|
Anayasa Mahkemesi
Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2004/79
Karar Sayısı: 2007/6
Karar Günü: 25.1.2007
İPTAL
DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük
Millet Meclisi Üyeleri Ali TOPUZ ve Haluk KOÇ ile birlikte 121 milletvekili
İPTAL
DAVASININ KONUSU: 23.7.2004 günlü, 5216 sayılı
Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun;
A- 6. maddesinin,
1- Birinci fıkrasının
ikinci tümcesinin
2- İkinci fıkrasının,
3- Üçüncü fıkrasının,
4- Dördüncü
fıkrası,
B- 7.
maddesinin,
1- Birinci
fıkrasının (b) bendinde yer alan “...aynen veya değiştirerek...”
ibaresinin,
2- Üçüncü
fıkrasının (a) bendinde yer alan “...ile birinci fıkrada sayılanlar...”
ibaresi ile (b), (c), (d) ve
(e) bentlerinin,
C- 8. maddesinin,
1- Üçüncü
fıkrasının ikinci ve üçüncü tümcelerinin,
2- Beşinci
fıkrasının,
3- Altıncı fıkrasının,
D- 9. maddesinin,
1- Dördüncü fıkrasında
yer alan “...bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla ...”ibaresinin,
2- Beşinci fıkrasının,
E- 14. maddesinin
altıncı fıkrasında yer alan “... olanlar
dışındaki ...” ibaresinin,
F- 18. maddesinin
birinci fıkrasının (l) bendinin,
G- 22. maddesinin
son fıkrasında yer alan “... toplam
memur sayısının % 10’unu ve” ibaresiyle “... encümen kararıyla ...” ibaresinin,
H- 23. maddesinin
ikinci fıkrasının ikinci tümcesinin,
I- 24. maddesinin
(n) bendinin,
J- 25. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “...yatırım ve hizmetler arasında bütünlük sağlayacak biçimde ...” bölümünün,
K- 26. maddesinin
birinci tümcesinin,
L- 27. maddesinin,
1- Birinci
fıkrasının son tümcesinin,
2- Altıncı
fıkrasının,
3- Yedinci
fıkrasının,
M- 28. maddesinde
yer alan “... bu kanuna aykırı olmayan ...” ibaresinin,
N- Geçici 2. maddesinin birinci, ikinci, üçüncü,
altıncı ve yedinci fıkralarının,
O- Geçici 3. maddesinin üçüncü fıkrasının son
tümcesinin,
Anayasa’nın
2., 6., 7., 8., 9., 10., 11., 36., 47., 67., 87.,
88., 123., 127., 162., 163., 169. ve 170.
maddelerine aykırılığı savıyla iptaline ve yürürlüğünün
durdurulmasına karar verilmesi istemidir.
I- İPTAL VE
YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri Ali Topuz
ve Haluk KOÇ ile birlikte 121 Milletvekili tarafından verilen 12.08.2004
günlü dava dilekçesinin gerekçe, yürürlüğün durdurulması ve sonuç bölümü
şöyledir:
“1. 5216 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile
ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkrasının Anayasa’ya aykırılığı
5216
sayılı Kanunun 6 ncı maddesinde, büyükşehir belediyesine katılma ile ilgili düzenlemeler
yapılmıştır.
Kanunun
altıncı maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi, katılma kararının
nasıl alınacağına dairdir. İkinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarında ise, büyükşehir belediyesi sınırları içine katılan
belediyelerin, büyükşehir ilçe ve ilk kademe
belediyelere dönüşmesi, diğer belediye ve köylerin tüzel kişiliğinin
kalkması ve büyükşehir belediyesindeki temsil ile
ilgili düzenlemeler vardır.
Söz
konusu düzenlemeler, seçimlerden sonra belediye meclisine yeni katılımları
mümkün hale getirerek, seçimlerde oluşmuş temsilcilerin sayısını ve oranı
değiştirmek suretiyle Anayasa’nın 127 inci madde hükümlerine aykırılıklar
içermektedir. Ayrıca, getirilen düzenlemeler, Avrupa Yerel Yönetimler
Özerklik Şartının gerekli gördüğü referandumu öngörmediği için hukuk
devleti ilkesine de aykırıdır.
Yerel
yönetimlerin görevli kılındıkları yöre halkının yerel ortak
gereksinimlerini etkinlikle yerine getirebilmeleri, özerk bir yapılanma
içinde tüzel kişiliğe sahip olmalarını gerektirir.
Anayasa
Mahkemesi, yerel yönetimler açısından özerkliği, “…Anayasa ve yasaların
belirlediği kamu hizmetlerinin önemli bir bölümünün yurttaşların yararına
olarak, yerel yönetimlerin sorumluluğu altında yerine getirilmesi
yetkisidir (E. 1988/18) biçiminde tanımlamıştır.
Yerel
yönetimlerin özerkliği, daha çok, organlarının yöre halkı tarafından
seçilmesi ve bu organlarının karar verme yetkilerinin bulunması biçiminde
gözükür. Yerel yönetimlerin organları seçimle oluşmalı, halkın tercihlerini
yansıtmalıdır. Anayasa’nın 127 inci maddesinin birinci fıkrası, yerel
yönetimlerin karar organlarının seçmenler tarafından seçilerek oluşturulmasını
öngörmektedir.
Anayasa
Mahkemesi, büyükşehir belediye başkanları ile
ilçe belediye başkanlarının müşterek oy pusulasında birlikte gösterilip
birlikte seçilmesini öngören bir yasal düzenleme nedeniyle verdiği kararda,
sadece karar organlarının değil yürütme organlarının da seçmenler
tarafından seçilmesi gerektiğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi,
belediye meclisinin karar, belediye başkanının ise yürütme organı olduğunu
saptadıktan sonra, Anayasa’nın 127 nci maddesinin
birinci fıkrasındaki “karar organlarının” seçimle oluşturulacağına ilişkin
kural ile, ikinci fıkrasındaki “yerinden yönetim” ilkesini birlikte
yorumlayarak, …. yerel
yönetimlerin, hukuksal yapıları ve varlık amaçları gözetildiğinde, o yerde
bulunanların, ortak gereksinimlerini karşılamak için kendi seçtikleri
organlarca yönetilen kamu tüzel kişileri olduğu ortaya çıkmaktadır. Bunun
doğal sonucu, yalnız karar organlarını değil tüm organlarının seçmenler
tarafından oluşmasıdır, yönünde karar vermiştir. (E. 1988/14)
Anayasa
Mahkemesi, büyükşehir belediye başkanları ile
ilçe belediye başkanlarının aynı seçim çevresinde seçilmesini öngören bir
yasal düzenlemeyi de yerinden yönetim ilkesine aykırı bularak iptal
etmiştir. Anayasa Mahkemesi’nin söz konusu kararında şöyle denilmektedir:
“… Bu durum, yerel yönetim anlayışı ve yerinden yönetim ilkesiyle
bağdaşmaz. Yerel yönetim anlayışında her şey, o yer, o yöre ile sınırlıdır.
Yerel yönetimlerin kuruluş ve görevleriyle yetkileri “yerinden yönetim”
ilkesine uygun olarak yasayla düzenlenir. Yerinden yönetimin en belirgin
özelliği, yöneticilerin o yerdeki seçmenlerin oylarıyla seçilmesidir. Yerel
yönetimlerin özerk kamu tüzelkişisi olarak örgütlenmeleri de bu
yönetimlerin karar alma ve aldıkları kararları uygulama hakkına sahip
bulunmalarına dayanmaktadır. Karar alma özgürlüğünün gerçekleşmesi de,
karar organlarının serbestçe oluşumuna bağlıdır. Bu da, seçimle
gerçekleşir,”
Seçmenin
ilçe belediye meclis üyesi veya ilk kademe belediye meclis üyesi olarak oy
verip seçtiği kişileri, kanunla büyükşehir
belediye meclisi üyesi haline dönüştürmek Anayasanın 127 nci maddesine aykırıdır. Çünkü Anayasada yerel idarenin
oluşumunda ve buna bağlı olarak yerel yönetimlerin organlarında görev
alacakların belirlenmesinde meşruiyet kaynağının “seçim” olduğunu öngörmekte
iken iptali talep edilen hükümler ile kanunla seçim işlemi
gerçekleştirilmektedir. Seçim esas ve usullerinin kanunla düzenlenmesi
Anayasanın 67 nci maddesi doğrultusunda ne kadar
doğru ve doğal ise seçim sonuçlarının kanunla değiştirilmesi yada seçimle belirlenebilecek sonuçları kanunla tayin ve
tespit edilmesi o kadar isabetsiz ve adaletsizdir.
Bunun
yanında bu hükmün bir seçim işlevini ülke genelinde gerçekleştirildiği gözönüne alındığında ise, Anayasanın 67 nci maddesinin son fıkrasındaki zaman sınırlaması ile
getirilen istikrar güvencesini bertaraf ettiği açıkça görülmektedir.
Büyükşehir
belediyesine katılacak ilçe ve ilk kademe belediye meclisi üyelerinin
seçildiği seçim çevresi ile büyükşehir belediye
meclisi üyelerinin seçildiği seçim çevreleri farklıdır. Anayasa’nın 127 nci maddesi, yerel yönetimlerin karar organlarının
seçimle belirlenmesini şart koşmasına rağmen, getirilen düzenleme ile, seçmenlerin oy vermediği yeni bir belediye meclisi
oluşturulmaktadır.
5216
sayılı Kanunun 6 ncı maddesiyle getirilen
düzenlemelerle, büyükşehir belediyesine katılacak
ilçe ve ilk kademe belediye meclisi, başkanı ve belediye encümeni için oy
kullanan vatandaşlar, kendilerinin seçmediği belediye meclisi üyeleri, büyükşehir belediye başkanı ve belediye encümeni
üyeleri tarafından yönetilmeye başlayacaklardır. Aynı durum, büyükşehir belediyesi sınırları içinde yaşayan
vatandaşlar için de geçerlidir. Onlar da kendilerinin seçmediği belediye
meclis üyeleri ve belediye encümeni üyeleri tarafından yönetileceklerdir.
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının 3 ncü
maddesinin ikinci bendinde yerel halkın yerel yönetim organlarında görev
alacakları belirleme hakkının “doğrudan” yapılacak bir seçimle
kullanılacağı hükme bağlanmaktadır. Burada kullanılan doğrudan sözcüğü,
yerel halkın bizzat ve tek dereceli bir seçimle iradesini ortaya koymasını
ifade etmektedir. Bu bakımdan belli bir yerel yönetim organlarında görev
almış kişilerin kanun koyucunun iradesi ile bir başka yerel yönetim
organlarına da seçilmiş sayılması bir yerel irade aktarması ve dolaylı bir
görevlendirmeden ibarettir.
O yörede
yaşayanlar, kendi belediye meclis üyelerini, büyükşehir
belediye meclisinde görev yapmak üzere seçmemişlerdir. Büyükşehir belediye
meclisi seçimine katılmış olsalardı belki farklı kişileri belediye meclis
üyesi olarak seçeceklerdi ve belki ilçe ve ilk kademe belediyeleri
sınırları içinde yaşayanlar da Büyükşehir belediye başkanı seçimine katılsa
idi, farklı bir belediye başkanı görev yapacaktı. Bu nedenle getirilen
düzenlemeler, yerel yönetimlerin kuruluş ve görevleriyle yetkileri yerinden
yönetim ilkesine uygun şekilde kanunla düzenlenir ilkeleriyle uyumlu
değildir.
Böyle
bir düzenleme, Anayasanın 67 nci maddesinde yer
alan temsilde adalet ilkesi ile de, temsil ve verilen oy arasındaki
bağlantıyı kopartması nedeni ile de bağdaşmaz.
Oluşması
seçime bağlanmış yerel yönetim organlarının seçmenin oyuyla oluşmasına imkan veren böyle bir düzenlemenin, “demokratik devlet”
ilkesine ve dolayısıyla Anayasanın 2 nci
maddesine aykırı olacağı açıktır. Çünkü demokraside esas olan, seçmenin
oyunu belli bir yerdeki göreve gelecek kimse için kullanması ve o görev
için seçtiği kimseler tarafından yönetilmesidir. Halbuki
getirilen düzenleme, seçmenin karşısına tamamen farklı yöneticiler
getirmektedir.
Öte
yandan, 5216 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin
birinci fıkrasının ikinci cümlesinde katılma kararının büyükşehir
belediye meclisi tarafından alınacağı, ikinci fıkrasında da, imar düzeni ve
alt yapı hizmetlerinin zorunlu kıldığı durumlarda; büyükşehir
belediye meclisinin kararı, İçişleri Bakanlığı’nın önerisi ve Bakanlar
Kurulu Kararı ile büyükşehir belediyesi
sınırlarına alınması hükme bağlanmıştır.
1988
yılında Türkiye tarafından imzalanan Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı
1991 yılında, bazı çekinceler ile 3723 sayılı yasa ile onaylanmıştır.
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının Türkiye tarafından da benimsenen
“Yerel Yönetim Sınırlarının Korunması” başlığını taşıyan 5 inci maddesi
aynen şöyledir: “Yerel yönetimlerin sınırlarında mevzuatın elverdiği
durumlarda ve mümkünse referandum yoluyla ilgili yerel topluluklara önceden
danışılmadan değişiklik yapılamaz”
Kanunda,
katılma ile ilgili kararların, ilgili yerel topluluklara referandum yoluyla
danışılması öngörülmemiştir. İlgili yerel topluluklara referandum yoluyla
başvurmadan katılma kararının alınması, Anayasa’nın hukuk devleti ilkesine
aykırıdır.
Anayasa’nın
“Temel Haklar ve Ödevler” başlığını taşıyan ikinci kısmının genel
gerekçesinde ve ayrıca madde gerekçelerinde, tüm temel hak ve hürriyetlerin
düzenlenmesinde, “Milli hukukumuza dahil sayılan
uluslararası antlaşma ve sözleşmeler, özellikle 1948 İnsan Hakları Evrensel
Beyannamesi ve 1950 İnsan Haklarını ve Temel Hürriyetlerinin Korunmasına
Dair Avrupa Sözleşmesi (AİHS) göz önünde tutulmuştur.”hükmü yer almıştır.
Böylece Anayasamız, temel hak ve hürriyetleri; demokratik toplumun
gereklerine uygun bir biçimde düzenlemiş ve güvence altına almış, öte
yandan buna ek olarak, tüm dünya milletlerinin (Birleşmiş Milletler
üyelerinin) temel belgesi olan Evrensel İnsan Hakları Bildirisi ile (EIHB),
tarafı bulunduğumuz AİHS’ni vs. ilgili antlaşma
ve sözleşmeleri, iç hukukumuza dahil saymış ve
bütün kanun hükümlerine esas alındığını belirtmiştir. Başka bir ifadeyle,
ulusal üstü (supranational) hukuk denilen mezkur insan hakları belgelerini ve hükümlerini iç
hukukumuzun parçası haline getirmiştir.
Anayasa’nın 2 nci
maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan
haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri
hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu
geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde
yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa’nın
bulunduğu bilincinde olan devlettir. Bu bağlamda, hukuk devletinde yasa koyucu, yasaların yalnız
Anayasa’ya değil, evrensel hukuk ilkelerine de uygun olmasını sağlamakla
yükümlüdür.
Söz konusu birinci fıkranın ikinci cümlesinde ve
ikinci fıkrasında yer alan hükümler, uluslararası sözleşmelerin
gerektirdiği referandum yoluna başvurmak yerine, yönetim organlarının ve
Bakanlar Kurulunun tercihlerini esas aldıkları için evrensel hukuk
ilkelerine ve dolayısıyla Anayasanın ikinci maddesinde ifade edilen hukuk
devleti ilkesine aykırı düşmekte; Anayasanın 127 nci
maddesinde yer alan yerinden yönetim ilkesi ile çelişmektedirler.
5216
sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin üçüncü fıkrasının
ikinci ve üçüncü cümlelerinde, tüzel kişiliği kalkan belediyelerin
katılacağı ve köylerin mahalle olarak bağlanacağı belediyelerin Bakanlar
Kurulu kararında belirtilmesi öngörülmüştür.
Belediye
ve köylerin tüzel kişiliklerinin yasanın öngördüğü biçimde kaldırılması
Anayasa’nın hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Belediye kurma işlemi hak
yaratıcı bir işlemdir. Çünkü bu işlemle hak ve fiil ehliyetine sahip bir
tüzel kişi kurulmakta ve bu tüzel kişi bir takım hak ve borçlar altına
girmektedir. Bu tüzel kişinin daha sonra ortadan kaldırılması hukuki
güvenlik ilkesini ihlal eder. Bu tüzel kişinin mal varlığı, personeli,
yaptığı işlemler, akdettiği sözleşmeler vardır. Belediye tüzel kişiliğinin
merkezi idare tarafından ortadan kaldırılması durumunda, başta bu tüzel
kişi malvarlığı, personeli, bu tüzel kişinin yaptığı işlemler, alacaklıları
ve borçluları ile akdettiği sözleşmeler bundan etkilenir. Dolayısıyla
hukuki güvenlik ilkesi gereğince, bir belediye veya köy tüzel kişiliği, bir
kere kurulduktan sonra, kendi isteği ve alacaklılarının kabulü olmadan bir
daha kaldırılmamalıdır. Hukuk devletinin temel öğelerinden biri de
güvenilirliliktir. Hukuk devleti, tüm eylem ve işlemlerinde yönetilenlere
en güçlü en kapsamlı şekilde hukuksal güvence sağlayan devlettir. Hukukun
üstünlüğünün egemen olduğu bir devlette hukuk güvenliğinin sağlanması,
hukuk devleti ilkesinin olmazsa olmaz koşuludur.
Bu
nedenle hukuk güvenliğini sarsıcı nitelikte olan söz konusu 6 ncı maddenin üçüncü fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri
hukuk devleti ilkesine dolayısıyla Anayasanın 2 nci
maddesine aykırıdır.
Anayasa’nın
herhangi bir maddesine aykırı olan bir hüküm, Anayasa’nın 11 inci
maddesindeki Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesi ile de
bağdaşmaz.
5216
sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin dördüncü
fıkrasında ise, büyükşehir belediyesi
sınırlarında kalan ilçelerin büyükşehir belediye
meclisinde temsiline ilişkin esaslar düzenlenmiştir.
Bu
esaslar incelendiğinde, seçmenin ilçe belediye meclisi üyesi veya ilk
kademe belediye meclisi olarak oy verip seçtiği kişilerin kanunla büyükşehir belediye meclis üyesi haline
dönüştürebilmesinin yolu açılmıştır.
Halbuki
büyükşehir belediyesine katılacak ilk kademe
belediye meclis üyelerinin seçildiği seçim çevresi ile büyükşehir
belediye meclis üyelerinin seçildiği seçim çevreleri farklıdır ve bu
nedenle getirilen düzenleme o görev için seçmemiş oldukları kişilerden bir
belediye meclisi oluşturmaktadır. Böyle bir durum yukarıda da açıklandığı
gibi yönetimlerin karar organlarının seçimle göreve gelmesini öngören
Anayasanın 127 nci maddesine de aykırıdır.
Yine
yukarıda açıklandığı gibi seçmenle seçilen arasındaki oya dayalı bağlantıyı
ortadan kaldıran böyle bir düzenlemeyi Anayasanın 2 nci
maddesindeki demokratik devlet ilkesi ile de bağdaştırmak mümkün değildir.
Böyle
bir düzenleme, temsil adaletini ortadan kaldırdığı için Anayasanın 67 nci maddesi ile de uyumsuzdur.
Anayasanın
herhangi bir hükmüne aykırı bir düzenlemenin hukuk devleti ve Anayasanın
üstünlüğü ilkeleri ile bağdaşmayacağı ve dolayısıyla Anayasanın 2 ve 11
inci maddelerine de aykırı düşeceği açıktır.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle, 5216 sayılı Kanunun 6 ncı
maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile ikinci, üçüncü ve dördüncü
fıkrasının iptali gerekmektedir.
2. 5216 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan
“aynen veya değiştirerek” ibaresinin Anayasa’ya aykırılığı
5216
sayılı Kanunun 7 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendinde, büyükşehir belediyesine
ilçe ve ilk kademe belediyelerinin uygulama imar planları, bu planlar
üzerinde yapılacak değişiklikleri, parselasyon planları ve imar ıslah
planları üzerinde vesayet denetimi yapma yetkisi verilmiştir.
5216
sayılı Kanunun 7 nci maddesinin birinci
fıkrasının (b) bendinde yer alan ve büyükşehir
belediyesine ilçe ve ilk kademe belediyelerinin imar planları üzerinde
vesayet denetimi yapma yetkisi veren düzenlemede yer alan “aynen veya
değiştirerek” ibaresi, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin özerklikleri ile
bağdaşmayan bir düzenlemedir.
Büyükşehir
belediyesine verilen imar planlarını aynen veya değiştirerek onaylama
yetkisi, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin imar planları ile ilgili
bağımsız hizmet verme ve karar alma iradelerini yok eden bir yetkidir. İlçe
ve ilk kademe belediyeleri, büyükşehir
belediyesinin uygun görmediği hiçbir imar hizmetini yapamaz. Büyükşehir
belediyesine verilen yetki, değiştirerek kabul etme yetkisi olduğu için,
ilçe ve ilk kademe belediyelerindeki imar planları ile ilgili hizmetler büyükşehir belediyesinin kararları doğrultusunda
oluşacak, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin bu süreçteki rollerinin hiçbir
anlamı kalmayacaktır. Değiştirerek onama ağır bir vesayet yetkisidir ve büyükşehir belediyesinin ilçe ve ilk kademe
belediyelerindeki imar planları ve uygulamalarını denetleme yetkisini aşan ilçe ve ilk
kademe belediyelerinin özerklikleri ile bağdaşmayan bir yetkidir.
Yerel
yönetimlerin görevli kılındıkları yöre halkının yerel ortak
gereksinimlerini etkinlikle yerine getirebilmeleri, özerk bir yapılanma
içinde tüzel kişiliğe sahip olmalarını gerektirir.
Anayasa
Mahkemesi, yerel yönetimler açısından özerkliği, “…Anayasa ve yasaların
belirlediği kamu hizmetlerinin önemli bir bölümünün yurttaşların yararına
olarak, yerel yönetimlerin sorumluluğu altında yerine getirilmesi
yetkisidir (E. 1988/18) biçiminde tanımlamıştır.
Yerel yönetimlerin özerkliği, daha
çok, organlarının yöre halkı tarafından seçilmesi ve bu organlarının karar
verme yetkilerinin bulunması biçiminde gözükür. Yerel yönetimlerin kuruluş ve görevleriyle yetkileri “yerinden
yönetim” ilkesine uygun olarak yasayla düzenlenir. Yerel yönetimlerin özerk
kamu tüzelkişisi olarak örgütlenmeleri de bu yönetimlerin karar alma ve
aldıkları kararları uygulama hakkına sahip bulunmalarına dayanmaktadır.
Bağımsız kararlar alabilmek, yerel
yerinden yönetim olmanın, özerkliğin temel koşullarından biridir.
Büyükşehir belediyesine verilen yatırım ve hizmetlerde bütünlük sağlamak
için vesayet denetimi yapma yetkisi, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin
özerklikleri ile bağdaşmamaktadır.
Anayasa’nın 127 inci maddesinin
üçüncü fıkrası, büyük yerleşim merkezlerinde kanunla özel yönetim biçimleri
getirilebilmesini olanaklı kılmaktadır. Kanunlarla getirilecek özel yönetim
biçimlerinin yerel yönetimlerin temel özelliklerini bozacak nitelikte
olmaması, yerel yönetimlerin olmazsa olmaz özellikleri olan özerklikleri
ile bağdaşması gerekir.
Kanunla özel yönetim biçimleri
getirilebilir diyerek Büyükşehir belediyesine ilçe ve ilk kademe
belediyeleri üzerinde hiyerarşik denetim yapma yetkisi verilemeyeceği gibi,
aslında merkezi yönetim tarafından kullanılması gereken vesayet denetimi
yetkisinin de büyükşehir belediyelerine ilçe ve
ilk kademe belediyelerinin özerklikleri ile bağdaşmayacak şekilde
verilmemesi gerekir.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi, büyükşehir
belediye başkanı ile ilçe belediye başkanlarının aynı seçim çevresinde
seçilmesini öngören düzenlemeyi karar organları serbestçe oluşan, karar
alma özgürlükleri bulunan, merkezî yönetim ve onun hiyerarşisi dışında,
seçimle oluşturulan kendi organlarının aldığı kararları uygulama yetkisine
de sahip olan bu kuruluşların özerklikleri ile bağdaştırmayarak ve
Anayasa’nın 127 inci maddesine aykırı bularak iptal etmiştir.
Anayasanın 127 inci maddesinin
birinci fıkrasında ifadesini bulan yerel yerinden yönetim kuruluşları
Anayasada şöyle tanımlanmıştır: Mahalli idareler, il, belediye veya köy
halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları
kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler
tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir.
Anayasaya göre, yerel yerinden
yönetim, belli bir yörede oturanlara, salt orada oturmaları dolayısıyla
ortaya çıkan ortak gereksinimleri karşılamak amacıyla tanınan özerkliği
ifade etmektedir. Yerel yerinden yönetim kuruluşları, merkezi idarenin yani
Devlet tüzel kişiliğinin dışında yer alan kamu tüzel kişileridir. Bu
kuruluşlar kamu tüzelkişileri olduklarından, kendilerine ait iradeye sahip
olup, Devletten ayrı mal varlıkları, personeli ve bütçeleri mevcuttur. Hiçbir
kamu tüzel kişisinin iradesi diğer kamu tüzel kişisinin iradesinden üstün
değildir.
Büyükşehir Belediyesi Kanununun 3
üncü maddesinde büyükşehir belediyesi; en az üç
ilçe veya ilk kademe belediyesini kapsayan, bu belediyeler arasında
koordinasyon sağlayan, kanunlarla verilen görev ve sorumlulukları yerine
getiren, yetkileri kullanan; idari ve mali özerkliğe sahip ve karar organı
seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişisi, olarak
tanımlanmıştır.
Görüldüğü üzere büyükşehir
belediyesi de diğer belediyeler gibi yerel yönetimdir. Diğerlerinden farklı
olarak, ilçe ve ilk kademe belediyeleri arasında koordinasyon sağlamakla
görevlendirilmiştir. Büyükşehir belediyesine verilen idari vesayet yetkisi ilçe ve
ilk kademe belediyelerinin özerklikleri ile bağdaşmamaktadır.
Anayasanın, merkezi yönetim için
öngördüğü idari vesayet yetkisini yine Anayasada yer alan, büyük yerleşim
merkezleri için kanunla özel yönetim biçimleri getirilebilir, hükmüne
dayanarak ilçe ve ilk kademe belediyeleri için Büyükşehir belediyesine
vermek, ancak yerel yönetimlerin özerkliklerini bağdaşmak şartıyla mümkün
olabilir.
İmar planları ve imar uygulamaları
ile ilgili bağımsız kararlar alabilmek yerel yerinden yönetim olmanın,
özerkliğin temel koşullarından biridir. Çünkü bu işler, o yörede oturan
halkın doğrudan yerel ortak ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik işlerdir
ki, bu işlerin, o ilçede halkın seçtiği yerel yöneticiler tarafından yerine
getirilmesi gerekir. Büyükşehir belediyesine ilçe ve ilk kademe
belediyelerinin imar hizmetleri ile ilgili planları değiştirme yetkisinin
verilmesi, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin özerklikleri ile bağdaşmadığı
için, 5216 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin
birinci fıkrasındaki (b) bendinde yer alan “aynen veya değiştirilerek”
ibaresi Anayasa’ya aykırıdır.
Hukuk devleti olmak, yönetilenlere
hukuk güvencesi sağlayan bir düzen kurmaktır. Böyle bir düzenin kurulması,
yasama ve yargı yetkileriyle yürütme alanına giren tüm işlemlerin hukuk
kuralları içinde kalması ile gerçekleşebilir. Bu bağlamda hukuk devleti,
her dilediğini yapamayan, kendini hukukla bağlı sayan ve tüm yetkilerinin
sınırının hukuksal kurallarla belirlendiği Devlettir.
Hukuk
devletinin, işlem ve eylemlerinin hukuka uygun olması, hukukun üstünlüğü
ilkesini içtenlikle benimsemesi, yasa koyucunun çalışmalarında kendisini
her zaman anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla bağlı tutması, yasa koyucu
da dahil devletin tüm organları üstünde hukukun
mutlak bir egemenliğe sahip olması, adil bir hukuk düzeni kurarak
geliştirmeyi zorunlu sayması gerekir.
Anayasa’nın
çeşitli hükümleri ile çelişen bir düzenlemenin, Anayasa’nın 11 inci
maddesindeki Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleriyle uyum
halinde olması da düşünülemez.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle 5216 sayılı Kanunun 7 nci
maddesinin birinci fıkrasının (b) bendindeki “aynen veya değiştirilerek”
ibaresi Anayasa’nın 2 nci maddesindeki hukuk
devleti ilkesine, 11 inci maddedeki hukukun üstünlüğü ilkesine ve 127 nci maddesindeki kurallara aykırı olup, iptali gerekir.
3. 5216 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendindeki “ile
birinci fıkrada sayılanlar” ibaresi ile (b), (c), (d) ve (e) bentlerinin
Anayasa’ya aykırılığı
5216
sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 7 nci
maddesinin birinci fıkrasında büyükşehir belediyesinin
görev ve yetkileri ayrıntılı bir şekilde 23 adet bent halinde sayıldıktan
sonra, üçüncü fıkranın (a), (b), (c), (d) ve (e) bentlerinde ilçe ve ilk
kademe belediyelerinin görev ve yetkileri sayılmıştır.
Bu şekildeki yasal düzenleme ile, büyükşehir
belediyesi sınırları içindeki ilçe belediyeleri ile ilk kademe
belediyeleri, özerk yerel yönetim kuruluşu olmaktan çıkıp, büyükşehir belediyesi bünyesindeki bir idari birime
dönüşmüştür. Büyükşehir belediyesi sınırları içindeki ilçe belediyeleri ile
ilk kademe belediyeleri, büyükşehir belediye
sınırları içinde olmayan diğer belediyelerin görev ve yetkilerini
kullanamaz hale sokulmuştur.
Örneğin, Cumhurbaşkanı’nın bazı maddelerini tekrar
görüşmek üzere iade ettiği Belediye Kanununda belediyelere verilen, yönetmelik
çıkarmak, emir vermek, belediye yasakları koymak ve uygulamak, kanunlarda
belirtilen cezaları vermek; mahalli müşterek nitelikteki hizmetlerin yerine
getirilmesi amacıyla belediye sınırları ve mücavir alanları içinde taşınmaz
mal almak, kamulaştırmak, satmak, kiralamak veya kiraya vermek, trampa
etmek, tahsis etmek, bunlar üzerinde sınırlı ayni hak tesis etmek; borç
almak, bağış kabul etmek gibi tüzel kişiliğe haiz herhangi bir kuruluşun
kullanması gereken yetkileri, büyükşehir
belediyesi sınırları içindeki ilçe belediyeleri ile ilk kademe belediyeleri
kullanamayacaktır.
Bir başka örnek vermek gerekirse, Cumhurbaşkanının
geri gönderdiği Belediye Kanununun 15 inci maddesinin (g) bendinde;
belediyeler katı atıkların toplanması, taşınması, geri kazanımı, ortadan
kaldırılması ve depolanması ile ilgili bütün hizmetleri yapmak ve
yaptırmakla görevli ve yetkili kılınmış iken, Büyükşehir Belediyesi
Kanununun 7 inci maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde, ilçe ve ilk
kademe belediyeleri, sadece, büyükşehir katı atık
yönetim planına uygun olarak, katı atıkları toplamak ve aktarma
istasyonlarına taşımakla görevli ve yetkili kılınmıştır. Öte yandan, diğer belediyeler, katı atık toplama
işini kendileri yapabileceği gibi başkalarına da yaptırabilir ve bu
hizmetleri imtiyaz yoluyla devredebilirken, ilçe ve ilk kademe
belediyelerine bu işleri yaptırma veya bu hizmetleri imtiyaz yoluyla
devretme yetkisi tanınmamıştır.
Bu
örnekler, büyükşehir belediyesi sınırları
içindeki ilçe belediyeleri ile ilk kademe belediyelerinin, özerk yerel
yönetim kuruluşu olmaktan çıkıp, büyükşehir
belediyesi bünyesindeki bir idari birime dönüştüğünü gösteren örneklerden
sadece birkaçıdır.
Diğer
taraftan yapılan düzenleme yetki ve görevler bakımından büyükşehire
bağlı belediyelerle bağlı olmayan belediyeler arasında Anayasanın 10 uncu
maddesine aykırı bir eşitsizlik yaratmaktadır.
Tüzel
kişiler, belli bir amacı gerçekleştirmek üzere bağımsız varlık şeklinde
örgütlenmiş, haklara ve borçlara sahip olabilen kişi ve mal
topluluklarıdır.
Büyükşehir
belediyesini, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin hiyerarşik üst kademesi
haline getiren düzenlemeler de, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin
özerkliklerini ve kamu tüzel kişisi olmaktan kaynaklanan haklarını
zedeleyerek fiilen ortadan kaldıran düzenlemeler de yerinden yönetim
ilkesine ve dolayısıyla Anayasanın 127 nci
maddesine aykırı olur.
Anayasa’nın
127 inci maddesinin üçüncü fıkrası, büyük yerleşim merkezlerinde kanunla
özel yönetim biçimleri getirilebilmesini olanaklı kılsa da, kanunlarla
getirilecek özel yönetim biçimlerinin, yerel yönetimlerin temel
özelliklerini bozacak nitelikte olmaması, yerel yönetimlerin olmazsa olmaz
özellikleri olan özerkliklerini ve kamu tüzel kişisi olma özelliğini
zedeleyerek fiilen ortadan kaldırmaması gerekir.
Anayasaya
göre, yerel yerinden yönetim, belli bir yörede oturanlara, salt orada
oturmaları dolayısıyla ortaya çıkan ortak gereksinimleri karşılamak
amacıyla tanınan özerkliği ifade etmektedir. Yerel yerinden yönetim
kuruluşları, merkezi idarenin yani Devlet tüzel kişiliğinin dışında yer
alan kamu tüzel kişileridir. Bu kuruluşlar kamu tüzelkişileri
olduklarından, kendilerine ait iradeye sahip olup, Devletten ayrı mal
varlıkları, personeli ve bütçeleri mevcuttur.
Büyükşehir
Belediyesi Kanununun 3 üncü maddesinde büyükşehir
belediyesi; en az üç ilçe veya ilk kademe belediyesini kapsayan, bu
belediyeler arasında koordinasyon sağlayan, kanunlarla verilen görev ve
sorumlulukları yerine getiren, yetkileri kullanan; idari ve mali özerkliğe
sahip ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel
kişisi, olarak tanımlanmıştır.
Görüldüğü
üzere büyükşehir belediyesi de diğer belediyeler
gibi yerel yönetimdir. Diğerlerinden farklı olarak, ilçe ve ilk kademe
belediyeleri arasında koordinasyon sağlamakla görevlendirilmiştir.
Getirilen düzenlemeler, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin özerklikleri ve
ayrı bir kamu tüzel kişiliği olmaları ile bağdaşmamaktadır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, ilçe ve ilk kademe
belediyelerinin Belediye Kanununda belediyelere verilen görev ve yetkileri
kullanmalarını engelleyen ve bu belediyelerin sadece 5216 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasının (a), (b), (c), (d) ve (e) bentlerinde sayılan
görev ve yetkileri kullanmasını öngören düzenleme, ilçe ve ilk kademe
belediyelerinin özerklikleri ile bağdaşmamakta ve kamu tüzel kişisi
olmaktan kaynaklanan yetkilerini zedelemektedir.
İptali
istenen hükümlerin iptal edilmesiyle, ilçe ve ilk kademe belediyeleri,
“Kanunlarla münhasıran büyükşehir belediyesine
verilen görevler dışında kalan görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak” la
görevli ve yetkili olacakları için Anayasa’ya aykırılık sorunu da, ortadan
kalkacaktır. Böylece düzenleme. Anayasa’nın hukuk devleti ilkesine ve
yerel yönetimlerin özerkliği ilkesine uygun hale gelecektir.
Öte
yandan, Anayasa’nın 2 nci maddesinde Cumhuriyetin
nitelikleri arasında sayılan hukuk devletinde, yasa kurallarının adalet ve
hakkaniyet ölçütlerine uygun, açık, anlaşılabilir ve belirgin olması
gerekir.
Fatih,
Şişli, Bakırköy, Kadıköy, Çankaya, Yenimahalle, Konak gibi ilçe
belediyelerine Ayaş, Beypazarı, Çubuk ilçe belediyelerine verilen yetkileri
vermemek adalet ve hakkaniyet ölçütleri ile bağdaşmaz.
Böyle
bir düzenleme, ilçe ve ilk kademe belediyelerin görev ve yetkileri
konusunda tartışmalara, anlaşmazlıklara neden olacak belirsizlikleri de
beraberinde getirdiği için açık, anlaşılabilir ve belirgin
bir düzenleme değildir.
Anayasa’nın 2 nci
maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan
haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve
işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla
kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde yasa
koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri ve Anayasa’nın bulunduğu
bilincinde olan devlettir. Bu
bağlamda, hukuk devletinde yasa koyucu, yasaların yalnız Anayasa’ya değil, evrensel
hukuk ilkelerine de uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür.
Hukuk
düzeninde ve yasalarda belirliliğin sağlanması da evrensel hukuk
ilkelerindendir. Bu nedenle, belirliliği sağlamaması, açıklık ve
belirginlikten uzak olması nedeni ile söz konusu düzenleme hukuk devleti
ilkesine ve dolayısıyla Anayasanın 2 nci
maddesine aykırıdır.
Anayasa’nın
birden çok maddesine aykırı olan bir hüküm, Anayasa’nın 11 inci
maddesindeki Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesi ile bağdaşmaz.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, 5216 sayılı Kanunun
7 nci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendindeki “ile birinci fıkrada
sayılanlar” ibaresi ile (b), (c), (d) ve (e) bentleri, Anayasa’nın 2 nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine, 10 uncu
maddesindeki eşitlik ilkesine 11 inci maddesindeki Anayasa’nın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı ilkesine ve 127 inci maddesine aykırı olup, iptali gerekir.
4. 5216 sayılı Kanunun 8 inci
maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlesi ile beşinci ve
altıncı fıkrasının Anayasa’ya aykırılığı
Getirilen düzenlemelerle, ortak programa alınan alt
yapı hizmetleri için kamu kurum ve kuruluşlarında yeterli ödeneğin
bulunmadığının bildirilmesi durumunda büyükşehir
belediyesi bütçesinden bu hizmetler için kaynak ayrılması; kamu kurum ve
kuruluşlarının harcanan miktarda ödeneği ertesi yıl bütçesine koyması; bu
tutarın büyükşehir belediyesi hesabına
aktarılması; bu bedel ödenmeden ilgili kamu kurumunun belediye sınırları
içinde yeni bir yatırım yapmaması hükme bağlanmaktadır.
Büyükşehir belediyesine ortak yatırımlar konusunda verilen yetkiler
bunlardan ibaret değildir. Koordinasyon merkezleri tarafından alınan ortak
yatırım ve toplu taşımayla ilgili kararların, belediye ve bütün kamu kurum
ve kuruluşlarıyla ilgililer için bağlayıcı olduğu, alt yapı koordinasyon
merkezinin çalışma esas ve usulleri ile bu kurullara katılacak kamu kurum
ve kuruluş temsilcilerinin, İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak
yönetmelikle belirleneceği hükme bağlanmıştır.
Alt yapı
hizmetleri konusunda büyükşehir belediyesine
verilen yetkiler, eşgüdüm sağlamanın ötesindedir. Bu yetkiler, kurumların
tüzel kişiliklerinden doğan bağımsız karar alma yetkilerini yok etmektedir.
Koordinasyon
merkezinin alacağı karar, tarafların ortak mutabakatı ile alındığında sorun
yaşanmayabilir. Ama karar, ortak mutabakata dayanmıyorsa, her biri ayrı
kamu tüzel kişiliğini temsil eden tarafları, alınan kararlara uymak zorunda
bırakmak, koordinasyon sağlama görevini aşar. Kurumların kamu tüzel kişisi
olmaktan kaynaklanan bağımsız karar alma yetkilerini kullanılmaz hale
getirir.
Bir tüzel kişiliğin, diğer bir kamu tüzel kişiliği
adına kararlar alabilmesi ve aldığı kararlara diğer kamu tüzel kişilerinin
de aynen uymak zorunda olması söz konusu olamayacağı gibi, koordinasyon
merkezi tarafından ortak yatırım ve toplu taşıma ile ilgili alınan
kararların, bütün kamu kurum ve
kuruluşları için de bağlayıcı olduğu hükme bağlanarak, koordinasyon
merkezini bünyesinde barındıran büyükşehir
belediyesi tüzel kişiliğine, devlet tüzel kişiliği ve diğer kamu tüzel
kişiliklerinden üstün bir kişilik verilmektedir.
Tüzel
kişiler, belli bir amacı gerçekleştirmek üzere bağımsız varlık şeklinde
örgütlenmiş, haklara ve borçlara sahip olabilen kişi ve mal
topluluklarıdır.
İdare
hukukumuzda devlet, bir tüzel kişi olarak kabul edilmiştir. Anayasanın
çeşitli maddelerinde (29/4, 82/1, 128/1, 161/1) devlet ve diğer kamu tüzel
kişilerinden bahsedilmektedir. Devlet tüzel kişiliği, merkezi idare ve
bünyesindeki kamu tüzel kişileri ile birlikte tek bir kamu tüzel kişiliğini
temsil eder. Diğer kamu tüzel kişileri ise, yer ve hizmet yönünden yerinden
yönetim kuruluşlarıdır.
Büyükşehir
belediyesi tüzel kişiliğini böyle bir düzenleme ile Devlet tüzel
kişiliğinden ve diğer kamu tüzel kişiliklerinden üstün konuma getirmek
anayasanın hukuk devleti ilkesine açıkça aykırıdır. Böyle bir durum
Anayasanın 127 nci maddesinin birinci
fıkrasındaki yerel yönetim tanımı ve ikinci fıkrasındaki yerel yönetim
ilkeleri ile de bağdaşmaz.
Ayrıca,
TBMM’ nin bütçe yasaları aracılığı ile ortaya
koyduğu yasa yapma iradesine, koordinasyon merkezinin ortak yatırım
kararları ile sınırlama getirilmektedir. Çünkü, bu
kamu kurum ve kuruluşlarının bir kısmının bütçeleri ile ilgili kararlar
doğrudan parlamentoda verilmektedir. Daha bütçe ile ilgili kararlar
alınmadan, yasama organını bağlayan, onun iradesini sınırlayan ve yok sayan
kararlar alınması için koordinasyon merkezi yetkili kılınmaktadır.
Böyle
bir durum, bütçenin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde görüşülmesini ve kabul
edilmesini özel bir usule bağlayan Anayasanın 162 nci
maddesine aykırı olduğu gibi yasama yetkisini Türkiye Büyük Millet
Meclisi’ne veren ve devredilemeyeceğini de ifade eden Anayasanın 7 nci maddesine de aykırıdır.
Anayasa’nın
7, 8 ve 9 uncu madde hükümlerine göre, yasama yetkisi, TBMM’ne, yargı
yetkisi bağımsız mahkemelere aittir. Yürütme görevi de Cumhurbaşkanı ve
Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilir. Anayasa’nın 7 inci maddesinde,
yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisince
kullanılacağı ve bu yetkinin devredilemeyeceği öngörülmektedir. Anayasa’nın
6. maddesine göre, hiçbir organ kaynağını Anayasa’dan almayan bir yetki
kullanamaz.
Öte
yandan, alt yapı koordinasyon merkezinin çalışma esas ve usulleri ile bu
kurullara katılacak kamu kurum ve kuruluş temsilcilerinin, alt yapı yatırım
hesabının kullanılması ve ödenek tahsisi ve aktarmasına ilişkin hususların
İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenmesi
öngörülmektedir.
Genel ve
katma bütçeli idarelerde, aynı bütçe içinde ödenek aktarması yapabilmek
için bile, Maliye Bakanı’na bütçe kanunları ile yetki verilmektedir. Burada
ise, ödeneğin tahsisi ve ödeneğin bir kurum bütçesinden belediyenin veya
bağlı kuruluşun hesabına aktarılması, yönetmelikte düzenlenecek kurallara
bırakılmaktadır.
Bu
durum, Anayasanın bütçe ile ilgili usulleri belirten 162 ve 163 üncü
maddelerine aykırıdır ve yasama yetkisine müdahale niteliği taşıdığı için
Anayasanın 7 nci maddesi ile de bağdaşmaz.
Alt yapı
hizmetleri için belediye ve diğer bütün kamu kurum ve kuruluşlarının
bütçelerine konulan ödenekler, alt yapı koordinasyon merkezi bünyesinde
oluşturulacak bir alt yapı yatırım hesabına aktarılacağı için bu hesabın
denetimi de söz konusu olmayacaktır. Bütçe dışında özel hesaplarda izlenen
kamu paralarının kanunlarla belirlenen yetkili kurum ve kurullarca
denetiminin yapılamadığı, bilinen bir gerçektir. Bu nedenle kamu parasının
yetkili kurullarca yasalarda belirtilen kurallara göre denetimine el
vermeyen bu düzenlemede kamu yararı da yoktur.
Bir
hukuk devletinde tüm kamu işlemlerinin nihai amacı kamu yararıdır. Kamu
yararı amacına yönelik olmayan bir düzenleme hukuk ilkesine ve dolayısı ile
Anayasanın 2 nci maddesine de aykırı düşer.
Alt yapı
koordinasyon merkezinin çalışma esas ve usulleri ile bu kurullara katılacak
kamu kurum ve kuruluş temsilcilerinin, İçişleri Bakanlığı tarafından
çıkarılacak yönetmelikle belirlenmesi öngörülmektedir.
Anayasa’da
TBMM’nin yürütme organına hangi konularda ve koşullarda düzenleme yetkisi
verebileceği tek tek sayılmış ve sınırlanmıştır. Bunlar; vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin
muaflık, istisna ve indirimleriyle oranlarına ilişkin kurallarında aşağı ve
yukarı sınırlarının belirlenmesi koşuluyla düzenleme yapılması, ekonomik,
ticari, teknik ve idari andlaşmaların kanunla
uygun bulunmasına gerek görülmeden onaylanması, dış ticaret işlemleri
üzerine ek mali yükümlülükler konması, olağanüstü hal ve sıkıyönetim
süresince bu hallerin gerekli kıldığı konularda kanun hükmünde kararname
çıkarılması gibi konulardır.
Bunlar
dışında yasalarla düzenlenmemiş bir alanda yürütme organının subjektif hakları etkileyen kural koyma yetkisi
bulunmamaktadır. Yürütmenin tüzük ve yönetmelik çıkartmak gibi klasik
düzenleme yetkisi, idarenin yasallığı ilkesi içerisinde sınırlı ve
tamamlayıcı bir yetkidir. Yasa koyucu, belli konularda gerekli kuralları
koyacak, çerçeveyi çizecek yasaların uygulanmasını sağlamak için idareye
belli düzenleme alanı bırakabilecektir.
Yürütme
organına düzenleme yetkisi veren bir yasa kuralının Anayasa’nın 7 inci
maddesine uygun olabilmesi için temel kuralları koyması, çerçeveyi çizmesi,
sınırsız ve belirsiz bir alanı yönetimin düzenlenmesine bırakmaması
gerekir. Çünkü, dayanağını Anayasa’nın 123 üncü
maddesindeki idarenin kuruluş ve görevlerinin yasa ile düzenleneceği
kuralından alan yönetimin yasallığı ilkesine ve Anayasanın 8 inci maddesine
göre, idarenin herhangi bir konuda asli düzenleme yetkisi yoktur. İdare
ancak yasalarla belirlenen sınırlar içerisinde bir düzenleme yapabilir.
İdareye sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmesi, yasama
yetkisinin Anayasanın 7 nci maddesine aykırı
biçimde devri anlamına gelir. Esasen Anayasa’nın 8 inci maddesinde yer
alan, "yürütme yetkisi ve görevi anayasaya ve kanunlara uygun olarak
kullanılır ve yerine getirilir" hükmünün anlamı da budur. Bu nedenle
İçişleri Bakanlığı’na verilen yönetmelikle düzenleme yetkisi Anayasaya
aykırıdır.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle 5216 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin üçüncü
fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlesi ile beşinci ve altıncı fıkrası;
Anayasa’nın 2 nci maddesindeki hukuk devleti
ilkesine, 11 inci maddedeki hukukun üstünlüğü ilkesine, 6 ncı, 7 nci ,8 inci, 123, 127, 162 ve 163 üncü maddelerdeki
kurallara aykırı olup, iptali gerekir.
5. 5216 sayılı Kanunun 9 uncu
maddesinin dördüncü fıkrasındaki “bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla”
ibaresi ile beşinci fıkrasının Anayasa’ya aykırılığı
5216
sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin dördüncü fıkrası ile getirilen
düzenlemeyle, ulaşım koordinasyon merkezi tarafından toplu taşıma ile
ilgili alınan kararların, bütün kamu
kurum ve kuruluşları için de bağlayıcı olduğu hükme bağlanmıştır.
Ulaşım
hizmetleri konusunda büyükşehir belediyesine
verilen yetkiler, eşgüdüm sağlamanın ötesindedir. Bu yetkiler, kurumların
tüzel kişiliklerinden doğan bağımsız karar alma yetkilerini yok etmektedir.
Koordinasyon
merkezinin alacağı karar, tarafların ortak mutabakatı ile alındığında sorun
yaşanmayabilir. Ama karar, ortak mutabakata dayanmıyorsa, her biri ayrı
kamu tüzel kişiliğini temsil eden tarafları, alınan kararlara uymak zorunda
bırakmak, koordinasyon sağlama görevini aşar. Kurumların kamu tüzel kişisi
olmaktan kaynaklanan bağımsız karar alma yetkilerini kullanılmaz hale
getirir.
Bir tüzel kişiliğin, diğer bir kamu tüzel kişiliği
adına kararlar alabilmesi ve aldığı kararlara diğer kamu tüzel kişilerinin
de aynen uymak zorunda olması söz konusu olamayacağı gibi, koordinasyon
merkezi tarafından toplu taşıma ile ilgili alınan kararların, bütün kamu kurum ve kuruluşları için de
bağlayıcı olduğu hükme bağlanarak, büyükşehir
belediyesi tüzel kişiliğine, devlet tüzel kişiliği ve diğer kamu tüzel
kişiliklerinden üstün bir kişilik verilmektedir.
Tüzel
kişiler, belli bir amacı gerçekleştirmek üzere bağımsız varlık şeklinde
örgütlenmiş, haklara ve borçlara sahip olabilen kişi ve mal
topluluklarıdır.
İdare
hukukumuzda devlet, bir tüzel kişi olarak kabul edilmiştir. Anayasanın
çeşitli maddelerinde (29/4, 82/1, 128/1, 161/1) devlet ve diğer kamu tüzel
kişilerinden bahsedilmektedir. Devlet tüzel kişiliği, merkezi idare ve
bünyesindeki diğer kamu tüzel kişilikleri, tek bir kamu tüzel kişiliğini
temsil eder. Diğer kamu tüzel kişileri ise, yer ve hizmet yönünden yerinden
yönetim kuruluşlarıdır.
Büyükşehir
belediyesi tüzel kişiliğini, Devlet tüzel kişiliğinden ve diğer kamu tüzel
kişiliklerinden üstün konuma getirmek anayasanın hukuk devleti ilkesine
açıkça aykırıdır. Böyle bir durum Anayasanın 127 nci
maddesinin birinci fıkrasındaki yerel yönetim tanımı ve ikinci fıkrasındaki
yerel yerinden yönetim ilkesi ile de bağdaşmaz.
Öte
yandan, 5216 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin beşinci fıkrası ile getirilen
düzenlemeyle koordinasyon merkezinin çalışma esas ve usulleri ile bu
kurullara katılacak kamu kurum ve kuruluş temsilcilerinin İçişleri
Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenmesi öngörülmektedir.
Anayasa’da
TBMM’nin yürütme organına hangi konularda ve koşullarda düzenleme yetkisi
verebileceği tek tek sayılmış ve sınırlanmıştır. Bunlar; vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin
muaflık, istisna ve indirimleriyle oranlarına ilişkin kurallarında aşağı ve
yukarı sınırlarının belirlenmesi koşuluyla düzenleme yapılması, ekonomik,
ticari, teknik ve idari andlaşmaların kanunla
uygun bulunmasına gerek görülmeden onaylanması, dış ticaret işlemleri
üzerine ek mali yükümlülükler konması, olağanüstü hal ve sıkıyönetim
süresince bu hallerin gerekli kıldığı konularda kanun hükmünde kararname
çıkarılması gibi konulardır.
Bunlar
dışında yasalarla düzenlenmemiş bir alanda yürütme organının subjektif hakları etkileyen kural koyma yetkisi
bulunmamaktadır. Yürütmenin tüzük ve yönetmelik çıkartmak gibi klasik
düzenleme yetkisi, idarenin yasallığı ilkesi içerisinde sınırlı ve
tamamlayıcı bir yetkidir. Yasakoyucu, belli
konularda gerekli kuralları koyacak, çerçeveyi çizecek yasaların
uygulanmasını sağlamak için idareye belli düzenleme alanı bırakabilecektir.
Yürütme
organına düzenleme yetkisi veren bir yasa kuralının Anayasa’nın 7 inci
maddesine uygun olabilmesi için temel kuralları koyması, çerçeveyi çizmesi,
sınırsız ve belirsiz bir alanı yönetimin düzenlenmesine bırakmaması
gerekir. Çünkü, dayanağını Anayasa’nın 123 üncü
maddesindeki idarenin kuruluş ve görevlerinin yasa ile düzenleneceği
kuralından alan yönetimin yasallığı ilkesine göre, idarenin herhangi bir
konuda asli düzenleme yetkisi yoktur. İdare ancak yasalarla belirlenen
sınırlar içerisinde bir düzenleme yapabilir. İdareye sınırları belirsiz bir
düzenleme yetkisi verilmesi, yasama yetkisinin devri anlamına gelir. Esasen
Anayasa’nın 8 inci maddesinde yer alan, "yürütme yetkisi ve görevi
anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir"
hükmünün anlamı da budur.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle 5216 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin dördüncü
fıkrasındaki “bütün kamu kurum ve kuruluşlarıyla” ibaresi ile beşinci
fıkrası; Anayasa’nın 2 nci maddesindeki hukuk
devleti ilkesine, 11 inci maddedeki hukukun üstünlüğü ilkesine, 6 ncı, 7 nci , 8 inci, 123 ve 127 nci
maddelerdeki kurallara aykırı olup, iptali gerekir.
6. 5216 sayılı Kanunun 14 üncü
maddesinin altıncı fıkrasındaki “olanlar dışındaki” ibaresinin Anayasa’ya
aykırılığı
Yerel
yönetimlerin görevli kılındıkları yöre halkının yerel ortak
gereksinimlerini etkinlikle yerine getirebilmeleri, özerk bir yapılanma
içinde tüzel kişiliğe sahip olmalarını gerektirir.
Anayasa
Mahkemesi, yerel yönetimler açısından özerkliği, “…Anayasa ve yasaların
belirlediği kamu hizmetlerinin önemli bir bölümünün yurttaşların yararına
olarak, yerel yönetimlerin sorumluluğu altında yerine getirilmesi
yetkisidir (E. 1988/18) biçiminde tanımlamıştır.
Yerel yönetimlerin özerkliği, daha
çok, organlarının yöre halkı tarafından seçilmesi ve bu organlarının karar
verme yetkilerinin bulunması biçiminde gözükür. Yerel yönetimlerin kuruluş ve görevleriyle yetkileri “yerinden
yönetim” ilkesine uygun olarak yasayla düzenlenir. Yerinden yönetimin en
belirgin özelliği, yöneticilerin o yerdeki seçmenlerin oylarıyla
seçilmesidir. Yerel yönetimlerin özerk kamu tüzelkişisi olarak
örgütlenmeleri de bu yönetimlerin karar alma ve aldıkları kararları
uygulama hakkına sahip bulunmalarına dayanmaktadır.
Büyükşehir belediyesine verilen bu
yetki, ilçe ve ilk kademe belediyeleri üzerinde vesayet denetimi yapma
yetkisidir. Bağımsız kararlar alabilmek, yerel yerinden yönetim olmanın,
özerkliğin temel koşullarından biridir. Büyükşehir belediyesine, hiçbir
istisna tanımadan ilçe ve ilk kademe belediyelerinin bütün kararlarını geri
gönderme yetkisinin verilmesi, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin
özerklikleri ile bağdaşmamaktadır.
Anayasa’nın 127 inci maddesinin
üçüncü fıkrası, büyük yerleşim merkezlerinde kanunla özel yönetim biçimleri
getirilebilmesini olanaklı kılmaktadır. Kanunlarla getirilecek özel yönetim
biçimlerinin yerel yönetimlerin temel özelliklerini bozacak nitelikte
olmaması, yerel yönetimlerin olmazsa olmaz özellikleri olan özerklikleri
ile bağdaşması gerekir.
Kanunla özel yönetim biçimleri
getirilebilir diyerek Büyükşehir belediyesine ilçe ve ilk kademe
belediyeleri üzerinde hiyerarşik denetim yapma yetkisi verilemeyeceği gibi;
aslında merkezi yönetim tarafından kullanılması gereken vesayet denetimi yetkisinin
de büyükşehir belediyelerine ilçe ve ilk kademe
belediyelerinin özerklikleri ile bağdaşmayacak şekilde verilmemesi gerekir.
Nitekim, Anayasa Mahkemesi, büyükşehir
belediye başkanı ile ilçe belediye başkanlarının aynı seçim çevresinde
seçilmesini öngören düzenlemeyi (Örneğin, Fatih’te oturan seçmenin Kartal,
Çankaya’da oturan seçmenin de Mamak belediye başkanı için oy kullanacak
olmasını) karar organları serbestçe oluşan, karar alma özgürlükleri
bulunan, merkezî yönetim ve onun hiyerarşisi dışında, seçimle oluşturulan
kendi organlarının aldığı kararları uygulama yetkisine de sahip olan bu
kuruluşların özerklikleri ile bağdaştırmayarak ve Anayasa’nın 127 inci
maddesine aykırı bularak iptal etmiştir.
Anayasanın 127 inci maddesinin
birinci fıkrasında ifadesini bulan yerel yerinden yönetim kuruluşları
Anayasada şöyle tanımlanmıştır: Mahalli idareler, il, belediye veya köy
halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları
kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler
tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir.
Anayasaya göre, yerel yerinden
yönetim, belli bir yörede oturanlara, salt orada oturmaları dolayısıyla
ortaya çıkan ortak gereksinimleri karşılamak amacıyla tanınan özerkliği
ifade etmektedir. Yerel yerinden yönetim kuruluşları, merkezi idarenin yani
Devlet tüzel kişiliğinin dışında yer alan kamu tüzel kişileridir. Bu
kuruluşlar kamu tüzelkişileri olduklarından, kendilerine ait iradeye sahip
olup, Devletten ayrı mal varlıkları, personeli ve bütçeleri mevcuttur.
Büyükşehir Belediyesi Kanununun 3
üncü maddesinde büyükşehir belediyesi; en az üç
ilçe veya ilk kademe belediyesini kapsayan, bu belediyeler arasında
koordinasyon sağlayan, kanunlarla verilen görev ve sorumlulukları yerine
getiren, yetkileri kullanan; idari ve mali özerkliğe sahip ve karar organı
seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişisi, olarak
tanımlanmıştır.
Görüldüğü üzere büyükşehir
belediyesi de diğer belediyeler gibi yerel yönetimdir. Diğerlerinden farklı
olarak, ilçe ve ilk kademe belediyeleri arasında koordinasyon sağlamakla
görevlendirilmiştir. Büyükşehir belediyesine verilen idari vesayet yetkisi
ilçe ve ilk kademe belediyelerinin özerklikleri ile bağdaşmalıdır.
Anayasanın, merkezi yönetim için
öngördüğü idari vesayet yetkisini yine Anayasada yer alan, büyük yerleşim
merkezleri için kanunla özel yönetim biçimleri getirilebilir, hükmüne
dayanarak ilçe ve ilk kademe belediyeleri için Büyükşehir belediyesine
vermek, ancak yerel yönetimlerin özerkliklerine kullanılmaz hale getirmemek
şartıyla mümkün olabilir.
Bağımsız kararlar alabilmek yerel
yerinden yönetim olmanın, özerkliğin temel koşullarından biridir.
Büyükşehir belediyesine, hiçbir istisna tanımadan ilçe ve ilk kademe
belediyelerinin bütün kararlarını geri gönderme yetkisinin verilmesi, ilçe
ve ilk kademe belediyelerinin özerklikleri ile bağdaşmadığı için 5216
sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin altıncı fıkrasındaki “olanlar dışındaki”
ibaresi Anayasa’ya aykırıdır.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle 5216 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin altıncı
fıkrasındaki “olanlar dışındaki” ibaresi,
Anayasa’nın 2 nci maddesindeki hukuk
devleti ilkesine, 11 inci maddedeki hukukun üstünlüğü ilkesine ve 127 nci maddesine aykırı olup, iptali gerekir.
7. 5216 sayılı Kanunun 18 inci
maddesinin birinci fıkrasının (l) bendinin Anayasa’ya aykırılığı
5216
sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 18 inci maddesinde büyükşehir belediyesi başkanının görev ve yetkileri
sayılırken, (l) bendinde, büyükşehir belediyesi
başkanının gerektiğinde görev ve yetkilerinden bir veya birkaçını ilçe veya
ilk kademe belediye başkanına devredebileceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa,
126 ncı maddesinde Merkezî idare, 127 inci
maddesinde Mahallî idareler olmak üzere idarenin kuruluşunu iki başlık,
altında düzenlemiş, merkezî idarede yetki genişliği esasını benimsemiştir.
Bu idare sisteminde karar mercii; merkezdeki yetkili devlet organlarıdır.
Merkezî idarenin, kendi hiyerarşisine bağlı olan görevlilere, belli
konularda, karar alma ve yerine getirme yetkisini tanıması olarak
nitelendirilen yetki genişliği ilkesinin uygulanmasında, merkezî idare
adına, bu idarenin bir memuru tarafından alınan kararlar merkezi idarece
her zaman değiştirilebilir, yerine yenileri oluşturulabilir.
Merkezî
idarede yetki genişliği esasını benimseyen Anayasa, mahallî idarelerde
yerinden yönetim ilkesini uygun bulduğunu 127 inci maddesinin ikinci
fıkrasında açıkça ortaya koymuştur. Anılan maddenin beşinci fıkrasına göre
merkezî idare mahallî idareler üzerinde, mahalli hizmetlerin idarenin
bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin
sağlanması, toplum yararının korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi
karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idarî
vesayet yetkisine sahiptir.
Ayrıca,
yetki devrinin hukuken geçerliliği, daha önce kanunda açıkça öngörülmüş
bulunmasına bağlıdır. Ancak, kamu hukukunda yetkiler ait olduğu organ,
makam görevlilerce bizzat kullanılmak üzere verildiğinden, yetki devri
istisnai durumlarda söz konusudur. Nitekim,
öğretide ve Danıştay içtihatlarında da yasayla bir makama verilmiş
yetkilerin bu makamca başka bir makama devri ya da başka bir makamlarca
kullanılmasına izin verilmesinin mümkün ve geçerli olmadığı kabul
edilmektedir.
Büyükşehir
belediye başkanının ilçe ve ilk kademe belediyeleri üzerinde hiyerarşik bir
yetkiye sahip olması ve bu yetkiye dayalı olarak yetki devretmesi,
Anayasa’ya göre mümkün değildir. Yetki devri ancak, aynı kamu tüzel kişiliği içinde
yer alan bir makamdan diğer bir makama doğru yapılan bir şeydir. İki ayrı
tüzel kişi arasında yetki devri olamaz.
Anayasanın
127 inci maddesinde, mahalli idarelerin kuruluş ve görevleri ile yetkileri
yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenlenir, denilmektedir.
Yerinden yönetim ilkesine uygun olmayan bu düzenleme Anayasanın 127 inci
maddesine aykırıdır.
Anayasa’nın
2 nci maddesinde Cumhuriyetin nitelikleri
arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa
ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan devlettir.
Anayasa’nın
herhangi bir maddesine aykırı olan bir hüküm, Anayasa’nın 11 inci
maddesindeki Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkeleri ile bağdaşmaz.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle 5216 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin birinci
fıkrasının (l) bendi, Anayasa’nın 2 nci
maddesindeki hukuk devleti ilkesine, 11 inci maddedeki Anayasanın üstünlüğü
ve bağlayıcılığı ilkesine ve 127 nci maddesine
aykırı olup, iptali gerekir.
8. 5216 sayılı Kanunun 22 nci maddesinin son fıkrasındaki “toplam memur sayısının
%10’unu ve” ibaresi ile “encümen kararıyla” ibaresinin Anayasa’ya
aykırılığı
5216
sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanununun 22 nci
maddesinin son fıkrasında, belediye memurlarına başarı durumlarına göre,
toplam memur sayısının %10’unu geçmemek üzere, encümen kararı ile yılda en
fazla iki ikramiye verilmesi öngörülmüştür.
Belediye
encümeni, belediyenin yürütme organıdır. Karar organı olarak değil, yürütme
organı olarak oluşturulan belediye encümenine, yürütme ile ilgili
görevlerin dışında karar organının alabileceği görevleri vermek, Anayasanın
127 inci maddesinin birinci fıkrasına açıkça aykırıdır.
Anayasa
yerel yönetimleri, karar organları, kanunda gösterilen seçmenler tarafından
oluşan kamu tüzel kişisi olarak tanımlamıştır. Büyükşehir Belediyesi
Kanunu’nun 16 ncı maddesinde belediye encümeninin
beş üyesinin seçilmişlerden beş üyesinin de atanmışlardan oluşması
öngörülmüştür. İçinde atanmışlarında bulunduğu encümenin yürütmeye ilişkin
görevler dışında karar organının alabileceği kararları alması Anayasa’nın
127 inci maddesine aykırıdır.
Öte
yandan, başarılı memur sayısı toplam memur sayısının %10’undan fazla sayıda
olabilir. 5216 sayılı yasadaki düzenleme yüzünden, aynı derecede başarılı
olan memurların bir kısmı yılda iki kez ikramiye alabilecek, bir kısmı ise,
salt %10 barajına takıldıkları için aynı derecede başarılı olmalarına
rağmen ikramiye alamayacaklardır. |