Anayasa Mahkemesi Başkanlığından: Esas Sayısı : 2004/20 Karar Sayısı : 2007/52 Karar Günü : 17.4.2007 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Zonguldak İcra Tetkik Mercii Hâkimliği İTİRAZIN KONUSU : 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 4949 sayılı Yasa
ile eklenen 336/a maddesinin Anayasa’nın 10. ve 38. maddelerine aykırılığı
savıyla iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemidir. I - OLAY Yediemin olarak kendisine teslim edilen
hacizli malları satış mahalline getirmeyen kişinin İcra ve İflas Kanunu’nun
336/a maddesine göre cezalandırılması istemiyle açılan davada, itiraz konusu
kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için
başvurmuştur. II - İTİRAZIN
GEREKÇESİ Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir: “İptali
istenilen madde: 2004 Sayılı İ.İ.K.nu değiştiren 4949 sayılı Yasanın 93.
maddesi ile eklenen 336/a maddesi “Bu
kanun uyarınca, muhafaza edilmek üzere kendisine rehin, haciz,
veya diğer herhangi bir sebeple teslim olunan malları icra dairesinin
talebine rağmen yedi gün içinde icra dairesine teslim etmeyen kimse,
alacaklının şikayeti üzerine tetkik merciince iki aydan altı aya kadar hafif
hapisle cezalandırılır.” hükmü getirtilmiştir. (336/a
maddesinin gerekçesi: Halen uygulamada yedieminliği suiistimal suçundan verilen
cezaların paraya çevrilebildiği veya tecil edilebildiği bilinen bir
gerçektir. Bu durum, cezanın caydırılıcılığını ortadan kaldırmakta ve
yedieminliği suiistimal fiillerinin artmasına yol açmaktadır. 765 sayılı Türk
Ceza Kanunun 276 ncı maddesine paralel yeni bir
madde İcra ve İflas Kanununa eklenerek, anılan suçlardan dolayı verilecek
hürriyeti bağlayıcı cezaların para cezasına çevrilmemesi ve tecil edilmemesi
sağlanmıştır.) İlgili Maddeler: İ.İ.K.nun 352/b maddesi “Bu kanun uyarınca hükm olunan cezalar tecil edilemez. Hürriyeti bağlayıcı
cezalar 647 Sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinde yazılı
para cezasına ve tedbirlere çevrilemez, failleri hakkında T.C.K.nun 119 uncu maddesi hükmü uygulanmaz.” T.C.K.nun
276. maddesi: “Bir kimse
muhafaza edilmek üzere kendisine resmen teslim olunan merhun
veya mahcuz veya herhangi bir sebeple vaz’ıyed
edilmiş olan malları kendisinin veya başkasının menfaati için saklar,
sahibine veya başkalarına verir veya tebdil veya lazım gelenlere teslimden
imtina ederse üç aydan iki seneye kadar hapis ve otuz liradan üç yüz liraya
kadar ağır para cezası ile cezalandırılır.” “Eğer suçlu
merhun veya mahcuz veya herhangi bir sebeple vaz’ıyed edilmiş olan eşyanın sahibi ise verilecek ceza
bir seneye kadar hapis ve on liradan yüzelli liraya
kadar ağır para cezasıdır.” “Eğer cürüm
muhafızın ihmalinden veya tedbirsizliğinden ileri gelmiş ise muhafız hakkında
beş liradan yüz liraya kadar ağır para cezası hükmolunur.” “Eğer
eşyanın kıymeti az ise veya cürmün faili eşyayı
veya bedelini takibat başlamazdan evvel geri verirse ceza altıda birden üçte
bire kadar indirilir.” T.C.K.nun 1. Maddesi: “Kanunun sarih olarak suç saymadığı bir
fiil için kimseye ceza verilemez. Kanunda yazılı cezalardan başka bir ceza
ile de kimse cezalandırılmaz. Suçlar: cürüm veya kabahattir.” T.C.K.nun 11. Maddesi : “Cürümlere mahsus cezalar şunlardır:
İdam, Ağır Hapis, Hapis, Ağırcezayı nakdi, hidematı ammeden memnuiyet. Kabahatler
için mevzu olan cezalar şunlardır: Hafif Hapis, Hafif cezayı nakdi. Muayyen bir meslek ve sanatın tatili icrası. Bu kanunda
şahsi hürriyeti tahdit eden cezalar tabirinden ağır
hapis, ve hafif hapis cezaları murat olunur.” T.C.K.nun 45. Maddesi: “Cürümde kastın bulunmaması cezayı
kaldırır. Failin bir şeyi
yapmasının veya yapmamasının neticesi olan bir fiilden dolayı
kanunun o fiile ceza tertip ettiği
ahval müstesnadır. Kabahatlerde kasıt sabit olmasa bile herkes kendi fiil veya
ihmalinden mesuldür. T.C.K.nun 102. Maddesi: “Kanunda başka türlü yazılmış olan
ahvalin maadasında hukuku amme davası: ... Beş seneden ziyade olmamak üzere
ağır hapis veya hidematı ammeden muvakkaten
mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene, …
Bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyade hafif para cezasını
müstelzim fiillerde iki sene, ... geçmesiyle ortadan
kalkar...” T.C.K.nun 112. Maddesi: “Bu maddede yazılı cezalar aşağıdaki
müddetlerin mürur ile ortadan kalkar... Beş seneye kadar ağır hapis veyahut
hapis cezaları ile ağır cezayı nakdi ... hükümleri on sene
… Bir aydan ziyade hafif hapis ... yahut otuz liradan ziyade hafif cezayi
nakdi hükümleri dört sene, ... geçmesiyle ortadan
kalkar...” C.İ.H.K.un Madde 4: “Ağır
hapis hariç kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar, suçlunun kişiliğine,
sair hallerine suçun işlenmesindeki özelliklere göre mahkemece: ... ağır para cezasına, ... çevrilebilir...” Madde 6: “Adliye
mahkemelerince para cezasından başka bir ceza ile mahkum olmayan kimse,
işlediği bir suçtan dolayı ağır veya hafif para veya bir yıla kadar (bir yıl dahil) ağır hapis veya iki yıla kadar (iki yıl dahil)
hapis veya hafif hapis cezalarından biriyle mahkum olur ve geçmişteki hali
suç işleme hususunda eğilimine göre cezasının ertelenmesi ileride suç
işlemekten çekinmesine sebep olacağı hakkında mahkemece kanaat edinilirse bu
cezanın ertelenmesine hükmolunabilir. Bu halde ertelenmenin sebebi hükümde
yazılır...” İDDİANIN DAYALI OLDUĞU T.C. ANAYASASININ HÜKÜMLERİ: T.C. Anayasasının l0. Maddesi “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi
inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde
eşittir. Hiç bir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.
Devlet organları ve idari makamları tüm işlemlerinde kanun önünde eşitlik
ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” T.C. Anayasasının 38. Maddesi: “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç
saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suç işlediği zaman
kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez. Suç ve
ceza zamanaşımı ile ceza mahkumiyetinin sonuçları
konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır. Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik
tedbirleri ancak kanunla konulur. Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse
suçlu sayılamaz. Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını
suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz. Ceza
sorumluluğu şahsidir... Hiç kimse yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü
yerine getirmemesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz. Genel müsadere
cezası verilemez...” Aynı
eylemin farklı yasalarda hem cürüm hem de kabahat olarak düzenlenmesi, bu
eylemleri suç olarak işleyen kimseler arasında farklı cezanın uygulaması
neticesinde eşitsizlik yaratacaktır. Türk Ceza Kanununun 276 ncı maddesinde yedieminlik suçunu işleyen kimselere
verilen cezaların uygulayıcı hakimin takdiri ile paraya çevrilmesi veya tecil
edilmesi; değişik 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 336/a maddesinde
tanımlanan eylemi (aynı suçu) işleyenlere verilen cezanın paraya çevrilmemesi
ve ertelenmemesi; suçu sabit görüldüğünde bu madde hükmü gereğince cezanın
infazının derhal uygulamaya konulması ve sanıkların cezaevine alınması mümkün
olduğundan sonuç olarak kişinin hürriyeti tahdit edilip verilen cezanın
paraya çevrilmemesi veya ertelenmemesi neticesinde telafisi mümkün olmayan
ağır sonuçlar doğuracağından YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI kanaati ve düşüncesi
ile; Uygulanması
istenilen İ.İ.K.nun 336/a maddesinde tarifini bulan
Yedieminlik müessesesi önceleri T.C.K.nun ikinci
kitap üçüncü bap “Devlet idaresi aleyhinde işlenen cürümler” onuncu fasıl
“Mühür fekki ve hükümetin muhafazasında bulunan eşyayı çalmak” bölümü altında
276 ncı madde olarak düzenlenmiştir Yedieminlik
görevini suistimal olarak tarif edilen suçu: Ancak
yediemin sıfatı bulunan kişi işleyebilir. Yediemin kedisine rehinli, hacizli
veya resmen el konulmuş malları resmen teslim edilen kişidir. TC.K.nun 276 ncı
maddesindeki suçun maddi öğesi: Eşyanın saklanması, başkasına verilmesi,
değiştirilmesi, teslimden kaçınmasıyla oluşur. Suçun oluşmasına bu davranışlardan
birinin yapılmış olması yeterlidir. Yediemin suçunda korunmak istenen yarar
kamu idaresinin güvenilirliği sağlamaktır. T.C.K.nunda suçlar; cürüm ve Kabahat olarak iki kısımda
incelenebilir. Bu suçlar arasıdaki fark T.C.K.nun
45 inci maddesinde düzenlenmiştir. “Cürümde kastın bulunmaması cezayı
kaldırır.” Kabahatlerde kasıt sabit olmasa bile herkes kendi fiil veya
ihmalinden mesul olur. T.C.K.nun l inci maddesinde suçun unsurlarından olan “yasallık
ilkesi” ele alınmıştır. Maddeye göre yasaların açıkça suç saymadığı bir
eylemden dolayı kimseye ceza verilemeyeceği gibi, “kimse yasalarda öngörülen
cezalardan başka bir ceza ile de cezalandırılamaz. Yasada tanımını bulan
yedieminlik eylemi T.C.K.nda 276 ncı maddesinde cürüm ve İ.İ.K.nda
değişiklik öngören ve 4949
sayılı Yasa ile eklenen 336/a maddesinde ise kabahat olarak
düzenlenmiştir İ.İ.K.nda eklenen 336/a maddesi ile
T.C.K.nun 276 ncı
maddesine paralel hüküm getirildiği belirtilmiş ancak T.C.K.nun 276 ncı maddesi cürüm ve
İ.İ.K.nun 336/a maddesindeki suç kabahat olarak
düzenlenmesi; ve İ.İ.K.nun 336/a maddesinin tek
fıkra T.C.K.nun birden fazla fıkra hükmünü içermesi
cezadan indirim öngören maddenin diğer fıkralarının İ.İ.K.nun 336/a
maddesine alınmaması yedieminlik suçunu işleyen kimseler arasında cezanın
oransal olarak düzenlenmesine yer verilmemesi aynı eylemi suç olarak
işleyenler arasında yani aynı durumda olan kişilerle farklı ceza
uygulanmasına yer verilmesi T.C. Anayasanın l0 uncu maddesi “Eşitlik
İlkesine” ve 38 inci maddesine aykırılık oluşturmaktadır. T.C.K.nun 276 ncı maddesi halen
yürürlüktedir. T.C.K.nun 11 inci maddesi (Suça) göre cürüm ve kabahat olarak
ikiye ayrılmıştır. Cürüm cezaları ile kabahat cezaları kendi aralarında
ağırlık derecelerine göre maddede gösterilen biçimde tek, tek sıralanmıştır.
Cürüm cezaları; müebbet, ağır hapis, hapis, ağır para cezası ve kamu
hizmetlerinden yasaklılık olarak sayılmış; Kabahat cezaları ise; Hafif hapis,
Hafif para cezası ve meslek sanatın tatili olarak belirlenmiştir. Cürüm ve
Kabahatler temel ceza niteliğindedir. Doğrudan doğruya suçun karşılığı olan
cezalardır. Cezaları şiddet bakımından da tefrikini yapmak gerekir; Cürüm
cezaları kabahat cezalarından daha ağırdır. Cürüm cezaları kendi aralarında
kabahat cezaları da kendi aralarında T.C.K.nun 11
inci maddesinde gösterilen sıraya göre şiddet farkı arz ederler. Suç ve
cezanın yasa koyucu tarafından belirlenmesi ve yasayla açıklanması kişiler
için güvence oluşturur. Suç ve cezalar sadece T.C.K.nunda
değil ceza hükümlerini taşıyan özel kanunlarda da yer almaktadır. Özel
kanunlar suçu cezalandırmak için T.C.K.na atıfta
bulunmuşlardır. Aynı eylemin T.C.K.nda (Genel
kanun) cürüm. İ.İ.K.nunda (Özel kanun) kabahat
olarak düzenlenmesi, aynı eylemi suç olarak işleyen kişilere farklı ceza
uygulanması sonucuna yol açacağından; bu durum T.C. Anayasasının 10 uncu
maddesinde düzenlenen “Eşitlik İlkesi” ne aykırılık oluşturur. Diğer
taraftan 647 sayılı C.İ.H.K.nun 4 ve 6 ncı maddesi “kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezanın para
cezasına veya yasada sayılan tedbirlerden birine çevrilip çevrilmemesine veya
ertelenmesine karar verilirken nelerin ölçü olarak alınacağı düzenlenmiştir.
Bu ölçüler sanığın kişiliği, sair halleri ve suçun işlenmesindeki özellikler
esas alınmakta ve hangi hallerde sanığa verilecek cezanın ertelenip
ertelenemeyeceğine karar verilirken suçun niteliğine değil sanığın kişiliğine
(“şahsileştirme prensibine”) göre hareket edilmektedir. Aynı eylemin hem
cürüm ve hem de kabahat olarak düzenlenmesi suçun “yasalık ilkesi” ile
bağdaşmamaktadır. Ayrıca cürümde kastın varlığını arayan T.C.K.nun 45 inci maddesinin amacına da uygun bir düzenleme
olamaz. İ.İ.K.ndan doğan yedieminlik suçunu işleyen
kimsenin suçu kabahat ve müeyyidesi hafif hapis; T.C.K.nun
276 ncı maddesindeki suçu işleyen kimsenin suçu ise
cürüm ve müeyyidesi de hapis cezası, olduğundan kasıtla işlenen cürüm suçuna
verilecek kısa süreli özgürlüğü bağlayıcı hapis cezası para cezasına
çevrilebildiği halde kabahat suçuna verilen hafif hapis cezası para cezasına
çevrilemeyecek ve ertelenemeyecek bu düzenleme 647 Sayılı C.İ.H.K.nun düzenleniş amacına uygun bulunmamakta ve kanunu
uygulayıcı hakimin takdir hakkını
sınırlandırmaktadır. Bu durum Ceza kuralları ve Hukukun Temel İlkeleri ile de
bağdaşmamaktadır. Ve aynı eylemi suç olarak işleyenler arasında farklı düzenleme
yapılması T.C. Anayasasının 10 uncu maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesine
aykırılık oluşturmaktadır. Hangi
eylemlerin toplumsal tehlike bakımından daha ağır olduğunu yasa koyucu
çeşitli durumları dikkate alarak tayin edebilir. Çağa ve yere göre değişen bu
nedenlerde nispi bir nitelik taşıyan bir ölçü vardır. Önceden cürüm olan bir fiilin sonradan kabahat
olarak düzenlenmesi veya kabahat olan bir fiilin sonradan cürüm olarak yasa
koyucu tarafından düzenlenmesi mümkündür. Hatta yasa koyucu bir eylemi suç
olmaktan da çıkartabilir. Toplumsal tehlikenin varlığından bahsederek
yedieminlik suçuna verilen cezaların caydırıcı özelliği kalmadığını açıklayan
yasa koyucunun cürüm olan bir suçu kabahat olarak düzenlenmesi dahi hukukun
temel ilkeleri ile bağdaşmamaktadır. Ekonomik suça ekonomik ceza modern hukuk
sistemlerinde uygulanmaktadır. Artık cebri icrası konusu borçlunun “şahıs varlığı” olmayıp, “mal varlığı”dır.
Yani günümüzde, cebri icra, borçlunun malvarlığına yöneliktir. Başka bir
değişle “şahıs üzerinde cebri icranın yerini mal üzerinde cebri icra
almıştır. Yeni düzenleme de suç işleyen sanığın borcunu ödeyinceye kadar
cezaevinde kalması öngörülmektedir. Bu durum İcra ve İflas Kanununun ruhuna
ve yorumuna aykırıdır. Keza bu durum T.C. Anayasasının 38 inci maddesine
aykırılık oluşturur. Yargılama
usulleri de farklı düzenlenmiştir. Cürümlerle kabahatlere uygulanacak
hükümler arasında önemli farklar vardır. Cürümde kastın varlığı genel kural
olduğu halde kabahatlerde yalnız taksirin varlığı yeterlidir. Ayrıca infaz
hükümleri, tecil, deneme süresi, zamanaşımı süreleri farkıdır. Ön ödeme ve
ceza muhakemesi hukuku yönünden de farklılıklar mevcuttur. Aynı eylemin hem
cürüm ve hem de kabahat alarak farklı yasalarca farklı düzenlenmesi
zamanaşımı müessesesinin lafzına ve ruhuna aykırılık oluşturur. Aynı eylemi
suç olarak işleyenler arasında farklı uygulama yapılması T.C. Anayasasının 10
uncu ve 38.inci maddelerine aykırıdır. Cezalandırma
Devlete özgü bir hak ve yetkidir. Bu alandaki Devlet Egemenliğinin sınırı da
anayasalarca belirlenmektedir. Anayasanın l0 uncu ve 38 inci maddelerinde söz
konusu egemenliği sınırlayan ilke ve esaslar “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet,
siyasi düşünce, felsefi inanç, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım
gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kimseye, aileye, zümreye veya
sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün
işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek
zorundadırlar. Kimse işlendiği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan
daha ağır bir ceza verilemez. Genel müsadere cezası verilemez. Ceza
sorumluluğu şahsidir. Hiç kimse kanunen tabii olduğu mahkemeden başka bir
merci önüne çıkarılamaz. Hiç kimse yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü
yerine getirmemesinden dolayı özgürlüğünden alıkonulamaz.” biçiminde
belirtilmiştir. Bu sınırlama ve ilkeler ışığında hangi fillerin suç
sayılacağı ne tür ceza ile cezalandırılacağını, hangi hallerin cezadan
bağışıklığı gerektirdiğini, ne gibi hallerde cezanın artırılacağı yada hafifletileceğini ve hangi ceza tedbirlerinin alınacağını
saptamak kanun koyucunun değerlendirilmesine bırakılmıştır. Kişiye ceza verme
hakkının özünü adaletle sınırlandırılmış toplumsal yarar düşüncesi oluşturur.
Bunun doğal sonucu olarak kanun koyucu bir düzenlemeye giderken kamu yararını
en az kişi yararı kadar düşünmek ve gözetmek, ve
aralarında adaletli bir denge kurmak zorundadır. Suç işleyen kişileri
cezalandırmak böylece bozulan düzeni iade etmek hukuk devletinin başta gelen
ödevlerindendir. Hukukun Temel İlkelerine ve ceza kurallarına ters düşen bir
kanun hükmümün aynı zamanda Anayasa’ya da aykırı olacağına kuşku yoktur. 2004 sayılı
İ.İK.nu değiştiren 4949 sayılı Yasanın 93 üncü maddesi ile İ.İ.K.na
eklenen İ.İ.K.nun 336/a maddesi aynı suçu
işleyenler arasında haklı bir nedene dayanmayan bir ayrıcalık yaratmaktadır.
Böylece aynı suç için getirilen farklı uygulamanın haklı, yerinde ve hukuken
savunulabilen bir nedene de dayanmadığı ortaya çıkmaktadır. Bu
gerekçelerle 4949 sayılı Yasanın 93. maddesi ile 2004 sayılı İ.İ.K.na eklenen 336/a maddesinin iptali için Anayasa
Mahkemesine başvurulmasına dair aşağıdaki gibi karar verilmiştir. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: 4949 Sayılı Yasanın 93. maddesi ile değişik 2004
sayılı İ.İ.K.na eklenen 336/a maddesinin Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10 uncu
ve 38 inci maddelerine aykırı bulunan değişik 2004 sayılı İ.İ.K.nun 336/a maddesindeki “bu kanun uyarınca, muhafaza edilmek üzere kendisine rehin, haciz veya
diğer herhangi bir sebeple teslim olunan malları icra dairesinin talebine
rağmen yedi gün içinde icra dairesine teslim etmeyen kimse, alacaklının
şikayeti üzerine tetkik merciince iki aydan altı aya kadar hafif hapisle
cezalandırılır.” hükmünün YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI VE İPTALİ için
Anayasanın 152/1. maddesince re’sen Anayasa Mahkemesine başvurulmasına, Anayasa
Mahkemesinin bu konuda karar verinceye kadar davanın ERTELENMESİNE,
Anayasanın 152/3. maddesi gereğince belirtilen süre sonunda dosyanın re’sen ele alınmasına duruşmanın 13/04/2004
günü saat 09.00 bırakılmasına karar verildi.” III - YASA METİNLERİ A - İtiraz Konusu
Yasa Kuralları 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 4949
sayılı Yasa’nın 93. maddesi ile eklenen 336/a maddesi şöyledir: “Bu Kanun uyarınca, muhafaza edilmek
üzere kendisine rehin, haciz veya diğer herhangi bir sebeple teslim olunan
malları icra dairesinin talebine rağmen yedi gün içinde icra dairesine teslim
etmeyen kimse, alacaklının şikayeti üzerine icra
mahkemesince iki aydan altı aya kadar hafif hapisle cezalandırılır.” B - Dayanılan Anayasa
Kuralları Başvuru kararında,
Anayasa’nın 10. ve 38. maddelerine dayanılmıştır. IV - İLK İNCELEME Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Aysel
PEKİNER, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Fazıl SAĞLAM ve A. Necmi ÖZLER’in katılmalarıyla
31.3.2004 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin bu
konudaki raporun hazırlanmasından sonra karara bağlanmasına oybirliğiyle
karar verilmiştir. V - ESASIN
İNCELENMESİ Başvuru kararı ve
ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan
Anayasa kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: Başvuru kararında,
yedieminlik görevini kötüye kullanma eyleminin 765 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nda cürüm olarak düzenlendiği halde, İcra ve İflas Kanunu’nda kabahat
olarak düzenlendiği, Türk Ceza Kanunu’na göre verilen cezaların para cezasına
çevrilebildiği ve ertelenebildiği, oysa İcra ve İflas Kanunu uyarınca verilen
cezaların ertelenemediği ve para cezasına çevrilemediği, bu durumun aynı
eylemi işleyen kişiler arasında eşitsizlik doğurduğu, bu nedenle kuralın
Anayasanın 10. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Anayasa’nın 10.
maddesinin birinci fıkrasında herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî
düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım
gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu belirtilmiş, 38. maddesinin birinci,
ikinci ve üçüncü fıkralarında ise kimsenin, işlendiği zaman yürürlükte
bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamayacağı,
kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha
ağır bir ceza verilemeyeceği, suç ve ceza zamanaşımı ile ceza mahkûmiyetinin
sonuçları konusunda da yukarıdaki hükümlerin uygulanacağı, ceza ve ceza
yerine geçen güvenlik tedbirlerinin ancak kanunla konulacağı, suçluluğu
hükmen sabit oluncaya kadar, kimsenin suçlu sayılamayacağı kurala
bağlanmıştır. Anayasa’nın 10. maddesinde yer verilen
eşitlik ilkesi ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörülmektedir. Eşitlik
ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca aynı işleme bağlı
tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasalar karşısında ayırım yapılmasını ve
ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi
ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin
çiğnenmesi yasaklanmıştır. Durum ve konumlardaki özellikler, kimi kişiler ya
da topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Aynı hukuksal
durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa
Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz. Nitelikleri ve
durumları özdeş olanlar için yasalarla değişik kurallar konulamaz. İcra ve İflas
Kanunu’na 4949 sayılı Yasa’nın 93. maddesi ile eklenen 336/a maddesinde, bu
Kanun uyarınca, muhafaza edilmek üzere kendisine rehin, haciz veya diğer
herhangi bir sebeple teslim olunan malları icra dairesinin talebine rağmen
yedi gün içinde icra dairesine teslim etmeyen kimsenin alacaklının şikâyeti
üzerine icra mahkemesince iki aydan altı aya kadar hafif hapis cezasıyla
cezalandırılması öngörülmüştür. 4949
sayılı Yasa’nın gerekçesinde, İcra ve İflas Kanunu kurallarına göre kendisine
resmen mal teslim edilen kimselerin bu malları teslimden imtina etmelerinin
yaygınlaşması ve Türk Ceza Kanunu hükümlerine göre yedieminliği suiistimal
edenlere verilen cezanın tecil edilebilmesi ve/veya para cezasına
çevrilebilmesi nedeniyle, cezanın caydırıcılığını sağlamak üzere nitelik ve
süre olarak daha hafif, ancak erteleme ve para cezasına çevrilme olanağının
ortadan kaldırıldığı bir düzenlemenin öngörüldüğü belirtilmiştir. İcra ve İflas Kanunu’na
göre yediemine mal teslim edilmesinin amacı, borçlunun elinde bulunan malın
haczedilerek alacaklının haklarının korunması ve gerektiğinde satılarak
alacaklının alacağının tahsil edilmesini sağlamaktır. Diğer yasalar uyarınca
yediemine mal teslim edilmesinin amacı ise bu yasalarda belirtilen amacı
gerçekleştirmeye yöneliktir ve her iki yaptırım arasında amaç bakımından
farklılık bulunmaktadır. Bu nedenle, farklı durumda olanlara farklı yasa
kurallarının öngörülmesi ve yaptırım olarak bu kuralların uygulanması eşitlik
ilkesine aykırılık oluşturmaz. Mülga Türk Ceza
Kanunu’nun 11. maddesinde cürümlere ve kabahatlere verilecek cezalar
belirtilmiştir. Buna göre, cürümlere verilecek cezalar; ağır hapis, hapis,
ağır para cezası, kamu hizmetlerinden men cezası olarak sayılmış, kabahatler
için verilebilecek cezalar ise hafif hapis, hafif para cezası ile muayyen bir
meslek ve sanatın yürütülmesinden men cezası olarak belirtilmiştir. Aynı
Yasanın 276. maddesinde belirtilen eylemler için hapis cezası öngörüldüğünden
bu eylemler yasa koyucu tarafından cürüm, İcra ve İflas Kanunu’na 4949 sayılı
Yasa ile eklenen 336/a maddede belirtilen eylemler ise hafif hapis cezası
öngörülmesi nedeniyle kabahat olarak nitelendirilmektedir. Yasa
koyucunun Anayasa kuralları ve hukukun genel ilkeleri çerçevesinde kalmak
koşuluyla hangi eylemlerin suç oluşturacağını, bu suçlara verilecek cezaları,
ağırlaştırıcı ve hafifletici nedenleri belirleme konusunda yetkisi
bulunduğundan, İcra ve İflas Kanunu kuralları uyarınca kendisine mal teslim
edilenlerin bu malları teslim etmeme eyleminin kabahat olarak kabul edilmesi,
diğer yasalara göre kendisine mal teslim edilenlerin bu malları teslim
etmelerinin cürüm olarak kabul edilmesi yasakoyucunun
takdir alanı içindedir. Açıklanan nedenlerle
kural Anayasa’nın 10. ve 38. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin
reddi gerekir. VI
- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ Anayasa Mahkemesi’nin 17.4.2007 günlü
toplantısında, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’na 4949 sayılı Yasa ile
eklenen 336/a maddesine yönelik itiraz başvurusu 17.4.2007 günlü, E.2004/20,
K.2007/52 sayılı kararla reddedildiğinden, bu maddeye ilişkin yürürlüğün durdurulması
istemi oybirliği ile reddedilmiştir. VII
- SONUÇ 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı
İcra ve İflas Kanunu’nun 4949 sayılı Yasa ile eklenen 336/a maddesinin,
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 17.4.2007 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
|||||||||||||||||