|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı :
2000/8
Karar Sayısı : 2003/104
Karar Günü : 26.12.2003
İPTAL DAVASI AÇAN : Anamuhalefet (Fazilet)
Partisi TBMM Grubu adına Grup Başkanı Mehmet Recai KUTAN
İPTAL DAVASININ KONUSU : 15.12.1999 günlü, 4487 sayılı Sermaye Piyasası
Kanununda Değişiklik Yapılması ile Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret
Odaları, Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları, Ticaret Borsaları ve
Türkiye Ticaret, Sanayi, Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği Kanununun
Bir maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun’un 1., 2., 3., 4., 5., 10., 15.,
19., 20., 21., 22., 23., 24., 25., 26. ve 30. maddeleri ile Geçici 3.
maddesinin Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11.,
12., 13., 17., 19., 33., 35., 37., 38., 48., 49., 87., 115., 124., 125.,
135., 138. ve 153. maddelerine aykırılığı savıyla iptalleri ve 1., 2., 10.,
15., 20., 22. ve 26. maddelerinin yürürlüklerinin durdurulmasına karar
verilmesi istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI
İSTEMLERİNİN GEREKÇESİ
İptal ve yürürlüğün durdurulması istemlerini içeren
7.2.2000 günlü dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“A) GENEL İPTAL SEBEPLERİ
15.12.1999 tarih ve 4487 sayılı Kanun,
18.12.1999 günlü ve 23910 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe
girmiştir.
Söz konusu Kanun, genel olarak
Anayasa’nın “Başlangıç” bölümünün 6 ve 8’inci paragrafı ile 2, 5, 6, 7, 8,
9, 10, 11, 12, 13, 17, 19, 33, 35, 37, 38, 48, 49, 87, 115, 124, 125, 135,
138 ve 153’üncü maddelerine aykırıdır. Şöyle ki;
1981 yılında çıkartılan 2499 sayılı
Sermaye Piyasası Kanununda, 1992 yılında 3754 sayılı Kanunla, 1995 yılında
ise 4113 sayılı Yetki Kanununa dayanılarak 558 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname ile bir dizi değişiklikler yapılmıştır.
Yüksek Mahkemenizin 13.11.1995 gün,
1995/45 esas ve 1995/58 sayılı kararıyla, 4113 sayılı Yetki Kanunu ile 558
sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin iptal etmesiyle ortaya çıkan hukuki
boşluğu doldurmak gerekçesiyle hazırlanan ve iptal edilmiş bulunan KHK ile
hemen hemen benzer hükümleri ihtiva eden ve Anayasa’mıza
aykırılığı nedeniyle iptali istenilen bu Kanuna bir bütün olarak
bakıldığında, tamamıyla bir tepki niteliği taşıdığı, herhangi bir reform
özelliğinin bulunmadığı, sermaye piyasasının gelişimine katkı sağlayacak
herhangi bir düzenleme içermemektedir.
Sermaye piyasasında hızlı değişim
olduğu ve buna bağlı olarak da değişiklik yapma gereği doğduğu ifade
edilmektedir. Yapılan düzenlemeler, genelde aracı kurumlarla ilgili olup,
tedricî tasfiye ile yatırımcıları koruma fonu ve vadeli işlem piyasası düzenlenmektedir.
Anayasa’da yer alan temel ilkelere
ayrılıklar taşıması yanında, bu Kanunla yapılan en büyük yanlış, KOBİ’lerin halka açılma ve menkul kıymet ihraçlarının
basitleştirilmesi yönünde önemli ve reform niteliğinde ciddi bir hüküm
içermemesidir. Halbuki Kanunun genel gerekçesinde bahsedilen gelişmeler
halka açık şirketlerin faaliyetleri sayesinde gerçekleşmiştir.
Kanunun hem genel gerekçesinde, hem de
maddelerin gerekçelerinde sıkça ABD ve Batı Avrupa Ülkelerinin
uygulamalarına atıfta bulunulmaktadır. Halbuki bu ülkelerin hepsi, KOBİ’lerin sermaye piyasasından yararlanmaları için,
kendi içlerinde sermaye piyasasına girişlerini kolaylaştırıcı tedbirler
almışlardır.
Bu Kanun hükümleriyle, halka açık
ortalıkların yükümlülüklerini artırmakta, KOBİ’lerin
sermaye piyasasına girişleri daha da imkansız hale getirilmektedir. Halka
açık ortalıklar yönünden getirilen düzenlemeler, basitleştirici ve
kolaylaştırıcı olmak bir yana, Sermaye Piyasası Kurulu’nun şimdiye kadar
mevcut Kanuna aykırı olarak ve yasal dayanaktan yoksun bir şekilde keyfi ve
haksız uygulamalarının, Anayasa’mıza aykırı bir şekilde oluşturulan
metinlerle yasal düzenlemeye kavuşturulması, yanlış eylemlerine hukuki-formal kılıf hazırlanması gayretinden başka bir şey
değildir.
Ülkemiz, sermaye yetersizliği nedeniyle
en çok yerli ve/veya yabancı sermayeye ihtiyaç duyulan bir ülkedir.
İşsizlik ve gelir dağılımında adaletsizlik sorunu ancak yerli ve yabancı
sermayenin yatırıma/üretime yönlendirilmesi ve KOBİ’ler
olarak nitelenen küçük ve orta boy çok ortaklı şirketlerin teşviki ile
sağlanabilir.
Anayasa’nın 87 ve 91’inci maddelerinde
gösterilen kurallar çerçevesinde, Bakanlar Kurulu’na belli konularda Kanun
Hükmünde Kararname çıkarma yetkisi verilirken dahi; bu yetkinin belirlenmiş
ve yetki yasasında belirtilen amaç, kapsam ve ilkelere uygun olması
gerekmektedir. Yasanın öngörmediği bir konuda düzenleme yapan KHK’nin Anayasa’ya aykırı olacağı hususunda Yüksek
Mahkemenizin yerleşik içtihatları bulunmasına ve Anayasa’nın 7. maddesinde
öngörülen “Yasama yetkisinin devredilemezliği” ilkesine rağmen, Kanunla
düzenlenmesi gereken pek çok konu, iptalini istemiş olduğumuz 4487 sayılı
Kanun hükümleriyle Sermaye Piyasası Kurulu’na devredilmektedir.
Bu Kanunun ileride maddeler halinde
değineceğimiz ilgili hükümlerinin tetkikinden de görüleceği üzere, Sermaye
Piyasası Kuruluna “usul ve esasları tespit etmek” şeklinde belirsiz
görevler izafe edilmesi ya da “her türlü tedbiri
alır” şeklinde hudutsuz yetkiler verilmesi, Anayasa’nın 87. maddesinde yer
alan “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görev ve yetkileri, kanun koymak,
değiştirmek ve kaldırmak...” hükmüne ve temel insan haklarının ancak
kanunlarla ve Anayasa ilkeleri dahilinde sınırlandırılabileceği kurallarına
aykırıdır.
Bir taraftan yabancı sermayenin
teşvikine imkan sağlamak gerekçesiyle Anayasa’da değişiklik yapılarak
Tahkim Kanunu çıkartılırken, diğer taraftan bu Kanun hükümleriyle
Anayasa’nın belirtilen maddelerine aykırı bir şekilde yapılan
düzenlemelerle yerli sermayenin önüne adeta aşılamaz engeller getirilmesi,
iktisadi düşünce sistemi bakımından da büyük bir çelişki teşkil etmektedir.
Hukuk Devleti anlayışı içersinde aslolan, Anayasa’mızın 2, 6, 7 ve 8’inci maddelerinde
yer alan ilkeler doğrultusunda kanun kurallarının yasama organı marifetiyle
düzenlenmesidir.
Sermaye Piyasası Kurulu’nun yetkilerini
belirsiz ve sınırsız bir şekilde artıran ve tümüyle iptalini talep
ettiğimiz 4487 sayılı Kanun, Anayasa’nın “Başlangıç” bölümünde yer alan 6
ve 8’inci paragrafı ile, 2, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 17, 19, 33, 35,
37, 38, 48, 49, 87, 125, 135, 138 ve 153. maddelerine aykırılık teşkil
etmektedir.
B) MADDELERİ İPTAL SEBEPLERİ
...
1) 4487 sayılı Kanun’un 1. maddesi
Anayasa’ya aykırıdır.
Söz konusu 1. madde aynen şöyledir: “ ... ”
...
Sermaye Piyasası Kanununa ilave edilen
bu ek madde Anayasa’nın 87. maddesine aykırıdır. Çünkü anılan maddenin 1.
fıkrasında;
“...Merkezi Kayıt Kuruluşunun kuruluş,
faaliyet, çalışma ve denetim esasları Bakanlar kurulu’nca çıkarılacak bir
yönetmelikle belirlenir”
denilmekte, 2. fıkrasında ise,
“... Sermaye piyasası araçlarının nama
veya hamiline yazılı hesaplarda kayıt esasları ile kayıtların nasıl
tutulacağı ve kayıtların tutulmasında yapılacak işlemlere ilişkin usul ve
esaslar Kurulca bir tebliğ ile belirlenir.”
hükmü yer almaktadır.
İşte bu hükümler;
“Bütün kanunlar uygulama için
çıkarılır, kanunun nasıl uygulanması gerektiğini belirleyici ancak
TBMM’dir. Onun dışında başka bir merciin tarifine gerek yoktur.”
şeklindeki genel kabul görmüş hukuk
kuralına aykırı bir düzenlemedir. Maddenin (1.) fıkrası ile Bakanlar
Kurulu’na, (2.) fıkrası ile de SPK’na verilen
görev ve yetkilerin sınırları açıkça belirtilmemiş “Kanunun uygulanmasına
ait usul ve esaslar” şeklinde genel bir ifade ile Bakanlar Kuruluna ve
Kurul’a TBMM’nin Anayasa’nın 87. maddesinden kaynaklanan “Kanun Yapma
Yetkisi” devredilmiştir.
Bakanlar Kurulu ile Sermaye Piyasası
Kurulu (SPK)’nun kanunda belirlenmeyen hususları,
özellikle de temel sosyal ve ekonomik hakları, çıkaracağı yönetmelik ve
tebliğlerle düzenleme yoluna gitmesine imkan sağlanmıştır.
Oysa Anayasanın hangi alanlarda Tüzük
çıkarılabilir? Konusunu düzenleyen 115 ve yine hangi alanlarda Yönetmelik
çıkarılır? Konusunu düzenleyen 124’üncü
maddelerine bakıldığında sırf kanun muhtevasının şekli bakımdan
uygulanmasına dair olan konularda anılan hukuk metinlerinin çıkarılacağı
vurgulanmakta, temel hak ve özgürlükler ile temel sosyo-ekonomik
konular bunlar içerisine girmemektedir. Onlar ancak Any.
m. 87 gereği Yasama organınca düzenlenmekte ve bu haklar ancak yargı kararı
ile kısıtlanabilmektedir.
Nitekim Anayasa Mahkemesi değişik
zamanlarda verdiği kararlarında “... temel hal ve özgürlüklere yalnızca
yasalarla konulacak sınırlandırmalar için söz konusu olduğundan...
Anayasanın öngördüğü bir temel hak ve özgürlüğün yine Anayasaca sınırlandırılması
durumunda Anayasanın m. 13 üncü (1961 Anayasası mad.
11) maddesinin uygulanma yeri olamaz...” denilmek suretiyle temel
haklardaki sınırlamada en aşağı metin Kanundur. Ondan daha aşağısı
düşünülemez. Ama burada durum hiç de öyle olmamıştır. İşin
sınırlandırılması hükümet kararına ya da bir kamu
kurumunun çıkaracağı tebliğe, iç düzenlemeye bırakılmıştır. (Bak. AMK, E.
1969/31, K. 1971/3; AMKD sayı 9, S. 148; E.Özbudun;
s.83-86, 1989)
Örneğin Kanun m. 1. ve 2’de başvuru
süreleri açıkça belirtilmemiş iken Bakanlar Kurulu ya
da Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) yayımlayacağı yönetmelik ve tebliğlerle
“süre” belirleme ya da başvuruları süresiz
bekletme imkanı verilmektedir. Bu ve benzeri nedenlerle, Kanun m. 1 (SP
Kanunu) ek m. 10/A- (fıkra 1 ve 2) hükümleri Anayasa m. 87’ye aykırıdır.
Aynı zamanda bu hüküm VERGİ USUL KANUNU
mükerrer madde 241 (ek: 28.08.1991-3762/2. m.) hükmü ile de çelişmektedir.
Anılan madde hükmü şöyledir:
“Mükelleflerin sattıkları emtia veya
yaptıkları işler nedeniyle ortaya çıkan alacak ve borçları için bono veya
poliçe düzenlemeleri halinde, bu poliçe veya bonoların Türk Ticaret Kanunu
uyarınca bulunması gereken bilgilerin yanı sıra aşağıdaki hususları da
ihtiva etmesi zorunludur.
1. Müteselsil seri ve sıra numarası
2.Alacaklı ve borçlunun adı, adresi,
bağlı olduğu vergi dairesi ve hesap numarası.
Bono, poliçe, çek, senet, tahvil, hisse
senedi, finansman bonosu, kar ortaklığı belgesi ve benzeri kıymetli evrakın
vergi belge düzenini sağlamak açısından ihtiva edeceği bilgileri belirlemeye
Maliye ve Gümrük Bakanlığı yetkilidir.”
Şimdi burada mükellefler; bir konuda
iki ayrı hüküm ve iki ayrı kurum ve uygulamayla karşı karşıyadırlar. İşte
bu durum “hukuk normları toplumda güven ve istikrarı sağlamak için vardır”
genel ilkesine de ters düşmektedir. Nitekim;
a) Madde hükmüne göre, kaydi sistemin ana kuruluşu “Merkezi Kayıt
Kuruluşu-MKK-”dur. Sermaye piyasası araçları üzerindeki mülkiyet, intifa,
rehin gibi haklar bu kuruluş tarafından yapılacak kayıtla ihdas edilecek ve
ihtiyati tedbir ve haciz gibi yargı kararları ile birlikte üçüncü kişilere
karşı ileri sürülebilecektir. MKK; kayıtları adeta sermaye piyasası
araçlarının tapu sicili kaydı niteliğinde olacaktır.
Hukuken bu derece önemli olan kayıtlar
için dayanak olarak yeterli belge yerine sadece bir “bildirim”den söz
edilmesi, bu “bildirim”in kimler tarafından ve ne şekilde yapılacağının
belirtilmemesi ve bütün bu belirsizlikler üzerine yapılacak olan mülkiyet,
rehin, intifa, ihtiyati tedbir ve haciz kayıtlarının üçüncü kişilere karşı ileri
sürülebilmesi çok önemli hukuki sorunlar doğuracaktır.
b) MKK’na
kaydedilen sermaye piyasası araçları üzerindeki hakların üçüncü kişilere karşı
ileri sürülebilmesinde kuruluşa yapılan
bildirim tarihinin esas alınacağına dair hüküm de, bildirimin
kimin tarafından ne şekilde yapılacağının Kanun’da belirtilmemiş
olması nedeniyle, kimin
hangi şekilde yapacağı
bildirim tarihinin esas alınacağı kabul edildiğinde uygulamada
sorunlar çıkmasına yol açacağı muhakkaktır.
c) Hukuk güvenliği açısından sermaye
piyasası araçları üzerinde kurulacak olan mülkiyet, intifa, rehin hakları
ile konulacak olan ihtiyati tedbir ve hacizlerin ihdas, tadil ve kaldırılma
ve ileri sürülebilme esaslarının kanunla düzenlenmesi gerekirken, yukarıdaki hususların Bankalar
Kurulu’nca çıkarılacak yönetmelik ile
SPK’nun tebliğlerine bırakılması çok yönlü
sakıncalar içermektedir. Ayrıca hukukumuzda, tapu sicili, ticaret sicili,
gemi sicili gibi resmi siciller etraflı bir kanuni altyapıya dayalı olarak tüzükle düzenlenmiştir. Kayıtların nasıl
tutulacağı ve kayıtların tutulmasında yapılacak işlemlere ilişkin
usul ve esasların kanun veya tüzük yerine Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)
tebliğleri ile düzenlenmesi; hukuk Devleti ve Hukuk Devleti’nin temel özelliği
ile hukukun her nevi güvenliği sağlaması temel ilkeleri açısından sakıncalıdır.
d) Ayrıca, sermaye piyasası araçları
üzerinde kurulan, maddi hukuka ilişkin hakların ihdası, tadili, sona ermesi
gibi hususların Bakanlar Kurulu’nca çıkarılması öngörülen yönetmeliğe ve
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tebliğlerine bırakılması sık sık bu yönetmelik ve tebliğlerde yer alacak hükümlerin
Türk Ticaret Kanunu, Medeni Kanun, Borçlar Kanunu ve İcra ve İflas Kanunu
gibi ana kanunların taşınır mallar ve haklarla ilgili hükümlerine
aykırılıkları nedeniyle geçersizliklerinin ileri sürülmesine yol açacaktır.
Bu da hukuk güvenliğini ve hukukun toplumda istikrarı sağlayacağı genel ilkelerini
ihlal edici, zihinlerde kuşkular, acabalı sorular
uyandırıcı, genel ilkeleri zedeleyici bir durumdur.
e) Madde 10/A-2. fıkrasındaki “Kayıt
edilen hakların SPK m. 7 uyarınca senede
bağlanma zorunluluğu yoktur” hükmü, maddede benimsenen kaydi
sistemle bağdaşmamaktadır. Bu hükümle, kaydi
sistem yanında, senet düzenlemesine ve tedavülüne imkan verilmek suretiyle
sermaye piyasası araçları üzerindeki hakların hem merkezi kayıt kuruluşu
kayıtlarıyla ve hem de kıymetli evrak niteliğindeki senetlerle ileri
sürülebilmesi gibi çelişkili ve hukuk güvenliğini ortadan kaldıran bir
ikileme yol açılmış olacaktır. Kaldı ki, anılan hüküm Kanun’un geçici m. 6
hükmü karşısında gereksizdir.
f) Merkezi Kayıt Kurulu (MKK) ile
ihraççıların ve aracı kuruluşların tuttukları kayıtların “yanlış
tutulmasından” dolayı hak sahiplerine karşı kusurları oranında sorumlu tutulacaklarına
dair olan hüküm de eksik ve hukuken yanlıştır. Çünkü;
Bir kere, MKK’nun
tuttuğu kayıtlar esas olduğuna (veya olması gerektiğine) ve sermaye
piyasası araçları üzerindeki hakların üçüncü kişilere karşı ileri
sürülebilmesinde bu kayıtlar esas alındığına göre, sermaye piyasası
araçları üzerindeki hakların ileri sürülebilmesi bakımından esas alınmayan
aracı kuruluş kayıtlarının sorumluluğa esas alınmasını anlamak mümkün
değildir.
İkinci olarak, kaydi
sisteme ve merkezi kayıt kuruluşuna (düzenleme olanağı, kuruluşu oluşturma
ve denetim bakımlarından) egemen bulunan SPK’nun
kayıtları yanlış tutulmuş olması nedeniyle doğacak zararlardan dolayı neden
Sermaye Piyasası kurulu’nun sorumlu tutulmadığını anlamak da mümkün
değildir.
Üçüncü olarak, kayıtların yanlış
tutulmuş olmasından doğan sorumluluğun; MKK, ihraççılar ve aracı kuruluşlar
arasında “kusurları oranında” taksimi, uygulamada, “kayıtların yanlış
tutulmuş olmasından” dolayı zarar gören hak sahiplerinin haklarını elde
edebilmelerini fevkalade zora sokacaktır.
Dördüncü olarak, sorumluluk nedeninin
sadece “kayıtlarının yanlış tutulmuş olmasına” inhisar ettirilmesi de
hatalı olacaktır. Kayıtlar yanlış değil de, eksik tutulmuşsa, sorumluluk
söz konusu olmayacak mıdır?
Nihayet, kayıtların yanlış (ve eksik)
tutulmuş olmasından doğan sorumluluğun kusura bağlanması da vahim bir
hukuki hatadır. Bu gibi durumlarda adil olan kusursuz sorumluluktur.
Örneğin, devlet, tapu sicillerinin tutulmasından doğan tüm zararlardan
kendisi (memurunun herhangi bir kusuru olsa da olmasa da) sorumludur. Eğer
memurun kusuru varsa ödediği tazminat için ona rücu
edebilmektedir. (MK. m. 917), işte burada da öyle bir objektif kusur
sorumluluğu getirilmeli idi. Kayıtların iyi tutulmamasından veya yanlış
tutulmasından Merkezi Kayıt Kurulu ile Sermaye Piyasası Kurulu müştereken
ve müteselsilen sorumlu tutulmalı ve kusurları
varsa ihraççılara, aracı kuruluşlara ve diğer ilgililere rücu edebilmelidir.
g) Daha önce de belirtildiği üzere, kaydi sisteme geçirilmesi çok yararlı olmakla beraber
Kanunun bu ek m. 10/A hükmü sakıncalar içermektedir. Bu maddenin
gerekçesinde de belirtildiğine göre, İngiltere 1989 yılından beri bu
sistemi kurmaya çalışmaktadır. Kanaatımızca kaydi sisteme geçilmesi
aceleye getirilmiş ve bu alanın uzmanlarının görüşleri alınmadan ek m. 10/A
kanunlaştırılmıştır.
h) Nihayet, SP Kanununa eklenen md 10/A
hükmü, yukarıda belirtilen tüm yetersizliklerine rağmen olduğu gibi
bırakıldığından bu kez geçici m. 6. gereğince, 31.12.2000 tarihinden
itibaren artık hisse senedi çıkarılması söz konusu olamayacağına ve bu
tarihten önce çıkarılmış olan hisse senetlerinin de 31.12.2003 tarihine
kadar ihraççı kuruluşlara, bunların yetkili kıldığı aracı kuruluşlara veya
merkezi kayıt kuruluşuna teslim edilmesi zorunlu bulunduğuna göre, SP Kanunu
m. 7/4 fıkrasının sermaye artırımının Ticaret Siciline tescilinden önce
hisse senedi çıkararak, halka verilmesini öngören ve bu haliyle Türk
Ticaret Kanunu’nun (TTK) sistemine aykırı ve çok sakıncalı olan hükmünün
yürürlükten kaldırılması gerekirdi.
Sonuç olarak maddedeki düzenleme
Anayasa md 48. de düzenlenen “Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti” başlıklı
hükümlerine de aykırılıklar içerdiği gibi özel teşebbüs kurma özgürlüğünü
kısıtlamaktadır. Özellikle hamiline yazılı hisse senetlerinin teslim ile,
nama yazılı hisse senetlerinin de ciro ile el değiştirmesini önleyen bu
düzenleme Sözleşme Özgürlüğünü kısıtlamakta ve serbest piyasa ekonomisi
koşul ve kurallarına aykırı düşmektedir.
Anılan yasal düzenlemeyle, MKK’nda meydana gelebilecek bir hatanın ve yolsuzluğun
pay sahiplerinin haklarını tamamen yok edebileceği gözetilmemiştir. Bu
düzenleme Anayasa “Mülkiyet hakkı” kenar başlığını taşıyan madde 35 de
ifadesini bulan “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar,
ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. / Mülkiyet hakkının
kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” hükmüne aykırıdır. Bu hakkı
kısıtlayıcı hükümler içermektedir. Ülkemizdeki tüm şirketlere ait ortaklık
paylarının tek merkezde toplanmak istenmesi şirketleri, yatırımcıları ve
hak sahiplerini bürokrasinin insafına ve idarenin keyfiliğine terk eden bir
düzenleme olmakla özünde Anayasanın ruhuna ve temel insan haklarını
düzenleyen uluslararası metinlere aykırılıklar da vardır. Yine bu hak
sınırlamaları m. 35 de ifade edildiği gibi ancak kamu yararı nedeniyle ve
yine çıkarılacak kanunla olmaktadır. Daha aşağı bir metinle bunu düzenlemek
mümkün görülmemiştir.
Bu nedenle, “kaydileştirme”
öncelikle kamu menkul kıymetleri için yapılanlı, banka ve aracı kurumların fiktif repo yapmalarının önüne geçilmelidir.
Kaldı ki, yatırımcı bazında “saklama” işlemlerine mevcut yasa hükümleriyle geçilmiştir. Yani yasal yetkisizlik söz konusu olmadığı
halde, piyasanın %90’ının kaydi sistem dışında
tutulması ve %10 gibi bir azınlık için yasal düzenlemeye gidilmesinin
maksadı anlaşılamamaktadır. Böyle bir düzenleme, Anayasanın imkan ve fırsat
eşitliği ilkesini hükme bağlayan m. 10 hükümlerine aykırılıklar
içermektedir.
Diğer taraftan, MKK’nun
kayda aldığı sermaye piyasası araçları (hisse senetleri vb.) üzerinde
haklar oluşturması, bu hakları kaldırması veya sınırlamalar getirmesi gibi
konuların kanunda açıkça belirlenmesi gerekirdi. Bu yetkilerin, çıkarılacak
yönetmelikle Bakanlar kurulu’na ve tebliğle SPK’na
bırakılması hukukun temel ilkelerine ve Anayasa “Yasama yetkisi” yan
başlığını taşıyan m. deki “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük
Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” hükmüne aykırıdır.
MKK tarafından kayda alınacak hakların
senede bağlanması mükellefiyeti ortadan kaldırılırken, hisse senedi ve pay
devirlerinin nasıl yapılacağına ilişkin olarak kanunda yer verilmeyen yasal
düzenleme yetkisi, çıkarılacak tebliğle SPK’ya
bırakılmaktadır.
Ayrıca, üçüncü şahıslara karşı ileri
sürülebilmesi için MKK na yapılacak bildirimin
kimler tarafından ve nasıl yapılacağı hususunda da hiçbir açıklık
bulunmadığı gibi, bu kayıtların “tapu kayıtları gibi” aleni olduğu yönünde
bir hüküm bulunmaması, uygulamada pek çok hukuki ihtilaflara yol
açabilecektir.
2) 4487 sayılı Kanun’un 2. maddesi
Anayasa’ya aykırıdır:
Anılan (2.) madde aynen şöyledir; “ ...”
4487
sayılı Kanun’un 2.
maddesiyle değiştirilen Sermaye
Piyasası Kanunu’nun 11. maddesinin 1., 2., 3., 4., 5. ve 9.
fıkraları Anayasa’nın;
-“Yasama yetkisi” başlığını taşıyan
7’nci maddesine,
-“Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti”ni düzenliyen 48 inci maddesine,
-“Cumhuriyetin niteliklerini belirleyen
2 nci maddesindeki “Demokratik
Devlet” ilkelerine aykırıdır.
Söz konusu fıkralar, aynı zamanda İnsan
Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 17 ve 23. maddelerine de aykırıdır.
Bilindiği gibi, İnsan Hakları Evrensel
Beyannamesi’nin 17. ve 23. maddeleri şöyledir:
Madde 17 de yer alan; “1) Herkesin tek
başına veya başkalarıyla ortaklaşa mülkiyet hakkı vardır. 2) Hiç kimse
keyfi olarak mülkiyetinden yoksun bırakılamaz” hükmü ile,
Madde 23- “1) Herkesin çalışma, işini
serbestçe seçme, adaletli ve uygun koşullarda çalışma ve işsizliğe karşı
korunma hakkı vardır.”
4487 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle
değiştirilen 11. maddenin belirtilen fıkraları ile halka açık olmayan ve
SPK nun koyduğu niteliklerde bulunmayan 5 kişilik
bir aile şirketinin hisse senetlerinin bir şekilde el değiştirmesi (ikinci
el piyasa oluşması) halinde dahi, hiç ilgisi olmadığı halde böyle bir yolla
halka açık anonim şirket sayılması sağlanmaktadır. Burada özellikle
üzerinde durulması gerekli olan husus, halka açık şirketin hisse
senetlerinin hangi oranda alındığı takdirde bir aile şirketinin halka açık
sayılacağının Kanunda belirtilmeyip, SPK’nun
takdir ve yetkisine bırakılmasıdır. Bu 5 kişilik aile şirketinin hisse
senetlerinin bir şekilde 3. kişilere devri suretiyle el değiştirmesi
dolayısıyla birdenbire halka açık şirket sayılması çok önemli bir olaydır.
Yasada; m. 11/3. Fıkra “Kurulca yapılan
incelemelerde, bu Kanuna tabi ortaklıkların menkul kıymetlerinin ikinci el
piyasasının oluştuğu anlaşıldığı taktirde, Kurul bu ortaklıkların (...)
menkul kıymetlerine borsada işlem görme şartı getirebilir.” Hükmüne de yer
verilmiş olup, ikinci el piyasanın oluşmasından neyin anlaşılması
gerektiğine açıklık getirilmemiş ve kişilik hakları ile çalışma ve sözleşme
özgürlüğü kısıtlanmıştır.
Vergi Kanunları veya diğer maddi
yükümlülüklere ait konularda çıkartılmış kanunlarda vergi nispet ve
miktarının alt ve üst sınırları açıklanmakta ve bu taban ve tavan arasında
takdir hakkı Bakanlar Kurulu’na verilmektedir. Burada ise kişilik haklarına
dokunan böyle bir olayda, hisse almak suretiyle kurulacak ortaklık oranının
alt ve üst sınırları bile belirtilmeden oran tespitinin ve “ikinci el
piyasasının oluştuğu” olgusu tespitinin doğrudan doğruya SPK’na bırakılması Anayasaya aykırıdır.
Maddedeki ortaklık hisse oranının
kanunla tayin edilmeyip bu yetkinin SPK’na
devredilmesi ve ikinci el piyasasından neyin anlaşılması gerektiğine
açıklık getirilmemiş olması ve bir aile şirketinin birkaç hissesinin şu
veya bu şekilde el değiştirmesi gibi sıradan bir işlemde dahi bu aile
şirketinin menkul kıymetlerine borsada işlem görme şartı getirilmesi,
Anayasa m. 7 hükmüne aykırılık
oluşturur.
Bu maddenin 9 uncu fıkrasında “halka
açık anonim ortaklıkların esas sözleşmelerinin değiştirilmesi için Sanayi
ve Ticaret Bakanlığı’na başvurulmadan önce Kurul’un uygun görüşünün
alınması zorunludur.”
hükmü yer almaktadır.
Halbuki bu konuda ana sözleşme
değişikliğinin yapılacağı Genel Kurul’dan evvel Sanayi ve Ticaret
Bakanlığı’ndan TTK hükümlerine göre ön izin alınmaktadır. SPK’yı hiç ilgilendirmeyen ve Genel Kurulun takdiri ile
yapılan değişikliklerin idare organlarının takdirine ve onayına bırakılması
bu suretle de şirketlerin, Genel Kurullarını yapamaz hale düşürüp organsız
kalmaları, Anayasa m. 48 de yer alan “Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti” ile
Cumhuriyetin niteliklerini belirleyen m. 2 deki “Demokratik Devlet”
ilkelerine aykırılıklar taşımaktadır.
Yapılan değişiklikle, ortak sayısı
250’den fazla olan anonim ortaklıklar “halka açık anonim ortaklık” olarak
kabul edilmiştir. Fakat, 250’den fazla ortağı olduğunu tespit eden
ortaklıklara “Kurul kaydına alınmak için başvuru” mecburiyeti getirilmekle
beraber, ortaklığın bu müracaatından sonra SPK’nın
bu başvuruyu ne kadar bir sürede değerlendirip nasıl bir işlem yapması
gerektiği, Kurul kaydına ne kadar sürede alınacağı hususlarında bir
belirleme yapılmamıştır. Yasanın değişiklik maddelerinde belirtildiği üzere
ortaklıkların yerine getirmeleri gereken pek çok mükellefiyetleri varsa
kurulun da sorumluluğunun belirlenmesi gerekirdi. Bir tarafa onca külfetler
getirilirken karşı tarafa aynı doğrultuda, işlere ivme kazandıracak
kurallar getirilmemiştir. Belli bir zaman geçtikten
sonra başvurunun kabul edildiği, sükutun ikrardan geldiği, ikrar sayıldığı
prensibi artık yasalarımıza yerleştirilmelidir. Halen ülkemizde yürürlükte
olan kurallarda, “Başvuru ... süre içerisinde cevaplanmadığında reddedilmiş
kabul edilir.” mantığı bu yasada da geçerliliğini sürdürmektedir.
Aslında yapılacak kısa bir incelemeyle tesbiti mümkün olan işler mevcut uygulamada Kurulun,
yapılan müracaatları bir yıldan fazla bir zaman geçmesine
rağmen değerlendirme yapmadan beklettiği basit bir soruşturmayla
görülecektir. Bu bekletmenin hesabını vermesi Sermaye Piyasası Kurulu
(SPK)’nun en tabii bir görevi ve sorumluluğu iken
bu durumu kimse sormamakta ve istememektedir.
Kurul kaydına almanın belli bir süre
içerisinde sonuçlandırılması mecburiyetinin konulması, ortaklığın biran
evvel Kurul denetimine girmesi bakımından yararlı olacağı gibi, kayıt
işleminin çabuklaştırılması halinde, şirket yatırımcılarının ve piyasanın
zarar görmesi önlenmiş olacaktır.
Menkul kıymetlerin borsada işlem
görmesi, ilgili şirketlerin temel politikalarıyla ilgili bir karar olup, bu
karara idare organlarının müdahalesi serbest piyasa ekonomisi kurallarına,
İMKB Kotasyon Yönetmeliği ile TTK’nun
genel hükümlerine ve nihayet Anayasa’nın demokratiklik ve teşebbüs
özgürlüğü ilkelerine aykırılık teşkil etmektedir.
Belirtmek gerekir ki böyle bir
düzenleme, şirketlerin zaman kaybına yol açacak ve SPK tarafından
kolaylıkla kötüye kullanılabilecektir. Durum TTK ilkelerine ve akid serbestisine aykırıdır, Sanayi ve Ticaret
Bakanlığı’nın yetkisini anlamsızlaştıracak çağ dışı bir değişikliktir.
Yasal yetkisi yokken, olmayan yetkiyi
varmış gibi kullanan Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)’nun
böyle bir düzenleme ile rekabet eşitliğini bozan veya siyasi nedenlerle bir
şirketi kayına veya zora sokan işlemler yapması kuvvetle muhtemeldir.
Kanun ile düzenlenmesi gereken
konuları, SPK’nun tebliğlerine bırakan bu madde
tümüyle, Anayasa’nın
- “Yasama yetkisi” başlığını taşıyan 7 nci,
- “Çalışma ve
sözleşme hürriyeti” başlığını taşıyan
48 inci maddesi hükümlerine aykırıdır.
3) 4487 sayılı Kanun’un 3. maddesi
Anayasa’ya aykırıdır. (Bu madde ile) Sermaye Piyasası Kanunu’nun 12 nci maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal edilen
altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir. “ ...”
Bu yeni düzenleme Anayasa’nın kişilik
haklarını ve çalışma hürriyetini düzenleyen 48 ve 49 uncu maddelerine,
Anayasa’nın, hak arama özgürlüğü ile ilgili 36/1 inci maddesine aykırıdır.
Şöyle ki, Yasanın m. 12/6. fıkrasında
yapılan düzenleme ile mevcut hükümdeki “...4’üncü
maddede belirtilen hususlara aykırı kararlar...” ibaresi kaldırılarak
yerine “... bu maddedeki esaslar çerçevesinde aldığı kararlar...” gibi çok
genel bir anlamda düzenleme yapılmak suretiyle mala dayalı olanlar dahil
her türlü vadeli işlem borsalarının, halka açık anonim ortaklıkların
sermaye piyasası kuruluşlarının yönetim ve denetim kurulları baskı altına
alınmaktadır. Düzenleme tamamiyle bir keyfilik ve
antidemokratik uygulama içermektedir. Bu düzenlemeyi Anayasanın kişilik
haklarını ve çalışma hürriyetini düzenleyen hükümleriyle bağdaştırmak mümkün
değildir.
Bu fıkra 6’nın son cümlesinde yer alan
“...Şirket, davanın açıldığını öğrendiği tarihi izleyen üç işgünü sonuna
kadar durumu Kurula bildirmekle yükümlüdür.” ifadesindeki süre çok kısa
olup tüm önemli işleri bir yana bırakarak bu yükümlülüğü yerine getirmek
bile en az on günlük bir zamanı alır. Adli, idari veya cezai, hangi alanda
olursa olsun davanın taraflarına bu kadar bir kısa sürede cevap hakkı
tanınması, işlemi yerine getirme zorunluluğu söz konusu değildir. Basit bir
günsüz ihzar işleminde dahi ihzar kesilen kişi, acil işleri var ise onları
ayarlasın düşüncesi ile kendisine 48 saatlik bir süre tanınmaktadır.
Buradaki iş o işlemden daha mı önemsiz ya da daha
mı basit? Asla. O nedenle usul hukukundaki “makul bir süre” ilkesine ve
özgür-makul ortamda savunma hakkı kullanımına ters düşmektedir.
Yürürlükten kaldırılan hükümde, yönetim
kurulu aleyhine dava açıldığının öğrenildiği tarihten itibaren 10 gün
içinde durumu Kurul’a bildirmekle yükümlü iken bu süre 3 işgünü olarak
düzenlenmiştir. Sürenin kısaltılması haklı bir gerekçeye de
dayanmamaktadır. Maddedeki değişiklik Anayasa’nın hak arama özgürlüğü (m.
36/1) ve kişilik haklarını, çalışma hak ve hürriyetini düzenleyen (m. 48)
hükümlerine tamamen aykırıdır.
4) 4487 sayılı Kanun’un 4. maddesi de
Anayasa’ya aykırıdır.
Anılan madde ile, Sermaye Piyasası
Kanunu’nun 13/A maddesinin son fıkrası yeniden düzenlenmiştir.
Söz konusu (4.) madde şöyledir; “ ...”
Kanun’un bu hükmü Anayasa’nın Mülkiyet
hakkını düzenleyen 35/2 ve 3. fıkralarına, Çalışma ve sözleşme hürriyetini
düzenleyen 48/2. Fıkrası hükümlerine aykırıdır.
Şöyle ki; Burada getirilen kısıtlama
sonucu özel girişimciliğe ve mülkiyet hakkına önemli bir müdahale söz
konusudur. Zira zamanda meydana gelecek değer artışları nedeniyle bile olsa
rehin gösterilen bir mal durağan bir borcun dışında bir başka mal için
teminat gösterilememesi müteşebbisleri önemli ölçüde sıkıştırıcı olacaktır,
hareket ve yatırım özgürlüğünü kısıtlayacaktır. O nedenle bu hüküm de
Anayasa md 35/2 ve 3, m. 48/2 hükümleri ile MK da yer alan
özel hukuk ilkelerine aykırılık içermektedir.
5)
4487 sayılı Kanun’un 5.
maddesi Anayasa’nın 48,
49 ve 87. maddelerine aykırıdır.
Anılan madde şöyledir; “ ...”
4487
sayılı Kanun’un 5.
maddesiyle değiştirilen, Sermaye Piyasası Kanunu’nun 15. maddesinin 1.,
4., 5. ve 7. fıkraları Anayasa’nın,
-Çalışma ve sözleşme hürriyetini
düzenleyen 48.,
-Çalışma hakkı ve ödevini düzenleyen
49.,
-Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görev
ve yetkilerini genel olarak düzenleyen 87. maddelerine aykırıdır.
Söz konusu (5.) madde, aynı zamanda
İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin 17 ve 23/1. maddelerine de
aykırıdır.
Çünkü işbu (5.) madde ile kayıtlı
olmayan A.Ş.ler ile kayıtlı olanlar arasında
eşitsizlik meydana getirilmiştir. Bu eşitsizlik kayıtlı olmayan A.Ş.lerin lehine bir görünüm arzetmektedir.
Bu durum rekabet şartını engelleyicidir. Zira Borsa şirketleri kâr
dağıtamamakta, halka açık anonim ortaklık şeklinde bir yapı
kazandırılmakta, ancak hisse senetleri borsada işlem görmeyen şirketlere
göre daha fazla kaynak kullanma zorunda bırakılmaktadırlar. Dağıtılmayan
kâr payları da hisse senedi fiyatlarına yansıtılmaktadır.
Halka açık anonim ortaklıkların hisse
senetleri, borsada hisse senetleri işlem görmeyen şirketlere nispetle, hem
Mayıs ayı sonuna kadar kâr dağıtmak, hem de dağıtılan kârları üzerinden
gelir vergisini bir defada ödemek zorunda bırakılmışlardır. Böylece hem kâr
dağıtımı hem de vergi ödemesi işlemleri halka açık şirketlerin kaynaklarını
azaltmaktadır. Böyle bir durum da şirketleri kredi arayışına girmek ve
kredi bulabilenleri de yüksek faiz ödemek zorunda bırakacaktır. Bu durum da
yeniden sermaye artırımına gitmelerine ve hisse senedi fiyatlarının
düşmesine neden olacaktır.
Borsa şirketlerinden bazılarının kâr
dağıtımı mecburiyeti getirilmesinde SPK’nın
yetkili olması, benzer şirketler arasında farklılığa, rekabet eşitliğini
bozucu etkilere yol açacaktır. Bir tarafta Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)’nca kayrılan, diğer tarafta Sermaye Piyasası Kurulu
(SPK)’nca zorlanan ve cezalandırılan şirketler
grubu ortaya çıkacaktır. Bunun uygulamada pek çok örneği vardır (Mesela;
Tire, Kutsan ve Kartonsan bunlara örnektir.)
Maddenin 1. fıkrasında getirilen
değişiklikle Kanun’la düzenlenmesi gereken konularda Kurul’a serbest piyasa
ve rekabet kurallarını ihlal edebilecek nitelikte keyfi kararlar alma ve
tebliğler çıkartma yetkisini tanımaktadır. Bu da bir bakıma yasama
yetkisinin bir başka kuruma devri ya da yetki gasbı demektir. Adı ne olursa olsun evrensel insan
haklarına, girişim özgürlüğüne önemli bir müdahaledir ve Anayasa’nın
yukarıda değinilen maddelerine aykırıdır.
1982 Anayasasında yasama yetkisi
TBMM’ne bırakılmıştır. Kanunla düzenleme alanının konu itibariyle
sınırlandırılmamış olması Anayasaya aykırı olmamak şartıyla her konunun
kanunla düzenlenebileceğini ifade eder. Anayasa sınırları içerisinde
devletin hukuk düzeninin yaratıcısı yasama organı (TBMM)dir.
Bir sosyal ilişki alanını kanunla düzenleyerek devletin faaliyet alanı
içine almaya veya devletin faaliyet alanı içindeki bir ilişkiyi bu alandan
çıkarmaya yetkilidir. İşte şimdi böyle bir önemli yetki ve düzenleme işi bu
kanunun değişik maddeleriyle Bakanlar Kurulu’na ve de Sermaye Piyasası
Kurulu (SPK)’na bırakılmaktadır. Yasama
yetkisinin genelliği, yürütme organına bırakılmış “mahfuz” bir düzenleme
yetkisinin bulunmadığını da ifade eder... Yasama yetkisinin genelliği aynı
zamanda, yasama organının bir konuyu dilediği ölçüde ayrıntılı olarak
düzenleyebileceği anlamına da gelir. Hal böyle olunca SP Kanununda önemli
değişiklikler ve eklemeler içeren bu 4487 sayılı Kanunda bu türlü mahfuz
düzenleme yetkisi nasıl olur da yürütmeye ya da
bir kuruma bırakılabilir? (E.Özbudun, s.162,163,
1989)
Maddenin 4. Fıkrasında; “Halka açık
anonim ortaklıklar, sermaye piyasası mevzuatına uygun olarak düzenlenmiş ve
bağımsız denetimden geçmiş üçer aylık ara dönemler itibariyle
hazırladıkları mali tablolarında yer alan kârlarından temettü avansı
dağıtabilirler.” denilmektedir.
TTK’nun bilânço ve gelir tablosunun kabulüne
ve kârın dağıtılmasına ilişkin olup, bu madde hükmüne aykırı olan
hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilirken, kanunun bu maddesi ile
gerekçesi arasında açık çelişkiler bulunmaktadır. Temettü avansı dağıtımı
piyasalarda beklentilere dolayısıyla da spekülasyona yol açabilecektir. Bu nedenle
yetkilerin Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)’na
bırakıldığı bir tebliğle düzenlenmesi yerine, kârın dağıtım tarihleri,
dağıtım oranı, kapsamındaki şirketlerin tanımı gibi kavramların çok net bir
şekilde Kanunla belirlenmesi gerekmektedir. Temettü avansı dağıtımı
piyasada beklentilere ve dolayısıyla spekülasyonlara yol açabilecek bir
düzenlemedir. Fiyat hareketlerinde şiddetli dalgalanmalara yol açabilecek
bir beklenti olduğundan yararı yanında zararlarının da değerlendirilmesi
gerekirdi. Dağıtım tarihleri, dağıtım oranı, kapsamdaki şirketlerin kimler
olacağı çok net olarak ortaya konulmamıştır. Fıkra, Anayasa’nın m. 48, 49
hükümleri ile TTK’nun bu konuda ilke ve
kurallarına aykırılık içermektedir. O nedenle de bu müphem hükmün iptali
gerekmektedir.
Madde 15/5. Fıkrası son cümlelerinden
birisinde “Kurul, yasalardan kaynaklanan yükümlülüklerin doğruluk
incelemesi dahil bilânço ve gelir tablolarını denetleme ve düzeltmeye
yetkilidir” denilmektedir.
İşte bu hüküm ile SPK’na
Vergi Usul Kanunu’na aykırı olarak şirketlerin anılan işlemlerin
inceleme/düzeltme yetkisi verilmesi, TTK (m.360-362)
uyarınca Şirketin Genel Kuruluna tanınmıştır. Bilânço düzenleme/değiştirme
görev ve yetkisinin Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)’nca
kullanılması yönüne gidilmesi, ülkemizdeki kanun sistematiği ve ekonomide
serbestileşme/globalleşme hedeflerinden uzaklaşılarak
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)’nun tek başına
“iktisadi iktidar” yetkileri ile donatılmakta olması Anayasanın 87.
maddesine ve genel kabul görmüş hukuk kurallarına aykırıdır.
M.15/7. Fıkrasında; “Halka açık anonim
ortaklıklar; yönetim, denetim veya sermaye bakımından dolaylı veya dolaysız
olarak ilişkili bulunduğu diğer bir teşebbüs veya şahısla emsallerine göre
bariz şekilde farklı fiyat, ücret ve bedel uygulamak gibi örtülü işlemlerde
bulunarak kârını ve/veya mal varlığını azaltamaz.” denilmektedir.
Maddede esas alınan ölçü “...
emsallerine göre...”dır. Emsal kavramı ise herkese göre değişen sübjektif
bir ölçüdür. Hukukta kurallar genelde objektifliği sağlayıcı niteliktedir.
Liberal-demokratik toplumlarda her hukuk kuralı istikrarı, güveni sağlama
amacıyla konulur ve bu niteliği taşımalıdır. Ama bu arada yoruma oldukça
müsait bir durum vardır. O nedenle keyfi uygulamaya müsait olan bu
ifadenin, eşit şartlarda yarışmak isteyen girişimcileri ürkütücü olduğundan
fıkradan çıkarılması (iptali) gerekir.
6)
4487 sayılı Kanun’un 10.
maddesi Anayasa’ya aykırıdır; iptal edilmelidir.
Söz konusu (10.) madde şöyledir; “...”
4487 sayılı Kanun’un çerçeve 10.
maddesiyle, Sermaye Piyasası Kanunu’nun yeniden düzenlenen 22. maddesinin
(1-c), (i), (j), (r), (v) ve yeni eklenen son fıkraları, Anayasa’nın;
-“Hukuk Devleti” ilkesini düzenleyen
2.,
- Devletin temel amaçları ile ilgili
5.,
-“Egemenlik” kavramını tanımlayan 6.,
-“Yasama Yetkisi” ilkesini düzenleyen
7.,
-“Mülkiyet” hakkını düzenleyen 35.,
-“Çalışma ve sözleşme hürriyeti” ile
ilgili 48.,
maddelerine aykırıdır.
Şöyle ki;
Yasanın 10’uncu, Sermaye Piyasası Kanunu’nun
22. maddesinin anılan fıkralar hükümleri, özellikle son fıkrasında yer alan
hüküm Anayasa m. 2 de yer alan “Hukuk Devleti” ilkesine, Devletin temel
amaçları ile ilgili m.5’e, m.6’daki
“Egemenlik” kavramına ve m.7’deki “Yasama
Yetkisi” ile bu yetkinin devredilemezliği ilkelerine, m.35’deki
“Mülkiyet Hakkı” hükümlerine, m. 48’deki “Çalışma ve sözleşme hürriyeti”
ile ilgili hükümlerine aykırıdır.
Azınlık hakları: Tasarıyla halka açık
şirketler için azınlık payı tanımı %5 olarak kabul edilmektedir. Azınlık
payı sahipleri sadece TTK’nun tanıdığı hakları
kullanabilecekleri için ilave bir hak tanımı veya bir yenilik
getirilmemiştir. Mevcut azınlık haklarına ilişkin hükümler etkin
kullanılmadığı gibi azınlığın şirket faaliyetlerini engelleyici ve kötü
niyetli kullanımlara da yol açması söz konusudur. Bu olumsuzluk nedeniyle hassas
bir konu olan azınlık payları konusunda çoğunluk paylarının da rıza
gösterebileceği ve küçük yatırımcıların yönetimde temsilinin
sağlanabileceği birikimli oy kullanımı kanuna eklenmesi gerekirdi. Bu tür
bir düzenleme piyasanın etkinliğine katkı sağlayacak ve borsayı da dinamik
bir sürece sokacaktı. Uygulama ve piyasa koşulları yönünden olumsuzluklara
neden olacak Anayasa’ya aykırı bir şekilde düzenlenmiş bu maddeye maalesef
mevcut sakıncaları giderici böyle bir hüküm de konulmamıştır.
7) 4487 sayılı Kanun’un 15. maddesi,
Anayasa, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesine ve Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi’ne aykırıdır:
Anılan (15.) madde şöyledir; “...”
Bu düzenleme,
a) Anayasa’nın;
- “Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti” ile
ilgili 48.,
- “Mülkiyet Hakkı” ile ilgili 35.,
- “Dernek Kurma Hürriyeti”ni düzenleyen
33.,
b) İnsan Hakları
Evrensel Beyannamesi (İHEB)’nin aynı
doğrultuda
hükümler içeren 20/1 - 2 ve 23/1.,
c) Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi (A.İ.H.S.)’nin Dernek
kurma ve
toplantı özgürlüğünü düzenleyen 11/1.,
maddelerine aykırıdır.
Şöyle ki;Bu madde tümüyle ve özellikle
6. fıkrada yer alan “Sermaye Piyasası kurumlarının pay devirlerinde
Kuruldan izin alınması zorunludur. Bu fıkraya göre izin alınmadan yapılan
devirler pay defterine kaydolunamaz. Bu hükme aykırı olarak pay defterine
yapılan kayıtlar hükümsüzdür.”
Maddede yer alan hükümler Anayasanın
“Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti” başlıklı 48., “Mülkiyet Hakkı” yan
başlığını taşıyan 35. ve “Dernek Kurma Hürriyeti”ni düzenleyen 33. maddelerine
aykırı olduğu gibi İHEB de aynı doğrultuda hükümler içeren maddelere de
aykırıdır. Zira maddede yer alan tüm faaliyetlerde Sermaye Piyasası Kurulu
(SPK)’nun izni ve kararı aranmakta ya da faaliyet alanlarını o belirlemektedir ki, bu
buyurgan ve yönlendirici durum anılan ilkelerle önemli ölçüde çelişki arzetmektedir.
8) 4487 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle
Sermaye Piyasası Kanunu’na eklenen 40/B maddesinin 1. fıkrası da Anayasa’ya
aykırıdır.
Anılan fıkra şöyledir; “...”
İşbu fıkra hükmü;
a)Anayasa’nın,
- Dernek Kurma hürriyetini düzenleyen
33.,
- Mülkiyet hakkını düzenleyen 35.,
- Çalışma ve sözleşme hürriyetini
düzenleyen 48.,
b) İnsan Hakları Evrensel
Beyannamesinin 20.,
c) Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’nin, dernek
kurma ve toplantı
özgürlüğü ile ilgili 11.,
maddesine aykırıdır.
Şöyle ki; Burada da ekonomik faaliyetlere önemli
ölçüde bir müdahale ve girişimciliği engelleyici durumlar vardır. Şöyle ki;
fıkradan da anlaşılacağı üzere burada Aracı Kuruluşlar Birliği tamamen SPK’nın vesayetinde olacaktır. SPK’nın
her dediğine uyacak, onun kararları dışına çıkamayacak ve hiçbir kararında
bağımsız ve özerk olamıyacaktır. Böyle bir
durumda bu tür bir Birliğin kurulmasına da gerek yoktur. SPK zaten her
türlü yetkiye sahip olduğundan ikinci bir kurul ihdas etmenin bir anlamı da
bulunmamaktadır. Binaenaleyh bu hüküm ve düzenleme Anayasanın teşebbüs
özgürlüğüne (m.48/1 ve 2) ve mülkiyet hakkıyla
ilgili m. 35 ile tüzel kişiliklerin kurulup çalışmasıyla ilgili m. 33’e
aykırılıklar içermektedir. Bu yüzden söz konusu hükmün iptali gerekir.
9) 4487 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle,
Sermaye Piyasası Kanunu’na eklenen 40/C maddesinin 5. ve 6. fıkraları
Anayasa’ya aykırıdır; iptal edilmelidirler. “...”
Bu ... fıkralar,
a) Anayasa’nın;
- Hak arama hürriyetini düzenleyen 36.,
- Temel hak ve hürriyetlerin
korunmasını düzenleyen 40.,
b) İHEB hak aramayla ilgili 8.,
c) AİHS.nin,
hakların kötüye kullanılmasını yasaklayan 17.,
maddesine aykırıdır.
Zira burada beşinci fıkrada da yine
kanunla düzenlenmesi gereken bir husus, yasama yetkisine sahip bulunmayan
bir kurula bırakılmaktadır ki, bu da Anayasanın bu alandaki ilkelerine
aykırıdır.
Fıkra 6 da, Kurul tarafından yapılan
işlemler hakkında nihai olarak acaba kurulca verilen ve itiraz üzerine
verilecek kesin kararlar aleyhine yargı yolu açık mıdır, değil mi? Açık ise
bu yargı mercii neresidir, adli mi, idari mi? Bu da yine belli değildir.
Böyle bir belirsizlik ise Anayasa’daki savunma hakkını -dolaylı da olsa-
engelleyici nitelikte olup Anayasa’ya aykırıdır.
...
10) 4487 sayılı Kanun’un 21. maddesi de
Anayasa’ya aykırıdır:
Anılan (21.) madde şöyledir: “...”
İşbu (21.) maddeyle yapılan düzenleme;
a) Anayasa’nın;
- Çalışma ve sözleşme hürriyetini
düzenleyen 48.,
- Kanun önünde eşitlik ilkesini
düzenleyen 10/3.,
- Kişinin dokunulmazlığını, maddi ve
manevi varlığını düzenleyen 17.,
- Suç ve cezalara ilişkin esasları
düzenleyen 38/5. maddesi ile,
b) İHEB’in 7.
ve 8.
c) A.İ.H.S.’nın
6. maddesinin 1. ve 2 (b) fıkrası hükümlerine aykırıdır.
Zira bu maddenin eski 1. fıkrası son
cümlesindeki “Kanunun uygulanmasıyla sınırlı olarak incelemeye
yetkilidirler” ibaresi metinden çıkarılmış ve Kurul hukuk devletinde hiçbir
surette kabul edilemeyecek yetkilerle donatılmıştır. Kurula; teftiş ve
denetlemede hukuk dışı yetkiler verilmekte, TTK’nun,
Bankalar Kanunu’nun ve Vergi Kanunları ile özel yasalardaki gizlilik
ilkelerine tamamen aykırı, keyfi denetim ve müdahale imkanları
tanınmaktadır. Çeşitli yasalarımızda tutulması emredilen ticari defter ve
belgelerin, 3 ay gibi çok uzun bir süre Kurul denetim elemanlarının elinde
kalmasını sağlayacak düzenleme, şirketleri belli beyannameleri veremez,
kayıtlarını yapamaz duruma düşürecektir.
Ayrıca yapılacak incelemenin,
şirketlerle ilişiği olan özel ve tüzel kişilere ve 3. şahıslar ile bağlı
kuruluş ve iştiraklerine kadar götürülmesi ve incelemeye hiçbir yasal
sınırlama konulmamış olması ve yazılı ifade zorunluluğu getirilmesi temel
insan haklarına ve Anayasanın 48. maddesine açıkça aykırılıklar
içermektedir.
Kanuna örnek gösterilen ülkelerde halka
açık ortaklıkların mali tablolarının denetimi “bağımsız dış denetçiler”
tarafından yapılmaktadır. Buna ilişkin benzer bir hüküm SP Kanunu m.22’de mevcuttur. Halka açık ortaklıkların dış
denetimi bu madde uyarınca zaten SPK’nun uygun
gördüğü bağımsız dış denetim kuruluşlarınca yapılmak zorundadır.
Bu durumda halka açık anonim
ortaklıklar;
- Maliye Bakanlığı vergi denetim
elemanlarınca “vergi memurlarınca”,
- Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)
uzmanlarınca “Sermaye Piyasası Kanunu
ve Vergi Kanunları” yönüyle denetlenirken
- Ayrıca, yine Sermaye Piyasası Kanunu
gereğince dış denetim kuruluşları ve
denetçileri tarafından denetlenecek,
- Aynı zamanda TTK hükümlerine tabi
oldukları için de Ticaret Bakanlığı
denetçileri,
- İş müfettişleri,
- Kara Para Aklanmasının Önlenmesi
Kurulu,
- Dış işlemleri nedeniyle de kambiyo
kontrolörleri,
- Ve diğer bakanlıkların denetim
elemanlarınca da zaten denetlenmektedirler.
Böylece halka açık anonim ortaklıkların
yoğun bir hesap verme ve denetimden geçme
işlemlerinden vakit bulabilirse, zaman ayırabilirlerse
asli iş ve iştigal konularıyla uğraşabileceklerdir.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)
uzmanlarınca istenilen defter ve kayıtların adı geçen kuruluşlar tarafından
ibraz edilmesi elbette ki gereklidir. Ancak yeni hükümlerle bu mecburiyet
iştirakleri ve ilişkide bulundukları gerçek ve tüzel kişileri de kapsar
hale getirilmiş ve istenilen bilgi ve belgelerin hangi sürede ne kadar
zaman içinde verine getirilmemesi veya getirilememesi halinde sulh ceza
mahkemesinden arama talebinde bulunacağı hususları açıklığa
kavuşturulmamıştır.
İstenilen bilgilerin hazır hale
getirilmesi için şirketlerin faaliyetlerini aksatmayacak bir süre ile
mücbir sebeplerin oluşabileceği durumlar dikkate alınmamıştır.
Ayrıca yine burada, istenilecek
bilgilerin kapsamı ve sınırları da belirlenmemiştir. O nedenledir ki, gelen
denetim ve teftiş elemanlarınca denetlenen firmalardan her gün bir evrak,
bir dosya istenilebilecek ve denetim uzayıp gidecektir.
Vergi Usul Kanununun 14’üncü maddesi, vergi muamelelerinde mükelleften bilgi
istenirken 15 günden az süre verilemeyeceğini amirdir. Bu madde ile diğer
kanunların benzer maddeleri arasında uyum bulunmamaktadır. On günden önce
hazırlanması fiilen imkansız olan bilgilerin bir gün içinde veya hemen
istenmesi, bir bakıma halka açık ortaklıkların cezalandırılması ve Sermaye
Piyasası Kurulu (SPK)’nun sınırsız bir şekilde
verilmiş yetkisini kötüye kullanmasına yol açıcı bir özellik taşımaktadır.
Denetim asli değil, istisnai bir uygulamadır. Aslolan
şirketlerin faaliyetlerinin aksatılmaması, denetimin de asli faaliyetlerin
aksatılmamasını sağlayacak şekilde yapılması gerekirdi. Denetim işleri
dolayısıyla şirketin harcayacağı zaman süreci dikkate alınarak, denetim ve
inceleme alanlarının sınırlarının belirlenmesinde ülke ekonomisi açısından
ihtiyaç vardır.
Bu maddeye göre “mahkemeden arama
talebinde bulunma yetkisi” inceleme elemanının takdirine bırakılmış
durumdadır. Böylesine önemli bir konuda, hangi hallerde bu yola
başvurulacağının kanunda açık ve net bir şekilde belirlenmesi ve düzenlenmesi
gerekirdi.
Ayrıca inceleme elemanının gereksiz ve
hatalı arama talebinde bulunması halinde, şirketin uğrayacağı maddi ve
manevi zararlardan dolayı inceleme elemanının tazminat ödeme sorumluluğunun
ve bu sorumluluğun sınırlarının belirlenmiş olması gerekmektedir. Yetki ve
sorumluluğun aynı yönde ve dengeli bir şekilde düzenlenmemiş olması yani
külfet-nimet dengesinin kurulmayışı, Anayasa’ya aykırılığı oluşturur.
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), halka
açık ortaklıklara ait bilgilerin yatırımcılara aktarılmasına aracılık eden
bir kuruluştur. Bir ortaklık hakkında arama kararı alınması talebinde
bulunulması ve bunun kamuoyuna bildirilmesi halinde, şirket ve daha çok da
yatırımcı zarara uğrayacaktır. Bilgi vermeyen şirketlerin borsadaki işlemlerine ara
verilmesi şeklinde, Sermaye
Piyasası Kurulu (SPK)
tarafından yapılan, bu
arada elindeki menkul
kıymetini satmak
istediği halde satamaması nedeniyle yatırımcıya zarar veren bir
uygulama ile karşı karşıya kalınmaktadır.
Manüplasyon ve insider trading (iç bünyedeki bilgileri rakip firmalara
sızdırma) işlemlerinin önlenmesi için arama yetkisi isteniyorsa, bunun
yalnızca sermaye kurumları ile sınırlı tutulması gerekir. Denetim alanının
genişletilmesi, halka açık anonim ortaklıklara ve yatırımcılara zarar
vereceği gibi, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) uzmanlarının takdirine
bırakılan hususlar nedeniyle yine keyfi uygulamalar da söz konusu
olabilecektir.
Bu madde hükmünde yer alan arama ve el
koyma keyfiyeti, temelde ve genelde CMUK hükümlerinden farklı bir şekilde
düzenlenmiştir. El konulan önemli evrak üç ay gibi uzun bir süre el altında
tutulmaktadır ki, halka açık şirketler için çok sakıncalı bir süredir.
Geçen zaman içerisinde şirket ne yapacaktır? Yeni defterler ve dosyalar mı
oluşturacaktır? Basın malzemelerine bile el konulduğunda bunun hakim
kararına bağlanılması ve kısa sürede işlemin sona erdirilmesi
emredilmektedir. Aksi halde doğacak sorumluluklar kime ait olacaktır?
Ülkemizde mahkemelerin nasıl çalıştığı,
yoğun işleri arasında bunları onaylama veya iade etmede o kadar yoğun işi
arasında nasıl zaman bulacağı düşünüldüğünde yasada yer alan üç aylık süre
yetmeyecektir. Maddenin 4. fıkrasında “... üç ay içerisinde
sonuçlandırılarak...” denilmektedir. Belge ve defterler üzerindeki inceleme
bu sürede sonuçlandırılmaz veya sonuçlandırılamaz ise nasıl bir prosedür
uygulanacaktır? İşte bu ve benzeri mahzurlar içeren madde ve fıkraları
hukukun temel ilkelerine, mülkiyet hakkına, Anayasa’nın 17 ve 48.
maddelerine, CMUK’un “Arama-elkoyma”
ile ilgili 86. ve diğer hüküm ve ilkelerine aykırılıklar taşımaktadır.
Burada yapılan düzenlemeyle getirilen
arama önlemleri CMUK’da istisnai olarak sıcak
takipte kullanılan, başvurulan bir arama ve el koyma yöntemidir. Normal
koşullarda ve özellikle de ev ve işlerlerinde aramaların hakim kararına
bağlandığı, bu aramanın gündüzleri yapılabileceği, ivedi durumlarda bu
yetkiyi savcının da kullanabileceği ifade edilmektedir. Oysa burada, yasada
hiç anılmayan, yargı teşkilatında yeri olmayan mülki amire dahi bu önemli
konuda arama emri verme yetkisi tanınmıştır ki, bu durum Anayasa’ca tanınan
özel hayatın gizliliği ile CMUK da (m.95 vd.) ayrıntılı olarak belirlenen arama-elkoyma ilkelerine ters düşmektedir. İstisnai bir durum
kural haline getirilmektedir. (Ayrıca bak; B.Öztürk
ve arkadaşları, s.702 vd., 1999; A. Şafak-V.
Bıçak, s. 142 vd. 1999)
Maddeden de anlaşılacağı üzere Sermaye
Piyasası Kurulu (SPK)’nun denetim yetkileri
düzenlenmektedir. Maddenin bu halinden ve hükmünden de anlaşılacağı üzere
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) uzmanları ilgililerden ifade alabilecekleri
ve ilgililerin de bilgi vermek ve tutanakları imzalamak zorunda oldukları
hükmü de vardır. Anayasa m.38/5. fıkrasında
ifadesini bulan; “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını
suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.”
Evrensel ilkesine aykırıdır. Bu nedenle madde Anayasaya ve İHEB hükümlerine
aykırıdır.
Maddenin son fıkrasında yer alan hükme
bakıldığında uzmanların mahkeme kararı ile arama yapabilecekleri vurgulanmaktadır.
Ülkemizde genellikle hemen hemen tüm hakimler
tabandan gelen talep yazıları doğrultusunda olumlu karar verir, işin neden
ve niçinlerini sormaz ve aslında sormaya da vakti
yoktur. Arama ve el koyma sonunda bir şey çıkmayabilir ama bir kere “Şirket
merkezi aranmıştır ve de evrakına el konulmuştur.” şeklinde SPK
Bültenlerinde yer alan haberin sermaye piyasası ve rekabet ortamında
vereceği zararın boyutları telafi edilemez büyüklükte olacak ve bu işlem
şirketin iflasına dahi yol açabilecektir.
11) 4487 sayılı Kanun’un 22. maddesi
Anayasa’nın birçok maddesine aykırıdır, mutlaka iptal edilmelidir:
Anılan (22.) madde aynen şöyledir: “ ...”
4487 sayılı Kanun’un 22. maddesiyle,
yeniden düzenlenen (SPK) m. 46’nın 1. fıkrası; a, c, f, g, h, i ve j bentleri
ile 3, 4 ve 5 inci fıkraları hükümleri;
a) Anayasa’nın;
- Başlangıç kısmı altıncı paragrafı
hükmüne,
- M. 2’de yer alan “... demokratik
hukuk devleti” ilkesine,
- Devletin temel amaç ve görevlerini
düzenleyen 5.,
- Egemenlik konusunun düzenlendiği
6/3.,
- Yargı yetkisini düzenleyen 9.,
- Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.”
hükmünün yer aldığı 11/2.,
-Kişi hürriyeti ve güvenliğine yer
verilen 19/1.,
- Mülkiyet hakkının düzenlendiği 35.,
- Çalışma ve Sözleşme Hürriyeti”
başlığını taşıyan 48.,
- Mahkemelerin bağımsızlığını
düzenleyen 138. maddeleri ile,
b) İHEB’nin
8. ve 10.,
c) A.İ.H.S’nin
5. ve 6. maddelerine;
aykırıdır.
Zira; oldukça uzun bir biçimde
düzenlenen bu maddenin bazı bentleri daha önce Yüksek Mahkemenizce Anayasa
aykırı bulunarak iptal edilmesine rağmen bu son kanunlaştırmada (taknin işinde) de aynı hükümlerde yeniden ısrar
edilmiştir. Şöyle ki;
Kanun m. 22, SPK m. 46/1-(c)’de
görüldüğü üzere şirketlerin ve sermaye piyasası kurumlarının, “... kanuna,
esas sözleşme hükümlerine veya işletme maksat ve mevzuuna aykırı görülen
durum ve işlemleri ile sermayenin azalmasına veya kaybına yol açan
işlemlerinin hukuka aykırılığının tespiti veya iptali için ...” Sermaye
Piyasası Kurulu (SPK)’na dava açma yetkisi
verilmektedir. Mahkemenizce iptal edilen metinde “... sermayenin
azaltılması...” ibaresi yerine “... işletme sermayesi ve kaynaklarının
azaltılması...” ibaresi bulunmaktaydı. Binaenaleyh hüküm değiştirilmemiş
aksine genişletilerek Kurula daha geniş yetkiler verilmiştir. Böyle bir
düzenleme ise Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasına aykırıdır; iptal
edilmelidir.
M. 46/1-(g) bendinin önceki biçimi de
iptal edilmişti. Yeni metin de yine sermaye piyasası kurumlarının mevzuat
ve esas sözleşmeye aykırılıkları halinde yöneticilerinin imza yetkilerinin
kaldırılması, faaliyetlerinin geçici veya sürekli durdurulmasını
düzenlemektedir. İptal edilen metinde halka açık anonim ortaklıklar sözü
var iken yeni metinde bu kurumlar çıkarılmıştır. Sermaye Piyasası Kurulu
(SPK)’na bu hüküm ile her türlü tedbiri alma
salâhiyeti tanınmıştır. Adeta bir bağımsız mahkeme gibi, kişilerin
ehliyetlerini kısıtlayabilmektedir. Elbette kişilerin sorumsuzca
hareketleri, vatandaşları zarara sokabilir. İşte buna bir son vermek
gerekmektedir. Ne var ki, Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)’nca
kullanılacak bu yetkilerin somut ve objektif ölçülere bağlanması ve bu
yetkilerin yargı yolu ile kullanılması daha yerinde olacaktır. Şöyle ki,
metni yukarıya alınan m. 46/1-(g) bendi hükmüne göre, sermaye piyasası
kurumlarının yetkilerini kaldırmaya Kurul yetkili kılınmıştır. Ayrıca
Kurula altı ay içinde dava açmak ve takip yapmak sureti ile ihtiyati tedbir
ve ihtiyati haciz isteme yetkisi verilmiş ve halka açık anonim
ortaklıkların genel kurullarına gözlemci gönderme hakkı tanınmıştır.
O nedenlerledir ki, m. 46/1-(g) hükmü
Anayasanın m. 9, 12, 13 ve 48 hükümlerine aykırılıklar içermektedir.
Aynı tespitler ve aykırılıklar m.
46/1-(h) bendi için de söylenebilir. Burada da yine yasa ile tanınan
yetkilerin SPK’ca kullanılmasında yargı
mercilerine başvurma zorunluluğu getirilmiştir. İflas veya tasfiye kararı
alımında alınacak tedbirler konusunda yargı kararının aranmasında yarar
bulunmaktadır.
Yine Anayasada yer alan kurallar, temel
insan hakları ile ilgili evrensel ilkelere aykırı düşen m. 46/1-(i)
bendinde de mevcuttur. Bu bentte insider trading (bir şirketle ilgili bilgileri, elemanlardan
birisinin rakip şirkete ulaştırması), manüplasyon,
izinsiz aracılık, emniyeti suiistimal, örtülü kazanç dağıtımı ve
karşılıksız repo suçlularına işlem yapma yasağı getirilmektedir. Kişilere
özgürce işlem yapabilme hakkını sınırlayıcı kuralların getirilmesi işlemi,
herkesin yasaların imkan tanıdığı konularda ticaret ve iş yapabileceği
evrensel hukuk kurallarına ve Anayasa m.48’e
aykırıdır.
Maddenin (i) bendi bazı fiilleri işleyenlere
borsalarda işlem yasağı getirmektedir. Evrensel hukuk kurallarına aykırı
olan bu maddenin çıkarılması gerekmektedir. Herhangi bir suçu olan kişiye
yasalarda yazılı cezalar verilir ama aynı kişiye işlem ve ticaret yasağı
getirme bir bakıma kişiye bir daha nefes aldırmama, hayat hakkı
tanımamadır. Oysa cezadan amaç fiilin yol açtığı zararı imkan ölçüsünde
gidermek ve suçluyu topluma kazandırmaktır. Burada şunu da belirtmek
gerekir; hem bu bent hem m. 47/C bendi
hükümlerine bakıldığında kişi çifte cezaya çarptırılmaktadır. Bu
durum Penoloji siyasetine aykırıdır.
Bu madde 22 (SPK m. 46)/1. fıkranın (j)
bendi tümüyle iptal edilmelidir. Zira Kanunun 22 (SPK m. 46/1-(a) bendi ile
“Kurula kayıt yükümlülüğü yerine getirilmeksizin yapılmış ihraç, halka arz
ve satış işlemleri ile izinsiz sermaye piyasası faaliyetlerinin
durdurulması için gerekli her türlü tedbiri almaya, kayıt yükümlülüğüne
uyulmaksızın halka arz ve satış sonucu satılan kısmın karşılığı ve satışı
yapılacak senetler için her türlü teminattan muaf olarak ihtiyati tedbir ve
ihtiyati haciz istemeye, tedbir ve haciz tarihinden itibaren altı ay içinde
dava açmaya ve takip yapmaya...” denilerek Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)’na yetki verilmektedir.
Bu değişikliklerle halka açık anonim
şirketlerin eli kolu bağlanmaktadır. Yukarıda bahsedilen ve Kurula verilmek
istenen ihtiyati haciz isteme yetkisi İİK ile düzenlenmiştir. Bir kişi veya
kurum hakkında ihtiyati haciz istenebilmesi için, taraflar arasında her
şeyden önce borç alacak ilişkisi bulunması, karşı tarafın borcunu eda
etmemesi, borçlu tarafın borcunu ödemeyeceğinin ispat edilmiş olması veya
borçlunun mallarını kaçırma ihtimalinin bulunması gerekir.
Bu maddenin yukarıda belirtilen 3.fıkrasmda yer alan önleyici tedbirler, kapatma ve
geçici olarak faaliyetten men etme... gibi işlerin icrasını yargı mercii
yerine mülki amire bırakmak da yine idarenin keyfi davranmasına neden
olabilir. Anılan işler tamamiyle hukuki sorunlar
olup bunları çözmeye de o yerde varsa asliye ticaret mahkemesi, yoksa o yer
asliye hukuk mahkemesi yetkili olmalıdır. O nedenlerledir ki, maddenin bu
fıkrası yargılama birliği ilkesine ve kişilerin hak ve özgürlüklerinin bu
arada ekonomik faaliyetlerinin kısıtlanmasının ancak yargı kararı ile
olabileceğine dair genel hukuk ilkelerine aykırıdır. Ayrıca mülki amirin bu
tür müdahaleci işlemlerine karşı hangi yargı mercii önüne gidilecektir?
İşte bu da belli değildir. Neticeten bu fıkra pek
çok yönden Anayasaya aykırıdır.
Maddenin 4 üncü fıkrasında yer alan;
“Bu maddenin birinci fıkrasının (g) ve
(h) bentleri uyarınca yetkileri kaldırılan görevliler, haklarındaki
yargılama sonuçlanıncaya kadar Kurulun izni olmadıkça hiçbir sermaye
piyasası kurumunda imzaya yetkili personel olarak çalıştırılamazlar.”
Hükmünde altı çizili kısımda yer alan
yaptırım kadar ağır bir yaptırım yoktur. Zira Türkiye’de yargılama
sürecinin nasıl işlediği, davaların, özellikle de hukuk davalarının ne
kadar, kaç yılda sonuçlandığı herkesin malumudur. Belli bir zamanla sınırlı
olmayan bu tür bir sınırlı ehliyetli durum hem kişisel özgürlüklere, insan
haysiyetine aykırı hem de MK’da yer alan şahsın
hakları ve kişinin tasarruf ehliyetinin sınırlandırılması ilke ve
koşullarına aykırı bir durumdur. Bu ağır ve belli bir zamanla
sınırlandırılmayan yaptırımın iptali gerekmektedir.
Bu maddenin Anayasaya aykırılığı
derecesini ve kişi hakları ile ülke ekonomisi bakımından vahametini ve
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)’na verilen
yetkilerin keyfiliğini belirtmek için aşağıdaki hususları açıklamakta yarar
vardır:
Yapılan değişiklik ile SP Kurumlarının
yanı sıra halka açık anonim şirketler de bu madde kapsamına dahil
edilmiştir. Şirketlerin mali durumlarının ciddi surette zayıflamakta olması
halinden müstakil olarak genel ve belirsiz bir ifade ile her türlü mevzuat,
ana sözleşme hükümlerine aykırılık halinde bu şirketlerin yönetim kurulu
üyelerinin ve genel kurullarınca seçilmiş organlarının imza yetkilerini
kaldırmak ve yerlerine, süresini tayin, değiştirme, azletme hakları sadece
Kurula verilmektedir. Mahkemedeki duruşma sonuna kadar genel kurulca
seçilmiş kişilerin yetkisine haiz üyeler tayin etmek suretiyle şirketleri
sahiplerinin elinden almaya Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) sahip ve yetkili
kılınmıştır.
Bir şirket, Sermaye Piyasası Kurulu
(SPK) tebliğlerinde yer alan bildirim yükümlülüğünü bir gün geç yapsa bu
eylem 2499 sayılı Yasa’nın 47. maddesine göre suçtur ve ağır para cezası
yaptırımına tabidir. Böyle bir ihmali gecikme üzerine Sermaye Piyasası
Kurulu (SPK), hemen savcılığa suç duyurusunda bulunacak, kovuşturma
başlatıldıktan sonra yargılamanın sonuçlanmasına kadar Sermaye Piyasası
Kurulu (SPK) derhal şirketin bütün yasal organlarını yönetim kurulu
üyelerini azledecek yerlerine kendi adamlarını tayin ederek mülkiyet
hakkını ihlal edecektir.
Açılan dava sonunda şirketin sahipleri
olan yönetim kurulu üyeleri ya beraat edecek ya da bir miktar yüklü para cezasına mahkum olacaklar.
Fakat ne yazık ki sonuçta şirketler elden gidecektir. Sonuçta Sermaye
Piyasası Kurulu (SPK), bütün yurt ekonomisine hakim bugün hiçbir devlet
organında mevcut olmayan yetkilerle donatılmış bir diktatörlük olacaktır.
Üstelik Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), bu yetkilerini bir şirket için çok
uzun bir süre, 6 ay boyunca kullanacaktır.
Bu madde hükmü;
- Anayasanın Başlangıç kısmının “Her
Türk vatandaşının medeniyet ve hukuk
düzeni içinde onurlu bir hayat sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu
yönde
geliştirme hak ve yetkisine sahip olduğu” yolundaki altıncı fıkrası
hükmüne,
- Anayasa’nın m. 2’de yer alan “...
demokratik bir hukuk devleti” ilkesine,
- Anayasa’nın m.5’de
yer alan; “Devletin kişinin temel hak ve hürriyetlerini
sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleri ile bağdaşmayacak surette
sınırlayan engelleri
kaldırmaya görevli olduğuna” dair hükmüne,
- Anayasa’nın m.6/3 “Hiçbir
kimse veya organ
kaynağını Anayasa’dan
almayan bir devlet yetkisi kullanamaz” hükmüne,
- Ceza davalarında suçluyu tespit ve
tedbir kararını almak görevinin davanın
suç duyurucusu ve müdahili, hukuk davalarında
davacısı yani taraflardan biri olan
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK)’na verilmesi
karşısında Anayasanın “Yargı yetkisi
Türk Milleti adına Bağımsız Mahkemelerce kullanılır” diyen 9. maddesi
hükmüne,
- Anayasanın “Kanunlar Anayasaya aykırı
olamaz” hükmünü taşıyan m. 11/2.
fıkrası hükmüne,
-Anayasa’nın m.19/1’deki
“Herkes kişi hürriyet ve güvenliğine sahiptir” hükmüne,
- Mülkiyet hakkının düzenlendiği m.
35’e,
-Anayasanın “Çalışma ve Sözleşme
Hürriyeti” başlığı taşıyan ve “Herkes
dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel
teşebbüsler kurmak
serbesttir” diyen 48. maddesine,
- Mahkemelerin bağımsızlığına tecavüz
teşkil eden hükümleri dolayısıyla
Anayasanın “Mahkemelerin Bağımsızlığı” başlığını taşıyan 138. maddesi
hükmüne
aykırıdır.
12) 4487 sayılı Kanun’un 23. maddesi
ile yeniden düzenlenen, Sermaye Piyasası Kanunu’nun 46/A maddesinin 1., 3.
ve 7. fıkraları Anayasa’ya aykırıdır.
Anılan fıkralar şöyledir: “...”
İşbu fıkralar, Anayasa’nın;
- TBMM’nin görev ve yetkileriyle ilgili
87.,
- Vergi ödevini düzenleyene 73/3-4.,
maddelerine aykırıdır.
Çünkü yukarıya alınan SPK m. 46/A-1
fıkra ile 7. fıkradaki hükümlere göre fona katılma mecburiyeti ve bu
katılmadaki oranları belirlemenin “... ve risk durumları itibariyle ayrı ayrı belirleyeceği oranlar üzerinden ödeme yapılmasını
...” hükmü pratikte keyfiliğe neden olucu bir durum taşımaktadır. Fona
katılma da bir tür vergi ödeme gibi bir zorunluluk ise bunun Sermaye
Piyasası Kurulu’na (SPK) bırakılması yerine tıpkı diğer fonlara katılım
paylarının belirlenmesinde olduğu gibi yasa ile düzenlenmesi kaçınılmazdır.
O nedenledir ki, gerek zorunluluk gerekse fon payı belirleme Anayasanın bu
alandaki hükümlerine ve en azından m. 87 ve m. 73/3 hükümlerine
aykırılıklar içermektedir.
13) 4487 sayılı Kanun’un 24.
maddesiyle, (Sermaye Piyasası Kanunu’nun) yeniden düzenlenen 46/B maddesinin
3. fıkrası Anayasa’ya aykırıdır:
“Tedricî tasfiye” başlığını taşıyan
madde 46/B’nin 3. fıkrası şöyledir: “.....”
İşbu fıkra hükmü,
a) Anayasa’nın;
-Tüzel kişilikler ile ilgili 33.,
-Temel hak ve hürriyetlerin niteliği
ile ilgili 12.,
-Temel hak ve hürriyetlerin
sınırlanması ile ilgili 13. maddelerine,
b) İHEB’nin
6. ve 7. maddelerine,
c) A.İ.H.S’nin
5, 11/2 ve 15. maddelerine,
aykırıdır.
Zira burada da Anayasanın tüzel
kişilikler ile ilgili m.33 hükümleri ile
kişilerin ehliyetlerinin ancak yargı kararı ile kısıtlanacağına dair m. 12
ve 13 hükümlerine de aykırılıklar vardır.
14) 4487 sayılı Kanun’un 25. maddesi de
Anayasa’ya aykırıdır:
Çerçeve
25. madde ile,
Kanun tekniğinden uzak,
Anayasa’ya aykırı ve karmakarışık bir düzenleme
yapılmıştır.
Söz konusu (25.) madde aynen şöyledir:
“...”
Bu düzenlemenin bilhassa;
B) 1. Bu Kanuna göre Kurul veya Kurul
tarafından görevlendirilenlere istenecek bilgileri vermeyen veya eksik veya
gerçeğe aykırı olarak verenlerle; defter ve belgeleri bu görevlilere ibraz
etmeyen, saklayan, yok eden veya bunların görevlerini yapmalarını
engelleyenler,”
Madde 25/son fıkra (SPK m. 47/2):
“Birinci fıkranın (A), (B) ve (C) bentleri uyarınca verilecek ağır para
cezaları üst sınırla bağlı olmaksızın suçun işlenmesi suretiyle temin
edilen menfaatin üç katından az olamaz” hükümleri,
a) Anayasa’nın;
- Hak arama hürriyetiyle ilgili 36.,
- Kanuni hakim güvencesiyle ilgili 37.
maddelerine,
- Suç ve cezalara ilişkin 38.
maddesinin 1., 2., 4. ve 6. fıkralarına,
- Yargı yolu ile ilgili kuralları
düzenleyen 125/1. maddesine,
b) İHEB m. 7, 8 ve 10 hükümlerine,
c)A.İ.H.S. m.5
ve 6’ya
aykırı düşen hükümler içermektedir.
Cezalarla ilgili olarak 4487 sayılı
Kanun’un 25. maddesi ile SPK m.47’ye getirilen ve
yukarıya aktarılan fıkra ve bentleri ile Anayasa’nın “Kanunsuz suç ve
kanunsuz ceza olmaz.” ilkesi ihlal
edilmiştir. Ayrıca suç ve cezaların kanuniliği ilkesi TCK’nun
ilk iki (1 ve 2) maddesinde düzenlenen hükümleri de ihlal edildiği görülür.
Zira TCK m. 1/1. fıkrada “Kanunun sarih olarak suç saymadığı bir fiil için
kimseye ceza verilmez. Kanunda yazılı cezalardan başka bir ceza ile de
kimse cezalandırılamaz.”
Suç ve cezaların kanuniliğinin amacı,
kişi özgürlük ve güvenliğini teminat altına almak, iktidarın keyfiliklerini
önlemektir. İşte böyle bir durumda kişinin hareketi kuralın suç olarak
düzenlediği soyut tanım içine giriyorsa cezalandırılacak, aksi halde
cezalandırılmayacaktır.
Suç oluşturan bir fiilin kanun
tarafından tanımlanması sonucu kişi hak ve özgürlüğünün, devlet iktidarını
kullananlar ise yetkilerinin sınırlarını bilecek, özgürlük ve yetkilerinin
sınırları aşıldığında da suç işlenmiş olacaktır. Kişi yararı da suç ve
cezaların kanuniliğini gerektirmektedir. Nitekim uygulamada liberal
devletler katı kanunilik ilkesini uygulayarak tercihlerini kişi
özgürlüğünden yana yapmaktadırlar. Otoriter devletler “sosyalist düzene
yönelik tehlike”, “ceza normunun prensipleri, halkın saf ve salim duygusuna
karşı hareket” gibi çok daha esnek bir kanunilik ilkesi benimseyerek
toplumsal düzenin korunmasından yana bir yol izlemektedir.
Ayrıca bilindiği gibi bir ceza normunu
bir fiile kıyas yolu ile uygulamak yasaktır. Hakim fiil hakkında hüküm
bulamadığı zaman boşluğu benzer bir olaya uygulanan hüküm ile
dolduramaz...” Anayasanın 115 ve 124 üncü maddelerinde Yasama organı
ikincil alanların ve yasaların uygulanması durumunu tüzük ve yönetmeliklere
bırakması demek yürütmenin suç ve ceza tespit edeceği anlamına gelmez.
Yasama Organı, yürütme organına veya idareye cezasını kendisi bizzat
koyarak yetki vermemiş ise, yürütme organı suç ihdas edemez veya suç
normunu tamamlayan bir düzenleme yapamaz.
Ayrıca ceza kanunlarının uygulanmasını
göstermek üzere Bakanlar Kurulu veya diğer kamu kurum ve kuruluşları
kendiliklerinden tüzük veya yönetmelik gibi bir tasarrufla ceza kuralı
koyamazlar. Hatta Türk pozitif hukukunda Hükümet, Kanun Hükmünde Kararname
ile dahi bir suç ve ceza belirleyemez. Böyle bir düzenleme geçmişte
Anayasaya aykırı bulunarak Anayasa Mahkememizce iptal edilmiştir. (Ayrıca bkz. D. Soyaslan, s. 198-204,
1998)
Bu maddede belirlenen suçlar somut bir
şekilde tanımlanmamış, standart ve formlara aykırılık genel ve özel
kararlara uymamak gibi, soyut tanımlara yer verilmiştir. SPK’nın genel ya da özel
nitelikli kararlarına aykırılığın, yargı kararına dayanmaksızın suç
oluşturması Anayasa “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” yan başlığını taşıyan
Madde 38/1 ve 2. fıkralarında yer alan “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte
bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye
suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir
ceza verilemez.
Suç ve ceza zamanaşımı ile ceza
mahkumiyetinin sonuçları konusunda da yukarıdaki fıkra uygulanır.”
Ayrıca maddenin 47/A fıkrasında yedi
bent içerisinde sayılı fiillere aykırılık halinde 2 yıldan 5 yıla kadar
hapis cezası ile 25 milyar liraya kadar ağır para cezası öngörülmüştür.
Ekonomik suça bu kadar ağır hapis cezası verilmesinin hiçbir mantığı
yoktur. Bu hüküm diğer özel ceza yasalarındaki benzer hükümlere göre çok
daha yüksektir. Bu suçu düzenleyen TCK’nun m. 510
da hizmet sebebiyle emniyeti suiistimal suçu için belirlenen “bir yıldan üç
yıla kadar hapis cezası hükmüne göre oldukça yüksektir. Maddenin eski
halinde tespit olunan ceza bir yıldan üç yıla kadar olup, hem makul
seviyede idi ve hem de TCK ile uyumluydu. Bu nedenle maddenin eski haliyle
kalması yerinde olacaktı. Ama aceleye getirilen bu düzenleme eşit suça eşit
ceza kuralının da ihlaline neden olmuştur.
Bu SPK m. 47/A-5’in düzenlenmesinde
fiilin “takibi şikayete bağlı suç” tanımına uygun ve şikayete bağlı bir suç
olarak düzenlenmesi ve şikayetin geri alınması halinde davanın düşeceği
hükmünün eklenmesinde yarar bulunmakta idi. Zira girmeye çabaladığımız AB
ülkelerinde, mali konularla ilgili bu tür suçların ve faillerinin kovuşturulması
hep şikayete bağlanmıştır. Yatırımcıyı zarara uğratan ve takibi şikayete
bağlı suçlar cümlesinden sayılmaktadır.
Değişiklik yapılan 47’nci maddenin tüm
fıkralarında suçu işleyen gerçek kişilerle birlikte, “Tüzel kişilerin
yetkilileri” de cezalandırmaktadır. Bu hüküm suç ve cezaların şahsiliği
ilkesine aykırı olduğu gibi, hak ve nesafet
kurallarına da aykırıdır. Bir şirket görevlisinin işlediği bir suçtan,
bütün şirket yetkililerinin sorumlu tutulması hukukla, uluslar arası
metinlerde (İHEB ve İHAS’da) yer alan kurallarla
ve Anayasa hükümleriyle bağdaşmamaktadır. Anayasanın m. 37 ve özellikle m.
38/1, 4, 6 hükümlerine aykırıdır, o nedenle de bu fıkra ve bentlerin iptali
gerekmektedir.
Yine bu maddenin yukarıya alınan son
fıkrasında bilinmeyen bir kısım cezalardan söz edilmektedir. Bir diğer
ifadeyle idare sanki yapacağı iç düzenlemeyle hem idari türden bir suç
belirlemekte hem de bunlara bir ceza koymaktadır. Bu cezanın neler olduğu
da o anda belli değildir.
İşte bu cümleden olarak m. 47/2.
fıkrasında yer alan; “Birinci fıkranın (A), (B) ve (C) bentleri uyarınca
verilecek ağır para cezaları üst sınırla bağlı olmaksızın suçun işlenmesi
suretiyle temin edilen menfaatin üç katından az olamaz.” ifadesinde meçhul
bir ceza konulmuş olmaktadır. Zira “... temin edilen menfaatin...” ne
olduğunu şu anda kimse söyleyemeyeceği gibi suçun meydana geldiği anda da
söylemek mümkün değildir. Şayet bu bir tazminat ise o zaman yasal
düzenlemenin cezalarla ilgili kısmında neden yer verilmiştir? Ceza koyma ve
cezalandırma siyasetine tamamen aykırı bir hükümdür.
15) Kanun’un 26. maddesi de Anayasa’ya
aykırıdır:
26. madde ile Sermaye Piyasası
Kanunu’na, idari para cezalarını düzenleyen 47/A maddesi eklenmiştir.
Yapılan ekleme şöyledir: “...”
26. madde ile Sermaye Piyasası Kanunu’na
eklenen 47/A maddesinin bilhassa 1., 2. ve 5. fıkraları açıkça Anayasa’ya
aykırıdır. Yukarıda kaydedildiği gibi anılan fıkralar şöyledir:
“MADDE 47/A.- 1. fıkra: Bu Kanuna
dayanılarak yapılan düzenlemelere, belirlenen standart ve formlara ve Kurulca
alınan genel ve özel nitelikteki kararlara aykırı hareket ettiği tespit
edilen gerçek kişiler ve tüzel kişiler hakkında gerekçesi belirtilmek
suretiyle Kurul tarafından 2 milyar liradan 10 milyar liraya kadar para
cezası verilir.
2. fıkra: idari para cezalarının
uygulanmasından önce ilgilinin savunması alınır. Savunma istendiğine
ilişkin yazının tebliğ tarihinden itibaren bir ay içinde savunma
verilmemesi halinde, ilgilinin savunma hakkından feragat ettiği kabul
edilir.
5. fıkra: Bu cezalar ilgililere tebliğ
tarihinden itibaren 30 gün içerisinde Yatırımcıları Koruma Fonu’na
ödenmediği takdirde bu Fon tarafından 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil
Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre takip ve tahsil olunur ve Fona irat
kaydolunur.”
Bu (1., 2. ve 5.) fıkralar,
a) Anayasa’nın;
- Kanuni hakim güvencesiyle ilgili 37.
maddesine,
- Suç ve cezalara ilişkin 38.
maddesinin 1., 3. ve 8. fıkralarına,
- Yargı yolu ile ilgili kuralları
düzenleyen 125. maddesinin 1. fıkrasına,
b) İHEB; m. 7, 8 ve 10 hükümlerine
c) A.İ.H.S., m. 5, 6 ve 7’ye;
aykırıdır.
Çünkü bu m. 26 ile Sermaye Piyasası
Kanunu’na eklenen ek m. 47/A ile Sermaye Piyasası Kurulu’na (SPK) idari
para cezası koyma ve bu cezaları uygulama yetkisi tanınmıştır. Bu durumda
idare bir yandan işlemler hakkında hem ceza belirlemekte ve hem de bu
cezaları uygulamaktadır. Oysa Anayasa’nın anılan maddelerinde ve
uluslararası metinlerde ceza koyma işi ancak Kanunla olacağı hükmü yer
almaktadır. Bunun uygulanması, kesilmesi işi ise idareye verilmektedir.
Yasanın tümünde ve bu maddesinde yer yer geçen
cezalara karşı itiraz yolu açık mı değil mi? Bu belirtilmemiştir. Dolayısı
ile hak arama özgürlüğüne de bir açıklık kazandırılmamıştır.
Cezanın uygulanmasının şartı; SPK’ca yapılan düzenlemelere, belirlenen standart ve
formlara, Kurulca alınan genel ve özel nitelikteki kararlara aykırı hareket
etmektir. Bu ek madde hükmü ile Kurula son derecede geniş yetkiler
tanınmıştır. Belirlenen standart ve formlara aykırılığın ne olduğu belli
değildir. Ayrıca Kanunda açıkça tanımlanmayan fiiller de cezalandırılmış
olacaktır. Kurulun genel ve özel nitelikteki kararlarının ne olacağı
önceden belli olmayıp tamamen Kurulun o andaki tespit ve takdirlerine
bırakılmış bir durum arz etmektedir.
Daha önceki maddelerde de belirtildiği
üzere hukuk metinleri karşısında maddenin anılan fıkralarının iptali
cezalandırma siyasetinin, suç ve cezanın kanuniliği ilkesinin bir
gereğidir.
16) 4487 sayılı Kanun’un Çerçeve 30.
maddesinin 3. fıkrası ile, yine aynı Kanun’un 28. maddesi ile 2499 sayılı
Sermaye Piyasası Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” maddesi Anayasa’ya aykırıdır.
Anılan Kanun’un Geçici 3. maddesi
şöyledir: “...”
Çerçeve madde 30 ise yürürlük
maddesidir.
30. maddenin iptali istenen 3.
fıkrasına göre 4487 sayılı Kanun’un ücretle ilgili hükümleri 1.1.2005
yılında yürürlüğe girecektir. Böylece ücretle ilgili haksız uygulamalar
1.1.2005 tarihine kadar devam edecektir.
Halbuki bu düzenleme;
Anayasa’nın;
- “Kanun önünde eşitlik” ilkesini
düzenleyen m.10/2 ve 3.
- “Çalışma hakkı ve ödevinin”
düzenlendiği 49/1 ve 2.
- “Ücrette adaletin sağlanılması” ile
ilgili 55/1 ve 2. maddelerine,
İHEB’nin 1 ve 2. maddelerine aykırıdır.
Burada, yasama organınca farkedilen bir yanlışlık, SPK çalışanlarına,
emsallerine nazaran ücret bakımından önemli bir ayrıcalık içeren; (2499
Sayılı SPK md. 28/a fıkrasındaki) hüküm bu kez 13. madde ile
düzenlenmiştir. Eşit işe eşit ücret ve ücrette adalet ilkelerine uygun hale
getirilmiştir.
13. madde ile yapılan bu düzenleme,
geçici 3. madde ile getirilen hükümle çarpıtılarak “13. maddeye göre, yani
en yüksek devlet memurunun her türlü ödemeler dahil ücretlerini geçmemek üzere belirlenen ücretle, halen almakta
oldukları ücretler arasında aleyhte bir fark doğarsa, bu farkın hiçbir
vergi ve kesintiye gidilmeden fark kapanıncaya kadar tazminat olarak
ödenmesi şeklinde, diğer kamu personelinden ayrıcalıklı, gayrı adil bir
uygulamanın devamı sağlanmıştır.
13. maddeyle getirilen düzenleme geçici
3. maddeyle fasit kılınmıştır. Bu gayrı adil uygulamanın belli bir süre
sonra, yani aradaki farkın kapanmasıyla sona ermesi söz konusu olduğundan,
hem kanun yapma tekniğiyle, hem eşitlik ve adalet kavramlarıyla, hem de
kamu vicdanıyla bağdaştırılamayan “yürürlük” başlıklı 30. maddenin 3.
fıkrasıyla Kanun’un “13. madde ve geçici 3. maddesi 01.01.2005 tarihinde
yürürlüğe girer” hükmü getirilmek suretiyle, eşitlik ve hukuk dışı
uygulamanın 5 yıl daha devamı garanti altına alınmak istenmiştir.
İşte burada açıkça kanun koyucunun
amacını aşma, yanlış kanun yapma söz konusudur. Zira hem bir yanlışlık
düzeltiliyor hem de eski yanlış olan uygulamaya beş yıl gibi uzun bir süre
daha hayat hakkı, uygulanma şansı tanınmaktadır.
Sermaye Piyasası Kurulu’nda
uygulanmakta olan ücret sistemi doğru ise, Kanun’un 13. maddesiyle bu
uygulamaya niçin son verilmek istenmiştir?
Kanun’un 13. maddesiyle getirilen
uygulama doğru ise, geçici 3. madde ile “halen almakta oldukları
ücretlerle, 13. maddeye göre belirlenen ücretler arasındaki farkın tazminat
olarak verilmesi” hükmü niçin getirilmiş, bu da yeterli görülmeyerek, TBMM
Genel Kurulu’nda verilen bir önerge ile Kanun’un 30. maddesindeki yürürlük
tarihi bu maddeler için 01.01.2005 tarihine niçin ertelenmiştir?
En yüksek Devlet memurunun her türlü
ödemeleri dikkate alınarak tespit edilen ücret üzerinden belirlenecek ücret
dahi yetersiz görülen SPK Başkan ve üyeleri, bu maddeler hükümleriyle
Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10. maddesine aykırı bir
şekilde, diğer kamu görevlilerine göre “mümtaz ve imtiyazlı bir sınıf”
haline getirilmektedirler.
Bu Kanun hükümleriyle imtiyazlı sınıf
haline getirilen SPK Başkan ve üyeleri ve diğer personeliyle, asgari geçim
standardının altında belirlenen “asgari ücretle” çalışanlar ve ilk dönem
için %15 olmak üzere yıllık %25 zamma layık görülen diğer kamu
çalışanlarını kıyaslamayı bir tarafa bıraksak dahi, Kanun’un bu
maddelerinin uygulaması SPK içindeki ücret adaletsizliğinin 5 yıl daha
devamına ve pek çok haksızlıklara yol açacaktır.
II. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI SEBEPLERİ
1) 4487 Sayılı Kanun’un 1., 2., 10.,
15., 20., 22. ve 26. maddelerini, yukarıda
ayrıntılı olarak açıklandığı gibi Anayasa’nın birçok maddesine açıkça
aykırıdır.
2) Bu (l, 2., 10., 15., 20., 22. ve
26.) maddelerin uygulanması halinde hem
bütün Küçük ve orta Büyüklükteki işletmelerin hem de tüm Milli Ekonominin
telafisi imkansız zararlar göreceği hiçbir duraksamaya yer bırakmayacak
kadar açık
ve kesindir.
3) Bu maddeler, Anayasa Mahkemesi’nin
daha önceki birçok kararına da
aykırıdır.
4) Söz konusu maddeler hakkında
yürürlüğün durdurulması kararı verilmesi halinde, hukukumuzda önemli bir
boşluk meydana gelmeyecektir.
5) İşbu maddeler hakkında yürürlüğün
durdurulması kararı verilmeyip de bilahare iptal
kararı vermek
gerektiğinde, iptal kararı
büyük ölçüde etkisiz kalacaktır.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenen Yasa Kuralları
İptali istenen Yasa kuralları şöyledir:
1- “MADDE 1.- 28.7.1981
tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa aşağıdaki 10/A maddesi
eklenmiştir.
MADDE 10/A.- Sermaye piyasası araçları ve bunlara ilişkin
haklar; özel hukuk tüzel kişiliğini haiz bir Merkezi Kayıt Kuruluşu
tarafından kayden izlenir. Bu Kuruluş, Kurulun
gözetim ve denetimi altındadır. Merkezi Kayıt Kuruluşunun kuruluş,
faaliyet, çalışma ve denetim esasları Bakanlar Kurulunca çıkarılacak bir
yönetmelikte belirlenir.
Kayıtlar, Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından,
bilgisayar ortamında, ihraçcılar, aracı
kuruluşlar ve hak sahipleri itibariyle tutulur. Kayıt edilen haklar bu
Kanunun 7 nci maddesi uyarınca senede bağlanmaz.
Sermaye piyasası araçlarının nama veya hamiline yazılı hesaplarda kayıt
esasları ile kayıtların nasıl tutulacağı ve kayıtların tutulmasında
yapılacak işlemlere ilişkin usul ve esaslar Kurulca bir tebliğ ile
belirlenir.
Kayden
izlenen sermaye piyasası araçları üzerindeki hakların üçüncü kişilere karşı
ileri sürülebilmesinde, Merkezi Kayıt Kuruluşuna yapılan bildirim tarihi
esas alınır.
Kurul bu madde kapsamında kaydı tutulacak hakları,
bu hakların bağlı olduğu sermaye piyasası araçlarını, türleri ve ihraçcıları itibariyle belirleyebilir.
Payların devrinin, Türk Ticaret Kanununun 417 nci maddesi çerçevesinde ortaklıklar tarafından pay
defterine kaydında, ilgililerin başvurusuna gerek kalmaksızın Merkezi Kayıt
Kuruluşu nezdinde ihraçcılar
itibariyle tutulan kayıtlar esas alınır.
Merkezi Kayıt Kuruluşu, ihraçcılar
ve aracı kuruluşlar, kendi tuttukları kayıtların yanlış tutulmasından
dolayı hak sahiplerinin uğrayacağı zararlardan kusurları oranında
sorumludur.
...”
2- “MADDE 2.- Sermaye Piyasası Kanununun değişik 11 inci maddesi
madde başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Ortak hükümler
Madde 11.- Pay sahibi sayısı 250’yi aşan anonim
ortaklıkların hisse senetleri halka arzolunmuş
sayılır ve bu ortaklıklar, halka açık anonim ortaklık hükümlerine tabi
olurlar.
Kurul, bu Kanuna tabi ihraçcıların
kaydını tutar. İhraçcılar, sermaye piyasası
araçlarının herhangi bir şekilde halka satıldığını veya halka açık anonim
ortaklık statüsünün kazanıldığını öğrendikleri tarihten itibaren otuz gün
içinde Kurula bildirmek zorundadırlar. Ortaklık denetçileri, bu durumu
öğrendikleri tarihte, ihraçcının yönetim kuruluna
ve Kurula bildirmekle yükümlüdürler.
Kurulca yapılan incelemelerde, bu Kanuna tabi
ortaklıkların menkul kıymetlerinin ikinci el piyasasının oluştuğu
anlaşıldığı takdirde; Kurul, bu ortaklıkların doğrudan ya
da dolaylı ortak sayısını veya bilânço büyüklüğünü dikkate alarak, menkul
kıymetlerine borsada işlem görme şartı getirebilir.
Bu Kanun kapsamına giren ihraçcılardan;
anonim ortaklık niteliğini haiz olmayanlar, sermaye piyasası araçlarını
halka arz etmeyenler, aktif toplamı, brüt satış hâsılatı, ihraç veya halka
arz tutarı Kurulun belirleyeceği miktardan az olanlar veya diğer sermaye
piyasası araçlarını ihraç veya halka arz edenler Kurulca bu Kanuna tabi
olmalarından kaynaklanan yükümlülüklerinden kısmen veya tamamen muaf
tutulabilirler. Bu muafiyet şartları, ihraçcıların
Kurul kaydından çıkma veya çıkarılma esasları ile halka arz işlemlerinden
kısmen muafiyet şartları tebliğlerle belirlenir.
Kurulca belirlenecek esaslar dahilinde, ulusal veya
uluslararası piyasalarda tedavülü kolaylaştırmak amacıyla, depo edilen
menkul kıymetlerin verdiği hakları aynen sağlayan, onlara özdeş hamiline
yazılı “depo edilen menkul kıymet sertifikaları” çıkarılabilir.
...
...
...
Halka açık anonim ortaklıkların esas
sözleşmelerinin değiştirilmesi için Sanayi ve Ticaret Bakanlığına
başvurulmadan önce Kurulun uygun görüşünün alınması zorunludur.”
3- “MADDE 3.- Sermaye Piyasası Kanununun 12 nci
maddesinin Anayasa Mahkemesince iptal edilen altıncı fıkrası aşağıdaki
şekilde düzenlenmiştir.
Yönetim kurulunun bu maddedeki esaslar çerçevesinde
aldığı kararlar aleyhine, Türk Ticaret Kanununun 381 inci maddesinin
birinci fıkrasında sayılan hallerde yönetim kurulu üyeleri, denetçiler veya
hakları ihlâl edilen pay sahipleri, kararın ilânından itibaren otuz gün
içinde anonim ortaklık merkezinin bulunduğu yer ticaret mahkemesinde iptal
davası açabilirler. Bu halde, Türk Ticaret Kanununun genel kurul
kararlarının iptaline ilişkin 382, 383 ve 384 üncü maddeleri hükümleri
uygulanır. Şirket, davanın açıldığını öğrendiği tarihi izleyen üç işgünü
sonuna kadar durumu Kurula bildirmekle yükümlüdür.”
4- “MADDE 4.- Sermaye
Piyasası Kanununun 13/A maddesinin
Anayasa Mahkemesince iptal edilen son fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden
düzenlenmiştir.
Varlığa dayalı menkul kıymetler itfa edilinceye
kadar, bunların karşılığını oluşturan alacaklar ve duran varlıklar, başka
bir amaçla tasarruf edilemez, rehnedilemez,
teminat gösterilemez, haczedilemez.”
5- “MADDE 5.- Sermaye Piyasası Kanununun 15 inci maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Madde 15.- Halka açık anonim ortaklıkların esas
sözleşmelerinde birinci temettü oranının gösterilmesi zorunludur. Bu oran,
Kurul tarafından belirlenecek ve tebliğlerle ilân edilecek miktardan aşağı
olamaz. Kurul, ihraçcıların türleri ve dağıtılabilir
kâr tutarları itibariyle temettü dağıtım zorunluluğunu kaldırabilir veya
erteleyebilir.
...
...
Halka açık anonim ortaklıklar, sermaye piyasası
mevzuatına uygun olarak düzenlenmiş ve bağımsız denetimden geçmiş üçer
aylık ara dönemler itibariyle hazırladıkları malî tablolarında yer alan
kârlarından, kanunlara ve esas sözleşmeye göre ayırmak
zorunda oldukları yedek akçeler ile vergi karşılıkları düşüldükten sonra
kalan kısmın yarısını geçmemesi, ana
sözleşmelerinde hüküm bulunması ve genel kurul kararıyla ilgili yılla
sınırlı olmak üzere yönetim kuruluna yetki verilmesi koşullarıyla temettü
avansı dağıtabilirler. Her ara dönemde verilecek temettü avansı bir önceki
yıla ait bilânço kârının yarısını aşamaz. Önceki dönemde ödenen temettü
avansları mahsup edilmeden ilave temettü avansı verilmesine ve temettü
dağıtılmasına karar verilemez. Temettü avansı dağıtımına karar verilmesinde
ve avansın ödenmesinde Türk Ticaret Kanununun, bilânço ve gelir tablosunun
kabulüne ve kârın dağıtılmasına ilişkin olup, bu madde hükmüne aykırı olan
hükümleri uygulanmaz. Yönetim kurulu üyeleri ve temsilcisi oldukları tüzel
kişiler, şirket denetçileri, bağımsız denetimi yapanlar ve bağlı oldukları
gerçek ve tüzel kişiler, ara dönemler bilânço ve gelir tablolarının gerçeği
aksettirmemesinden veya mevzuat ile muhasebe ilke ve kurallarına uygun
olarak düzenlenmemiş olmasından doğan zararlar için şirkete, pay
sahiplerine, şirket alacaklılarına ve ayrıca doğrudan doğruya olmak üzere
temettü avansının kararlaştırıldığı veya ödendiği bilânço yılı içinde pay
senedi iktisap etmiş bulunan kişiler ile üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumludurlar. Hukukî sorumluluk doğuran
hallerin varlığı halinde, pay sahipleri, yönetim kurulu üyeleri, denetçiler
ve Kurul tarafından kararın ilânından itibaren otuz gün içinde, 12 nci maddenin altıncı fıkrasındaki esaslar çerçevesinde
iptal davası açılabilir. Kurul, yasalardan kaynaklanan yükümlülüklerin
doğruluk incelemesi dahil bilânço ve gelir tablolarını denetleme ve
düzeltmeye yetkilidir. Vergi Usul Kanunun vergi incelemesine ilişkin
hükümleri saklıdır. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin esaslar Kurul
tarafından belirlenir.
Halka açık anonim ortaklıkların sermaye
artırımlarında, bedelsiz paylar artırım tarihindeki mevcut paylara
dağıtılır.
Halka açık anonim ortaklıklar; yönetim, denetim
veya sermaye bakımından dolaylı veya dolaysız olarak ilişkili bulunduğu
diğer bir teşebbüs veya şahısla emsallerine göre bariz şekilde farklı
fiyat, ücret ve bedel uygulamak gibi örtülü işlemlerde bulunarak kârını ve/veya
mal varlığını azaltamaz."
6- “MADDE 10.- Sermaye Piyasası Kanununun değişik 22 nci maddesinin birinci fıkrasının Anayasa Mahkemesince
iptal edilen (j), (n), (r) ve (s)
bentleri aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiş, (c), (d), (g), (h), (i),
(k), (l) bendleri değiştirilmiş, fıkraya (t),
(u), (v) ve (y) bentleri ile maddenin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.
c) Bu Kanuna tabi sermaye piyasası kurumlarının
malî bünyeleri ve kaynaklarının kullanımı ile ilgili standart rasyoları genel olarak ya da
faaliyet alanları veya kurumların türleri itibariyle belirlemek, bu rasyoların yayımlanmasına ilişkin usul ve esasları
düzenlemek,
i) Halka açık anonim ortaklıkların genel
kurullarında genel hükümler çerçevesinde vekaleten oy kullanılmasına
ilişkin esasları belirlemek ve bu ortaklıklarda yönetim kontrolünün el
değiştirmesine yol açacak oranda vekâlet toplayan ya
da pay iktisap edenlerin, diğer payları satın alma yükümlülüğüne ve
azınlıktaki ortaklıkların da kontrolü ele geçiren kişi veya gruba paylarını
satma hakkına ilişkin düzenlemeleri yapmak,
j) Ekonomik ve finansal
göstergelere, sermaye piyasası araçlarına, mala, kıymetli madenlere ve
dövize dayalı vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri dahil her türlü türev
araçların niteliklerini, alım ve satım esaslarını, bu araçların işlem
göreceği borsalar ve piyasalarda çalışacakların denetim, faaliyet ilke ve
esasları ile yükümlülüklerini, teminatlar, takas ve saklama sistemi
konularındaki esas ve usulleri düzenlemek,
r) Gayrimenkullerin
değerlemesini yapabilecek ekspertiz kurumlarından sermaye piyasasında
faaliyette bulunacaklara ilişkin şartları belirlemek ve bu şartlara uyan
kuruluşları listeler halinde ilân etmek,
v) Kanuna tabi anonim ortaklıkların genel
kurullarında yönetim ve denetim kurulu üyelerinin seçimlerine ilişkin
kararlarda her bir üyelik için kullanılacak oy hakkının, kısmen veya
tamamen bir veya birkaç üyenin seçiminde birikimli olarak kullanılabilmesi
yöntemine ilişkin düzenlemeleri yapmak,
Kurul yetkilerini, düzenleyici işlemler tesis
ederek ve özel nitelikli kararlar alarak kullanır. Düzenleyici işlem
niteliğindeki yönetmelik ve tebliğler, Resmi Gazete’de yayımlanarak
yürürlüğe konulur. Özel nitelikli kararlardan kamuoyunu ilgilendirenler,
Kurulun haftalık bülteni ile ilgili kişi ve kuruluşlara duyurulur.”
7- “MADDE 15.- Sermaye Piyasası Kanununun değişik 34 üncü maddesi
madde başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Aracı kuruluşların faaliyet şartları
Madde 34.- Aracı kuruluşların aracılık
faaliyetlerine ilişkin esaslar Kurul tarafından düzenlenir. Kurul, her bir
aracılık faaliyetinin ayrı kuruluşlar tarafından yapılmasına ilişkin
düzenlemeler yapmaya yetkilidir. Aracı kuruluşlar, Kurulca belirlenecek
esaslar dahilinde, izin almak şartıyla, diğer sermaye piyasası
faaliyetlerinde de bulunabilirler.
Borsada işlem yapacak aracı kuruluşların, ilgili
borsadan borsa üyelik belgesi almaları zorunludur.
Aracı kurumların faaliyet ve merkez dışı örgütleri
ile ilgili ilkeler Kurulca belirlenir. Aracı kurumların merkez dışı
örgütlerine Kurulca izin verilir.
Aracı kurumların, işlemlerinin sermaye piyasası
ilkelerine ve mevzuatına uygunluğunu denetlemek üzere yeteri kadar müfettiş
çalıştırmaları zorunludur.
Aracı kuruluşların, sermaye piyasası faaliyetleri
nedeniyle yatıracakları teminatların türü, miktarı, kullanım alanı ve şekli
Kurulca belirlenir. Teminatlar rehnedilemez,
haczedilemez, kullanılma amaçları dışında tasarruf edilemez, üçüncü
kişilere devredilemez.
Sermaye piyasası kurumlarının pay devirlerinde
Kuruldan izin alınması zorunludur. Bu fıkraya göre izin alınmadan yapılan
devirler pay defterine kaydolunmaz. Bu hükme aykırı olarak pay defterine
yapılan kayıtlar hükümsüzdür. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin esaslar
Kurulca belirlenir.
Sermaye piyasası faaliyetlerinde bulunacak yabancı
kuruluşlara ilişkin esaslar Kurulca belirlenir.”
8- “MADDE 19.- Sermaye
Piyasası Kanununa aşağıdaki 40/B maddesi eklenmiştir.
MADDE 40/B.- Türkiye'de sermaye piyasasında
aracılık faaliyetinde bulunmaya bu Kanunla yetkili kılınmış kuruluşlar,
tüzel kişiliği haiz kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşu olan
Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliğine üye olmak için
başvurmak zorundadırlar. Bunun için ilgili kuruluş, aracı kuruluş
niteliğini kazandığı andan itibaren üç ay içinde gerekli başvuruyu yapmakla
yükümlüdür. Anılan yükümlülüğe uymayan kuruluşların aracılık faaliyetleri
Kurulca durdurulur.
...
...”
9- “MADDE 20.- Sermaye Piyasası Kanununa aşağıdaki 40/C maddesi
eklenmiştir.
...
...
...
...
Üyeler, Birlik Statüsüne ve Birlikçe alınacak
kararlara uymak zorundadırlar.
Birliğin her türlü işlem ve hesapları Kurul
tarafından denetlenir. Üyeliğe kabul başvurusunun reddi, üyelikten geçici
ve sürekli çıkarmaya ilişkin olarak Birliğin yetkili organınca alınan
karara karşı, kararın ilgiliye tebliğini izleyen on iş günü içerisinde
Kurul nezdinde itiraz edilebilir. İtiraza ilişkin
olarak Kurulca verilecek kararlar kesindir.”
10- “MADDE 21.- Sermaye Piyasası Kanununun değişik 45 inci maddesi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
Madde 45.- Bu Kanun ve diğer kanunların sermaye
piyasası ile ilgili hükümlerinin uygulanmasının ve her türlü sermaye
piyasası faaliyet ve işlemlerinin denetimi Kurul uzman ve uzman
yardımcıları tarafından yapılır.
Kurulca görevlendirilen Kurul uzman ve uzman
yardımcıları; ihraçcılar, sermaye piyasası
kurumları, bunların iştirak ve kuruluşları ile diğer gerçek ve tüzel
kişilerden bu Kanun ve diğer kanunların sermaye piyasasına ilişkin
hükümleriyle ilgili görecekleri bilgileri istemeye, bunların tüm defter, kayıt
ve belgelerini ve sair bilgi ihtiva eden vasıtalarını incelemeye ve
bunların örneklerini almaya, işlem ve hesaplarını denetlemeye, ilgililerden
yazılı ve sözlü bilgi almaya, gerekli tutanakları düzenlemeye yetkili olup,
ilgililer de istenilen bilgi, belge, defter ve sair vasıtaların örneklerini
vermek, yazılı ve sözlü bilgi vermek ve tutanakları imzalamakla
yükümlüdürler.
Birinci ve ikinci fıkra hükümleri çerçevesinde
kendilerinden bilgi istenilen gerçek ve tüzel kişiler özel kanunlarda
yazılı gizlilik ve sır saklama hükümlerini ileri sürerek bilgi vermekten
imtina edemezler.
Denetimle görevlendirilen uzmanlar tarafından
istenecek defter, evrak, dosya, kayıt ve diğer belgelerin ibraz veya teslim
edilmemesi halinde, ihraçcılar, sermaye piyasası
kurumları, bunların iştirak ve kuruluşları nezdinde
arama yapılabilir. Arama, Kurulun gerekçeli bir yazı ile arama kararı
vermeye yetkili sulh ceza hâkiminden talepte bulunması üzerine, sulh ceza
hâkiminin istenilen yerlerde arama yapılmasına karar vermesi halinde yapılabilir.
Aramada bulunan ve incelenmesine lüzum görülen defterler ve belgeler
ayrıntılı bir tutanakla tespit olunur ve yerinde incelemenin mümkün
olmadığı hallerde, muhafaza altına alınarak inceleme yapanın çalıştığı yere
sevk edilir. Arama sonucunda alınan defter ve belgeler üzerindeki
incelemeler en geç üç ay içinde sonuçlandırılarak bir tutanakla sahibine
geri verilir.
Bu madde uyarınca yapılacak tebligatlara, Tebligat
Kanunu hükümleri uygulanır.”
11- “MADDE 22.- Sermaye
Piyasası Kanununun değişik 46 ncı maddesinin
birinci fıkrasının Anayasa Mahkemesince iptal edilen (c), (g), (h), (i) ve
(j) bendleri ile ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkra
hükümleri aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiş, birinci fıkranın (a) ve (f) bendleri değiştirilmiş, bu fıkraya ((k) bendi ve maddenin sonuna iki fıkra eklenmiştir.
a) Kurula kayıt yükümlülüğü yerine getirilmeksizin
yapılmış ihraç, halka arz ve satış işlemleriyle, izinsiz sermaye piyasası
faaliyetlerinin durdurulması için gerekli her türlü tedbiri almaya; kayıt
yükümlülüğüne uyulmaksızın yapılan halka arz ve satış sonucu satılan kısmın
karşılığı ve satışı yapılacak senetler için her türlü teminattan muaf
olarak ihtiyatî tedbir ve ihtiyatî haciz istemeye, tedbir ve haciz
tarihinden itibaren altı ay içinde dava açmaya veya takip yapmaya; her
türlü hukukî ve cezaî sorumluluk saklı kalmak kaydıyla, izinsiz sermaye
piyasası faaliyet ve işlemlerinin doğurduğu sonuçların iptali için tespit
tarihlerinden itibaren üç ay, vukuu tarihlerinden itibaren bir yıl içinde
dava açmaya,
...
c) Bu Kanuna tabi anonim ortaklık ve sermaye
piyasası kurumlarının, kanuna, esas sözleşme hükümlerine veya işletme
maksat ve mevzuuna aykırı görülen durum ve işlemleri ile sermayenin
azalmasına veya kaybına yol açan işlemlerinin hukuka aykırılığının tespiti
veya iptali için dava açmaya, Türk Ticaret Kanunu hükümleri saklı kalmak
kaydıyla ilgililerden aykırılıkların giderilmesi için tedbir almasını ve
öngörülen işlemleri yapmasını istemeye ve gerektiğinde bu halleri ilgili
mercilere intikal ettirmeye,
...
...
f) Denetimle görevlendirilenler tarafından
istenecek defter, evrak, dosya, kayıt ve bilgi ihtiva eden diğer
vasıtaların ibraz veya teslim edilmemesi halinde, gerektiğinde mahkemeye
başvurarak, bunların ibraz veya tesliminin sağlanmasını talep etmeye,
g) Sermaye piyasası kurumlarının mevzuat, esas
sözleşme ve içtüzük hükümlerine aykırı faaliyetlerinin tespit edilmesi
halinde, ilgililerden aykırılıkların giderilmesi ve kanuna, işletme amaç ve
ilkelerine uygunluğun sağlanmasını istemeye; aykırılıkta sorumluluğu tespit
edilen kurum görevlilerinin, haklarında kovuşturmaya geçildikten
sonra yargılama sonuçlanıncaya kadar imza yetkilerini sınırlandırmaya veya
kaldırmaya; aykırılıkların giderilmemesi veya giderilemeyecek
aykırılıkların tespit edilmesi durumunda, gerekli her türlü tedbiri almaya
ve bu kurumların faaliyetlerini geçici veya sürekli olarak durdurmaya ve
yetkilerini kaldırmaya,
h) Sermaye piyasası kurumlarının, malî yapılarının
ciddi surette zayıflamakta olduğunun tespiti halinde; verilecek uygun süre
içinde, malî durumlarının güçlendirilmesini istemeye; kurum görevlilerinin
imza yetkilerini sınırlandırmaya veya kaldırmaya; verilen bu süre içinde,
bu kurumlar tarafından gerekli tedbirlerin alınmaması halinde veya malî
durumlarının taahhütlerini karşılayamayacak kadar zayıflamış olduğunun
tespiti halinde gerekli tedbirleri almaya, herhangi bir süre vermeksizin
kurumların faaliyetlerini geçici olarak durdurmaya veya sürekli olarak
durdurarak yetkilerini kaldırmaya; bu tedbirlerden netice alınmadığı takdirde
tedricî tasfiyelerine karar vermeye ve tasfiyenin bitmesini takiben
gerektiğinde veya tedricî tasfiyeye gitmeksizin doğrudan iflaslarını
istemeye,
i) Kanunun 47 nci madde
(A) bendi hükmünde sayılan fiillere doğrudan ya
da dolaylı olarak iştirak ettikleri Kurulca tespit edilen gerçek veya tüzel
kişilerin, borsalar ve teşkilatlanmış diğer piyasalarda geçici veya sürekli
olarak işlem yapmalarının önlenmesini teminen
gerekli tedbirleri almaya,
j) Gerek görülen hallerde, halka açık anonim
ortaklıkların genel kurullarına, oy hakkı bulunmaksızın bir gözlemci
göndermeye,
...
Yetkilidir.
Yetkileri sürekli olarak kaldırılan sermaye
piyasası kurumlarının malvarlıkları, yetkinin kaldırılmasına ilişkin Kurul
kararının alındığı tarihten itibaren tedricî tasfiye işlemlerinin
tamamlandığı ilân edilinceye; tedricî tasfiyeyi takiben veya doğrudan iflas
talebinde bulunulması halinde, iflas talebinin mahkemece esastan karara
bağlanmasına kadar, tedricî tasfiye çerçevesinde Yatırımcıları Koruma Fonu
ve Kurul tarafından yapılacak işlemler hariç, üçüncü kişilere devredilemez,
rehnedilemez, teminat gösterilemez, haczedilemez,
başlamış tüm icra takipleri de kendiliğinden durur.
Sermaye piyasasında izinsiz olarak faaliyette
bulunduğu, yetki belgeleri iptal olunduğu veya faaliyetleri geçici olarak
durdurulduğu halde ticaret unvanlarında, ilân ve reklamlarında, sermaye
piyasasında faaliyette bulundukları intibaını yaratacak kelime veya ibare
kullanıldığının tesbiti halinde sorumlular
hakkında cezaî kovuşturma yapılmakla birlikte, gecikmesinde sakınca bulunan
hallerde, kurulun talebi üzerine en büyük mülkî amirlerce bunların
işyerleri geçici olarak kapatılabileceği ve ilân ve reklamları
durdurulabileceği gibi, kanuna aykırı belgeleriyle, ilân ve reklamları
toplatılabilir.
Bu maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bendleri uyarınca yetkileri kaldırılan görevliler,
haklarındaki yargılama sonuçlanıncaya kadar Kurulun izni olmadıkça hiçbir
sermaye piyasası kurumunda imzaya yetkili personel olarak
çalıştırılamazlar.
Bu maddenin birinci fıkrasının (h) bendine göre
faaliyetleri geçici olarak durdurulan sermaye piyasası kurumlarının mal
varlığı hakkında da, Kurulca geçici durdurma kararı verildiği tarihten,
tekrar faaliyete geçme izni verilmesi tarihine
kadar ikinci fıkra hükmü uygulanır.
Bu madde kapsamında Kurul tarafından açılacak
davalarda ve yapılacak takiplerde kurul, her türlü teminat ve harçtan
muaftır.”
12- “MADDE 23.- Sermaye Piyasası Kanununun Anayasa Mahkemesince
iptal edilen 46/A maddesi başlığı
ile birlikte aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.
Yatırımcıları Koruma Fonu
Madde 46/A.- Hakkında tedricî tasfiye veya iflas
kararı verilen aracı kurumların ve Bankalar Kanunu hükümleri saklı kalmak
kaydıyla Bakanlar Kurulu Kararıyla faaliyetleri durdurulan bu Kanunun 50 nci maddesi (a) bendi hükmü kapsamındaki bankaların,
yaptıkları sermaye piyasası faaliyetleri ve işlemleri nedeniyle
müşterilerine karşı hisse senedi işlemlerinden doğan nakit ödeme ve hisse
senedi teslim yükümlülüklerini ve bu Kanunun 46/B maddesinde düzenlenen
görevleri bu Kanunda öngörülen esaslara göre yerine getirmek ve tasfiye
giderlerini karşılamak amacıyla tüzel kişiliği haiz Yatırımcıları Koruma
Fonu kurulmuştur. Bütün aracı kuruluşlar, bu Fona katılmak zorundadır.
...
Kurul, Fonun hesap ve işlemlerini inceleme ve
denetlemeye, bu hususta fondan her türlü bilgiyi istemeye yetkilidir.
Kurul, inceleme ve denetim sonuçlarına göre, gerekli gördüğü hususların
yerine getirilmesini fondan isteyebilir ve gerektiğinde, fonun yönetiminin
kurula devredilmesini ilgili Bakandan talep eder. İlgili Bakan, fon
yönetiminin geçici veya sürekli olarak devrine karar vermeye yetkilidir.
...
...
...
Fon varlığı ihtiyacı karşılamaya yetmediği
takdirde, aracı kuruluşlardan, daha sonraki yıllarda yapacakları ödentilere
mahsuben, bir önceki yıldaki hisse senedi işlem hacimlerinin parasal
miktarının onbinde birine kadar geçici ödenti
alınabilir. Aracı kuruluşlardan alınan bu ödentinin ihtiyacı karşılamakta
yetersiz kalması halinde, bakiye kısım için İstanbul Menkul Kıymetler
Borsası tarafından Fona avans verilir.”
13- “MADDE 24.- Sermaye Piyasası Kanununun Anayasa Mahkemesince iptal edilen 46/B
maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.
Tedricî tasfiye
...
...
Tedricî tasfiye kararı verildikten sonra, aracı
kurumun yasal organlarının görev ve yetkileri, tasfiye sonuçlanıncaya kadar
Fon tarafından yerine getirilir.
...”
14- “MADDE 25.- Sermaye Piyasası Kanununun değişik 47 nci
maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin 4 numaralı alt bendi aşağıdaki
şekilde değiştirilmiş, 5, 6 ve 7 numaralı alt bentleri eklenmiş, bu
bentlerden sonra gelmek üzere (A) bendinin son paragrafı ile (B) bendi
aşağıdaki şekilde değiştirilmiş (C)
bendi eklenmiş, ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
4. 4 üncü maddenin birinci ve üçüncü fıkralarına
aykırı hareket edenlerle, sermaye piyasasında izinsiz olarak faaliyette
bulunan veya yetki belgeleri iptal olunduğu veya faaliyetleri geçici olarak
durdurulduğu halde ticaret unvanlarında, ilân veya reklamlarında sermaye piyasasında
faaliyette bulundukları intibaını yaratacak kelime veya ibare kullanan veya
faaliyetlerine devam eden gerçek kişilerle, tüzel kişilerin yetkilileri,
5. Yatırımcı tarafından sermaye piyasası
faaliyetleri sebebiyle veya emanetçi sıfatıyla veya idare etmek için veya
teminat olarak veyahut her ne nam altında olursa olsun, sermaye piyasası
kurumlarına kayden veya fiziken
tevdi veya teslim edilen sermaye piyasası araçları, nakit ve diğer her
türlü kıymeti kendisinin veya başkasının menfaatine satan veya rehneden veya her ne şekilde olursa olsun kullanan,
gizleyen yahut inkâr eyleyen veyahut bu amaca ulaşmak ya
da bu fiillerini gizlemek için bilgisayar ortamında tutulanlar dahil
kayıtları tahvil ve tağyir eden ilgili gerçek kişilerle tüzel kişilerin
yetkilileri,
6. Bu Kanunun 15 inci maddesinin son fıkrasında
belirtilen işlemlerde bulunarak kârı ve/veya mal varlığı azaltılan tüzel
kişilerin yetkilileri ve bunların fiillerine iştirak edenler,
7. Karşılıksız olarak sermaye piyasası araçlarının
geri alım taahhüdü ile satımını yapan ilgili gerçek kişilerle, tüzel
kişilerin yetkilileri,
2 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 10 milyar liradan 25
milyar liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar. Suçun
işlenmesinde, bu bentte yazılı hallerden iki veya daha fazlası birleşirse,
hapis cezasının asgarî haddi 3, azamî haddi 6 yıldır.
B) 1. Bu Kanuna göre Kurul veya Kurul tarafından
görevlendirilenlere istenecek bilgileri vermeyen veya eksik veya gerçeğe
aykırı olarak verenlerle; defter ve belgeleri bu görevlilere ibraz etmeyen,
saklayan, yok eden veya bunların görevlerini yapmalarını engelleyenler,
2. Defter ve kayıt tutmayanlar, defter ve
kayıtlarda gerçeğe aykırı hesap açan veya kayıt tutanlar ve bunlarda her
türlü muhasebe hilesi yapanlar,
3. Kasıtlı olarak gerçeğe aykırı bağımsız denetleme
raporu düzenleyenler ve bu raporun düzenlenmesini sağlayanlar,
1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve 8 milyar liradan 20
milyar liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar. Suçun
işlenmesinde, bu bentte yazılı hallerden iki veya daha fazlası birleşirse,
hapis cezasının asgarî haddi 2, azamî haddi 4 yıldır.
C) Bu Kanunun 6 ncı
maddesinin ikinci fıkrasına, 7, 9, 10, 10/A, 11, 12 nci
maddelerine, 13 üncü maddesinin beşinci fıkrasına, 13/A maddesinin üçüncü
fıkrasına, 14 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına, 15 inci maddesinin birinci,
ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkralarına, 16, 16/A maddelerine, 25
inci maddesinin (a) bendine, 28 inci maddesinin (b) bendine, 34 üncü
maddesine, 38 inci maddesine, 40/B maddesine, 45 inci maddesine, 46 ncı maddesinin ikinci ve beşinci fıkralarına, 46/A
maddesine ve 46/B maddesine aykırı hareket edenler,
5 milyar liradan 15 milyar liraya kadar ağır para
cezası ile cezalandırılırlar.
Birinci fıkranın (A) ve (B) ve (C )bendleri uyarınca verilecek ağır para cezaları üst
sınırla bağlı olmaksızın suçun işlenmesi suretiyle temin edilen menfaatin
üç katından az olamaz.”
15- MADDE 26.- Sermaye Piyasası Kanununa aşağıdaki 47/A maddesi
eklenmiştir.
MADDE 47/A.- Bu Kanuna dayanılarak yapılan
düzenlemelere, belirlenen standart ve formlara ve Kurulca alınan genel ve
özel nitelikteki kararlara aykırı hareket ettiği tespit edilen gerçek
kişiler ve tüzel kişiler hakkında gerekçesi belirtilmek suretiyle Kurul
tarafından 2 milyar liradan 10 milyar liraya kadar para cezası verilir.
İdarî para cezalarının uygulanmasından önce
ilgilinin savunması alınır. Savunma istendiğine ilişkin yazının tebliğ
tarihinden itibaren bir ay içinde savunma verilmemesi halinde, ilgilinin
savunma hakkından feragat ettiği kabul edilir.
…
Bu cezalar ilgililere tebliğ tarihinden itibaren 30
gün içerisinde Yatırımcıları Koruma Fonuna ödenmediği takdirde bu Fon
tarafından 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında hükümlerine
göre takip ve tahsil olunur ve Fona irad
kaydolunur.”
16- “MADDE 30.- Bu Kanunun;
-1 inci maddesi, yayımı tarihinden geçerli olmak
üzere, Merkezî Kayıt Kuruluşunun kurulduğu tarihte,
- 23 ve 24 üncü maddeleri, yayımı tarihinden
geçerli olmak üzere, Merkezî Kayıt Kuruluşunun kurulmasını takiben
Yatırımcıları Koruma Fonuna İlişkin Kurulca yapılacak düzenlemenin
yürürlüğe girdiği tarihte,
-13 üncü maddesi ve geçici 3 üncü maddesi, 1.1.2005
tarihinde,
-Diğer maddeleri yayımı tarihinde
Yürürlüğe girer.”
17- “GEÇİCİ MADDE 3.- Bu Kanunun 13 üncü maddesi ile 2499 sayılı Sermaye
Piyasası Kanununun 28 inci maddesinin (a) bendinde yapılan değişiklik
uyarınca, Kurul Başkan ve üyeleri ile personeli için yeniden belirlenecek
olan her türlü ödemeler dahil, aylık ücretleri toplamının, bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihten önceki ayda almakta oldukları her türlü ödemeler
dahil aylık ücretleri toplamından az olması halinde, bu durum giderilinceye
kadar aradaki fark herhangi bir vergi ve kesintiye tabi olmaksızın tazminat
olarak ödenir.”
B- Dayanılan ve İlgili Görülen
Anayasa Kuralları
İptali istenen kuralların Anayasa’nın Başlangıç’ı
ile 2., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11., 12., 13., 17., 19., 33., 35., 37.,
38., 48., 49., 87., 115., 124., 125., 135., 138. ve 153. maddelerine
aykırılığı ileri sürülmüş, 167.
maddesi ise ilgili görülmüştür.
III- İLK
İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince Mustafa BUMİN, Haşim
KILIÇ, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Ali HÜNER,
Nurettin TURAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mahir Can ILICAK, Rüştü SÖNMEZ,
Ertuğrul ERSOY ve Tülay TUĞCU’nun katılmalarıyla
17.2.2000 günü yapılan ilk inceleme toplantısında; dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğün durdurulması isteminin bu
konudaki raporun hazırlanmasından sonra ele alınmasına oybirliğiyle karar
verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına
ilişkin rapor, iptali istenilen Yasa kuralları, dayanılan ve ilgili görülen
Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama
Usulleri Hakkında Kanun’un 30. maddesinin birinci fıkrası gereğince Başbakanlık
Sermaye Piyasası Kurulu Başkanı Doğan CANSIZLAR, Kurul Başkan Yardımcısı N.
Hülya KEMAHLI ve Hukuk İşleri Daire Başkanı Vekili M. Çağlar MANAVGAT’ın 2.12.2003 günlü sözlü açıklamaları
dinlendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
1- Kanun’un 1. Maddesiyle 2499 Sayılı
Sermaye Piyasası Kanunu’na Eklenen 10/A Maddesinin Birinci, İkinci, Üçüncü,
Dördüncü, Beşinci ve Altıncı Fıkralarının İncelenmesi
Dava dilekçesinde özetle, maddenin
birinci fıkrası ile Bakanlar Kurulu’na, ikinci fıkrası ile de Sermaye
Piyasası Kurulu’na verilen görev ve yetkilerin sınırlarının açıkça
belirtilmemiş olmasının yasama yetkisinin yürütmeye devri sonucunu
doğuracağı, hamiline yazılı hisse
senetlerinin teslim ile, nama yazılı hisse senetlerinin de ciro ile el
değiştirmesini önleyen düzenlemenin
sözleşme özgürlüğünü kısıtladığı,
Merkezi Kayıt Kuruluşu’nda meydana gelebilecek bir hatanın ve
yolsuzluğun pay sahiplerinin haklarını tamamen yok edebileceği, böyle bir
düzenlemenin mülkiyet hakkına aykırı olduğu belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 7., 10., 35., 48. ve
87. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesine göre, Anayasa Mahkemesi,
yasaların Anayasa’ya aykırılığı konusunda ilgililer tarafından ileri
sürülen gerekçelere dayanmaya mecbur değildir. Taleple bağlı kalmak
koşuluyla başka gerekçe ile de Anayasa’ya aykırılık kararı verebilir. Bu
nedenle, kuralın Anayasa’nın 167. maddesi yönünden de incelenmesi uygun
görülmüştür.
Anayasa’nın 7. maddesinde, yasama yetkisinin Türk
Milleti adına Türkiye Büyük Millet
Meclisi’ne ait olduğu, bu yetkinin devredilemeyeceği belirtilmekte ve
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görev ve yetkilerinin sayıldığı 87.
maddesinde de kanun koymak,
değiştirmek ve kaldırmak yetkileri münhasıran Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne
verilmektedir.
Yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir yasa
kuralının Anayasa’nın 7. maddesine uygun olabilmesi için temel ilkeleri
koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yönetimin
düzenlemesine bırakmaması gerekir.
Anayasa’nın 48. maddesinde herkesin, dilediği
alanda çalışma ve sözleşme, özel
teşebbüsler kurma hürriyetine sahip olduğu ve Devletin de özel
teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık
içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alacağı belirtilmektedir.
Anayasa’nın 167. maddesinde de, Devletin, para,
kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli
işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alacağı belirtilerek,
ekonomik hayatın işleyişini düzenlemek, gerektiğinde bu alana müdahale etmek hususunda görevli kılındığı
ortaya konulmaktadır. Böylece, yasa koyucunun piyasa ekonomisinin
işleyişinden doğabilecek bazı aksaklıkları, tekelleşmeleri, piyasada egemen
olan gücün kötüye kullanılmasını önlemek,
serbest rekabet ilkesine işlerlik kazandırmak ve tüketiciyi korumak
amaçlarıyla Devlet tarafından yapılabilecek müdahalelere izin verdiği
anlaşılmaktadır.
Dava konusu kuralın incelenmesinden, yasama
organının, sermaye piyasası araçlarının, fiziken
elden ele geçirilerek devir ve teslim edilmeleri sisteminden, ekonomik ve
teknolojik gelişimler, sermaye piyasasında artan işlem hacmi ve diğer
değişiklikler nedeniyle kaydî değer
sistemine geçilmesini
uygun gördüğü sonucuna varılmaktadır. Sistemin işlemesini sağlamak için
maddenin ilk fıkrası ile Merkezî
Kayıt Kuruluşu oluşturulmuş,
kuruluşun, faaliyet, çalışma
ve denetim esaslarının düzenlenmesi, Bakanlar Kurulu’nca çıkarılacak “yönetmeliğe” bırakılmıştır. İkinci
fıkrası ile de Kuruluş’un
kayıtlarının bilgisayar ortamında, hak sahipleri, ihraçcılar
ve aracı kuruluşlar itibariyle
tutulması öngörülerek, sermaye piyasası araçlarının nama veya hamiline
yazılı hesaplarda kayıt esasları ile kayıtların nasıl tutulacağı ve
kayıtların tutulmasında yapılacak
işlemler ile buna ilişkin usul ve esasların düzenlenmesinin de Sermaye
Piyasası Kurulu’nca hazırlanacak “tebliğ”le
yapılacağı hükme bağlanmıştır.
Birinci, ikinci ve dördüncü fıkralarda yasada
bulunması gereken temel esaslara yer verilmiş olup, idarenin düzenleme
yapacağı alanın sınırları çizilerek uzmanlık ve teknik konulara ilişkin
ayrıntıların düzenlenmesi idareye bırakılmıştır.
Dava konusu maddenin üçüncü ve beşinci fıkraları
ile, kaydileştirme sistemine geçilmesi
sonucu kayden izlenen sermaye piyasası araçları
üzerindeki hakların üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesinde, Merkezî
Kayıt Kuruluşu’na yapılan bildirim tarihinin, payların devrinin Türk
Ticaret Kanunu’nun 417 nci maddesi çerçevesinde
ortaklar tarafından pay defterine kaydında da, ilgililerin başvurusuna
gerek kalmaksızın Merkezî Kayıt Kuruluşu nezdinde
ihraçcılar itibarıyla tutulan kayıtların esas
alınması, “kaydî
değer” sisteminin gereğidir.
Ayrıca Sermaye Piyasası Kanunu’nun 3. maddesinde de,
sermaye piyasası araçlarının “menkul
kıymetler ve diğer sermaye piyasası araçları” olduğu açıklanmış, menkul
kıymetlerin nitelikleri gösterilmiş ve diğer sermaye piyasası araçlarının
neler olamayacağı belirtilmiştir. Buna göre, durumda, yasama organı genel
kuralları koymuş, idareye ancak bu şartlara uygun evrakın isimlerini
belirleme ve derecelendirme yetkisini bırakmıştır.
Bu durumda, belirtilen fıkralarla yürütme organına
genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisi
verilmemiş, yani yasama yetkisinin devri anlamına gelebilecek bir yetki
devri yapılmamıştır.
Maddenin altıncı fıkrasında ise Merkezî Kayıt
Kuruluşu’nun, ihraçcılar ve aracı kuruluşların,
kendi tuttukları kayıtların yanlış tutulmasından dolayı hak sahiplerinin
uğrayacakları zararlardan kusurları oranında sorumlu tutulacakları
öngörülmektedir.
Yasama organı, Medenî Kanun’da ve Türk Ticaret
Kanunu’nda özel hukuk tüzelkişilerinin yaptıkları işlemler nedeniyle
verdikleri zararlardan doğan sorumluluğu “kusur”a dayandırmakta, organlarının yaptıkları eylem ve
işlemlerden genel olarak tüzelkişiyi sorumlu tutmakla birlikte bazı
hallerde (MK md. 48/III, TTK md. 336 v.b.) bu işlemi yapan organı da
şirketle birlikte müteselsil olarak sorumlu tuttuğu gibi, bazı hallerde de
(TTK md. 342) bu işlemi yapan gerçek kişiyi sorumlu tutmaktadır.
Kaydî
sistemde, kayıt sürecinde ihraçcının, aracı
kuruluşun ve Merkez’in fonksiyonlarını gerçekleştirdikleri aşamalar farklı
olup, bu aşamalardaki sorumlulukları ayırmak
gerektiğinden, kuralda da bu ayırım gözetilmektedir. Yasama organı, dava
konusu kuralda da “kusur” sorumluluğu esasını
benimsemiş ve Merkezi Kayıt Kuruluşu, ihraçcılar
ve aracı kuruluşların kendi tuttukları kayıtların yanlış tutulmasından
dolayı hak sahiplerinin uğrayacağı zararlardan kusurları oranında sorumlu
tutulmalarını öngörmüştür. Böylece iptali istenen fıkralarla getirilen
düzenlemeler Anayasa’nın 167. maddesindeki piyasaların sağlıklı ve düzenli
işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirler kapsamında
görülmüştür.
Açıklanan nedenlerle, 4487 sayılı Kanun’un 1.
maddesiyle 2499 sayılı Kanuna eklenen 10/A maddesinin iptali istenen
fıkraları Anayasa’nın 7., 48., 87. ve 167.
maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
İtiraz konusu kuralların Anayasa’nın 10. ve 35.
maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
Bu görüşlere maddenin birinci fıkrasının son
tümcesi yönünden Haşim KILIÇ, Sacit
ADALI ve Ali HÜNER katılmamışlardır.
2-
Kanun’un 2. Maddesiyle Değiştirilen 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun
11. Maddesinin Birinci, İkinci, Üçüncü, Dördüncü, Beşinci ve Dokuzuncu
Fıkralarının İncelenmesi
Dava dilekçesinde özetle, hisse
senetlerinin hangi oranda alınması halinde bir aile şirketinin halka açık
sayılacağı hususu yasa ile belirlenmeyip Sermaye Piyasası Kurulu’nun takdir
yetkisine bırakıldığı, ikinci el piyasası oluşmasından neyin anlaşılması
gerektiğinde açıklık bulunmadığı, ikinci el piyasası oluştuğunun saptanması
yetkisinin doğrudan Sermaye Piyasası Kurulu’na bırakılmasının Anayasa’nın
7. maddesine, halka açık anonim şirketlerin ana sözleşmelerinde yapılacak
değişiklikler için Sermaye Piyasası Kurulu’nun olumlu görüşünün alınması
zorunluluğunun getirilmesinin, Anayasa’nın 2. ve 48. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Dava konusu 4487 sayılı Kanun’un 2.
maddesinin ilk fıkrası ile, pay
sahibi (ortak sayısı) 250’yi aşan anonim ortaklıkların hisse senetlerinin
halka arzolunmuş sayılacakları ve halka açık ortaklıkların
tabi oldukları kurallara tabi kılınacakları, ikinci fıkrasıyla, ihraçcılara ve ortaklık denetçilerine, halka açık
anonim ortaklık statüsünün kazanıldığını öğrenmeleri halinde bu durumu
Kurul’a bildirme yükümlülüğü getirildiği, üçüncü fıkrasıyla, Sermaye
Piyasası Kanunu’na tabi ortaklıkların menkul kıymetlerinin ikinci el
piyasası oluşturduğunun anlaşılması halinde, ortaklığın menkul kıymetlerine
borsada işlem görme koşulu
getirebilme konusunda Kurul’a yetki tanındığı, dördüncü fıkrasıyla, bu Kanun
kapsamına giren ihraçcılardan hangilerinin
Kanun’da sayılan durumların gerçekleşmesi halinde bu Kanun’a tabi olmalarından kaynaklanan
yükümlülüklerden kısmen veya tamamen muaf tutulabileceği konusunda Kurul’un
yetkili kılındığı ve bu muafiyet koşulları,
ihraçcıların Kurul kaydından çıkma veya
çıkarılma esasları ile halka arz işlemlerinden kısmen muafiyet koşullarının
Kurul’ca hazırlanacak tebliğlerle belirleneceği, beşinci fıkrasıyla,
Kurul’ca belirlenecek esaslar içinde hamiline yazılı “depo edilen menkul kıymet sertifikaları” çıkarılabileceği, dokuzuncu
fıkrasında da, halka açık anonim ortaklıkların esas sözleşmelerinin
değiştirilebilmesi için Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na başvurulmadan önce
Kurul’un uygun görüşünün alınmasının zorunlu olduğu kurala bağlanmıştır.
Hisse senetleri borsada işlem gören
anonim ortaklıklar, Türk Ticaret Kanunu ve Sermaye Piyasası Kurulu
tebliğleri yanında borsa mevzuatına da tabidirler. Hisse senetleri borsada
(borsanın ikinci el piyasasında) işlem gören anonim ortaklıklar, halka arz
yoluyla, bir yandan sermayenin tabana yayılmasını sağlamakta, diğer yandan
da, alternatif finans yöntemleri arasında en ucuz kaynak niteliğinde olan
fonlar ile yeni yatırımlara girebilme olanağına kavuşturmaktadır. Borsada
işlem görme, tasarrufçunun atıl fonlarını aktif hale getirmekte ve kısa
vadeli fonların uzun vadeli fonlara dönüşmesini sağlamaktadır. Çok sayıda
tasarruf sahibinin menfaatlerinin korunması gereği de bu aşamada ortaya
çıkmaktadır. Bu nedenle bu tür ortaklıklar ve borsa, özel biçimde denetim
altına alınmıştır.
Sermaye Piyasası Kanunu’nun getirdiği
yükümlülüklere uymama, kimi durumlarda ortaklıkların ticari hayatındaki
varlığını tehlikeye düşürebilecek ve bu durumdan tasarruf sahipleri de
olumsuz etkileneceğinden, itiraz konusu madde ile Kurul’a, halka açık
ortaklıkların bu Kanun’a tabi olmalarından kaynaklanan yükümlülüklerinden
kısmen veya tamamen muaf tutulması için, gereken ölçütleri getirme
konusunda yetki tanınmıştır.
Halka açık anonim ortaklık statüsünde
faaliyet göstermek isteyen ortaklıklar, ana sözleşmenin hazırlanması
aşamasında, kuruluş işlemleri ile faaliyet ve işleyişe ilişkin olarak
öncelikle sermaye piyasası mevzuatı, burada hüküm bulunmaması durumunda da
Türk Ticaret Kanunu hükümlerine uygun şekilde ana sözleşme düzenlemek
zorundadırlar. Bunu sağlamak maksadıyla Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na
başvurulmadan önce Sermaye Piyasası Kurulu’nun bu konuda uygun görüşü
alınmak istenilmiştir. Kurul bu tür başvurularda, esas sözleşme ile esas
sözleşme değişikliklerinde Sermaye Piyasası Kanunu ile öngörülen kurallara
uyulup uyulmadığını inceleyecek, ana sözleşme veya değişikliklerinde anılan
yasa kurallarına aykırılık varsa Kurul’ca bu aykırılıkların giderilmesi
istenilecek, aykırılıklar giderilip uygunluk bildirimi sağlandıktan sonra
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nca da ana sözleşme veya değişikliklerinin Türk
Ticaret Kanunu’na uygunluğu yönünden ayrıca
inceleme yapılacaktır. Kurul’dan görüş alınmasının nedeni, halka
açık anonim şirketlerin finansmanında tasarruf sahiplerinin korunmasını
sağlamaktır.
Dava konusu madde ile Kurul’a tanınan
yetkiler, yasalarla belirlenmesi çok zor olan, zamana ve ekonomik koşullara
göre değişkenlikler gösteren teknik ve uzmanlık isteyen konulara
ilişkindir.
Açıklanan nedenlerle, teknik uzmanlık isteyen
konularda Kurul’a yetki tanınması ile yasama yetkisinin yürütmeye
devredilmediği, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı
ve düzenli işlemesini sağlamak ve geliştirmek amacıyla Anayasa’nın 167.
maddesinin emredici kuralına uygun düzenlemeler yapıldığı anlaşıldığından,
4487 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen 2499 sayılı Kanun’un 11.
maddesinin dava konusu kuralları, Anayasa’nın 2., 7., 48. ve 167.
maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
3- Kanun’un 3. Maddesiyle Yeniden Düzenlenen 2499 sayılı
Sermaye Piyasası Kanunu’nun 12. Maddesinin Altıncı Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde özetle, 2499 sayılı
Yasa’nın 12. maddesinin altıncı fıkrasında yapılan düzenleme ile Yönetim
Kurulu kararlarının iptali için açılabilecek davaların belirsiz bir biçimde
genişletildiği, bunun yönetim ve denetim organları üzerinde baskı oluşturacağı,
böyle bir düzenlemenin Anayasa’nın kişilik haklarını ve çalışma hürriyetini
düzenleyen hükümleriyle çeliştiği, şirket için, açılan davayı üç gün içinde
Kurul’a bildirme yükümlülüğü getiren kuralın makul bir süre öngörmediği
gibi, savunma hakkını da kısıtladığından, Anayasa’nın hak arama özgürlüğü
ile çalışma hak ve hürriyetini düzenleyen 36., 48. ve 49. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
İptali istenilen altıncı fıkrada,
Yönetim Kurulu’nun bu maddedeki esaslar çerçevesinde aldığı kararlar
aleyhine Türk Ticaret Kanunu’nun 381. maddesinin birinci fıkrasında sayılan hallerde, yönetim kurulu üyeleri
ile denetçiler veya hakları ihlal edilen pay sahiplerinin, kararın
ilanından itibaren otuz gün içinde anonim ortaklık merkezinin bulunduğu yer
ticaret mahkemesinde iptal davası açabilecekleri, böyle bir davanın açılması durumunda Türk Ticaret Kanunu’nun
genel kurul kararlarının iptalini düzenleyen 382., 383. ve 384.
maddelerinin uygulanacağı ve ayrıca
şirketin, davanın açıldığını öğrendiği tarihi izleyen üç iş günü içinde
durumu Kurul’a bildirmek zorunda olduğu kuralına yer verilmiştir.
Anayasa’nın 36. maddesinde, herkesin,
meşru vasıta ve yollardan yararlanmak suretiyle yargı merciileri
önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına
sahip olduğu, 48. maddesinde de, herkesin, dilediği alanda çalışma ve
sözleşme hürriyeti ile özel teşebbüsler kurma hakkına sahip bulunduğu,
ancak Devletin de kurulacak özel teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine
ve sosyal amaçlara uygun biçimde yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde
çalışmasını sağlayacak önlemleri alacağı kurala bağlanmıştır.
Dava konusu yasa kuralı ile hangi
hallerde iptal davası açılabileceği Türk Ticaret Kanunu’nun konuya ilişkin
maddelerine yollama yapılarak belirgin hale getirilmiştir.
Öte yandan, pay sahiplerinin korunmasını
sağlamak amacıyla, böyle bir davanın açıldığını öğrenen şirketin durumu üç
iş günü içinde Kurul’a bildirilmesini öngören kuralda, bu tür bildirimler
için herhangi bir araştırma ve savunma yapılması gerekmediğinden
Anayasa’nın hak arama özgürlüğünü düzenleyen 36. maddesine aykırılıktan söz
edilemez. Kaldı ki bu madde ile yeni pay sahiplerinin korunması amaçlanmış
olup, bu tür önlemlerin alınması Anayasa’nın 48. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca
Devletin yerine getirmesi gereken görevlerdendir.
Açıklanan nedenlerle, 4487 sayılı
Kanun’un 3. maddesiyle yeniden düzenlenen 2499 sayılı Sermaye Piyasası
Kanunu’nun 12. maddesinin altıncı fıkrası, Anayasa’nın 36. ve 48.
maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Dava konusu Yasa kuralının, Anayasa’nın
49. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
4- Kanun’un 4. Maddesi ile Yeniden Düzenlenen 2499 Sayılı Sermaye
Piyasası Kanunu’nun 13/A Maddesinin Son Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde özetle, zamanla
meydana gelecek değer artışları nedeniyle de olsa, rehin gösterilen bir
malın durağan borcun dışında başka bir mal için teminat gösterilememesinin
girişimcilerin hareket ve yatırım özgürlüğünü kısıtlayacağı, bu nedenle
anılan fıkranın Anayasa’nın 35. ve 48. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Anayasa’nın 35. maddesinde; “Herkes, mülkiyet ve
miras haklarına sahiptir.
Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla
sınırlanabilir.
Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına
aykırı olamaz.”,
Anayasa’nın 48. maddesinde ise; “Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme
hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.
Devlet, özel teşebbüslerin millî ekonominin
gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık
içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır.” denilmektedir.
İptali istenilen yasa kuralında,
varlığa dayalı menkul kıymetler itfa edilinceye kadar, bunların karşılığını
oluşturan alacaklar ile duran varlıklarının başka bir amaçla tasarruf
edilemeyeceği, rehnedilemeyeceği, teminat olarak
gösterilemeyeceği ve haczedilemeyeceği belirtilmiştir.
Varlığa dayalı menkul kıymet
çıkarılması uygulaması ile, çok sayıda borçlunun bulunduğu ve belli bir
zamana yayılmış (vadeli) belgelenmiş alacak kalemleri ile ortaklığın
aktifinin diğer bir bölümünü oluşturan duran varlıklarının, menkul kıymetler
haline getirilerek tedavüle çıkarılabilmesi olanağı sağlanmak
istenilmiştir.
Varlığa dayalı menkul kıymet
çıkarılabilmesi için karşılıkların (alacaklar, duran varlıklar) varlığı ilk
koşul olarak öngörülmüş, şayet karşılıklar varlığa dayalı menkul kıymetleri
ihraç eden ortaklığa ait ise, başka bir söylemle, ortaklık kendine ait
alacaklar ve duran varlıklar için menkul kıymet ihraç etmiş ise, bu menkul
kıymetleri ihraç ettiği anda bedelini almak suretiyle karşılık gösterdiği
varlıkları paraya çevirmiş olmaktadır. Ayrıca, bu karşılıkları ortaklıktan
devralan (temellük eden) ortaklık da bunlar karşılığında varlığa dayalı
menkul kıymet çıkarmak suretiyle karşılıkların bedelini kabzetmiş
olacaktır.
Buna göre, Anayasa’nın 35. maddesinde
belirtilen kamu yararı amacıyla yapılan bu sınırlama ile, Anayasa’nın 48.
maddesinde öngörüldüğü biçimde Devlete görev olarak verilen, özel
teşebbüslerin milli ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun
biçimde, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlamak amaçlanmış
olup, kuralda Anayasa’nın 35. ve 48.
maddelerine de aykırılık bulunmamaktadır. İptal isteminin reddi
gerekir.
5- Kanun’un 5. Maddesiyle Değiştirilen 2499 Sayılı Kanun’un
15. Maddesinin Birinci, Dördüncü, Beşinci ve Altıncı Fıkralarının
İncelenmesi
Dava dilekçesinde özetle, fıkralarda
yer alan kurallarla yapılan düzenlemenin halka açık anonim ortaklıklarla
diğer anonim ortaklıklar arasında eşitsizlik yaratacağı için Kurul’a
verilen düzenleme yetkisinin Anayasa’nın 7., 10., 48., 49. ve 87.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
2499 sayılı Kanun’un değişik 15.
maddesinin ilk fıkrasında, halka açık anonim ortaklıkların esas
sözleşmelerinde birinci temettü oranının gösterilmesinin zorunlu olduğu, bu
oranın Kurul tarafından belirlenerek ilan edilecek miktardan aşağı
olamayacağı, Kurul’un ihraçcıların türleri ile
dağıtılabilir kâr tutarları itibariyle temettü dağıtım zorunluluğunu
kaldırabileceği veya erteleyebileceği, dördüncü fıkrasında, halka açık
anonim ortaklıkların, temettü dağıtabilecekleri durumlar ile temettü avansı
dağıtmada uyacakları esaslar belirtilmiş, yönetim kurulu üyeleri ile
temsilcisi oldukları tüzel kişilerin, ara dönemler bilanço ve gelir
tablolarının gerçeği aksettirmemesi veya mevzuat ile muhasebe ilke ve
kurallarına uygun olarak düzenlenmemesi sonucu doğacak zararlardan şirkete,
pay sahiplerine, şirket alacaklılarına, pay senedi iktisap eden kişilerle
üçüncü kişilere karşı müteselsilen sorumlu
oldukları, hukuksal sorumluluk doğuran durumların varlığı halinde, pay
sahiplerinin, yönetim kurulu üyelerinin ve denetçilerin Kurul kararının
ilanından itibaren otuz gün içinde iptal davası açabilecekleri, yasalardan
kaynaklanan yükümlülüklerin doğruluğu ile bilanço ve gelir tablolarının
Kurul tarafından incelenerek gerekli düzeltmelerin yapılabileceği ve bu
fıkranın uygulanmasına ilişkin esasların Kurul tarafından belirleneceği,
beşinci fıkrasında, halka açık anonim ortaklıkların sermaye artırımlarında,
bedelsiz payların artırım tarihindeki mevcut paylara dağıtılacağı, altıncı
fıkrasında da, halka açık anonim ortaklıkların, yönetim, denetim veya sermaye
bakımından doğrudan veya dolaylı olarak ilişkili bulunduğu bir başka
teşebbüs veya şahısla emsallerine göre açık şekilde farklı fiyat, ücret ve
bedel uygulamak gibi farklı işlemlerde bulunarak kârını ve/veya mal
varlığını azaltamayacağı kurala bağlanmıştır.
Buna göre, iptali istenilen kurallarla,
halka açık anonim ortaklıklarla ilgili olarak, sermaye piyasasının gelişimi
ve sermaye piyasasından beklenecek işlevlerin yerine getirilmesini
sağlayabilmek amacıyla gerekli önlemler getirilmiş, böylece yatırımcıların
hak ve menfaatleri korunmak istenilmiştir.
İptali istenilen ilk fıkra ile ana
sözleşmede ilk temettü oranının gösterilmesi zorunluluğunun getirilmesi de
yatırımcının korunması amacına yöneliktir. Bu amaç halka açık anonim
ortaklıklara diğer ortaklık türlerine göre farklı bir hukuksal statü
kazandırdığından, Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesini ihlâl
ettiği iddiası yerinde değildir.
Yasakoyucunun, çok sık değişen ekonomik göstergelere ve paranın alım
gücüne ilişkin teknik ve uzmanlık
isteyen dolayısıyla süratle karar almayı gerektiren konularda çerçevesini
çizmek suretiyle yürütmeye düzenleme yetkisi tanımasında Anayasa’nın 7.,10.,
48. ve 87. maddelerine aykırılık yoktur. İptal isteminin reddi gerekir.
İptali istenen kuralların Anayasa’nın 49.
maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
6- Kanun’un 10. Maddesiyle 2499 Sayılı Sermaye Piyasası
Kanunu’nun 22. Maddesinin Yeniden
Düzenlenen (j) ve (r), Değiştirilen
(c) ve (i), Eklenen (v) Bentleri ile Son Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 2499 sayılı Kanun’un
22. maddesinin (c), (i), (j), (r) ve (v) bentleri ile son fıkrasının
Anayasa’nın 2., 5., 6., 7., 35. ve 48. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun
22. maddesinin ilk fıkrasının,
(c) bendi ile Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi sermaye piyasası kurumlarının
mali bünyeleri ve kaynaklarının kullanımı ile ilgili standard
rasyoları genel
olarak ya da faaliyet alanları veya kurumların
türleri itibariyle belirleme ve bunların yayımlanmasına ilişkin usul ve
esasları düzenleme,
(i) bendi ile halka açık anonim ortaklıkların
genel kurullarında, genel hükümler çerçevesinde vekaleten oy kullanılmasına
ilişkin esasları belirleme ve bu ortaklıklarda yönetimin kontrolünün el
değiştirmesine yol açacak oranda vekalet toplayan veya pay iktisap
edenlerin diğer payları satın alma yükümlülüğüne ve azınlıktaki ortakların
da kontrolü ele geçiren kişi ve gruba paylarını satma hakkına ilişkin
düzenlemeleri yapma,
(j) bendi ile ekonomik ve finansal göstergelere, sermaye piyasası araçlarına,
mala, kıymetli madenlere ve dövize dayalı vadeli işlem ve opsiyon
sözleşmeleri dahil her türlü türev ve araçların, niteliklerini, alım ve
satım esaslarını, bu araçların işlem göreceği borsalar ve piyasalarda
çalışacakları denetim ve faaliyetlerine ilişkin ilke ve esaslar ile
yükümlülüklerini, teminatlar, takas ve saklama sistemi konularındaki usul
ve esasları düzenleme,
(r) bendi ile taşınmazların değerlemesini yapacak ekspertiz kurumlarından
sermaye piyasasında faaliyette bulunacaklara ilişkin koşulları belirleme ve
bu koşullara uyan kuruluşları listeler halinde ilan etme,
(v) bendi ile Kanun’a tabi anonim ortaklıkların genel kurullarında yönetim
ve denetim kurulu üyelerinin seçimlerine ilişkin kararlarda her üye için
kullanılacak oy hakkının kısmen veya tamamen bir veya birkaç üyenin
seçiminde birikimli olarak kullanılabilmesini sağlayacak düzenlemeler
yapma,
Son fıkrasıyla da yetkilerini
düzenleyici işlemler ve özel nitelikli kararlar alarak kullanma, yönetmelik
ve tebliğ gibi düzenleyici işlemleri Resmî Gazete’de yayımlayarak yürürlüğe
koyma,
hususlarında Sermaye Piyasası Kurulu
yetkili kılınmıştır.
Buna göre, dava konusu Yasa
kurallarıyla, Devletin üstlendiği önemli görevlerden birisi olan “sermaye piyasaları”na ilişkin
faaliyetlerin organizasyonu ile bu konuda gerekli düzenlemeler yaparak
denetimini de sağlamak üzere Sermaye Piyasası Kurulu oluşturulmakta, bu
Kurul’a kendi faaliyet alanında görevlerini gereken etkinlikte
yapabilmesini sağlamak amacıyla düzenleyici işlemler tesis etme ve idari
kararlar alabilme yetkisi tanınmaktadır. Sermaye Piyasası Kurulu’nun görev
ve yetkilerinin çerçevesi dava konusu kurallarla çizilmiş, esasları
belirlenmiş, ekonomik ve teknik konularda ayrıntılara ilişkin objektif düzenleme yetkisi ise Kurul’a
devredilmiştir.
Açıklanan nedenlerle, 2499 sayılı
Kanun’un 22. maddesinin birinci fıkrasının (c), (i), (j), (r) ve (v)
bentleri ile son fıkrası, Anayasa’nın 7. ve 48. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
İptali istenen Yasa kurallarının Anayasa’nın
2., 5., 6. ve 35. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
7- Kanun’un 15. Maddesiyle Değiştirilen 2499 Sayılı Sermaye
Piyasası Kanunu’nun 34. Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde özetle, Yasa’nın 34.
maddesinde yer alan kurallar ile madde kapsamında kalan tüm faaliyetlerde
Sermaye Piyasası Kurulu’nun izin ve kararının aranmasının ya da faaliyet alanının belirlenmesi konusunda Kurul’un
yetkili kılınmasının Anayasa’nın 7., 33., 35. ve 48. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
İptali istenen Yasa kuralında, aracı
kuruluşların aracılık faaliyetlerine ilişkin esasların Sermaye Piyasası
Kurulu tarafından düzenleneceği, Kurul’un bir aracılık faaliyetinin farklı
kuruluşlar tarafından yerine getirilmesini sağlamak üzere düzenlemeler
yapmaya yetkili olduğu, aracı kuruluşların da Kurul’ca belirlenecek esaslar
dahilinde ve izin almak koşuluyla sermaye piyasası faaliyetlerinde
bulunabilecekleri, borsada işlem yapmak isteyen aracı kuruluşların ilgili
borsadan borsa üyelik belgesi almaları gerektiği, aracı kuruluşların
faaliyetleri ve merkez dışı örgütleri ile ilgili ilkelerin Kurul’ca
belirleneceği, aracı kuruluşların merkez dışı örgütlerine Kurul tarafından
izin verileceği ve bu kuruluşların işlemlerinin sermaye piyasası ilkeleri
ile mevzuata uygunluğunu denetlemeleri için yeteri kadar müfettiş
çalıştırmalarının zorunlu olduğu, aracı kuruluşların sermaye piyasası
faaliyetleri nedeniyle yatıracakları teminatların türü ile kullanım
alanları ve şeklinin Kurul’ca saptanacağı, teminatlarının rehnedilemeyeceği, haczedilemeyeceği, kullanılma
amaçları dışında tasarruf edilemeyeceği ve üçüncü kişilere
devredilemeyeceği, sermaye piyasası kuruluşlarının pay devirleri
yapabilmeleri için Kurul’dan izin alınmasının zorunlu olduğu, buna uymadan
yapılan devirlerin pay defterine kaydedilemeyeceği ve yapılan devirlerin
hükümsüz olacağı, bu fıkranın uygulanmasına ilişkin esaslar ile sermaye
piyasası faaliyetlerinde bulunacak yabancı kuruluşlara ilişkin esasların
Kurul’ca belirleneceği öngörülmüştür.
Sermaye Piyasası Kanunu’nun 30.
maddesinde, bu Kanun kapsamına giren sermaye piyasası faaliyetleri tek tek sayılmış, 31. maddesinin birinci fıkrasının son
cümlesinde de, 30. maddenin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde
sayılan sermaye piyasası faaliyetlerinin münhasıran aracı kuruluşlarca
yapılacağı açıklanmıştır. Öte yandan yine 31. maddede, aracılık
faaliyetlerinin gerçekleştirilme yöntemi, yetkili kuruluşlar tarafından
kendi nam ve hesabına veya başkası nam ve hesabına ya
da kendi namına başkası hesabına alım-satım olarak belirlenmiş, aracı
kuruluşların kuruluş koşulları da aynı Kanun’un 33. maddesinde tek tek sayılmıştır.
Kurul’un yukarıda açıklanan konulardaki
yetkisi, yasal çerçevesi çizilen konularda teknik ve uzmanlığa ilişkin
hususların somutlaştırılmasından ibaret olup, kural ile yasama yetkisinin
devredildiğinden söz edilemez. Ayrıca, borsada işlem yapmak isteyen aracı
kuruluşlar için borsadan üyelik belgesi alma zorunluluğunun getirilmesi,
borsa işlemleri nedeniyle müşterilerine ve borsaya verecekleri zararlardan
kendilerinin karşılayamayacağı kısıma karşılık
olmak üzere hak sahiplerinin başvurusu üzerine teminattan ödeme
yapılabilmesinin sağlanması amacına yöneliktir. Öte yandan, aracı
kuruluşlardan yeteri kadar müfettiş çalıştırmalarının istenilmesi ve pay
devirlerinde izin alınması zorunlulukları, Anayasa’nın 48. maddesinde
öngörülen yatırımcının ve piyasanın korunması, sağlıklı ve güven içinde
çalışmasını sağlamaya yönelik düzenlemelerdir.
Açıklanan nedenlerle, kural Anayasa’nın
7. ve 48. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 33. ve 35.
maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
8- Kanun’un 19. Maddesinin İlk Fıkrası ile 2499 Sayılı Kanun’a
Eklenen 40/B Maddesinin İlk Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde özetle, Sermaye
Piyasası Kanunu’na eklenen 40/B maddesinin ilk fıkrası ile ekonomik
faaliyetlere önemli ölçüde müdahale edildiği, girişimciliğin engellendiği,
Aracı Kuruluşlar Birliği’nin Sermaye Piyasası Kurulu’nun vesayetine
bırakıldığı, bu nedenle kuralın Anayasa’nın 33., 35. ve 48. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmektedir.
2499 sayılı Kanun’a eklenen 40/B maddesinin
ilk fıkrası ile, sermaye piyasasında aracılık faaliyetinde bulunmaya
yetkili kılınan kuruluşların, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olan
Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliği’ne üye olma zorunluluklarının
bulunduğu, bunun için de faaliyette bulunmak isteyen kuruluşun, aracı
kuruluş niteliğini kazandığı andan başlayarak üç ay içinde gerekli
başvuruyu yapmakla yükümlü olduğu ve bu yükümlülüğü yerine getirmeyen aracı
kuruluşların faaliyetlerinin Sermaye Piyasası Kurulu’nca durdurulacağı
kurala bağlanmıştır.
Türkiye Sermaye Piyasası Aracı
Kuruluşları Birliği, Anayasa’nın 135. maddesinde belirtilen kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşlarından olup, sermaye piyasasında aracılık
yapmaya yetkili kuruluşların Birliğe üye olma zorunluluğunun getirilmesi,
üye olma dışında başka bir yükümlülük de öngörülmemesi karşısında Anayasa’ya
aykırı değildir.
Açıklanan nedenlerle, 40/B maddesinin iptal
istemine konu olan ilk fıkrası Anayasa’nın 33. ve 48. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
İptal istemine konu Yasa kuralının
Anayasa’nın 35. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
9- Kanun’un 20. Maddesi ile 2499 Sayılı Kanun’a Eklenen 40/C
Maddesinin Beşinci ve Altıncı Fıkralarının İncelenmesi
Dava dilekçesinde özetle, Yasa’nın 40/C
maddesinin beşinci fıkrası ile kanunla düzenlenmesi gereken hususta Sermaye
Piyasası Kurulu’na düzenleme yapma yetkisi tanındığı, altıncı fıkrasında
ise, Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliği kararlarına karşı
yargı yoluna başvurulup vurulamayacağı hususunda açıklık bulunmadığı,
kuralın Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmektedir.
Dava konusu 40/C maddesinin beşinci
fıkrasında, Türkiye Sermaye Piyasası Aracı Kuruluşları Birliği üyelerinin,
Birlik statüsüne ve Birlik tarafından alınacak kararlara uymak zorunda
oldukları belirtilmiş, altıncı fıkrasında da, Birliğin her türlü işlem ve
hesaplarının Sermaye Piyasası Kurulu tarafından denetleneceği, Birlik
yetkili organlarınca, üyeliğe kabule ilişkin başvurunun reddi ile üyelikten
geçici veya sürekli çıkarmaya ilişkin alınacak karalara karşı, kararın
ilgilisine tebliğinden itibaren on iş günü içinde Kurul’a itiraz edilebileceği,
itiraz üzerine Kurul’ca verilecek kararların kesin olduğu kurala
bağlanmıştır.
Anayasa’nın 135. maddesinde, kamu
kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ile üst kuruluşlar, “…meslek mensuplarının birbirleri ile ve
halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek
disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan… kamu
tüzelkişileridir…” denilmektedir. Bu amacın ancak Birliğin alacağı
kararlara ve statüye uyulmasıyla sağlanabileceği kuşkusuzdur.
Üyeliğe kabule ilişkin başvurunun reddi
ile üyelikten geçici veya sürekli çıkarmaya ilişkin kararlara karşı “Kurul nezdinde
itiraz” olanağının tanınması Birlik üyelerinin haklarının korunmasına
yönelik olup, Kurul’ca verilen kararların kesin olduğuna ilişkin kural da
idari bakımdan başkaca başvuru yolları bulunmadığını göstermektedir. Öte
yandan, kesin ve yürütülmesi gerekli nitelikteki idari işlemlere karşı
idari yargı yerlerine başvurulması, hukukun genel ilkelerinden olduğu gibi
Anayasa’nın 125. maddesinin de gereğidir. Bu nedenle, itiraz konusu kuralda
bu bakımdan belirsizlik bulunduğu yolundaki savda isabet yoktur.
Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın
36. ve 40. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
10- Kanun’un 21. Maddesiyle
Değiştirilen 2499 Sayılı Kanun’un 45. Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde özetle, 2499 sayılı Sermaye
Piyasası Kanunu’nun değiştirilen 45. maddesiyle Sermaye Piyasası Kurulu’na
keyfi denetim ve müdahale olanağı tanındığı, denetim alanının
genişletilmesinin halka açık anonim ortaklıklara zarar vereceği, kuralın
Anayasa’nın 10., 17., 38. ve 48. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
İptali istenilen kuralda bu Kanun ve diğer
kanunlarla sermaye piyasasına tanınan her türlü faaliyetlerin denetiminin
kim tarafından yapılacağı ve denetime ilişkin esaslar gösterilmiştir.
Kurala göre, sermaye piyasalarında faaliyette bulunan sermaye piyasası
kurumlarının nihaî denetim mercii Sermaye Piyasası Kurulu’dur. Bu denetimde
görev alacak uzman ve uzman yardımcılarının çalışma esasları maddede açıklanmış,
yapılacak denetim için, “her türlü
sermaye piyasası faaliyet ve işlemleri”nin nelerden ibaret olduğu,
Kanun’un diğer maddelerinde düzenlenmiştir.
Yasa ile Kurul uzman ve uzman yardımcıları,
ihraççılar, sermaye piyasası kurumları, bunların iştirak ve kuruluşları ile
diğer gerçek ve tüzel kişilerden bu Kanun ve diğer kanunların sermaye
piyasasına ilişkin hükümleriyle ilgili görecekleri bilgileri istemeye,
bunların bütün defter, kayıt ve belgeleri ile sair bilgi taşıyan
vasıtalarını incelemeye ve örneklerini almaya, işlem ve hesaplarını
denetlemeye yetkili kılınmış, ilgililer de, istenilen bilgi, belge, defter
ve diğer vasıtaların örneklerini vermek, bu konuda yazılı ve sözlü bilgiler
sunmak ve tutulacak tutanakları imzalamakla yükümlü tutulmuşlardır.
Türk sermaye piyasasında fon toplayan şirketler
genellikle belirli sınaî ve ticarî gruplara bağlı olduğundan, grup içi
şirketler arasındaki mal, hizmet ve fon alımı istenildiği biçimde
yönlendirilebilmekte ve böylece grup içi şirketlerdeki kârın belirli yerlerde
oluşturulması sağlanabilmektedir. Bu nedenle de, halka açık şirketlerde
oluşması gereken kâr, aynı sektörde faaliyette bulunan grup dışındaki diğer
teşebbüs veya kişilerin kendi işlemlerinde ya da
grup içi şirketlerin grup dışı şirketlere uyguladıkları fiyat, ücret veya
bedellerle halka açık olmayan şirketlere kâr aktarılabilmekte ve böylece
pay sahipleri zarara uğratılabilmektedir. Her ne kadar pay sahiplerinin
uğrayacakları zararları önlemek amacıyla Sermaye Piyasası Kanunu’nun 15.
maddesinin beşinci fıkrasında örtülü kâr aktarımı yasaklanmış ise de, bunun
sağlanması, ortaklıkların yönetim, denetim ve sermaye bakımından ilişkili
olduğu diğer iştirak ve teşebbüslerle
gerçek ve tüzel kişilerin etkin biçimde denetlenmesi ile olanaklıdır.
Kuşkusuz, denetim elemanları görevlerini “…bu Kanun ve diğer kanunların sermaye piyasasına ilişkin
hükümleri…” ile sınırlı biçimde yapacaklardır. Kurul uzman ve
yardımcıları tarafından istenilen belge, defter ve kayıtlarla sair bilgi
içeren araçların örneklerini verme, yazılı ve sözlü bilgi sunma ve tutanak
imzalama yükümlülüklerini yerine getirme zorunluluğu da bu amaca
yöneliktir.
Öte yandan maddenin ikinci fıkrasında, ilgililerin
özel kanunlarda yer alan gizlilik ve sır saklama kurallarını ileri sürerek
istenilen bilgi ve belgeleri vermekten kaçınamayacakları öngörülmüştür. Bilgi
ve belgelerin verilmemesi durumunda, Anayasa’nın 38. maddesinin beşinci
fıkrası gereğince, ancak yargı yoluna başvurulmak suretiyle arama ve elkoyma kararı alınabilecektir. Kuralda, arama ve elkoyma kararları için özel bir usul öngörülmemiş, bu
konudaki istemlerin yetkili sulh ceza hakimince karara bağlanacağı belirtilmiştir.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 38. maddesine
aykırı bulunmamıştır. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 10., 17. ve 48. maddeleriyle de ilgisi görülmemiştir.
11- Kanun’un 22. Maddesiyle 2499
Sayılı Kanun’un 46. Maddesinin Birinci Fıkrasının Yeniden Düzenlenen (c),
(g), (h), (i) ve (j) ve Değiştirilen
(a) ve (f) Bentleri ile Yeniden
Düzenlenen Üçüncü ve Dördüncü Fıkraları ile Eklenen Beşinci Fıkralarının
İncelenmesi
Dava dilekçesinde özetle, 2499 sayılı Kanun’un 46. maddesi ile Sermaye Piyasası
Kurulu’na ihtiyati haciz isteyebilmesi konusunda geniş yetkiler
tanındığı, Anayasa Mahkemesi’nce
iptal edilen kuraldaki yetkinin daha da genişletildiği, Kurul’a mahkemelere
tanınan yetkilerden kişi ehliyetlerini kısıtlayabilme yetkisi tanındığı,
Kurul’un gerçek ve tüzel kişilere çifte ceza verebileceği, geçici olarak
kapatma yetkisinin yargı yerleri yerine mülki amirlere tanındığı, ehliyet
sınırlamalarının da süre yönünden belirsizlik yarattığı nedenleriyle, Anayasa’nın
Başlangıcı ile 2., 5., 6., 9., 11., 19., 35., 48., 138. ve 153. maddelerine
aykırı oldukları ileri sürülerek iptalleri istenilmiştir.
Yasa’nın değişik 46. maddesinin birinci fıkrasının
(a) bendinde, kayıt yükümlülüğünü yerine getirmeksizin yapılmış ihraç,
halka arz ve satış işlemleri ile izne bağlı sermaye piyasası işlemlerinin
izinsiz yapılması halinde bu işlemleri durdurmak için her türlü tedbirleri
alma, kayıt yükümlülüğüne uyulmaksızın yapılan halka arz ve satış sonucu
elden çıkarılan kısmın karşılığı ile satışı yapılacak senetler için
teminattan muaf olarak ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz isteme, tedbir ve
haciz tarihinden itibaren altı ay içinde dava açma ve takipte bulunma,
ayrıca izinsiz faaliyet ve işlemlerin doğurduğu sonuçların iptali için dava
açma hususunda Kurul’a yetki tanınmıştır.
2499 sayılı Kanun’un 4. maddesinde, ihraç veya
halka arz olunacak sermaye piyasası araçlarının Kurul’a kaydedilmesi
zorunluluğu getirilmiş; 5., 6. ve 7. maddelerinde de halka arz veya ihraç
işlemlerinde bulunabilmek için belirli usuller öngörülmüştür.
İptal isteminin gerekçesinde, Yasa’da gösterilen
gereklere uyulmadan yapılacak halka arz ve ihraç işlemleri için Kurul’a
sınırları belirsiz geniş yetkiler tanındığı belirtilmiş ise de, Sermaye
Piyasası Kurulu bu yetkilerini, sadece kayıt ve izin yükümlülüğünü yerine
getirmeyen faaliyetlerin durdurulması için kullanacak, bu sonucu sağlamak
için alınacak önlemler de her olayın özelliğine göre değişik olacaktır.
Amaç, kayıtsız yapılan ihraç ya da izinsiz
yapılan sermaye piyasası faaliyetlerinin durdurulması olduğuna göre, Kurul
bu konuda gerekli önlemleri alırken bu amacın dışına çıkamayacaktır.
Öte yandan Kurul’a, “ihtiyati haciz ve tedbir” istemli dava açma yetkisinin
tanınmış olması, yukarıda belirtilen yasal yükümlülüklere uyulmaksızın
faaliyette bulunulması sonucu ortaya çıkan veya çıkacak olan zararların
azaltılması ya da yok edilmesini sağlamaya yöneliktir.
Kaldı ki, bu konuda Kurul’ca alınacak önlemlerin amacına uygun, ölçülü ve
orantılı olup olmadığının denetlenmesi konusunda yargı yolu açıktır.
Maddenin birinci fıkrasının (c) bendi ile, bu
Kanuna tabi anonim ortaklık ve sermaye piyasası kurumlarının, kanuna, esas
sözleşme hükümlerine veya işletme maksat ve mevzuuna aykırı görülen durum
ve işlemleri ile sermayenin azalmasına veya kaybına yol açan işlemlerin
hukuka aykırılığının tespiti veya iptali için dava açma, Türk Ticaret
Kanunu hükümleri saklı kalmak kaydıyla ilgililerden aykırılıkların
giderilmesi için tedbir almasını ve öngörülen işlemleri yapmasını isteme ve
gerektiğinde bu durumu ilgili mercilere intikal ettirme konusunda Sermaye
Piyasası Kurulu’na yetki tanınmıştır.
Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasında, Anayasa
Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organları ile yönetim
makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlayacağı öngörülmüştür. Bu kural
gereğince, yasama organı, yapacağı düzenlemelerde daha önce aynı konuda
verilen Anayasa Mahkemesi kararlarını gözönünde
bulundurmak, bu kararları etkisiz kılacak biçimde yasa çıkarmamak,
Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilen kuralları tekrar yasalaştırmamak
yükümlülüğündedir. Başta yasama organı olmak üzere tüm organlar kararların
yalnız sonuçları ile değil, bir bütünlük içinde gerekçeleri ile de
bağlıdır. Kararlar gerekçeleriyle, yasama işlemlerini değerlendirme
ölçütlerini içerirler ve yasama etkinliklerini yönlendirme işlevi de
görürler. Bu nedenle, yasama organı düzenlemelerde bulunurken iptal edilen
yasalara ilişkin kararların sonuçları ile birlikte gerekçelerini de gözönünde bulundurmak zorundadır.
Bir yasa kuralının Anayasa’nın 153. maddesine
aykırılığından söz edilebilmesi için iptal edilen önceki kural ile “aynı” ya da “benzer nitelikte” olması, bunların
saptanabilmesi içinde öncelikle, aralarında “özdeşlik” yani amaç, anlam ve
kapsam yönlerinden benzerlik olup olmadığının incelenmesi gerekir.
Buna göre, dava konusu kural, Anayasa Mahkemesi’nin
13.11.1995 günlü, Esas:1995/45; Karar:1995/58 sayılı kararı ile iptal
edilen 558 sayılı KHK ile getirilen düzenlemenin aynısı ise de, 558 sayılı
KHK, dayanağı olan Yetki Kanunu’nun iptali sonucu dayanaksız kaldığı
gerekçesiyle iptal edildiğinden işin esasıyla ilgili inceleme
yapılmamıştır. Söz konusu karardaki gerekçe gözetildiğinde iptal edilen
kuralla 46. maddenin birinci fıkrasının (c) bendinin karşılaştırılması yapılarak
Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasına aykırılığından söz edilemez.
Ayrıca, gerek iç ve dış denetim, gerekse bağımsız
denetçilerden alınan rapor, ihbar ve şikayetlerin incelenmesi sonucu ortaya
çıkan hukuka aykırılıkların giderilmesi için dava açma yetkisinin Kurul’a
tanınması, Anayasa’nın 167. maddesiyle piyasaların denetimi ve düzenlenmesi
konusunda Devlete tanınan yetkiler kapsamındadır.
Maddenin
birinci fıkrasının (f) bendi ile denetimle görevlendirilenler tarafından
istenecek defter, evrak, dosya, kayıt ve bilgi ihtiva eden diğer
vasıtaların ibraz veya teslim edilmemesi halinde, gerektiğinde mahkemeye
başvurarak bunların ibraz ve tesliminin sağlanması konusunda Kurul’a yetki
tanınması yukarıda açıklanan gerekçe kapsamında değerlendirilmiştir.
Maddenin birinci fıkrasının (g) bendinde, sermaye
piyasası kurumlarının mevzuat, esas sözleşme ve içtüzük hükümlerine aykırı faaliyette
bulunduklarının saptanması halinde, bu kurumlara ait yetki belgeleri iptal
edilmeden önce uyarılarak faaliyetlerinin yasal çerçeveye çekilmesi
amacıyla Kurul’un alabileceği önlemler belirtilmiştir. Buna göre, Sermaye
Piyasası Kurulu’nca, mevzuata, esas sözleşmeye veya işletme maksat ve
konusuna ilişkin aykırılık tespit edilmesi durumunda, ilk olarak
ilgililerden bu aykırılıkların giderilmesi istenilecek, hukuka aykırı
eylemin sorumlularının tespit edilmesi halinde haklarında Cumhuriyet
Savcılığına suç duyurusunda bulunulacaktır. Cumhuriyet Savcılığınca
kovuşturma başlatılması ve dava açılması halinde de, dava sonuçlanıncaya
kadar imza yetkisi sınırlandırılabilecek veya kaldırılabilecektir. Bendin
son cümlesi ile de, aykırılıkların giderilmemesi ya
da giderilemeyecek aykırılıkların tespiti halinde Kurul’a “gerekli her türlü tedbiri alma” ya da “faaliyeti
geçici veya sürekli olarak durdurma” yetkisi tanınmaktadır.
Aynı fıkranın (a) bendinde belirtildiği gibi,
Kurul’a tanınan “her türlü tedbiri
alma” yetkisi, faaliyette bulunan ortaklığın mevzuat, esas sözleşme ve
içtüzük hükümlerine uygun biçimde çalışmasını sağlamak maksadıyla
kullanılacaktır. Kanunda Kurul’ca alınacak tedbirlerin tek tek sayılmaması, her somut olaya göre yatırımcıya tam
bir koruma sağlayacak düzenleme yapılmasının mümkün olmamasından
kaynaklanmaktadır.
Sermaye piyasası kurumlarının tümünün, özellikle de
aracı kuruluşların, ikincil piyasadaki faaliyetleri nedeniyle yatırımcılara
ait varlıklara yönelik çeşitli riskler oluşmaktadır. Bunlar yatırımcılar
adına işlem yapmaya yetkili aracı kuruluşun veya çalışanlarının hileli
(emniyeti suistimal, dolandırıcılık, manipülasyon, insider trading v.b.) ve haksız davranışları sonucu olabileceği
gibi, yatırımcıya ait müşteri varlıklarının yatırımcının izni olmadan
kullanılması ile veya kurumların başka nedenlerle mali açıdan
zayıflamaları, ödeme güçlüğüne düşmeleri ya da
iflas etmeleri sonucunda da ortaya çıkabilmektedir.
Tasarruf sahiplerinin hak ve çıkarlarının
korunmasını sağlamak amacıyla kurulan Sermaye Piyasası Kurulu’na tanınan bu
yetkiler, Anayasa’nın 48. maddesinin ikinci ve 167. maddesinin birinci
fıkraları uyarınca bu konuda Devlete görev olarak verilen önlem alma
yükümlülüğünün gereğidir.
Maddenin birinci fıkrasının (h) bendinde, sermaye
piyasası kurumlarının ödeme güçlüğüne düşmeleri veya iflas etmeleri
risklerine karşı yatırımcı varlıkların korunmasına yönelik yetkiler yer
almaktadır.
Sermaye piyasaları ile bu piyasaların içinde yer
alan borsalar, kişi veya ortakların kazanç elde etmelerini sağlayan yerler
olmakla beraber daha çok kamusal yönü ağır basan ve esas amacı tasarruf
sahiplerinin bu piyasalara güvenerek yatırım yapmalarını özendirip yatırım
suretiyle ülke ekonomisine katkılarını sağlamak amacıyla kurulan yerlerdir.
Bu bent ile tanınan yetkiler, sermaye piyasası
kurumlarının iflası ya da ödeme güçlüğüne
düşmelerini önleyici veya ödeme güçlüğüne düştükten sonra iflası gerektiren
durumun ortaya çıkması halinde alınacak önlemleri kapsamaktadır. Bu bentte
tanınan yetkiler de risk durumunun aşılmasını sağlamak amacıyla amaçla
orantılı biçimde kullanılabilecek ve bu konuda alınan kararlar da yargının
denetimine tabi olacaktır.
Maddenin birinci fıkrasının (i) bendinde, 2499
sayılı Kanun’un 47. maddesinin (A) bendinde sayılan ceza kovuşturmasına
konu (şirketle ilgili bilgileri elemanlarından birinin rakip şirkete
ulaştırması, manipülasyon, izinsiz aracılık,
emniyeti suistimal, örtülü kazanç dağıtımı,
karşılıksız repo ve benzeri) fiillere doğrudan doğruya veya dolaylı olarak
katıldığı tespit edilen gerçek ve tüzel kişilerin, borsa ve teşkilatlanmış
diğer piyasalarda geçici veya sürekli işlem yapmalarının önlenmesini sağlamak
için gerekli önlemleri almaya Kurul’un yetkili olduğu belirtilmiştir.
Dava konusu kuralda, Kanun’da sayılan fiillerin
varlığı halinde ilgililerin ticari faaliyetlerine belirli sınırlamalar
getirilmesi Anayasa’nın 48. ve 167. maddeleri kapsamında alınan
önlemlerdir.
Maddenin birinci fıkrasının (j) bendinde, Sermaye Piyasası Kurulu’nun
gerekli görülen hallerde, halka açık anonim ortaklıkların genel kurullarına
oy hakkı bulunmayan gözlemci gönderebileceği belirtilmiştir. Oy hakkı
bulunmayan, gözlemcinin görevi, kanuna, mevzuata veya esas sözleşmeye
aykırı bir uygulamayı görmesi halinde bu durumu Sermaye Piyasası Kurulu’na iletmekten
ibarettir. Yukarıda belirtilen gerekçeler bu bent için de geçerlidir.
Maddenin üçüncü fıkrasında, sermaye piyasasında
izinsiz olarak faaliyette bulunduğu, yetki belgeleri iptal edildiği veya
faaliyetleri geçici olarak durdurulduğu halde ticaret unvanlarında, ilan ve
reklamlarında, sermaye piyasasında faaliyette bulundukları intibaını
yaratacak kelime veya ibare kullanıldığının tespiti halinde, sorumlular
hakkında cezai kovuşturma yapılmakla birlikte, gecikmesinde sakınca bulunan
hallerde, Kurul’un istemi üzerine en büyük mülki amirlerince işyerlerinin
geçici olarak kapatılabileceği, ilan ve reklamların durdurulabileceği gibi,
kanuna aykırı belgeleriyle ilan ve reklamlarının toplatılabileceği kurala
bağlanmıştır.
İdarenin gerekli durumlarda yaptırım uygulama
yetkisinin ifadesi olan bu kural,
yargılamanın devam etmekte olması nedeniyle sonuca göre tedbirin
kaldırılması olanağının bulunması, başka bir anlatımla geçici nitelikte
olması ve koşullarının da yasakoyucu tarafından
ayrıntılı biçimde saptanmış olması nedeniyle Anayasa’nın 48. maddesinin
ikinci fıkrası ve 167. maddesiyle Devlete tanınan bu alandaki önlem alma
görevinin somutlaştırılmış biçimidir.
Maddenin dördüncü fıkrasında, aynı maddenin (g) ve
(h) bentleri uyarınca yetkileri kaldırılan görevlilerin, haklarındaki
yargılama sonuçlanıncaya kadar Kurul’un izni olmaksızın hiçbir sermaye
kurumunda imzaya yetkili personel olarak çalıştırılmayacakları
belirtilmiştir.Bu bentlerde sayılan hallerin varlığı halinde ilgililerin
yetkilerinin kaldırılması; kanun, içtüzük ve esas sözleşmeye aykırı
davranan sermaye piyasası kurumu personeli için uygulanan önlem
niteliğindedir. Bu kişilerin imza yetkilerinin sınırlandırılabilmesi veya
kaldırılabilmesi için hakkında kovuşturmaya geçilmiş
olması gereklidir. Bu yetkinin kaldırılma süresi, yargılamanın
sonuçlandırılmasına kadar olabileceğinden, yargılamanın sonuçlanması
durumunda bu yasak kalkacaktır.
Belirtilen tedbirle, kişilerin yargılama aşamasında
da faaliyetlerine devam etmek suretiyle hem kurumlarını hem de tasarruf
sahiplerini tehlikeye düşürmeleri önlenmek istenilmiştir.
Maddenin beşinci fıkrasında, maddenin (h) bendine
göre faaliyetleri geçici olarak durdurulan sermaye piyasası kurumlarının
mal varlığı hakkında da, Kurul’ca geçici durdurma kararı verildiği tarihten
tekrar faaliyete geçme izni verilmesi tarihine
kadar ikinci fıkra hükmünün uygulanması öngörülmektedir.
Malî yapıları ciddi olarak zayıflayan kurumların
malvarlığı üzerinde devir, rehin, teminat, haciz, icra takibi konularında
yasak getiren bu kural, kurumun (ortaklığın) bu arada mallarının hileli ve
muvazaalı işlemlerle başkalarına aktarılmasını, devredilmesini ve icra
takibine konu yapılmasını engellemektedir. Böylece, müşteri emanetlerinin
zarara uğraması ve riskin büyümesi engellenmeye çalışılmaktadır. Dava
konusu kuralla, sermaye piyasası kurumlarının mali yapıları güçlendirilerek
bu durumdan kurtulmak için sermaye yeterliliği tablosunda görünen açığı
taze para sağlamak suretiyle kapatmaları, alacaklılarını takip etmeleri,
teminat mektubu almaları, müşterileriyle anlaşarak kendilerini ibra
etmelerini sağlamaları engellenmiş değildir.
Buna göre, kuralın sermaye piyasalarının güven,
açıklık ve kararlılık içinde çalışmasını; sınırları, süresi ve koşulları
gösterilmek suretiyle küçük tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının
korunmasını düzenlemek ve denetlemek amacıyla getirildiği açıktır.
Açıklanan nedenlerle, 2499 sayılı Kanun’un 46. maddesinin birinci fıkrasının (a),
(c), (f), (g), (h), (i) ve (j) bentleri ile üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları
Anayasa’nın 48., 153. ve 167. maddelerine aykırı görülmemiştir. İptal
isteminin reddi gerekir.
İptali istenen kuralların Anayasa’nın 2., 5., 6.,
9., 11., 19., 35. ve 138. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
12- Kanun’un 23. Maddesiyle Yeniden
Düzenlenen 46/A Maddesinin Birinci Fıkrasının Son Tümcesi ile Üçüncü ve
Yedinci Fıkralarının İncelenmesi
Dava dilekçesinde özetle, iptal konusu kurallarla
fona katılma, katılmadaki oranların belirlenmesi ve risk durumları
itibariyle belirlenen oranlar üzerinden ödeme yapılması zorunluluğunun
getirilmesinin keyfi uygulamaya neden olacağı, bu husustaki düzenlemenin
yasayla yapılması gerektiği, kuralın Anayasa’nın 73. maddesinin üçüncü
fıkrasıyla 87. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptali istenilen kurallarla Yatırımcıları Koruma
Fonu kurulmakta ve konuya ilişkin esaslar belirlenmektedir. Birinci
fıkranın iptali istenilen son cümlesi ile bütün aracı kuruluşların bu Fon’a
katılma zorunluluğu getirilmekte ve bu katılım yıllık ödentilerle
olmaktadır. Üçüncü fıkra ile Kurul’a, Fon’un hesap ve işlemlerini inceleme,
denetleme ve elde edilen sonuçlarına göre de gerekli görülen hususların
yerine getirilmesini isteme ve Fon’un yönetiminin kendisine devredilmesini
talep etme yetkisi verilmektedir. Yedinci fıkrada da, yıllık ödenti
tutarlarının, yıllık hisse senedi işlem hacimlerinin parasal miktarının onbinde birini aşamayacak şekilde belirleneceği
belirtilmektedir.
Anayasa’nın 73. maddesinde öngörülen vergi, resim,
harç ve benzeri mali yükümlülüklerden vergi; kamu giderlerini karşılamak
amacıyla yasalarla gerçek ve tüzelkişilere malî güçlerine göre getirilen
bir yükümlülüktür. Belirli bir hizmetten doğrudan yararlanma karşılığı
olmayan vergi tüm kamu hizmetleri için yapılan giderlere ortak katılma
payıdır.
Harç; kimi kamu hizmetlerinden yararlanmanın
karşılığı olarak tahsil edilen kamu gelirleridir. Ödenen vergiler
bakımından, vergi mükelleflerinin bireysel bir hizmet ya
da karşılık talep etme haklarının bulunmamasına karşın, harçlar belirli bir
kamu hizmetinden yararlanmanın (tapu, pasaport gibi) karşılığıdır.
Resim; bir iş ya da
faaliyetin yapılmasına yetkili kuruluşlar tarafından izin verilmesi
dolayısıyla yapılan bir ödeme şeklinde tanımlandığı gibi harca benzer
biçimde kamu kuruluşlarında görülen hizmetin ve yapılan giderlerin
karşılığı olarak yalnız o işle ilgili gerçek ve tüzelkişilerden sağlanan
gelirler şeklinde de açıklanmaktadır.
Vergi, resim, harç benzeri malî yükümlülük ise;
kişilerden yapılan kamu hizmetleri karşılığında ya
da bir hizmet karşılığı olmaksızın kamu gücüne dayanılarak alınan
paralardır. Benzeri malî yükümlülük kimi zaman vergi, harç ve resim’in
özelliğini ayrı ayrı yansıtırken kimi zaman da
verginin harç ve resim’in ortak öğelerini taşıyabilir.
Vergi, resim, harç ve benzeri malî yükümlülüklerin
ortak özellikleri, yasayla konulmaları ve kamu gücüne dayanılarak
gerektiğinde zorla alınmalarıdır.
Haklarında tedrici tasfiye veya iflas kararı
verilen aracı kurumların yaptıkları sermaye piyasası faaliyetleri ve
işlemleri nedeniyle müşterilerine karşı hisse senedi işlemlerinden doğan
nakit ödeme ve hisse senedi teslim yükümlülüklerini yerine getirmek ve
tasfiye giderlerini karşılamak amacıyla kurulan Yatırımcıları Koruma
Fonu’na aracı kuruluşlarca yapılacak yıllık ödentiler, Anayasa’nın 73.
maddesinde yer alan “vergi ve benzeri
mali yükümlülük”ler
kapsamına girmemektedir.
Öte yandan, yasayla kapsamı belirlenen konularda
sınırlı denetim yetkisinin Sermaye Piyasası Kurulu’na tanınmış olması, Yasakoyucunun takdir alanı içinde kalmaktadır. Kaldı
ki, kuralla tüm sermaye piyasası üzerinde düzenleme ve denetleme yetkisi
olan Kurul’un, Fon’un idare ve temsili konusunda kuşkusu bulunması halinde
yetkinin kendisine devrini istemesi ve bu istem sonucu karar vermeye
yetkili makam olarak da Bakan’ın öngörülmüş olması, bu konuda siyasi
sorumluluğun da gözetilmiş olduğunu göstermektedir. Ayrıca Fon’un denetimi
de parlamento adına denetim yapan Sayıştay tarafından yapılacaktır. Bu
durumda, yapılan düzenleme ile yasama yetkisinin devrinden sözetmek mümkün görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, 2499 sayılı Kanun’un yeniden
düzenlenen 46/A maddesinin birinci fıkrasının son tümcesi ile üçüncü ve
yedinci fıkraları Anayasa’nın 87. maddesine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 73. maddesiyle ilgisi
görülmemiştir.
13- Kanun’un 24. Maddesiyle Yeniden
Düzenlenen 2499 Sayılı Kanun’un 46/B Maddesinin Üçüncü Fıkrasının
İncelenmesi
Dava dilekçesinde gerekçe gösterilmeksizin kuralın,
Anayasa’nın 12., 13. ve 33. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptali istenen kurala göre, tedrici tasfiye kararı
verildikten sonra aracı kuruluşların tüm ödemeleri durmakta ve malvarlığı
üzerindeki tasarruf yetkisi Yatırımcıları Koruma Fonu’na geçmekte, müşteri varlıkları Fon’un tasarruf ve
güvencesi altına girmektedir. Böylece Fon gerçek hak sahipleri
(yatırımcılar) ile bunların alacaklı oldukları miktarları, Kurul’daki
kayıtlara, aracı kuruluş ile kuruluşun ilgili olduğu diğer resmi ve özel
kurumların kayıtlarına, güvenilir bulunan diğer bilgi ve belgelere dayanarak
tespit etmekte ve ödeme yapmaktadır.
Yatırımcıları Koruma Fonu, aracı kuruluşun,
ortaklarının ya da çalışanlarının, kimi hileli ve
muvazaalı işlemlerle malvarlığının aktif kısmının azalmasına neden
olmalarını, yakınları veya diğer kişiler için kazanımlarda bulunmalarını ve
yatırımcılar arasında eşitliği bozucu işlemler yapmalarını engellemektedir.
Böylece itiraz konusu kuralla, Anayasa’nın 167. maddesiyle Devlete verilen,
para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli
işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici önlemleri alma görevinin etkin
biçimde yerine getirilmesi sağlanmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, 2499 sayılı Kanun’un yeniden
düzenlenen 46/B maddesinin üçüncü fıkrası Anayasa’ya aykırı görülmemiştir.
İptal isteminin reddi gerekir.
İptali istenen kuralın Anayasa’nın 12., 13. ve 33. maddeleriyle
de ilgisi görülmemiştir.
14- Kanun’un 25. Maddesiyle
Değiştirilen 2499 Sayılı Kanun’un 47. Maddesinin Birinci Fıkrasının (A)
Bendinin (4.), (5.), (6.) ve (7.)
Alt Bentleri ile Son Paragrafı, (B) ve (C) Bentleri ile İkinci Fıkrasının
İncelenmesi
Dava dilekçesinde özetle, dava konusu kurallarla
getirilen ceza hükümlerinin, suçta ve cezada kanunîlik ilkesine ve kıyas
yasağına aykırı olduğu, maddede gösterilen suçların somut bir şekilde
tanımlanmadığı, “standart ve formlara
aykırılık”, “genel ve özel
kararlara uymamak” gibi soyut tanımlara yer verildiği, suçu işleyen
gerçek kişilerle birlikte tüzel kişilerin yetkililerinin de
cezalandırılmasının, “suç ve
cezaların şahsiliği” ilkesine aykırı olduğu, son fıkrada bilinmeyen bir
kısım cezalara yer verildiği bu nedenle Anayasa’nın 36., 37., 38. ve 125.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa’nın 38. maddesinin ilk fıkrasında, “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte
bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye
suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir
ceza verilemez.”; dördüncü fıkrasında, “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.”;
beşinci fıkrasında da, “Hiç kimse
kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya
veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.” denilmektedir.
Dava konusu yasa kurallarında, suç konusu eylemler
ile faillerinin kimler olabileceği ve bu eylemlere verilecek cezalar ile bu
bentlerde yazılı hallerden iki veya daha fazlasının birleşmesi durumunda
verilecek cezanın asgarî ve azamî hadleri hiçbir kuşkuya yer vermeyecek
biçimde açık olarak gösterilmiştir.
Kurallarda öngörülen, denetim için ortaklığın bilgi
ve belgelerinin istenmesi halinde “sanık”lık
sıfatının başlaması veya “sorgu”ya
geçilmesi gibi bir durum bulunmadığı gibi, bu
aşamada suç tespiti değil, sermaye piyasalarının güven, açıklık kararlılık
ve dürüstlük içinde çalışmasını sağlamak ve böylece tasarruf sahibini korumak
amaçlanmıştır.
Sermaye piyasalarında güvenin sağlanarak tasarruf
sahiplerini korumak amacıyla getirilen kurallara aykırı hareket ederek suç
işleyenlerle birlikte sorumlu tutulan tüzel kişilerin yetkililerinin,
yasalarda yer alan yükümlülüklerini yerine getirmemekten dolayı
cezalandırılmalarında suç ve cezaların şahsiliği ilkesine aykırılıktan
bahsedilemez.
Açıklanan nedenlerle, 2499 sayılı Kanun’un 47.
maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinin (4.), (5.), (6.), (7) alt
bentleri ve son paragrafı, bu fıkranın (B) ve (C) bentleri ile ikinci
fıkrası Anayasa’nın 38. maddesine aykırı bulunmamıştır. İptal isteminin
reddi gerekir. Kuralların Anayasa’nın 36., 37. ve 125. maddeleri ile de
ilgisi görülmemiştir.
15- Kanun’un 26. Maddesiyle 2499
Sayılı Kanun’a Eklenen 47/A Maddesinin Birinci, İkinci ve Beşinci
Fıkralarının İncelenmesi
Dava dilekçesinde özetle, iptali istenen kurallarla
idareye bu konuda yetki tanındığı, cezalara karşı yargı yoluna
başvurulabileceğine ilişkin açıklık bulunmadığı, suçun tanımının Sermaye
Piyasası Kurulu’nca yapılacak düzenlemelere bırakıldığı nedenleriyle
Anayasa’nın 37., 38. ve 125. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Yasa’nın iptali istenilen 47/A maddesinin birinci
fıkrasında, Sermaye Piyasası Kanunu’na dayanılarak yapılan düzenlemelere,
Kurul’ca belirlenen standart ve formlar ile alınan genel ve özel
nitelikteki kararlara aykırı hareket ettiği saptanan gerçek ve tüzel
kişiler hakkında gerekçesi de belirtilerek Kurul tarafından 2 milyar
liradan 10 milyar liraya kadar para cezası verileceği belirtilmiş, ikinci
fıkrasında, idari para cezası uygulamasının usul ve süresi; beşinci
fıkrasında da, cezanın tebliğinden itibaren (30) gün içinde ödenmemesi
halinde tahsilatta izlenecek usul gösterilmiştir.
Dava konusu kurallarda, idari para cezalarının
konusu, sebebi, sınırları, maksadı ve uyulmaması halinde Kurul’ca
uygulanacak yaptırımın aşağı ve yukarı sınırları, idari para cezası
uygulanmasındaki süre ve usul, paranın ödeneceği yer ve öngörülen süre
içinde ödenmemesi halinde takip ve tahsilinde izlenecek yol açık olarak
gösterilmiş, bu idari kararlara karşı yargı yoluna başvurulmasını
engelleyen bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Ayrıca birinci fıkrada belirtilen Kurul’ca alınan
genel ve özel nitelikteki kararların alınması, Sermaye Piyasası Kanunu ve
diğer kanunlara dayanarak alınmış olacağından, yasallık ilkesine
aykırılıktan sözedilemez.
Açıklanan nedenlerle, 2499 sayılı Kanun’un 47/A
maddesinin birinci, ikinci ve beşinci fıkraları Anayasa’nın 38. ve 125.
maddelerine aykırı bulunmamıştır. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralların, Anayasa’nın
37. maddesi ile de ilgisi görülmemiştir.
16- Kanun’un Çerçeve 30. Maddesinin
Üçüncü Fıkrası ile Geçici 3. Maddesinin İncelenmesi
4487 sayılı Kanun’un 30. maddesinin üçüncü fıkrası
ile geçici 3. maddesi, 4.7.2001 günlü, 631 sayılı Kanun Hükmünde
Kararnamenin 14. maddesi ile değiştirildiğinden, buna ilişkin iptal istemi
hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
15.12.1999 günlü, 4487 sayılı “Sermaye Piyasası
Kanununda Değişiklik Yapılması ile Ticaret ve Sanayi Odaları, Ticaret
Odaları, Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları, Ticaret Borsaları ve
Türkiye Ticaret, Sanayi, Deniz Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği
Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair Kanun”un:
A- 1. maddesiyle 28.7.1981 günlü, 2499 sayılı Sermaye Piyasası
Kanunu’na eklenen 10/A maddesinin, birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü,
beşinci ve altıncı fıkralarına,
B- 2. maddesiyle 2499 sayılı Yasa’nın madde başlığı ile birlikte
değiştirilen değişik 11. maddesinin, birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü,
beşinci ve dokuzuncu fıkralarına,
C-
10. maddesiyle 2499 sayılı
Yasa’nın değişik 22. maddesinin;
1-
Birinci fıkrasının yeniden
düzenlenen (j) ve (r) bendlerine,
2-
Birinci fıkrasının
değiştirilen (c) ve (i) bendlerine,
3-
Birinci fıkrasına eklenen
(v) bendine,
4-
Sonuna eklenen fıkraya,
D- 15. maddesiyle 2499
sayılı Yasa’nın madde başlığı ile birlikte değiştirilen değişik 34. maddesine,
E-
20. maddesiyle 2499 sayılı
Yasa’ya eklenen 40/C maddesinin beşinci ve altıncı fıkralarına,
F- 22. maddesiyle 2499 sayılı Yasa’nın değişik 46. maddesinin;
1-
Birinci fıkrasının yeniden
düzenlenen (c), (g), (h), (i) ve (j) bendlerine,
2-
Birinci fıkrasının
değiştirilen (a) ve (f) bendlerine,
3-
Yeniden düzenlenen üçüncü
ve dördüncü fıkralarına,
4- Sonuna eklenen beşinci fıkraya,
G- 26. maddesiyle 2499 sayılı Yasa’ya eklenen 47/A maddesine,
yönelik iptal istemleri 26.12.2003 günlü, E.
2000/8, K. 2003/104 sayılı kararla reddedildiğinden, bu bölümlere ilişkin
YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE, 26.12.2003 gününde OYBİRLİĞİYLE
karar verildi.
VI- SONUÇ
15.12.1999 günlü,
4487 sayılı “Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması ile Ticaret ve
Sanayi Odaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, Deniz Ticaret Odaları,
Ticaret Borsaları ve Türkiye Ticaret, Sanayi, Deniz Ticaret Odaları ve
Ticaret Borsaları Birliği Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesine Dair
Kanun”un:
A- 1. maddesiyle
28.7.1981 günlü, 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’na eklenen 10/A
maddesinin;
1- Birinci
fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI ile
Ali HÜNER’in “Fıkranın son tümcesinin iptali
gerektiği” yolundaki karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- İkinci, üçüncü,
dördüncü, beşinci ve altıncı fıkralarının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
B- 2. maddesiyle
2499 sayılı Yasa’nın madde başlığı ile birlikte değiştirilen değişik 11.
maddesinin, birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve dokuzuncu
fıkralarının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
C- 3. maddesiyle
2499 sayılı Yasa’nın 12. maddesinin yeniden düzenlenen altıncı fıkrasının
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
D- 4. maddesiyle
2499 sayılı Yasa’nın 13/A maddesinin yeniden düzenlenen son fıkrasının
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
E- 5. maddesiyle
değiştirilen 2499 sayılı Yasa’nın 15. maddesinin, birinci, dördüncü,
beşinci ve altıncı fıkralarının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
F- 10. maddesiyle 2499 sayılı Yasa’nın değişik 22.
maddesinin;
1- Birinci fıkrasının yeniden düzenlenen (j) ve (r)
bendlerinin,
2- Birinci fıkrasının değiştirilen (c) ve (i) bendlerinin,
3- Birinci fıkrasına eklenen (v) bendinin,
4- Sonuna eklenen fıkranın,
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
G- 15. maddesiyle 2499 sayılı Yasa’nın madde
başlığı ile birlikte değiştirilen değişik 34. maddesinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
H- 19. maddesiyle 2499 sayılı Yasa’ya eklenen 40/B
maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
I- 20. maddesiyle 2499 sayılı Yasa’ya eklenen 40/C
maddesinin beşinci ve altıncı fıkralarının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
İ- 21.
maddesiyle değiştirilen 2499 sayılı Yasa’nın değişik 45. maddesinin
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
J- 22. maddesiyle 2499 sayılı Yasa’nın değişik 46.
maddesinin;
1- Birinci
fıkrasının yeniden düzenlenen (c), (g), (h), (i) ve (j) bendlerinin,
2- Birinci fıkrasının değiştirilen (a) ve (f) bendlerinin,
3- Yeniden düzenlenen üçüncü ve dördüncü
fıkralarının,
4- Sonuna eklenen beşinci fıkranın,
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
K- 23. maddesiyle 2499 sayılı Yasa’nın başlığı ile
birlikte yeniden düzenlenen 46/A maddesinin;
1- Birinci fıkrasının “... ve bu Kanunun 46/B
maddesinde düzenlenen görevleri bu Kanunda öngörülen esaslara göre yerine
getirmek ve tasfiye giderlerini karşılamak amacıyla tüzel kişiliği haiz
Yatırımcıları Koruma Fonu kurulmuştur. Bütün aracı kuruluşlar, bu Fona
katılmak zorundadır.” bölümünün,
2- Üçüncü ve yedinci fıkralarının,
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
L- 24. maddesiyle 2499 sayılı Yasa’nın başlığı ile
birlikte yeniden düzenlenen 46/B maddesinin üçüncü fıkrasının Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
M- 25. maddesiyle 2499 sayılı Yasa’nın değişik 47.
maddesinin;
1- Birinci fıkrasının (A) bendinin değiştirilen 4
numaralı alt bendinin,
2- Birinci fıkrasının (A) bendine eklenen 5, 6 ve 7
numaralı alt bentlerin,
3- Birinci fıkrasının (A) bendinin, değiştirilen
son paragrafının 4, 5, 6 ve 7 numaralı alt bentleri yönünden,
4- Birinci fıkrasının değiştirilen (B) bendinin,
5- Birinci fıkrasına eklenen (C) bendinin,
6- Değiştirilen ikinci fıkrasının,
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
N- 26. maddesiyle 2499 sayılı Yasa’ya eklenen 47/A
maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
O- 30. maddesinin üçüncü fıkrası ile Geçici 3.
maddesi 4.7.2001 günlü, 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 14.
maddesiyle değiştirildiğinden, BU KURALLARA İLİŞKİN KONUSU KALMAYAN İSTEM
HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
26.12.2003 gününde karar verildi.
|
Başkan
Mustafa BUMİN
|
Başkanvekili
Haşim
KILIÇ
|
Üye
Samia
AKBULUT
|
|
|
|
|
|
Üye
Sacit
ADALI
|
Üye
Ali HÜNER
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
|
|
|
|
|
Üye
Ertuğrul ERSOY
|
Üye
Tülay TUĞCU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
|
|
|
|
|
Üye
Mehmet
ERTEN
|
Üye
Fazıl SAĞLAM
|
|
|
|
|
KARŞIOY
YAZISI
15.12.1999 günlü, 4487 sayılı Yasa’nın kimi
maddelerinin ve kurallarının iptali istemiyle açılan dava sonucunda verilen
26.12.2003 günlü, E.2000/8, K.2003/104 sayılı kararın aşağıda belirtilen
bölümüne açıkladığımız nedenlerle katılmıyoruz.
İptal konusu 4487 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle,
28.7.1981 tarihli ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’na 10/A maddesi
eklenmiştir. Getirilen 10/A maddesinin birinci fıkrasında “Sermaye piyasası
araçları ve bunlara ilişkin haklar; özel hukuk tüzel kişiliğini haiz bir
Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından kayden izlenir.
Bu kuruluş, kurulun gözetim ve denetimi altındadır. Merkezi Kayıt
Kuruluşunun kuruluş, faaliyet, çalışma ve denetim esasları Bakanlar
Kurulunca çıkarılacak bir yönetmelikte belirlenir.” kuralı getirilmiştir.
2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun amacı, bu
Kanunun 1. maddesinde “...tasarrufların menkul kıymetlere yatırılarak
halkın iktisadi kalkınmaya etkin ve yaygın bir şekilde katılmasını sağlamak
amacıyla; sermaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde
çalışılmasını, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının korunmasını,
düzenlemek ve denetlemektir” şeklinde gösterilmiştir. Aynı Yasa’nın 2.
maddesinde de, “Sermaye piyasası araçları, bu araçların ihracı, halka arzı
ve satışı, bunları ihraç veya halka arz edenler, bu Kanunun 40. maddesi çerçevesinde
borsalar ve teşkilatlanmış diğer piyasalar, sermaye piyasası faaliyetleri,
sermaye piyasası kurumları ve Sermaye Piyasası Kurulu bu Kanun hükümlerine
tabidir.” denilmek suretiyle bu Kanunun kapsamı belirlenmiştir. Böylece,
sermaye piyasası araçları, bu araçların ihracı, halka arz ve satışı,
sermaye piyasası araçlarını ihraç veya halka arz edenler, borsalar ve
teşkilâtlanmış diğer piyasalar, sermaye piyasası faaliyetleri, sermaye
piyasası kurumları ve Sermaye Piyasası Kurulu, Yasa’nın 2. maddesi uyarınca
bu Yasa’nın kapsamına alınmışlardır. Yasa’nın 2. maddesinde kapsama alınan
“Sermaye piyasası araçlarının” da yukarıda belirtildiği üzere Yasa’nın 10/A
maddesinde, bir Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından kayden
izleneceği, Kurulun gözetim ve denetimi altında olacağı, bu kuruluşun özel
hukuk tüzelkişiliğini haiz olacağı, kayıtların Merkezi Kayıt Kuruluşu
tarafından, bilgisayar ortamında, ihraççılar, aracı kuruluşlar ve hak
sahipleri itibariyle tutulacağı kaydedilen hakların, Kanunun 7. maddesi
uyarınca senede bağlanmayacağı, Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından kayden izlenen sermaye piyasası araçları üzerindeki
hakların üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesinde, bu Kuruluşa yapılan
bildirim tarihinin esas alınacağı, Merkezi Kayıt Kuruluşu, ihraççılar ve
aracı kuruluşlar, kendi tuttukları kayıtların yanlış tutulmasından dolayı
hak sahiplerinin uğrayacağı zararlardan kusurlu oranında sorumlu olacağı,
payların devrinin Türk Ticaret Kanunu’nun 417. maddesi çerçevesinde
ortaklıklar tarafından pay defterine kaydında, ilgililerin başvurusuna
gerek kalmaksızın Merkezi Kayıt Kuruluşu nezdinde
ihraççılar itibariyle tutulan kayıtların esas alınacağı yönünde çok önemli
kurallar getirilmiş, bu arada aynı maddede, sözü edilen Merkezi Kayıt
Kuruluşunun kuruluş, faaliyet, çalışma ve denetim esaslarının Bakanlar
Kurulu’nca çıkarılacak bir yönetmelikte belirleneceği kuralına yer
verilmiştir.
İptali istenilen 4487 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle
getirilen 10/A maddesinde ve hatta Yasa’nın diğer maddelerinde de, merkezi
kayıt kuruluşunun üyelerine ilişkin herhangi bir kural yer almamaktadır.
Ancak bu kuruluşun görev ve fonksiyonlarına bakıldığında kuruluş için
mutlaka üyelik sisteminin getirilmesi gerekmektedir. Zira maddenin ikinci
fıkrasında, kayıtların ihraççılar, aracı kuruluşlar ve hak sahipleri
itibariyle tutulacağı hükme bağlanmıştır. MKK’da
kayıtlar bilgisayar ortamında tutulacağından, bu sisteme bağlanma hakkına
sahip olacak, kayıtlarda sorumluluk üstlenecek kurumların asgarî teknolojik
yapıya ve personele sahip olması gerekecek ve kayıt kurallarına uygunluğun
sağlanması ve olmadığı takdirde yatırımların uygulanması da zorunlu
olacaktır. Bu nedenlerle bu ihtiyaçlar üyelik sistemini ve bu üyeliğin
hangi kuruluşlardan oluşacağının da yasa ile belirlenmesini zorunlu kıldığı
halde, bu konudaki düzenleme yönetmeliğe bırakılmıştır.
Diğer taraftan iptali istemine konu kuralda, kaydileştirilecek sermaye piyasası araçları
belirlenmemiş, belirleme yetkisi ise Sermaye Piyasası Kurulu’na
bırakılmıştır. Hatta Kurul, bu yetkiyi araçların türleri ve ihraççıları
itibariyle belirleyebilecektir. Yasa’da sadece Merkezi Kayıt Kuruluşu
kurulacağı, sermaye piyasası araçları ve bunlara ilişkin hakların kayden izleyecek bir Merkez oluşturulduğu belirtilerek
bu Kuruluşun kuruluş, çalışma, faaliyet ve denetim esaslarına ilişkin
düzenlemelerin tamamı Bakanlar Kurulu’nun çıkaracağı yönetmeliğe
bırakılmıştır. Sözü edilen bu Merkez’in, kuruluş, faaliyet, çalışma ve
denetim esaslarının çıkarılacak yönetmeliğe bırakılması ise, özel hukuk
tüzelkişiliğinin Türk Ticaret Kanunu, Medeni Kanun ve Borçlar Kanunu
hükümlerinden muaf tuttuğu anlamına gelmektedir ki, bu husus da,
Anayasa’nın 123/3. maddesinde öngörülen kanunla ya
da kanunun verdiği yetkiye dayanma gerekeceği hükmüne aykırılık
oluşturmaktadır. İptali istenilen mezkûr kuralda ise, hiçbir belirleme
bulunmaksızın her türlü tespit tamamen yönetmeliğe bırakılmaktadır. Bu
durumda ise Bakanlar Kurulu, çıkaracağı yönetmelikle Merkezi Kayıt
Kuruluşunun Türk Ticaret Kanunu ve diğer kanunların özel hukuk tüzelkişileri
için türlerine göre öngörülmüş hükümlerini Merkezi Kayıt Kuruluşu açısından
değiştirebilecek ya da ortadan kaldırabilecektir.
Bilindiği gibi Yasama Organının, bir konunun genel
ilkeleri saptamakla yetinip ayrıntılarına, ihtisasa ve idare tekniğine taallûk
eden hususların düzenlemesini yürütme organına bırakması dışında yürütme
organı, doğrudan doğruya hukuki işlemler yapma yetkisine sahip değildir.
Yürütme organının işlemleri ister subjektif,
ister düzenleyici işlemler olsun, daima o alanı önceden düzenlemiş bir
yasaya dayanmak zorundadır. Bu anlamda yürütme organının işlemleri, yasayı
izleyen, yasadan kaynaklanan işlemlerdir. İptal istemine konu düzenleme ise
tamamıyla yürütme organına bırakılmıştır. Kural bu yönleriyle Anayasa’nın
7., 87. ve 123/3. maddelerine aykırılık oluşturmaktadır.
Bu nedenlerle iptal istemine konu edilen 4487
sayılı Kanun’un 1. maddesiyle 2499 sayılı Kanuna eklenen 10/A maddesinin
birinci fıkrasında yer alan “Merkezi Kayıt Kuruluşunun kuruluş, faaliyet,
çalışma ve denetim esasları Bakanlar Kurulunca çıkarılacak bir yönetmelikte
belirlenir.” şeklindeki kuralın iptaline karar verilmesi gerekirken, bu
yöndeki iptal isteminin reddine ilişkin çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.
|
Başkanvekili
Haşim KILIÇ
|
Üye
Sacit ADALI
|
Üye
Ali HÜNER
|
|