Anayasa Mahkemesi Başkanlığından: Esas Sayısı : 2006/71 Karar Sayısı : 2008/69 Karar Günü : 28.2.2008 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR
: 1- İstanbul 10. İcra Ceza Mahkemesi Esas Sayısı: 2006/71 2- Zonguldak İcra Ceza Mahkemesi Esas Sayısı: 2006/137 3- Üsküdar 1. İcra Ceza Mahkemesi Esas Sayısı: 2008/2 4- Lüleburgaz İcra Ceza Mahkemesi Esas Sayısı: 2008/10 İTİRAZLARIN KONUSU :
A- 4.12.2004
günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 2. maddesinin (1) numaralı
fıkrasının (l) bendinin, B- 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun; 1- 31.5.2005
günlü, 5358 sayılı İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
Kanun’un 7. maddesiyle değiştirilen 337. maddesinin, 2- 5358
sayılı Yasa’nın 18. maddesiyle değiştirilen 346. maddesinin başlığının ve
birinci fıkrasının, 3- 349. maddesinin birinci fıkrasının ve
beşinci fıkrasının ikinci tümcesinin, 4- 5358 sayılı Yasanın 21. maddesiyle değiştirilen 353.
maddesinin, Anayasa’nın 2.,
10., 19., 36., 38. ve 138. maddelerine aykırılığı savıyla iptalleri
istemidir. I - OLAY Bakılmakta olan davalarda, 5271
sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun
disiplin hapsi cezası, mal beyanında bulunmayanlara uygulanacak yaptırım ve
icra cezalarında uygulanan yargılama usûlüyle ilgili
itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler
iptalleri için başvurmuşlardır. II - İTİRAZLARIN GEREKÇELERİ İtiraz yoluna başvuran Mahkemelerin
gerekçelerinde özetle, Türk Ceza Kanunu’nda disiplin hapsine göre daha ağır
yaptırım olan bir yıla kadar hapis cezasının para ya da seçenek yaptırımlara
çevrilebildiği, iki yıla kadar olan hapis cezalarının ertelenmesi, dava zamanaşımı
süresinin belli olması ve koşullu salıvermeden yararlanma olanaklı iken,
disiplin hapsinde sınırsız dava zamanaşımı öngörüldüğü, buna yasal ve takdiri
indirim hükümleri önödeme ve uzlaşma gibi ceza
hukuku müesseselerinin uygulanamadığı, borçludan alacağını rızasıyla alamayan
alacaklının devlet kurumlarının yardımıyla alacağını zorla tahsil etme
olanağına sahip olduğu, cebri icranın dışında borçlunun ayrıca hapisle
cezalandırılmasının evrensel hukuk kuralları ile bağdaşmayacağı, özel
hukuktan doğan alacaklarda tarafların birbirlerinin ödeme gücünü bilebilecek
durumda oldukları ve basiretli tacir öngörüsüyle hareket etmeleri gerektiği,
Avrupa Birliği ülkelerine gönderilen ve hapis cezasını içeren icra ve ödeme
emirleri ile ilgili adli yardımlaşma taleplerinin kendi hukuklarında benzer
suç bulunmaması nedeniyle kabul görmediği, mal beyanında bulunmama suçunu
işleyen kimselere disiplin hapsi cezası verilerek seçenek yaptırımlardan
yararlandırılmadıkları, bu durumun eşitsizliğe yol açtığı, mal beyanında
bulunmama eylemi nedeniyle borçlu hakkında ayrı ayrı
veya aynı anda birlikte tazyik ve disiplin hapsi olmak üzere iki defa aynı
veya farklı zamanlarda özgürlüğü kısıtlayıcı ceza uygulanabileceği, böylece
tek bir eylem için iki ayrı özgürlüğü bağlayıcı cezanın öngörülmüş olduğu,
yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nda şahsi davaya yer verilmediği ve şahsi
davaların kamu davasına dönüştürüldüğü, bu nedenle İcra ve İflas Kanunu’na
göre açılacak davaların da Cumhuriyet Savcılığı tarafından açılması
gerektiği, farklı uygulamaların eşitsizlik doğurduğu, disiplin hapsi suçları
ve bunların dışındaki suçlar hakkında ceza verecek makamların farklı
öngörüldüğü, idari yaptırımların nitelikleri ve amaçları yönünden kamusal
cezalardan farklı olduğu, idari yaptırımların bizzat idari organlar
tarafından verilmesi gerektiği, kamu cezalarının toplum düzenini bozan ağır
ihlallerin karşılığı olarak getirildiği, disiplin cezasının bir ceza hukuku
normu olmadığı, disiplin hapsi cezasının asliye ceza mahkemesi sıfatı ile
icra ceza mahkemeleri tarafından verilmesinin eşitlik ilkesine uymadığı,
Anayasa’ya göre herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu, bunun içinde
savunma hakkının da bulunduğu, oysa İcra ve İflas Kanunu’nun 349. maddesinin
sanık gelmese bile duruşma yapılmasını öngördüğü ve bu durumun adil
yargılanma hakkının ihlali anlamına geldiği, bu nedenlerle itiraz konusu
kuralların Anayasa’nın 2., 10., 19., 36., 38. ve
138. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür. III - YASA METİNLERİ A - İtiraz Konusu Yasa Kuralları 1 - 4.12.2004 günlü, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nun itiraz konusu
kuralı da içeren 2. maddesi şöyledir: “(1) Bu Kanunun uygulanmasında; a) Şüpheli: Soruşturma evresinde, suç
şüphesi altında bulunan kişiyi, b) Sanık: Kovuşturmanın başlamasından
itibaren hükmün kesinleşmesine kadar, suç şüphesi altında bulunan kişiyi, c) Müdafi: Şüpheli veya sanığın ceza
muhakemesinde savunmasını yapan avukatı, d) Vekil: Katılan, suçtan zarar gören
veya malen sorumlu kişiyi ceza muhakemesinde temsil eden avukatı, e) Soruşturma: Kanuna göre yetkili
mercilerce suç şüphesinin öğrenilmesinden iddianamenin kabulüne kadar geçen
evreyi, f) Kovuşturma: İddianamenin kabulüyle
başlayıp, hükmün kesinleşmesine kadar geçen evreyi, g) İfade alma: Şüphelinin kolluk
görevlileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından soruşturma konusu suçla ilgili
olarak dinlenmesini, h) Sorgu: Şüpheli veya sanığın hâkim
veya mahkeme tarafından soruşturma veya kovuşturma konusu suçla ilgili olarak
dinlenmesini, i) Malen sorumlu: Yargılama konusu işin
hükme bağlanması ve bunun kesinleşmesinden sonra, maddî ve malî sorumluluk
taşıyarak hükmün sonuçlarından etkilenecek veya bunlara katlanacak kişiyi, j) Suçüstü: 1. İşlenmekte olan suçu, 2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin
işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından
takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu, 3. Fiilin pek az önce işlendiğini
gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu, k) Toplu suç: Aralarında iştirak iradesi
bulunmasa da üç veya daha fazla kişi tarafından işlenen suçu, l)
Disiplin hapsi: Kısmî bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış
olan fiil dolayısıyla verilen, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, önödeme uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartla
salıverilme hükümleri uygulanamayan, ertelenemeyen ve adlî sicil kayıtlarına
geçirilmeyen hapsi, İfade eder.” 2- 9.6.1932 günlü, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun
31.5.2005 günlü, 5358 sayılı İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına
Dair Kanun’un 7. maddesiyle değiştirilen 337. maddesi şöyledir: “Müddeti içinde beyanda bulunmak üzere mazereti
olmaksızın icra dairesine gelmeyen veya yazılı beyanda bulunmayan borçlu,
alacaklının şikâyeti üzerine, on gün disiplin hapsi ile cezalandırılır.
Alacaklının alacağını karşılayacak miktarda malın haczedilmesi veya borcun
ödenmesi hâlinde, bu ceza düşer. 162, 209 ve 216 ncı
maddeler hükümlerine muhalefet edenler hakkında da iflas idaresinin vereceği
müzekkere üzerine, aynı ceza verilir. Bu maddelerde belirtilen
yükümlülüklerin yerine getirilmesi hâlinde, verilen ceza düşer.” 3- 2004
sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 5358 sayılı Yasa’nın 18. maddesiyle
değiştirilen 346. maddesinin başlığı ve birinci fıkrası şöyledir: “Görev ve birleştirilme yasağı: Bu Kanun hükümlerine göre disiplin veya tazyik
hapsine icra mahkemesi karar verir.” 4 - 2004 sayılı İcra ve İflas
Kanunu’nun itiraz konusu kuralları da içeren 349. maddesi şöyledir: “Şikâyet dilekçe ile veya şifahi beyanla yapılır.
Dilekçeyi veya dava beyanını alan tetkik mercii duruşma için hemen bir gün
tayin edip şikâyetçinin imzasını alır ve maznuna celpname gönderir. Şahit
gösterilmişse o da celbolunur. İki taraf
tayin olunan gün ve saatte tetkik merciinin huzuruna gelmeğe veya vekil
göndermeğe mecburdurlar. İcabında
merci, tarafların bizzat hazır bulunmasını emredebilir. Maznun başka
yerde ikamet ediyorsa istinabe yoliyle sorguya
çekilir. Maznun, şikayeti alan veya istinabe edilen tetkik merciinin
huzuruna gelmez veya müdafi göndermezse yahut bizzat bulunmasına lüzum
görülürse zabıta marifetiyle getirilir. Bu
suretle de bulundurulamazsa muhakeme gıyabında görülür. Şikâyetçi
muayyen zamanda gelmez ve vekil de göndermezse şikâyet hakkı düşer. Gelmeyen
şahitlere yapılacak muamele ile borçlunun gıyabında verilen karara karşı eski
hale getirme talebi hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda yazılı
hükümler tatbik olunur.” 5- 2004
sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 353. maddesi şöyledir: “İcra mahkemesinin bu Bap hükümlerine göre verdiği
tazyik ve disiplin hapsine ilişkin kararlara karşı, tefhim veya tebliğ
tarihinden itibaren yedi gün içinde, yargı çevresinde bulunduğu ağır ceza
mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. İcra
mahkemesinin bu Bapta yer alan suçlardan dolayı verdiği hükümlerle ilgili
olarak 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun kanun
yollarına ilişkin hükümleri uygulanır.” B - Dayanılan Anayasa Kuralları Başvuru kararlarında, Anayasa’nın 2., 10., 19., 36., 38. ve 138. maddelerine dayanılmıştır. IV - İLK İNCELEME Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8.
maddesi uyarınca, E.2006/71 sayılı dosyada 30.5.2006 gününde, E.2008/10
sayılı dosyada ise 12.2.2008 gününde yapılan ilk inceleme toplantılarında
dosyalarda eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle
karar verilmiştir. Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca E.2006/137 sayılı dosyada
20.10.2006 gününde, E.2008/2 sayılı dosyada ise 17.1.2008 gününde yapılan ilk
inceleme toplantılarında öncelikle uygulanacak kural sorunu üzerinde
durulmuştur: Anayasa’nın 152. ve 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve
Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddelerine göre, mahkemeler,
bakmakta oldukları davalarda uygulayacakları kanun ya da kanun hükmünde
kararname kurallarını Anayasa’ya aykırı görürler veya taraflardan birinin
ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına varırlarsa, o hükmün
iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaya yetkilidirler. Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa
Mahkemesi’ne başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin
görevine giren bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralların da o davada
uygulanacak olması gerekmektedir. Uygulanacak yasa kuralları, davanın değişik
evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada
olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır. İcra ve
İflas Kanunu’nun 337. maddesinin ikinci fıkrasında bu Yasa’nın 162., 209. ve 216. maddelerine muhalefet edenler hakkında da
iflas idaresinin vereceği müzekkere üzerine aynı cezanın verileceği ve bu
maddelerde belirtilen yükümlülüklerin yerine getirilmesi hâlinde verilen
cezanın düşeceği belirtilmiştir. E.2008/2
sayılı başvuruda, itiraz isteminde bulunan mahkemenin bakmakta olduğu dava,
mal beyanında bulunmama nedeniyle borçlunun disiplin hapsi ile
cezalandırılmasına ilişkindir. Bu dava İcra ve İflas Kanunu’nun 162., 209., ve 216. maddelerine aykırı davrananlarla ilgili
olmadığından anılan Yasa’nın 337. maddesinin ikinci fıkrası davada
uygulanacak kural değildir. Bu nedenle,
17.1.2008 gününde yapılan toplantıda, İcra ve İflas Kanunu’nun 337.
maddesinin ikinci fıkrasının, itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta
olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından bu fıkraya ilişkin başvurunun
mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddine, 337. maddenin birinci fıkrasının
esasının incelenmesine oybirliği ile karar verilmiştir. E.2006/137
sayılı dosya uygulanacak kural açısından incelenmiştir. İcra ve İflas
Kanunu’nun 353. maddesinde, icra mahkemesinin verdiği tazyik ve disiplin
hapsine ilişkin kararlara karşı, ağır ceza mahkemesine itiraz edilebileceği,
itiraz üzerine verilen kararın kesin olduğu ve bu konularda 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu’nun kanun yollarına ilişkin hükümlerinin uygulanacağı
belirtilmektedir. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme’nin elindeki davada henüz
ağır ceza mahkemesine itiraz edilmemiş olduğu görüldüğünden 353. madde de
davada uygulanacak kural değildir. Bu nedenle,
20.10.2006 gününde yapılan toplantıda, İcra ve İflas Kanunu’nun 353.
maddesinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada
uygulanma olanağı bulunmadığından bu maddeye ilişkin başvurunun mahkemenin
yetkisizliği nedeniyle reddine oybirliği ile karar verilmiştir. V - BİRLEŞTİRME KARARI E.2006/137, E.2008/2 ve E.2008/10 sayılı
davaların aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2006/71 sayılı dava ile
birleştirilmesine, birleştirilen davaların esaslarının kapatılmasına, esas
incelemenin E.2006/71 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 28.2.2008 gününde
oybirliğiyle karar verilmiştir. VI - ESASIN İNCELENMESİ Başvuru kararları ve ekleri, işin
esasına ilişkin raporlar, itiraz konusu Yasa kuralları, dayanılan Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten
sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A - Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 1 - 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 2.
Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının (l) Bendinin İncelenmesi Başvuru kararında,
Türk Ceza Kanunu’nda disiplin hapsine göre daha ağır yaptırım olan bir yıla
kadar hapis cezasının para ya da seçenek yaptırımlara çevrilebildiği, iki
yıla kadar olan hapis cezalarının ertelenmesi, dava zamanaşımı süresinin
belli olması ve koşullu salıvermeden yararlanılması olanaklı iken, disiplin
hapsinde ceza hukuku kurumlarının uygulanmayacağının düzenlendiği ve sınırsız
dava zamanaşımı öngörüldüğü, buna yasal ve takdiri indirim hükümleri ile önödeme ve uzlaşma kurumunun da dâhil olduğu, bu durumun
ise Anayasa’nın 10. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. İtiraz konusu kuralda, disiplin hapsi
cezası, kısmî bir düzeni korumak amacıyla yaptırım altına alınmış olan fiil
dolayısıyla verilen, seçenek yaptırımlara çevrilemeyen, önödeme
uygulanamayan, tekerrüre esas olmayan, şartla salıverilme hükümleri
uygulanamayan, ertelenemeyen ve adlî sicil kayıtlarına geçirilmeyen hapis
olarak tanımlanmıştır. Anayasa’nın 10.
maddesinin birinci fıkrasında herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî
düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım
gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu belirtilmiştir. Anayasa’nın
10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi ile eylemli değil, hukuksal eşitlik
öngörülmektedir. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalarca
aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere yasalar karşısında
ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı
durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa
karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Durum ve konumlardaki özellikler,
kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları gerekli kılabilir. Aynı
hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı
tutulursa Anayasa’nın öngördüğü eşitlik ilkesi çiğnenmiş olmaz. Nitelikleri
ve durumları özdeş olanlar için yasalarla değişik kurallar konulamaz. Öte yandan, Anayasa’nın 2. maddesinde,
Türkiye Cumhuriyeti’nin, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı
içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta
belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk
Devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk Devletinde hangi eylemlerin suç
sayılacağı ve bu suçları işleyenlere ne tür ve miktarda ceza verileceği yasakoyucunun belirleyeceği bir alandır. İnfaz hukukunun maddi ceza hukukunu tamamladığı ve onun ayrılmaz
parçası olduğu gözetildiğinde, hangi cezaların ertelenip ertelenmeyeceğinin,
seçenek yaptırımlara çevrilip çevrilemeyeceğinin, önödeme
uygulanıp uygulanmayacağının, tekerrüre esas olup olmayacağının, şartla
salıverilme hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının veya adli sicil
kayıtlarına geçirilip geçirilmeyeceği konusunun Anayasa’ya ve Ceza Hukukunun
genel ilkelerine aykırı olmamak koşuluyla yasakoyucunun
takdir yetkisi içinde olduğunun kabulü gerekir. Buna
göre cezanın ertelenmesi, seçenek yaptırımlara çevrilebilmesi, önödeme uygulanabilmesi ya da şartla salıverilme
hükümlerinin uygulanması, mahkûm için bir hak değildir. Ertelemenin hükümlü
için yasal bir hak olmayıp, bir lütuf ve atıfet, toplum bakımından da yararlı
bir uygulama olduğu kabul edilmektedir. Ancak, suçun ağırlığı genellikle
toplumdaki olumsuz sonuçları ile yarattığı endişe ve huzursuzlukla orantılı
bulunduğuna göre, suçu, cezayı ve ertelemeyi takdir ve tayin etmek yasama
meclisinin yetkisinde olup, toplumda değişen koşullar gözetildiğinde,
sınırlarının genişletilmesi ve cezalarının artırılıp erteleme dışı
bırakılması da doğaldır. Bu nedenle, cezası erteleme dışı bırakılan suçlarla
diğerlerinin doğurduğu sonuçların aynı olduğu kabul edilemeyeceği gibi,
onlara verilen cezalarla korunmak istenen hukuki yararın da farklı olduğu
açıktır. İtiraza konu
yasa kuralı ile disiplin hapsi gerektiren eylemleri işleyenler arasında
herhangi bir ayırım yapılmaması ve suç olduğu kabul edilen eylemleri
işleyenlerin aynı durumda bulunmamaları nedenleriyle, disiplin hapsi cezası
için genel kurallardan ayrı olarak farklı özelliklerin öngörülmesi
Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Açıklanan
nedenlerle itirazın reddi gerekir. 2
- İcra ve İflas Kanunu’nun 5358 sayılı Yasa’nın 7. Maddesiyle Değiştirilen
337. Maddesinin Birinci Fıkrasının İncelenmesi Başvuru kararlarında, borçludan
alacağını rızasıyla alamayan alacaklının Devlet kurumlarının yardımıyla
alacağını zorla tahsil etme olanağına sahip olduğu, cebri icranın dışında
borçlunun ayrıca hapisle cezalandırılmasının evrensel hukuk kuralları ile
bağdaşmayacağı, özel hukuktan doğan alacaklarda tarafların birbirlerinin
ödeme gücünü bilebilecek durumda oldukları ve basiretli tacir öngörüsüyle
hareket etmeleri gerektiği, Avrupa Birliği ülkelerine gönderilen ve hapis
cezasını içeren icra ve ödeme emirleri ile ilgili adli yardımlaşma
taleplerinin kendi hukuklarında benzer suç bulunmaması nedeniyle kabul
görmediği, mal beyanında bulunmama suçunu işleyen kimselere disiplin hapsi
cezası verilerek seçenek yaptırımlardan yararlandırılmadıkları, bu durumun
eşitsizliğe yol açtığı, yeni Ceza Muhakemesi Kanunu’nda şahsi davaya yer
verilmediği ve şahsi davaların kamu davasına dönüştürüldüğü, bu nedenle İcra
ve İflas Kanunu’na göre açılacak davaların da Cumhuriyet Savcılığı tarafından
açılması gerektiği, mal beyanında bulunmama nedeniyle İcra ve İflas
Kanunu’nda iki ayrı özgürlüğü bağlayıcı ceza öngörüldüğü, farklı uygulamaların
eşitsizlik doğurduğu, bu nedenlerle de kuralın Anayasa’nın 2., 10., 11., 13., 38. ve 138. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür. İtiraz konusu kuralda, müddeti içinde
beyanda bulunmak üzere mazereti olmaksızın icra dairesine gelmeyen veya
yazılı beyanda bulunmayan borçlunun, alacaklının şikâyeti üzerine on gün
disiplin hapsi ile cezalandırılacağı, alacaklının alacağını karşılayacak
miktarda malın haczedilmesi veya borcun ödenmesi halinde, bu cezanın düşeceği
öngörülmüştür. Öte yandan, İcra ve
İflas Kanunu’nun 51 sayılı Yasa ile değiştirilen 76. maddesinde mal beyanında
bulunmayan borçlunun, alacaklının talebi üzerine beyanda bulununcaya kadar
icra mahkemesi hâkimi tarafından bir defaya mahsus olmak üzere hapisle tazyik
olunacağı, ancak bu hapsin üç ayı geçemeyeceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye
Cumhuriyeti’nin toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde,
insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta
belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk
Devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, eylem
ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup
bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün
kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık, yasaların üstünde
Anayasa ve yasa koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu
bilincinde olan devlettir. İcra ve İflas Kanunu’nun
337. maddesinin birinci fıkrasında ve 76. maddesinde borçlunun özgürlüğü
bağlayıcı ceza ile cezalandırılmasını gerektiren eylem, mal beyanında bulunmama
eylemidir. Yukarıda belirtildiği gibi hukuk devleti ve ceza hukuku ilkeleri
gereği kişi aynı eylem nedeniyle birden fazla yargılanmaz ve cezalandırılmaz.
İtiraz konusu kural uyarınca, müddeti içinde mazereti olmaksızın icra
dairesine gelmeyen veya yazılı olarak mal beyanında bulunmayan kimse disiplin
hapsi cezası ile cezalandırılmasının yanı sıra, İcra ve İflas Kanunu’nun 76.
maddesine göre de mal beyanında bulunmama eylemi nedeniyle tazyik hapsi
cezası ile cezalandırılabilecektir. Böyle bir olasılığın varlığı İcra ve
İflas Kanunu’nun 337. maddesinde öngörülen disiplin hapsi cezasını, Anayasa’nın
hukuk devleti ilkesinin düzenlendiği 2. maddesine aykırı hale getirmektedir. Bu nedenle, 337.
maddenin birinci fıkrası Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir. Kural iptal edildiğinden Anayasa’nın 10.
ve 38. maddeleri yönünden ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir. Kuralın Anayasa’nın 11.,
13. ve 138. maddeleri ile ilgisi bulunmamaktadır. 3 - İcra ve İflas Kanunu’nun 5358 sayılı Yasa’nın 18.
Maddesiyle Değiştirilen 346. Maddesinin Başlığının ve Birinci Fıkrasının
İncelenmesi Başvuru kararında,
disiplin suçları ve disiplin suçu dışındaki suçlar hakkında ceza verip
uygulayacak makamların farklı öngörüldüğü, idari yaptırımların nitelikleri ve
amaçları yönünden kamusal cezalardan farklı olduğu, idari yaptırımların
bizzat idari organlar tarafından verilmesi gerektiği, kamu cezalarının toplum
düzenini bozan ağır ihlallerin karşılığı olarak getirildiği, disiplin
cezasının bir ceza hukuku normu olmadığı, asliye ceza mahkemesi sıfatı ile
icra ceza mahkemeleri tarafından verilmesinin eşitlik ilkesine uymadığı, bu
nedenle Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. İtiraz konusu maddenin birinci fıkrasına
göre, İcra ve İflas Kanunu’nda öngörülen disiplin veya tazyik hapsine icra
mahkemesi karar verecektir. Yasakoyucu, 5271 sayılı
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 2. maddesi ile disiplin hapsi cezası adı altında
bir ceza yaptırımı getirmiş ve İcra ve İflas Kanunu uyarınca verilen disiplin
ve tazyik hapsi cezalarının da icra mahkemeleri tarafından verilmesini
öngörmüştür. Anayasa’ya ve hukukun temel ilkelerine
aykırı olmamak koşuluyla toplum düzeninde yaptırım altına alınması gereken
eylemlerin hangisinin idari, hangisinin ceza yaptırımına bağlı tutulacağı yasakoyucunun takdir alanı içindedir. İcra ceza
mahkemesince uygulanan yaptırımlar idari nitelikte olmayıp, yargısal
işlemlerdir. Dolayısıyla bunların hangi yargı merciince verileceği yukarıdaki
sınırlamalar içinde yasakoyucunun takdir alanı içindedir. Disiplin veya tazyik hapsi cezalarının
mahiyeti itibarıyla idari bir ceza olmadığı açık olduğundan eşitlik
karşılaştırılması yapılamaz. Bu nedenle, Kural Anayasa’nın 2. ve 10.
maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir. 4 - İcra ve İflas Kanunu’nun 349. Maddesinin Birinci
Fıkrasının ve Beşinci Fıkrasının İkinci Tümcesinin İncelenmesi Başvuru kararında, 349. maddenin birinci
fıkrası ile kişisel dava öngörüldüğü, oysa 5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanunu’nda şahsi davaya yer verilmediği, 5230 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 9. maddesi ile diğer
kanunlardaki şahsi davaların kamu davasına dönüştürüldüğü, kamu davasının
sadece Cumhuriyet savcısı tarafından açılabileceği, suçun tespit edilmesi ve
ceza verilmesi yetkisinin Devlete ait olduğu, farklı uygulamaların eşitsizlik
oluşturacağı, sanık gelmese bile duruşma yapılmasının adil yargılanma
hakkının ihlali anlamına geldiği, bu nedenle öngörülen düzenlemenin
Anayasa’nın 10., 36. ve 38. maddelerine aykırı
olduğu ileri sürülmüştür. İcra ve İflas
Kanunu’nun 349. maddesinin birinci fıkrasında, icra mahkemesine şikâyetin
dilekçe ile veya şifahi beyanla yapılacağı, dilekçeyi veya dava beyanını alan
icra mahkemesinin duruşma için hemen bir gün tayin edip şikâyetçinin imzasını
alacağı ve sanığa celpname gönderileceği, tanık gösterilmişse onun da celp
edileceği kurala bağlanmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin eşitlik ilkesi ile
ilgili olarak verdiği birçok kararda belirtildiği üzere, aynı durumda olanlara
aynı kuralların uygulanması halinde eşitlik ilkesine aykırılıktan söz
edilemez. İcra ve İflas Kanunu’nda belirtilen suçları işleyenler ile başka
yasalarda belirtilen suçları işleyenler eylemlerinin farklılığı nedeniyle
aynı durumda değildirler. Bundan dolayı yasakoyucunun
İcra ve İflas Kanunu’nda bazı suçlar için farklı usul getirmesi, Anayasa’nın
eşitlik ilkesine aykırılık oluşturmaz. Öte yandan, itiraz konusu kural ile
dilekçeyi alan mahkemenin duruşma için hemen gün tayin edip şikâyetçinin imzasını
alması, sanığa celpname göndermesi ve tanık gösterilmiş ise onun da mahkemeye
getirilmesi yasakoyucunun takdirinde olan usul
kuralları olup Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır. Başvuran Mahkeme,
maddenin beşinci fıkrasının son tümcesi olan “Bu suretle de bulundurulamazsa
muhakeme gıyabında görülür” biçimindeki kuralın da Anayasa’ya aykırı olduğunu
ileri sürmüştür. İcra ve İflas Kanunu’nun 349. maddesinde, şikâyetçi ile sanığın
mahkeme tarafından belirlenen gün ve saatte mahkemeye gelmek veya vekil
göndermek zorunda oldukları, hâkimin gerektiğinde tarafların bizzat hazır
olmasını isteyebileceği, sanığın başka yerde ikamet etmesi durumunda istinabe
yoluyla sorguya çekileceği, sanığın, şikâyeti alanın veya istinabe edilenin
hâkim huzuruna gelmemesi veya müdafi göndermemesi durumunda ve gerekli
görülmesi halinde zabıta aracılığı ile getirileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci
fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı
mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil
yargılanma hakkına sahip olduğu vurgulanmıştır. Savunma
hakkı adil yargılanmanın esaslı unsurlarındandır. Yargının temel görevi ve
yargılama süreci sonucunda beklenen sonuç adaletin sağlanmasıdır. Bu sonuç,
haklı ve haksızın ayırt edilmesi, sakat işlemin ortadan kaldırılması,
uğranılan zararın giderimi veya sanığın cezalandırılması şekillerinde ortaya
çıkabilir. Usulüne uygun biçimde yapılan tebligata karşın, kendini savunmak
için mahkemeye gelmeyen kişinin savunma hakkından vazgeçtiğinin kabulü gerekeceği
gibi, duruşmaya fiilen gelmemek suretiyle yargılamanın devamının ve
beklenen adalet ve yargısal sonucun elde edilmesine mani olunmaması gerektiği
de hukuk devleti ilkelerindendir. İtiraz konusu kural, yargılamanın
sanığın gıyabında görülmesini çeşitli koşullara bağlamıştır. Öncelikle,
sanığa celpname gönderilmesi, tanık gösterilmiş ise onun da mahkemeye
getirilmesi gerekmektedir. Yasa her iki tarafın da belirlenen gün ve saatte
mahkemeye gelmelerini zorunlu tutmuş, İcra Mahkemesine tarafların vekil
aracılığı ile değil, bizzat hazır bulunmalarını da isteyebilme yetkisi
vermiş, sanığın başka bir yerde ikamet etmesi halinde de istinabe yolu ile
sorguya çekilmesini öngörmüştür. Sanık bildirimlere karşın icra mahkemesinin
huzuruna gelmez veya müdafi göndermez ise mahkeme zabıta aracılığı ile de
sanığı getirtebilecektir. Yargılamanın sanığın yokluğunda görülmesi tüm bu
aşamalardan geçildikten sonra gerçekleştirilebilecektir. Sanığın usulüne
uygun olarak yapılan bildirimlere karşın mahkemeye gelmemesi veya avukat
göndermemesi, duruşmada hazır bulunma hakkından vazgeçtiği anlamına gelir. Bu
nedenle, itiraz konusu kural Anayasa’ya aykırı görülmemiştir. Kural, Anayasa’nın 10. ve 36.
maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir. Kuralın Anayasa’nın 38. maddesi
ile ilgisi görülmemiştir. B - İptal Kararının Yürürlüğe
Gireceği Gün Sorunu Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü
fıkrasında, “Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede
yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi
iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih,
kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez”
denilmekte, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 53. maddesinin dördüncü fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır.
Maddenin beşinci fıkrasında ise Anayasa Mahkemesi’nin, iptal halinde meydana
gelecek hukuksal boşluğu kamu düzenini tehdit veya kamu yararını ihlâl edici
mahiyette görmesi halinde yukarıdaki fıkra hükmünü uygulayacağı
belirtilmiştir. İcra ve İflas Kanunu’nun 31.5.2005
günlü, 5358 sayılı Yasa ile değiştirilen 337. maddesinin birinci fıkrasının
iptaline karar verilmesinin doğuracağı hukuksal boşluk, kamu yararını ihlal
edici nitelikte olduğundan gerekli düzenlemelerin yapılması amacıyla iptal
kararının, Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra
yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. VII
- SONUÇ A-
4.12.2004 günlü, 5271 sayılı
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (L) bendinin
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, B- 9.6.1932 günlü,
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun; 1- 31.5.2005 günlü,
5358 sayılı İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 7.
maddesiyle değiştirilen 337. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE, 2- 5358 sayılı
Yasa’nın 18. maddesiyle değiştirilen 346. maddesinin, başlığının ve birinci
fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, 3- 349.
maddesinin birinci fıkrasının ve beşinci fıkrasının ikinci tümcesinin Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, C- İptal edilen
fıkranın doğuracağı hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte
görüldüğünden, Anayasa‘nın 153. maddesinin üçüncü
fıkrasıyla 2949 sayılı Yasa’nın 53. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları
gereğince iptal hükmünün, KARARIN
RESMÎ GAZETEDE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK BİR YIL SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,
28.2.2008
gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.
|
|||||||||||||||||