesi gereken
ücretler bakımından aynı durumdadırlar. Başka bir anlatımla suç işlediği
ileri sürülen memurların disiplin veya ceza soruşturmasının güvenli bir
biçimde yürütülebilmesi için görevden geçici olarak uzaklaştırılmaları
durumunda, ödenmesi gereken maaş ve ücretler bakımından aralarında herhangi
bir fark yoktur. 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda bu
kanuna tabi olanların disiplin veya ceza soruşturması nedeniyle hizmetten
geçici olarak uzaklaştırılmaları ve bu süre içerisinde belli bir oranda ücret
verilmesi öngörülürken, Kefalet Kanunu’na tabi olarak çalışan memurların
zimmet suçu işlediği gerekçesi ile hizmetten çıkarılmaları ve herhangi bir
biçimde kendilerine ücret verilmemesi aynı durumda olanlara farklı kuralların
uygulanması sonucunu doğurduğundan Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırıdır. Açıklanan nedenlerle
kural Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğundan iptali gerekir. Kuralın Anayasa’nın 38.
ve 70. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. VI
- SONUÇ 2.6.1934 günlü, 2489 sayılı
Kefalet Kanunu’nun 6. maddesinin birinci fıkrasının birinci ve ikinci
tümcelerinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, 17.5.2007 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
|||||||||||||||||