|
29 Mart 2008 CUMARTESİ
|
Resmî
Gazete
|
Sayı : 26831
|
|
ANAYASA
MAHKEMESİ KARARI
|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas
Sayısı : 2005/151
Karar
Sayısı : 2008/37
Karar
Günü : 3.1.2008
İTİRAZ
YOLUNA BAŞVURAN MAHKEMELER:
1- Eskişehir 2. Sulh Ceza
Mahkemesi (Esas:
2005/151 )
2- Akdağmadeni Sulh Ceza
Mahkemesi (Esas:
2005/155)
3- Seferihisar Sulh Ceza
Mahkemesi (Esas:
2005/160)
4- Seferihisar Sulh Ceza
Mahkemesi (Esas:
2005/161)
5- Çarşamba Sulh Ceza Mahkemesi (Esas:
2005/162)
6- Ulus Sulh Ceza Mahkemesi (Esas:
2005/164)
7- Kadıköy 2. Sulh Ceza
Mahkemesi (Esas:
2006/3)
8- Marmaris Sulh Ceza Mahkemesi (Esas:
2006/5)
9- Seferihisar Sulh Ceza
Mahkemesi (Esas:
2006/6)
10- Nazilli Sulh Ceza Mahkemesi (Esas:
2006/7)
11- Nazilli Sulh Ceza Mahkemesi (Esas:
2006/8)
12- Çardak Asliye Ceza Mahkemesi (Esas:
2006/18)
13- Seferihisar Sulh Ceza
Mahkemesi (Esas:
2006/27)
14- Küçükçekmece 1. Sulh Ceza
Mahkemesi (Esas:
2006/29)
15- Haymana Sulh Ceza Mahkemesi (Esas:
2006/30)
16- Haymana Sulh Ceza Mahkemesi (Esas:
2006/31)
17- Tokat Sulh Ceza Mahkemesi (Esas:
2006/32)
18- Gevaş Sulh Ceza Mahkemesi (Esas:
2006/39)
19- Kazan Sulh Ceza Mahkemesi (Esas:
2006/40)
20- Sındırgı Sulh Ceza Mahkemesi (Esas:
2006/41)
21- Pozantı Asliye Ceza
Mahkemesi (Esas:
2006/59)
22- Balıkesir 1. Sulh Ceza
Mahkemesi (Esas:
2006/62)
23- Yozgat Sulh Ceza Mahkemesi (Esas:
2006/63)
24- İskenderun 5. Asliye Ceza
Mahkemesi (Esas:
2006/87)
25- Kiğı Sulh Ceza Mahkemesi (Esas:
2006/115)
26- Karşıyaka 1. Sulh Ceza
Mahkemesi (Esas:
2006/126)
27- İstanbul 1. Sulh Ceza
Mahkemesi (Esas:
2006/160)
28- Ermenek Sulh Ceza Mahkemesi (Esas:
2006/164)
29- Ermenek Sulh Ceza Mahkemesi (Esas:
2006/165)
30- Ermenek Sulh Ceza Mahkemesi (Esas:
2007/10)
31- Ordu 1. Asliye Ceza
Mahkemesi (Esas:
2007/40)
32- Derik Sulh Ceza Mahkemesi (Esas:
2007/106)
33- Bafra Sulh Ceza Mahkemesi (Esas:
2007/111)
34- Sinop Sulh Ceza Mahkemesi (Esas:
2007/113)
İTİRAZLARIN KONUSU : 26.09.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun
86. maddesinin 31.3.2005 günlü 5328 sayılı Yasayla değiştirilen (3) numaralı fıkrasının Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 2.,
5., 6., 10., 11., 12., 13., 17., 19., 20., 36., 38., 41. ve 74. maddelerine
aykırılığı savıyla iptali ve yürürlüğünün durdurulması istemidir.
I
- OLAY
Bakılmakta olan davalarda, itiraz konusu
kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan mahkemeler iptali ve
yürürlüğünün durdurulması için başvurmuşlardır.
II
- İTİRAZLARIN GEREKÇELERİ
İtiraz yoluna başvuran Mahkemelerin
gerekçelerinde özetle; basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüdeki
yaralama suçlarında üçüncü kişiler hakkında soruşturma ve kovuşturma
yapılabilmesi için şikâyet şartı aranırken, üstsoya, altsoya, eşe veya
kardeşe karşı işlenen aynı nitelikteki yaralama suçunun şikâyet olmaksızın
doğrudan takip edildiği; sanığın üçüncü kişilere nazaran daha ağır şekilde
cezalandırıldığı; şikâyetten vazgeçme hakkının sınırlandırılmasının aile içi
şiddetin artmasına neden olduğu, bu durumun aile birliğini bozduğu; etkili
eylemde bulunan kişilerin iki defa cezalandırılma sonucuyla karşı karşıya
kaldığı; evlilik birliği dışında yaşayan çiftler arasındaki basit tıbbi
müdahaleyle giderilebilecek yaralamaların şikâyete bağlı olması nedeniyle
eşit korumanın sağlanamadığı; aynı şekilde Türk Ceza Kanunu’nda cezanın
miktarı, mağdurlar üzerindeki sosyal ve psikolojik etkisi ve benzer
yönleriyle yaralama suçundan daha ciddi bir suç olan aile içi cinsel saldırı
suçunun (m.102) takibi şikâyete bağlı olduğu halde, basit yaralama suçunun re’sen takip edildiği belirtilerek, Kural’ın Anayasa’nın
Başlangıç’ı ile 2., 5., 6., 10., 11., 12., 13., 17.,
19., 20., 36., 38., 41. ve 74. maddelerine aykırı olduğu ve iptal edilmesi
gerektiği ileri sürülmüştür.
III
- YASA METİNLERİ
A
- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
26.9.2004
günlü ve 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun itiraz konusu kuralı içeren “Kasten Yaralama” başlıklı 86. maddesi
şöyledir:
“(1) Kasten başkasının vücuduna acı
veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi,
bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) (Ek 2. fıkra: 5328
- 31.3.2005 / m.4) Kasten
yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle
giderilebilecek ölçüde hafif olması halinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört
aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.
(3)
Kasten yaralama suçunun;
a)
Üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı,
b) Beden veya ruh bakımından kendisini
savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi
nedeniyle,
d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu
nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
e) Silahla,
İşlenmesi
halinde, şikâyet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”
B-
Dayanılan Anayasa Kuralları
İtiraz başvurularında itiraz konusu
kuralın Anayasa’nın Başlangıcına, 2., 5., 6., 10.,
11., 12., 13., 17., 19., 20., 36., 38., 41. ve 74. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
IV
- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi gereğince, değişik tarihlerde yapılan ilk inceleme toplantıları
sonunda, sulh ceza mahkemelerinin yaptığı otuz başvuruda OYBİRLİĞİ; Pozantı,
İskenderun 5., Ordu 1. ve Çardak Asliye Ceza
Mahkemelerinin yaptığı dört başvuruda ise OYÇOKLUĞU ile dosyalarda eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine karar verilmiştir.
V
- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASINA İLİŞKİN İSTEMLER
2006/59, 2006/63 ve 2007/40 Esas sayılı
dosyalarda başvuran Mahkemeler, itiraz başvurularına konu olan kuralın
uygulanmasından giderilmesi güç veya imkânsız zararların doğacağı
gerekçesiyle, başvuru konusu yasa hükümlerinin yürürlüğünün durdurulması
isteminde bulunmuşlardır. Yürürlüğün durdurulması istemleri, 2006/59 ve
2006/63 Esas sayılı başvurularda 6.4.2006 gününde, 2007/40 Esas sayılı
başvuruda ise 17.4.2007 gününde OYBİRLİĞİYLE reddedilmiştir.
VI
- ESASIN İNCELENMESİ
A
- Birleştirme Kararı
26.09.2004 günlü, 5237
sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86. maddesinin 31.3.2005 günlü 5328 sayılı
Yasayla değişik (3) numaralı fıkrasının tamamının ve kimi kurallarının iptali
istemiyle yapılan itiraz başvurularına ilişkin davaların aralarındaki hukuki
irtibat nedeniyle 2005/151 Esas sayılı dosyada BİRLEŞTİRİLMESİNE,
birleştirilen dosyaların esasının kapatılmasına, esas incelemenin 2005/151
Esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 3.1.2008 gününde OYBİRLİĞİ ile
karar verilmiştir.
B
- Uygulanacak Kural ve Sınırlama Sorunu
Anayasa’nın 152. ve
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 28. maddesine göre, mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda
uygulayacakları kanun ya da kanun hükmünde kararname kurallarını Anayasa’ya
aykırı görürler veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının
ciddî olduğu kanısına varırlarsa o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi’ne
başvurmaya yetkilidirler. Ancak,
bu kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için
elinde yöntemince açılmış ve Mahkeme’nin görevine giren bir davanın bulunması
ve iptali istenen kuralların da o davada uygulanacak olması gerekmektedir.
Uygulanacak yasa kuralları, davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan
sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde
etki yapacak nitelikteki kurallardır.
İtiraz başvurusunda
bulunan Mahkemelerin bakmakta oldukları davalarda yaralama suçu üstsoya,
altsoya, eşe veya kardeşe karşı işlenmiş olduğundan, 26.09.2004 günlü, 5237
sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86. maddesinin 31.3.2005 günlü 5328 sayılı
Yasayla değişik (3) numaralı fıkrasının (b), (c), (d) ve (e) bentlerinin,
uygulama olanağı bulunmadığından, bu bentlere ilişkin başvuruların
Mahkemelerin yetkisizliği nedeniyle reddine, 3.1.2008 gününde OYBİRLİĞİ ile
karar verilmiştir.
Öte yandan, Anayasa’nın 152. ve 2949
sayılı Yasa’nın 28. maddesine göre Anayasa Mahkemesi’ne itiraz yoluyla
yapılacak başvurular, itiraz yoluna başvuran mahkemenin bakmakta olduğu
davada uygulayacağı yasa kuralları ile sınırlıdır.
26.09.2004 günlü, 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun 86. maddesinin 31.3.2005 günlü 5328 sayılı Yasayla değişik (3)
numaralı fıkrasının sonunda yer alan “şikayet
aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır” ibaresinin tüm bentler
açısından uygulanması söz konusu olduğundan esasa ilişkin incelemenin,
fıkranın (a) bendi yönünden yapılmasına 3.1.2008 gününde OYBİRLİĞİ ile karar
verilmiştir.
C
- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu
Başvuru kararları ve ekleri, işin
esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralları
ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuran mahkemeler,
basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüdeki yaralama suçlarında üçüncü
kişiler hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılabilmesi için şikâyet şartı
aranırken, üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe karşı işlenen aynı nitelikteki
yaralama suçunun şikâyet olmaksızın doğrudan takip edildiğini; sanığın üçüncü
kişilere nazaran daha ağır şekilde cezalandırıldığını; şikâyetten vazgeçme
hakkının sınırlandırılmasının aile içi şiddetin artmasına neden olduğunu, bu
durumun aile birliğini bozduğunu; etkili eylemde bulunan kişilerin iki defa
cezalandırılma sonucuyla karşı karşıya kaldığını; evlilik birliği dışında
yaşayan çiftler arasındaki basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek
yaralamaların şikâyete bağlı olması nedeniyle eşit korumanın sağlanamadığını;
aynı şekilde Türk Ceza Kanunu’nda cezanın miktarı, mağdurlar üzerindeki
sosyal ve psikolojik etkisi ve benzer yönleriyle yaralama suçundan daha ciddi
bir suç olan aile içi cinsel saldırı suçunun (m.102) takibi şikâyete bağlı
olduğu halde, basit yaralama suçunun re’sen takip
edildiğini belirterek, Kural’ın Anayasa’ya aykırı olduğunu ileri
sürmüşlerdir.
1
- “Şikâyet aranmaksızın” sözcüklerinin (a) bendi yönünden incelenmesi
İtiraz konusu kuralın da bulunduğu 5237
sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86. maddesinin üçüncü fıkrasında kasten yaralama
suçunun nitelikli halleri ve yaralama suçlarına verilecek cezanın artırım
nedenleri düzenlenmiştir. İptali istenen kuralda da yaralama suçunun kanunda
sayılan yakın aile bireylerine karşı işlenmesi halinde verilecek cezanın yarı
oranında artırılması ve kovuşturma ile soruşturmanın şikâyete bağlı olmaması
öngörülmüştür.
Anayasa’nın “Cumhuriyetin nitelikleri”
başlıklı 2. maddesinde, “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli
dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk
milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan,
demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.” hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa’nın 5.
maddesinde “Devletin temel amaç ve görevleri”: “Türk milletinin bağımsızlığını
ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak,
kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak
ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak
surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın
maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya
çalışmaktır.” şeklinde tanımlanmıştır.
Anayasa’nın “Kanun önünde eşitlik” ile ilgili
10. maddesinde: “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi
inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde
eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet
organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine
uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” denilmektedir.
Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin
niteliği” ile ilgili 12. maddesinde:
“Herkes, kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel
hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler, kişinin topluma,
ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını da ihtiva eder.”
hükmüne yer verilmiştir.
Anayasa’nın “Kişinin Dokunulmazlığı,
Maddi ve Manevi Varlığı” başlıklı 17. maddesinde: “Herkes,
yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut
bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tâbi
tutulamaz. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle
bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.” denilmektedir.
Anayasa’nın 38. maddesinin ilk
fıkrasında, “Kimse, kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı
cezalandırılamaz”, üçüncü fıkrasında “ceza
ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur” dördüncü
fıkrasında da “suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz”
denilerek “suç ve cezanın yasallığı” ilkesi getirilmiştir.
Anayasa’nın “Ailenin korunması” ile
ilgili 41. maddesinde: “Aile, Türk toplumunun temelidir ve
eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile
özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile
uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar.” hükmü
bulunmaktadır.
Ulusal ve uluslararası kuruluşların
hazırladığı istatistiklerin incelenmesinden, aile içi şiddet suçları ve bu
suçlara bağlı olarak ortaya çıkan sonuçların tüm toplumların ortak sorunu
olduğu anlaşılmaktadır. Devletlerin sosyal birikimlerini, geleneklerini ve
bireylerinin psikolojik eğilimlerini dikkate alarak, bu suçları önlemek için
cezai, hukuki ve idari önlemler aldıkları, bu bağlamda, bazı devletlerde aile
içi şiddet suçlarının doğrudan takip edilmesi kabul edilirken, bazılarında da
suçtan zarar görenlerin şikâyeti üzerine soruşturma ve kovuşturma yapıldığı
görülmektedir. Ülkemizde de, son yıllarda aile içi şiddet
olaylarının önlenmesi ve aile içi şiddet suçlularının etkin şekilde
cezalandırılmaları için yapılan geniş kapsamlı yasal ve yönetsel çalışmalar
kapsamında aile içi şiddetin en yaygın görünümlerinden biri olan basit tıbbi
müdahale ile giderilebilecek kasten yaralama olaylarında baskı yapılarak
şikâyetin engellenebileceği gözetilerek yasakoyucu
tarafından, itiraz konusu kuralla şikâyet aranmaksızın soruşturma ve
kovuşturma esasının kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Yasakoyucu, suçların ağırlığı, kamu düzeni açısından önemi,
özel hayatın gizliliği ve benzeri unsurları nazara alarak doğrudan takip
edilmesi gereken suçlarla, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı
suçları birbirinden ayırabilir. Yapılan bu ayırımın bazı suçları içine alması
veya almaması, anayasal ilkeler çerçevesinde sosyal ihtiyaçları gözeten yasakoyucunun takdirindedir. Buna göre, yasakoyucu aile içi şiddet suçlarının azaltılması ve aile
içinde işlenen suçların da örtbas edilmemesi için, birbirlerine şefkatle
davranmak konusunda en fazla yükümlülüğe sahip olan aile bireylerinin
birbirlerini kasten yaralamaları halinde, sanıklar hakkında şikâyet
aranmaksızın doğrudan takip ilkesinin getirilmesini öngörebilir.
Ceza hukuku alanında yasa önünde eşitlik
ilkesinin uygulanması, kuşkusuz, aynı suçu işleyen tüm suçluların kimi
özellikleri göz ardı edilerek her yönden aynı kurallara bağlı tutulmalarını gerektirmemektedir.
Eşitlik ilkesi, birbirinin aynı durumunda olanlara ayrı kuralların
uygulanmasını, ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılmasını
engellemektedir. Aynı durumda olanlar için farklı düzenleme, eşitliğe
aykırılık oluşturur. Anayasanın amaçladığı eşitlik mutlak ve eylemli eşitlik
değil hukuksal eşitliktir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal
durumlar ayrı kurallara bağlı tutulursa Anayasanın öngördüğü eşitlik
çiğnenmiş olmaz.
Mağdurun veya failin durumlarındaki
farklılıklar bunlara değişik kurallar uygulanmasını gerektirebilir. İtiraz
konusu kuralda belirtilen kişilerin, birlikte yaşamalarından kaynaklanan
yükümlülükleri, onları üçüncü kişilerden ayırdığından, bunlara farklı
kuralların uygulanması eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz.
Öte yandan, toplumun temelini oluşturan ailede bireylerin, maddi ve
manevi varlıklarını geliştirebilmelerinin huzur ve güven ortamının
sağlanmasına bağlı olduğu, bunun için de öncelikle aile içi şiddetin
önlenmesi gerektiği açıktır.
Yasakoyucunun, itiraz konusu kuralla ceza hukuku alanında,
anayasal sınırlar içinde takdir hakkını kullanarak, aile bireylerinin ve
yakın akrabaların üçüncü kişilere nazaran daha ayrıcalıklı korunması yönünde
bir tercih yaptığı anlaşılmaktadır. Toplumun temeli olan ailenin, fiziksel ve
psikolojik açıdan sağlıklı bireylerden oluşması amacıyla yasakoyucunun
itiraz konusu kuralda belirtilen aile bireylerinin birbirlerine karşı
işledikleri kasten yaralama suçlarında şikâyet aramaması ve bu yolda
düzenleme yapmasında, Anayasa’nın 41. maddesinde belirtilen ailenin korunması
ilkesine aykırılık bulunmamaktadır.
Devlet, toplumun ve ailenin temel taşı
olan bireyin maddi ve manevi varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve
şiddetten korumakla yükümlüdür. Bu bağlamda itiraz konusu kural, Anayasa’nın
17. maddesiyle devlete yüklenen pozitif yükümlülüğün ceza hukuku alanındaki
yansımalarından birisini oluşturmaktadır.
Açıklanan nedenlerle Kural, Anayasa’nın
2., 5., 10., 12., 17., 38. ve 41. maddelerine aykırı
değildir. İptal isteminin reddi gerekir. Haşim KILIÇ, Ahmet AKYALÇIN, Serdar
ÖZGÜLDÜR ve Serruh KALELİ bu görüşe
katılmamışlardır.
Kural’ın Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 6., 11., 13., 19., 20., 36. ve 74. maddeleriyle ilgisi
görülmemiştir.
2
- “Verilecek ceza yarı oranda arttırılır” sözcüklerinin (a) bendi yönünden incelenmesi
Türk ceza yasalarının geçmişteki ve
günümüzdeki düzenlemeleri incelendiğinde; yasakoyucunun,
sanık ve mağdur olarak aile bireylerinin ve akrabaların konumuna yaklaşımının
iki şekilde ortaya çıktığı görülmektedir. Bazı suçların işlenmesinde sanığın
aile bireyi veya yakın akraba olması, verilecek cezanın artırım nedeni
olurken, bazı suçların işlenmesinde de indirim veya cezasızlık nedeni
sayılabilmektedir.
Yasakoyucunun, ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde kuşkusuz Anayasa’ya
ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla hangi eylemlerin
suç sayılacağı, bunlara uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsü, cezayı
ağırlaştırıcı ve hafifletici nedenlerin belirlenmesi gibi konularda takdir
yetkisi bulunmaktadır.
Aile içi şiddetin önlenebilmesi amacıyla
suçun, Fıkra’nın (a) bendinde belirtilen kişilere karşı işlenmesi halinde,
cezanın yarı oranında artırılması yasakoyucunun
takdiri içinde olduğundan Kural, Anayasa’nın 2., 5.,
10., 17., 38. ve 41. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
Kural’ın Anayasa’nın Başlangıç’ı ile 6., 11., 12., 13., 19., 20., 36. ve 74. maddeleriyle ilgisi
görülmemiştir.
VII - SONUÇ
26.9.2004
günlü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86. maddesinin, 31.3.2005 günlü, 5328
sayılı Yasa’nın 4. maddesiyle değiştirilen (3) numaralı fıkrasının sonunda
yer alan;
1- “… şikâyet aranmaksızın, …” sözcüklerinin, fıkranın (a) bendi
yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, Haşim KILIÇ, Ahmet AKYALÇIN, Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- “… verilecek ceza yarı oranında artırılır.” sözcüklerinin,
fıkranın (a) bendi yönünden Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
3.1.2008
gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Sacit
ADALI
|
|
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
Üye
A. Necmi ÖZLER
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
Üye
Serruh
KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla
PERKTAŞ
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
1- Anayasa Mahkemesi’nin konuya ilişkin
kararlarında açıkça işaret edildiği üzere, kural olarak, suçların şikâyete
bağlı olması veya doğrudan soruşturulabilir olması, benimsenen suç ve ceza
politikasına uygun olarak yasakoyucunun
takdirindedir. Yine, hukuk devleti ilkesine uygun olmak koşulu ile kamu
yararını sağlama amacıyla ceza belirlemede değişik ölçütleri seçmek yasakoyucunun takdiri içindedir. (Any. Mah.nin 17.6.2004 günlü E.2004/24, K.2004/82 sayılı
kararı)
2- Aile içi şiddeti önleme ve bu nedenle
de caydırıcı önlemler alma (yaptırımlar öngörme), işaret edilen suç ve ceza
siyasetinin doğal sonucu olarak kabul edilebilir. Ne var ki aile içi şiddetin
önlenmesi düşüncesinin ailenin korunması, refah ve huzurunun sağlanması
olgularından bağımsız düşünülebilmesi mümkün değildir. Çünkü,
“Ailenin korunması” başlıklı Anayasa’nın 41. maddesinin gerekçesinde “Ailenin
sosyal yapısının yanı başında bugün millet hayatında oynadığı rol, onun
korunması yolunda bir hükmün Anayasa’da yer almasını zorunlu kılmıştır… Madde, kanun koyucuya aileyi milletin
temeli olarak koruma, refahı ve huzurunu sağlama ödevini de yüklemektedir…”
denilmektedir. Dolayısıyla, “aile”yi doğrudan ilgilendiren bir yasal
düzenlemede Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerinin yanı sıra 41. maddesinin de
gözetilmesi zorunlu ve gereklidir.
3- Aile içi şiddetin hoşgörülmesi
hukuken asla tasvip edilmemekle birlikte, bu fiillerin faillerine öngörülecek
ceza ve bunun yargılama yöntemi bakımından, şikâyetin geri alınması ya da
uzlaşma olanaklarından yoksun kılınma suretiyle, hiçbir zaman geri dönüşü
olmayacak şekilde faillerin mahkum edilmesi halinde,
bunun aile içi şiddeti önleme de olumlu katkısı olacağı düşüncesi yerinde
değildir. Aile içinde baskı olmaksızın birbirini affetmenin veya bağışlamanın
olamayacağının varsayılarak, bu varsayıma hukuki sonuçlar yüklenmesi
Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. Diğer bir deyişle, aile bireylerine ve
yakın akrabalara şikâyet etme ve şikâyetten vazgeçme hakkının tanınmamasının
Anayasa’nın 2. ve 5. maddelerinde belirtilen “toplum huzuru” ve yine 2.
maddesinde belirtilen “adalet anlayışı” ile bağdaştırılması mümkün değildir.
4- Yakın aile üyelerine
karşı basitte olsa yaralama fiilini işleyen aile mensubunun cezasının yarı
oranında artırılması, yasakoyucunun bu konuda
öngördüğü amaca elverişli bir yaptırım mahiyetinde ise de; aynı suçu işleyen
üçüncü kişilere karşı soruşturma açılmasının şikâyete bağlı tutulması, aile
bireylerinin ise bundan mahrum bırakılması şeklinde beliren yasakoyucu takdirinin, ailenin huzurunu sağlama
bakımından bir değerlendirmeden yoksun oluşu, bilakis bu kuralla ailenin
huzurunun onarılmaz biçimde yaralanacağı gerçeği karşısında, Anayasa’nın 41.
maddesine aykırı düştüğü açıktır. Gerçekten,
“şikâyetten vazgeçme” imkânının tanınmaması aile içinde yargıya yansıyan
durumların, tarafların barışmaları, şikâyet ve cezalandırma iradelerinin
artık olmamasına karşın, aile huzurunun bozulması ve ailenin temeli olan
karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı özel alanın zedelenmesi sonucunu
doğuracaktır. Bu bakımdan, iptali istenen kuralın ailece bir koruma alanı
yaratmadığı gibi yaptırımın sonuçları itibarı ile diğer aile bireylerine de
eza getireceği durumunun şikâyet ve Anayasa’nın 41. maddesi ile uyarlı
olmadığı kuşkusuzdur.
5- Açıklanan nedenlerle; dava konusu
kuralın Anayasa’nın 2. ve 41. maddelerine aykırı düştüğü ve bu nedenle iptali
gerektiği kanısında olduğumuzdan; Anayasa’ya uygunluk iddiasının reddi
yolundaki çoğunluk kararına katılmıyoruz.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Serruh KALELİ
|
KARŞI OY
Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri
İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un
sulh ceza mahkemelerinin görevini düzenleyen 10. maddesinde, “Kanunların ayrıca görevli kıldığı haller
saklı kalmak üzere, iki yıla kadar (iki yıl dahil)
hapis cezaları ve bunlara bağlı adli para cezaları ile bağımsız olarak
hükmedilecek adli para cezalarına ve güvenlik tedbirlerine ilişkin hükümlerin
uygulanması, sulh ceza mahkemelerinin görevi içindedir” denilmektedir.
İtiraz
başvurusunda bulunan Asliye Ceza Mahkemesinin, kabul ettiği iddianamedeki
anlatımlardan, sanığa isnat edilen kasten yaralama fiilinin mağdur üzerindeki
etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olduğu
açıkça anlaşılmakta ve bu haliyle de eylemin, 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun 86. maddesinin, 31.3.2005 günlü ve 5328 sayılı Kanun’un 4.
maddesiyle eklenen (2) numaralı fıkrasında yer alan dört aydan bir yıla kadar
hapis veya adli para cezasını öngören suçu oluşturduğunda ve öngörülen hapis
cezasının üst haddi gözetildiğinde de davanın görülmesinin Sulh Ceza
Mahkemesinin görevi içine girdiği hususunda duraksama bulunmamaktadır.
İşin başında
davanın görülmesinin mahkemenin görevine girmediği iddianamedeki
anlatımlardan açıkça anlaşılan kamu davası ile ilgili, 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu’nun 4. maddesi uyarınca görevsizlik kararı verilerek
dosyanın görevli Sulh Ceza Mahkemesine gönderilmesi mümkün ve gerekli iken,
5235 sayılı Kanun’un göreve ilişkin 10. maddesine aykırı davranmak ve ceza
sürelerini hatalı olarak gösteren iddianameyi kabul etmek suretiyle kendini
görevli hale getiren Asliye Ceza Mahkemesinin, 2949 sayılı Kanun’un 28.
maddesi anlamında itiraz başvurusunda bulunmaya yetkili mahkeme olduğunun
kabulüne olanak yoktur.
Bu nedenle başvurunun yetkisizlik
nedeniyle reddi gerektiğinden, esasın incelenmesine ilişkin karara
katılmadık.
Üye Üye Üye
Mehmet ERTEN Mustafa YILDIRIM A. Necmi
ÖZLER
Üye Üye
Fettah OTO Serruh
KALELİ
|