|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2004/79
Karar Sayısı: 2007/6
Karar Günü: 25.1.2007
İPTAL
DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Üyeleri Ali TOPUZ ve Haluk KOÇ ile birlikte 121 milletvekili
İPTAL
DAVASININ KONUSU: 23.7.2004 günlü, 5216 sayılı
Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun;
A- 6. maddesinin,
1- Birinci fıkrasının
ikinci tümcesinin
2- İkinci fıkrasının,
3- Üçüncü fıkrasının,
4- Dördüncü
fıkrası,
B- 7.
maddesinin,
1- Birinci
fıkrasının (b) bendinde yer alan “...aynen veya değiştirerek...”
ibaresinin,
2- Üçüncü
fıkrasının (a) bendinde yer alan “...ile birinci fıkrada sayılanlar...”
ibaresi ile (b), (c), (d) ve
(e) bentlerinin,
C- 8. maddesinin,
1- Üçüncü
fıkrasının ikinci ve üçüncü tümcelerinin,
2- Beşinci
fıkrasının,
3- Altıncı fıkrasının,
D- 9. maddesinin,
1- Dördüncü fıkrasında
yer alan “...bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla ...”ibaresinin,
2- Beşinci fıkrasının,
E- 14. maddesinin
altıncı fıkrasında yer alan “... olanlar
dışındaki ...” ibaresinin,
F- 18. maddesinin
birinci fıkrasının (l) bendinin,
G- 22. maddesinin
son fıkrasında yer alan “... toplam
memur sayısının % 10’unu ve” ibaresiyle “... encümen kararıyla ...” ibaresinin,
H- 23. maddesinin
ikinci fıkrasının ikinci tümcesinin,
I- 24. maddesinin
(n) bendinin,
J- 25. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “...yatırım ve hizmetler arasında bütünlük sağlayacak biçimde ...” bölümünün,
K- 26. maddesinin
birinci tümcesinin,
L- 27. maddesinin,
1- Birinci
fıkrasının son tümcesinin,
2- Altıncı
fıkrasının,
3- Yedinci
fıkrasının,
M- 28. maddesinde
yer alan “... bu kanuna aykırı olmayan ...” ibaresinin,
N- Geçici 2. maddesinin birinci, ikinci, üçüncü,
altıncı ve yedinci fıkralarının,
O- Geçici 3. maddesinin üçüncü fıkrasının son
tümcesinin,
Anayasa’nın
2., 6., 7., 8., 9., 10., 11., 36., 47., 67., 87.,
88., 123., 127., 162., 163., 169. ve 170.
maddelerine aykırılığı savıyla iptaline ve yürürlüğünün
durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
I- İPTAL VE
YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri Ali Topuz
ve Haluk KOÇ ile birlikte 121 Milletvekili tarafından verilen 12.08.2004
günlü dava dilekçesinin gerekçe, yürürlüğün durdurulması ve sonuç bölümü
şöyledir:
“1. 5216 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile
ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkrasının Anayasa’ya aykırılığı
5216
sayılı Kanunun 6 ncı maddesinde, büyükşehir belediyesine katılma ile ilgili düzenlemeler
yapılmıştır.
Kanunun
altıncı maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi, katılma kararının
nasıl alınacağına dairdir. İkinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarında ise, büyükşehir belediyesi sınırları içine katılan
belediyelerin, büyükşehir ilçe ve ilk kademe
belediyelere dönüşmesi, diğer belediye ve köylerin tüzel kişiliğinin
kalkması ve büyükşehir belediyesindeki temsil ile
ilgili düzenlemeler vardır.
Söz
konusu düzenlemeler, seçimlerden sonra belediye meclisine yeni katılımları
mümkün hale getirerek, seçimlerde oluşmuş temsilcilerin sayısını ve oranı
değiştirmek suretiyle Anayasa’nın 127 inci madde hükümlerine aykırılıklar
içermektedir. Ayrıca, getirilen düzenlemeler, Avrupa Yerel Yönetimler
Özerklik Şartının gerekli gördüğü referandumu öngörmediği için hukuk
devleti ilkesine de aykırıdır.
Yerel
yönetimlerin görevli kılındıkları yöre halkının yerel ortak
gereksinimlerini etkinlikle yerine getirebilmeleri, özerk bir yapılanma
içinde tüzel kişiliğe sahip olmalarını gerektirir.
Anayasa
Mahkemesi, yerel yönetimler açısından özerkliği, “…Anayasa ve yasaların
belirlediği kamu hizmetlerinin önemli bir bölümünün yurttaşların yararına
olarak, yerel yönetimlerin sorumluluğu altında yerine getirilmesi
yetkisidir (E. 1988/18) biçiminde tanımlamıştır.
Yerel
yönetimlerin özerkliği, daha çok, organlarının yöre halkı tarafından
seçilmesi ve bu organlarının karar verme yetkilerinin bulunması biçiminde
gözükür. Yerel yönetimlerin organları seçimle oluşmalı, halkın tercihlerini
yansıtmalıdır. Anayasa’nın 127 inci maddesinin birinci fıkrası, yerel
yönetimlerin karar organlarının seçmenler tarafından seçilerek oluşturulmasını
öngörmektedir.
Anayasa
Mahkemesi, büyükşehir belediye başkanları ile
ilçe belediye başkanlarının müşterek oy pusulasında birlikte gösterilip
birlikte seçilmesini öngören bir yasal düzenleme nedeniyle verdiği kararda,
sadece karar organlarının değil yürütme organlarının da seçmenler
tarafından seçilmesi gerektiğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi,
belediye meclisinin karar, belediye başkanının ise yürütme organı olduğunu
saptadıktan sonra, Anayasa’nın 127 nci maddesinin
birinci fıkrasındaki “karar organlarının” seçimle oluşturulacağına ilişkin
kural ile, ikinci fıkrasındaki “yerinden yönetim” ilkesini birlikte
yorumlayarak, …. yerel
yönetimlerin, hukuksal yapıları ve varlık amaçları gözetildiğinde, o yerde
bulunanların, ortak gereksinimlerini karşılamak için kendi seçtikleri
organlarca yönetilen kamu tüzel kişileri olduğu ortaya çıkmaktadır. Bunun
doğal sonucu, yalnız karar organlarını değil tüm organlarının seçmenler
tarafından oluşmasıdır, yönünde karar vermiştir. (E. 1988/14)
Anayasa
Mahkemesi, büyükşehir belediye başkanları ile
ilçe belediye başkanlarının aynı seçim çevresinde seçilmesini öngören bir
yasal düzenlemeyi de yerinden yönetim ilkesine aykırı bularak iptal
etmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu kararında şöyle denilmektedir:
“… Bu durum, yerel yönetim anlayışı ve yerinden yönetim ilkesiyle
bağdaşmaz. Yerel yönetim anlayışında her şey, o yer, o yöre ile sınırlıdır.
Yerel yönetimlerin kuruluş ve görevleriyle yetkileri “yerinden yönetim”
ilkesine uygun olarak yasayla düzenlenir. Yerinden yönetimin en belirgin
özelliği, yöneticilerin o yerdeki seçmenlerin oylarıyla seçilmesidir. Yerel
yönetimlerin özerk kamu tüzelkişisi olarak örgütlenmeleri de bu
yönetimlerin karar alma ve aldıkları kararları uygulama hakkına sahip
bulunmalarına dayanmaktadır. Karar alma özgürlüğünün gerçekleşmesi de,
karar organlarının serbestçe oluşumuna bağlıdır. Bu da, seçimle
gerçekleşir,”
Seçmenin
ilçe belediye meclis üyesi veya ilk kademe belediye meclis üyesi olarak oy
verip seçtiği kişileri, kanunla büyükşehir
belediye meclisi üyesi haline dönüştürmek Anayasanın 127 nci maddesine aykırıdır. Çünkü Anayasada yerel idarenin
oluşumunda ve buna bağlı olarak yerel yönetimlerin organlarında görev
alacakların belirlenmesinde meşruiyet kaynağının “seçim” olduğunu öngörmekte
iken iptali talep edilen hükümler ile kanunla seçim işlemi
gerçekleştirilmektedir. Seçim esas ve usullerinin kanunla düzenlenmesi
Anayasanın 67 nci maddesi doğrultusunda ne kadar
doğru ve doğal ise seçim sonuçlarının kanunla değiştirilmesi yada seçimle belirlenebilecek sonuçları kanunla tayin ve
tespit edilmesi o kadar isabetsiz ve adaletsizdir.
Bunun
yanında bu hükmün bir seçim işlevini ülke genelinde gerçekleştirildiği gözönüne alındığında ise, Anayasanın 67 nci maddesinin son fıkrasındaki zaman sınırlaması ile
getirilen istikrar güvencesini bertaraf ettiği açıkça görülmektedir.
Büyükşehir
belediyesine katılacak ilçe ve ilk kademe belediye meclisi üyelerinin
seçildiği seçim çevresi ile büyükşehir belediye
meclisi üyelerinin seçildiği seçim çevreleri farklıdır. Anayasa’nın 127 nci maddesi, yerel yönetimlerin karar organlarının
seçimle belirlenmesini şart koşmasına rağmen, getirilen düzenleme ile, seçmenlerin oy vermediği yeni bir belediye meclisi
oluşturulmaktadır.
5216
sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle getirilen
düzenlemelerle, büyükşehir belediyesine katılacak
ilçe ve ilk kademe belediye meclisi, başkanı ve belediye encümeni için oy
kullanan vatandaşlar, kendilerinin seçmediği belediye meclisi üyeleri, büyükşehir belediye başkanı ve belediye encümeni
üyeleri tarafından yönetilmeye başlayacaklardır. Aynı durum, büyükşehir belediyesi sınırları içinde yaşayan
vatandaşlar için de geçerlidir. Onlar da kendilerinin seçmediği belediye
meclis üyeleri ve belediye encümeni üyeleri tarafından yönetileceklerdir.
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının 3 ncü
maddesinin ikinci bendinde yerel halkın yerel yönetim organlarında görev
alacakları belirleme hakkının “doğrudan” yapılacak bir seçimle
kullanılacağı hükme bağlanmaktadır. Burada kullanılan doğrudan sözcüğü,
yerel halkın bizzat ve tek dereceli bir seçimle iradesini ortaya koymasını
ifade etmektedir. Bu bakımdan belli bir yerel yönetim organlarında görev
almış kişilerin kanun koyucunun iradesi ile bir başka yerel yönetim
organlarına da seçilmiş sayılması bir yerel irade aktarması ve dolaylı bir
görevlendirmeden ibarettir.
O yörede
yaşayanlar, kendi belediye meclis üyelerini, büyükşehir
belediye meclisinde görev yapmak üzere seçmemişlerdir. Büyükşehir belediye
meclisi seçimine katılmış olsalardı belki farklı kişileri belediye meclis
üyesi olarak seçeceklerdi ve belki ilçe ve ilk kademe belediyeleri
sınırları içinde yaşayanlar da Büyükşehir belediye başkanı seçimine katılsa
idi, farklı bir belediye başkanı görev yapacaktı. Bu nedenle getirilen
düzenlemeler, yerel yönetimlerin kuruluş ve görevleriyle yetkileri yerinden
yönetim ilkesine uygun şekilde kanunla düzenlenir ilkeleriyle uyumlu
değildir.
Böyle
bir düzenleme, Anayasanın 67 nci maddesinde yer
alan temsilde adalet ilkesi ile de, temsil ve verilen oy arasındaki
bağlantıyı kopartması nedeni ile de bağdaşmaz.
Oluşması
seçime bağlanmış yerel yönetim organlarının seçmenin oyuyla oluşmasına imkan veren böyle bir düzenlemenin, “demokratik devlet”
ilkesine ve dolayısıyla Anayasanın 2 nci
maddesine aykırı olacağı açıktır. Çünkü demokraside esas olan, seçmenin
oyunu belli bir yerdeki göreve gelecek kimse için kullanması ve o görev
için seçtiği kimseler tarafından yönetilmesidir. Halbuki
getirilen düzenleme, seçmenin karşısına tamamen farklı yöneticiler
getirmektedir.
Öte
yandan, 5216 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin
birinci fıkrasının ikinci cümlesinde katılma kararının büyükşehir
belediye meclisi tarafından alınacağı, ikinci fıkrasında da, imar düzeni ve
alt yapı hizmetlerinin zorunlu kıldığı durumlarda; büyükşehir
belediye meclisinin kararı, İçişleri Bakanlığı’nın önerisi ve Bakanlar
Kurulu Kararı ile büyükşehir belediyesi
sınırlarına alınması hükme bağlanmıştır.
1988
yılında Türkiye tarafından imzalanan Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı
1991 yılında, bazı çekinceler ile 3723 sayılı yasa ile onaylanmıştır.
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının Türkiye tarafından da benimsenen
“Yerel Yönetim Sınırlarının Korunması” başlığını taşıyan 5 inci maddesi
aynen şöyledir: “Yerel yönetimlerin sınırlarında mevzuatın elverdiği
durumlarda ve mümkünse referandum yoluyla ilgili yerel topluluklara önceden
danışılmadan değişiklik yapılamaz”
Kanunda,
katılma ile ilgili kararların, ilgili yerel topluluklara referandum yoluyla
danışılması öngörülmemiştir. İlgili yerel topluluklara referandum yoluyla
başvurmadan katılma kararının alınması, Anayasa’nın hukuk devleti ilkesine
aykırıdır.
Anayasa’nın
“Temel Haklar ve Ödevler” başlığını taşıyan ikinci kısmının genel
gerekçesinde ve ayrıca madde gerekçelerinde, tüm temel hak ve hürriyetlerin
düzenlenmesinde, “Milli hukukumuza dahil sayılan
uluslararası antlaşma ve sözleşmeler, özellikle 1948 İnsan Hakları Evrensel
Beyannamesi ve 1950 İnsan Haklarını ve Temel Hürriyetlerinin Korunmasına
Dair Avrupa Sözleşmesi (AİHS) göz önünde tutulmuştur.”hükmü yer almıştır.
Böylece Anayasamız, temel hak ve hürriyetleri; demokratik toplumun
gereklerine uygun bir biçimde düzenlemiş ve güvence altına almış, öte
yandan buna ek olarak, tüm dünya milletlerinin (Birleşmiş Milletler
üyelerinin) temel belgesi olan Evrensel İnsan Hakları Bildirisi ile (EIHB),
tarafı bulunduğumuz AİHS’ni vs. ilgili antlaşma
ve sözleşmeleri, iç hukukumuza dahil saymış ve
bütün kanun hükümlerine esas alındığını belirtmiştir. Başka bir ifadeyle,
ulusal üstü (supranational) hukuk denilen mezkur insan hakları belgelerini ve hükümlerini iç
hukukumuzun parçası haline getirmiştir.
Anayasa’nın 2 nci
maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan
haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri
hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde
yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa’nın
bulunduğu bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk devletinde yasa koyucu, yasaların yalnız
Anayasa’ya değil, evrensel hukuk ilkelerine de uygun olmasını sağlamakla
yükümlüdür.
Söz konusu birinci fıkranın ikinci cümlesinde ve
ikinci fıkrasında yer alan hükümler, uluslararası sözleşmelerin
gerektirdiği referandum yoluna başvurmak yerine, yönetim organlarının ve
Bakanlar Kurulunun tercihlerini esas aldıkları için evrensel hukuk
ilkelerine ve dolayısıyla Anayasanın ikinci maddesinde ifade edilen hukuk
devleti ilkesine aykırı düşmekte; Anayasanın 127 nci
maddesinde yer alan yerinden yönetim ilkesi ile çelişmektedirler.
5216
sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının
ikinci ve üçüncü cümlelerinde, tüzel kişiliği kalkan belediyelerin
katılacağı ve köylerin mahalle olarak bağlanacağı belediyelerin Bakanlar
Kurulu kararında belirtilmesi öngörülmüştür.
Belediye
ve köylerin tüzel kişiliklerinin yasanın öngördüğü biçimde kaldırılması
Anayasa’nın hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Belediye kurma işlemi hak
yaratıcı bir işlemdir. Çünkü bu işlemle hak ve fiil ehliyetine sahip bir
tüzel kişi kurulmakta ve bu tüzel kişi bir takım hak ve borçlar altına
girmektedir. Bu tüzel kişinin daha sonra ortadan kaldırılması hukuki
güvenlik ilkesini ihlal eder. Bu tüzel kişinin mal varlığı, personeli,
yaptığı işlemler, akdettiği sözleşmeler vardır. Belediye tüzel kişiliğinin
merkezi idare tarafından ortadan kaldırılması durumunda, başta bu tüzel
kişi malvarlığı, personeli, bu tüzel kişinin yaptığı işlemler, alacaklıları
ve borçluları ile akdettiği sözleşmeler bundan etkilenir. Dolayısıyla
hukuki güvenlik ilkesi gereğince, bir belediye veya köy tüzel kişiliği, bir
kere kurulduktan sonra, kendi isteği ve alacaklılarının kabulü olmadan bir
daha kaldırılmamalıdır. Hukuk devletinin temel öğelerinden biri de
güvenilirliliktir. Hukuk devleti, tüm eylem ve işlemlerinde yönetilenlere
en güçlü en kapsamlı şekilde hukuksal güvence sağlayan devlettir. Hukukun
üstünlüğünün egemen olduğu bir devlette hukuk güvenliğinin sağlanması,
hukuk devleti ilkesinin olmazsa olmaz koşuludur.
Bu
nedenle hukuk güvenliğini sarsıcı nitelikte olan söz konusu 6 ncı maddenin üçüncü fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri
hukuk devleti ilkesine dolayısıyla Anayasanın 2 nci
maddesine aykırıdır.
Anayasa’nın
herhangi bir maddesine aykırı olan bir hüküm, Anayasa’nın 11 inci
maddesindeki Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesi ile de
bağdaşmaz.
5216
sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin dördüncü
fıkrasında ise, büyükşehir belediyesi
sınırlarında kalan ilçelerin büyükşehir belediye
meclisinde temsiline ilişkin esaslar düzenlenmiştir.
Bu
esaslar incelendiğinde, seçmenin ilçe belediye meclisi üyesi veya ilk
kademe belediye meclisi olarak oy verip seçtiği kişilerin kanunla büyükşehir belediye meclis üyesi haline
dönüştürebilmesinin yolu açılmıştır.
Halbuki
büyükşehir belediyesine katılacak ilk kademe
belediye meclis üyelerinin seçildiği seçim çevresi ile büyükşehir
belediye meclis üyelerinin seçildiği seçim çevreleri farklıdır ve bu
nedenle getirilen düzenleme o görev için seçmemiş oldukları kişilerden bir
belediye meclisi oluşturmaktadır. Böyle bir durum yukarıda da açıklandığı
gibi yönetimlerin karar organlarının seçimle göreve gelmesini öngören
Anayasanın 127 nci maddesine de aykırıdır.
Yine
yukarıda açıklandığı gibi seçmenle seçilen arasındaki oya dayalı bağlantıyı
ortadan kaldıran böyle bir düzenlemeyi Anayasanın 2 nci
maddesindeki demokratik devlet ilkesi ile de bağdaştırmak mümkün değildir.
Böyle
bir düzenleme, temsil adaletini ortadan kaldırdığı için Anayasanın 67 nci maddesi ile de uyumsuzdur.
Anayasanın
herhangi bir hükmüne aykırı bir düzenlemenin hukuk devleti ve Anayasanın
üstünlüğü ilkeleri ile bağdaşmayacağı ve dolayısıyla Anayasanın 2 ve 11
inci maddelerine de aykırı düşeceği açıktır.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle, 5216 sayılı Kanunun 6 ncı
maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile ikinci, üçüncü ve dördüncü
fıkrasının iptali gerekmektedir.
2. 5216 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan
“aynen veya değiştirerek” ibaresinin Anayasa’ya aykırılığı
5216
sayılı Kanunun 7 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendinde, büyükşehir belediyesine
ilçe ve ilk kademe belediyelerinin uygulama imar planları, bu planlar
üzerinde yapılacak değişiklikleri, parselasyon planları ve imar ıslah
planları üzerinde vesayet denetimi yapma yetkisi verilmiştir.
5216
sayılı Kanunun 7 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendinde yer alan ve büyükşehir
belediyesine ilçe ve ilk kademe belediyelerinin imar planları üzerinde
vesayet denetimi yapma yetkisi veren düzenlemede yer alan “aynen veya
değiştirerek” ibaresi, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin özerklikleri ile
bağdaşmayan bir düzenlemedir.
Büyükşehir
belediyesine verilen imar planlarını aynen veya değiştirerek onaylama
yetkisi, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin imar planları ile ilgili
bağımsız hizmet verme ve karar alma iradelerini yok eden bir yetkidir. İlçe
ve ilk kademe belediyeleri, büyükşehir
belediyesinin uygun görmediği hiçbir imar hizmetini yapamaz. Büyükşehir
belediyesine verilen yetki, değiştirerek kabul etme yetkisi olduğu için,
ilçe ve ilk kademe belediyelerindeki imar planları ile ilgili hizmetler büyükşehir belediyesinin kararları doğrultusunda
oluşacak, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin bu süreçteki rollerinin hiçbir
anlamı kalmayacaktır. Değiştirerek onama ağır bir vesayet yetkisidir ve büyükşehir belediyesinin ilçe ve ilk kademe
belediyelerindeki imar planları ve uygulamalarını denetleme yetkisini aşan ilçe ve ilk
kademe belediyelerinin özerklikleri ile bağdaşmayan bir yetkidir.
Yerel
yönetimlerin görevli kılındıkları yöre halkının yerel ortak
gereksinimlerini etkinlikle yerine getirebilmeleri, özerk bir yapılanma
içinde tüzel kişiliğe sahip olmalarını gerektirir.
Anayasa
Mahkemesi, yerel yönetimler açısından özerkliği, “…Anayasa ve yasaların
belirlediği kamu hizmetlerinin önemli bir bölümünün yurttaşların yararına
olarak, yerel yönetimlerin sorumluluğu altında yerine getirilmesi
yetkisidir (E. 1988/18) biçiminde tanımlamıştır.
Yerel yönetimlerin özerkliği, daha
çok, organlarının yöre halkı tarafından seçilmesi ve bu organlarının karar
verme yetkilerinin bulunması biçiminde gözükür. Yerel yönetimlerin kuruluş ve görevleriyle yetkileri “yerinden
yönetim” ilkesine uygun olarak yasayla düzenlenir. Yerel yönetimlerin özerk
kamu tüzelkişisi olarak örgütlenmeleri de bu yönetimlerin karar alma ve
aldıkları kararları uygulama hakkına sahip bulunmalarına dayanmaktadır.
Bağımsız kararlar alabilmek, yerel
yerinden yönetim olmanın, özerkliğin temel koşullarından biridir.
Büyükşehir belediyesine verilen yatırım ve hizmetlerde bütünlük sağlamak
için vesayet denetimi yapma yetkisi, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin
özerklikleri ile bağdaşmamaktadır.
Anayasa’nın 127 inci maddesinin
üçüncü fıkrası, büyük yerleşim merkezlerinde kanunla özel yönetim biçimleri
getirilebilmesini olanaklı kılmaktadır. Kanunlarla getirilecek özel yönetim
biçimlerinin yerel yönetimlerin temel özelliklerini bozacak nitelikte
olmaması, yerel yönetimlerin olmazsa olmaz özellikleri olan özerklikleri
ile bağdaşması gerekir.
Kanunla özel yönetim biçimleri
getirilebilir diyerek Büyükşehir belediyesine ilçe ve ilk kademe
belediyeleri üzerinde hiyerarşik denetim yapma yetkisi verilemeyeceği gibi,
aslında merkezi yönetim tarafından kullanılması gereken vesayet denetimi
yetkisinin de büyükşehir belediyelerine ilçe ve
ilk kademe belediyelerinin özerklikleri ile bağdaşmayacak şekilde
verilmemesi gerekir.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi, büyükşehir
belediye başkanı ile ilçe belediye başkanlarının aynı seçim çevresinde
seçilmesini öngören düzenlemeyi karar organları serbestçe oluşan, karar
alma özgürlükleri bulunan, merkezî yönetim ve onun hiyerarşisi dışında,
seçimle oluşturulan kendi organlarının aldığı kararları uygulama yetkisine
de sahip olan bu kuruluşların özerklikleri ile bağdaştırmayarak ve
Anayasa’nın 127 inci maddesine aykırı bularak iptal etmiştir.
Anayasanın 127 inci maddesinin
birinci fıkrasında ifadesini bulan yerel yerinden yönetim kuruluşları
Anayasada şöyle tanımlanmıştır: Mahalli idareler, il, belediye veya köy
halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları
kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler
tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir.
Anayasaya göre, yerel yerinden
yönetim, belli bir yörede oturanlara, salt orada oturmaları dolayısıyla
ortaya çıkan ortak gereksinimleri karşılamak amacıyla tanınan özerkliği
ifade etmektedir. Yerel yerinden yönetim kuruluşları, merkezi idarenin yani
Devlet tüzel kişiliğinin dışında yer alan kamu tüzel kişileridir. Bu
kuruluşlar kamu tüzelkişileri olduklarından, kendilerine ait iradeye sahip
olup, Devletten ayrı mal varlıkları, personeli ve bütçeleri mevcuttur. Hiçbir
kamu tüzel kişisinin iradesi diğer kamu tüzel kişisinin iradesinden üstün
değildir.
Büyükşehir Belediyesi Kanununun 3
üncü maddesinde büyükşehir belediyesi; en az üç
ilçe veya ilk kademe belediyesini kapsayan, bu belediyeler arasında
koordinasyon sağlayan, kanunlarla verilen görev ve sorumlulukları yerine
getiren, yetkileri kullanan; idari ve mali özerkliğe sahip ve karar organı
seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişisi, olarak
tanımlanmıştır.
Görüldüğü üzere büyükşehir
belediyesi de diğer belediyeler gibi yerel yönetimdir. Diğerlerinden farklı
olarak, ilçe ve ilk kademe belediyeleri arasında koordinasyon sağlamakla
görevlendirilmiştir. Büyükşehir belediyesine verilen idari vesayet yetkisi ilçe ve
ilk kademe belediyelerinin özerklikleri ile bağdaşmamaktadır.
Anayasanın, merkezi yönetim için
öngördüğü idari vesayet yetkisini yine Anayasada yer alan, büyük yerleşim
merkezleri için kanunla özel yönetim biçimleri getirilebilir, hükmüne
dayanarak ilçe ve ilk kademe belediyeleri için Büyükşehir belediyesine
vermek, ancak yerel yönetimlerin özerkliklerini bağdaşmak şartıyla mümkün
olabilir.
İmar planları ve imar uygulamaları
ile ilgili bağımsız kararlar alabilmek yerel yerinden yönetim olmanın,
özerkliğin temel koşullarından biridir. Çünkü bu işler, o yörede oturan
halkın doğrudan yerel ortak ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik işlerdir
ki, bu işlerin, o ilçede halkın seçtiği yerel yöneticiler tarafından yerine
getirilmesi gerekir. Büyükşehir belediyesine ilçe ve ilk kademe
belediyelerinin imar hizmetleri ile ilgili planları değiştirme yetkisinin
verilmesi, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin özerklikleri ile bağdaşmadığı
için, 5216 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin
birinci fıkrasındaki (b) bendinde yer alan “aynen veya değiştirilerek”
ibaresi Anayasa’ya aykırıdır.
Hukuk devleti olmak, yönetilenlere
hukuk güvencesi sağlayan bir düzen kurmaktır. Böyle bir düzenin kurulması,
yasama ve yargı yetkileriyle yürütme alanına giren tüm işlemlerin hukuk
kuralları içinde kalması ile gerçekleşebilir. Bu bağlamda hukuk devleti,
her dilediğini yapamayan, kendini hukukla bağlı sayan ve tüm yetkilerinin
sınırının hukuksal kurallarla belirlendiği Devlettir.
Hukuk
devletinin, işlem ve eylemlerinin hukuka uygun olması, hukukun üstünlüğü
ilkesini içtenlikle benimsemesi, yasa koyucunun çalışmalarında kendisini
her zaman anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla bağlı tutması, yasa koyucu
da dahil devletin tüm organları üstünde hukukun
mutlak bir egemenliğe sahip olması, adil bir hukuk düzeni kurarak
geliştirmeyi zorunlu sayması gerekir.
Anayasa’nın
çeşitli hükümleri ile çelişen bir düzenlemenin, Anayasa’nın 11 inci
maddesindeki Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle uyum
halinde olması da düşünülemez.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle 5216 sayılı Kanunun 7 nci
maddesinin birinci fıkrasının (b) bendindeki “aynen veya değiştirilerek”
ibaresi Anayasa’nın 2 nci maddesindeki hukuk
devleti ilkesine, 11 inci maddedeki hukukun üstünlüğü ilkesine ve 127 nci maddesindeki kurallara aykırı olup, iptali gerekir.
3. 5216 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendindeki “ile
birinci fıkrada sayılanlar” ibaresi ile (b), (c), (d) ve (e) bentlerinin
Anayasa’ya aykırılığı
5216
sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7 nci
maddesinin birinci fıkrasında büyükşehir belediyesinin
görev ve yetkileri ayrıntılı bir şekilde 23 adet bent halinde sayıldıktan
sonra, üçüncü fıkranın (a), (b), (c), (d) ve (e) bentlerinde ilçe ve ilk
kademe belediyelerinin görev ve yetkileri sayılmıştır.
Bu şekildeki yasal düzenleme ile, büyükşehir
belediyesi sınırları içindeki ilçe belediyeleri ile ilk kademe
belediyeleri, özerk yerel yönetim kuruluşu olmaktan çıkıp, büyükşehir belediyesi bünyesindeki bir idari birime
dönüşmüştür. Büyükşehir belediyesi sınırları içindeki ilçe belediyeleri ile
ilk kademe belediyeleri, büyükşehir belediye
sınırları içinde olmayan diğer belediyelerin görev ve yetkilerini
kullanamaz hale sokulmuştur.
Örneğin, Cumhurbaşkanı’nın bazı maddelerini tekrar
görüşmek üzere iade ettiği Belediye Kanununda belediyelere verilen, yönetmelik
çıkarmak, emir vermek, belediye yasakları koymak ve uygulamak, kanunlarda
belirtilen cezaları vermek; mahalli müşterek nitelikteki hizmetlerin yerine
getirilmesi amacıyla belediye sınırları ve mücavir alanları içinde taşınmaz
mal almak, kamulaştırmak, satmak, kiralamak veya kiraya vermek, trampa
etmek, tahsis etmek, bunlar üzerinde sınırlı ayni hak tesis etmek; borç
almak, bağış kabul etmek gibi tüzel kişiliğe haiz herhangi bir kuruluşun
kullanması gereken yetkileri, büyükşehir
belediyesi sınırları içindeki ilçe belediyeleri ile ilk kademe belediyeleri
kullanamayacaktır.
Bir başka örnek vermek gerekirse, Cumhurbaşkanının
geri gönderdiği Belediye Kanununun 15 inci maddesinin (g) bendinde;
belediyeler katı atıkların toplanması, taşınması, geri kazanımı, ortadan
kaldırılması ve depolanması ile ilgili bütün hizmetleri yapmak ve
yaptırmakla görevli ve yetkili kılınmış iken, Büyükşehir Belediyesi
Kanununun 7 inci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde, ilçe ve ilk
kademe belediyeleri, sadece, büyükşehir katı atık
yönetim planına uygun olarak, katı atıkları toplamak ve aktarma
istasyonlarına taşımakla görevli ve yetkili kılınmıştır. Öte yandan, diğer belediyeler, katı atık toplama
işini kendileri yapabileceği gibi başkalarına da yaptırabilir ve bu
hizmetleri imtiyaz yoluyla devredebilirken, ilçe ve ilk kademe
belediyelerine bu işleri yaptırma veya bu hizmetleri imtiyaz yoluyla
devretme yetkisi tanınmamıştır.
Bu
örnekler, büyükşehir belediyesi sınırları
içindeki ilçe belediyeleri ile ilk kademe belediyelerinin, özerk yerel
yönetim kuruluşu olmaktan çıkıp, büyükşehir
belediyesi bünyesindeki bir idari birime dönüştüğünü gösteren örneklerden
sadece birkaçıdır.
Diğer
taraftan yapılan düzenleme yetki ve görevler bakımından büyükşehire
bağlı belediyelerle bağlı olmayan belediyeler arasında Anayasanın 10 uncu
maddesine aykırı bir eşitsizlik yaratmaktadır.
Tüzel
kişiler, belli bir amacı gerçekleştirmek üzere bağımsız varlık şeklinde
örgütlenmiş, haklara ve borçlara sahip olabilen kişi ve mal
topluluklarıdır.
Büyükşehir
belediyesini, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin hiyerarşik üst kademesi
haline getiren düzenlemeler de, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin
özerkliklerini ve kamu tüzel kişisi olmaktan kaynaklanan haklarını
zedeleyerek fiilen ortadan kaldıran düzenlemeler de yerinden yönetim
ilkesine ve dolayısıyla Anayasanın 127 nci
maddesine aykırı olur.
Anayasa’nın
127 inci maddesinin üçüncü fıkrası, büyük yerleşim merkezlerinde kanunla
özel yönetim biçimleri getirilebilmesini olanaklı kılsa da, kanunlarla
getirilecek özel yönetim biçimlerinin, yerel yönetimlerin temel
özelliklerini bozacak nitelikte olmaması, yerel yönetimlerin olmazsa olmaz
özellikleri olan özerkliklerini ve kamu tüzel kişisi olma özelliğini
zedeleyerek fiilen ortadan kaldırmaması gerekir.
Anayasaya
göre, yerel yerinden yönetim, belli bir yörede oturanlara, salt orada
oturmaları dolayısıyla ortaya çıkan ortak gereksinimleri karşılamak
amacıyla tanınan özerkliği ifade etmektedir. Yerel yerinden yönetim
kuruluşları, merkezi idarenin yani Devlet tüzel kişiliğinin dışında yer
alan kamu tüzel kişileridir. Bu kuruluşlar kamu tüzelkişileri
olduklarından, kendilerine ait iradeye sahip olup, Devletten ayrı mal
varlıkları, personeli ve bütçeleri mevcuttur.
Büyükşehir
Belediyesi Kanununun 3 üncü maddesinde büyükşehir
belediyesi; en az üç ilçe veya ilk kademe belediyesini kapsayan, bu
belediyeler arasında koordinasyon sağlayan, kanunlarla verilen görev ve
sorumlulukları yerine getiren, yetkileri kullanan; idari ve mali özerkliğe
sahip ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel
kişisi, olarak tanımlanmıştır.
Görüldüğü
üzere büyükşehir belediyesi de diğer belediyeler
gibi yerel yönetimdir. Diğerlerinden farklı olarak, ilçe ve ilk kademe
belediyeleri arasında koordinasyon sağlamakla görevlendirilmiştir.
Getirilen düzenlemeler, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin özerklikleri ve
ayrı bir kamu tüzel kişiliği olmaları ile bağdaşmamaktadır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, ilçe ve ilk kademe
belediyelerinin Belediye Kanununda belediyelere verilen görev ve yetkileri
kullanmalarını engelleyen ve bu belediyelerin sadece 5216 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasının (a), (b), (c), (d) ve (e) bentlerinde sayılan
görev ve yetkileri kullanmasını öngören düzenleme, ilçe ve ilk kademe
belediyelerinin özerklikleri ile bağdaşmamakta ve kamu tüzel kişisi
olmaktan kaynaklanan yetkilerini zedelemektedir.
İptali
istenen hükümlerin iptal edilmesiyle, ilçe ve ilk kademe belediyeleri,
“Kanunlarla münhasıran büyükşehir belediyesine
verilen görevler dışında kalan görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak” la
görevli ve yetkili olacakları için Anayasa’ya aykırılık sorunu da, ortadan
kalkacaktır. Böylece düzenleme. Anayasa’nın hukuk devleti ilkesine ve
yerel yönetimlerin özerkliği ilkesine uygun hale gelecektir.
Öte
yandan, Anayasa’nın 2 nci maddesinde Cumhuriyetin
nitelikleri arasında sayılan hukuk devletinde, yasa kurallarının adalet ve
hakkaniyet ölçütlerine uygun, açık, anlaşılabilir ve belirgin olması
gerekir.
Fatih,
Şişli, Bakırköy, Kadıköy, Çankaya, Yenimahalle, Konak gibi ilçe
belediyelerine Ayaş, Beypazarı, Çubuk ilçe belediyelerine verilen yetkileri
vermemek adalet ve hakkaniyet ölçütleri ile bağdaşmaz.
Böyle
bir düzenleme, ilçe ve ilk kademe belediyelerin görev ve yetkileri
konusunda tartışmalara, anlaşmazlıklara neden olacak belirsizlikleri de
beraberinde getirdiği için açık, anlaşılabilir ve belirgin
bir düzenleme değildir.
Anayasa’nın 2 nci
maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan
haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve
işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla
kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasa
koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa’nın bulunduğu
bilincinde olan devlettir. Bu
bağlamda, hukuk devletinde yasa koyucu, yasaların yalnız Anayasa’ya değil, evrensel
hukuk ilkelerine de uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür.
Hukuk
düzeninde ve yasalarda belirliliğin sağlanması da evrensel hukuk
ilkelerindendir. Bu nedenle, belirliliği sağlamaması, açıklık ve
belirginlikten uzak olması nedeni ile söz konusu düzenleme hukuk devleti
ilkesine ve dolayısıyla Anayasanın 2 nci
maddesine aykırıdır.
Anayasa’nın
birden çok maddesine aykırı olan bir hüküm, Anayasa’nın 11 inci
maddesindeki Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesi ile bağdaşmaz.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, 5216 sayılı Kanunun
7 nci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendindeki “ile birinci fıkrada
sayılanlar” ibaresi ile (b), (c), (d) ve (e) bentleri, Anayasa’nın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine, 10 uncu
maddesindeki eşitlik ilkesine 11 inci maddesindeki Anayasa’nın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı ilkesine ve 127 inci maddesine aykırı olup, iptali gerekir.
4. 5216 sayılı Kanunun 8 inci
maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlesi ile beşinci ve
altıncı fıkrasının Anayasa’ya aykırılığı
Getirilen düzenlemelerle, ortak programa alınan alt
yapı hizmetleri için kamu kurum ve kuruluşlarında yeterli ödeneğin
bulunmadığının bildirilmesi durumunda büyükşehir
belediyesi bütçesinden bu hizmetler için kaynak ayrılması; kamu kurum ve
kuruluşlarının harcanan miktarda ödeneği ertesi yıl bütçesine koyması; bu
tutarın büyükşehir belediyesi hesabına
aktarılması; bu bedel ödenmeden ilgili kamu kurumunun belediye sınırları
içinde yeni bir yatırım yapmaması hükme bağlanmaktadır.
Büyükşehir belediyesine ortak yatırımlar konusunda verilen yetkiler
bunlardan ibaret değildir. Koordinasyon merkezleri tarafından alınan ortak
yatırım ve toplu taşımayla ilgili kararların, belediye ve bütün kamu kurum
ve kuruluşlarıyla ilgililer için bağlayıcı olduğu, alt yapı koordinasyon
merkezinin çalışma esas ve usulleri ile bu kurullara katılacak kamu kurum
ve kuruluş temsilcilerinin, İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak
yönetmelikle belirleneceği hükme bağlanmıştır.
Alt yapı
hizmetleri konusunda büyükşehir belediyesine
verilen yetkiler, eşgüdüm sağlamanın ötesindedir. Bu yetkiler, kurumların
tüzel kişiliklerinden doğan bağımsız karar alma yetkilerini yok etmektedir.
Koordinasyon
merkezinin alacağı karar, tarafların ortak mutabakatı ile alındığında sorun
yaşanmayabilir. Ama karar, ortak mutabakata dayanmıyorsa, her biri ayrı
kamu tüzel kişiliğini temsil eden tarafları, alınan kararlara uymak zorunda
bırakmak, koordinasyon sağlama görevini aşar. Kurumların kamu tüzel kişisi
olmaktan kaynaklanan bağımsız karar alma yetkilerini kullanılmaz hale
getirir.
Bir tüzel kişiliğin, diğer bir kamu tüzel kişiliği
adına kararlar alabilmesi ve aldığı kararlara diğer kamu tüzel kişilerinin
de aynen uymak zorunda olması söz konusu olamayacağı gibi, koordinasyon
merkezi tarafından ortak yatırım ve toplu taşıma ile ilgili alınan
kararların, bütün kamu kurum ve
kuruluşları için de bağlayıcı olduğu hükme bağlanarak, koordinasyon
merkezini bünyesinde barındıran büyükşehir
belediyesi tüzel kişiliğine, devlet tüzel kişiliği ve diğer kamu tüzel
kişiliklerinden üstün bir kişilik verilmektedir.
Tüzel
kişiler, belli bir amacı gerçekleştirmek üzere bağımsız varlık şeklinde
örgütlenmiş, haklara ve borçlara sahip olabilen kişi ve mal
topluluklarıdır.
İdare
hukukumuzda devlet, bir tüzel kişi olarak kabul edilmiştir. Anayasanın
çeşitli maddelerinde (29/4, 82/1, 128/1, 161/1) devlet ve diğer kamu tüzel
kişilerinden bahsedilmektedir. Devlet tüzel kişiliği, merkezi idare ve
bünyesindeki kamu tüzel kişileri ile birlikte tek bir kamu tüzel kişiliğini
temsil eder. Diğer kamu tüzel kişileri ise, yer ve hizmet yönünden yerinden
yönetim kuruluşlarıdır.
Büyükşehir
belediyesi tüzel kişiliğini böyle bir düzenleme ile Devlet tüzel
kişiliğinden ve diğer kamu tüzel kişiliklerinden üstün konuma getirmek
anayasanın hukuk devleti ilkesine açıkça aykırıdır. Böyle bir durum
Anayasanın 127 nci maddesinin birinci
fıkrasındaki yerel yönetim tanımı ve ikinci fıkrasındaki yerel yönetim
ilkeleri ile de bağdaşmaz.
Ayrıca,
TBMM’ nin bütçe yasaları aracılığı ile ortaya
koyduğu yasa yapma iradesine, koordinasyon merkezinin ortak yatırım
kararları ile sınırlama getirilmektedir. Çünkü, bu
kamu kurum ve kuruluşlarının bir kısmının bütçeleri ile ilgili kararlar
doğrudan parlamentoda verilmektedir. Daha bütçe ile ilgili kararlar
alınmadan, yasama organını bağlayan, onun iradesini sınırlayan ve yok sayan
kararlar alınması için koordinasyon merkezi yetkili kılınmaktadır.
Böyle
bir durum, bütçenin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülmesini ve kabul
edilmesini özel bir usule bağlayan Anayasanın 162 nci
maddesine aykırı olduğu gibi yasama yetkisini Türkiye Büyük Millet
Meclisi’ne veren ve devredilemeyeceğini de ifade eden Anayasanın 7 nci maddesine de aykırıdır.
Anayasa’nın
7, 8 ve 9 uncu madde hükümlerine göre, yasama yetkisi, TBMM’ne, yargı
yetkisi bağımsız mahkemelere aittir. Yürütme görevi de Cumhurbaşkanı ve
Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilir. Anayasa’nın 7 inci maddesinde,
yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisince
kullanılacağı ve bu yetkinin devredilemeyeceği öngörülmektedir. Anayasa’nın
6. maddesine göre, hiçbir organ kaynağını Anayasa’dan almayan bir yetki
kullanamaz.
Öte
yandan, alt yapı koordinasyon merkezinin çalışma esas ve usulleri ile bu
kurullara katılacak kamu kurum ve kuruluş temsilcilerinin, alt yapı yatırım
hesabının kullanılması ve ödenek tahsisi ve aktarmasına ilişkin hususların
İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenmesi
öngörülmektedir.
Genel ve
katma bütçeli idarelerde, aynı bütçe içinde ödenek aktarması yapabilmek
için bile, Maliye Bakanı’na bütçe kanunları ile yetki verilmektedir. Burada
ise, ödeneğin tahsisi ve ödeneğin bir kurum bütçesinden belediyenin veya
bağlı kuruluşun hesabına aktarılması, yönetmelikte düzenlenecek kurallara
bırakılmaktadır.
Bu
durum, Anayasanın bütçe ile ilgili usulleri belirten 162 ve 163 üncü
maddelerine aykırıdır ve yasama yetkisine müdahale niteliği taşıdığı için
Anayasanın 7 nci maddesi ile de bağdaşmaz.
Alt yapı
hizmetleri için belediye ve diğer bütün kamu kurum ve kuruluşlarının
bütçelerine konulan ödenekler, alt yapı koordinasyon merkezi bünyesinde
oluşturulacak bir alt yapı yatırım hesabına aktarılacağı için bu hesabın
denetimi de söz konusu olmayacaktır. Bütçe dışında özel hesaplarda izlenen
kamu paralarının kanunlarla belirlenen yetkili kurum ve kurullarca
denetiminin yapılamadığı, bilinen bir gerçektir. Bu nedenle kamu parasının
yetkili kurullarca yasalarda belirtilen kurallara göre denetimine el
vermeyen bu düzenlemede kamu yararı da yoktur.
Bir
hukuk devletinde tüm kamu işlemlerinin nihai amacı kamu yararıdır. Kamu
yararı amacına yönelik olmayan bir düzenleme hukuk ilkesine ve dolayısı ile
Anayasanın 2 nci maddesine de aykırı düşer.
Alt yapı
koordinasyon merkezinin çalışma esas ve usulleri ile bu kurullara katılacak
kamu kurum ve kuruluş temsilcilerinin, İçişleri Bakanlığı tarafından
çıkarılacak yönetmelikle belirlenmesi öngörülmektedir.
Anayasa’da
TBMM’nin yürütme organına hangi konularda ve koşullarda düzenleme yetkisi
verebileceği tek tek sayılmış ve sınırlanmıştır. Bunlar; vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin
muaflık, istisna ve indirimleriyle oranlarına ilişkin kurallarında aşağı ve
yukarı sınırlarının belirlenmesi koşuluyla düzenleme yapılması, ekonomik,
ticari, teknik ve idari andlaşmaların kanunla
uygun bulunmasına gerek görülmeden onaylanması, dış ticaret işlemleri
üzerine ek mali yükümlülükler konması, olağanüstü hal ve sıkıyönetim
süresince bu hallerin gerekli kıldığı konularda kanun hükmünde kararname
çıkarılması gibi konulardır.
Bunlar
dışında yasalarla düzenlenmemiş bir alanda yürütme organının subjektif hakları etkileyen kural koyma yetkisi
bulunmamaktadır. Yürütmenin tüzük ve yönetmelik çıkartmak gibi klasik
düzenleme yetkisi, idarenin yasallığı ilkesi içerisinde sınırlı ve
tamamlayıcı bir yetkidir. Yasa koyucu, belli konularda gerekli kuralları
koyacak, çerçeveyi çizecek yasaların uygulanmasını sağlamak için idareye
belli düzenleme alanı bırakabilecektir.
Yürütme
organına düzenleme yetkisi veren bir yasa kuralının Anayasa’nın 7 inci
maddesine uygun olabilmesi için temel kuralları koyması, çerçeveyi çizmesi,
sınırsız ve belirsiz bir alanı yönetimin düzenlenmesine bırakmaması
gerekir. Çünkü, dayanağını Anayasa’nın 123 üncü
maddesindeki idarenin kuruluş ve görevlerinin yasa ile düzenleneceği
kuralından alan yönetimin yasallığı ilkesine ve Anayasanın 8 inci maddesine
göre, idarenin herhangi bir konuda asli düzenleme yetkisi yoktur. İdare
ancak yasalarla belirlenen sınırlar içerisinde bir düzenleme yapabilir.
İdareye sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmesi, yasama
yetkisinin Anayasanın 7 nci maddesine aykırı
biçimde devri anlamına gelir. Esasen Anayasa’nın 8 inci maddesinde yer
alan, "yürütme yetkisi ve görevi anayasaya ve kanunlara uygun olarak
kullanılır ve yerine getirilir" hükmünün anlamı da budur. Bu nedenle
İçişleri Bakanlığı’na verilen yönetmelikle düzenleme yetkisi Anayasaya
aykırıdır.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle 5216 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin üçüncü
fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlesi ile beşinci ve altıncı fıkrası;
Anayasa’nın 2 nci maddesindeki hukuk devleti
ilkesine, 11 inci maddedeki hukukun üstünlüğü ilkesine, 6 ncı, 7 nci ,8 inci, 123, 127, 162 ve 163 üncü maddelerdeki
kurallara aykırı olup, iptali gerekir.
5. 5216 sayılı Kanunun 9 uncu
maddesinin dördüncü fıkrasındaki “bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla”
ibaresi ile beşinci fıkrasının Anayasa’ya aykırılığı
5216
sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin dördüncü fıkrası ile getirilen
düzenlemeyle, ulaşım koordinasyon merkezi tarafından toplu taşıma ile
ilgili alınan kararların, bütün kamu
kurum ve kuruluşları için de bağlayıcı olduğu hükme bağlanmıştır.
Ulaşım
hizmetleri konusunda büyükşehir belediyesine
verilen yetkiler, eşgüdüm sağlamanın ötesindedir. Bu yetkiler, kurumların
tüzel kişiliklerinden doğan bağımsız karar alma yetkilerini yok etmektedir.
Koordinasyon
merkezinin alacağı karar, tarafların ortak mutabakatı ile alındığında sorun
yaşanmayabilir. Ama karar, ortak mutabakata dayanmıyorsa, her biri ayrı
kamu tüzel kişiliğini temsil eden tarafları, alınan kararlara uymak zorunda
bırakmak, koordinasyon sağlama görevini aşar. Kurumların kamu tüzel kişisi
olmaktan kaynaklanan bağımsız karar alma yetkilerini kullanılmaz hale
getirir.
Bir tüzel kişiliğin, diğer bir kamu tüzel kişiliği
adına kararlar alabilmesi ve aldığı kararlara diğer kamu tüzel kişilerinin
de aynen uymak zorunda olması söz konusu olamayacağı gibi, koordinasyon
merkezi tarafından toplu taşıma ile ilgili alınan kararların, bütün kamu kurum ve kuruluşları için de
bağlayıcı olduğu hükme bağlanarak, büyükşehir
belediyesi tüzel kişiliğine, devlet tüzel kişiliği ve diğer kamu tüzel
kişiliklerinden üstün bir kişilik verilmektedir.
Tüzel
kişiler, belli bir amacı gerçekleştirmek üzere bağımsız varlık şeklinde
örgütlenmiş, haklara ve borçlara sahip olabilen kişi ve mal
topluluklarıdır.
İdare
hukukumuzda devlet, bir tüzel kişi olarak kabul edilmiştir. Anayasanın
çeşitli maddelerinde (29/4, 82/1, 128/1, 161/1) devlet ve diğer kamu tüzel
kişilerinden bahsedilmektedir. Devlet tüzel kişiliği, merkezi idare ve
bünyesindeki diğer kamu tüzel kişilikleri, tek bir kamu tüzel kişiliğini
temsil eder. Diğer kamu tüzel kişileri ise, yer ve hizmet yönünden yerinden
yönetim kuruluşlarıdır.
Büyükşehir
belediyesi tüzel kişiliğini, Devlet tüzel kişiliğinden ve diğer kamu tüzel
kişiliklerinden üstün konuma getirmek anayasanın hukuk devleti ilkesine
açıkça aykırıdır. Böyle bir durum Anayasanın 127 nci
maddesinin birinci fıkrasındaki yerel yönetim tanımı ve ikinci fıkrasındaki
yerel yerinden yönetim ilkesi ile de bağdaşmaz.
Öte
yandan, 5216 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin beşinci fıkrası ile getirilen
düzenlemeyle koordinasyon merkezinin çalışma esas ve usulleri ile bu
kurullara katılacak kamu kurum ve kuruluş temsilcilerinin İçişleri
Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenmesi öngörülmektedir.
Anayasa’da
TBMM’nin yürütme organına hangi konularda ve koşullarda düzenleme yetkisi
verebileceği tek tek sayılmış ve sınırlanmıştır. Bunlar; vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin
muaflık, istisna ve indirimleriyle oranlarına ilişkin kurallarında aşağı ve
yukarı sınırlarının belirlenmesi koşuluyla düzenleme yapılması, ekonomik,
ticari, teknik ve idari andlaşmaların kanunla
uygun bulunmasına gerek görülmeden onaylanması, dış ticaret işlemleri
üzerine ek mali yükümlülükler konması, olağanüstü hal ve sıkıyönetim
süresince bu hallerin gerekli kıldığı konularda kanun hükmünde kararname
çıkarılması gibi konulardır.
Bunlar
dışında yasalarla düzenlenmemiş bir alanda yürütme organının subjektif hakları etkileyen kural koyma yetkisi
bulunmamaktadır. Yürütmenin tüzük ve yönetmelik çıkartmak gibi klasik
düzenleme yetkisi, idarenin yasallığı ilkesi içerisinde sınırlı ve
tamamlayıcı bir yetkidir. Yasakoyucu, belli
konularda gerekli kuralları koyacak, çerçeveyi çizecek yasaların
uygulanmasını sağlamak için idareye belli düzenleme alanı bırakabilecektir.
Yürütme
organına düzenleme yetkisi veren bir yasa kuralının Anayasa’nın 7 inci
maddesine uygun olabilmesi için temel kuralları koyması, çerçeveyi çizmesi,
sınırsız ve belirsiz bir alanı yönetimin düzenlenmesine bırakmaması
gerekir. Çünkü, dayanağını Anayasa’nın 123 üncü
maddesindeki idarenin kuruluş ve görevlerinin yasa ile düzenleneceği
kuralından alan yönetimin yasallığı ilkesine göre, idarenin herhangi bir
konuda asli düzenleme yetkisi yoktur. İdare ancak yasalarla belirlenen
sınırlar içerisinde bir düzenleme yapabilir. İdareye sınırları belirsiz bir
düzenleme yetkisi verilmesi, yasama yetkisinin devri anlamına gelir. Esasen
Anayasa’nın 8 inci maddesinde yer alan, "yürütme yetkisi ve görevi
anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir"
hükmünün anlamı da budur.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle 5216 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin dördüncü
fıkrasındaki “bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla” ibaresi ile beşinci
fıkrası; Anayasa’nın 2 nci maddesindeki hukuk
devleti ilkesine, 11 inci maddedeki hukukun üstünlüğü ilkesine, 6 ncı, 7 nci , 8 inci, 123 ve 127 nci
maddelerdeki kurallara aykırı olup, iptali gerekir.
6. 5216 sayılı Kanunun 14 üncü
maddesinin altıncı fıkrasındaki “olanlar dışındaki” ibaresinin Anayasa’ya
aykırılığı
Yerel
yönetimlerin görevli kılındıkları yöre halkının yerel ortak
gereksinimlerini etkinlikle yerine getirebilmeleri, özerk bir yapılanma
içinde tüzel kişiliğe sahip olmalarını gerektirir.
Anayasa
Mahkemesi, yerel yönetimler açısından özerkliği, “…Anayasa ve yasaların
belirlediği kamu hizmetlerinin önemli bir bölümünün yurttaşların yararına
olarak, yerel yönetimlerin sorumluluğu altında yerine getirilmesi
yetkisidir (E. 1988/18) biçiminde tanımlamıştır.
Yerel yönetimlerin özerkliği, daha
çok, organlarının yöre halkı tarafından seçilmesi ve bu organlarının karar
verme yetkilerinin bulunması biçiminde gözükür. Yerel yönetimlerin kuruluş ve görevleriyle yetkileri “yerinden
yönetim” ilkesine uygun olarak yasayla düzenlenir. Yerinden yönetimin en
belirgin özelliği, yöneticilerin o yerdeki seçmenlerin oylarıyla
seçilmesidir. Yerel yönetimlerin özerk kamu tüzelkişisi olarak
örgütlenmeleri de bu yönetimlerin karar alma ve aldıkları kararları
uygulama hakkına sahip bulunmalarına dayanmaktadır.
Büyükşehir belediyesine verilen bu
yetki, ilçe ve ilk kademe belediyeleri üzerinde vesayet denetimi yapma
yetkisidir. Bağımsız kararlar alabilmek, yerel yerinden yönetim olmanın,
özerkliğin temel koşullarından biridir. Büyükşehir belediyesine, hiçbir
istisna tanımadan ilçe ve ilk kademe belediyelerinin bütün kararlarını geri
gönderme yetkisinin verilmesi, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin
özerklikleri ile bağdaşmamaktadır.
Anayasa’nın 127 inci maddesinin
üçüncü fıkrası, büyük yerleşim merkezlerinde kanunla özel yönetim biçimleri
getirilebilmesini olanaklı kılmaktadır. Kanunlarla getirilecek özel yönetim
biçimlerinin yerel yönetimlerin temel özelliklerini bozacak nitelikte
olmaması, yerel yönetimlerin olmazsa olmaz özellikleri olan özerklikleri
ile bağdaşması gerekir.
Kanunla özel yönetim biçimleri
getirilebilir diyerek Büyükşehir belediyesine ilçe ve ilk kademe
belediyeleri üzerinde hiyerarşik denetim yapma yetkisi verilemeyeceği gibi;
aslında merkezi yönetim tarafından kullanılması gereken vesayet denetimi yetkisinin
de büyükşehir belediyelerine ilçe ve ilk kademe
belediyelerinin özerklikleri ile bağdaşmayacak şekilde verilmemesi gerekir.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi, büyükşehir
belediye başkanı ile ilçe belediye başkanlarının aynı seçim çevresinde
seçilmesini öngören düzenlemeyi (Örneğin, Fatih’te oturan seçmenin Kartal,
Çankaya’da oturan seçmenin de Mamak belediye başkanı için oy kullanacak
olmasını) karar organları serbestçe oluşan, karar alma özgürlükleri
bulunan, merkezî yönetim ve onun hiyerarşisi dışında, seçimle oluşturulan
kendi organlarının aldığı kararları uygulama yetkisine de sahip olan bu
kuruluşların özerklikleri ile bağdaştırmayarak ve Anayasa’nın 127 inci
maddesine aykırı bularak iptal etmiştir.
Anayasanın 127 inci maddesinin
birinci fıkrasında ifadesini bulan yerel yerinden yönetim kuruluşları
Anayasada şöyle tanımlanmıştır: Mahalli idareler, il, belediye veya köy
halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları
kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler
tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir.
Anayasaya göre, yerel yerinden
yönetim, belli bir yörede oturanlara, salt orada oturmaları dolayısıyla
ortaya çıkan ortak gereksinimleri karşılamak amacıyla tanınan özerkliği
ifade etmektedir. Yerel yerinden yönetim kuruluşları, merkezi idarenin yani
Devlet tüzel kişiliğinin dışında yer alan kamu tüzel kişileridir. Bu
kuruluşlar kamu tüzelkişileri olduklarından, kendilerine ait iradeye sahip
olup, Devletten ayrı mal varlıkları, personeli ve bütçeleri mevcuttur.
Büyükşehir Belediyesi Kanununun 3
üncü maddesinde büyükşehir belediyesi; en az üç
ilçe veya ilk kademe belediyesini kapsayan, bu belediyeler arasında
koordinasyon sağlayan, kanunlarla verilen görev ve sorumlulukları yerine
getiren, yetkileri kullanan; idari ve mali özerkliğe sahip ve karar organı
seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişisi, olarak
tanımlanmıştır.
Görüldüğü üzere büyükşehir
belediyesi de diğer belediyeler gibi yerel yönetimdir. Diğerlerinden farklı
olarak, ilçe ve ilk kademe belediyeleri arasında koordinasyon sağlamakla
görevlendirilmiştir. Büyükşehir belediyesine verilen idari vesayet yetkisi
ilçe ve ilk kademe belediyelerinin özerklikleri ile bağdaşmalıdır.
Anayasanın, merkezi yönetim için
öngördüğü idari vesayet yetkisini yine Anayasada yer alan, büyük yerleşim
merkezleri için kanunla özel yönetim biçimleri getirilebilir, hükmüne
dayanarak ilçe ve ilk kademe belediyeleri için Büyükşehir belediyesine
vermek, ancak yerel yönetimlerin özerkliklerine kullanılmaz hale getirmemek
şartıyla mümkün olabilir.
Bağımsız kararlar alabilmek yerel
yerinden yönetim olmanın, özerkliğin temel koşullarından biridir.
Büyükşehir belediyesine, hiçbir istisna tanımadan ilçe ve ilk kademe
belediyelerinin bütün kararlarını geri gönderme yetkisinin verilmesi, ilçe
ve ilk kademe belediyelerinin özerklikleri ile bağdaşmadığı için 5216
sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin altıncı fıkrasındaki “olanlar dışındaki”
ibaresi Anayasa’ya aykırıdır.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle 5216 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin altıncı
fıkrasındaki “olanlar dışındaki” ibaresi,
Anayasa’nın 2 nci maddesindeki hukuk
devleti ilkesine, 11 inci maddedeki hukukun üstünlüğü ilkesine ve 127 nci maddesine aykırı olup, iptali gerekir.
7. 5216 sayılı Kanunun 18 inci
maddesinin birinci fıkrasının (l) bendinin Anayasa’ya aykırılığı
5216
sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 18 inci maddesinde büyükşehir belediyesi başkanının görev ve yetkileri
sayılırken, (l) bendinde, büyükşehir belediyesi
başkanının gerektiğinde görev ve yetkilerinden bir veya birkaçını ilçe veya
ilk kademe belediye başkanına devredebileceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa,
126 ncı maddesinde Merkezî idare, 127 inci
maddesinde Mahallî idareler olmak üzere idarenin kuruluşunu iki başlık,
altında düzenlemiş, merkezî idarede yetki genişliği esasını benimsemiştir.
Bu idare sisteminde karar mercii; merkezdeki yetkili devlet organlarıdır.
Merkezî idarenin, kendi hiyerarşisine bağlı olan görevlilere, belli
konularda, karar alma ve yerine getirme yetkisini tanıması olarak
nitelendirilen yetki genişliği ilkesinin uygulanmasında, merkezî idare
adına, bu idarenin bir memuru tarafından alınan kararlar merkezi idarece
her zaman değiştirilebilir, yerine yenileri oluşturulabilir.
Merkezî
idarede yetki genişliği esasını benimseyen Anayasa, mahallî idarelerde
yerinden yönetim ilkesini uygun bulduğunu 127 inci maddesinin ikinci
fıkrasında açıkça ortaya koymuştur. Anılan maddenin beşinci fıkrasına göre
merkezî idare mahallî idareler üzerinde, mahalli hizmetlerin idarenin
bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin
sağlanması, toplum yararının korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi
karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idarî
vesayet yetkisine sahiptir.
Ayrıca,
yetki devrinin hukuken geçerliliği, daha önce kanunda açıkça öngörülmüş
bulunmasına bağlıdır. Ancak, kamu hukukunda yetkiler ait olduğu organ,
makam görevlilerce bizzat kullanılmak üzere verildiğinden, yetki devri
istisnai durumlarda söz konusudur. Nitekim,
öğretide ve Danıştay içtihatlarında da yasayla bir makama verilmiş
yetkilerin bu makamca başka bir makama devri ya da başka bir makamlarca
kullanılmasına izin verilmesinin mümkün ve geçerli olmadığı kabul
edilmektedir.
Büyükşehir
belediye başkanının ilçe ve ilk kademe belediyeleri üzerinde hiyerarşik bir
yetkiye sahip olması ve bu yetkiye dayalı olarak yetki devretmesi,
Anayasa’ya göre mümkün değildir. Yetki devri ancak, aynı kamu tüzel kişiliği içinde
yer alan bir makamdan diğer bir makama doğru yapılan bir şeydir. İki ayrı
tüzel kişi arasında yetki devri olamaz.
Anayasanın
127 inci maddesinde, mahalli idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri
yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir, denilmektedir.
Yerinden yönetim ilkesine uygun olmayan bu düzenleme Anayasanın 127 inci
maddesine aykırıdır.
Anayasa’nın
2 nci maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri
arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa
ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan devlettir.
Anayasa’nın
herhangi bir maddesine aykırı olan bir hüküm, Anayasa’nın 11 inci
maddesindeki Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkeleri ile bağdaşmaz.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle 5216 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin birinci
fıkrasının (l) bendi, Anayasa’nın 2 nci
maddesindeki hukuk devleti ilkesine, 11 inci maddedeki Anayasanın üstünlüğü
ve bağlayıcılığı ilkesine ve 127 nci maddesine
aykırı olup, iptali gerekir.
8. 5216 sayılı Kanunun 22 nci maddesinin son fıkrasındaki “toplam memur sayısının
%10’unu ve” ibaresi ile “encümen kararıyla” ibaresinin Anayasa’ya
aykırılığı
5216
sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 22 nci
maddesinin son fıkrasında, belediye memurlarına başarı durumlarına göre,
toplam memur sayısının %10’unu geçmemek üzere, encümen kararı ile yılda en
fazla iki ikramiye verilmesi öngörülmüştür.
Belediye
encümeni, belediyenin yürütme organıdır. Karar organı olarak değil, yürütme
organı olarak oluşturulan belediye encümenine, yürütme ile ilgili
görevlerin dışında karar organının alabileceği görevleri vermek, Anayasanın
127 inci maddesinin birinci fıkrasına açıkça aykırıdır.
Anayasa
yerel yönetimleri, karar organları, kanunda gösterilen seçmenler tarafından
oluşan kamu tüzel kişisi olarak tanımlamıştır. Büyükşehir Belediyesi
Kanunu’nun 16 ncı maddesinde belediye encümeninin
beş üyesinin seçilmişlerden beş üyesinin de atanmışlardan oluşması
öngörülmüştür. İçinde atanmışlarında bulunduğu encümenin yürütmeye ilişkin
görevler dışında karar organının alabileceği kararları alması Anayasa’nın
127 inci maddesine aykırıdır.
Öte
yandan, başarılı memur sayısı toplam memur sayısının %10’undan fazla sayıda
olabilir. 5216 sayılı yasadaki düzenleme yüzünden, aynı derecede başarılı
olan memurların bir kısmı yılda iki kez ikramiye alabilecek, bir kısmı ise,
salt %10 barajına takıldıkları için aynı derecede başarılı olmalarına
rağmen ikramiye alamayacaklardır.
Durumları
aynı olanlar arasında farklı uygulamalar yapılması sonucunu doğuracak bu
düzenleme anayasanın 10 uncu maddesindeki eşitlik ilkesine de aykırıdır.
Yasaların
ve bu yasalarla getirilen kuralların genel olması hukuk devleti ve yasa
önünde eşitlik ilkelerinin bir sonucudur. Yasaların genelliğinden
anlaşılan, belli kişileri hedef almayan, özel bir durum gözetmeyen, önceden
saptanıp, soyut biçimde herkese uygulanabilecek kurallar içermesidir. O
halde yasa kurallarının her şeyden önce genel nitelikte olması, herkes için
objektif hukuki durumlar yaratması ve aynı hukuki durumda bulunan kişilere
ayrım gözetmeksizin uygulanabilir olması gerekir.
Anayasa’nın
10 uncu maddesine göre yasa önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı
olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal eşitlik
öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin
yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım
yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir.
Eşitliğe
aykırı sonuçlar yaratabilecek böyle bir düzenleme kuşkusuz Anayasanın 2 nci maddesinde ifade edilen hukuk devleti ilkesi ile de
bağdaşmayacaktır. Çünkü hukuk devletinin temel unsurlarından birisi
eşitliktir. Diğer taraftan söz konusu düzenleme “başarının” ölçütlerini
koymadığı için başarılı memuru belirlemeyi taktire
bırakmakta ve böylece keyfiliğe imkan hazırlamaktadır. Keyfilik ise hukuk
devleti ilkesi ile bağdaşmayacak olan bir başka durumdur.
Anayasa’nın
herhangi bir maddesine aykırı olan bir hüküm, Anayasa’nın 11 inci maddesindeki
Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesi ile bağdaşmaz.
Yukarıda açıklanan nedenlerle 5216 sayılı Kanunun
22 nci maddesinin son fıkrasındaki “toplam memur
sayısının %10’ unu ve” ibaresi ile “encümen kararıyla” ibaresi; Anayasa’nın
2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine, 10
uncu maddesindeki kanun önünde eşitlik ilkesine, 11 inci maddedeki hukukun
üstünlüğü ilkesine ve 127 nci maddesine aykırı
olup, iptali gerekir.
9. 5216 sayılı Kanunun 23 üncü
maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin Anayasa’ya aykırılığı
Büyükşehir
Belediyesi Kanununun 23 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, büyükşehir belediye sınırları içinde yapılan genel
bütçe gelirleri tahsilat toplamının Maliye
Bakanlığı tarafından hesaplanıp, ertesi ayın sonuna kadar ilgili büyükşehir belediyesine yatırılacak %5 payın %75’i bu
tutardan düşülerek doğrudan ilgili belediye hesabına, kalan %25’in
ise, büyükşehir
belediyelerine nüfuslarına göre dağıtılması öngörülmüştür.
3030
sayılı Kanunun 18 inci maddesine göre, büyük şehir il merkezinde yapılan
genel bütçe vergi gelirleri tahsilat toplamının %
40’ı, doğrudan ilgili büyük şehir belediyesi hesabına aktarılırken, kalan %
60’lık kısım İller Bankası aracılığı ile tüm büyük şehir belediyeleri
arasında nüfusa göre pay edilmekte idi.
Paylaşımla
ilgili bu düzenleme nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne itiraz dilekçesi
verilmiş ve Anayasa Mahkemesi 13.5.2004 tarih ve 2003/77sayılı kararında,
3030 sayılı Kanunun son fıkrasının ikinci tümcesindeki bütçe vergi
gelirleri tahsilatının paylaşımı ile ilgili düzenlemeyi
iptal etmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçesi özetle şöyledir:
“3030
sayılı Yasa’nın 18. maddesinin son fıkrasının ikinci tümcesinde, büyük
şehir il merkezinde yapılan genel bütçe vergi gelirleri tahsilat
toplamından büyük şehir belediyesine verilen payın ne şekilde dağıtılacağı
konusu düzenlenmektedir. Bu payın % 40’ı doğrudan ilgili büyük şehir
belediyesi hesabına aktarılırken, kalan % 60’lık kısım İller Bankası
aracılığı ile tüm büyük şehir belediyeleri arasında pay edilmektedir.
Genel
bütçe vergi gelirlerinden ayrılan payın bu şekilde dağıtımının gerekçesi,
özetle, büyük şehir belediyelerinin illerde toplanan vergilerden aldıkları
payın büyük şehirler arasında gerçek bir
adaletsizliğe yol açtığı, Anadolu’daki büyük şehir belediyelerine haksızlık
yapıldığı, illerde toplanan vergilerin büyük bir bölümünün, holdinglerin,
bankaların genel merkezlerinin bulunduğu İstanbul, Ankara ve Kocaeli
illerine yatırıldığı, kendi illerinde vergi rekortmenleri olan vergi
mükelleflerinin işyeri merkezlerini İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlere
taşıdıkları ve vergilerini de o ile yatırdıkları, Anadolu’nun büyük
şehirlerinde çalıştırdıkları işçilerin, gecekondu, ulaşım, yol, eğitim gibi
sorunların o illere ek hizmetler ve mali yük getirmekte olmasına rağmen,
vergi gelirlerinin İstanbul, Ankara ve Kocaeli gibi büyük şehirlere haksız
olarak verildiği yolundadır.
Anayasa’nın
127. maddesinin son fıkrasının son tümcesine göre, yerel yönetimlere
görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanması gerekmektedir. Gelir
kaynaklarının sınırlı olması nedeniyle büyük şehirlere tahsis edilen genel
bütçe vergi payının belediyeler arasında dağıtımı önem taşımaktadır.
Büyükşehir
belediyelerinin görevleri yasalarda belirlenirken herhangi bir ayırım
gözetilmemişse de, her büyük şehir belediyesinin yerine getirmek durumunda
olduğu hizmetlerin nitelik ve nicelik itibarıyla farklılık göstereceği
kuşkusuzdur. Herhangi bir büyük şehir belediyesinin nüfusu yanında yöredeki
sanayi yoğunluğu, eğitim kurumlarının sayısı, gelişme hızı, üretim ve
tüketim kapasitesi, kültür ve eğitim seviyesi ile ekonomik faktörler
mahalli hizmetlerin niteliğini ve maliyetini doğrudan etkileyen
unsurlardır. Bu etkenler gözetildiğinde belediyelerin hizmet maliyetlerinin
her zaman nüfusla doğru orantılı olarak artmadığı bir gerçektir. Büyük
şehir belediyelerinin il merkezlerinde toplanan genel bütçe vergi
gelirlerinden ayrılan % 60’lık payın, itiraz konusu kuralda olduğu gibi
nüfus baz alınarak Anayasa’nın 127. maddesinde
öngörülen biçimde belediyelere görevleriyle orantılı adil bir dağıtımının
sağlanamayacağı açıktır.
Açıklanan
nedenlerle itiraz konusu fıkranın ikinci tümcesi Anayasa’nın 127inci
maddesine aykırıdır.”
Görüldüğü
üzere Anayasa Mahkemesi, dağıtımın sadece nüfus kriterine
göre yapılmasını, Anayasa’nın 127 inci maddesindeki “yerel yönetimlere
görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanması” ilkesine aykırı bulmuş
ve söz konusu gelirlerin, bu ilkeye uygun biçimde dağıtılmasını
öngörmüştür.
Anayasa
Mahkemesi Kararına rağmen, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 23
üncü maddesinin ikinci fıkrasında yapılan yeni düzenlemede yine sadece
nüfus kriterine göre dağıtım yapılması
öngörülmüştür.
Bilindiği
gibi Anayasanın 153 üncü maddesinin son fıkrasına göre “Anayasa Mahkemesi kararları ... yasama, yürütme
ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar”.
Bu madde
gereğince, daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş bir hükmün
yeniden kanun maddesi haline getirilmesi Anayasanın 153/son maddesine
açıkça aykırıdır.
Ancak,
bu aykırılık asıl Anayasanın 2 nci maddesindeki
“hukuk devleti” ilkesi çerçevesinde, “Başlangıç” bölümünün üçüncü ve
dördüncü fıkralarıyla birlikte ele alındığı zaman somutlaşır.
Çünkü,
Anayasa yasama faaliyetinin Anayasa Mahkemesince denetlenmesini öngörürken,
bu “yetki” yi Anayasa Mahkemesine bir “üstünlük” olarak değil, “egemenliği
ulus adına kullanmaya yetkili kılınan bir kuruluşun, Anayasada gösterilen
hukuk düzeni dışına çıkmasını önlemek amacıyla vermiştir.
Hukuk
devleti ilkesi, her üç erkin de yetkilerini Anayasanın öngördüğü biçimde ve
sınırlar içinde kullanmalarını gerektirir. Bunun kaçınılmaz sonucu da
yasama organının, yargı kararlarına uymasıdır. Bu ilke, Anayasada ayrıca
belirtilmiş olmasaydı, bile “hukuk devleti”nin bir gereğidir ve aksi
düzenlemeler, doğrudan bu ilkeye aykırıdır.
Konuya
bu açıdan yaklaşıldığında, daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal
edilmiş hükümlerin, yasama organı tarafından yeniden yasalaştırılması,
Anayasa’nın 153/son maddesine aykırılıktan da öte, doğrudan “hukuk devleti”
ilkesinin çiğnenmesi anlamını taşır.
Hukuk
devletinin, işlem ve eylemlerinin hukuka uygun olması, hukukun üstünlüğü
ilkesini içtenlikle benimsemesi, yargı denetimini etkinlikle yaygınlaştırıp
sürdürmesi, yasa koyucunun çalışmalarında kendisini her zaman anayasa ve
hukukun üstün kurallarıyla bağlı tutması, yasa koyucu da dahil
devletin tüm organları üstünde hukukun mutlak bir egemenliğe sahip olması,
adil bir hukuk düzeni kurarak geliştirmeyi zorunlu sayması gerekir.
Yasaların üstünde yasa koyucunun uymak zorunda bulunduğu Anayasa ve temel
hukuk ilkeleri vardır.
Anayasanın
2 nci maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal
bir hukuk devleti olduğu açıkça belirtilmiştir. Hukuk devleti olmak,
yönetilenlere hukuk güvencesi sağlayan bir düzen kurmaktır. Böyle bir
düzenin kurulması, yasama ve yargı yetkileriyle yürütme alanına giren tüm
işlemlerin hukuk kuralları içinde kalması ile gerçekleşebilir. Bu bağlamda
hukuk devleti, her dilediğini yapamayan, kendini hukukla bağlı sayan ve tüm
yetkilerinin sınırının hukuksal kurallarla belirlendiği Devlettir.
Anayasa’nın
çeşitli hükümleri ile çelişen bir düzenlemenin, Anayasa’nın 11 inci
maddesindeki Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle uyum
halinde olması da düşünülemez.
Anayasaya
aykırılık, havuzda toplanan paraların sadece nüfus ölçütüne göre
dağıtılması ile sınırlı da değildir. 5216 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin
ikinci fıkrasına göre, büyük şehir il merkezinde yapılan genel bütçe vergi
gelirleri tahsilat toplamının % 75’i, doğrudan
ilgili büyük şehir belediyesi hesabına aktarılırken, kalan % 25’lik kısım
Maliye Bakanlığınca tüm büyük şehir belediyeleri arasında nüfusa göre pay
edilmesi öngörülmektedir.
EK 1’de
sunulan tablodan da açıkça görüleceği üzere,havuzda
toplanan payın %60’dan, %25’e
düşürülmesiyle, İstanbul, Ankara ve Kocaeli büyükşehir
belediyeleri dışındaki tüm büyükşehir
belediyelerinin genel bütçe vergi gelirleri tahsilatından alacakları pay
çok önemli ölçülerde düşmüştür. 2003 yılına ve 2004 yılının ilk yarısına
ait rakamlar bu düşüşün geçici olmadığını, devamlı olduğunu göstermektedir.
Genel
bütçe vergi gelirleri tahsilatı, %75, %25 oranı
esas alınarak dağıtıldığında Anadolu’daki büyük şehir belediyelerine
haksızlık yapıldığı açıkça ortaya çıkmaktadır. İllerde toplanan vergilerin
büyük bir bölümünün, holdinglerin, bankaların genel merkezlerinin bulunduğu
İstanbul, Ankara ve Kocaeli illerine yatırıldığı, kendi illerinde vergi
rekortmenleri olan vergi mükelleflerinin işyeri merkezlerini İstanbul ve
Ankara gibi büyük şehirlere taşıdıkları ve vergilerini de o ile
yatırdıkları, Anadolu’nun büyük şehirlerinde çalıştırdıkları işçilerin,
gecekondu, ulaşım, yol, eğitim gibi sorunların o illere ek hizmetler ve
mali yük getirmekte olmasına rağmen, vergi gelirlerinin İstanbul, Ankara ve
Kocaeli gibi büyük şehirlere haksız olarak verildiği bilinen gerçektir.
Gelir
kaynaklarının sınırlı olması nedeniyle büyük şehirlere tahsis edilen genel
bütçe vergi payının belediyeler arasında dağıtımı önem taşımaktadır. Genel
bütçe vergi gelirleri tahsilatının %75, %25 oranı
esas alınarak dağıtılması, Anayasa’nın 127 inci maddesine göre, yerel
yönetimlere görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanması ilkesine
aykırı sonuçlar doğurmaktadır.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 23 üncü
maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi, Anayasa’nın 2 inci
maddesindeki hukuk devleti ilkesine; 11 inci maddesindeki Anayasanın
üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkelerine ve 127 inci maddesindeki yerel
yönetimlere görevleri ile orantılı gelir sağlama ilkesine aykırı olup,
iptali gerekir.
10. 5216 sayılı Kanunun 24 üncü
maddesinin (n) bendinin Anayasa’ya aykırılığı
5216
sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 24 üncü maddesinin (n) bendinde;
belediyenin giderleri arasında: “Kamu yararı görülen konularda yurt içi ve
yurt dışı kamu sektörü, özel sektör ve sivil toplum örgütleriyle birlikte
yapılan ortak hizmetler ve diğer proje giderleri” de sayılmıştır.
Bilindiği
gibi, Anayasa veya yasalar kamu yararını tarif etmemiştir. Anayasa Mahkemesi
E.1985/1, K. 1986/4 sayılı Kararında: “Yasa koyucuya verilen düzenleme
yetkisi, hiçbir şekilde kamu yararını ortadan kaldıracak veya
engelleyecek... biçimde kullanılamaz”
denilmektedir. Anayasa Mahkemesi, kamu yararı kavramını hukuk devletinin
tanımına giren unsurlardan birisi olarak nitelemekte ve kanunların amaç
unsurunu da kamu yararı olarak kabul etmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin kamu
yararı tanımı yapmak yerine, her somut olayda kamu yararının var olup
olmadığını incelediği söylenebilir.
Anayasa
Mahkemesi’nin kamu yararını yorumladığı kararlarına göre, kamu yararı:
“kişinin ve toplumun huzur ve refahını sağlamak’ anlamına gelir. Anayasaya
göre bu, Devletin başta gelen ödevidir.” ( E.1977/1, K.1977/20) Kamu
yararının takdiri, yasama organının yetkisindedir. Ne var ki bu organ kamu
yararı düşüncesiyle eylemlere dilediği miktarda ceza saptayamayacağı gibi,
kişi haklarının özüne de dokunamaz.” ( E.1979/37, K.1980/26) Yasa koyucu
kamu yararının gerektirdiği önlemleri bulmak zorundadır.” (E.1973/41,
K.1974/13) Kamu yararının gerektirdiği düzenlemeleri yapmak, çareleri
düşünüp önlem almak, yasa koyucunun en doğal hakkı ve ödevidir. Yeter ki
düzenlemeler yapılırken doğrudan doğruya amaçlanan hizmetin gerekleri göz
önünde tutulmuş, istenen nitelik ve kısıtlamalarla hizmet arasında
gerçeklere uygun nesnel ve zorunlu bir neden-sonuç bağı kurulmuş
olabilsin”(AYM, E.1992/40)
Görüldüğü
gibi kamu yararı kavramının sınırları belli değildir. Kuşkusuz, büyükşehir belediyesi kendisine kanunla verilen
görevleri yaparken kamu yararını gözetmek zorundadır. Kamu yararı olup
olmadığını takdir ederek yurt içinde ve yurt dışında her türlü hizmet için
harcama yapma yetkisi bundan farklı bir şeydir.
Bu
harcama yapma yetkisi, aynı zamanda büyükşehir
belediyesine sınırsız ve ölçüsüz bir yetki kullanımının devri anlamına
gelmektedir.
Büyükşehir
belediyesi, kamu yararı kavramına dayanarak kendisine kanunlarla verilen
görevlerin dışında her türlü hizmeti verebilir hale gelmektedir. Büyükşehir
belediyesine kanunlarla verilen görevlerde de kamu yararının gözetildiği
şüphesizdir. Ancak, bu yetki ile, büyükşehir belediyesi kanunla kendisine görev olarak
verilmeyen alanlarda görev yapabilir hale gelmektedir. Verilen hizmette
kamu yararı olup olmadığına karar verecek olan da bizzat büyükşehir belediyesi tüzel kişiliğidir.
Büyükşehir
belediyesine verilen bu yetki, yasama yetkisinin devri niteliğindedir.
Çünkü büyükşehir belediyesi, kendisine kanunla
verilen görevler yanında kendi kamu yararı takdirine bağlı olarak yurt
içinde ve yurt dışında harcamalar yapabilecektir. Anayasa’nın 7 inci
maddesine göre, yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet
Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.
Öte
yandan, büyükşehir belediyesine verilen bu
yetki, büyükşehir
belediyesini mahalli müşterek ihtiyaçları karşılamak amacıyla oluşturulan
kamu tüzel kişiliği olmaktan çıkarıp, merkezi yönetime ilişkin görevleri
yerine getiren bir tüzel kişilik haline de sokabilecektir.
Diğer
yandan yurtiçi ve yurtdışı özel sektör ve sivil toplum örgütleriyle kamu
yararı gördüğü konularda birlikte hizmet ve proje yapmak yetkisinin büyükşehir belediyesine verilmesi, yetkinin “kamu
yararı” kavramının yorumuna bağlı olarak keyfileştirilmesine de yol
açabilecektir. Halbuki hukuk devletinde keyfiliğe
yer yoktur.
Hukuk devleti olmak, yönetilenlere hukuk güvencesi
sağlayan bir düzen kurmaktır. Böyle bir düzenin kurulması, yasama ve yargı
yetkileriyle yürütme alanına giren tüm işlemlerin hukuk kuralları içinde
kalması ile gerçekleşebilir. Bu bağlamda hukuk devleti, her dilediğini yapamayan,
kendini hukukla bağlı sayan ve tüm yetkilerinin sınırının hukuksal
kurallarla belirlendiği Devlettir.
Hukuk
devletinin, işlem ve eylemlerinin hukuka uygun olması, hukukun üstünlüğü
ilkesini içtenlikle benimsemesi, yasa koyucunun çalışmalarında kendisini
her zaman anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla bağlı tutması, yasa koyucu
da dahil devletin tüm organları üstünde hukukun
mutlak bir egemenliğe sahip olması, adil bir hukuk düzeni kurarak
geliştirmeyi zorunlu sayması gerekir.
Keyfiliğe
imkan taşıyan bir düzenleme hukuk devleti ilkesi
ile bağdaşmaz ve bu nedenle Anayasanın 2 nci
maddesi ile çelişir.
Anayasa’nın
çeşitli hükümleri ile çelişen bir düzenlemenin, Anayasa’nın 11 inci
maddesindeki Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle uyum halinde
olması da düşünülemez.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 24 üncü
maddesinin (l) bendi, Anayasa’nın 2 inci maddesindeki hukuk devleti
ilkesine; 11 inci maddesindeki Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesine
aykırı olup, iptali gerekir.
11. 5216 sayılı Kanunun 25 inci
maddesinin birinci fıkrasındaki “yatırım ve hizmetler arasında bütünlük
sağlayacak biçimde” ibaresinin Anayasa’ya aykırılığı
5216
sayılı Kanunun 25 inci maddesiyle büyükşehir
belediyesine ilçe ve ilk kademe belediyelerinin bütçeleri üzerinde bir tür
vesayet denetimi yapma yetkisi verilmiştir.
5216
sayılı Kanunun 25 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan ve büyükşehir belediyesine ilçe ve ilk kademe
belediyelerinin bütçeleri üzerinde vesayet denetimi yapma yetkisi veren
düzenleme, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin özerklikleri ile
bağdaşmamaktadır.
Buna
karşılık, 5216 sayılı Kanunun 25 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a),
(b), (c) ve (d) bentlerinde belirtilen yetkiler, bir tür vesayet denetimi
yapma yetkisi veren
ama ilçe ve ilk kademe belediyelerinin özerkliklerini ortadan
kaldırmayan düzenlemelerdir. Çünkü büyükşehir
belediyesinin bütçeleri kabul ederken yapacağı vesayet denetimini somut,
sınırları belli, makul, haklı nedenlere dayandırmışlardır.
25 inci
maddesinin üçüncü fıkrasının (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde yer alan
yetkiler; kesinleşmiş belediye borçları için bütçeye konulması gerekip de
konulmamış ödeneği ekleme, belediyenin tahsile yetkili olmadığı gelirleri
çıkarma, kanuni sınırlar üzerinde veya altında belirlenmiş olan vergi ve
harçların oran ve miktarlarını kanunda öngörülen sınırlarına çekme, bütçe
metnindeki kanun, tüzük ve yönetmeliklere aykırı madde ve ibareleri çıkarma
veya değiştirme gibi yetkilerdir.
Büyükşehir
belediyesine verilen bu tür yetkilerin ilçe ve ilk kademe belediyelerinin
özerkliklerine zarar vermeyeceği açıktır. Ama 25 inci maddenin birinci
fıkrasında yer alan düzenleme bu nitelikte değildir. Büyükşehir
belediyesine verilen yetki, yatırım ve hizmetlerde bütünlük sağlama adına,
ilçe ve ilk kademe belediyelerinin bağımsız hizmet verme ve yatırım kararı
alma iradelerini fiilen etkisizleştiren bir yetkidir. Söz konusu
düzenlemeye göre, ilçe ve ilk kademe belediyeleri, büyükşehir
belediyesinin uygun görmediği hiçbir hizmeti ve yatırımı yapamayacaktır.
Büyükşehir belediyesine verilen yetki, değiştirerek kabul etme yetkisidir.
Yerel
yönetimlerin görevli kılındıkları yöre halkının yerel ortak
gereksinimlerini etkinlikle yerine getirebilmeleri, özerk bir yapılanma
içinde tüzel kişiliğe sahip olmalarını gerektirir.
Anayasa
Mahkemesi, yerel yönetimler açısından özerkliği, “…Anayasa ve yasaların
belirlediği kamu hizmetlerinin önemli bir bölümünün yurttaşların yararına
olarak, yerel yönetimlerin sorumluluğu altında yerine getirilmesi
yetkisidir (E. 1988/18) biçiminde tanımlamıştır.
Yerel yönetimlerin özerkliği, daha
çok, organlarının yöre halkı tarafından seçilmesi ve bu organlarının karar
verme yetkilerinin bulunması biçiminde gözükür. Yerel yönetimlerin kuruluş ve görevleriyle yetkileri “yerinden
yönetim” ilkesine uygun olarak yasayla düzenlenir. Yerel yönetimlerin özerk
kamu tüzelkişisi olarak örgütlenmeleri de bu yönetimlerin karar alma ve
aldıkları kararları uygulama hakkına sahip bulunmalarına dayanmaktadır.
Bağımsız kararlar alabilmek, yerel
yerinden yönetim olmanın, özerkliğin temel koşullarından biridir.
Büyükşehir belediyesine verilen yatırım ve hizmetlerde bütünlük sağlamak
için vesayet denetimi yapma yetkisi, ilçe ilçe ve
ilk kademe belediyelerinin özerklikleri ile bağdaşmamaktadır.
Anayasa’nın 127 inci maddesinin
üçüncü fıkrası, büyük yerleşim merkezlerinde kanunla özel yönetim biçimleri
getirilebilmesini olanaklı kılmaktadır. Kanunlarla getirilecek özel yönetim
biçimlerinin yerel yönetimlerin temel özelliklerini bozacak nitelikte
olmaması, yerel yönetimlerin olmazsa olmaz özellikleri olan özerklikleri
ile uyum içinde olması gerekir.
Kanunla özel yönetim biçimleri
getirilebilir diyerek Büyükşehir belediyesine ilçe ve ilk kademe
belediyeleri üzerinde hiyerarşik denetim yapma yetkisi verilemeyeceği gibi,
aslında merkezi yönetim tarafından kullanılması gereken vesayet denetimi
yetkisinin de ilçe ve ilk kademe belediyelerinin özerkliklerini ortadan
kaldıracak ölçüde Büyükşehir belediyelerine verilmemesi gerekir.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi, Büyükşehir belediye başkanı ile
ilçe belediye başkanlarının aynı seçim çevresinde seçilmesini öngören
düzenlemeyi karar organları serbestçe oluşan, karar alma özgürlükleri
bulunan, merkezî yönetim ve onun hiyerarşisi dışında, seçimle oluşturulan
kendi organlarının aldığı kararları uygulama yetkisine de sahip olan bu
kuruluşların özerklikleri ile bağdaştırmayarak ve Anayasa’nın 127 inci
maddesine aykırı bularak iptal etmiştir.
Anayasanın 127 inci maddesinin
birinci fıkrasında ifadesini bulan yerel yerinden yönetim kuruluşları
Anayasada şöyle tanımlanmıştır: Mahalli idareler, il, belediye veya köy
halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları
kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler
tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir.
Anayasaya göre, yerel yerinden
yönetim, belli bir yörede oturanlara, salt orada oturmaları dolayısıyla
ortaya çıkan ortak gereksinimleri karşılamak amacıyla tanınan özerkliği
ifade etmektedir. Yerel yerinden yönetim kuruluşları, merkezi idarenin yani
Devlet tüzel kişiliğinin dışında yer alan kamu tüzel kişileridir. Bu
kuruluşlar kamu tüzelkişileri olduklarından, kendilerine ait iradeye
sahiptirler ve
Devletten ayrı mal varlıkları, personeli ve bütçeleri
mevcuttur.
Büyükşehir Belediyesi Kanununun 3
üncü maddesinde büyükşehir belediyesi; en az üç ilçe veya ilk
kademe belediyesini kapsayan, bu belediyeler arasında koordinasyon
sağlayan, kanunlarla verilen görev ve sorumlulukları yerine getiren,
yetkileri kullanan; idari ve mali özerkliğe sahip ve karar organı seçmenler
tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişisi, olarak tanımlanmıştır.
Görüldüğü üzere büyükşehir
belediyesi de diğer belediyeler gibi yerel yönetimdir. Diğerlerinden farklı
olarak, ilçe ve ilk kademe belediyeleri arasında koordinasyon sağlamakla
görevlendirilmiştir. Büyükşehir belediyesine verilen idari vesayet yetkisi
ilçe ve ilk kademe belediyelerinin özerkliklerini ortadan kaldırmamalıdır.
Anayasanın, merkezi yönetim için
öngördüğü idari vesayet yetkisini yine Anayasada yer alan, büyük yerleşim
merkezleri için kanunla özel yönetim biçimleri getirilebilir, hükmüne
dayanarak ilçe ve ilk kademe belediyeleri için Büyükşehir belediyesine
vermek, ancak yerel yönetimlerin özerkliklerine yok etmemek şartıyla mümkün
olabilir.
Bütçeye sahip olmak ve bütçe ile
ilgili bağımsız kararlar alabilmek yerel yerinden yönetim olmanın,
özerkliğin temel koşullarından biridir. Büyükşehir belediyesine ilçe ve ilk
kademe belediyelerinin verecekleri hizmetleri ve yatırım kararlarını
değiştirme yetkisinin verilmesi, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin
özerklikleri ile bağdaşmayacağı için, 5216 sayılı Kanunun 25 inci
maddesinin birinci fıkrasındaki
“yatırım ve hizmetler arasında bütünlük sağlayacak biçimde” ibaresi
Anayasa’ya aykırıdır.
Anayasa’nın
çeşitli hükümleri ile çelişen bir düzenlemenin, Anayasa’nın 11 inci
maddesindeki Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle ve 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesi ile uyum halinde
olması da düşünülemez.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle 5216 sayılı Kanunun 25 inci maddesinin birinci
fıkrasındaki “yatırım ve hizmetler arasında bütünlük sağlayacak biçimde”
ibaresi Anayasa’nın 2 nci maddesindeki hukuk
devleti ilkesine, 11 inci maddedeki hukukun üstünlüğü ilkesine ve 127 nci maddesine aykırı olup, iptali gerekir.
12. 5216 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinin birinci cümlesinin Anayasaya aykırılığı
Büyükşehir
Belediyesi Kanunu’nun 26 ncı maddesinde, büyükşehir belediyesinin kendisine verilen görev ve hizmet
alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre sermaye şirketleri
kurulabileceği hükme bağlanmıştır.
Belediyelerin
şirket kurmaları veya kurulmuş şirketlere ortak olmaları eskiden beri
uygulanan bir yöntemdir. 1980’li yıllardan bu yana uygulanan özelleştirme
politikası sonucu belediyeler, inşaat; temizlik; çöp toplama; mezbaha; park
ve bahçe düzenleme; ekmek üretimi; ulaşım; su bedellerinin ve vergilerin
toplanması gibi hizmetleri ya ihale yoluyla müteahhitlere yaptırmaya ya da
kurulacak anonim veya limited şirketler eliyle
gerçekleştirmeye teşvik edilmektedir.
Belediye
şirketlerinin etkinlikleri tamamen özel hukuk kurallarına göre olmakta;
şirket yöneticileri, aynı özel hukuk kişileri gibi bu kuruluşları
yönetebilmektedir. Şirketlerin kuruluş sözleşmesine, belediyelere kamu
hizmeti olarak yasayla verilmiş görevlerin yazılmasıyla kamu hizmetleri,
özel hukuk kişisine gördürülmektedir.
Belediyeler
kendilerine kanunla verilen kamu hizmeti görevini yerine getirme işini
idari bir işlemle özel hukuk kişilerine devretmektedirler. Oysa, yasama işlemi ile belediyelere verilen kamu
hizmetini yerine getirme görevlerinden hangilerinin özel hukuk kişilerine
devredilebileceği yine yasama işlemi ile belirlenmesi gerekir.
Büyükşehir
Belediyesinin hangi konularda şirket kurabileceği, anayasaya uygun biçimde
hizmet alanları itibariyle sayılmamış, bunun yerine büyükşehir
belediyelerinin görev ve hizmet alanlarında şirket kurabileceği hükme
bağlanmıştır. Bu düzenlemenin doğal sonucu, büyükşehir
belediyelerinin bütün hizmetlerinin şirketler kurularak verilebilir hale
gelmesidir.
Yasa ile
büyükşehir belediyelerine verilen kamu hizmetinin
idari bir işlemle özel hukuk kişisine devredilmesi hukukun genel ilkelerine
de, Anayasa’nın 47 inci maddesine de aykırıdır. Bir yasama işlemi ile
oluşturulan herhangi bir kamu hizmeti, idari bir işlemle fiilen “özel hukuk
kişilerine” gördürülmektedir. Bu Anayasa’nın özelleştirmede kanun arayan 47
inci maddesine açıkça aykırıdır.
Kamu
hizmetlerinin özel şirketlere gördürülebilmesi olanağı taşıyan hüküm, bu hususa ilişkin hiçbir
somut ölçüt ve sınırlama da getirmemiştir
Anayasa’nın
47 inci maddesine göre, Devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin
özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği
veya devredilebileceği kanunla belirlenir.
Kamu
tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin
özel hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceği
veya devredilebileceği kanunla belirlenir hükmüne karşın, iptali istenen
cümlede kamu hizmetlerinden hangilerinin sermaye şirketlerine
devredileceğinin belirlenmemesi Anayasa’nın 47 inci maddesine açıkça
aykırıdır.
Hukuk
devletinin, işlem ve eylemlerinin hukuka uygun olması, gerekir. Hukuk
devleti olmak, yönetilenlere hukuk güvencesi sağlayan bir düzen kurmaktır.
Anayasa’nın
çeşitli hükümleri ile çelişen bir düzenlemenin, Anayasa’nın 2 nci maddesinde yer alan hukuk devleti ve 11 inci
maddesindeki Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle uyum
halinde olması da düşünülemez.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle 5216 sayılı Kanunun 26 ncı
maddesinin birinci cümlesi Anayasa’nın 2 nci
maddesindeki hukuk devleti ilkesine, 11 inci maddedeki Anayasanın üstünlüğü
ve bağlayıcılığı ilkesine ve 47 nci maddesine
aykırı olup, iptali gerekir.
13. 5216 sayılı Kanunun 27 inci
maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinin Anayasa’ya aykırılığı
5216
sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 27 inci maddesinin birinci
fıkrasının son cümlesinde, büyükşehir, ilçe ve
ilk kademe belediyeleri arasında hizmetlerin yürütülmesiyle ilgili ihtilâf
çıkması durumunda, büyükşehir belediye meclisi,
yönlendirici ve düzenleyici kararlar almaya yetkili kılınmıştır.
5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 27
inci maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde, büyükşehir
kapsamındaki belediyeler arasında hizmetlerin yerine getirilmesi bakımından
uyum ve koordinasyonun, büyükşehir belediyesi
tarafından sağlanacağına dair hüküm olmasına rağmen, bu hüküm yeterli
görülmeyerek belediyeler arasında ihtilaf çıkması durumunda büyükşehir belediye meclisi, yönlendirici ve
düzenleyici kararlar almaya yetkili kılınmıştır.
Tüzel
kişiler, belli bir amacı gerçekleştirmek üzere bağımsız varlık şeklinde
örgütlenmiş, haklara ve borçlara sahip olabilen kişi ve mal
topluluklarıdır.
İdare
hukukumuzda devlet, bir tüzel kişi olarak kabul edilmiştir. Anayasanın
çeşitli maddelerinde (29/4, 82/1, 128/1, 161/1) devlet ve diğer kamu tüzel
kişilerinden bahsedilmektedir. Devlet tüzel kişiliği, bir başka deyişle
merkezi idare, tek bir kamu tüzel kişiliğini temsil eder. Diğer kamu tüzel
kişileri ise, yer ve hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşlarıdır.
Yer ve
hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşları, kendilerine tanınan tüzel kişilik
sayesinde, hukuki işlemler yapabilirler, borç altına girebilirler, mal ve
hak sahibi olabilirler, personel çalıştırabilirler, mahkemeler önünde
davalı ve davacı olabilirler, kendilerine has karar ve yönetim organlarına
sahiptirler.
Belediyeler,
kamu tüzel kişiliğine sahip yerinden yönetim kuruluşlarıdır. Kamu tüzel
kişisi, Devlet tarafından kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye
dayanılarak kurulmuş ve kamu gücü ayrıcalıklarıyla donatılmış olan bir
tüzel kişidir.
Anayasanın
36 ncı maddesine göre, herkes, meşru vasıta ve
yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı
olarak iddia ve savunma ile adli yargılanma hakkına sahiptir.
Tüzel
kişiliğe haiz kurumların anlaşmazlıklarını yargı yerlerinde çözme hak ve
yetkileri vardır. Büyükşehir belediyesi tüzel kişiliğini,
diğer belediyelerin tüzel kişiliklerinden üstün konuma getirmek ve ona
yargı mercilerine tanınan ihtilafları çözme yetkisine benzer yetkiler
vermek, tüzel kişiliğe sahip belediyeler arasında anlaşmazlık çıktığında, büyükşehir belediye meclisini, yönlendirici ve
düzenleyici kararlar almak için yetkilendirmek Anayasanın 127 nci maddesindeki yerel yönetim tanımı ile
bağdaşmayacağı gibi Anayasanın 36 ncı ve 9 uncu
maddelerine de aykırı düşer.
Hukuk
devletinin, işlem ve eylemlerinin hukuka uygun olması gerekir. Hukuk
devleti olmak, yönetilenlere hukuk güvencesi sağlayan bir düzen kurmaktır.
Anayasa’nın
çeşitli hükümleri ile çelişen bir düzenlemenin, Anayasa’nın 2 nci maddesinde yer alan hukuk devleti, 11 inci
maddesindeki Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle uyum
halinde olması da düşünülemez.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle 5216 sayılı Kanunun 27 inci maddesinin birinci
fıkrasının son cümlesi Anayasa’nın 2 nci
maddesindeki hukuk devleti ilkesine, 11 inci maddesindeki hukukun üstünlüğü
ilkesine 36 ncı maddesindeki hak arama
hürriyetine ve 127
inci maddesine aykırı olup, iptali gerekir.
14. 5216 sayılı Kanunun 27 inci
maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarının Anayasa’ya aykırılığı
5216
sayılı Kanunun 27 inci maddesinin altıncı fıkrasında; büyükşehir
belediye başkanının onayı ile büyükşehir
belediyesi ve bağlı kuruluşların birbirlerinin nakit ihtiyacını
karşılayabilecekleri ve bu ödünç vermelere faiz uygulanmayacağı hükme
bağlanmıştır.
Aynı maddenin 7 nci fıkrasında
ise, yapılacak herhangi bir yatırım, büyükşehir
belediyesi ile bağlı kuruluşlardan birini veya birkaçını ilgilendiriyorsa
ve tek elden yapımın maliyetleri düşürdüğünün anlaşıldığı durumlarda, büyükşehir belediye meclisinin, yatırımı kuruluşlardan
birinin yapmasına karar vermesi ve bu takdirde, yatırımın ilgili diğer
kurumu ilgilendiren kısmına ait harcama tutarının o kurumun hesabında borç,
yatırımcı kuruluş hesabında alacak olarak gösterilmesi hükme bağlanmıştır.
Görüldüğü
gibi hem belediye başkanı, hem belediye meclisi, kendilerinin temsil ettiği
büyükşehir belediyesi tüzel kişiliğinin yanında
tüzel kişiliği farklı olan ve farklı kişi ve organlarca temsil edilen tüzel
kişilikler adına onay vermek ya da karar almak için yetkili kılınmıştır.
Bu
yetkiler, bağlı kuruluşların tüzel kişilikleri ile bağdaşmamakta, bağımsız
karar alma yetkilerini etkisizleştirmektedir.
Belediye
başkanının onayı ile belediyenin ve bağlı kuruluşların birbirlerine faizsiz
borç vermesi veya yapılacak işlerin tek elden yapımının maliyetleri
düşürdüğünün anlaşıldığı durumlarda, büyükşehir
belediye meclisinin, yatırımı kuruluşlardan birinin yapmasına karar
vermesi, tarafların ortak mutabakatı ile alındığında sorun yaşanmayabilir.
Ama karar, ortak mutabakata dayanmıyorsa, her biri ayrı kamu tüzel
kişiliğini temsil eden tarafları, alınan kararlara uymak zorunda bırakmak,
onların kamu tüzel kişisi olmaktan kaynaklanan bağımsız karar alma
yetkilerini kullanılmaz hale getirir.
Bir
tüzel kişiliğin, diğer bir kamu tüzel kişiliği adına kararlar alabilmesi ve
aldığı kararlara diğer kamu tüzel kişilerinin de aynen uymak zorunda olması
söz konusu olamayacağı gibi, büyükşehir
belediyesi tüzel kişiliğine, diğer kamu tüzel kişiliklerinden üstün bir
kişilik verilmesi de Anayasanın 127 nci
maddesindeki yerel yönetim tanımına uygun değildir.
Tüzel
kişiler, belli bir amacı gerçekleştirmek üzere bağımsız varlık şeklinde
örgütlenmiş, haklara ve borçlara sahip olabilen kişi ve mal
topluluklarıdır.
İdare
hukukumuzda devlet, bir tüzel kişi olarak kabul edilmiştir. Anayasanın
çeşitli maddelerinde (29/4, 82/1, 128/1, 161/1) devlet ve diğer kamu tüzel
kişilerinden bahsedilmektedir. Merkezi idare ve bünyesindeki kamu tüzel
kişiler tek bir kamu tüzel kişiliğini temsil eder. Diğer kamu tüzel
kişileri ise, yer ve hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşlarıdır.
Büyükşehir
belediyesi tüzel kişiliğini, diğer kamu tüzel kişiliklerinden üstün konuma
getirmek Anayasanın 127 nci maddesine açıkça
aykırıdır.
Hukuk
devletinin, işlem ve eylemlerinin hukuka uygun olması gerekir. Hukuk
devleti olmak, yönetilenlere hukuk güvencesi sağlayan bir düzen kurmaktır.
Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırı bir düzenlemenin Anayasanın 2 nci maddesinde ifade edilen hukuk devleti ve 11 inci
maddesindeki Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle uyum
halinde olması da düşünülemez.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle 5216 sayılı Kanunun 27 inci maddesinin altıncı ve
yedinci fıkrası; Anayasa’nın 2 nci maddesindeki
hukuk devleti ilkesine, 11 inci maddedeki Anayasanın üstünlüğü ilkesine ve
Anayasanın 127 nci maddesine aykırı olup, iptali
gerekir.
15. 5216 sayılı Kanunun 28 inci
maddesindeki “bu kanuna aykırı olmayan” ibaresinin Anayasaya aykırılığı
5216
sayılı Kanunun 28 inci maddesinde, Belediye Kanunu ve diğer ilgili
kanunların bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin
ilgisine göre büyükşehir, büyükşehir
ilçe ve ilk kademe belediyeleri hakkında da uygulanacağı hükme
bağlanmıştır.
Söz
konusu düzenlemedeki “bu Kanuna aykırı olmayan” ibaresi, Büyükşehir
Belediye Kanununu, Anayasa gibi, diğer yasalar karşısında üstün bir statüye
sokan bir ifadedir ve bu ibare madde metninden çıktığında asıl amaç olan;
Belediye Kanunu ve diğer ilgili kanunların hükümlerinin ilgisine göre büyükşehir, büyükşehir ilçe
ve ilk kademe belediyeleri hakkında da uygulanması hasıl
olmaktadır.
Bizim
hukukumuzda; genel kanun - özel kanun, önceki kanun - sonraki kanun ayrımı
dışında başka bir ayrım yoktur. Herhangi bir kanunda, başka bir kanuna
aykırı düzenlemeler yapılabilir. Sadece Anayasaya aykırı düzenlemeler
yapılamaz. Uluslar arası sözleşmelere ve hukukun genel kurallarına aykırı
düzenlemelerin yapılamaması da, yine Anayasa’dan kaynaklanmaktadır.
Herhangi
bir kanunda, başka bir kanuna aykırı düzenlemeler yapıldığında genel kanun
- özel kanun, önceki kanun - sonraki kanun ayrımına göre hukuksal
değerlendirmeler yapılır.
5216
sayılı Kanunun 28 inci maddesinde yer alan “bu Kanuna aykırı olmayan”
ibaresi, Büyükşehir Belediye Kanununu, Anayasa gibi, diğer yasalar
karşısında üstün bir statüye sokan bir ifade olduğu için kanunlar arasında
böyle bir ayırım olmadığını gösteren Anayasanın 87 ve 88 inci maddelerine
aykırı bir düzenlemedir.
Anayasanın
herhangi bir maddesine aykırı bir düzenlemenin Anayasanın 2 nci maddesinde ifade edilmiş olan hukuk devleti ve
Anayasa’nın 11 inci maddesindeki Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı
ilkeleriyle uyum halinde olması da düşünülemez.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle 5216 sayılı Kanunun 28 inci maddesindeki “ bu Kanuna
aykırı olmayan” ibaresi; Anayasa’nın 2 nci
maddesindeki hukuk devleti ilkesine, 11 inci maddedeki hukukun üstünlüğü
ilkesine Anayasanın, 87 ve 88 inci maddelerine aykırı olup, iptali gerekir.
16. 5216 sayılı Kanunun Geçici Madde
2’nin birinci, ikinci, üçüncü, altıncı ve yedinci fıkralarının Anayasa’ya
aykırılığı
5216
sayılı Kanunun Geçici Madde 2’sinin birinci fıkrası aynen aşağıdaki
gibidir:
“Bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte; büyükşehir
belediye sınırları, İstanbul ve Kocaeli ilinde, il mülkî sınırıdır. Diğer büyükşehir belediyelerinde,
mevcut valilik binası merkez kabul edilmek ve il mülkî sınırları içinde
kalmak şartıyla, nüfusu bir milyona kadar olan büyükşehirlerde
yarıçapı yirmi kilometre, nüfusu bir milyondan iki milyona kadar olan büyükşehirlerde yarıçapı otuz kilometre, nüfusu iki
milyondan fazla olan büyükşehirlerde yarıçapı elli
kilometre olan dairenin sınırı büyükşehir
belediyesinin sınırını oluşturur.”
Anayasanın
123 üncü maddesinde, idarenin kuruluş ve görevleri ile bir bütün olduğu,
idarenin kuruluş ve görevlerinin merkezden yönetim ve yerinden yönetim
esasına dayandığı, 127 inci maddesinde de mahalli idarelerin kuruluş, görev
ve yetkilerinin yerinden yönetim ilkesine göre düzenleneceği
belirtilmiştir.
Anayasanın,
merkezi idarenin kuruluşunda illerin yetki genişliği esasına göre idaresi
için gerekli gördüğü coğrafi durum, ekonomik şartlar, kamu hizmetlerinin
gerekleri gibi ölçütler, büyükşehir
belediyelerinin sınırları belirlenirken dikkate alınmamıştır. Bu tür
ölçütler ya da benzer ölçütler kullanmak yerine, mevcut valilik binası
merkez kabul edilerek nüfuslarına göre yarıçapı elli /otuz/ yirmi kilometre
olan dairenin sınırının, büyükşehir belediyesinin
sınırını oluşturacağı hükme bağlanmıştır.
Büyükşehir
belediyesinin sınırının bu şekilde saptanması, büyükşehir
belediyesinin kuruluşunu, o yörede yaşayan insanların mahalli müşterek
ihtiyaçlarının giderilmesinin ötesinde amaçlara yöneltmektedir. Sınırların
bu şekilde saptanması, büyükşehir belediyesini
mahalli müşterek ihtiyaçları karşılayan bir kuruluş olmaktan çıkarıp,
bölgenin ve ilin ihtiyaçlarını karşılayan, bu nedenle de merkezi yönetimin
il yönetimlerince yerine getirilmesi gereken görevleri üstlenmesi gereken
bir kuruluş haline getirmekte ve büyükşehir
belediyesinin merkezi yönetimin yetkilerine benzer yetkiler kullanması
gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır.
Büyükşehir
Belediye Kanunu bu anlayış doğrultusunda hazırlanıp yasalaştığı için,
yasanın pek çok hükmünde, büyükşehir
belediyesine, merkezi yönetimin yetki genişliği çerçevesinde kullandığı
hiyerarşik denetim ve idarenin bütünlüğü açısından yerel yönetimler
üzerinde kullandığı vesayet denetimi yetkileri verilmiştir. Büyükşehir
belediyesinin ilçe ve ilk kademe belediyeleri üzerinde, onların
özerkliklerini yok edecek ölçüde vesayet denetimi yetkisi verilmesi bu
yüzdendir. Daha etkili ve verimli çalışma adına büyükşehir
belediyesi tüzel kişiliğine, Devlet tüzel kişiliği ve diğer kamu tüzel
kişiliğinin üstünde yetkiler verilmesi ve ancak hiyerarşik ilişkide
olabilecek yetki devirleri de bu yüzdendir.
Özet olarak ifade etmek gerekirse, merkezi
yönetimin idarenin bütünlüğü açısından kullandığı, ama Anayasa hükümleri
gereği diğer kamu tüzel kişilerinin varlığını kabul ederek, onların tüzel
kişiliğini yok etmeden ve yerinden yönetim kuruluşlarının özerkliği ile
bağdaşır şekilde kullandığı yetkiler, büyükşehir
belediyesine diğer kamu tüzel kişilerinin varlığı ve yerinden yönetim
kuruluşlarının özerkliği ile bağdaşmayacak şekilde verilmiştir. Bu kadarla da kalınmamış; Anayasa’daki mahalli
idarelerin kuruluş, görev ve yetkileri yerinden yönetim ilkesine uygun
olarak düzenlenir hükmü görmezden gelinerek, büyükşehir
belediyesinin sınırları yerinden yönetim esaslarına göre saptanmamış, bu
sınırların belirlenmesinde coğrafi durum, ekonomik koşullar, kamu
hizmetlerinin gerekleri gibi ölçütlere yer verilmemiştir. Merkezi yönetimin
görev alanına girmesi gereken yerler, alanlar büyükşehir
belediyesine verilmiştir.
Örnek
vermek gerekirse, İzmir ilinde yeni yasal düzenleme ile,
210 köy, mahalle olmakta, 219.176 hektar orman alanı ve 167.340 hektar
tarım alanı, ki toplam 565.200 hektarlık alan büyükşehir
belediyesi sınırları içine girmektedir. (Bak. EK
2) Büyükşehir belediyesinin yetki alanına giren tarım ve orman arazisi
380.000 hektardır. Yani daha önce merkezi yönetimin ve onun taşradaki
uzantısı olan il müdürlüklerinin görev ve yetki alanındaki 380.000 hektar
tutarındaki tarım ve orman arazisi, büyükşehir
belediyesi sınırları içine alınarak, buralarda büyükşehir
belediyesi yetkili ve görevli kılınmıştır. Bu ölçekteki bir devir, kentsel
alan olmayan tarım ve orman arazisinin bu şekilde büyükşehir
belediyesi sınırları içine alınması, mahalli müşterek ihtiyaçların
karşılanması gerekçesi ile açıklanabilir mi?
Büyükşehir
Belediye sınırının bu şekilde tespitiyle ilçelerin bir kısmı büyükşehir
belediyesinin sınırları içine girecek bir kısmı sınırların dışında
kalacaktır. Örneğin, İzmir’de; Selçuk ilçesinin bir kısmı büyükşehir belediyesinin sınırları içine girmekte bir
kısmı girmemektedir. Yine Bayındır ilçesinin yarısı sınırların içinde,
yarısı sınırların dışındadır. Tire’nin küçük bir bölümü büyükşehir
belediyesinin sınırları içinde, büyük bir kısmı sınırların dışındadır.
Karaburun ilçesinin sadece Mordoğan beldesi
sınırların içine girmektedir. Buna benzer pek çok örnek vardır. (Bak. Ek 2)
Yasa
düzenlenirken; hizmetin gerekleri, ekonomik ve coğrafi şartlar dikkate
alınmadığı için, bu tür ilçelerde hizmetlerde verimlilik, adalet ve
eşitliğin nasıl sağlanacağı, ciddi bir sorun olarak ortada durmaktadır.
Diğer taraftan, hizmet gereklerinin, ekonomik ve coğrafi şartların dikkate
alınmaması, yetki ve görev çatışmalarına yol açacağı, adil olmayan haksız
uygulamalara neden olacağı için büyükşehir
belediyesi sınırlarının bu şekilde saptanmasında, kamu yararı da yoktur.
Geçici Madde 2’nin ikinci fıkrası ile altıncı
fıkrası birlikte değerlendirildiğinde, büyükşehir
belediye sınırları içerisinde kalan ilçelerin büyükşehir
ilçe belediyeleri, beldelerin büyükşehir ilk
kademe belediyeleri haline geleceği ve büyükşehir
belediye sınırlarına alınan belediyelerin organlarının büyükşehir
belediyesi ilçe veya ilk kademe belediyesi organları; köy muhtar ve ihtiyar
heyetinin ise mahalle muhtar ve ihtiyar heyeti olarak ilk mahalli idareler
genel seçimine kadar görevlerine devam edeceği anlaşılmaktadır.
Söz
konusu düzenlemeler, seçimlerden sonra büyükşehir
belediye meclisine yeni katılımları mümkün hale getirerek, seçimlerde
oluşmuş temsilcilerin sayısını ve oranı değiştirmek suretiyle Anayasa’nın
67 nci ve 127 inci madde hükümlerine aykırılıklar
içermektedir. Ayrıca, getirilen düzenlemeler, Avrupa Yerel
Yönetimler Özerklik Şartının gerekli gördüğü referandumu öngörmediği için
hukuk devleti ilkesine de aykırıdır.
Yerel
yönetimlerin görevli kılındıkları yöre halkının yerel ortak
gereksinimlerini etkinlikle yerine getirebilmeleri, özerk bir yapılanma
içinde tüzel kişiliğe sahip olmalarını gerektirir.
Anayasa
Mahkemesi, yerel yönetimler açısından özerkliği, “…Anayasa ve yasaların
belirlediği kamu hizmetlerinin önemli bir bölümünün yurttaşların yararına
olarak, yerel yönetimlerin sorumluluğu altında yerine getirilmesi
yetkisidir (E. 1988/18) biçiminde tanımlamıştır.
Yerel
yönetimlerin özerkliği, daha çok, organlarının yöre halkı tarafından
seçilmesi ve bu organlarının karar verme yetkilerinin bulunması biçiminde
gözükür. Yerel toplulukların organları seçimle oluşmalı, halkın tercihlerini
yansıtmalıdır. Anayasa’nın 127 inci maddesinin birinci fıkrası, yerel
yönetimlerin karar organlarının seçmenler tarafından seçilerek
oluşturulmasını öngörmektedir.
Anayasa
Mahkemesi, büyükşehir belediye başkanları ile
ilçe belediye başkanlarının müşterek oy pusulasında birlikte gösterilip
birlikte seçilmesini öngören bir yasal düzenleme nedeniyle verdiği kararda,
sadece karar organlarının değil yürütme organlarının da seçmenler
tarafından seçilmesi gerektiğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi, belediye
meclisinin karar, belediye başkanının ise yürütme organı olduğunu
saptadıktan sonra, Anayasa’nın 127 nci maddesinin
birinci fıkrasındaki “karar organlarının” seçimle oluşturulacağına ilişkin
kural ile, ikinci fıkrasındaki “yerinden yönetim” ilkesini birlikte
yorumlayarak, …. yerel
yönetimlerin, hukuksal yapıları ve varlık amaçları gözetildiğinde, o yerde
bulunanların, ortak gereksinimlerini karşılamak için kendi seçtikleri
organlarca yönetilen kamu tüzel kişileri olduğu ortaya çıkmaktadır. Bunun
doğal sonucu, yalnız karar organlarını değil tüm organlarının seçmenler
tarafından oluşmasıdır, yönünde karar vermiştir. (E. 1988/14)
Anayasa
Mahkemesi, büyükşehir belediye başkanları ile
ilçe belediye başkanlarının aynı seçim çevresinde seçilmesini öngören bir
yasal düzenlemeyi de yerinden yönetim ilkesine aykırı bularak iptal
etmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu kararında şöyle denilmektedir:
“… Bu durum, yerel yönetim anlayışı ve yerinden yönetim ilkesiyle
bağdaşmaz. Yerel yönetim anlayışında her şey, o yer, o yöre ile sınırlıdır.
Yerel yönetimlerin kuruluş ve görevleriyle yetkileri “yerinden yönetim”
ilkesine uygun olarak yasayla düzenlenir. Yerinden yönetimin en belirgin
özelliği, yöneticilerin o yerdeki seçmenlerin oylarıyla seçilmesidir. Yerel
yönetimlerin özerk kamu tüzelkişisi olarak örgütlenmeleri de bu
yönetimlerin karar alma ve aldıkları kararları uygulama hakkına sahip
bulunmalarına dayanmaktadır. Karar alma özgürlüğünün gerçekleşmesi de,
karar organlarının serbestçe oluşumuna bağlıdır. Bu da, seçimle
gerçekleşir,”
Seçmenin
ilçe belediye meclis üyesi veya ilk kademe belediye meclis üyesi olarak oy
verip seçtiği kişileri, kanunla Büyükşehir belediye meclisi üyesi haline
dönüştürmek Anayasanın 127 nci maddesine
aykırıdır.
Büyükşehir
belediyesine katılacak ilçe ve ilk kademe belediye meclisi üyelerinin
seçildiği seçim çevresi ile büyükşehir belediye
meclisi üyelerinin seçildiği seçim çevreleri farklıdır. Anayasa’nın 127 nci maddesi, yerel yönetimlerin karar organlarının
seçimle belirlenmesini şart koşmasına rağmen, getirilen düzenleme ile, seçmenlerin oy vermediği yeni bir belediye meclisi
oluşturulmaktadır.
Getirilen
düzenlemelerle, büyükşehir belediyesine katılacak
ilçe ve ilk kademe belediye meclisi, başkanı ve belediye encümeni için oy
kullanan vatandaşlar, kendilerinin seçmediği belediye meclisi üyeleri, büyükşehir belediye başkanı ve belediye encümeni
üyeleri tarafından yönetilmeye başlayacaklardır. Aynı durum, büyükşehir belediyesi sınırları içinde yaşayan
vatandaşlar için de geçerlidir. Onlar da kendilerinin seçmediği belediye
meclis üyeleri ve belediye encümeni üyeleri tarafından yönetileceklerdir.
O yörede
yaşayanlar, kendi belediye meclis üyelerini, büyükşehir
belediye meclisinde
görev yapmak üzere seçmemişlerdir. Büyükşehir belediye meclisi
seçimine katılmış olsalardı belki farklı kişileri belediye meclis üyesi
olarak seçeceklerdi ve belki ilçe ve ilk kademe belediyeleri sınırları
içinde yaşayanlar da Büyükşehir belediye başkanı seçimine katılsa idi,
farklı bir belediye başkanı görev yapacaktı. Bu nedenle getirilen
düzenlemeler, yerel yönetimlerin kuruluş ve görevleriyle yetkileri yerinden
yönetim ilkesine uygun şekilde kanunla düzenlenir ilkeleriyle uyumlu
değildir.
Bu
düzenlemenin Anayasanın 67 nci maddesinde ifade
edilen temsil adaletini saptıracağı ve bu nedenle Anayasanın 67 nci maddesi ile çelişeceği açıktır.
Öte
yandan, 1988 yılında Türkiye tarafından imzalanan Avrupa Yerel Yönetimler
Özerklik Şartı 1991 yılında, bazı çekinceler ile 3723 sayılı yasa ile
onaylanmıştır. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının Türkiye tarafından
da benimsenen “Yerel Yönetim Sınırlarının Korunması” başlığını taşıyan 5
inci maddesi aynen şöyledir: “Yerel yönetimlerin sınırlarında mevzuatın
elverdiği durumlarda ve mümkünse referandum yoluyla ilgili yerel topluluklara
önceden danışılmadan değişiklik yapılamaz.” Geçici Maddenin herhangi bir
fıkrasında yapılan bu sınır değişikliğinin o yöredeki yerel topluklara
referandum yoluyla sorulması düzenlenmemiştir.
5216 sayılı Kanunun Geçici Madde 2’sinin üçüncü
fıkrasında büyükşehir belediye sınırları içinde
kalan köylerin tüzel kişiliğinin sona ererek mahalleye dönüşeceği; bu
şekilde oluşan mahallelerin katılacağı ilçe veya ilk kademe belediyesinin, büyükşehir belediye meclisince belirleneceği; orman
köylerinin tüzel kişiliğinin devam edeceği; ancak ormanlarla ilgili diğer
kanun hükümleri saklı kalmak üzere bu köylerin imar bakımından büyükşehir belediyesinin mücavir alanı sayılacağı hükme
bağlanmıştır.
5216 sayılı Kanunun Geçici Madde 2’sinin altıncı ve
yedinci fıkralarında ise, Büyükşehir
belediye sınırlarına alınan belediyelerin organlarının büyükşehir
belediyesi ilçe veya ilk kademe belediyesi organları; köy muhtar ve ihtiyar
heyetinin ise mahalle muhtar ve ihtiyar heyeti olarak ilk mahalli idareler
genel seçimine kadar görevlerine devam edeceği ve tüzel kişiliği kalkan
köylerin malvarlıkları hak, alacak ve borçlarının mahalle olarak
katıldıkları belediyeye devredileceği hükme bağlanmıştır.
Köylerin
tüzel kişiliklerinin kaldırılması Anayasa’nın hukuk devleti ilkesine
aykırıdır. Köy tüzel kişiliğinin oluşması işlemi hak yaratıcı bir işlemdir.
Çünkü bu işlemle hak ve fiil ehliyetine sahip bir tüzel kişi kurulmakta ve
bu tüzel kişi bir takım hak ve borçlar altına girmektedir. Bu tüzel kişinin
daha sonra ortadan kaldırılması hukuki güvenlik ilkesini ihlal eder. Bu
tüzel kişinin mal varlığı, yaptığı işlemler, alacak ve borçları vardır. Köy
tüzel kişiliğinin ortadan kaldırılması durumunda, başta bu tüzel kişi
malvarlığı, bu tüzel kişinin yaptığı işlemler, alacaklıları ve borçluları
bundan etkilenir. Dolayısıyla hukuki güvenlik ilkesi gereğince, bir
belediye veya köy tüzel kişiliği de bir kere kurulduktan sonra kendi
istekleri ve alacaklılarının kabulü olmadan bir daha kaldırılmamalıdır.
Hukuk devletinin temel öğelerinden biri de güvenilirliliktir. Hukuk
devleti, tüm eylem ve işlemlerinde yönetilenlere en güçlü en kapsamlı
şekilde hukuksal güvence sağlayan devlettir. Hukukun üstünlüğünün egemen
olduğu bir devlette hukuk güvenliğinin sağlanması, hukuk devleti ilkesinin
olmazsa olmaz koşuludur.
5216
sayılı Kanunun Geçici Madde 2’sinin üçüncü fıkrasında orman köyleri ile
ilgili olarak, “bu köyler imar bakımından büyükşehir
belediyesinin mücavir alanı sayılırlar” hükmü yer almaktadır. Bu hüküm, orman köylerinde imar
konusundaki idari işlemlerin büyükşehir
belediyesi tarafından yapılacağı anlamına gelmektedir. Orman köylerinde imarla ilgili konularda büyükşehir belediyesinin yetkili kılınması Anayasa’nın
169 uncu ve 170 inci maddelerine aykırıdır.
Anayasa’nın
169 uncu maddesinde “ Bütün ormanları gözetimi Devlete aittir”, “ Devlet
ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir” “ Devlet,
ormanların korunması …için gerekli… tedbirleri
alır” “ ….orman sınırlarında daraltma yapılamaz”
hükümleri vardır.
Buradaki
“Devlet” ibaresinin Devlet tüzel kişiliğini temsil eden merkezi yönetim
olduğu çok açıktır. Anayasa, ormanların bir bütün olarak gözetim, yönetim
ve işletilmesi görevini merkezi yönetime bırakmışken, orman köylerindeki
imar ile ilgili idari işlemlerin büyükşehir
belediyesi tarafından yapılması Anayasa’ya aykırıdır. Ayrıca, orman
köylerindeki imar ile ilgili idari işlemler için büyükşehir
belediyesine yetki verilmesi, orman sınırlarında daraltma yapılamaz,
şeklindeki kurala da aykırıdır.
Orman
köylerindeki imar ile ilgili idari işlemlerin büyükşehir
belediyesi tarafından yapılması Anayasa’nın 170 inci maddesine de
aykırıdır. Çünkü, Anayasa’nın 170 inci maddesinde
“ Ormanlar içinde veya bitişiğindeki köyler halkının kalkındırılması,
ormanların ve bütünlüğünün korunması bakımlarından Devlet, tedbir almakla
görevlendirilmiştir. Buradaki devlet, ibaresinin de, Devlet tüzel
kişiliğini temsil eden merkezi yönetim olduğu çok açıktır.
Öte
yandan, hukuk devletinin, işlem ve eylemlerinin hukuka uygun olması,
hukukun üstünlüğü ilkesini içtenlikle benimsemesi, yasa koyucunun
çalışmalarında kendisini her zaman anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla
bağlı tutması, yasa koyucu da dahil devletin tüm
organları üstünde hukukun mutlak bir egemenliğe sahip olması, adil bir
hukuk düzeni kurarak geliştirmeyi zorunlu sayması gerekir.
Hukuk
devleti olmak, yönetilenlere hukuk güvencesi sağlayan bir düzen kurmaktır.
Böyle bir düzenin kurulması, yasama ve yargı yetkileriyle yürütme alanına
giren tüm işlemlerin hukuk kuralları içinde kalması ile gerçekleşebilir. Bu
bağlamda hukuk devleti, her dilediğini yapamayan, kendini hukukla bağlı
sayan ve tüm yetkilerinin sınırının hukuksal kurallarla belirlendiği
Devlettir. Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırı bir düzenlemenin
Anayasanın 2 nci maddesinde ifade edilen hukuk
devleti ve Anayasa’nın 11 inci maddesindeki Anayasa’nın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı ilkeleriyle uyum halinde olması da düşünülemez.
5216
sayılı Kanunun geçici madde 2 nin altıncı
fıkrasında yine büyükşehir kapsamına alınan
belediyelerin sınırlarının değiştirilmesi ile ilgili düzenlemeler yapılmış
ve değişiklik yetkisi büyükşehir belediye
meclisinin talebi üzerine İçişleri Bakanlığı’na verilmiştir.
Avrupa
Yerel Yönetimler Özerklik Şartı hükümlerine uyulmadan yapılan ve referandum
koşulunu gözardı eden bu düzenleme hem Anayasanın
127 nci maddesindeki yerinden yönetim ilkesine
hem de Anayasanın 2 nci maddesinde ifade edilmiş
olan hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
Söz
konusu geçici madde 2 nin yedinci fıkrasında ise büyükşehir belediye sınırlarına alınan belediyelerin
organlarının muhtar ve ihtiyar heyetlerinin görevleri ile ilgili
düzenlemeler yapmıştır. Ancak bu düzenlemelerin kişileri seçilmedikleri
görevlere taşıdığı, bu nedenle demokratik devlet ilkesinin seçim ve temsil
esası ve dolayıs ile Anayasa’nın 2nci maddesi ile, temsil adaletini saptırması bakımından Anayasa’nın
67 inci maddesi ile ve seçimle göreve gelmiş yerel yönetici gereğini tam
anlamıyla karşılamadığı için Anayasa’nın 127 inci maddeleri ile çeliştiği
açıktır.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle 5216 sayılı Kanunun Geçici Madde 2’nin birinci,
ikinci, üçüncü, altıncı ve yedinci fıkraları; Anayasa’nın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine, 11 inci
maddedeki hukukun üstünlüğü ilkesine 67 nci, 123 üncü, 127 inci, 169 uncu ve 170 inci
maddelerindeki kurallara aykırı olup, iptali gerekir.
17. 5216 sayılı Kanunun Geçici Madde
3’ün üçüncü fıkrasının son cümlesinin Anayasa’ya aykırılığı
5216 sayılı Kanunun Geçici Madde 3’ünde, büyükşehir belediyeleri ve bunlara bağlı kuruluşlar ile
sermayesinin % 50’sinden fazlası büyükşehir
belediyelerine ait şirketlerin; 30.6.2004 tarihi itibariyle kamu kurum ve
kuruluşlarına olan kamu ve özel hukuka tabi alacaklarının, bunların diğer
kamu kurum ve kuruluşlarına olan borçlarına karşılık olmak üzere bu Kanunun
yayımını izleyen altı ay içinde mahsup edilmesi hükme bağlanmıştır.
5216
sayılı Kanunun Geçici Madde 3’ün üçüncü fıkrasının son cümlesinde ise,
Bakanlar Kurulu, ilgili kuruluşların borç ödeme kapasitelerini de dikkate
alarak ödenecek tutarları taksitlendirmeye, taksitlendirilen kısma Kanunun
yayımını izleyen günden itibaren zam ve faiz uygulatmamaya, bu borçların
fer’i ve cezalarını geçmemek üzere indirim yapmaya yetkili kılınmıştır.
Anayasa’nın
7 nci maddesine göre, yasama yetkisi, Türk
Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir, bu yetki devredilemez.
Anayasa’ya göre yasa ile düzenlenmesi öngörülen konularda, yürütme
organına, genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme
yetkisi verilemez.
İlgili
kuruluşların borç ödeme kapasitelerini dikkate alarak ödenecek tutarları
taksitlendirme, taksitlendirilecek kısma zam ve faiz uygulatma ve borçlarda
indirim yapma yetkisinin Bakanlar Kurulu’na verilmesi, yasallık ilkesi ile
çatışmaktadır. Burada Bakanlar Kurulu kararı, yasa yerini almaktadır.
Bakanlar Kurulu’na bu yetkinin yasayla verilmiş olması da, Anayasa
açısından yasal düzenleme koşulunun yerine getirildiği biçiminde
yorumlanamaz. Anayasa Mahkemesi’nin konuya ilişkin kararlarında ortaya
koyduğu ölçütlere göre, yasa koyucu, genel kuralları koyarak yönetime,
takdir yetkisine göre düzenleyebileceği bir alan bırakırken, Anayasa’nın
öngördüğü yönetimin yargısal denetiminin etkinliğini engellemeyecek nesnel
kurallara bağlamalıdır.
Nitekim
Anayasa Mahkemesi, Esas:1967/41 sayılı kararında; “Hukuk devletinde, Devlet
yönetimi, nesnel kurallarıyla olur ve hukuk devletinde bu türlü
düzenlemelerin bütün yurttaşlara olabildiğince fırsat eşitliği sağlayacak
biçimde olmasına engellik edecek koşulları kapsamaması gerekir. Bütün bunlar, temel ilkelerin hepsinin yasa koyucu tarafından
konulması ve ancak yasa koyucunun uygun göreceği ayrıntıların yürütmece
düzenlenmesi yolunun seçilmesini zorunlu kılar.” denilmekte, nesnel
kurallara bağlamanın “temel esaslar” ın ya da
“temel hükümler” in yasada yer alması, “uzmanlık” ve “yönetim tekniği”ne
ilişkin konuların düzenlenmesinin ise, yürütme organına bırakılması yolu
ile sağlanacağı belirtilmektedir.
Bakanlar
Kuruluna ödenecek tutarları taksitlendirme, taksitlendirilecek kısma zam ve
faiz uygulatma ve borçlarda indirim yapma yetkisinin verilmesi, özel bilgi
ve becerileri gerektiren “uzmanlık” ya da uygulamada uyum ve beraberlik
sağlamayı amaçlayan “yönetim tekniği” ile ilgisi olmayıp, doğrudan “temel esaslar”a ya da “temel hükümler”e
yöneliktir.
Yine
Anayasa Mahkemesi, Esas 1965/32, sayılı kararındaki “Yasama organının
sınırları belli edilen konularda yürütme organına düzenleme görevi
verebilmesi hususunun öğretide kabul edildiği bilinmekle beraber, bunun
yasa koyucuya belli konuların bir yasa ile düzenlenmesi görevinin Anayasa
ile özel olarak verilmiş olması hallerine kadar uzatılmasına olanak
bulunmamaktadır. Zira bu hallerde, yasa koyucunun, Anayasa ile kendisine
verilmiş olan düzenleme görevini idareye devretmesi, hem görevi veren
Anayasa kuralına, hem de Anayasa’nın yasama yetkisinin devrolunamayacağı
kuralına aykırı olur.” görüşüyle konuyu belirginleştirmiştir. Bu nedenle
söz konusu düzenleme Anayasanın 7 ve 8 inci maddelerine aykırıdır.
Öte
yandan, hukuk devletinin, işlem ve eylemlerinin hukuka uygun olması, hukukun
üstünlüğü ilkesini içtenlikle benimsemesi, yasa koyucunun çalışmalarında
kendisini her zaman anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla bağlı tutması,
yasa koyucu da dahil devletin tüm organları
üstünde hukukun mutlak bir egemenliğe sahip olması, adil bir hukuk düzeni
kurarak geliştirmeyi zorunlu sayması gerekir.
Hukuk
devleti olmak, yönetilenlere hukuk güvencesi sağlayan bir düzen kurmaktır.
Böyle bir düzenin kurulması, yasama ve yargı yetkileriyle yürütme alanına
giren tüm işlemlerin hukuk kuralları içinde kalması ile gerçekleşebilir. Bu
bağlamda hukuk devleti, her dilediğini yapamayan, kendini hukukla bağlı
sayan ve tüm yetkilerinin sınırının hukuksal kurallarla belirlendiği
Devlettir.
Anayasa’nın
herhangi bir ilkesiyle çelişen bir düzenlemenin, Anayasa’nın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ve 11 inci maddesindeki
Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle uyum halinde olması da
düşünülemez.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle 5216 sayılı Kanunun Geçici Madde 3’ün üçüncü
fıkrasının son cümlesi; Anayasa’nın 2 nci
maddesindeki hukuk devleti ilkesine, 7 nci ve 8
inci maddelerindeki kurallara ve 11 inci maddedeki hukukun üstünlüğü
ilkesine aykırı olup, iptali gerekir.
YÜRÜRLÜĞÜ
DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Büyükşehir
Belediyesi Kanunu, büyükşehir belediyesini
mahalli müşterek ihtiyaçları karşılayan bir kuruluş olmaktan çıkarıp,
bölgenin ve ilin ihtiyaçlarını karşılayan, bu nedenle de merkezi yönetimin
il yönetimlerince yerine getirilmesi gereken görevleri üstlenmesi gereken
bir kuruluş haline getirmekte ve büyükşehir
belediyesinin merkezi yönetimin yetkilerine benzer yetkiler kullanması
gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır.
Büyükşehir
Belediye Kanunu bu anlayış doğrultusunda hazırlanıp yasalaştığı için,
yasanın pek çok hükmünde, büyükşehir
belediyesine, merkezi yönetimin yetki genişliği çerçevesinde kullandığı
hiyerarşik denetim ve idarenin bütünlüğü açısından yerel yönetimler
üzerinde kullandığı vesayet denetimi yetkileri verilmiştir. Büyükşehir
belediyesinin ilçe ve ilk kademe belediyeleri üzerinde, onların özerklikleri
ile bağdaşmayacak ölçüde bir tür vesayet denetimi yetkisi verilmesi bu
yüzdendir. Daha etkili ve verimli çalışma adına büyükşehir
belediyesi tüzel kişiliğine, Devlet tüzel kişiliği ve diğer kamu tüzel
kişiliğinin üstünde yetkiler verilmesi ve ancak hiyerarşik ilişkide
olabilecek yetki devirleri de bu yüzdendir.
Büyükşehir
belediyelerine verilen vesayet denetimi yetkileri, ilçe ve ilk kademe
belediyelerinin özerklikleri ile bağdaşmayacak nitelikler taşımaktadır.
Anayasa’nın
127 inci maddesinin üçüncü fıkrası, büyük yerleşim merkezlerinde kanunla
özel yönetim biçimleri getirilebilmesini olanaklı kılmaktadır ama, kanunlarla getirilecek özel yönetim biçimlerinin
yerel yönetimlerin temel özelliklerini bozacak nitelikte olmaması, yerel
yerinden yönetim ilkesi ile bağdaşması gerekir.
5216
sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, aynı zamanda büyükşehir
belediyesi kamu tüzel kişiliğini, diğer kamu tüzel kişilerinden ve Devlet
tüzel kişiliğinden üstün konuma getirmektedir.
Yerel
yönetim anlayışında her şey, o yer, o yöre ile sınırlıdır. Yerel
yönetimlerin kuruluş ve görevleriyle yetkileri “yerinden yönetim” ilkesine
uygun olarak yasayla düzenlenir. Yerinden yönetimin en belirgin özelliği,
yöneticilerin o yerdeki seçmenlerin oylarıyla seçilmesidir. Yerel yönetimlerin
özerk kamu tüzelkişisi olarak örgütlenmeleri de bu yönetimlerin karar alma
ve aldıkları kararları uygulama hakkına sahip bulunmalarına dayanmaktadır.
Karar alma özgürlüğünün gerçekleşmesi de, karar organlarının serbestçe
oluşumuna bağlıdır. Bu da, seçimle gerçekleşir
Getirilen
düzenlemelerle, büyükşehir belediyesine katılacak
ilçe ve ilk kademe belediye meclisi, başkanı ve belediye encümeni için oy
kullanan vatandaşlar, kendilerinin seçmediği belediye meclisi üyeleri, büyükşehir belediye başkanı ve belediye encümeni
üyeleri tarafından yönetilmeye başlayacaklardır. Aynı durum, büyükşehir belediyesi sınırları içinde yaşayan
vatandaşlar için de geçerlidir. Onlar da kendilerinin seçmediği belediye
başkanı belediye meclis üyeleri ve belediye encümeni üyeleri tarafından
yönetileceklerdir.
Maddelerle ilgili iptal istemlerinde ve yukarıda
açıklanan gerekçelerle; 5216 sayılı Kanunun, 6 ncı
maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile ikinci, üçüncü ve dördüncü
fıkrasının; 7 maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “aynen
veya değiştirilerek” ibaresinin, 7 nci maddesinin
üçüncü fıkrasının (a) bendindeki “ile birinci fıkrada sayılanlar”
ibaresiyle (b), (c), (d) ve (e) bentlerinin; 8 inci maddesinin üçüncü
fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlesi ile beşinci ve altıncı fıkrasının; 9
uncu maddesinin dördüncü fıkrasındaki “bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla”
ibaresi ile beşinci fıkrasının; 14 üncü maddesinin altıncı fıkrasındaki
“olanlar dışındaki” ibaresinin; 18 inci maddesinin birinci fıkrasının (l)
bendinin; 22 nci maddesinin son fıkrasındaki
“toplam memur sayısının %10’ unu ve” ibaresi ile “encümen kararıyla”
ibaresinin; 23 üncü maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin; 24 üncü
maddesinin (n) bendinin; 25 inci maddesinin birinci fıkrasındaki “yatırım
ve hizmetler arasında bütünlük sağlayacak biçimde” ibaresinin; 26 ncı maddesinin birinci cümlesinin; 27 inci maddesinin
birinci fıkrasının son cümlesinin; 27 inci maddesinin altıncı ve yedinci
fıkralarının; 28 inci maddesindeki “ bu kanuna aykırı olmayan” ibaresinin,
Geçici Madde 2’nin birinci, ikinci, üçüncü, altıncı ve yedinci fıkralarının
ve Geçici Madde 3’ün üçüncü fıkrasının son cümlesinin uygulanması sonradan
giderilmesi güç veya olanaksız hukuki durum ve zararlara yol açacaktır. Bu tür sonradan giderilmesi güç veya olanaksız
hukuki durum ve zararların önlenmesi için iptal davası sonuçlanıncaya
kadar, söz konusu hükümlerin yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi
gerekir.
SONUÇ
VE İSTEM
Yukarıda
açıklanan gerekçelerle:
1) 5216
sayılı Kanunun,
- 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile
ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkrasının,
- 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan
“aynen veya değiştirilerek” ibaresinin,
- 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendindeki “ile
birinci fıkrada sayılanlar” ibaresiyle (b), (c), (d) ve (e) bentlerinin,
- 8 inci
maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlesi ile beşinci ve altıncı fıkrasının,
- 9
uncu maddesinin dördüncü fıkrasındaki “bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla”
ibaresi ile beşinci fıkrasının,
- 14
üncü maddesinin altıncı fıkrasındaki “olanlar dışındaki” ibaresinin,
- 18
inci maddesinin birinci fıkrasının (l) bendinin,
- 22 nci maddesinin son fıkrasındaki “toplam memur sayısının
%10’ unu ve” ibaresi ile “encümen kararıyla” ibaresinin,
- 23
üncü maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin,
- 24
üncü maddesinin (n) bendinin,
- 25
inci maddesinin birinci fıkrasındaki “yatırım ve hizmetler arasında
bütünlük sağlayacak biçimde” ibaresinin,
- 26 ncı maddesinin birinci cümlesinin,
- 27
inci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinin,
- 27
inci maddesinin altıncı ve yedinci fıkralarının,
- 28
inci maddesindeki “bu kanuna aykırı olmayan” ibaresinin,
- Geçici
Madde 2’nin birinci, ikinci, üçüncü, altıncı ve yedinci fıkralarının,
- Geçici
Madde 3’ün üçüncü fıkrasının son cümlesinin iptallerine,
2) İptal davası sonuçlanıncaya kadar
bunların yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine ilişkin
talebimizi saygı ile arz ederiz.”
II-
YASA METİNLERİ
A -
İptali İstenilen Yasa Kuralları
23.7.2004 günlü, 5216 sayılı
Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun iptali istenilen fıkra, bent, bölüm ve
ibarelerini içeren maddeleri şöyledir:
1- “MADDE 6.- Büyükşehir
belediyesinin sınırları çevresinde ve aynı il sınırları içinde bulunan
belediye ve köylerin, büyükşehir belediyesine
katılması konusunda Belediye Kanunu hükümleri uygulanır. Bu durumda katılma kararı, ilgili ilçe
veya ilk kademe belediye meclisinin talebi üzerine, büyükşehir
belediye meclisi tarafından alınır.
İmar düzeni ve temel alt yapı
hizmetlerinin zorunlu kıldığı durumlarda, birinci fıkrada belirtilen
belediye ve köyler, büyükşehir belediye
meclisinin kararı ve İçişleri Bakanlığının önerisi üzerine Bakanlar Kurulu
kararı ile büyükşehir belediyesi sınırları içine
alınabilir.
Büyükşehir belediyesi sınırları içine
katılan ilçe belediyeleri ile nüfusu 50.000 ve üzerinde olan belediyeler, büyükşehir ilçe veya ilk kademe belediyesine dönüşür.
Diğer belediyeler ile köylerin tüzel kişiliği kalkar. Tüzel kişiliği kalkan
belediyelerin katılacağı ve köylerin mahalle olarak bağlanacağı
belediyeler, Bakanlar Kurulu kararında belirtilir.
İlçe ve ilk kademe belediyesi olarak büyükşehir belediye sınırları içine katılan
belediyeler, büyükşehir belediye meclisinde
seçiliş sıralarına göre tespit edilecek ilçeler beşte bir, ilk kademeler
onda bir oranında meclis üyesi ile temsil edilirler. Tama ulaşmayan
kesirler dikkate alınmaz. Bu durum ilk mahallî idareler genel seçimine
kadar geçerlidir. Bu belediyelerin başkanları hakkında 12 nci maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır.”
2- “MADDE 7.- Büyükşehir belediyesinin görev, yetki ve sorumlulukları şunlardır:
a) İlçe ve ilk kademe belediyelerinin görüşlerini
alarak büyükşehir belediyesinin stratejik
plânını, yıllık hedeflerini, yatırım programlarını ve bunlara uygun olarak
bütçesini hazırlamak.
b) Çevre düzeni plânına uygun olmak kaydıyla, büyükşehir belediye ve mücavir alan sınırları içinde
1/5.000 ile 1/25.000 arasındaki her ölçekte nazım imar plânını yapmak,
yaptırmak ve onaylayarak uygulamak; büyükşehir
içindeki belediyelerin nazım plâna uygun olarak hazırlayacakları uygulama
imar plânlarını, bu plânlarda yapılacak değişiklikleri, parselasyon
plânlarını ve imar ıslah plânlarını aynen
veya değiştirerek onaylamak ve uygulanmasını denetlemek; nazım imar plânının
yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde uygulama imar plânlarını
ve parselasyon plânlarını yapmayan ilçe ve ilk kademe belediyelerinin
uygulama imar plânlarını ve parselasyon plânlarını yapmak veya yaptırmak.
c) Kanunlarla büyükşehir
belediyesine verilmiş görev ve hizmetlerin gerektirdiği proje, yapım, bakım
ve onarım işleriyle ilgili her ölçekteki imar plânlarını, parselasyon
plânlarını ve her türlü imar uygulamasını yapmak ve ruhsatlandırmak,
20.7.1966 tarihli ve 775 sayılı Gecekondu Kanununda belediyelere verilen
yetkileri kullanmak.
d) Büyükşehir belediyesi tarafından yapılan veya
işletilen alanlardaki işyerlerine büyükşehir
belediyesinin sorumluluğunda bulunan alanlarda işletilecek yerlere ruhsat
vermek ve denetlemek.
e) Belediye Kanununun 68 ve 72 nci
maddelerindeki yetkileri kullanmak.
f) Büyükşehir ulaşım ana plânını yapmak veya
yaptırmak ve uygulamak; ulaşım ve toplu taşıma hizmetlerini plânlamak ve
koordinasyonu sağlamak; kara, deniz, su ve demiryolu üzerinde işletilen her
türlü servis ve toplu taşıma araçları ile taksi sayılarını, bilet ücret ve
tarifelerini, zaman ve güzergâhlarını belirlemek; durak yerleri ile
karayolu, yol, cadde, sokak, meydan ve benzeri yerler üzerinde araç park
yerlerini tespit etmek ve işletmek, işlettirmek veya kiraya vermek;
kanunların belediyelere verdiği trafik düzenlemesinin gerektirdiği bütün
işleri yürütmek.
g) Büyükşehir belediyesinin yetki alanındaki
meydan, bulvar, cadde ve ana yolları yapmak, yaptırmak, bakım ve onarımını
sağlamak, kentsel tasarım projelerine uygun olarak bu yerlere cephesi
bulunan yapılara ilişkin yükümlülükler koymak; ilân ve reklam
asılacak yerleri ve bunların şekil ve ebadını belirlemek; meydan, bulvar,
cadde, yol ve sokak ad ve numaraları ile bunlar üzerindeki binalara numara
verilmesi işlerini gerçekleştirmek.
h) Coğrafî ve kent bilgi sistemlerini kurmak.
i) Sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak
çevrenin, tarım alanlarının ve su havzalarının korunmasını sağlamak;
ağaçlandırma yapmak; hafriyat toprağı, moloz, kum ve çakıl depolama
alanlarını, odun ve kömür satış ve depolama sahalarını belirlemek, bunların
taşınmasında çevre kirliliğine meydan vermeyecek tedbirler almak; büyükşehir katı atık yönetim plânını yapmak, yaptırmak;
katı atıkların kaynakta toplanması ve aktarma istasyonuna kadar taşınması
hariç katı atıkların ve hafriyatın yeniden değerlendirilmesi, depolanması
ve bertaraf edilmesine ilişkin hizmetleri yerine getirmek, bu amaçla
tesisler kurmak, kurdurmak, işletmek veya işlettirmek; sanayi ve tıbbî
atıklara ilişkin hizmetleri yürütmek, bunun için gerekli tesisleri kurmak,
kurdurmak, işletmek veya işlettirmek; deniz araçlarının atıklarını
toplamak, toplatmak, arıtmak ve bununla ilgili gerekli düzenlemeleri
yapmak.
j) Gıda ile ilgili olanlar dâhil birinci sınıf gayrisıhhî
müesseseleri ruhsatlandırmak ve denetlemek, yiyecek ve içecek maddelerinin
tahlillerini yapmak üzere laboratuvarlar kurmak
ve işletmek.
k) Büyükşehir belediyesinin yetkili olduğu veya
işlettiği alanlarda zabıta hizmetlerini yerine getirmek.
l) Yolcu ve yük terminalleri, kapalı ve açık
otoparklar yapmak, yaptırmak, işletmek, işlettirmek veya ruhsat vermek.
m) Büyükşehirin
bütünlüğüne hizmet eden sosyal donatılar, bölge parkları, hayvanat
bahçeleri, hayvan barınakları, kütüphane, müze, spor, dinlence, eğlence ve
benzeri yerleri yapmak, yaptırmak, işletmek veya işlettirmek; gerektiğinde
amatör spor kulüplerine malzeme vermek ve gerekli desteği sağlamak, amatör
takımlar arasında spor müsabakaları düzenlemek, yurt içi ve yurt dışı
müsabakalarda üstün başarı gösteren veya derece alan sporculara belediye
meclis kararıyla ödül vermek.
n) Gerektiğinde sağlık, eğitim ve kültür hizmetleri
için bina ve tesisler yapmak, kamu kurum ve kuruluşlarına ait bu
hizmetlerle ilgili bina ve tesislerin her türlü bakımını, onarımını yapmak
ve gerekli malzeme desteğini sağlamak.
o) Kültür ve tabiat varlıkları ile tarihî dokunun
ve kent tarihi bakımından önem taşıyan mekânların ve işlevlerinin
korunmasını sağlamak, bu amaçla bakım ve onarımını yapmak, korunması mümkün
olmayanları aslına uygun olarak yeniden inşa etmek.
p) Büyükşehir içindeki toplu taşıma hizmetlerini
yürütmek ve bu amaçla gerekli tesisleri kurmak, kurdurmak, işletmek veya
işlettirmek, büyükşehir sınırları içindeki kara
ve denizde taksi ve servis araçları dahil toplu
taşıma araçlarına ruhsat vermek.
r) Su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmek, bunun
için gerekli baraj ve diğer tesisleri kurmak, kurdurmak ve işletmek;
derelerin ıslahını yapmak; kaynak suyu veya arıtma sonunda üretilen suları
pazarlamak.
s) Mezarlık alanlarını tespit etmek, mezarlıklar
tesis etmek, işletmek, işlettirmek, defin ile ilgili hizmetleri yürütmek.
t) Her çeşit toptancı hallerini ve mezbahaları
yapmak, yaptırmak, işletmek veya işlettirmek, imar plânında gösterilen
yerlerde yapılacak olan özel hal ve mezbahaları ruhsatlandırmak ve
denetlemek.
u) İl düzeyinde yapılan plânlara uygun olarak,
doğal afetlerle ilgili plânlamaları ve diğer hazırlıkları büyükşehir ölçeğinde yapmak; gerektiğinde diğer afet
bölgelerine araç, gereç ve malzeme desteği vermek; itfaiye ve acil yardım
hizmetlerini yürütmek; patlayıcı ve yanıcı madde üretim ve depolama
yerlerini tespit etmek, konut, işyeri, eğlence yeri, fabrika ve sanayi
kuruluşları ile kamu kuruluşlarını yangına ve diğer afetlere karşı alınacak
önlemler yönünden denetlemek, bu konuda mevzuatın gerektirdiği izin ve
ruhsatları vermek.
v) Sağlık merkezleri, hastaneler, gezici sağlık
üniteleri ile yetişkinler, yaşlılar, engelliler, kadınlar, gençler ve
çocuklara yönelik her türlü sosyal ve kültürel hizmetleri yürütmek,
geliştirmek ve bu amaçla sosyal tesisler kurmak, meslek ve beceri
kazandırma kursları açmak, işletmek veya işlettirmek, bu hizmetleri
yürütürken üniversiteler, yüksek okullar, meslek liseleri, kamu kuruluşları
ve sivil toplum örgütleri ile işbirliği yapmak.
y) Merkezî ısıtma sistemleri kurmak, kurdurmak,
işletmek veya işlettirmek.
z) Afet riski taşıyan veya can ve mal güvenliği
açısından tehlike oluşturan binaları insandan tahliye etmek ve yıkmak.
Büyükşehir belediyeleri birinci fıkranın (c) bendinde
belirtilen yetkilerini, imar plânlarına uygun olarak kullanmak ve ilgili
belediyeye bildirmek zorundadır. Büyükşehir belediyeleri bu görevlerden
uygun gördüklerini belediye meclisi kararı ile ilçe ve ilk kademe
belediyelerine devredebilir, birlikte yapabilirler.
İlçe ve ilk kademe belediyelerinin görev ve
yetkileri şunlardır:
a) Kanunlarla münhasıran büyükşehir
belediyesine verilen görevler ile
birinci fıkrada sayılanlar dışında kalan görevleri yapmak ve yetkileri
kullanmak.
b) Büyükşehir katı atık yönetim
plânına uygun olarak, katı atıkları toplamak ve aktarma istasyonuna
taşımak.
c) Sıhhî işyerlerini, 2 nci ve 3 üncü sınıf gayrisıhhî müesseseleri, umuma açık
istirahat ve eğlence yerlerini ruhsatlandırmak ve denetlemek.
d)
Birinci fıkrada belirtilen hizmetlerden; otopark, spor, dinlenme ve eğlence
yerleri ile parkları yapmak; yaşlılar, özürlüler, kadınlar, gençler ve
çocuklara yönelik sosyal ve kültürel hizmetler sunmak; mesleki eğitim ve
beceri kursları açmak; sağlık, eğitim, kültür tesis ve binalarının yapım,
bakım ve onarımı ile kültür ve tabiat varlıkları ve tarihî dokuyu korumak;
kent tarihi bakımından önem taşıyan mekânların ve işlevlerinin
geliştirilmesine ilişkin hizmetler yapmak.
e) Defin ile ilgili hizmetleri
yürütmek.
4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanunu ile
Sanayi ve Ticaret Bakanlığına ve organize sanayi bölgelerine tanınan yetki
ve sorumluluklar bu Kanun kapsamı dışındadır.”
3- “MADDE 8.- Büyükşehir içindeki alt yapı hizmetlerinin koordinasyon içinde
yürütülmesi amacıyla büyükşehir belediye başkanı
ya da görevlendirdiği kişinin başkanlığında, yönetmelikle belirlenecek kamu
kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşların temsilcilerinin katılacağı alt
yapı koordinasyon merkezi kurulur. Büyükşehir ilçe ve ilk kademe belediye
başkanları kendi belediyesini ilgilendiren konuların görüşülmesinde
koordinasyon merkezlerine üye olarak katılırlar. Alt yapı koordinasyon
merkezi toplantılarına ayrıca gündemdeki konularla ilgili kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşlarının (oda üst kuruluşu bulunan yerlerde üst
kuruluşun) temsilcileri de davet edilerek görüşleri alınır.
Alt yapı koordinasyon merkezi, kamu kurum ve
kuruluşları ile özel kuruluşlar tarafından büyükşehir
içinde yapılacak alt yapı yatırımları için kalkınma plânı ve yıllık
programlara uygun olarak yapılacak taslak programları birleştirerek kesin
program hâline getirir. Bu amaçla, kamu kurum ve kuruluşları ile özel
kuruluşlar alt yapı koordinasyon merkezinin isteyeceği coğrafî bilgi
sistemleri dâhil her türlü bilgi ve belgeyi vermek zorundadırlar. Kesin
programlarda birden fazla kamu kurum ve kuruluşu tarafından aynı anda
yapılması gerekenler ortak programa alınır. Ortak programa alınan alt yapı
hizmetleri için belediye ve diğer bütün kamu kurum ve kuruluşlarının
bütçelerine konulan ödenekler, alt yapı koordinasyon merkezi bünyesinde
oluşturulacak alt yapı yatırım hesabına aktarılır.
Ortak programa alınan hizmetler için kamu kurum ve
kuruluş bütçelerinde yeterli ödeneğin bulunmadığının bildirilmesi
durumunda, büyükşehir belediyesi veya ilgisine
göre bağlı kuruluş bütçelerinden bu hizmetler için kaynak ayrılabilir. Kamu kurum ve kuruluşları alt yapı
ortak yatırım hizmetleri için harcanan miktarda ödeneği, yeniden değerleme
oranını da dikkate alarak ertesi yıl bütçesinde ayırır. Ayrılan bu ödenek belediye
veya ilgili bağlı kuruluşunun hesabına aktarılır. Bu bedel ödenmeden
ilgili kamu kurum veya kuruluşu, büyükşehir
belediyesi sınırlarında yeni bir yatırım yapamaz.
Ortak programa alınmayan yatırımlar için
bakanlıklar, ilgili belediye ve diğer kamu kurum ve kuruluşları alt yapı
koordinasyon merkezi tarafından belirlenen programa göre harcamalarını
kendi bütçelerinden yaparlar.
Koordinasyon merkezleri tarafından
alınan ortak yatırım ve toplu taşımayla ilgili kararlar, belediye ve bütün
kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgililer için bağlayıcıdır.
Alt yapı koordinasyon merkezinin
çalışma esas ve usulleri ile bu kurullara katılacak kamu kurum ve kuruluş
temsilcileri, İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle
belirlenir. İçişleri Bakanlığı, çıkarılacak bu yönetmeliğin, alt yapı
yatırım hesabının kullanılması ve ödenek tahsisi ve aktarmasına ilişkin
kısımları hakkında, Maliye Bakanlığı ve Devlet Plânlama Teşkilâtı
Müsteşarlığının görüşünü alır.”
4- “MADDE 9.- Büyükşehir
içindeki kara, deniz, su, göl ve demiryolu üzerinde her türlü taşımacılık
hizmetlerinin koordinasyon içinde yürütülmesi amacıyla, büyükşehir
belediye başkanı ya da görevlendirdiği kişinin başkanlığında, yönetmelikle
belirlenecek kamu kurum ve kuruluş temsilcilerinin katılacağı ulaşım
koordinasyon merkezi kurulur. Büyükşehir ilçe ve ilk kademe belediye
başkanları kendi belediyesini ilgilendiren konuların görüşülmesinde
koordinasyon merkezlerine üye olarak katılırlar. Ulaşım koordinasyon
merkezi toplantılarına ayrıca gündemdeki konularla ilgili kamu kurumu
niteliğindeki meslek kuruluşlarının (oda üst kuruluşu bulunan yerlerde üst
kuruluşun) temsilcileri de davet edilerek görüşleri alınır.
Bu Kanun ile büyükşehir
belediyesine verilen trafik hizmetlerini plânlama, koordinasyon ve güzergâh
belirlemesi ile taksi, dolmuş ve servis araçlarının durak ve araç park
yerleri ile sayısının tespitine ilişkin yetkiler ile büyükşehir
sınırları dahilinde il trafik komisyonunun
yetkileri ulaşım koordinasyon merkezi tarafından kullanılır.
Ulaşım koordinasyon merkezi kararları, büyükşehir belediye başkanının onayı ile yürürlüğe
girer.
Ulaşım koordinasyon merkezi tarafından toplu taşıma
ile ilgili alınan kararlar, belediyeler ve bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgililer için bağlayıcıdır.
Koordinasyon merkezinin çalışma esas
ve usulleri ile bu kurullara katılacak kamu kurum ve kuruluş temsilcileri,
İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.
Büyükşehir belediyelerine bu Kanun ile verilen
görev ve yetkilerin uygulanmasında, 13.10.1983 tarihli ve 2918 sayılı
Karayolları Trafik Kanununun bu Kanuna aykırı hükümleri uygulanmaz.”
5- “MADDE 14.- Büyükşehir
belediye başkanı, hukuka aykırı gördüğü belediye meclisi kararlarını, yedi
gün içinde gerekçesini de belirterek yeniden görüşülmek üzere belediye
meclisine iade edebilir.
Yeniden görüşülmesi istenilmeyen kararlar ile
yeniden görüşülmesi istenip de büyükşehir
belediye meclisi üye tam sayısının salt çoğunluğuyla ısrar edilen kararlar
kesinleşir.
Büyükşehir belediye başkanı, meclisin ısrarı ile
kesinleşen kararlar aleyhine on gün içinde idarî yargıya başvurabilir.
Kararlar, kesinleştiği tarihten itibaren en geç
yedi gün içinde mahallin en büyük mülkî idare amirine gönderilir. Mülkî
idare amirine gönderilmeyen kararlar yürürlüğe girmez.
Mülkî idare amiri hukuka aykırı gördüğü kararlar
aleyhine on gün içinde idarî yargı mercilerine başvurabilir.
İlçe ve ilk kademe belediye meclislerinin bütçe ve
imarla ilgili olanlar dışındaki
kararları dayanak belgeleriyle birlikte büyükşehir
belediye başkanına gönderilir. Büyükşehir belediye başkanı, yedi gün
içinde, gerekçesini de belirterek hukuka aykırı gördüğü kararların yeniden
görüşülmesini isteyebilir. İlgili meclis, üye tam sayısının salt çoğunluğu
ile kararında ısrar ederse karar kesinleşir.
Kesinleşen kararlar yedi gün içinde büyükşehir belediyesine gönderilir. Belediye başkanı,
kesinleşen kararın iptali için on gün içinde idarî yargı merciine
başvurabilir.
Büyükşehir kapsamındaki ilçe ve ilk kademe belediye
meclisleri tarafından alınan imara ilişkin kararlar, kararın gelişinden
itibaren üç ay içinde büyükşehir belediye meclisi
tarafından nazım imar plânına uygunluğu yönünden incelenerek aynen veya
değiştirilerek kabul edildikten sonra büyükşehir
belediye başkanına gönderilir.”
6- “MADDE 18.- Büyükşehir
belediye başkanının görev ve yetkileri şunlardır:
a) Belediye teşkilatının en üst amiri olarak
belediye teşkilâtını sevk ve idare etmek, beldenin ve belediyenin hak ve
menfaatlerini korumak.
b) Belediyeyi stratejik plâna uygun olarak
yönetmek, belediye idaresinin kurumsal stratejilerini oluşturmak, bu
stratejilere uygun olarak bütçeyi hazırlamak ve uygulamak, belediye
faaliyetlerinin ve personelinin performans ölçütlerini belirlemek, izlemek
ve değerlendirmek, bunlarla ilgili raporları meclise sunmak.
c) Büyükşehir belediye meclisi ve encümenine
başkanlık etmek, bu organların kararlarını uygulamak.
d) Bu Kanunla büyükşehir
belediyesine verilen görev ve hizmetlerin etkin ve verimli bir şekilde
uygulanabilmesi için gerekli önlemleri almak.
e) Büyükşehir belediyesinin ve bağlı kuruluşları
ile işletmelerinin etkin ve verimli yönetilmesini sağlamak, büyükşehir belediyesi ve bağlı kuruluşları ile
işletmelerinin bütçe tasarılarını, bütçe üzerindeki değişiklik önerilerini
ve bütçe kesin hesap cetvellerini hazırlamak.
f) Büyükşehir belediyesinin hak ve menfaatlerini
izlemek, alacak ve gelirlerinin tahsilini sağlamak.
g) Yetkili organların kararını almak şartıyla, büyükşehir belediyesi adına sözleşme yapmak,
karşılıksız bağışları kabul etmek ve gerekli tasarruflarda bulunmak.
h) Mahkemelerde davacı veya davalı sıfatıyla ve
resmî mercilerde büyükşehir belediyesini temsil
etmek, belediye ve bağlı kuruluş avukatlarına veya özel avukatlara temsil
ettirmek.
i) Belediye personelini atamak, belediye ve bağlı
kuruluşlarını denetlemek.
j) Gerektiğinde bizzat nikâh kıymak.
k) Diğer kanunların belediye başkanlarına verdiği
görev ve yetkilerden büyükşehir belediyesi
görevlerine ilişkin olan hizmetleri yerine getirmek ve yetkileri kullanmak.
l) Gerektiğinde görev ve
yetkilerinden bir veya birkaçını ilçe veya ilk kademe belediye başkanına
devretmek.
m) Bütçede yoksul ve muhtaçlar için ayrılan ödeneği
kullanmak, özürlülerle ilgili faaliyetlere destek olmak üzere özürlü
merkezleri oluşturmak.
Büyükşehir belediyelerinin 7 nci
maddeye göre ilçe ve alt kademe belediyelerine görevlerini devretmeleri
için büyükşehir belediye başkanının uygun görüşü
aranır.”
7- “MADDE 22.- Büyükşehir
belediyesi personeli büyükşehir belediye başkanı
tarafından atanır. Personelden müdür ve üstü unvanlı olanlar ilk toplantıda
büyükşehir belediye meclisinin bilgisine sunulur.
Genel sekreter, belediye başkanının teklifi üzerine
İçişleri Bakanı tarafından atanır. Genel sekreter kadrosuna atananlar,
genel idare hizmeti sınıfına dahil bakanlık genel
müdürleri, genel sekreter yardımcısı kadrosuna atananlar ise bakanlık
bağımsız daire başkanları için ilgili mevzuatında öngörülen tüm haklardan
aynen yararlanırlar.
Büyükşehir belediyesi daire başkanları, bağlı genel
müdürlüklerin daire başkanlarının yararlandığı makam ve görev tazminatından
aynen yararlanırlar.
Sözleşmeli ve işçi statüsünde çalışanlar hariç
belediye memurlarına, başarı durumlarına göre toplam memur sayısının % 10’unu ve Devlet memurlarına uygulanan
aylık katsayının (30.000) gösterge rakamı ile çarpımı sonucu bulunacak
miktarı geçmemek üzere hastalık ve yıllık izinleri dahil
olmak üzere, çalıştıkları sürelerle orantılı olarak encümen kararıyla yılda en fazla iki kez ikramiye ödenebilir.”
8- “MADDE 23.- Büyükşehir
belediyesinin gelirleri şunlardır:
a) Genel bütçe vergi gelirleri tahsilât toplamı
üzerinden ilçe ve ilk kademe belediyelerine verilen paylardan Bakanlar
Kurulu tarafından belirlenecek oranlar içinde ayrılarak İller Bankası
tarafından gönderilecek pay.
b) Büyükşehir belediye sınırları içinde yapılan
genel bütçe vergi gelirleri tahsilât toplamı üzerinden Maliye Bakanlığı
tarafından hesaplanıp, ertesi ayın sonuna kadar ilgili büyükşehir
belediyesine yatırılacak % 5 pay.
c) 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununda yer
alan oran ve esaslara göre büyükşehir belediyesince
tahsil olunacak at yarışları dahil müşterek
bahislerden elde edilen Eğlence Vergisinin % 20’si müşterek bahislere konu
olan yarışların yapıldığı yerin belediyesine, % 30’u nüfuslarına göre
dağıtılmak üzere diğer ilçe ve ilk kademe belediyelerine ayrıldıktan sonra
kalan % 50’si.
d) Büyükşehir belediyesine bırakılan sosyal ve
kültürel tesisler, spor, eğlence ve dinlenme yerleri ile yeşil sahalar
içinde tahsil edilecek her türlü belediye vergi, resim ve harçları.
e) 7 nci maddenin birinci
fıkrasının (g) bendinde belirtilen alanlar ile bu alanlara cephesi bulunan
binalar üzerindeki her türlü ilân ve reklamların
vergileri ile asma, tahsis ve bakım ücretleri.
f) 7 nci maddenin (f)
bendine göre tespit edilen park yerlerinin işletilmesinden elde edilen gelirin
ilçe ve ilk kademe belediyelerine, nüfuslarına göre dağıtılacak %50’sinden
sonra kalacak %50’si.
g) Hizmetlerin büyükşehir
belediyesi tarafından yapılması şartıyla 2464 sayılı Belediye Gelirleri
Kanununda belirtilen oran ve esaslara göre alınacak yol, su ve kanalizasyon
harcamalarına katılma payları.
h) Kira, faiz ve ceza gelirleri.
i) Kamu idare ve müesseselerinin yardımları.
j) Bağlı kuruluşların kesin hesaplarındaki
gelirleri ile giderleri arasında oluşan fazlalık sonucu aktarılacak
gelirler.
k) Büyükşehir belediyesi iktisadî teşebbüslerinin
safi hasılâtından büyükşehir
belediye meclisi tarafından belirlenecek oranda alınan hisseler.
l) Büyükşehir belediyesinin taşınır ve taşınmaz mal
gelirleri.
m) Yapılacak hizmetler karşılığı alınacak ücretler.
n) Şartlı ve şartsız bağışlar.
o) Diğer gelirler.
Bakanlar Kurulu, birinci fıkranın (b) bendindeki %
5 pay oranını iki katına kadar artırmaya veya kanunî haddine indirmeye
yetkilidir. Bu payın %75’i bu
tutardan düşülerek doğrudan ilgili belediye hesabına, kalan %25’i ise büyükşehir belediyelerine nüfuslarına göre dağıtılır.
Hesaplama ve dağıtım işlemleri Maliye Bakanlığınca yapılır.
Büyükşehir belediyeleri ve bağlı kuruluşları ile
ilçe ve ilk kademe belediyeleri; tahsil ettikleri vergiler ve benzeri malî
yükümlülüklerden birbirlerine ödemeleri gereken paylar ile su, atık su ve
doğalgaz bedellerini zamanında yatırmadıkları takdirde, ilgili belediye
veya bağlı kuruluşun talebi üzerine söz konusu tutar, İller Bankası
tarafından, yükümlü belediyenin genel bütçe vergi gelirleri payından
kesilerek alacaklı belediyenin hesabına aktarılır. Gecikmeden kaynaklanacak faiz ve benzeri her türlü
zararın tazmini ile ilgili olarak büyükşehir
belediye başkanı ve sayman şahsen sorumludur. Bu fıkra hükmü, ilçe ve ilk
kademe belediyeleri hesabına yapılacak her türlü aktarmaları zamanında
yapmayan büyükşehir belediye başkanı, bağlı
kuruluş genel müdürleri ve saymanları hakkında da uygulanır.”
9- “MADDE 24.- Büyükşehir
belediyesinin giderleri şunlardır:
a) Belediye hizmet binaları ve tesislerin temini,
bakım ve onarımı için yapılan giderler.
b) Belediye personeline ve belediyenin seçilmiş
organlarının üyelerine ödenen maaş, ücret, ödenek, huzur hakkı, yolluklar,
hizmete ilişkin eğitim ile diğer giderler.
c) İlçe, ilk kademe belediyeleri ile bağlı
kuruluşlara yapacakları yardımlar ve ortak proje giderleri.
d) Her türlü alt yapı, yapım, onarım ve bakım
giderleri.
e) Belediye zabıta ve itfaiye hizmetleri ile diğer
görev ve hizmetlerin yürütülmesi için yapılacak giderler.
f) Vergi, resim, harç, katılma payı, hizmet
karşılığı alınacak ücretler ve diğer gelirlerin takip ve tahsili için
yapılacak giderler.
g) Belediyenin kuruluşuna katıldığı şirket, kuruluş
ve birliklerle ilgili ortaklık payı ile üyelik aidatı giderleri.
h) Mezarlıkların tesisi, korunması ve bakımına
ilişkin giderler.
i) Faiz, borçlanmaya ilişkin diğer ödemeler ve
sigorta giderleri.
j) Dar gelirli, yoksul, muhtaç ve kimsesizler ile
özürlülere yapılacak sosyal hizmet ve yardımlar.
k) Dava takip ve icra giderleri.
l) Temsil, tören, ağırlama ve tanıtım giderleri.
m) Avukatlık, danışmanlık ve denetim ödemeleri.
n) Kamu yararı görülen konularda yurt
içi ve yurt dışı kamu sektörü, özel sektör ve sivil toplum örgütleriyle
birlikte yapılan ortak hizmetler ve diğer proje giderleri.
o) Spor, sosyal, kültürel ve bilimsel etkinlikler
için yapılan giderler.
p) Büyükşehir belediye hizmetleriyle ilgili olarak
yapılan kamuoyu yoklaması ve araştırması giderleri.
r) Kanunla verilen görevler ve hizmetlerin
yürütülmesi için yapılan diğer giderler.”
10- “MADDE 25.- Büyükşehir
belediye bütçesi ile ilçe ve ilk kademe belediyelerinden gelen bütçeler büyükşehir belediye meclisine sunulur ve büyükşehir belediye meclisince yatırım ve hizmetler arasında bütünlük sağlayacak biçimde aynen
veya değiştirilerek kabul edilir.
Büyükşehir, ilçe ve ilk kademe belediye bütçeleri, büyükşehir belediye meclisinde aynı toplantı döneminde
ve birlikte görüşülerek karara bağlanır ve tek bütçe hâlinde bastırılır.
Büyükşehir belediye meclisi, ilçe ve ilk kademe
belediyelerinin bütçelerini kabul ederken;
a) Bütçe metnindeki kanun, tüzük ve yönetmeliklere
aykırı madde ve ibareleri çıkarmaya veya değiştirmeye,
b) Belediyenin tahsile yetkili olmadığı gelirleri
çıkarmaya, kanunî sınırlar üzerinde veya altında belirlenmiş olan vergi ve
harçların oran ve miktarlarını kanunda öngörülen sınırlarına çekmeye,
c) Kesinleşmiş belediye borçları için bütçeye
konulması gerekip de konulmamış ödeneği eklemeye,
d) Ortak yatırım programına alınan yatırımlar için
gerekli ödeneği eklemeye,
Yetkilidir.
Büyükşehir belediye meclisince ilçe ve ilk kademe
belediye bütçelerinde yapılan değişikliklere karşı on gün içinde Danıştaya itiraz edilebilir. Danıştay, itirazı otuz gün
içinde karara bağlar.
Bütçenin hazırlanması ve uygulanmasına ilişkin
diğer hususlarda Belediye Kanunu hükümleri uygulanır.”
11- “MADDE 26.- Büyükşehir belediyesi kendisine verilen görev ve
hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre sermaye
şirketleri kurabilir. Genel
sekreter ile belediye ve bağlı kuruluşlarında yöneticilik sıfatını haiz
personel bu şirketlerin yönetim ve denetim kurullarında görev alabilirler.
Büyükşehir belediyesi, kendine ait büfe, otopark ve çay bahçelerini
işletebilir; ya da bu yerlerin belediye veya bağlı kuruluşlarının %
50’sinden fazlasına ortak olduğu şirketler ile bu şirketlerin % 50’sinden
fazlasına ortak olduğu şirketlere, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu
hükümlerine tabi olmaksızın belediye meclisince belirlenecek süre ve
bedelle işletilmesini devredebilir.”
12- “MADDE 27.- Büyükşehir
kapsamındaki belediyeler arasında hizmetlerin yerine getirilmesi bakımından
uyum ve koordinasyon, büyükşehir belediyesi
tarafından sağlanır. Büyükşehir,
ilçe ve ilk kademe belediyeleri arasında hizmetlerin yürütülmesiyle ilgili
ihtilâf çıkması durumunda, büyükşehir belediye
meclisi yönlendirici ve düzenleyici kararlar almaya yetkilidir.
Yeni kurulan büyükşehir
belediyelerinde meydan, bulvar, cadde, yol, sokak, park, spor ve kültürel
tesislerin büyükşehir belediyesi ile büyükşehir kapsamındaki diğer belediyeler arasında
dağılımına ilişkin esaslar büyükşehir belediye
meclisi tarafından belirlenir.
Büyükşehir belediyesi mücavir alanlarının ilçe ve
ilk kademe belediyeleri arasındaki bölüşümü büyükşehir
belediye meclisince yapılır.
Büyükşehir belediyesi, 7 nci
maddede sayılan hizmetleri, malî ve teknik imkânları çerçevesinde, nüfus ve
hizmet alanlarını dikkate alarak, bu hizmetlerden yararlanacak büyükşehir kapsamındaki diğer belediyeler arasında
dengeli olarak yürütmek zorundadır. İlçe veya ilk kademe belediyelerine ait
görevlerden bir veya birkaçı, bedeli kendileri tarafından karşılanmak ve
istekte bulunmak kaydıyla, büyükşehir belediye
meclisinin kararına dayanarak, ortaklaşa veya bizzat büyükşehir
belediyesi tarafından yapılabilir.
Büyükşehir belediyesi, ilçe ve ilk kademe
belediyeleri ile ortak projeler geliştirebilir ve yatırım yapabilir.
Büyükşehir belediyesi, kesinleşmiş en son yıl bütçe gelirinin % 3’ünü
aşmamak ve bütçede ödeneği ayrılmış olmak şartıyla, ilgili belediyenin
yatırım programında yer alan projelerin finansmanı için büyükşehir
belediye başkanının teklifi ve meclisin kararıyla ilçe ve ilk kademe
belediyelerine malî ve aynî yardım yapabilir.
Büyükşehir belediyesi ile bağlı
kuruluşları, belediye başkanının onayı ile birbirlerinin nakit ihtiyacını
karşılayabilir. Bu şekildeki ödünç vermelerde faiz uygulanmaz.
Yapılacak herhangi bir yatırımın büyükşehir belediyesi ile bağlı kuruluşlarından bir
veya birkaçını aynı anda ilgilendirdiği ve tek elden yapılmasının
maliyetleri düşüreceğinin anlaşıldığı durumlarda, büyükşehir
belediye meclisi, yatırımı kuruluşlardan birinin yapmasına karar verebilir.
Bu takdirde yatırımın ilgili diğer kurumu ilgilendiren kısmına ait harcama
tutarı o kurumun hesabında borç, yatırımcı kuruluş hesabında alacak olarak
gösterilir.”
13- “MADDE 28.- Belediye
Kanunu ve diğer ilgili Kanunların bu
kanuna aykırı olmayan hükümleri ilgisine göre büyükşehir,
büyükşehir ilçe ve ilk kademe belediyeleri
hakkında da uygulanır.”
14- “GEÇİCİ MADDE 2.- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte; büyükşehir belediye sınırları, İstanbul ve Kocaeli
ilinde, il mülkî sınırıdır. Diğer büyükşehir
belediyelerinde, mevcut valilik binası merkez kabul edilmek ve il mülkî
sınırları içinde kalmak şartıyla, nüfusu birmilyona
kadar olan büyükşehirlerde yarıçapı yirmi kilometre,
nüfusu birmilyondan ikimilyona
kadar olan büyükşehirlerde yarıçapı otuz
kilometre, nüfusu ikimilyondan fazla olan büyükşehirlerde yarıçapı elli kilometre olan dairenin
sınırı büyükşehir belediyesinin sınırını
oluşturur.
Bu sınırlar içerisinde kalan ilçeler büyükşehir ilçe belediyeleri, beldeler büyükşehir ilk kademe belediyeleri haline gelir. Bu
belediyeler hakkında bu Kanun ile Belediye Kanununun belediyelerin tüzel
kişiliklerinin kaldırılmasına veya başka bir belediyeye katılmasına ilişkin
hükümleri uygulanmaz.
Bu sınırlar içinde kalan köylerin
tüzel kişiliği sona ererek mahalleye dönüşür. Bu şekilde oluşan
mahallelerin katılacağı ilçe veya ilk kademe belediyesi, büyükşehir belediye meclisince belirlenir. Orman
köylerinin tüzel kişiliği devam eder. Ancak ormanlarla ilgili diğer kanun
hükümleri saklı kalmak üzere bu köyler imar bakımından büyükşehir
belediyesinin mücavir alanı sayılırlar. Bu köylerde su ve kanalizasyon
hizmetlerini yürütme görev ve yetkisi ilgili büyükşehir
belediyesine bağlı su ve kanalizasyon idaresine aittir.
Birinci fıkra gereğince büyükşehir
belediyesi kapsamına alınan ilçelerin mülkî sınırları içinde kalan belediye
ve köyler ile, büyükşehir
belediyesi kapsamına alınan belediyelerin mücavir alan sınırları içerisinde
bulunan köylerden; birinci fıkrada belirtilen mesafelerin dışında kalan
belediye ve köyler, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde
belediye meclisi veya köy ihtiyar heyetinin talebi üzerine büyükşehir belediye meclisinin kararı ve İçişleri
Bakanlığının onayı ile başka bir işleme gerek kalmaksızın büyükşehir belediye sınırları içine alınabilir. Bu
köylerin mahalle olarak hangi ilçe veya ilk kademe belediyesine
katılacakları aynı meclis kararında gösterilir.
Birinci fıkra gereğince büyükşehir
kapsamına alınan belediyelerin sınırlarında yerleşim düzeni gerekleri
dikkate alınarak bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren bir sene içinde büyükşehir belediye meclisinin talebi üzerine İçişleri
Bakanlığınca gerekli değişiklikler yapılabilir.
Büyükşehir belediye sınırlarına
alınan belediyelerin organları büyükşehir
belediyesi ilçe veya ilk kademe belediyesi organları; köy muhtar ve ihtiyar
heyeti ise mahalle muhtar ve ihtiyar heyeti olarak ilk mahalli idareler
genel seçimine kadar görevlerine devam ederler.
Tüzel kişiliği kalkan köylerin
malvarlıkları hak, alacak ve borçları mahalle olarak katıldıkları
belediyeye devredilir.
Büyükşehir belediye kapsamına alınma nedeniyle
meydana gelecek mülki sınır değişiklikleri katılma durumuna uygun olarak
5442 sayılı İl İdaresi Kanunu hükümlerine göre çözülür.”
15- “GEÇİCİ
MADDE 3.- Büyükşehir belediyeleri
ve bunlara bağlı kuruluşlar ile sermayesinin % 50’sinden fazlası büyükşehir belediyelerine ait şirketlerin; 30.6.2004
tarihi itibariyle kamu kurum ve kuruluşlarına olan kamu ve özel hukuka tabi
alacakları, bunların diğer kamu kurum ve kuruluşlarına olan borçlarına
karşılık olmak üzere bu Kanunun yayımını izleyen altı ay içinde mahsup
edilir. Bu madde kapsamındaki
alacak ve borç ifadesi bu alacak ve borçlara ilişkin fer’ileri
ve cezaları da kapsar.
Yukarıdaki fıkra kapsamında yer alan kuruluşların
mahsup işlemine konu olan veya olmayan borçları, genel bütçe vergi
gelirlerinden her ay ayrılacak paylarının % 40’ını geçmemek üzere kesinti
yapılarak tahsil edilir.
Bu maddeye göre yapılacak mahsup ve kesinti
işlemleri yılı bütçe kanunları ile ilişkilendirilmeksizin ilgili kuruluş
ile uzlaşma komisyonu tarafından belirlenir; Hazine Müsteşarlığının bağlı
olduğu Bakanın önerisi üzerine Bakanlar Kurulu tarafından karara bağlanır. Bakanlar Kurulu, ilgili kuruluşların
borç ödeme kapasitelerini de dikkate alarak ödenecek tutarları
taksitlendirmeye, taksitlendirilen kısma Kanunun yayımını izleyen günden
itibaren zam ve faiz uygulatmamaya, bu borçların fer’i ve cezalarını
geçmemek üzere indirim yapmaya yetkilidir.
Uzlaşma komisyonu Hazine Müsteşarlığının bağlı
olduğu Bakan tarafından görevlendirilecek bir başkan ile İçişleri
Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı, Hazine
Müsteşarlığı, Sayıştay Başkanlığı ve İller Bankasından birer temsilciden
oluşur. Büyükşehir belediyeleri için ayrıca uzlaşma komisyonu kurulmaz.
Belediyeler için kurulan komisyon büyükşehir
belediyeleri için de görev yapar.”
B-
Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava
dilekçesinde, Anayasa’nın 2., 6., 7., 8., 9., 10.,
11., 36., 47., 67., 87., 88., 123., 127., 162., 163., 169. ve 170.
maddelerine dayanılmıştır.
III-
İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca
Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya
KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN,
Fazıl SAĞLAM, A. Necmi ÖZLER ve Serdar ÖZGÜLDÜR’ün katılımıyla 8.9.2004 tarihinde yapılan ilk
inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, yürürlüğü durdurma
isteminin bu konudaki raporun hazırlanmasından sonra karara bağlanmasına
oybirliğiyle karar verilmiştir.
IV-
ESASIN İNCELENMESİ
Dava
dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen Yasa
kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Genel Açıklama
Anayasa’nın 123. maddesinde, idarenin kuruluş ve görevleriyle bir
bütün olup kanunla düzenleneceği,
kuruluş ve görevlerinin merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanacağı belirtilmiştir. Buna
uygun olarak 126. maddede merkezi idareye, 127. maddede ise mahallî
idarelere ilişkin esaslara yer verilmiştir.
Mahalli idarelere ilişkin Anayasa’nın 127.
maddesinin birinci fıkrasında bunların il, belediye veya köy halkının
mahallî müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla
belirtilen ve karar organları gene kanunda gösterilen seçmenler tarafından
seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileri oldukları; ikinci fıkrasında, kuruluş ve görevleri ile yetkilerinin
yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenleneceği; üçüncü
fıkrasında, seçimlerinin 67. maddedeki esaslara göre beş yılda bir
yapılacağı öngörülmektedir. Bu
fıkranın son tümcesinde de, “Kanun,
büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri getirebilir.”
denilmek suretiyle il özel idaresi, belediye ve köy dışında farklı bir
yerel yönetim biçimi olan büyükşehir belediyesi
kurulmasına imkan sağlamıştır. Buna ilişkin
gerekçede, “Şehirleşmenin hızla
geliştiği memleketimizde, büyük şehirlerin problemlerini yürürlükte bulunan
ve yıllarca önce çıkarılmış kanunlarla çözümlemek imkânsız hale gelmiştir. Nitekim, büyük şehirlerimizin ulaşım, kanalizasyon gibi,
problemlerini çevredeki belediyelerle birlikte çözümlemek zorunluluğu ile
karşılaşılması bunu kanıtlamaktadır. Son zamanlarda çevredeki yerleşim
yerlerinin ana belediyelere bağlanması uygulaması da bu ihtiyaçtan
doğmuştur. İşte bu zorunluluklar karşısında, hizmetlerin daha iyi
görülebilmesini sağlamak amacıyla büyük yerleşim yerleri için özel yönetim
biçimlerinin kanunla getirilebilmesi imkânının Anayasa ile tanınması yoluna
gidilmiştir.” ifadelerine yer verilmiştir.
5216
sayılı Yasa’nın gerekçesinde ise;
“…Bugün ülkemizde 16 büyükşehir
belediyesi bulunmaktadır. Ülke nüfusunun % 32'si, belediyeli nüfusun ise %
41,2'sini oluşturan 22 milyon insan 16 büyükşehirde
yaşamaktadır
Geçmişte
tecrübesi bulunmayan ve ilk defa 1984 yılında 3030 sayılı Kanun ile hayata
geçirilen bir sistemin uygulamada bazı eksikliklerinin olması ve bu alanda
kimi sorunların yaşanması doğaldır. Görev ve yetkilerin paylaşılmasında
nesnel ölçütler bulunmadığı, yönetim kademeleri arasında işbirliği kurma
mekanizmalarının yeterli olmadığı, büyükşehir
yönetiminin kesin bir hakimiyetinin bulunduğu, büyükşehir çapında planlama ve koordinasyon
yapılamadığı ve belediye büyüklüklerinin çok farklı olduğu sorun olarak
genel kabul gören hususlardır.
Bu sorunların çözülmesi ve büyükşehir
belediye yönetiminin daha etkin işleyen bir duruma getirilmesi acil bir
ihtiyaç olarak ortaya çıkmaktadır. Diğer taraftan, kamu yönetiminde meydana
gelen gelişmeler büyükşehir belediyelerinin de
yeniden yapılandırılmasını, bu idarelerin etkin, saydam, hesap verebilir ve
katılımcı bir yapıya kavuşturulmasını gerektirmektedir…
Bir yerde büyükşehir
belediyesi kurulabilmesi için bir milyon nüfusa sahip olma şartı
öngörülerek bir ölçek de getirilmektedir. Görev bölüşümünde
ise ilçe veya ilk kademe belediye sınırları içinde yapılabilen veya
etkileri bu belediyelerin sınırlarını aşmayan mahallî müşterek görev ve hizmetler
ilçe ve ilk kademe belediyelerince yerine getirilme esası benimsenmiştir.
Büyükşehir çapında planlama ve koordinasyon gerektiren veya malî bakımdan büyükşehir tarafından yapılması gereken görev ve
hizmetler ise büyükşehir belediyesince
yapılacaktır. Bu ayrıca ilçe veya ilk kademe belediyelerince de
yapılabilecek ancak uygulamada uzlaşmazlıklara yol açacak olan hizmetler de
büyükşehir belediyesi tarafında yerine
getirilecektir. Böyle bir bölüşüm, uygulamada nesnelliği sağlamanın yanında
yönetim düzeyleri arasında hizmetlerde yerindenlik
ilkesinin gerçekleşmesine de imkân verecektir.
Büyükşehir belediyesi, hizmetlerin yürütülmesi
konusunda büyükşehir çapında planlama ve
koordinasyon yetkisine sahip olacaktır. Ayrıca ilçe ve ilk kademe
belediyelerini de kapsamak üzere yönlendirici kararlar alabilecektir.
Hizmetlerin büyükşehir çapında tespit edilen plan
ve politikalara uygunluğunu sağlamak için büyükşehir
kapsamındaki bütün belediyelerin meclislerince alınan kararlar büyükşehir belediye başkanına gönderilecek, başkan
bunlardan uygun görmediklerinin yeniden görüşülmesini isteyebilecektir…” görüşlerine yer verilmiştir.
5216 sayılı Yasa ile bazı yerlerde il mülki
sınırları, bazılarında ise nüfuslarına göre 50, 30 ve 20 kilometre
yarıçaplı bir daire olarak sınırları çizilen büyükşehir
belediyeleri içerisinde kalan belediyelerle orman köylerinin tüzel
kişilikleri korunmuştur. Diğer yandan, bunların idari işlemle sınırlarının
genişletilmesine olanak sağlanmıştır. Kuruluşları Anayasa’nın 127.
maddesine dayanan büyükşehir belediyelerinde,
görev ve hizmetlerin koordinasyon içerisinde yürütülmesi amaçlanmaktadır.
Bunun için, görev ve hizmetlerin Anayasa’nın aynı maddesinde sözü edilen
yerinden yönetim ilkesi ve mahalli müşterek ihtiyacın boyutlarıyla
bağlantılı olarak, büyükşehir çapında planlama ve
koordinasyon gerektiren veya malî bakımdan büyükşehir
tarafından yapılması gereken görev ve hizmetlerin büyükşehir
belediyesince yapılması kaçınılmaz gözükmektedir. Bunun için de, ilçe veya
ilk kademe belediyelerinin bazı görev ve yetkileriyle özerkliklerinde
kısmen sınırlandırma yapılması büyük yerleşim merkezleri için öngörülen büyükşehir belediyesi kurulmasına bağlı doğal bir sonuç
olarak değerlendirilmektedir. Büyükşehir belediyesi sınırları içerisindeki
belediyelerin, diğer belediyelerin sahip oldukları tüm yetki ve görevleri
aynen korumaları büyükşehir belediyesi
kurulmasındaki amaçla bağdaşmaz. O nedenle, mahalli müşterek ihtiyacın
boyutuyla orantılı olarak ilçe ve ilk kademe belediyelerinin büyükşehir belediyesi ile bütünlük içerisinde
yönetilmesi, başta imar, altyapı ve ulaşım olmak üzere önemli sorunlarının
bir merkezden çözümlenmesi bunların özerkliklerinin kaybı anlamına gelmez.
B- Yasa’nın 6. Maddesinin Birinci Fıkrasının İkinci
Tümcesi ile İkinci, Üçüncü ve Dördüncü Fıkralarının İncelenmesi
1- Anlam ve Kapsam
İptal
başvurusunda 5216 sayılı
Yasa’nın “Büyükşehir belediyesine katılma” kenar başlıklı 6. maddesinin
birinci fıkrasının ilk tümcesi hariç, maddenin tamamının iptali
istenmiştir.
Maddenin
birinci fıkrasının iptal istemine konu edilmeyen ilk tümcesinde, büyükşehir belediyesinin sınırları çevresindeki
belediye ve köylerin aynı il sınırları içinde kalanlarının büyükşehir belediyesine katılması konusunda 5393 sayılı
Belediye Kanunu hükümlerinin uygulanacağı
belirtilmektedir.
5393 sayılı Yasa’nın konuya ilişkin 8. maddesindeki
koşullara bakıldığında, öncelikle belde, köy veya bunların bazı
kısımlarının bir başka beldeye katılabilmesi için bu yerlerin meskun sahalarının katılınacak
beldenin meskun sahasına uzaklığının 5.000 metrenin altına düşmesi,
buralarda oturan seçmenlerin yarısından bir fazlasının komşu beldeye
katılmak için başvurması, katılınacak belde
sakinlerinin oylarına başvurulmaksızın katılmak isteyen köy veya belde veya
bunların kısımlarında başvuruya ilişkin oylama yapılması ve oylama
sonucunun olumlu olması gerekmektedir. Bu koşulların tümünün gerçekleşmesi
halinde başvuruya ait evrak valilik tarafından katılınacak
belediyeye gönderilir. Belediye meclisi, evrakın gelişinden itibaren otuz
gün içinde başvuru hakkındaki kararını verir. Belediye meclisinin uygun
görmesi halinde katılım gerçekleşir. Katılma sonrası oluşacak yeni sınır
hakkında, Belediye Kanunu’nun 6. maddesine göre işlem yapılır ve sonuç
İçişleri Bakanlığına bildirilir. Bir beldenin bazı kısımlarının komşu bir
beldeye katılmasında veya yeni bir belde ya da köy kurulmasında, beldenin
nüfusunun 5.000’den aşağı düşmemesi gerekir. Bu şekilde gerçekleşen katılmalarda,
katılınan belde ile bazı kısımları veya tümü
katılan köy veya belde arasında; taşınır ve taşınmaz mal, hak, alacak ve
borçların devri ve paylaşımı, aralarında düzenlenecek protokolle
belirlenir.
Bununla birlikte, Belediye Kanunu’nun anılan
maddesinin ikinci fıkrasının beşinci tümcesindeki“Büyükşehirlerde birleşme ve katılma işlemleri, katılınacak
ilçe veya ilk kademe belediye meclisinin görüşü üzerine, büyükşehir belediye meclisinde karara bağlanır.”
hükmü ile dördüncü fıkrasındaki “Büyükşehir
belediyesi bulunan yerlerde ayrılma yoluyla yeni bir belde kurulması için
belde nüfusunun 100.000’den aşağı düşmemesi ve yeni kurulacak beldenin
nüfusunun 50.000’den az olmaması şarttır.” hükümlerine yer verilmek
suretiyle, Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nda yer alan ve iptali istenilen
kurallara benzer düzenlemeler yapılmıştır. Bu nedenle, Belediye Kanunu’na atıf yapan ve iptali
istenilmeyen ilk tümce gereğince uygulanma durumunda olacak Belediye
Kanunu’nun anılan hükümleri nedeniyle, büyükşehir
belediyesine katılma konusunda farklı hükümlerin varlığı devam etmektedir.
5216 sayılı Yasa’nın birinci fıkrasının iptali
istenilen ikinci tümcesinde, birinci tümcede söz konusu edilen katılma
kararının “ ilgili ilçe veya ilk
kademe belediye meclisinin talebi üzerine, büyükşehir
belediye meclisi tarafından alınacağı”
belirtilmektedir. 5393 sayılı Yasa’da ise “katılınacak
ilçe veya ilk kademe belediye meclisinin görüşü üzerine” şeklinde ifade
edilen bu duruma göre, ilgili ilçe veya ilk kademe belediyesi kendisine
katılım konusunu (talep veya görüş olarak) büyükşehir
belediyesine iletecek ve büyükşehir belediye
meclisi bunu karara bağlayacaktır.
Maddenin
iptal konusu ikinci fıkrasında, imar düzeni ve temel altyapı hizmetlerinin
zorunlu kıldığı hallerde, birinci fıkrada belirtilen belediye ve köylerin büyükşehir belediye meclisinin kararı ve İçişleri
Bakanlığı’nın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile büyükşehir belediyesi sınırları içerisine alınabileceği
öngörülmektedir. Böylece, fıkrada sayılan imar düzeni ve temel alt yapı
hizmetlerinin zorunlu kılması gibi durumlar için ilk fıkra ile bu fıkranın
gönderme yaptığı Belediye Kanunu’ndaki prosedürün
uygulanması söz konusu olmayacaktır. Bu durumda katılma işlemi, Büyükşehir
Belediye Meclisi kararı, İçişleri Bakanlığı’nın teklifi üzerine Bakanlar
Kurulu’nca tamamlanmaktadır.
Maddenin
üçüncü ve dördüncü fıkralarının da iptali istenmiş ise de, bu fıkralar
iptal davasının açılmasından sonraki tarihlerde aşağıdaki gibi yeniden
düzenlenmiştir.
2.7.2005 günlü, 5390 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle iptal
istemine konu üçüncü fıkra:
“Büyükşehir belediyesi sınırları içine katılan ilçe belediyeleri büyükşehir ilçe belediyesine, diğer belediyeler ilk
kademe belediyesine dönüşür. Köylerin tüzel kişiliği kalkar ve bunların
mahalle olarak katılacağı belediyeler, Bakanlar Kurulu kararında
belirtilir.” şeklinde,
21.4.2005 günlü ve 5335 sayılı Yasa’nın 1.
maddesiyle değişik dördüncü fıkra ise;
“İlçe ve ilk kademe belediyesi olarak büyükşehir
belediye sınırları içine katılan belediyeler, mevcut belediyelerin temsil
edildiği şekilde büyükşehir belediye meclisinde
temsil edilirler.”
biçiminde
değiştirilmiş bulunmaktadır.
Bu sebeple, konusu kalmayan bu fıkralara ilişkin
istem hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.
2- Anayasaya Aykırılık Sorunu
Dava dilekçesinde, seçimlerden sonra
belediye meclisine yeni katılımları mümkün kılarak seçimlerde oluşmuş
temsilcilerin sayı ve oranının değiştirilmesi, Avrupa Yerel Yönetimler
Özerklik Şartı’ndaki referandumu öngörmemesi, büyükşehir
belediyesi seçim çevresine katılacak ilçe ve ilk kademe belediye üyelerinin
seçildiği seçim çevresi ile büyükşehir belediye
meclisi üyelerinin seçildiği seçim çevrelerinin farklılığı nedeniyle,
seçmenlerin oy vermediği yeni bir belediye meclisinin oluşturulması
nedenleriyle kuralların Anayasa’nın 2., 11., 67.
ve 127. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin
Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 29. maddesine göre,
Anayasa Mahkemesi, yasaların Anayasa’ya aykırılığı konusunda ilgililer
tarafından ileri sürülen gerekçelere bağlı kalmak zorunda olmadığından
itiraz konusu kurallar ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 123. maddesi yönünden
de incelenmiştir.
İptali istenilen tümce ve fıkralarda, büyükşehir belediye sınırları çevresinde bulunan
belediye ve köylerin, “ilçe veya ilk kademe meclisinin talebi üzerine büyükşehir belediye meclisi kararıyla”; imar düzeni ve
temel altyapı hizmetlerinin zorunlu kıldığı durumlarda ise “büyükşehir belediye meclisinin kararı ve İçişleri
Bakanlığının önerisi üzerine Bakanlar Kurulu kararı” ile büyükşehir belediyesi sınırları içine alınabileceği
öngörülmektedir. İmar
düzeni ve temel altyapı hizmetlerinin zorunlu kıldığı durumlarda Belediye
Kanunu’ndaki mesafeye ilişkin şart aranacaksa da, talep ve oylama gibi
katılacak köy veya beldedeki işlemlere gerek bulunmamaktadır.
Bu düzenlemenin gerekçesinde “3030
sayılı Kanuna göre, Büyükşehir belediyesinin sınırları kuruluş kanununda
gösterilmekte ve kanun dışında idarî işlemlerle sınırların değiştirilmesine
imkân bulunmamaktadır... Hizmetlerin etkili, verimli ve koordinasyon
içerisinde yürütülmesi açısından bazı yerleşim yerlerinin büyükşehir belediye sınırları içine alınması
gerekmekte; ancak, kanun çıkarılamadığı için büyükşehir
belediye sınırları değiştirilememekte ve bu durum ciddi sorunlara yol
açmaktadır. Madde ile, Belediyeler Kanunu’nun 8
inci maddesindeki usulün, büyükşehir
belediyesinde de uygulanmasına imkân sağlanarak, idarî işlem ile büyükşehir belediye sınırlarının genişletilmesi öngörülmektedir”
denilmiştir.
Anayasa’nın 127. maddesinin birinci
fıkrasında mahallî idareler; il, belediye veya köy halkının mahallî
müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen
ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek
oluşturulan kamu tüzelkişileri olarak tarif edildikten sonra; ikinci
fıkrada, bunların kuruluş ve görevleri ile yetkilerinin, yerinden yönetim
ilkesine uygun olarak kanunla düzenleneceği belirtilmiştir. Aynı maddenin üçüncü fıkrasının son
tümcesinde, “Kanun, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim
biçimleri getirebilir.” denilmek suretiyle büyükşehir
belediyesi kurulmasına imkan sağlanmıştır.
Anayasa’nın 123. maddesinin son
fıkrasında “Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya kanunun açıkça
verdiği yetkiye dayanılarak kurulur” denilmektedir. Buna göre, kamu
tüzelkişiliği kanunla, ya da kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak
idari işlemle kurulabilir. Aynı şekilde, “usulde paralellik” ilkesi
uyarınca bunların kaldırılmaları da kanunla veya kanunun açıkça verdiği
yetkiye dayanılarak idari işlemle olabilir. Kuşkusuz, bunun hukukun genel
ilkeleriyle Anayasa’nın diğer kurallarına da uygun olarak
gerçekleştirilmesi gerekir.
Buna göre, 6. maddenin birinci
fıkrasının son tümcesiyle, katılım kararının ilçe veya ilk kademe belediye
meclisinin talebi üzerine büyükşehir belediye
meclisi tarafından alınmasında, kanunla verilen bir yetkiye dayanıldığından
Anayasa’ya aykırılıktan söz edilemez.
Öte yandan, maddenin ikinci fıkrasında,
imar düzeni ve temel alt yapı hizmetlerinin zorunlu kıldığı durumlarda, büyükşehir belediyesinin sınırları çevresinde ve aynı
il sınırları içinde bulunan belediye ve köylerin büyükşehir
belediye meclisinin kararı ve İçişleri Bakanlığının önerisi üzerine
Bakanlar Kurulu kararı ile büyükşehir belediyesi
sınırları içine alınabilmesi öngörülmektedir. İmar düzeni ve temel alt yapı
hizmetlerinin zorunlu kıldığı durumlarla sınırlı bu katılmalarda, katılan
yerlerin mahalli müşterek ihtiyaçlarının büyükşehir
belediyesinin mahalli müşterek ihtiyaçları kapsamında kaldığı
gözetildiğinde, maddenin
gerekçesinde de belirtildiği gibi sözkonusu
hizmetlerin etkili, verimli ve koordinasyon içerisinde yürütülmesi
amaçlandığı anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle 5216 sayılı
Yasa’nın 6. maddesinin birinci fıkrasının ikinci tümcesiyle ikinci
fıkrasının Anayasa’nın 2., 11., 123. ve 127.
maddelerine aykırı bir yönü bulunmamaktadır. İptal isteminin reddi
gerekir.
İncelenen kapsam bağlamında kuralların
Anayasa’nın 67. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.
Aynı maddenin üçüncü fıkrası 2.7.2005
günlü, 5390 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle; dördüncü fıkrası ise 21.4.2005
günlü ve 5335 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle yeniden düzenlendiğinden bu
fıkralara dair konusu kalmayan istem hakkında karar verilmesine yer
olmadığına, karar verilmiştir.
C- Yasa’nın 7.
Maddesinin Birinci Fıkrasının (b) Bendinde Yer Alan “aynen veya
değiştirerek” İbaresi, Üçüncü Fıkrasının
(a) Bendindeki “ile
birinci fıkrada sayılanlar” İbaresi
ile (b), (c), (d) ve (e) Bentlerinin İncelenmesi
1- Maddenin Birinci Fıkrasının (b) Bendinde Yer
Alan “aynen veya değiştirerek”
İbaresi
Yasa’nın
7. maddesinin birinci fıkrasında büyükşehir
belediyesinin görev ve yetkileri düzenlenirken, üçüncü fıkrasında ilçe ve
ilk kademe belediyelerinin görevleri sayılmaktadır.
Birinci fıkranın (b) bendi ile büyükşehir belediyesine, büyükşehir
belediye ve mücavir alan sınırları içinde 1/5.000 ile 1/25.000 arasındaki
her ölçekte nazım imar planını yapmak, yaptırmak ve onaylayarak uygulamak
görevi verilmektedir. Ayrıca, büyükşehir içindeki
belediyelerin nazım plana uygun olarak hazırlayacakları uygulama imar
planlarını, bu planlarda yapılacak değişiklikleri, parselasyon planlarını
ve imar ıslah planlarını aynen veya
değiştirerek onaylamak ve uygulanmasını denetlemek, büyükşehir
belediyesinin görev ve yetkisi içindedir. Bu yapılırken üst ölçekteki
planlara uygun olması da gerekir. 1/5.000 in altında kalan uygulama imar
planlarını yapma görevi ise ilçe ve ilk kademe belediyelerine
verilmektedir. Bu planlar da, Yasa’nın 14. maddesinin son fıkrası
gereğince, üç ay içinde büyükşehir belediyesi
meclisi tarafından nazım imar planına uygunluğu yönünden
incelenerek aynen veya değiştirildikten sonra büyükşehir
belediye başkanına gönderilir. Büyükşehir belediye meclisi iptal istemine
konu ibare gereği bunları aynen onaylayabileceği gibi değiştirerek de
onaylayabilir. Bu planların ilçe veya ilk kademe belediyesi hiç yapılmaması
durumunda ise görev büyükşehir belediyesine
aittir.
Dava
dilekçesinde, ibarenin ilçe ve ilk kademe belediyelerinin özerklikleri ile
bağdaşmadığı ifade edilerek, bu yetkiyle ilçe ve ilk kademe belediyelerin
imar planları ile ilgili bağımsız hizmet verme ve karar alma iradelerinin
yok edildiği ve bu durumun ağır bir vesayet yetkisi olduğundan Anayasa’nın 2., 11. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Anayasa’nın
127. maddesinin beşinci fıkrasında, “Merkezî
idare, mahallî idareler üzerinde, mahallî hizmetlerin idarenin bütünlüğü
ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin sağlanması,
toplum yararının korunması ve mahallî ihtiyaçların gereği gibi karşılanması
amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idarî vesayet
yetkisine sahiptir.” denilmektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında,
mahallî idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkilerinin yerinden yönetim
ilkesine uygun olarak kanunla düzenleneceği, üçüncü fıkranın son tümcesinde
ise kanunla, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri
getirilebileceği ifade edilmiştir.
İmarla ilgili karmaşık bir görünüme sahip mevzuatın
benimsediği sistemde kural olarak alt ölçekli planların üst ölçekli
planlara uygun olması esastır. Diğer yandan, kentsel dönüşüme ilişkin bazı
yasalar istisna kabul edilirse, ölçek büyüklüğüne bağlı olarak bu planlar
üzerinde yetki sahibi de farklıdır.
5216 sayılı Yasa ile bazı illerde il sınırı,
bazılarında merkezden 20, 30 ve 50 km. yarıçapında bir daire sınırı büyükşehir belediyesi sınırları olarak belirlenmiş, bu
sınırlar içerisinde kalıp daha önce büyükşehir
belediyesine bağlı olmayan belde ve ilçe belediyelerinin tüzel kişiliklerinin
devam etmesi öngörülmüştür. İmarla ilgili mahalli müşterek ihtiyaç
kavramının büyükşehir belediyesi sınırlar
içerisinde de geçerli olduğu açıktır. Büyükşehirin
imar düzeninin bir bütünlük içinde ele alınması, bunu sağlamaya yönelik
denetimin de üyeleri ilçe ve ilk kademe belediyelerinin belediye meclis
üyelerinden oluşan büyükşehir belediye meclisi
tarafından yapılması Anayasa’nın 127. maddesinin üçüncü fıkrasının son
tümcesi kapsamında değerlendirilmiştir. Aksinin kabulü, bir yandan büyük
yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri öngörülürken, diğer yandan büyükşehir belediyesine bağlı ilçe ve ilk kademe
belediyelerinin tüm yetkilerinin aynen devamı anlamına gelir. Büyükşehir
belediyelerinin kurulmasındaki Anayasal amaç gözetildiğinde, uygulama imar
planlarını nazım imar planına uygun olarak değiştirme veya aynen onaylama
biçiminde büyükşehir belediyesine verilen bu
yetki, ilçe ve alt kademe belediyelerinin özerkliğine müdahale anlamına
gelmez.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasanın 2., 11. ve 127. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
2- Maddenin Üçüncü Fıkrasının (a) Bendindeki “ile birinci fıkrada sayılanlar” İbaresi ile Aynı Fıkradaki
(b), (c), (d) ve (e) Bentleri
Dava dilekçesinde, ilçe ve ilk kademe
belediyelerinin özerk yerinden yönetim kuruluşu olmaktan çıkarılarak büyükşehir belediyesi kapsamında birer idari birim
haline dönüştürüldükleri, Belediye Kanunu ile diğer belediyelere tanınan
birçok yetkinin büyükşehir kapsamında kalan
belediyelerce kullanılmasının engellendiği, böylece yetki ve görevler
bakımından büyükşehire bağlı belediyelerle
diğerleri arasında farklılık yaratıldığı, bu nedenlerle kuralların
Anayasa’nın 2., 10. 11., ve 127. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
5216 sayılı Kanun’un 7. maddesinin üçüncü
fıkrasının (a) bendinde ilçe ve ilk kademe belediyelerine, “Kanunlarla
münhasıran büyükşehir belediyesine verilen
görevler ile birinci fıkrada sayılanlar dışında kalan görevleri
yapmak ve yetkileri kullanmak” genel nitelikte bir yetki ve görev olarak verilmiştir.
Aynı fıkranın (b), (c), (d) ve (e) bentleri gereğince, esasen büyükşehir belediyesine verilen bazı yetki ve görevleri
de bulunmaktadır.
Buna göre;
“b) Büyükşehir katı atık yönetim
planına uygun olarak, katı atıkları toplamak ve aktarma istasyonuna
taşımak.
c)
Sıhhi işyerlerini, 2 nci ve 3 üncü sınıf gayrisıhhi müesseseleri, umuma açık istirahat ve eğlence
yerlerini ruhsatlandırmak ve denetlemek.
d) Birinci fıkrada büyükşehir
belediyesinin görev alanında sayılan hizmetlerden; otopark, spor, dinlenme
ve eğlence yerleri ile parkları yapmak; yaşlılar, özürlüler, kadınlar,
gençler ve çocuklara yönelik sosyal ve kültürel hizmetler sunmak; mesleki
eğitim ve beceri kursları açmak; sağlık, eğitim, kültür tesis ve
binalarının yapım, bakım ve onarımı ile kültür ve tabiat varlıkları ve
tarihi dokuyu korumak; kent tarihi bakımından önem taşıyan mekanların ve işlevlerinin geliştirilmesine ilişkin
hizmetler yapmak.
e) Defin ile ilgili hizmetleri
yürütmek.”
ilçe ve ilk kademe belediyelerinin görev ve
yetkileri arasında ayrıca sayılmaktadır.
Anayasa’nın 127. maddesinde, mahalli
idarelerin mahallî müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruldukları,
bunların kuruluş ve görevleri ile yetkilerinin yerinden yönetim ilkesine
uygun olarak kanunla düzenleneceği vurgulanmıştır. Maddenin beşinci
fıkrasında ifade edilen idarî vesayet kavramıyla, mahalli idarelerle
merkezi yönetim arasındaki ilişki düzenlenmektedir.
Genel açıklama bölümünde de
belirtildiği üzere, büyükşehirler için kuruluş,
yetki ve görevler bakımından özel bir yönetim biçimi öngörüldüğünden,
iptali istenen kurallarla ilçe ve ilk kademe belediyelerinin görev ve
yetkilerinde meydana gelen sınırlandırmalar Anayasanın 2.,
11. ve 127. maddelerine aykırı görülmemiştir.
Öte yandan, Anayasa Mahkemesi’nin
birçok kararında ifade edilen eşitlik ilkesine göre, büyükşehir
belediyesi sınırları içerisinde bulunan bir belediye ile bu sınırlar
dışındaki bir belde veya ilçe belediyesi veya il belediyesi aynı hukuki
statüye sahip değildir. Trafik, hava kirliği, çevre düzeni veya imarla
ilgili sorunlar başta olmak üzere, ilçe ve ilk kademe belediyelerini
ilgilendiren birçok sorun Anayasa’nın 127. maddesi gereği kurulan büyükşehir belediyesini de ilgilendirir. Bu açıdan,
Belediye Kanunu’nun belediyelere verdiği görev ve yetkilerin aynen büyükşehir belediyesi kapsamındaki belediyelere de
tanınması, büyükşehir belediyesi kurulmasındaki
amaçla bağdaşmaz. Dolayısiyle kuralların Anayasa’nın eşitlik
ilkesine uyarlı düşmediği söylenemez.
Açıklanan nedenlerle kurallar
Anayasa’nın 2., 10., 11. ve 27. maddelerine aykırı
değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
D- Yasa’nın 8. Maddesinin Üçüncü
Fıkrasının İkinci ve Üçüncü Tümceleriyle Beşinci ve Altıncı Fıkralarının
İncelenmesi
Dava dilekçesinde, alt yapı hizmetleri
konusunda büyükşehir belediyelerine tanınan
yetkilerin eşgüdüm sağlamanın ötesinde olduğu, Türkiye Büyük Millet
Meclisi’nin bütçe yasaları aracılığı ile ortaya koyduğu yasa yapma
iradesine, koordinasyon merkezinin ortak yatırım kararları ile sınırlama
getirildiği, yasalarla düzenlenmemiş bir alanda yürütme organına sübjektif
hakları etkileyen kural koyma yetkisi tanındığı, bu nedenle kuralların
Anayasa’nın 2., 6., 7., 8., 127., 162. ve 163.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Yasa’nın “Alt yapı hizmetleri” başlıklı
8. maddesinde, büyükşehir bünyesinde alt yapı
hizmetlerinin koordinasyon içerisinde yürütülmesi amacıyla alt yapı
koordinasyon merkezi adıyla bir birimin kurulması öngörülmüştür. Merkezin
başkanı büyükşehir belediye başkanı veya
görevlendireceği kişi olup, üyeleri ise yönetmelikle belirlenecek kamu
kurum ve kuruluşlarıyla özel kuruluşların temsilcilerinden oluşmaktadır. Bu
merkezin görevi, kamu kurum ve kuruluşları ile özel kuruluşlar tarafından büyükşehir içinde yapılacak alt yapı yatırımları için
kalkınma planı ve yıllık programlara uygun olarak yapılacak taslak
programları birleştirerek kesin program haline getirmektir. Böylece, kesin
programlarda birden fazla kamu kurum ve kuruluşu tarafından aynı anda
yapılması gerekenler ortak programa alındıktan sonra, bunlar için belediye
ve diğer bütün kamu kurum ve kuruluşlarının bütçelerine konulan ödenekler
alt yapı koordinasyon merkezi bünyesinde oluşturulacak alt yapı yatırım
hesabına aktarılacaktır. Ortak programa alınan alt yapı hizmetleri için
kamu kurum ve kuruluşlarında yeterli ödeneğin bulunmadığının bildirilmesi
durumunda büyükşehir belediyesi bütçesinden bu
hizmetler için kaynak ayrılabilecektir.
Maddenin iptali istenilen üçüncü
fıkrasının ikinci tümcesine göre, Büyükşehir belediyesi tarafından
karşılanan bu miktarın ilgili kamu kurum ve kuruluşları tarafından ertesi
yıl kendi bütçesine konulmasıyla bu tutarın büyükşehir
belediyesi veya bağlı kuruluşuna aktarılması gerekmektedir. Beşinci ve altıncı fıkralarında da, koordinasyon merkezleri
tarafından alınan ortak yatırım ve toplu taşımayla ilgili kararların
belediye ve bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgililer için bağlayıcı
olduğu, alt yapı koordinasyon merkezinin çalışma esas ve usulleri ile bu
kurullara katılacak kamu kurum ve kuruluş temsilcilerinin, İçişleri
Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği hükme
bağlanmıştır.
Anayasa’nın 7. maddesinde “Yasama
yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki
devredilemez.” denilmekte, 162. maddesinde bütçenin TBMM’nde görüşülme
usulü, 163. maddesinde de bütçede değişiklik yapılabilmesinin esasları
belirtilmektedir.
İptali istenen kurallarla, başka bir
kurum veya kuruluş tarafından yapılması gerekirken büyükşehir
belediyesi veya ilgili kuruluşu bütçesi kullanılarak tamamlanan bir
yatırımın ortak programdaki maliyetinin büyükşehir
belediyesine iadesi amaçlanmaktadır. Madde gerekçesinde
bu husus “ortak programa alınan altyapı ve ulaşım hizmetlerine ilişkin
olarak ilgili kurum bütçesinde yeterli ödenek bulunmadığı takdirde, büyükşehir belediyesi veya belediyenin bağlı
kuruluşunun söz konusu yatırım için gereken ödeneği tahsis etmesi ve ilgili
kamu kuruluşunun harcanan miktarda ödeneği, yeniden değerleme katsayısını
da dikkate alarak takip eden yılda belediye hesabına aktarması imkânı
getirilmektedir. Getirilen yeni sistem ile kamu
yatırımlarının bir bütünlük ve koordinasyon içerisinde yapılması imkânı
getirilmekte ve kaynak israfı önlenmektedir” biçiminde ifade
edilmiştir. Bundan, TBMM’nin iradesine müdahale anlamı değil, bütçenin hazırlanmasında
dikkate alınması gereken yasal bir unsur olma sonucu çıkarılabilir. İlgili
kamu kuruluşunun bütçesine konan miktarın büyükşehir
belediyesi hesabına ertesi yıl içerisinde aktarılmasına olanak sağlayan bu
düzenlemeyle, harcamayı yapan büyükşehir belediyesine, diğer takip yolları yanında,
alacağını tahsilde kolaylık sağlandığı, böylece ortak programın daha iyi ve
sağlıklı işlemesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır.
İptal istemine konu altıncı fıkrada
Merkez’in çalışma esas ve usulleri ile bu kurullara katılacak kamu kurum ve
kuruluş temsilcilerinin, İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak
yönetmelikle belirleneceği; Bakanlığın, çıkarılacak bu yönetmelikteki alt
yapı yatırım hesabının kullanılması ve ödenek tahsisi ve aktarmasına
ilişkin kısımları hakkında, Maliye Bakanlığı ve Devlet Planlama Teşkilatı
Müsteşarlığı’nın görüşünü alacağı belirtilmiştir.
Anayasa’nın 7. maddesine göre, Yasakoyucu, belli konularda gerekli kuralları koyacak,
çerçeveyi çizecek, eğer uygun ve zorunlu görürse, onların uygulanması
yolunda sınırları belirlenmiş alanlar bırakacak, idare, ancak o alanlar
içinde takdir yetkisine dayanmak suretiyle yasalara aykırı olmamak üzere
bir takım kurallar koyarak yasanın uygulanmasını sağlayacaktır. Esasen,
Anayasa’nın 8. maddesinin, yürütme yetkisi ve görevinin Anayasa’ya ve
kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir, hükmünün anlamı da
budur. Buna göre, Altyapı Koordinasyon Merkezi’nin, kuruluş, çalışma esas
ve görevleri maddenin birinci ve ikinci fıkralarında açıklandıktan sonra,
alt yapı yatırım hesabının kullanılması, ödenek tahsisi ve aktarımı ile
diğer düzenlemeler İçişleri Bakanlığı’nın çıkaracağı yönetmeliğe
bırakılmıştır. Çıkarılacak yönetmelikte düzenlenmesi gereken konuların
biçim ve süre koşulları gibi yönteme ve bütçe tekniğine ilişkin hususlara
ilişkin oldukları anlaşılmaktadır. Bu nedenle, yasa ile çizilen bu çerçeve
içindeki teknik ve ayrıntılara ilişkin konuların yönetmelikle
belirlenmesinde Anayasa’ya aykırılık görülmemiştir.
Açıklanan gerekçelerle, iptal isteminin
reddi gerekir.
E- Yasa’nın 9. Maddesinin Dördüncü
Fıkrasındaki “bütün kamu kurum ve
kuruluşlarıyla” İbaresiyle Beşinci Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, ulaşım hizmetleri
konusunda büyükşehir belediyesine verilen
yetkilerin eşgüdüm sağlamanın ötesinde olduğu, bu yetkiler nedeniyle
kurumların tüzel kişiliklerinden doğan bağımsız karar alma yetkilerinin yok
edildiği, böylece Büyükşehir belediyesi tüzel kişiliğine, devlet tüzel
kişiliği ve diğer kamu tüzel kişiliklerinden üstün bir kişilik verildiği,
ayrıca, ulaşım koordinasyon merkezinin çalışma esas ve usulleri ile bu
kurullara katılacak kamu kurum ve kuruluş temsilcilerinin İçişleri
Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenmesinin, Anayasa’nın
2., 6., 7., 8., 123. ve 127. maddelerdeki kurallara
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
5216 sayılı Kanun’un 9. maddesinde, büyükşehir içindeki kara, deniz, su, göl ve demiryolu
üzerinde her türlü taşımacılık hizmetlerinin koordinasyon içinde
yürütülmesi amacıyla, büyükşehir belediye başkanı
ya da görevlendirdiği kişinin başkanlığında, yönetmelikle belirlenecek kamu
kurum ve kuruluş
temsilcilerinin
katılacağı ulaşım
koordinasyon merkezi kurulması öngörülmekte; ikinci fıkrada bu Kanun ile
Büyükşehir belediyesine verilen trafik hizmetlerini planlama, koordinasyon
ve güzergah belirlemesi, taksi,
dolmuş ve servis araçlarının durak ve araç park yerleri ile sayısının
tespitine ilişkin yetkiler ve il trafik komisyonunun yetkilerinin büyükşehir sınırları dahilinde bu merkez tarafından
kullanılacağı ifade edilmektedir.
Maddenin iptali istenen ibarenin içinde
yer aldığı dördüncü fıkrasında, ulaşım koordinasyon merkezi tarafından
toplu taşıma ile ilgili alınan kararların bütün kamu kurum ve
kuruluşlarıyla ilgililer için bağlayıcı olduğu hükme bağlanmakta, beşinci
fıkra ile de koordinasyon merkezinin çalışma esas ve usulleri ile bu
kurullara katılacak kamu kurum ve kuruluş temsilcilerinin İçişleri
Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenmesi öngörülmektedir.
Ulaşım koordinasyon merkezine verilen
bu yetki, ulaşım konusundaki mahalli müşterek ihtiyacın koordinasyon
içerisinde yürütülmesine yöneliktir. Kara, deniz, su, göl ve demiryolu
üzerinde her türlü taşımacılık hizmetlerinin koordinasyon içinde
yürütülmesi gibi büyükşehirlerde hayati öneme
sahip işlerle görevli merkezin aldığı kararların etkin ve istenilen sonucu
doğurabilmesi de, bütün kamu kurum ve kuruluşları da dahil
olmak üzere bunların herkes için bağlayıcı olmasıyla mümkündür. Aksi halde
istenilen koordinasyon sağlanamaz.
Öte yandan Yasa’nın 9. maddesinde
ulaşım koordinasyon merkezinin kuruluş, görev, yetki ve çalışma esaslarının
çerçevesi çizilmiş olduğundan, önceki maddedeki gerekçelerle Anayasa’ya
aykırılık iddiası yerinde görülmemiştir.
İptal isteminin reddi gerekir.
F- Yasa’nın 14. Maddesinin Altıncı
Fıkrasındaki “olanlar dışındaki” İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, büyükşehir
belediye başkanına ilçe ve ilk kademe belediyelerinin bütün kararlarını
geri gönderme yetkisi verilmesinin ilçe ve ilk kademe belediyelerinin özerklikleri
ile bağdaşmadığı, merkezi idareye tanınan vesayet yetkisinin büyükşehir belediye başkanına da tanındığı, bu nedenle
kuralın Anayasa’nın 11. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
“Meclis kararlarının kesinleşmesi”
başlığını taşıyan maddenin ilk beş fıkrasında, büyükşehir
belediye meclisi kararlarının kesinleşmesi bağlamında Büyükşehir Belediye
başkanı ve mülki idare amirinin yetkilerinden bahsedildikten sonra iptali
istenen ibarenin yer aldığı altıncı fıkrada, ilçe ve ilk kademe belediye
meclislerinin bütçe ve imarla ilgili olanlar dışındaki kararlarının
dayanak belgeleriyle birlikte büyükşehir belediye
başkanına gönderileceği, büyükşehir belediye
başkanının yedi gün içinde, gerekçesini de belirterek hukuka aykırı gördüğü
kararların yeniden görüşülmesini isteyebileceği, ancak ilgili meclisin, üye
tam sayısının salt çoğunluğu ile kararında ısrar etmesi durumunda kararın
kesinleşeceği belirtilmiştir. İbarenin yer almaması durumunda ise, ilçe ve ilk kademe
belediyelerinin yalnızca bütçe ve imar ile ilgili kararlarının kesinleşme
şekli yukarıda anlatıldığı biçimde olacaktır. Diğer kararlar ise büyükşehir belediye başkanına gelmeden kesinleşmiş
olacaklardır.
Yasa’nın 7. maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendinde, büyükşehir belediyesi ve
mücavir alanında belli ölçekteki imar planlarını yapmak ve yaptırmak,
uygulama ve ıslah planlarını ise aynen veya değiştirerek kabul etmek karar
organı olan büyükşehir belediye meclisine görev
olarak verilmiştir. Bu meclisin bütçe ile ilgili yetkilerini düzenleyen 25.
maddesinin üçüncü fıkrasında da, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin
bütçelerini kabul ederken yapabileceği değiştirme, ekleme ve çıkarmaya
ilişkin yetkilere yer verilmiştir. Buna göre, ilçe ve ilk kademe belediye
meclislerinin bütçe ve imara ilişkin kararlarının büyükşehir
belediye meclisince, diğerlerinin ise büyükşehir
belediye başkanı tarafından kesinleşme öncesi incelenmesi öngörülmektedir.
Anayasa’nın 127. maddesinde mahallî
idareler; il, belediye veya köy halkının mahallî müşterek ihtiyaçlarını
karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları
kanunda gösterilen seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu
tüzelkişileri olarak tanımlandıktan sonra bunların kuruluş ve görevleri ile
yetkilerinin, yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenleneceği
belirtilmiştir. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında “Kanun, büyük yerleşim
merkezleri için özel yönetim biçimleri getirebilir” denilmek suretiyle büyükşehir belediyelerinin yolu açılmış, ancak bunun
detaylarına dair hüküm getirilmemiştir.
5216 sayılı Yasa ile büyükşehir belediyesi sınırları genişletilirken, bu
sınırlar içinde var olan ya da katılan belediyelerin varlıklarına
dokunulmamıştır. Genel açıklama bölümünde de vurgulandığı üzere, bunların
mahalli müşterek ihtiyaçları gözetildiğinde, büyükşehir
belediyesi ile bütünlük içerisinde yönetilmeleri, başta imar, altyapı ve
ulaşım olmak üzere önemli sorunlarının bir merkezden çözümlenmesi zorunlu
olabilmektedir. Buna bağlı olarak ilk kademe ve ilçe belediyelerince alınan
kararların büyükşehir belediyesinin bütünlüğü
içerisinde yeniden gözden geçirilmesi gerekebilir. Öte yandan, ibarenin yer
aldığı fıkraya göre, büyükşehir belediye
başkanının yedi gün içinde gerekçeli olarak yeniden görüşülmesini istediği
kararların ilgili ilçe veya ilk kademe belediye meclisi tarafından yeniden
görüşülerek, üye tam sayısının salt çoğunluğu ile eski kararda ısrar
edilebilmesi de mümkündür. Bu nedenle, imar ve bütçe ile ilgili olanlar
dışındaki ilçe ve ilk kademe belediye meclisi kararlarının büyükşehir belediye başkanına gönderilmesi Anayasa’nın
127. maddesine aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
G- Yasa’nın 18. Maddesinin Birinci Fıkrasının (l) Bendinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, düzenlemeyle büyükşehir belediye
başkanına ilçe ve ilk kademe belediyeleri üzerinde hiyerarşik bir yetki
verildiği, aynı kamu tüzel kişiliği içinde yer alan bir makamdan diğerine
yapılabilen bir işlem olması nedeniyle yetki devrinin iki ayrı tüzel kişi
arasında mümkün olmadığı gibi
yerinden yönetim ilkesine de uygun olmadığı, bu nedenle Anayasa’nın
2., 11. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
5216
sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 18. maddesinde, büyükşehir
belediye başkanının görev ve yetkileri sayılmıştır. Bunlardan (l) bendinde, büyükşehir
belediye başkanının gerektiğinde görev ve yetkilerinden bir veya birkaçını
ilçe veya ilk kademe belediye başkanına devredebileceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, tüm eylem ve
işlemlerinin hukuka uygunluğunu başlıca geçerlilik koşulu sayan, her alanda
adaletli bir hukuk düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve
tutumlardan kaçınan, insan haklarına saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri
koruyup güçlendiren, hukuk güvenliği sağlayan, yargı denetimine açık,
yasaların üstünde Anayasa’nın ve yasakoyucunun da
bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir. Hukuk
güvenliği, kurallarda belirlilik ve öngörülebilirlik gerektirir. Hukuk
devletinde yargı denetiminin sağlanabilmesi için yönetimin görev ve
yetkilerinin sınırının yasalarda açıkça gösterilmesi bir zorunluluktur.
Büyükşehir
belediye başkanına kanunla verilen görev ve yetkilerden, mahalli müşterek
ihtiyaç kapsamıyla sınırlı ve devredilebilir nitelikte olanlardan
hangilerinin ilçe veya ilk kademe belediye başkanlarına
devredilebileceğinin yasayla açıkça belirlenmesi gerekir. Bu Anayasal
gereğe karşın, büyükşehir belediyesinin tümünü
ilgilendirenler de dahil olmak üzere büyükşehir
belediye başkanının tüm görev ve yetkilerini gerektiğinde
devredilebilmesine olanak sağlayan düzenlemenin belirlilik unsuru açısından hukuk
güvenliği ve dolayısıyla hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı açıktır.
Açıklanan
nedenle kural Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.
Kural
iptal edildiğinden, Anayasa’nın 11. ve 127. maddeleri yönünden
incelenmesine gerek görülmemiştir.
Bu
görüşe Haşim KILIÇ ile A. Necmi ÖZLER farklı
gerekçeyle katılmışlar, Osman Alifeyyaz PAKSÜT
ise katılmamıştır.
H- Yasa’nın 22. Maddesinin Son Fıkrasındaki “toplam memur sayısının %10’ unu ve”
ile “encümen kararıyla”
İbarelerinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, başarılı memur
sayısı toplam memur sayısının %10’undan fazla sayıda da olabileceğinden,
aynı derecede başarılı olmalarına rağmen kimi memurların bu sınırlama
nedeniyle ikramiye alamayacak olması, ayrıca bu konudaki belirlemenin, seçilmişlerle atanmışlardan oluşan
yürütme organı niteliğindeki belediye encümenine bırakılmasının
Anayasa’nın 2.,
10., 11. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptali
istenilen ibarelerin de içinde yer aldığı fıkrada, sözleşmeli ve işçi
statüsünde çalışanlar hariç, belediye memurlarına başarı durumlarına göre
toplam memur sayısının %10’unu ve Devlet memurlarına uygulanan aylık
katsayısının 30000 gösterge rakamı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarı
geçmemek üzere, çalıştıkları sürelerle (hastalık ve yıllık izinleri dahil) orantılı olarak, encümen kararı ile yılda en
fazla iki kez ikramiye ödenebileceği hükme bağlanmıştır.
Anayasanın
10 uncu maddesinde yer alan yasa önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumları
aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil, hukuksal
eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan
kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak,
ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir.
Kuralla,
büyükşehir belediyelerinde çalışan personelin
niteliklerini ve buna bağlı olarak iş başarılarını artırmalarının teşvik
edilmek istendiği anlaşılmaktadır.
Buna
göre, görevlerinde olağanüstü gayret ve çalışmalarıyla başarılı olan
memurların tespiti, büyükşehir belediyesi
memurlarını da kapsamına alan 657 sayılı Yasa’da gösterilmiş olan usule
göre yapılacağından, bu tespitte keyfilikten söz edilemez. Ayrıca, ikramiye
verilecek olanların toplam memur sayısının %10’u ile sınırlandırılması da
Yasa koyucunun takdir alanı içindedir. Ayrıca, bu tespitle yapılan sıralama
sonucunda %10 grubuna giren memurlarla, %10’a giremeyen memurların başarı
durumları gözetildiğinde, kuralda Anayasa’nın 10. maddesinde yer alan
eşitlik ilkesine de aykırılık yoktur.
Öte yandan, ikramiye başarı durumuna bağlı olarak
ödenebileceğine göre, bunun büyükşehir belediye
başkanının başkanlığında, belediye meclisinin kendi üyeleri arasından bir
yıl için gizli oyla seçeceği beş üye ile biri genel sekreter, biri mali
hizmetler birim amiri olmak üzere belediye başkanının her yıl birim
amirleri arasından seçeceği beş üyeden oluşan ve bir karar organı olmayıp
Belediye Meclisi’nce alınan kararların uygulayıcısı konumundaki encümen tarafından belirlenmesinin
Anayasa’nın 2. ve 127. maddelerine aykırı bir yönü de bulunmamaktadır. Bu konudaki belirlemenin, teknik anlamda büyükşehir belediye meclisi tarafından alınması gereken
bir “karar” niteliğinin olmadığı
da açıktır.
Belirtilen
nedenlerle, iptali istenilen ibareler Anayasa’nın 2.,
10., 11. ve 127. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
I- Yasa’nın 23. Maddesinin İkinci Fıkrasının İkinci
Tümcesinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, genel bütçe vergi gelirleri tahsilatının %75 ve %25 oranları
esas alınarak dağıtıldığında Anadolu’daki büyükşehir
belediyelerine haksızlık yapıldığı, böylece yerel yönetimlere görevleri ile
orantılı gelir kaynakları sağlanması ilkesine aykırı hareket edildiği,
ayrıca daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş bir
düzenlemenin yeniden yapıldığı belirtilerek düzenlemenin Anayasanın 2., 11., 127. ve 153. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Yasa’nın
“Büyükşehir belediyesinin gelirleri” başlıklı 23. maddesi büyükşehir belediyesinin gelirlerini düzenlemektedir.
Bu gelirlerden biri maddenin birinci fıkrasının (b) bendindeki “Büyükşehir belediye sınırları içinde
yapılan genel bütçe vergi gelirleri tahsilat toplamı üzerinden Maliye
Bakanlığı tarafından hesaplanıp, ertesi ayın sonuna kadar ilgili büyükşehir belediyesine yatırılacak %5 pay” dır.
Maddenin
ikinci fıkrasının birinci tümcesine göre Bakanlar Kurulu, bu bentteki %5 oranını
iki katına kadar artırmaya veya kanuni haddine kadar indirmeye yetkilidir.
İptali istenilen tümcede ise, bu payın %75’i bu tutardan düşülerek doğrudan
ilgili belediye hesabına, kalan %25’inin ise büyükşehir
belediyelerine nüfuslarına göre dağıtılacağı belirtilmektedir. Hesaplama ve
dağıtım işlemleri Maliye Bakanlığı’nca yapılır.
Anayasa'nın
153. maddesinin son fıkrasında, Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama,
yürütme ve yargı organları ile yönetim makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri
bağlayacağı öngörülmüştür. Bu kural gereğince, yasama organı yapacağı
düzenlemelerle daha önce aynı konuda verilen Anayasa Mahkemesi kararlarını
göz önünde bulundurmak, bu kararları etkisiz kılacak biçimde yasa
çıkarmamak, Anayasa'ya aykırı bulunarak iptal edilen kuralları tekrar
yasalaştıramamak yükümlülüğündedir.
İptali istenilen tümcede, büyükşehir
belediye sınırları içinde yapılan genel bütçe vergi gelirleri tahsilat toplamı üzerinden Maliye Bakanlığı tarafından
hesaplanıp, ertesi ayın sonuna kadar ilgili büyükşehir
belediyesine yatırılacak %5 payın büyükşehir
belediyeleri arasında dağılımı düzenlenmiştir. Buna göre, daha önce % 40 ve
% 60 olup, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen bu oran yeni düzenleme
ile sırasıyla %75 ve %25 olarak belirlenmiştir. Böylece, daha önce büyükşehir belediye sınırları içinde yapılan genel
bütçe vergi gelirleri tahsilat toplamı üzerinden
belirlenen pay yeni düzenleme ile ilgili büyükşehir
belediyesi açısından artmış durumdadır. Bu durumda Anayasa’nın 153.
maddesine aykırı bir düzenlemenin varlığından söz edilemez.
Anayasa’nın 127. maddesinin son fıkrasının son
tümcesinde mahalli idarelere “…görevleri ile orantılı gelir kaynakları
sağlanır” denilmiş, aynı maddenin üçüncü fıkrasının son tümcesinde de
“Kanun, büyük yerleşim merkezleri için özel yönetim biçimleri getirebilir”
kuralına yer verilmiştir. Buna dayanılarak halen büyükşehir
belediyesine dönüştürülmüş on altı belediye bulunmaktadır. Bunlar arasında
nüfus, yüz ölçüm, sanayileşme, alt yapı sorunları veya gelir kaynakları
açısından farklılıkların olması doğaldır. Ancak Anayasa’da bu verilere
bağlı bir görev ve gelir kaynağı teminine dair ayrıntıya yer verilmemiştir.
Bu durumda, mahalli idarelere görevleri ile orantılı gelir sağlama
konusunda yasa koyucunun, anayasal ilkelere bağlı kalmak koşuluyla taktir hakkı bulunmaktadır.
5216 sayılı Yasa ile yapılan yeni düzenleme
sonucunda, bir yandan büyükşehir belediyesi
sınırları idari işlemle genişletilebilirken, diğer yandan İstanbul ve
Kocaeli için büyükşehir belediyesi sınırları tüm
il sınırları olarak tespit edilmiş,
diğer büyükşehir belediyeleri için de 50,
30, 20 km.lik
yarıçap esas alınmak suretiyle sınırlar genişletilmiş bulunmaktadır. Buna
bağlı olarak nüfusun yoğun olduğu bölgelerdeki büyükşehir
belediyelerinin hizmet verme durumunda olduğu alan sınırlarının daha fazla
arttığı söylenebilir. Bu nedenle, bu
sınırlar içerisinde toplanan genel bütçe vergi gelirlerinin %5’lik
kısmından büyük bir oranının ilgili büyükşehir
belediyesi hesabına aktarılması, geri kalanının da büyükşehir
belediyeleri arasında nüfuslarına göre paylaştırılmasında Anayasa’ya aykırı
bir yön görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 11., 127. ve 153. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
İ- Yasa’nın 24.
Maddesinin (n) Bendinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, bentteki “kamu yararı” kavramının sınırlarının belli
olmamasına bağlı olarak, büyükşehir belediyesine
verilen bu yetkinin sınırsız ve ölçüsüz olması nedeniyle yasama yetkisinin
devri anlamına geldiğinden düzenlemenin Anayasa’nın 2.,
7. ve 11. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
İptali
istenilen bentte, büyükşehir belediyesinin
giderleri arasında, “Kamu yararı
görülen konularda yurt içi ve yurt dışı kamu sektörü, özel sektör ve sivil
toplum örgütleriyle birlikte yapılan ortak hizmetler ve diğer proje
giderleri” de sayılmıştır.
Anayasa’nın 127. maddesinin birinci fıkrasında,
mahallî idareler; il, belediye veya köy halkının mahallî müşterek
ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar
organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek
oluşturulan kamu tüzelkişileri olarak tanımlanmışlardır.
Anayasa Mahkemesi’nin 16.7.1990 günlü, E:1990/1; K:1990/21 sayılı kararında da
belirtildiği üzere, Anayasa, il, belediye ya da köy halkının yerel ortak
ihtiyaçlarının, neler olduğunu belirlememiş, bunun saptanmasını yasaya
bırakmıştır. Yasakoyucu anayasal ilkeler
çerçevesinde kendi takdiri ile mahalli müşterek ihtiyaç olarak nitelediği
bir hizmetin görülmesini yerel yönetimlere bırakabilir. Bunun doğal sonucu
olarak yerel yönetimlerin giderlerinin de mahalli müşterek nitelikli
görevleriyle bağlantılı hizmetleri nedeniyle doğmuş olması gerekir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, tüm eylem ve
işlemlerinin hukuka uygunluğunu başlıca geçerlilik koşulu sayan, her alanda
adaletli bir hukuk düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve
tutumlardan kaçınan, insan haklarına saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri
koruyup güçlendiren, hukuk güvenliği sağlayan, yargı denetimine açık,
yasaların üstünde Anayasa’nın ve yasakoyucunun da
bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir. Hukuk
güvenliği, kurallarda belirlilik ve öngörülebilirlik gerektirir. Hukuk
devletinde yargı denetiminin sağlanabilmesi için yönetimin görev ve
yetkilerinin sınırının yasalarda açıkça gösterilmesi bir zorunluluktur.
Yurt içi
ve yurt dışı kamu sektörü, özel sektör ve sivil toplum örgütleriyle
birlikte yapılan ortak hizmetler ve diğer proje giderleri büyükşehir belediyesi için bir gider kalemi
oluştururken, bunun ölçütünün mahalli müşterek ihtiyaç olması gerekir.
İptal istemine konu düzenlemeyle mahalli müşterek ihtiyaç ölçütünün
dışlanarak harcamanın kamu yararı görülmesi ölçütüne bağlanması, bu suretle sözkonusu
kalemi oluşturan alanın büyükşehir belediyesi
adına harcama yetkisine sahip olanların taktirine bırakılarak yönetsel ve
yargısal denetiminin etkisizleştirilmesi ya da zorlaştırılması sonucunu doğurur.
Kuralı uygulayıcı makamda bulunanlarla, kural uyarınca yapılan giderleri
denetleyici konumundaki kişilere göre farklı değerlendirme ve sonuçlara yol
açabilecek olan düzenlemenin, belirlilik unsuru açısından hukuk güvenliği
ve dolayısiyle hukuk devleti
ilkesiyle bağdaşmadığı açıktır.
Açıklanan
nedenlerle kural Anayasanın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir. Kuralın
iptaline karar verildiğinden 7. ve 11. maddeler yönünden ayrıca
incelenmesine gerek görülmemiştir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT bu görüşe katılmamıştır.
J- Yasa’nın 25. Maddesinin Birinci Fıkrasındaki “yatırım ve hizmetler arasında bütünlük
sağlayacak biçimde” Bölümünün İncelenmesi
Dava dilekçesinde, fıkradaki “yatırım ve hizmetler
arasında bütünlük sağlayacak biçimde”
bölümünün, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin özerkliklerini ortadan
kaldıracak nitelikte olduğundan Anayasa’nın 2.,
11. ve 127. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
“Büyükşehir belediye bütçesi” başlıklı maddedeki
bölümün yer aldığı fıkrada, büyükşehir
belediye bütçesi ile ilçe ve ilk kademe belediyelerinden gelen bütçelerin büyükşehir belediye meclisine sunulacağı ve bunların büyükşehir belediye meclisince yatırım ve hizmetler
arasında bütünlük sağlayacak biçimde aynen veya değiştirilerek kabul
edileceği belirtilmektedir.
Maddenin iptal istemine konu edilmeyen
fıkralarında, büyükşehir ile ilçe ve ilk kademe
belediye bütçelerinin, büyükşehir belediye
meclisinde aynı toplantı döneminde ve birlikte görüşülerek karara
bağlanacağı ve tek bütçe halinde bastırılacağı öngörülmekte, ilçe ve ilk
kademe belediyelerinin bütçelerini kabul ederken büyükşehir
belediye meclisinin yetkili olduğu konular dört başlık altında sayılmakta,
daha sonra büyükşehir belediye meclisince ilçe ve
ilk kademe belediye bütçelerinde yapılan değişikliklere karşı on gün içinde
Danıştay’a itiraz edilebileceği, Danıştay’ın da itirazı otuz gün içinde
karara bağlayacağı belirtilmektedir. Bütçenin hazırlanması ve uygulanmasına ilişkin diğer hususlarda ise
Belediye Kanunu’na gönderme yapılmaktadır.
Anayasa’nın 127. maddesinin birinci ve ikinci
fıkralarına göre mahallî idareler; il, belediye veya köy halkının mahallî
müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen
ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek
oluşturulan kamu tüzelkişileridir. Kuruluş ve görevleri ile yetkileri,
yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir. Maddenin üçüncü
fıkrasının son tümcesinde “…Kanun, büyük yerleşim merkezleri için özel
yönetim biçimleri getirebilir.” denilmek suretiyle büyük yerleşim
yerlerinde büyükşehir belediyesi kurulması mümkün
hale getirilmiştir. Büyükşehir belediyesi sınırları içerisindeki ilçe ve
ilk kademe belediyelerinin tüzel kişiliği devam ettiğinden, mahalli
müşterek ihtiyaçların boyut ve önemine bağlı olarak belediyeler arasında
yetki ve sorumluluk paylaşımı ile büyük şehrin tamamının ilgilendiren
konularda büyükşehir belediyesinin kimi
yetkilerle donatılması doğaldır.
5216 sayılı Yasa’da, ilçe ve ilk kademe
belediyelerinin kararlarının büyükşehir belediye
başkanı veya büyükşehir belediye meclisinin
denetiminden geçirilmesi öngörülmektedir. Bu çerçevede, imara ilişkin
kararlarla bütçeye dair olanların esasen ilçe ve ilk kademe meclislerinden
oluşan büyükşehir belediye meclisince kabul
edilmesi benimsenmiştir. Böylece, büyükşehir
belediye bütçesi ilçe ve ilk kademe bütçeleriyle birlikte görüşülüp tek
bütçe haline
dönüştürülerek bastırılmaktadır.
İptali
istenen bölüm, üçüncü fıkrada dört bent halinde büyükşehir
belediye meclisine tanınan yetkilerle birlikte ele alındığında, bunun büyükşehir belediyesi ile diğer belediyeler arasında
bütçe açısından bir bütünlük oluşturmasına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.
Bu bakımdan olası bir değişikliğin yatırım ve hizmetler arasında bütünlük
sağlanması amacıyla bu konuda zaten yetkisi bulunan büyükşehir
belediye meclisi tarafından değiştirilmesi, büyükşehir
belediyesi kurulmasında güdülen amaçla birlikte değerlendirildiğinde
özerkliği bozacak nitelikte görülmemiştir. Kaldı ki, maddenin son fıkrası
gereğince, büyükşehir belediye meclisi tarafından
bütçelerinde yapılan değişikliklere karşı ilçe ve ilk kademe belediyeleri
on gün içinde Danıştay’a itiraz edilebileceklerdir.
Açıklanan
nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 11. ve 127.
maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
K- Yasa’nın 26. Maddesinin Birinci Fıkrasının
Birinci Tümcesinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, büyükşehir belediyesinin hangi
konularda şirket kurabileceğinin anayasaya uygun biçimde hizmet alanları
itibariyle sayılmadığı, böylece büyükşehir
belediyelerinin bütün hizmetlerinin şirketler vasıtasıyla görülmesine
olanak sağlandığı, bir yasama işlemi ile oluşturulan herhangi bir kamu
hizmetinin idari bir işlemle fiilen özel hukuk kişilerine gördürülmesinin
mümkün olmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 11. ve 47. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
Tümcede büyükşehir belediyesine, kendilerine yüklenilmiş olan
görev ve hizmet alanlarında ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre
sermaye şirketi kurabilme olanağı verilmektedir.
Anayasa’nın
devletleştirme ve özelleştirmeye ilişkin 47. maddesinin son fıkrası,
Devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişileri tarafından
yürütülen yatırım ve hizmetlerden hangilerinin özel hukuk sözleşmeleri ile
gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabileceğinin veya devredilebileceğinin
kanunla belirleneceğini öngörmektedir.
İptali istenilen kural, büyükşehir belediyelerinin kendilerince yürütülen veya
yürütülmesi öngörülen hizmetlerden hangilerini özel hukuk sözleşmeleri ile
gerçek veya tüzel kişilere yaptırabileceklerini veya devredebileceklerini
değil, kendi görev ve hizmet alanlarında, bazı idari koşulları yerine
getirerek “özel hukuk tüzel kişisi” biçiminde, etkinlikleri tamamen özel
hukuk kurallarına göre gerçekleştirilen, özel hukuk kişileri gibi yönetilen
sermaye şirketi kurabileceklerini öngörmektedir.
Bu nedenle kuralın Anayasa’nın 47. maddesi ile ilgisi
görülmemiştir.
Öte
yandan, Anayasa’nın 128. maddesinin birinci fıkrası hükmü, Devletin, kamu
iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına
göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve
sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülmesini
zorunlu kılmaktadır.
Buna
göre, iptali istenilen kuralda büyükşehir
belediyelerince kurulabileceği öngörülen sermaye şirketlerinin çalışma
konularının, büyükşehir belediyelerinin genel
idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları asli ve sürekli
görevleri dışında kalan alanlarda, sermaye şirketleri aracılığıyla
yürütülmeye uygun nitelikteki (piyasa şartlarının gözetileceği) görev ve
hizmetler olacağında kuşku bulunmamaktadır.
Anayasa’nın
127. maddesinde belirtilen mahalli müşterek ihtiyaçlardan Anayasa’nın 128.
maddesi kapsamı dışında kalanlarının
büyükşehir belediyeleri tarafından sermaye
şirketleri aracılığıyla yürütülebileceği sonucuna varıldığından, kural
Anayasa’nın 2., 11., maddelerine aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
Tülay
TUĞCU, Fulya KANTARCIOĞLU ve Şevket APALAK bu görüşe katılmamışlardır.
L- Yasa’nın 27. Maddesinin Birinci Fıkrasının Son
Tümcesi ile Altıncı Ve Yedinci Fıkralarının İncelenmesi
1- Maddenin Birinci Fıkranın Son Tümcesi
Dava
dilekçesinde, tüzel kişiliğe sahip kurumların anlaşmazlıkları yargı
yerlerine taşıma hak ve yetkileri varken, yönlendirici ve düzenleyici karar
alma yetkisi tanımak suretiyle büyükşehir
belediyesine yargı mercilerine tanınan ihtilafları çözme yetkisi tanındığı,
böylece diğer belediyelerden üstün konuma getirildiğinden kuralın
Anayasanın 9., 36. ve 127. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür.
“Belediyeler arası hizmet ilişkileri ve
koordinasyon” başlıklı maddenin birinci fıkrasının ilk cümlesinde, büyükşehir kapsamındaki belediyeler arasında
hizmetlerin yerine getirilmesi bakımından uyum ve koordinasyonun büyükşehir belediyesi tarafından sağlanacağı
belirtilirken, iptali istenilen cümlede, büyükşehir,
ilçe ve ilk kademe belediyeleri arasında hizmetlerin yürütülmesiyle ilgili
ihtilaf çıkması durumunda, büyükşehir belediye
meclisinin yönlendirici ve düzenleyici kararlar almaya yetkili olduğu
vurgulanmıştır.
Anayasa’nın 9. maddesinde yargı yetkisinin Türk
Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağı; 36. maddesinde, herkesin
meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde
davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına
sahip olduğu; 127. maddesinin ikinci fıkrasında ise, mahallî idarelerin
kuruluş ve görevleri ile yetkilerinin yerinden yönetim ilkesine uygun
olarak kanunla düzenleneceği ifade edilmektedir. “Yerinden yönetim ilkesine uygun olma” ibaresiyle yerel
yönetimlerin tüzel kişiliğe sahip olması, görevli organlarını seçmeyle bu
organların da karar alabilme yetkisine sahip olmaları anlaşılmakta, bu
bakımdan bunların özerk kurumlar oldukları vurgulanmaktadır.
Genel
açıklamada açıklanan gerekçeler çerçevesinde, büyükşehir
belediyesini bir bütün olarak ilgilendiren sorunlarla ilgili olarak
düzenlemenin, ilçe ve ilk kademe belediyeleri arasında hizmetlerin
yürütülmesiyle ilgili çıkabilecek ihtilafların, ilçe ve ilk kademe belediye
meclislerinin üyelerinden oluşan büyükşehir
belediye meclisince çözümlenmesine imkan tanıdığı,
bu durumun büyükşehir belediyesi kurulması
amacına yönelik olduğu sonucuna varılmaktadır. Nitekim,
madde gerekçesinde de, büyükşehir belediye
meclisine verilen bu yetkinin ilçe ve ilk kademe belediyeleri açısından
mutlaka uyulması zorunlu kararlar olmadıkları ifade edilmiştir.
Öte yandan, ilçe ve ilk kademe belediyeleri
arasında, hizmetlerin yürütülmesiyle ilgili çıkabilecek ihtilafların yargı
yoluna gidilmeden çözümüne katkı sağlamayı amaçlayan düzenlemeye
dayanılarak alınabilecek yönlendirici veya düzenleyici nitelikteki bir büyükşehir belediye meclisi kararının yargı kararı gibi
değerlendirilmesine olanak bulunmadığı gibi, bu tür kararlara karşı yargı
yolunu engelleyen bir durum da söz konusu değildir.
Bu
nedenlerle kuralın Anayasa’nın 9. 36. ve 127. maddelerine aykırı bir yönü
yoktur. İptal istemin reddi gerekir.
2- Altıncı ve Yedinci Fıkralar
Dava
dilekçesinde, iptali istenilen kurallarla öngörülen yetkilerin bağlı
kuruluşların tüzel kişilikleri ile bağdaşmadığı, onların bağımsız karar
alma yetkilerini etkisizleştirdiği belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 11. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Yasa’nın
27. maddesinin altıncı fıkrasında; büyükşehir
belediye başkanının onayı ile büyükşehir
belediyesi ve bağlı kuruluşların birbirlerinin nakit ihtiyacını
karşılayabilecekleri ve bu ödünç vermelere faiz uygulanmayacağı hükme
bağlanmaktadır. Aynı maddenin yedinci fıkrasına göre, yapılacak herhangi
bir yatırımın büyükşehir belediyesi ile bağlı
kuruluşlardan birini veya birkaçını ilgilendirmesi ve tek elden yapımın
maliyetleri düşüreceğinin anlaşılması durumunda, büyükşehir
belediye meclisi yatırımı kuruluşlardan birinin yapmasına karar verebilir.
Bu takdirde, yatırımın ilgili diğer kurumu ilgilendiren kısmına ait harcama
tutarı o kurumun hesabında borç, yatırımcı kuruluş hesabında ise alacak
olarak gösterilir.
3030
sayılı Kanun’la büyükşehir belediyelerinin kurulduğu
kentlerde iki ayrı kamu tüzel kişiliği daha tesis edilmiştir. Bunlar su ve
kanalizasyon hizmetleri ile kent içi toplu taşımacılık ve gaz hizmetlerine
ilişkin kuruluşlardır. Bunlar, ana kent hizmet alanında belirli bir veya
birkaç hizmet üzerine kurulu uzman, teknik kuruluşlar olup büyükşehir belediyesine bağlı özel amaçlı kamu
kuruluşları olarak ifade edilebilir.
Büyükşehir
belediyesi statüsünde olmayan bir belediye, görev alanına giren hizmetleri
bizzat kendisi yerine getirebilirken büyükşehir
belediyesinde hizmetlerin yer ve hacim olarak daha fazla olması nedeniyle
bağlı işletmeler eliyle görülmesi daha uygun görülmek suretiyle, anılan
kamu tüzel kişilikleri birer işletme olarak kurulmuştur. Bu kuruluşlardan
birinde nakit ihtiyacı hasıl olması durumunda,
bunun diğeri aracılığıyla karşılanmasını amaçlayan düzenleme, bağlı kuruluşların bağımsız karar alma
yetkilerini etkisizleştirdiği biçiminde yorumlanamaz. Zira bu kuruluşlar
zaten büyükşehir belediyesinin bağlı kuruluşu
olduğundan, yerel yönetim biçimi olarak büyükşehir
belediyesinin sahip olduğu özerkliğe sahip değillerdir. Dolayısıyla
ulaşımla ilgili olarak metro çalışmalarında nakit
darlığı durumunda su ve kanalizasyon idaresinde mevcut meblağın belli bir
süre kullanılması ile işin tamamlanmaya çalışılmasında olduğu gibi, mahalli
müşterek ihtiyacın bir an önce giderilmesi önem kazanmaktadır.
Büyükşehir
belediyesi bağlı kuruluşlarıyla birlikte mahalli müşterek ihtiyaçların
yerine getirilmesi ile görevli olduğuna göre, bunların maliyetleri düşürecek
biçimde tek elden yapılabilmesi Anayasanın 127. maddesinde öngörülen özel
yönetim biçiminden kaynaklanmaktadır. Kaldı ki, yatırım tek elden yapılmakla birlikte,
ilgili kısım diğer kuruluş aleyhine borç, yatırımcı kuruluşa da alacak
olarak kaydedilecektir.
Bu
nedenlerle kurallar Anayasa’ya aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
M- Yasa’nın 28. Maddesindeki “bu kanuna aykırı olmayan” İbaresinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, Büyükşehir Belediye Kanunu’na
diğer yasalar karşısında üstün bir statü verilerek Anayasa gibi bir
konuma sokulduğu, ibare madde
metninden çıktığında asıl amaç olan Belediye Kanunu ve diğer ilgili
kanunların hükümlerinin ilgisine göre büyükşehir,
büyükşehir ilçe ve ilk kademe belediyeleri
hakkında da uygulanabileceği ifade edilerek ibarenin Anayasanın 2., 11., 87. ve 88. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
5216
sayılı Kanun’un 28. maddesinde, Belediye Kanunu ve diğer ilgili kanunların
Büyükşehir Belediyesi Kanunu’na aykırı olmayan hükümlerinin ilgisine göre büyükşehir, büyükşehir ilçe
ve ilk kademe belediyeleri hakkında da uygulanacağı hükme bağlanmıştır.
Madde gerekçesinde “Kanun’un büyükşehir,
ilçe ve ilk kademe belediyelerinin kuruluş ve sınırları, görev, yetki ve
sorumlulukları, organları, teşkilât ve personeli ile malî konular hakkında
hükümler getirdiği vurgulanarak, bu Kanun’da özel hüküm veya düzenleme
bulunmayan diğer hususlarda, Belediyeler Kanunu ve diğer kanunlardaki
hükümler büyükşehir, ilçe ve ilk kademe
belediyeleri hakkında da uygulanacaktır” denilmiştir.
Anayasa’nın
87. maddesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin görev ve yetkileri
sayılmış; 88. maddesinde ise
kanunların teklif edilmesi ve görüşülmesi usulü düzenlenmiştir.
İptal
konusu ibarenin de yer aldığı fıkra ile yasalar arasında altlık üstlük
ilişkisinin öngörülmediği, öncelikli uygulanması gereken özel yasada hüküm
bulunmayan hallerde Belediye Kanunu ve ilgili diğer kanunların
uygulanmasının öngörülmesi karşısında, kural Anayasa’nın 2. ve 11.
maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın
Anayasa’nın 87. ve 88. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.
N- Yasa’nın Geçici 2. Maddesinin Birinci, İkinci,
Üçüncü, Altıncı ve Yedinci Fıkralarının İncelenmesi
1- Maddenin Birinci Fıkrası
Dava dilekçesinde, büyükşehir
belediyesinin sınırının bazı yerlerde il mülki sınırları, bazılarında ise
50, 30 ve 20 km
yarçaplı bir daire esas alınarak saptanmasının büyükşehir belediyesini mahalli müşterek ihtiyaçları
karşılayan bir kuruluş olmaktan çıkararak bölgenin ve ilin ihtiyaçlarını
karşılayan ve böylece merkezi idareye bağlı il yönetimlerince yerine
getirilmesi gereken görevleri üstlenen bir kuruluş haline getirdiği; bu
yöntemle yapılan sınır tespitiyle ilçelerin bir kısmının büyükşehir belediyesinin sınırları içinde, bir kısmının
ise bu sınır dışında kaldığı, hizmetin gerekleriyle ekonomik ve coğrafi
şartların dikkate alınması nedeniyle bu tür ilçelerde hizmetlerde
verimlilik, adalet ve eşitliğin sağlanamadığı ifade edilerek düzenlemenin
Anayasa’nın 123. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Geçici
2. maddenin birinci fıkrasında;
“Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte; büyükşehir belediye sınırları, İstanbul ve Kocaeli
ilinde, il mülki sınırıdır. Diğer büyükşehir
belediyelerinde, mevcut valilik binası merkez kabul edilmek ve il mülki
sınırları içinde kalmak şartıyla, nüfusu birmilyona
kadar olan büyükşehirlerde yarıçapı yirmi
kilometre, nüfusu birmilyondan ikimilyona kadar olan büyükşehirlerde
yarıçapı otuz kilometre, nüfusu ikimilyondan
fazla olan büyükşehirlerde yarıçapı elli
kilometre olan dairenin sınırı büyükşehir
belediyesinin sınırını oluşturur.” denilmektedir.
Anayasa’nın 123. maddesinde “idarenin bütünlüğü ve
kamu tüzel kişiliği” başlığı altında
idarenin kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği,
kuruluş ve görevlerinin merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına
dayanacağı; kamu tüzelkişiliğinin ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği
yetkiye dayanılarak kurulacağı, belirtilmiş; 127. maddesinde, yerel
yönetimlerin tanımı yapıldıktan sonra organlarının yasada gösterilen
seçmenler tarafından seçilerek oluşturulacağı; ikinci fıkrasında, yerel
yönetimlerin kuruluş, görev ve yetkilerinin yerinden yönetim ilkesine uygun
olarak yasayla düzenleneceği; üçüncü fıkrasında, yerel yönetim seçimlerinin
Anayasa’nın 67. maddesindeki esaslara göre beş yılda bir yapılacağı
öngörülmüştür. Fıkranın son
tümcesinde, kanunla büyük yerleşim
merkezleri için özel yönetim biçimleri getirilebileceği vurgulanmıştır.
Anayasa’nın
127. maddesinin üçüncü fıkrasının son tümcesinde yer alan “Kanun, büyük yerleşim merkezleri için
özel yönetim biçimleri getirebilir” ifadesiyle büyük yerleşim merkezlerinin
sınırları üzerinde durulmamış, dolayısıyla bu konu kanuna bırakılmıştır.
Nüfus kriteri, hizmetin gerekleri ile ekonomik ve coğrafi şartlar büyükşehir belediyesi kurulmasını etkileyen faktörler
içerisinde yer aldığına göre, yasakoyucunun taktirine bağlı olarak büyükşehir
belediyesi sınırların belirlenmesinde buralara yakın ilçe, belediye ve
köylerin dikkate alınması gerekebilir.
Düzenleme ile bir kısım büyükşehir
belediyeleri için il mülki sınırı, diğerleri için ise objektif
sayılabilecek bir ölçüyle büyükşehir belediyesi
sınırı belirlenmiştir. İstanbul ve Kocaeli’nin toprak
büyüklüğü, barındırdıkları nüfus ve bunun dağılımı ile coğrafi yapısı
birlikte değerlendirildiğinde, bu yerler için mahalli müşterek ihtiyaç ve
sorunların hemen hemen il sınırları içerisini
ilgilendirdiği, diğer büyükşehirlerde de bunları büyükşehir belediyesi çevresini önemli ölçüde
etkilediği gözetilerek, büyükşehir belediyesi
sınırlarının yeniden tespit edilmesinde Anayasanın anılan maddelerine
aykırı bir yön görülmemiştir.
Nitekim,
aynı maddenin iptal konusu edilmeyen 4. fıkrasında, “Birinci fıkra gereğince büyükşehir
belediyesi kapsamına alınan ilçelerin mülki sınırları içinde kalan belediye
ve köyler ile, büyükşehir belediyesi kapsamına
alınan belediyelerin mücavir alan sınırları içerisinde bulunan köylerden;
birinci fıkrada belirtilen mesafelerin dışında kalan belediye ve köyler, bu
Kanunun yayımı tarihinden itibaren altı ay içinde belediye meclisi veya köy
ihtiyar heyetinin talebi üzerine büyükşehir
belediye meclisinin kararı ve İçişleri Bakanlığının onayı ile başka bir
işleme gerek kalmaksızın büyükşehir belediye
sınırları içine alınabilir. Bu köylerin mahalle olarak hangi ilçe veya ilk
kademe belediyesine katılacakları aynı meclis kararında gösterilir”
denilmek suretiyle, büyükşehir belediyesine
alınan ilçelerin mülki sınırları içerisinde kalan belediye ve köyler ile, belediyelerin mücavir alan sınırları içerisindeki
köylerin büyükşehir belediyesine katılması yolu
açılmış, böylece çıkabilecek sorunlar kısmen giderilmiştir.
Diğer taraftan Yasa’ya 5390 sayılı Yasa ile
getirilen Geçici Madde ile;
“5216 sayılı
Kanunun geçici 2 nci maddesinin birinci fıkrası
gereğince büyükşehir belediyesi kapsamına alınan
ilçelerin mülkî sınırları içinde kalan, ancak aynı fıkrada belirtilen
sınırlar dışında olan belediye ve köyler, bu Kanunun yayımı tarihinden
itibaren iki yıl içinde belediye meclisi veya köy ihtiyar heyetinin talebi
üzerine büyükşehir belediye meclisinin kararı ve
İçişleri Bakanlığının onayı ile başka bir işleme gerek kalmaksızın büyükşehir belediye sınırları içine alınabilir. Bu köylerin mahalle olarak hangi ilçe
veya ilk kademe belediyesine katılacakları aynı meclis kararında
gösterilir.
5216 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesinin birinci fıkrası gereğince merkezleri büyükşehir belediyesi sınırları dışında kalan
ilçelerin, büyükşehir belediye sınırları içine
giren belediye ve köyleri, bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren iki yıl
içinde belediye meclisi veya mahalle ihtiyar heyetinin kararı ve büyükşehir belediye meclisinin görüşü üzerine İçişleri
Bakanlığının onayı ile başka bir işleme gerek kalmaksızın, eski
statüleriyle, büyükşehir belediye sınırları
dışına çıkarılabilir…” denilmek suretiyle, iptal gerekçesinde dile
getirilen ve yarıçap hesabıyla yapılan büyükşehir
belediyesi sınırları sonucunda oluşabilecek sorunların, ilgili belediye
meclisi veya köyün ihtiyar heyetinin talebine bağlı olarak bir mahallin büyükşehir belediyesi içine veya dışına alınması
yoluyla çözüme kavuşturulduğu görülmektedir.
Açıklanan
nedenlerle kural Anayasa’nın 123. ve 127. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
2- Maddenin İkinci, Üçüncü, Altıncı ve Yedinci
Fıkraları
Dava
dilekçesinde, söz konusu düzenlemelerin, seçimlerden sonra büyükşehir belediye meclisine yeni katılımları mümkün
kılarak seçimlerde oluşmuş temsilcilerin sayı ve oranını değiştirdiği,
köylerin tüzel kişiliklerini kaldırdığı, bunların muhtar ve ihtiyar
heyetinin mahalle muhtar ve heyeti olarak ilk mahalli seçimlere kadar
görevlerinde kalmasını sağlamak suretiyle kişileri seçilmedikleri görevlere
taşıdığı, orman köylerinin imar
bakımından büyükşehir belediyesi mücavir alanı
sayılmasının orman köylerinde imar konusundaki idari işlemlerin büyükşehir belediyesi tarafından yapılacağı anlamına
geldiği bu nedenlerle kuralların Anayasa’nın 2.,
67., 127. 169. ve 170. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Maddenin
iptali istenilen ikinci fıkrasında, birinci fıkraya göre belirlenen yeni büyükşehir belediyesi sınırları içerisindeki ilçelerin büyükşehir ilçe belediyeleri, beldelerin de büyükşehir ilk kademe belediyeleri haline geleceği
belirtildikten sonra, bunlar hakkında Büyükşehir Belediyesi ve Belediye Kanunu’nun belediyelerin tüzel
kişiliklerinin kaldırılmasına veya başka bir belediyeye katılmasına ilişkin
hükümlerinin uygulanmayacağı ifade edilmiştir. Burada sözü edilen
hükümlerden katılmaya ilişkin 5216 sayılı Yasa’nın 6. maddesi ile 5393
sayılı Yasa’nın 8. maddesinin
kastedildiği anlaşılmaktadır.
Maddenin üçüncü fıkrasında, büyükşehir
belediye sınırları içinde kalan köylerin tüzel kişiliğinin sona ererek mahalleye
dönüşeceği; bu şekilde oluşan mahallelerin katılacağı ilçe veya ilk kademe
belediyesinin büyükşehir belediye meclisince
belirleneceği; orman köylerinin tüzel kişiliğinin devam edeceği; ancak
ormanlarla ilgili diğer kanun hükümleri saklı kalmak üzere bu köylerin imar
bakımından büyükşehir belediyesinin mücavir alanı
sayılacağı hükme bağlanmıştır. 5390
sayılı Yasa ile getirilen Geçici Maddenin üçüncü fıkrasında da, 5216 sayılı
Kanunun geçici ikinci maddesine göre büyükşehir
sınırları içinde kalan orman köylerinin tüzel kişiliğinin devam edeceği,
ancak ormanlarla ilgili diğer kanun hükümleri saklı kalmak üzere bu
köylerin imar bakımından büyükşehir belediyesinin
mücavir alanı sayılacağı tekrarlanmıştır.
İptali
istenen altıncı fıkra hükmü ile, maddenin birinci
fıkrası ile belirlenen sınırlar içinde kalıp, ikinci fıkra gereğince büyükşehir belediyesi ilçe veya ilk kademe belediyesi
haline gelen belediyelerin organlarının büyükşehir
belediyesi ilçe veya ilk kademe belediyesi organları; köy muhtarı ve ihtiyar
heyetinin ise mahalle muhtarı ve ihtiyar heyeti olarak ilk mahalli idareler
seçimlerine kadar devam edeceği vurgulanmıştır.
Maddenin
iptali istenilen yedinci fıkrasında ise, tüzel kişiliği kalkan köylerin
malvarlıkları hak, alacak ve borçlarının mahalle olarak katıldıkları
belediyeye devredileceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 123. maddesinin son fıkrasında “Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla veya
kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur” denilmektedir. Buna
göre, kamu tüzelkişi kanunla, ya da kanunun açıkça verdiği yetkiye
dayanılarak idari işlemle kurulabilir. Aynı şekilde, yetki ve usulde
paralellik ilkesi uyarınca bunların kaldırılmaları da kanunla veya kanunun
açıkça verdiği yetkiye dayanılarak idari işlemle olabilir.
Anayasanın 127. maddesinde, mahallî idarelerin il, belediye veya köy halkının mahallî müşterek
ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar
organları gene kanunda gösterilen seçmenler tarafından seçilerek
oluşturulan kamu tüzelkişileri oldukları; kuruluş ve görevleri ile
yetkilerinin yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenleneceği
belirtildikten sonra maddenin üçüncü
fıkrasında, seçimlerinin 67. maddedeki esaslara göre beş yılda bir
yapılacağı öngörülmüştür. Anayasanın
67. maddesindeki konuyla ilgili esaslara bakıldığında maddenin ikinci
fıkrasında, seçimler ve halkoylamasının serbest, eşit, gizli, tek dereceli,
genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre, yargı yönetim ve denetimi
altında yapılacağı, altıncı fıkrada ise, seçim kanunlarının temsilde adalet
ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenmesinin
öngörüldüğü anlaşılmaktadır.
İptali istenen kurallara göre, maddenin birinci
fıkrası gereğince yeniden sınırları çizilen büyükşehir
belediyelerinde, genişlemeye bağlı olarak büyükşehir
belediyesine dahil olan ilçe ve belde
belediyelerinin tüzel kişilikleri devam etmekle birlikte statüleri ilçe
veya ilk kademe belediyesine, orman köyleri dışındaki köyler tüzel
kişiliklerini kaybederek mahalleye dönüştürülmekte, orman köyleri ise büyükşehir belediyesi mücavir alanı sayılmakta, büyükşehir belediyesine dahil edilen mahalli idarelerin
organlarının ilçe veya ilk kademe belediyesi ya da mahalle muhtar ve
ihtiyar heyeti olarak ilk mahalli seçimlere kadar görevlerine devamı
sağlanmakta, ayrıca tüzel kişiliği kalkan köylerin malvarlıkları, hak,
alacak ve borçlarının katıldıkları belediyeye devri düzenlenmektedir.
Tüzel kişiliğin kazanılması veya kaybı konusundaki
Anayasanın 123. maddesindeki ilke ile, 127. madde uyarınca büyükşehir belediyesi kurulmasındaki amaç birlikte
değerlendirildiğinde, büyükşehir belediyesi
sınırları içine dahil olan belediyelerin
statülerinin büyükşehir belediyesine bağlı hale
getirilmesi, köylerin ise mahalleye dönüştürülmelerinde Anayasanın anılan
maddelerine aykırı bir yön bulunmamaktadır. Tüzel kişiliğin her halde
muhafazası büyükşehir kurulmasındaki amaçla
olduğu kadar, 123. maddenin yorumuyla da bağdaşmaz. Öte yandan, katılmalar
sonucu büyükşehir belediye meclisinin sayı ve
oranının değişmesi, katılan yerlerin büyükşehir
belediye meclisinde temsilini amaçlamaktadır. Aksi taktirde,
bir yandan katılımı gerçekleştirmek diğer yandan ise katılanları, parçası
haline geldikleri büyükşehir belediyesinde
temsilden yoksun bırakmak anlamına gelir ki, bu Anayasanın 67. ve 127.
maddeleriyle bağdaşmaz. Ayrıca, büyükşehir
belediyesine katılan mahalli idarelerinin organlarının ilk mahalli idareler
genel seçimlerine kadar görevlerine devam edecek olması onların kazanılmış
haklarıyla ilgili olup, kişileri seçilmedikleri görevlere taşıma olarak
değerlendirilemez.
Açıklanan nedenlerle iptali istenen kurallar
Anayasa’nın 2., 67. ve 127. maddelerine aykırı
değildir.
Öte yandan,
Anayasa’nın 169. maddesinin birinci fıkrasında, “Devlet, ormanların korunması ve sahalarının
genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan
ormanların yerine yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve
hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir” denilmiş, müteakip fıkralarda da ormanların
korunmasına dair hükümlere yer verilmiştir. 170.
maddesinde ise, “Ormanlar içinde veya bitişiğindeki köyler
halkının kalkındırılması, ormanların ve bütünlüğünün korunması
bakımlarından, ormanın gözetilmesi ve işletilmesinde Devletle bu halkın
işbirliğini sağlayıcı tedbirlerle, 31.12.1981 tarihinden önce bilim
ve fen bakımından orman niteliğini tamamen kaybetmiş yerlerin
değerlendirilmesi; bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar
görülmeyen yerlerin tespiti ve orman sınırları dışına çıkartılması; orman içindeki köyler halkının kısmen
veya tamamen bu yerlere yerleştirilmesi için Devlet eliyle anılan yerlerin
ihya edilerek bu halkın yararlanmasına tahsisi kanunla düzenlenir. Devlet, bu halkın işletme araç ve
gereçleriyle diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırıcı tedbirleri
alır. Orman içinden nakledilen köyler halkına ait araziler, devlet ormanı
olarak derhal ağaçlandırılır” şeklinde hüküm öngörülmüştür.
İptali istenilen düzenlemeler nedeniyle, büyükşehir belediyesi sınırlarına dahil
edilen orman alanlarının korunması konusunda Anayasa ve yasalardaki ayrık
hükümlerle, bu konuda merkezi idareye tanınan görev ve yetkilerde herhangi
bir değişiklik olmadığından, orman köylerinin imar bakımından büyükşehir belediyesi mücavir alanı sayılması şeklindeki
düzenlemeden orman sınırlarında daraltma yapıldığı anlamı çıkarılamaz. Nitekim, geçici maddenin iptal istemine konu edilen
üçüncü fıkrasında, ormanlarla ilgili diğer kanun hükümleri açıkça saklı
tutulmuştur. Esasen, bu nitelikteki yerlerin bir belediyenin sınırı veya
mücavir alanı içinde halen kalmakta olabileceği dikkate alındığında,
bunların ayrıca büyükşehir belediyesi sınırı veya
mücavir alanı içine alınmasıyla merkezi idarenin koruma görevinde bir
değişiklik meydana gelmeyeceği açıktır. Bu nedenlerle, kuralların
Anayasa’nın 169. ve 170. maddelerine aykırı bir yönü de görülmemiştir.
Belirtilen gerekçelerle iptal isteminin reddi
gerekir.
O- Yasa’nın Geçici 3. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının
Son Tümcesinin
İncelenmesi
Dava
dilekçesinde bu tümce ile ilgili olarak, Bakanlar Kuruluna verilen yetkinin
yasa ile düzenlenmesi gereken bir alanı işgal ettiğinden Bakanlar Kurulu
kararının yasa yerini alacağı, oysa yasa ile düzenlenmesi gereken bir
konuda yürütme organına genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir
düzenleme yetkisi verilemeyeceği belirtilerek tümcenin Anayasa’nın 2., 7. 8. ve 11. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
İptali istenen tümcede Bakanlar Kurulu’na, “ilgili kuruluşların borç ödeme
kapasitelerini de dikkate alarak ödenecek tutarları taksitlendirme,
taksitlendirilen kısma Kanunun yayımını izleyen günden itibaren zam ve faiz
uygulatmama, bu borçların fer’i ve cezalarını geçmemek üzere indirim yapma” yetkisi verilmektedir.
Maddeden, yapılacak takas mahsup ve kesinti işlemlerinin
“ilgili kuruluş” ile “uzlaşma komisyonu” tarafından belirleneceği
anlaşıldığına göre, ilgili kuruluştan kastedilenin “büyükşehir
belediyeleri, büyükşehir belediyelerinin bağlı
kuruluşları veya
sermayesinin %50’sinden fazlası büyükşehir
belediyelerine ait şirketler” olduğu anlaşılmaktadır. Geçici 3. maddenin öngördüğü amaç ise
anılan “ilgili kuruluşların” diğer belediyeler ile kamu kurum ve
kuruluşlarından olan alacaklarının, kamu kurum ve kuruluşlarına olan
borçlarına mahsup edilmesine imkân sağlanmalıdır.
Buna göre, bu madde hükümleri uyarınca oluşturulan
uzlaşma komisyonu ve ilgili kuruluş müştereken öncelikle, ilgili
kuruluşların diğer kamu kuruluşları ile
belediyelerden olan alacaklarını borçlarından düşecek, sonuçta bu
(ilgili) kuruluşların (takas, mahsup işlemine konu olmayanlar da dahil)
halen borcu var ise maddenin ikinci fıkrası gereği bunun, genel bütçe vergi gelirlerinden her ay
ayrılacak paylarının %40’ını geçmemek üzere kesinti yapmak suretiyle
tahsili sağlanacaktır.
Bakanlar Kurulu ise bu müşterek belirleme sonucunu
karara bağlayacak ve ayrıca kuralda öngörülen yetkiye sahip olacaktır.
Anayasanın 7. maddesinde “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet
Meclisinindir. Bu yetki devredilemez” denilmektedir. Bununla birlikte
genel nitelikteki bu kuralın Anayasanın diğer maddelerindeki özel
kurallarla birlikte değerlendirilmesi gerekir. Buna göre yasama organının,
sınırları belli edilen konularda yürütme organına düzenleme görevi
verebilmesi mümkündür. Bunun için, temel ilkelerin yasakoyucu
tarafından belirlenmiş olması,
yürütme organına bırakılan yetkinin genel, sınırsız ve ölçütleri
belirsiz olmayıp teknik ayrıntılarla sınırlı tutulması gerekir. Böyle bir
düzenleme yasama yetkisinin devri anlamına gelmez.
İptali
istenen tümce ile Bakanlar Kuruluna verilen yetki, bağlı kuruluş ve
şirketleriyle birlikte büyükşehir belediyesinin
borçlarının taksitlendirilmesi, bunlara faiz işletilmemesi veya ana borç
dışındaki borçların silinmesi gibi tamamen teknik ayrıntılarla sınırlı olup, bunları genel,
sınırsız, ölçütleri belirsiz bir düzenleme şeklinde nitelendirmek mümkün
değildir. Belediyelerin genellikle borçlu oldukları da dikkate alındığında,
belli bir tarihe kadar olan borçların ödenmesinde belli kolaylıklar
sağlamaya yönelik sözkonusu düzenleme yasama
yetkisinin devri şeklinde değerlendirilemez.
Açıklanan
nedenlerle kural Anayasa’ya aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
V-
YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
10.7.2004
günlü, 5216 sayılı “Büyükşehir Belediyesi Kanunu”nun:
A) 18.
maddesinin birinci fıkrasının (L) bendi, 25.1.2007 günlü, E. 2004/79,
K.2007/6 sayılı kararla iptal edildiğinden, bu bendin, uygulanmasından
doğacak sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların
önlenmesi ve iptal kararının sonuçsuz kalmaması için kararın Resmî
Gazete’de yayımlanacağı güne kadar YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASINA,
B) 24.
maddesinin (n) bendine ilişkin iptal hükmünün yürürlüğe girmesinin
ertelenmesi nedeniyle bu bendin yürürlüğünün durdurulması isteminin
REDDİNE,
C)
1- 6. maddesinin birinci fıkrasının
ikinci tümcesi ile ikinci fıkrasına,
2- 7.
maddesinin, birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “... aynen veya değiştirerek ...” ibaresine, üçüncü
fıkrasının (a) bendinde yer alan “... ile birinci
fıkrada sayılanlar ...” ibaresine ve (b), (c), (d) ve (e) bentlerine,
3- 8.
maddesinin, üçüncü fıkrasının ikinci ve üçüncü tümceleri ile beşinci ve
altıncı fıkralarına,
4- 9.
maddesinin, dördüncü fıkrasında yer alan “... bütün
kamu kurum ve kuruluşlarıyla ...” ibaresi ile beşinci fıkrasına,
5- 14.
maddesinin altıncı fıkrasının birinci tümcesinde yer alan “... olanlar dışındaki ...” ibaresine,
6- 22. maddesinin son fıkrasında yer alan
“... toplam memur sayısının % 10’unu ve ... encümen kararıyla ...” ibarelerine,
7- 23.
maddesinin ikinci fıkrasının ikinci tümcesine,
8- 25.
maddesinin birinci fıkrasının “... yatırım ve
hizmetler arasında bütünlük sağlayacak biçimde ...” bölümüne,
9- 26.
maddesinin birinci tümcesine,
10- 27.
maddesinin birinci fıkrasının son tümcesi ile altıncı ve yedinci fıkralarına,
11- 28.
maddesinde yer alan “... bu kanuna aykırı olmayan
...” ibaresine,
12-
Geçici 2. maddesinin birinci, ikinci, üçüncü, altıncı ve yedinci
fıkralarına,
13-
Geçici 3. maddesinin üçüncü fıkrasının son tümcesine,
yönelik iptal istemleri,
25.1.2007 günlü, E. 2004/79, K. 2007/6 sayılı kararla reddedildiğinden, bu
madde, fıkra, bend, bölüm ve ibarelere ilişkin
YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE,
D) 6.
maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları hakkında 25.1.2007 günlü,
E.2004/79, K.2007/6 sayılı kararla karar verilmesine yer olmadığına karar
verildiğinden, bu fıkralara ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ HAKKINDA
KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
25.1.2007
gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.
VI-
SONUÇ
10.7.2004
günlü, 5216 sayılı “Büyükşehir Belediyesi Kanunu”nun:
A- 6. maddesinin;
1-
Birinci fıkrasının ikinci tümcesi ile ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
2-
Üçüncü fıkrası, 2.7.2005 günlü, 5390 sayılı, Büyükşehir Belediyesi
Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 1. maddesiyle
değiştirildiğinden, bu fıkraya
ilişkin KONUSU KALMAYAN İSTEM HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
OYBİRLİĞİYLE,
3-
Dördüncü fıkrası, 21.4.2005 günlü, 5335 sayılı, Bazı Kanun ve Kanun
Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 28. maddesinin
(m) bendinin (1) numaralı alt bendiyle değiştirildiğinden, bu fıkraya
ilişkin KONUSU KALMAYAN İSTEM HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
OYBİRLİĞİYLE,
B- 7.
maddesinin;
1-
Birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “... aynen
veya değiştirerek ...” ibaresinin,
2-
Üçüncü fıkrasının, (a) bendinde yer alan “... ile
birinci fıkrada sayılanlar ...” ibaresi ile (b), (c), (d) ve (e)
bentlerinin,
Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C- 8.
maddesinin, üçüncü fıkrasının ikinci ve üçüncü tümceleri ile beşinci ve
altıncı fıkralarının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
D- 9.
maddesinin, dördüncü fıkrasında yer alan “... bütün
kamu kurum ve kuruluşlarıyla ...” ibaresi ile beşinci fıkrasının Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
E- 14.
maddesinin altıncı fıkrasının birinci tümcesinde yer alan “... olanlar dışındaki ...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
F- 18.
maddesinin birinci fıkrasının (L) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve
İPTALİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
G- 22. maddesinin son fıkrasında yer alan
“... toplam memur sayısının % 10’unu ve…” ibaresi
ile “... encümen
kararıyla ...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin
REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
H- 23.
maddesinin ikinci fıkrasının ikinci tümcesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına
ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
I- 24.
maddesinin (n) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve
İPTALİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
J- 25.
maddesinin birinci fıkrasının “... yatırım ve
hizmetler arasında bütünlük sağlayacak biçimde ...” bölümünün Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
K- 26.
maddesinin birinci tümcesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, Tülay TUĞCU, Fulya KANTARCIOĞLU ile Şevket APALAK’ın karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA,
L- 27.
maddesinin birinci fıkrasının son tümcesi ile altıncı ve yedinci fıkralarının Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
M- 28.
maddesinde yer alan “... bu kanuna aykırı olmayan
...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
N-
Geçici 2. maddesinin birinci, ikinci, üçüncü, altıncı ve yedinci
fıkralarının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
O-
Geçici 3. maddesinin üçüncü fıkrasının son tümcesinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
P-
İptal edilen 24. maddesinin (n) bendinin doğuracağı hukuksal boşluk kamu
yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesinin
üçüncü fıkrasıyla 2949 sayılı Yasa’nın 53. maddesinin dördüncü ve beşinci
fıkraları gereğince İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMİ GAZETEDE YAYIMLANMASINDAN
BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,
25.1.2007
gününde karar verildi.
|
Başkan
Tülay TUĞCU
|
Başkanvekili
Haşim KILIÇ
|
Üye
Sacit
ADALI
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet
AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet
ERTEN
|
|
|
|
|
|
Üye
A. Necmi ÖZLER
|
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket
APALAK
|
|
|
|
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
|
|
|
|
AZLIK OYU
5216
sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun bazı maddeleriyle birlikte 26.
maddesinin birinci tümcesinin de iptali istenmektedir. Söz konusu madde
belediyelere kendilerine yüklenmiş olan görev ve hizmet alanlarında ilgili
mevzuatta belirtilen usullere göre şirket kurabilme olanağı tanımaktadır.
Anayasa’nın
123., 127. ve 128. maddeleri idareyi, merkezi ve
yerel yönetimler olarak tanımladıktan sonra bu yönetimlerin kendilerine
verilen kamu hizmeti niteliğindeki görevlerini genel idare esaslarına göre
yerine getireceklerini kurala bağlamıştır.
Yerel
yönetimlerin bizzat yerine getireceği kamu görevlerini özel şirketlere
devretmesi; bu hizmetleri genel idare ilkeleri dışında ticari kurallara
göre çalışan özel hukuk kişilerine yaptıracağı sonucunu doğurmaktadır.
Bu durum
aynı zamanda idarenin bütünlüğü kuralı gereği olan idari vesayetten
kurtularak kamu hizmetlerini memur ve kamu görevlileri dışında yetki ve
sorumlulukları özel hukuktan doğan kişilere gördürme olanağı sağlamaktadır.
Belirtilen
nedenlerle kural, Anayasa’nın 123., 127. ve 128. maddelerine aykırı olduğundan iptali
gerektiği düşüncesiyle çoğunluk kararına katılmıyorum.
Başkan
Tülay
TUĞCU
FARKLI GEREKÇE
Büyükşehir
belediyesi, Anayasa’nın 127. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca oluşturulan
yerel özel yönetim biçimi olup, bu belediye sınırları içerisinde ilçe ve
ilk kademe belediyeleri de ayrı birer tüzelkişilik olarak yer
almaktadırlar. Bunlar arasında hiyerarşik bir ilişki bulunmamaktadır. Bu
nedenle, 5216 sayılı Yasa’nın 7. maddesinde büyükşehir
belediyesi ile başkanının ve ilçe ve ilk kademe belediyelerinin görev ve
yetkileri ayrı ayrı sayılmıştır.
5216
sayılı Yasa’da büyükşehir belediyesinin teşkilat
yapısı gösterilmiştir. Bu meyanda Yasa’nın 17. maddesinin ikinci
fıkrasında, Büyükşehir Başkanvekilliği ihdas edilmiş, bunun Belediye
Kanunundaki usullere göre belirleneceği, ancak büyükşehir
kapsamındaki ilçe ve ilk kademe belediye başkanlarının büyükşehir
başkanvekili olamayacakları öngörülmüştür. Yasa’nın gerekçesinde, bu
düzenlemenin büyükşehir belediye başkanlığı ile
ilçe ve ilk kademe belediye başkanlığının bir şahsın uhdesinde
birleşmesinin önlenmesi amacıyla yapıldığı belirtilmiştir. Bu duruma göre, yasakoyucunun anılan makamların bir şahsın uhdesinde
birleşmesinde kamu yararı görmediği anlaşılmaktadır.
Büyükşehir
belediyesi sınırları içerisindeki ilçe ve ilk kademe belediye başkanlarının
görev ve yetkileri kendi belediyelerinin sınırları ile sınırlı olduğundan,
ayrı tüzelkişiliklere sahip bu belediyeler arasında hiyerarşik bir ilişki
de bulunmadığı halde
büyükşehir belediye başkanının
yasada sayılan ve büyükşehir belediyesi
sınırlarını kapsayan görev ve yetkilerinden bir veya birkaçının anılan
belediye başkanlarına devretmesinin Anayasa’nın 127. ve 2. maddelerine
aykırı olduğu görüş ve düşüncesiyle iptal kararına katılıyoruz.
Başkanvekili Üye
Haşim
KILIÇ A.
Necmi ÖZLER
KARŞIOY GEREKÇESİ
5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi
Kanunu’nun dava konusu 26. maddesinde “Belediye kendisine verilen görev ve
hizmet alanlarında, ilgili mevzuatta belirtilen usullere göre şirket
kurabilir” denilmektedir.
Anayasa’nın 6. maddesine göre hiçbir kimse
veya organ kaynağını Anayasa’dan almayan bir devlet yetkisi
kullanamayacağından belediyelerin sermaye şirketi kurabilmelerine izin
verilebilmesi için, bunun anayasal dayanağının bulunması gerektiği açıktır.
Anayasa’nın 127. maddesinde, Mahalli İdarelerin; il belediye veya
köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş
esasları kanunla belirtilen ve karar oganları,
gene kanunda gösterilen, seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu
tüzelkişileri olduğu, 128. maddesinde de “Devletin, kamu iktisadi
teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre
yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve
sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği
belirtilmektedir.
Büyükşehir
Belediyelerinin özel hukuk hükümlerine göre sermaye şirketi kurarak
ticaretle uğraşmalarının, mahalli müşterek ihtiyaçların karşılanması
kapsamında bulunmadığı, bunların genel idare esaslarına göre yürütmekle
yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli
görevlerin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi
gerektiğinde duraksanamaz. Bu durumda, büyükşehir belediyelerinin Anayasa’nın 128.
maddesi bağlamında üstlendikleri kamu hizmetlerinin, özel hukuk tüzel
kişileri olan sermaye şirketleri tarafından yürütülmesi olanaklı değildir.
Anayasa’nın 47. maddesi ile devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri ve
diğer kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerin özel
hukuk sözleşmeleri ile gerçek veya tüzelkişilere yaptırılabilmesine veya
devredilebilmesine, bunların hangileri olduğunun kanunla belirlenmesi
koşuluyla olanak tanınmakta ise de söz konusu kamu tüzelkişilerinin,
kuracakları sermaye şirketleri ile bu hizmetleri doğrudan yürütmelerine
izin verilmemektedir. Buna
göre, belediyelerin kendilerine
verilen görev ve hizmet alanlarında sermaye şirketi kurmalarının anayasal
dayanağı bulunmadığı gibi bu konuda anayasal boşluktan söz etme olanağı da
yoktur. Anayasa bir alanı düzenlemiş, usul ve esaslarını belirlemişse bu
konuda ayrıca bir yasak konulmasına gerek bulunmamaktadır.
Öte yandan, dava konusu 26. maddede, belediyelerin kendilerine
verilen görev ve hizmetlerden genel idare esaslarına göre yürütmekle
yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri
özel hukuk hükümlerine göre kuracakları şirketler aracılığıyla
yürütmelerine engel bulunmamasına karşın, çoğunluk gerekçesinde bir ayırım
getirilerek belediyelerin ancak söz konusu görev ve hizmetler dışındaki
alanlarda şirket kurabileceklerinin kabulü bu konuda hiçbir sınır
getirmeyen madde içeriği ile bağdaşmamaktadır. Yorum ancak var olan bir kural için
yapılabileceğinden Madde’ye yorum yolu ile içeriğinde olmayan bir anlamın
yüklenmesi olanaklı değildir. Bu yola başvurulması da, Kural’ın Anayasa’ya
aykırı olduğunu göstermektedir.
Açıklanan
nedenlerle Anayasa’nın 47., 127. ve 128.
maddelerine aykırı olduğu sonucuna varılan
Yasa’nın 26. maddesinin iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk
görüşüne katılmıyorum.
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
AZLIK OYU
5216
sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 26. maddesi yönünden.
Anayasa’nın;
123.
maddesinde, idarenin bir bütün olduğu, kuruluş ve görevlerinin merkezden ve
yerinden yönetim esasların dayandığı;
127.
maddesinde, Kamu tüzelkişisi olan yerel yönetimlerin yerinden yönetim
ilkesine uygun olarak yasayla düzenleneceği, merkezi idarenin yerel
yönetimler üzerinde vesayet yetkisine sahip olduğu;
128.
maddesinde Devletin ve diğer kamu tüzelkişilerinin Kamu hizmetlerini genel
idare esaslarına göre asli ve sürekli görevlerini memurlar ve diğer kamu
görevlileri eliyle göreceklerini kurala bağlamıştır.
Bu
kurallar ve Anayasa’nın genel dizgesi içinde Devlet yapımızın önde gelen
özelliği Devlet ve kamu kurumlarınca yürütülen veya yürütülmesi zorunlu
olan kamu hizmetlerinin memurlar ve diğer kamu görevlilerince yerine
getirilmesidir. Ayrıca, Devlet ve kamu tüzelkişiliği olgusunun Anayasal
ilkeleri, bu oluşlar içinde kamusal nitelik içermiyen
tüzelkişiliklere olanak vermemektedir.
Kamu
tüzelkişisinin şirket kurmasıyla, yerel gereksinimler kamu tüzelkişilikleri
dışında gördürülmekte ve böylece idarenin yapılanma biçimi ve yerinden
yönetim ilkesiyle çelişilmekte, etkin vesayet denetimi ve dolayısıyla
yargısal denetim nitelik değiştirmekte, asli ve sürekli görevin memur ve
kamu görevlileri dışındaki kişilere gördürülmesi olgusu söz konusu
olmaktadır.
Bu
nedenlerle Anayasa’nın içerikleri yukarıda aktarılan maddelerine aykırı
kuralın iptali gerekmektedir.
Açıklanan
görüşlere kararın bu kısmına karşıyım.
Üye
Şevket
APALAK
KARŞIOY YAZISI
5216
sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 18. maddesinin birinci fıkrasının
(L) bendinin ve 24. maddesinin (n) bendinin iptaline ilişkin çoğunluk
kararına aşağıdaki nedenlerle katılmıyorum:
A) 18. maddenin birinci fıkrasının (L) bendi
Kuralda,
Büyükşehir belediye başkanının gerektiğinde görev ve yetkilerinden bir veya
birkaçını ilçe veya ilk kademe belediye başkanına devredebileceği
öngörülmüştür.
Yasanın
18. maddesinde sayılan Büyükşehir belediye başkanının görev ve yetkileri
incelendiğinde, bunlardan bazılarının esasen başka bir belediye başkanına
devredilmeye elverişli olmadığı görülmektedir. Kuralın metninde yer alan
“gerektiğinde” sözcüğünün, devir edilmeye elverişli olma koşulunu ifade
ettiği kuşkusuzdur. Ayrıca, görev ve yetkinin devrinin, büyükşehrin
kapsadığı alan itibariyle hem büyükşehir
halkının, hem de ilgili ilçe veya ilk kademe belediyesi halkının mahalli
müşterek ihtiyaçlarının karşılanmasında etkinlik, verimlilik, sürat
sağlanarak kamu yararının gözetilmesini amaçladığı açıktır. Bu açıdan bakıldığında, aynı zamanda büyükşehrin
de sakinleri olan kimi ilçe ve ilk kademe belediyeleri halkını, büyükşehrin diğer bölgelerindeki vatandaşlara oranla
daha yakından ve birinci derecede ilgilendirecek konularda Büyükşehir
belediye başkanı görev ve yetkilerinin ilgili ilçe veya ilk kademe belediye
başkanına devredilmesi, Anayasanın 127. maddesinde düzenlenen mahalli idare
anlayışına, demokratik ilkelere ve kamu yararına da uygun bir düzenlemedir.
Yetki
devrinin hiyerarşik bir ilişki içinde mümkün olabileceği, bu nedenle iki
belediye başkanı arasında yetki devri yapılamayacağı da söylenemez. Yetki
devri, merkezi idare sistemi içinde hiyerarşik olarak üstün asta yeki devri
biçiminde olabileceği gibi, aralarında hiyerarşik ilişki bulunmayan idare
birimleri arasında da yapılabilir. Şu kadar ki, hiyerarşik ilişkide üst
makam ast makama yetki devrederken ast makamın rızası ve mutabakatı
aranmaz; buna karşılık hiyerarşik ilişki içinde olmayan iki idare arasında
yetki devri, yasaların izin verdiği çerçevede, karşılıklı mutabakatla
gerçekleştirilebilir. Buna göre, Büyükşehir belediye
başkanının görev ve yetkilerinden bazılarının gerektiğinde ilçe veya ilk
kademe belediye başkanına devredilmesinin ancak her iki belediye başkanının
rızası ve mutabakatı ile yapılabileceği, devralınan yetkilerin sadece devir
alan belediye sınırları içerisinde geçerli olacağı, devir alan başkanın
diğer ilçe ve ilk kademe belediyeleri üzerinde bu yetkileri kullanamayacağı
açıktır.
Bu nedenlerle, kuralda Anayasaya aykırılık
bulunmadığı ve iptal isteminin reddi gerektiği görüşündeyim.
B) 24. maddenin (n) bendi
Kuralda,
büyükşehir belediyelerinin kamu yararı görülen
konularda yurt içi ve yurt dışı kamu sektörü, özel sektör ve sivil toplum
örgütleriyle birlikte yapılan ortak hizmetler ve diğer projeler için
harcamada bulunabilmesi öngörülmüştür.
Gelişen
ve globalleşen dünya şartlarına ve ulusal
sosyoekonomik dinamizme koşut olarak, bazıları orta büyüklükte bir ülke
kadar çok nüfusu barındıran ve gerek yurt içi, gerek yurt dışı ilişkileri
bakımından yoğun birer ticaret, kültür ve turizm odağı olan büyükşehirlerin mahalli müşterek ihtiyaçları da,
belirli kalıplara bağlanamayacak kadar farklılaşmış ve çeşitlenmiştir. Yurt
içi ve yurt dışı fuarlar, kardeş şehir uygulamaları, uluslar arası tanıtım,
hatta ulusal dava olarak kabul edilmiş dış politika konularında,
Büyükşehirlerin olanaklarından ve potansiyelinden yararlanılması
kaçınılmazdır. Bu tür faaliyetlerin pek çoğunda, açıkça kamu yararı da bulunmaktadır.
İptali istenen kural, bu gibi alanlarda Büyükşehirlere, geleneksel
belediyeciliğin ötesinde, çağın gereklerine uygun kimi faaliyetler için
harcama yapabilme olanağı tanımaktadır. Bu durum, Anayasanın 127.
maddesinde yer alan, büyük yerleşim merkezleri için kanunla özel yönetim
biçimleri getirilebileceği ilkesiyle de tam bir uyum halindedir.
Kuraldaki
“kamu yararı” ölçütünün, Büyükşehir
belediyesi adına harcama yetkisine sahip bulunanlarca yanlış takdir
edilebileceği kaygısının ise, Anayasal bir iptal nedeni olarak kabulü
mümkün değildir. Büyükşehir belediyesi de, bütün belediyeler gibi,
işlemleri bakımından yargı denetimine tabidir. Kaldı ki, kuraldaki “kamu
yararı” ölçütü, denetimi zorlaştırmamakta, aksine kolaylaştırmaktadır.
Açıklanan
nedenlerle, iptal isteminin reddi gerekir.
Üye
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT
|