|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2004/67
Karar Sayısı : 2007/83
Karar Günü : 22.11.2007
İPTAL DAVASINI AÇAN : Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Haluk KOÇ, Oya ARASLI
ile birlikte 115 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU : 31.8.1956 günlü, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17.
maddesinin 17.6.2004 günlü, 5192 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle yeniden
düzenlenen üçüncü ve dördüncü fıkralarının, Anayasa’nın 2.,
11. ve 169. maddelerine aykırılığı savıyla iptalleri ve yürürlüklerinin
durdurulması istemidir.
I- İPTAL VE
YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMLERİNİN GEREKÇESİ
İptal ve
yürürlüğün durdurulması istemini içeren 23.7.2004 günlü dava
dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“1. 31.08.1956 tarih ve 6831 sayılı Orman Kanununun 17 nci maddesinin, (Anayasa Mahkemesi tarafından iptal
edilmeleri nedeniyle), 17.06.2004 tarih ve 5192 sayılı Kanunun 1 inci
maddesi tarafından yeniden düzenlenen üçüncü fıkrasının Anayasaya
Aykırılığı
5192
sayılı Kanunun Genel Gerekçesi’nde, izin konularının açık olarak tek tek belirtilmesi yoluyla, Anayasa Mahkemesinin iptal
gerekçesindeki Devlet Ormanlarında verilecek izinlerde “kamu yararı ve
zorunluluk aranması” şartına uyulduğu ifade edilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin 17.12.2002 tarih ve E.2000/75,
K.2002/200 sayılı Kararındaki “…kamu yararının bulunması ve zorunluluk
hallerinde Devlet ormanları üzerinde ancak irtifak hakkı tesisine olanak
tanınabilir” şeklindeki tümcesi ile kastedilen koşul, izin konularının
sayılması olmayıp; orman ekosisteminde gerçekleştirilmek istenilen
etkinliğin daha büyük kamu yararı yarattığının ortaya konulmasıdır.
A.
Tolunay – M. Korkmaz tarafından Süleyman Demirel Üniversitesi Dergisinde (8-1, 2004, 47-58) yayımlanan “Ormancılıkta Kamu Yararı
ve Üstün Kamu Yararı Üzerine Analizler” isimli inceleme yazısında:
“Orman
kaynaklarından topluma sağlanan faydaların tümünde “kamu yararı”
bulunmaktadır. Fakat, günümüzde orman
ekosistemlerinin kullanımında, başka etkinliğe izin verilmesi gibi
durumlarla karşılaşılmakta, bu etkinliğin gerçekleştirilmesinde de “kamu
yararı”nın var olduğu belirtilmektedir. Bu durumda, kamu yararı sağlayan
iki etkinlikten hangisinde “kamu yararının” daha çok olduğunun, hukuksal
anlamda “üstün kamu yararının” hangisinde olduğunun belirlenmesi
gerekmektedir.
Ormanda
hiç bir üretim yapılmasa bile, orman ekosisteminin işlev ve sürekliliğinin
devam ettirilmesi ile kamu yararı yerine gelmektedir. Bu nedenle; “orman
kaynağının sadece korunması ile kamu yararı oluştuğuna göre, bir orman
ekosisteminin bir başka etkinliğe tahsisi ya da orman alanları içinde bir
başka etkinliğe izin verilmesi için, talep konusu etkinliğin, sadece bir
kamu yararı yaratması değil daha büyük kamu yararı yaratıp, yaratmadığının
aranması” gerekmektedir.
Buna
göre, bir orman alanın başka bir etkinliğe tahsisinde aranması gerekli
önemli koşul, orman ekosisteminde gerçekleştirilmek istenilen etkinliğin
daha büyük kamu yararı yaratıp yaratmadığının öteki seçeneklerden ayrı
olarak irdelenmemesi koşuludur. Orman tahsisi istenilen etkinliğin orman
rejimi dışındaki bir başka alanda gerçekleştiriliyor olması
varsayılmaktadır. Orman ekosisteminin varlığını sürmesi durumunda kamu
yararı zaten gerçekleşmektedir. Üstelik ileriki dönemlerde bu ekosistem
geliştirilebilir, ayrıca gelecek kuşaklar için sistem daha büyük bir önem
kazanabilir.
Orman
ekosisteminin bir başka etkinliğe tahsisi: Bu durumda ise tahsis konusuna
bağlı olarak belli ölçülerde yapılaşma, alt yapı kurulması, kazı – dolduru, girişleri yasaklama, nüfus baskısı, kirlenme ... vb gibi pek çok
sonuç ortaya çıkabilmektedir. Bunun karşılığında gelir döviz artışı,
işlendirme, bilgi birikimi, bazı mal ve hizmet yetersizliklerinin hafifletilmesi ... gibi fayda
akımları ortaya çıkabilmektedir.
Böylece
sorun; bu iki seçenekten hangisinde daha büyük kamu yararı vardır?, şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Sorunun “bu
etkinliğin kamu yararı var/yok” bağlamına indirgenmesi de olanaklıdır.
Çünkü “kamu yararı” genelde esnek, yoruma bağlı, çok boyutlu, kolay
ölçülemeyen bir kavram olsa da seçenekler halinde ele alındığında karşılaştırma
olanağı ortaya çıkmaktadır.
Bir
fayda akımının “kamu yararı” kapsamına girebilmesi için doğacak faydanın
gerek mekan, gerekse toplum katmanları olarak
yaygın biçimde gerçekleşmesi gerekmektedir. Diğer taraftan bir kamu
yararına hangi maliyetler ile ulaşıldığı da dikkate alınması gereken bir
konudur. Sonuç olarak karar vermede dikkate alınması gereken ölçüt “net
kamu yararı”nın düzeyidir.”
denilerek
“ormancılıkta kamu yararı”nın nasıl anlaşılması gerektiği açıklıkla ve
isabetle ortaya konulmuştur.
İçinde
bulunduğumuz Yüzyıl’da çağdaş ormancılığın amacı, ormanın sürekliliğini
sağlayarak optimal yararlanmayı temin etmektir.
Ormanlar varlıkları ve sağladıkları yararlar itibariyle, toplumların yaşama
düzenlerini etkileyen doğal kaynakların başında gelmektedir. Ormanlar
ülkelerin ekonomik yaşamında olduğu kadar, sosyal yaşamlarında da büyük
öneme sahiptirler.
İnsanlığın
varoluşundan beri ormanlara ve elde edilen
çeşitli ürünlere ve hizmetlere sürekli gereksinme duyulmuştur. Ormanlar varoluşlarıyla topluma temiz hava, çevre sağlığı,
görsel zenginlik, toprağı koruma, iklimi iyileştirme ve su rejimini
düzenleme gibi hizmetleri aracısız olarak sunabilirler. Bununla birlikte
ormanlar, çeşitli nitelikteki ürünlerin kaynağı olarak büyük oranda öneme sahiptirler.
Bilindiği gibi bugün orman ürünlerinin (ana ve yan ürünler) 6 bin dolayında
kullanım yeri bulunmaktadır. Ancak, orman kaynaklarının bu fonksiyonlarını
gerçekleştirip topluma sunabilmeleri için öncelikle ülkemiz ormanlarının
sağlıklı bir yapıya kavuşturularak korunmaları ile mümkündür.
Türkiye’de
son yıllarda orman varlığının saptanması amacıyla yapılan çalışmalardan
(Türkiye Orman Envanteri) anlaşılacağı üzere 20.2
milyon hektardır. Buna göre ormanlarımız ülke alanının yüzde 26’sını
kaplamaktadır. Ormanlarımızın yüzde 44’ü ürün verebilen ‘verimli orman’
niteliğinde olup, geri kalan yüzde 56’sı da verim gücü düşük ya da bozuk
makilik ve çalılıkların oluşturduğu ‘verimsiz orman’ niteliğindedir. Canlı
bir varlık olan orman açıkta bulunması nedeniyle, canlı ve cansız birçok
etkenin oluşturduğu çeşitli tehlikelerle karşı karşıya bulunmaktadır.
Ülkemiz
ormanları için en tehlikeli yaratığın insan olduğu söylenebilir. İnsanların
ormanda yaptığı zararlar arasında orman yangınları, hayvanlarını otlatmaları,
tarla açmaları, kaçakçılık, ortam kirlenmesi vb. nedenlerle büyük oranda
tahrip edilerek alanları daralmış ya da tamamen çıplaklaşmıştır. Türkiye,
topraklarının önemli kısmı itibariyle erozyonun çok ilerlemiş olduğu bir
ülkedir.
Ülkemiz
nüfusunun 9 milyonu sayıları 17 bin 445 olan ormaniçi
ve kenarı köylerde yaşamaktadır. Bu da göstermektedir ki, Türkiye nüfusunun
yaklaşık yedide biri ormanlarla iç içe yaşamaktadır (Yrd.
Doç. Dr. Ali Küçükosmanoğlu Akşam Gazetesi, 9
Nisan 2003).
5192
sayılı Kanunun 1 inci maddesinin yeniden düzenleyerek 6831 sayılı Kanunun
17 nci maddesine eklediği üçüncü fıkra hükmü ile; savunma, ulaşım, enerji, haberleşme, su, atık su,
petrol, doğalgaz, altyapı ve katı atık bertaraf tesislerinin; sanatoryum,
baraj, gölet ve mezarlıkların; Devlete ait sağlık, eğitim ve spor
tesislerinin ve bunlarla ilgili her türlü yer ve binanın Devlet ormanları
üzerinde bulunmasına veya yapılmasında kamu yararı ve zaruret olması
halinde, gerçek ve tüzel kişilere bedeli mukabilinde Çevre ve Orman
Bakanlığınca izin verilebileceği öngörülmüştür. Bu suretle Devlet ormanı
üzerinde söz konusu tesislerle ilgili etkinlik, yerli ve yabancı özel
sermayeli kişi ve kuruluşlara yaptırılabileceğinden, bu düzenleme kamu
yararına aykırı uygulamalara ve ormanların daraltılmasına yol
açabilecektir.
WWF –
Türkiye’nin (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) ‘Ormanların Korunması ve
Sürdürülebilir Kullanımı’na yönelik yürüttüğü çalışma kapsamında bir rapor
yayımlamıştır. Bu rapor, büyük kentlerin temiz içme suyu gereksiniminde,
ormanların korunmasının insan sağlığı ve ekonomik açıdan büyük yarar
sağladığını göstermektedir. Rapora göre, büyük kentlerin çevresindeki
korunan ormanlar, yasadışı kullanımlar ve kaçak kerestecilik gibi
etkinlikler nedeniyle zarar görmektedir
Ormanlar
bir ülkenin doğal güzellik ve zenginlik kaynağıdır. Ormanların korunması,
çevremizin ağaçlandırılması hem yurdumuz, hem de dünyamız için özel önem
taşımaktadır. Bu nedenle, 27 Mart “Dünya Orman Günü” olarak her yıl
kutlanmaktadır.
Ormandan
beklenen maddi ve manevi yararların sağlanabilmesi, onun iyi bir şekilde
korunması ile mümkün olacaktır. Bugün en önemli doğal kaynaklardan biri
olan ormanların zararlı etkenlere karşı korunması, devletin ve bu arada
vatandaşların en önemli görevleri arasında yer almalıdır.
Anayasanın
169 uncu maddesinde,
“Devlet
ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları
koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni ormanlar
yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün
ormanların gözetimi Devlete aittir.
Devlet
ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet ormanları kanuna göre, Devletçe
yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zaman aşımı ile mülk edinilemez ve kamu
yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.
Ormanlara
zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların
tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz, münhasıran orman
suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok
etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına
alınamaz”
denilmekte ve bu suretle ormanların önemi üzerinde durulmaktadır.
Anayasa Mahkemesi kararlarında vurgulandığı üzere,
hukuk devletinin vazgeçilmez ögeleri içinde yer
alan yasaların kamu yararına dayanması ilkesiyle bütün kamusal girişimlerin
temelinde bulunması doğal olan kamu yararı düşüncesinin yasalara egemen
olması ve özellikle bir ülkenin en önemli doğal yaşam alanı olan ormanların
korunması için yasakoyucunun bu esası gözardı etmemesi ve bunu en iyi şekilde yansıtması
zorunludur. Günümüzde “kamu
yararı kavram yanında; “toplum yararı” “ortak çıkar”, “genel yarar” gibi
birbirinin yerine kullanılan kavramlarla anlatılmak istenen; tümünün
“bireysel çıkar” dan farklı onun, üstünde ya da
dışında ortak bir yararı amaçlamasıdır (Anym., T.
21.10.1992, E. 92/13, K. 92/50).
Anayasanın
169 uncu maddesinde orman alanları sadece kamu yararı varsa irtifak konusu
olabilmektedir ve mülkiyet devlette kalmak koşuluyla buralardan yararlanma
hakkı bir özel ya da tüzel kişiye tahsis edilebilir. Fakat yine aynı
maddeye göre “Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme izin
verilemez” denilmektedir.
Anayasamızda
bu konudaki açıklama çok net bir biçimde iken çeşitli vakıf üniversiteleri
İstanbul’un yakın çevresindeki orman alanlarının kullanım haklarını
hazineden almışlardır.
Anayasa
Mahkemesinin 13.09.2000 gün ve 2000/21 sayılı kararında,
“Anayasanın
169 uncu maddesinde, ormanların ülke yönünden taşıdığı büyük önem
gözetilerek, korunmaları ve geliştirilmeleri konusunda ayrıntılı
düzenlemelere yer verilmiştir. Bu özel ve ayrıntılı düzenlemenin ülkemizde
orman örtüsünün sürekli yok edilmesi gerçeğinden kaynaklandığı kuşkusuzdur.
Anayasanın 169 uncu maddesinin gerekçesinde de belirtildiği gibi maddenin
birinci fıkrası doğal kaynaklarımızın en önemlilerinden birisi olan
ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için Devlete gereken
tedbirleri alıp kanun koymayı ve bütün ormanların gözetimi ödevini
getirmektedir.
İkinci
fıkrada, Devlet ormanlarının yalnız Devletçe yönetilmesi ve işletmesinin
yasayla düzenleneceği, mülkiyeti ve yönetiminin özel kişilere devir
edilemeyeceği belirtilmekte, maksatlı olarak yapılan orman tahripleri,
ağaçlar ve ormanlara vaki tecavüzlerde ormanların zaman aşımı suretiyle
mülk edinilemeyeceği, kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamayacağı
kesin olarak hükme bağlanmış bulunmaktadır.
Ormanlara
zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemeyeceği hususu da
üçüncü fıkrada Anayasal bir hüküm olarak yer almaktadır.
Orman alanlarının dava konusu kuralda
öngörüldüğü biçimde vakıf üniversitelerine tahsisli ormanların korunması ve
bütünlüğünün bozulmaması ilkesiyle bağdaşmadığı gibi kamu yararının zorunlu
kıldığı durumlar arasında da kabul edilemez”
denilerek
28.12.1999 günlü 4498 sayılı “Yükseköğrenim Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanunun” orman alanlarının Vakıf Üniversitelerine
tahsisine ilişkin kısmını iptal etmiştir.
Anayasa
Mahkemesinin bu iptal kararı üzerine Danıştay, İstanbul Sarıyer Mavramoloz ormanlarındaki alanın 49 yıllığına Koç
Üniversitesi verilmesine ilişkin izin ve tahsis işlemini iptal etmiştir.
Geri
kazanılması bugünkü koşullarda olanaksız olan kaynakların korunması
açısından özellikle kent çevresindeki orman alanlarındaki tahsis
işlemlerinin sonlandırılması gerekmektedir. Bu işlemler İstanbul’un
kuzeyindeki yeşil kuşağa ciddi bir tehdit olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak
bu tehdit sadece tahsisi yapılan orman alanlarının tahribi ile sınırlı
değildir. Gerçekleştirilecek bir takım etkinliklerin ve yapılacak
yatırımların çekici bir odak yaratarak çevresinde yol açacağı değer artışı
ve yapılaşma, belki de kendi alanlarında yaratacaklarından daha büyük bir
tahribata yol açacaktır.
Sonuç olarak yapılan düzenleme; orman ekosisteminde
gerçekleştirilmek istenilen etkinliğin, orman ekosistemi dışında
gerçekleştirilmesinin mümkün olamaması, bu etkinliğin (sağlık, eğitim, spor
gibi tesislerin) daha büyük kamu yararı yaratması (etkinliğin sağlayacağı
kamu yararına en düşük toplumsal maliyetle ulaşılabilmesi) gibi koşulları
tanımlayan ve ortaya koyan hükümleri içermediğinden, Anayasa Mahkemesinin
kararında açıklanan Anayasaya aykırılık gerekçesinin gereklerini de
karşılamamaktadır.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle söz konusu hüküm Anayasanın 169 uncu maddesine
aykırıdır. Anayasaya aykırı bir hükmün Anayasanın 2 nci
maddesinde ifade edilen “hukuk devleti” ve Anayasanın 11 inci maddesinde
ifade edilen “Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı” ilkeleri ile
bağdaşmayacağı da açıktır.
6831 sayılı
Kanunun 17 nci maddesinin 5192 sayılı Kanunun
yeniden düzenlediği üçüncü fıkrasının yukarıda açıklanan gerekçelerle
Anayasanın 2, 11 ve 169 uncu maddelerine aykırı olduğu için iptal edilmesi
gerekmektedir.
2.
31.08.1956 tarih ve 6831 sayılı Orman Kanununun 17 nci
maddesinin, (Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi nedeniyle),
17.06.2004 tarih ve 5192 sayılı Kanunun 1 inci maddesi tarafından yeniden
düzenlenen dördüncü fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
6831
sayılı Kanunun 17 nci maddesinin yeniden
düzenlenmiş olan dördüncü fıkrasında, üçüncü fıkradaki düzenlemeyle
bağlantılı izin halleri ve koşulları gösterilmektedir. Üçüncü fıkradaki
düzenlemenin Anayasaya aykırılık gerekçeleri yukarıda açıklanmıştır.
Anayasaya aykırı bu düzenleme ile bağlantılı izin hallerini ve koşullarını
gösteren bir düzenlemenin de, aynı nedenlerle Anayasaya aykırı düşeceği
açıktır. Bu bakımdan 6831 sayılı Kanunun 17 nci
maddesinin 5192 sayılı Kanunun yeniden düzenlediği dördüncü fıkrasının
Anayasanın 2, 11 ve 169 uncu maddelerine aykırı olduğu için iptal edilmesi
gerekmektedir.
IV.
YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
Anayasamızın
169 uncu maddesinin orman alanlarının daraltılmasına yol açabilecek yasal
ve fiili çalışmaları sınırlayan hükümlerine aykırı, ormanların korunmasında
Devletin yüksek menfaatlerini gözönüne almaktan
uzak olan ve uygulanmaları halinde, ormanların bütünlüğünün bozulmasına ve
ormanların daraltılmasına yol açabileceği gibi ormanlara zarar verecek
faaliyetlere de imkan vereceğinden giderilmesi
olanaksız durum ve zararlara yol açacak olan iptali istenen bükümlerin,
iptal davası sonuçlanıncaya kadar yürürlüklerinin durdurulması
gerekmektedir.
V. SONUÇ
VE İSTEM
Yukarıda
açıklanan gerekçelerle,
1)
31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 17 nci
maddesinin (17.6.2004 tarih ve 5192 sayılı Kanunun 1 inci maddesinin
yeniden düzenlediği) üçüncü ve dördüncü fıkralarının iptaline,
2) Söz
konusu fıkraların yürürlüklerinin iptal davası sonuçlanıncaya kadar
durdurulmasına;
Karar
verilmesine ilişkin istemimizi saygı ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
31.8.1956 günlü, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun
yeniden düzenlenen üçüncü ve dördüncü fıkralarını da içeren 17. maddesi
şöyledir:
Madde 17- Devlet ormanları içinde bu ormanların korunması,
istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılacak her nevi bina ve tesisler
müstesna olmak üzere; her çeşit bina ve ağıl inşası ve hayvanların
barınmasına mahsus yerler yapılması ve tarla açılması, işlenmesi, ekilmesi
ve orman içinde yerleşilmesi yasaktır.
Devlet ormanlarının herhangi bir
suretle yanmasından veya açıklıklarından faydalanılarak işgal, açma veya
herhangi şekilde olursa olsun kesme, sökme, budama veya boğma yollariyle elde edilecek yerlerle buralarda yapılacak
her türlü yapı ve tesisler, şahıslar adına tapuya tescil olunamaz. Buralara
doğrudan doğruya orman idaresince el konulur. (Mülga cümleler: 17/06/2004 - 5192 S.K./1. md.) (Ek cümle: 17/06/2004 - 5192
S.K./1. md.) Yanan orman alanlarındaki her türlü emval Orman Genel
Müdürlüğünce değerlendirilir.
(İptal
fıkra: Anayasa Mah. 17/12/2002 tarih ve E. 2000/75, K. 2002/200; Yeniden
düzenlenen fıkra: 17/06/2004 - 5192 S.K./1. md.)
Savunma, ulaşım, enerji, haberleşme, su, atık su, petrol, doğalgaz, altyapı
ve katı atık bertaraf tesislerinin; sanatoryum, baraj, gölet ve
mezarlıkların; Devlete ait sağlık, eğitim ve spor tesislerinin ve bunlarla
ilgili her türlü yer ve binanın Devlet ormanları üzerinde bulunması veya
yapılmasında kamu yararı ve zaruret olması halinde, gerçek ve tüzel
kişilere bedeli mukabilinde Çevre ve Orman Bakanlığınca izin verilebilir.
Devletçe yapılan ve/veya işletilenlerden bedel alınmaz. Bu izin süresi kırkdokuz yılı geçemez. Bu alanlarda Devletçe
yapılanların dışındaki her türlü bina ve tesisler iznin sona ermesi halinde
eksiksiz ve bedelsiz olarak Orman Genel Müdürlüğünün tasarrufuna geçer. Söz
konusu tesisler Orman Genel Müdürlüğü veya Çevre ve Orman Bakanlığı
ihtiyacında kullanılabilir veya kiraya verilmek suretiyle
değerlendirilebilir. İzin amaç ve şartlarına uygun olarak faaliyet gösteren
hak sahiplerinin izin süreleri; yer, bina ve tesislerin rayiç değeri
üzerinden belirlenecek yıllık bedelle doksandokuz
yıla kadar uzatılabilir. Bu durumda devir işlemleri uzatma süresi sonunda
yapılır. Verilen izinler amaç dışında kullanılamaz.
(İptal
fıkra: Anayasa Mah. 17/12/2002 tarih ve E. 2000/75, K. 2002/200; Yeniden
düzenlenen fıkra: 17/06/2004 - 5192 S.K./1. md.)
Yukarıdaki fıkrada belirtilen bina ve tesislerin hükmi şahsiyeti haiz amme
müesseselerine ait ormanlarda veya hususi ormanlarda yapılmak istenmesi
halinde de Çevre ve Orman Bakanlığınca izin verilebilir. Bu takdirde
kullanım bedeli, süresi, yapılan bina ve tesislerin devri gibi hususlar
genel hükümlere uygun olarak taraflarca tespit edilir.
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava
dilekçesinde, Anayasa’nın 2., 11. ve 169.
maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca
Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya
KANTARCIOĞLU, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN,
Fazıl SAĞLAM, A. Necmi ÖZLER ve Serdar ÖZGÜLDÜR’ün katılımlarıyla 8.9.2004 günü yapılan ilk
inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin bu konudaki raporun
hazırlanmasından sonra karara bağlanmasına, oybirliğiyle karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, iptali istenen Yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava dilekçesinde, yapılan düzenlemenin Anayasa
Mahkemesi’nin konuya ilişkin 2002/200 sayılı kararında belirtilen iptal
gerekçesinin gereklerini karşılamadığı, söz konusu hükümde kastedilen
koşulun, izin konularının sayılması olmayıp, orman ekosisteminde
gerçekleştirilmek istenilen etkinliğin, orman ekosistemi dışında
gerçekleştirilmesinin mümkün olamaması, bu etkinliğin daha büyük kamu
yararı yaratması gibi koşulları tanımlayan ve ortaya koyan hükümleri
içermesi gerektiği, iptali istenen hükümlerde ise bu hususa yer verilmediği
belirtilmiş ve dava konusu yasa kurallarının Anayasa’nın 2., 11. ve 169. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Yasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında, savunma, ulaşım, enerji,
haberleşme, su, atık su, petrol, doğalgaz, altyapı ve katı atık bertaraf
tesislerinin, sanatoryum, baraj, gölet ve mezarlıkların; Devlete ait
sağlık, eğitim ve spor tesislerinin ve bunlarla ilgili her türlü yer ve
binanın Devlet ormanları üzerinde bulunması veya yapılmasında kamu yararı
ve zaruret olması halinde Çevre ve Orman Bakanlığınca izin verilebileceği,
dördüncü fıkrasında ise üçüncü fıkrada belirtilen bina ve tesislerin hükmi
şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ormanlarda veya hususi ormanlarda
yapılmak istenmesi halinde de Çevre ve Orman Bakanlığınca izin
verilebileceği hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti
ilkesinin, yasaların kamu yararı amacıyla çıkarılmasını içerdiği açıktır.
Anayasa’nın
169. maddesinde, ormanların ülke yönünden taşıdığı büyük önem gözetilerek,
korunmaları ve geliştirilmeleri konusunda ayrıntılı düzenlemelere yer
verilmiştir. Bu özel ve ayrıntılı düzenlemelerin ülkemizde orman örtüsünün
sürekli yok edilmesi gerçeğinden kaynaklandığı kuşkusuzdur. Belirtilen
maddenin birinci fıkrası gereğince, Devlet, doğal kaynakların en
önemlilerinden birisi olan ormanların korunması ve sahalarının
genişletilmesi için gereken tedbirleri almak ve bütün ormanların korunması
ödevini yerine getirmek zorundadır. İkinci
fıkrada da, “Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet
ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar
zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu
olamaz” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, kamu yararının zorunlu
kıldığı durumlarda devlet ormanları irtifak hakkına konu olabilecektir.
Anayasa Mahkemesinin 17.12.2002
günlü, E.2000/75, K.2002/200 sayılı kararında da belirtildiği üzere, Devlet
ormanlarının gerçek ve tüzel kişilere irtifak hakkı yoluyla tahsisi,
karayolları, telefon, elektrik, su, gaz, petrol boru isale hatları, savunma
tesisleri, sanatoryum gibi öncelikli kamu hizmetlerine ilişkin bina veya
tesislerin orman arazileri üzerinde yapılması zorunluluğunun bulunduğu
hallerle sınırlıdır. Önemli
olan husus, bu hizmetlere ilişkin bina ve tesislerin Devlet ormanları
üzerinde bulunması veya yapılmasındaki kamu yararının, orman arazisinin bu
hizmetlere tahsisini zorunlu hale getirmesidir. Bu çerçevede, kamu
yararının zorunlu kıldığı hallerin, talep edilen faaliyetin orman
ekosistemi dışında gerçekleştirilmesi imkanı
bulunup bulunmadığı hususu gözetilmek suretiyle belirlenmesi gerekir.
İptali istenen 6831 sayılı Yasa’nın 17. maddesinin
üçüncü fıkrasında, Devlet ormanları üzerinde yapılabilecek bina ve
tesislerin hangi kamu hizmetlerine ilişkin olması gerektiği tek tek sayılmak suretiyle belirlenmiş, söz konusu bina ve
tesislerin yapılabilmesi için kamu yararı ile zaruret halinin birlikte gerçekleşmesi
gerektiği vurgulanmıştır. İptali istenen 17. maddenin dördüncü fıkrasında
ise üçüncü fıkrada belirtilen bina ve tesislerin hükmi şahsiyeti haiz amme
müesseselerine ait ormanlar veya hususi ormanlarda yapılmak istenmesi
halinde üçüncü fıkra ile bağlantılı izin halleri ve koşulları
düzenlemiştir. İptali istenen hükümlerde belirtilen zaruret halini, talep
edilen faaliyetin orman ekosistemi dışında gerçekleştirilmesi imkanı bulunmaması durumu olarak anlamak gerekir.
Bu açıklamalar çerçevesinde, iptali
istenen kurallarda Anayasa
Mahkemesi’nin belirtilen kararı ile Anayasanın
169. maddesindeki ilkeler doğrultusunda kamu yararı, zorunluluk veya
kaçınılmazlık ölçütlerine yer verilmiş olduğundan Anayasa’nın 2., 11. ve 169. maddelerine aykırılık görülmemiştir.
İptal isteminin reddi gerekir.
Mehmet ERTEN, Şevket APALAK ve Zehra
Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
31.8.1956 günlü, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17.
maddesinin 17.6.2004 günlü, 5192 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle yeniden
düzenlenen üçüncü ve dördüncü fıkralarına yönelik iptal istemleri,
22.11.2007 günlü, E. 2004/67, K. 2007/83 sayılı kararla reddedildiğinden,
bu fıkralara ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE, 22.11.2007
gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
VI- SONUÇ
31.8.1956 günlü, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17.
maddesinin 17.6.2004 günlü, 5192 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle yeniden
düzenlenen üçüncü ve dördüncü fıkralarının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE, Mehmet ERTEN, Şevket APALAK ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA, 22.11.2007 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Sacit
ADALI
|
|
|
|
|
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Mustafa YILDIRIM
|
|
|
|
|
|
Üye
A. Necmi ÖZLER
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
|
|
|
|
Üye
Serruh
KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
|
|
|
KARŞIOY
Anayasa Mahkemesi’nin 7.5.2007 günlü, E:2006/169 K:2007/55
sayılı değişik gerekçe ile katıldığım kararının, değişik gerekçe bölümünde
de belirttiğim gibi Anayasa’nın 169.
maddesinde ormanların ülke yönünden
taşıdığı büyük önem gözetilerek, korunmaları ve geliştirilmeleri konusunda
ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir. Bu düzenlemelerin, ülkemizde orman
örtüsünün sürekli yok edilmesi gerçeğinden ve sürdürülebilir ekolojik dengenin korunabilmesi için de ormanların,
orman olarak korunması zorunluluğundan kaynaklandığı kuşkusuzdur.
Anılan maddede, Devletin, ormanların korunması ve
sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyacağı ve tedbirleri
alacağı, bütün ormanların gözetiminin Devlete ait olduğu, Devlet
ormanlarının; mülkiyetinin devredilemeyeceği, kanuna göre Devletçe
yönetilip işletileceği, zamanaşımı ile mülk edinilemeyeceği, kamu yararı
dışında irtifak hakkına konu olamayacağı, yine ormanlara zarar verebilecek
hiç bir faaliyet ve eyleme izin verilemeyeceği ifade edilmiştir.
Devlet ormanlarında kamu yararı dışında irtifak
hakkı tesis edilemeyeceğine ilişkin hüküm ile irtifak hakkı tesis
edilebilmesi kamu yararı bulunması koşuluna bağlanmıştır. Buna göre,
Anayasa, Devlet ormanlarının özel mülkiyete konu edilmesine izin
vermemekte, kamu yararının bulunması halinde ise sadece irtifak hakkı tesis
edilmesine olanak tanımaktadır.
Anayasa’nın, Devlet ormanlarında, gerçek ve tüzel
kişilere irtifak hakkı tesis edilebilmesi için öngördüğü kamu yararı ise
yerine getirilmek istenen kamu hizmetinin üstün bir kamu yararına
dayanmasını ve bunun yerine getirilebilmesi için de Devlet ormanlarına ait
alanların kullanılmasının zorunlu bulunmasını gerekli kılmaktadır. Ancak,
bu durumunda kamu yararının varlığından söz edilerek Devlet ormanlarında
irtifak hakkı tesis edilebilecektir. Böylece, her kamu yararı üstün bir
kamu yararı olarak kabul edilemeyecek ve üstün kamu yararı taşıdığı kabul
edilen hizmetin, orman ekosistemi dışında gerçekleştirilmesinin imkansız olması da mutlak surette aranacaktır. Nitekim,
Anayasa Mahkemesi’nin 17.12.2002 günlü, 2000/75 - 2002/200
sayılı kararında kastedilen ölçüt de bu olup, izin konularının sayılarak
belirtilmesi değildir.
Bu nedenle İrtifak hakkına konu olan hizmetin,
orman ekosistemi dışında gerçekleştirilmesinin mümkün olmaması ve bu
hizmetin daha büyük kamu yararı yaratması gibi koşulları içermeyen, sadece
“kamu yararı” ve “zaruret” gibi her hizmet de varlığı iddia edilebilecek
sözcüklere yer veren kurallar Anayasa’nın 2. ve 169. maddelerine aykırıdır.
Öte yandan, yasakoyucu,
Anayasa’nın 169. maddesinde öngörülen “kamu yararı” kavramını iptali
istenilen kuralda sayılan kamu hizmetleriyle sınırlandırılmıştır. Buna
göre, bir kamu hizmeti üstün kamu yararına dayansa ve zorunluluk bulunsa
bile sayılan kamu hizmetleri içinde olmadığı takdirde irtifak hakkı
tesisine konu edilemeyecektir. Bu durum ise kaynağını Anayasa’dan almayan
bir yetkinin, yasakoyucu tarafından kullanılması
anlamını taşımaktadır. Kurallar, bu yönüyle de Anayasa’nın 6. maddesine
aykırıdır.
Yukarda açıklandığı üzere, Anayasa’nın 2., 6.ve 169. maddelerine aykırı olan kuralların iptaline
karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle redde ilişkin çoğunluk görüşüne
katılmadım.
Üye
Mehmet
ERTEN
AZLIK OYU
Anayasa’nın 169. maddesinde ormanların korunması ve
geliştirilmesine özel önem verilerek, doğal varlık olarak ormanlar anayasal
kurallara bağlanmıştır. Anılan maddeye göre; Devlet ormanlarının mülkiyeti
devrolunamaz, zamanaşımı ile mülk edinilemez, kamu yararı dışında irtifak
haklarına konu olamaz, ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyete ve
eyleme müsaade edilemez, ormanları yok etmek veya daraltmak amacıyla
işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz.
Ormanlarla ilgili koruyucu ve yaşatıcı nitelikte bu
kuralların öngörüsü ve amacı açıktır. Çoğunluğu ağaçlar
olmak üzere her türde bitki ve canlının yıllar aşarak birlikte oluşturduğu
orman varlığının insanlara, diğer canlılara ve doğaya sunduğu sağlıklı
soluma, imgesel etkinlik, çevre sağlığı, toprağı zenginleştirme ve koruma,
iklimi dengeli tutma, su kaynaklarını ve doğal akışları düzenleme, orman
ürünleriyle yaşamı kolaylaştırma ve ürünleriyle çeşitli katkılar sağlama
işlevleri yoksanamaz gerçeklerdir. Bu
yararlar Anayasa’ya, Devlet ormanlarının mülk edinilmemesi, ormana zarar
verilmemesi ve orman suçlusunun bağışlanmaması gibi yasaklar olarak
yansımıştır. Kullanma hakkı ise kamu yararına bağlanmış ve orman varlığının
bu kullanımdan zarar görmemesi temel koşuluyla sınırlandırılmıştır.
Bu bakımdan ormanların kullanılmasında ölçüt olan kamu
yararının belirgin ve somut ögelerinin, yönetimlerin
uygulamalarına bırakılmadan ve nesnelliği sağlamak için yasalarda açıklıkla
gösterilmesi gerekir. Çünkü her yönetsel uğraşta davaya konu edilen
kuraldaki gibi “kamu yararı” ve “zaruret” koşulları bulunabilir veya
gerekçelendirilebilir. “Nedenleri saklı işlemler” ayrıştırmasının
göstergeleri olan bu kavramların, anayasal orman kavramının kaçınılmaz
gerekleri karşısında içerikli bir bütünlüğe ulaşmaları yaşamsal önemdedir.
Burada öne çıkacak olgu, ormanların bulundukları coğrafya gözetilerek
sağladıkları yararlardan daha üst bir yararı gerçekleştireceği varsayılan hizmete
ilişkin ilkelerin belirlenmesi ve idari işlem akışının yönteme
bağlanmasıdır. Bunlar yanında, ormandan daha üstün kamu yararını gerektiren
etkinliğin gerçekleştirilmesindeki zorunluluğun değil, ormanda yapılmasındaki
kaçınılmaz zorunluluğun göstergelerinin açıklanmış olmasıdır.
Bu durumda, soyut nitelikteki “kamu yararı ve
zorunluluk” kavramlarını somutlaştırmayan kuralda belirginlik ve kamusal
yararının tartışılmaz gerçekleştirilmesine yönelik ilkelerden yoksunluk
nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesinde öngörülen hukuk devletine uyarlık
yoktur.
Öte yandan, daha önceki kuralı iptal eden Anayasa
Mahkemesi öncelikli kamu hizmetlerini saymış ve (gibi) edatıyla sınırlandırmıştır.
Bu anlatım sayılanları çoğaltmaya olanaklı değilse de, yapılacak
eklemelerin aynı işlevler taşıyan öncelikli kamu hizmetleri arasında
olması, öncelikli kamu hizmeti, kamu yararı ve zorunluluk ölçütleriyle
belirginleştirilmesi gerekir. Bu bağlamda; ulaşım, haberleşme, baraj,
gölet, mezarlık, sağlık, eğitim ve spor gibi başka hizmetlere de maddede
yer verilmiş, ancak kapsamlarının genişliği nedeniyle ormanla kaçınılmazlığı
ortaya konamamıştır. Başka bir anlatımla Yasa’nın saydığı kimi hizmetler
belirtilirken genel bir başlıkla yetinilmiş, hizmetin farklı nitelik ve
nicelikler içerebilen dal veya kollarının belirtilmesi yoluna
gidilmemiştir. Bunların uygulamaya bırakılmaması, önceki Anayasa Mahkemesi
kararında belirtildiği gibi öncelikli kamu hizmetleri kapsamında
somutlaştırılması ve temel ölçütlerle bağının kurulması gerekirdi. Bu
eksiklik kuralın, Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığını düzenleyen
Anayasa’nın 153. maddesiyle çelişmesi sonucunu doğuracaktır.
Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 2. ve 153.
maddelerine aykırı kuralın iptali gerekeceği oyuyla karara karşıyım.
Üye
Şevket
APALAK
KARŞIOY
GEREKÇESİ
İptali istenilen Yasa kuralı 31.8.1956 tarih ve
6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17. maddesinin 17.6.2004 tarih ve 5192 sayılı
Yasa’nın 1. maddesiyle yeniden düzenlenen üçüncü ve dördüncü fıkraları
olup; “Savunma, ulaşım, enerji, haberleşme, su, atık su, petrol, doğalgaz,
altyapı ve katı atık bertaraf tesislerinin; sanatoryum, baraj, gölet ve
mezarlıkların; Devlete ait sağlık, eğitim ve spor tesislerinin ve bunlarla
ilgili her türlü yer ve binanın Devlet ormanları üzerinde bulunması veya
yapılmasında kamu yararı ve zaruret olması halinde gerçek ve tüzel kişilere
bedeli mukabilinde Çevre ve Orman Bakanlığı’nca izin verilebilir…”
“Yukarıdaki fıkrada belirtilen bina ve tesislerin
hükmü şahsiyeti haiz amme müesseselerine ait ormanlarda veya hususi
ormanlarda yapılmak istenmesi halinde de Çevre ve Orman Bakanlığı’nca izin
verilebilir…” hükümleridir.
Anayasa’nın “Ormanların korunması ve
geliştirilmesi” başlıklı 169. maddesinde “Devlet, ormanların genişletilmesi
için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde
yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık
yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi Devlete aittir.
Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. Devlet
ormanları kanuna göre, Devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar
zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu
olamaz.
Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve
eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasi
propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af
çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla
işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz.” denilmektedir.
Anayasa’da yer alan bu düzenleme ile ormanların
ülke yönünden taşıdığı büyük önem gözetilerek korunmaları ve
geliştirilmeleri konusunda ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir. Bu özel
ve ayrıntılı düzenlemelerin ülkemizde orman örtüsünün sürekli yok edilmesi
gerçeğinden kaynaklandığı kuşkusuzdur. Anayasa’nın 169. maddesinin birinci
fıkrası gereğince Devlet, doğal kaynaklarımızın en önemlilerinden birisi
olan ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gereken
tedbirleri alıp kanun koymak ve bütün ormanların gözetimi ödevini yerine
getirmek durumundadır.
Devlet ormanlarında kamu yararı dışında irtifak
hakkı tesis edilemeyeceğine ilişkin hüküm ile irtifak hakkı tesis
edilebilmesi kamu yararı bulunması koşuluna bağlanmıştır. Anayasa’nın devlet ormanlarında gerçek ve tüzel kişilere
irtifak hakkı tesis edilebilmesi için öngördüğü kamu yararı; Devlet
ormanlarına ait alanların kullanılmasının zorunlu bulunduğu hallerle
sınırlı olmasını bu bağlamda, ormanların olduğu gibi muhafaza edilmesindeki
kamu yararı ve zorunluluk ile orman alanlarında yapılması istenen
faaliyetlerden beklenen kamu yararı ve zaruret bulunması
(zorunluluk-kaçınılmazlık) koşullarının göz önünde bulundurulmasını
gerektirmektedir.
Dava konusu kural ise; ormanların korunmasında
devletin yüksek menfaatlerini göz önünde tutmaktan uzak olan ve
uygulanmaları halinde ormanların bütünlüğünün bozulmasına ve orman
alanlarının daraltılmasına yol açabileceği gibi ormanlara zarar verecek
faaliyetlere de imkan vereceğinden Anayasa’nın
169. maddesinin orman alanlarının daraltılmasına yol açabilecek yasal ve
fiili çalışmaları sınırlayan hükmüne aykırı bulunmaktadır.
Diğer taraftan, iptali istenilen hükümlerden önceki
düzenlemeler olan 6831 sayılı Yasa’nın 17. maddesinin üçüncü ve dördüncü
fıkralarının; Anayasa Mahkemesi’nin 17.12.2002 gün ve K.2002/200 sayılı
kararı ile “Devlet ormanlarının gerçek ve tüzel kişilere tahsisinin
karayolları, telefon, elektrik, su, gaz, petrol boru isale hatları, savunma
tesisleri, sanatoryum gibi öncelikli kamu hizmetlerinin ormandan ya da
anılan bina ve tesislerin orman arazileri üzerinde yapılması zorunluluğu
bulunduğu hallerle sınırlı olması gerekir. Başka bir anlatımla kamu yararının bulunması ve
zorunluluk hallerinde Devlet ormanları üzerinde ancak irtifak hakkı
tesisine olanak tanınabilir. Öte yandan, Anayasa’nın 169.
maddesiyle ormanların özel olarak korunduğu gözetilerek bu maddede geçen
kamu yararı kavramının hangi durumları kapsadığının yasayla belirlenmesi
gerekirken, bu yola gidilmeyerek söz konusu kavramın kapsamı ve içeriğinin
tespitinin idareye bırakılması, yasama yetkisinin devredilemeyeceği
ilkesiyle de bağdaşmamaktadır.” gerekçesiyle, kural Anayasa’nın 7. ve 169.
maddelerine aykırı görülerek iptal edilmiştir.
Anayasa’nın 169. maddesi hükmü ile birlikte
değerlendirildiğinde Anayasa Mahkemesi’nin; iptal kararının gerekçesinde
yer alan “kamu yararı bulunması ve zorunluluk hallerinde Devlet ormanları üzerinde
ancak irtifak hakkı tesisine olanak tanınabilir” şeklindeki ibarede,
amaçlanan koşul izin konularının sayılması olmayıp, orman ekosisteminde
gerçekleştirilmek istenen etkinliğin daha büyük kamu yararı yarattığının
ortaya konulmasıdır. Başka bir ifade ile orman tahsisi istenilen etkinliğin
orman dışında bir başka alanda gerçekleştirilmesinin mümkün olamaması, bu
etkinliğin daha büyük kamu yararı yaratması gibi koşulların tanımlanması
istenilmektedir.
Bu haliyle de söz konusu hüküm Anayasa Mahkemesi
kararında açıklanan Anayasa’ya aykırılık gerekçesinin gereklerini
karşılamamaktadır.
Açıklanan nedenlerle iptali istenilen 6831 sayılı
Orman Yasası’nın 17.6.2004 tarih ve 5192 sayılı Yasa ile yeniden düzenlenen
17. maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkrası hükmü Anayasa’nın 2., 11., 153. ve 169. maddelerine aykırılık oluşturduğu
düşüncesi ile verilen karara karşıyım.
Üye
Zehra
Ayla PERKTAŞ
|