16 Nisan 2008 ÇARŞAMBA

Resmî Gazete

Sayı : 26849

YARGITAY KARARLARI

             Yargıtay 7. Hukuk Dairesinden:

             Esas No         :  2008/1266

             Karar No       :  2008/1111

             Mahkemesi    :  Taraklı Kadastro Mahkemesi

             Tarihi             :  5/2/2007

             Numarası        :  2006/191-2007/6

             Davacı            :  Emine Gürsu

             Davalı             :  Mehmet Kısa

             Taraflar arasında kadastro tesbitine itirazdan doğan dava sonucunda yerel mahkemesince oluşturulan hükmün, yasal süresinde ilgilileri tarafından temyiz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine DAVA DOSYASININ ADALET BAKANLIĞI ARACILIĞIYLA, YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA gönderilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen dava dosyasının tevzien dairemize intikal etmiş olmakla; Tetkik Hakiminin sözlü açıklamaları dinlendi, dosyadaki raporu okundu;

             Dava ve temyize konu 136 ada 20 parsel sayılı taşınmaz hakkında,  Kadastro Mahkemesine açılan  2006/191 E.K.  sayılı dava   dosyasının   dayanağı   davanın   yapılan   yargılaması sırasında,  5.2.2007  günlü duruşma  oturumunda,  davacı  Emine Gürsu'nun açtığı davadan kayıtsız koşulsuz feragat ettiği, bu doğrultudaki  beyanını  usulün  151. maddesi  hükmü  uyarınca yöntemine  uygun  biçimde  belgelendirdiği,  anılan  taşınmaz hakkında davacı Rasık Kaya tarafından da 2006/129  esasında kayıtlı  dava  dosyasının  dayanağı  davanın  açıldığı,  dava dosyalarının  usulün  43  ve  onu  izleyen  maddeleri  hükmü uyarınca yöntemine uygun olarak birleştirildiği, davacı Rasık Kaya'nın açtığı davanın yargılaması sırasında davalı Mehmet Kısa'nın   7.6.2007   günlü   oturumda   davalının   kendisine yöneltilen davayı yöntemine uygun şekilde kayıtsız koşulsuz kabul ettiği, bu doğrultudaki beyanını da usulün 151. maddesi hükmü    uyarınca    belgelendirdiği,    mahkemece    toplanıp değerlendirilen deliller  ile duruşma  tutanaklarına  yansıyan bilgiler ve dosya kapsamından anlaşılmaktadır.

             Kural olarak davalardan biri hakkında verilecek hükmün diğer davanın sonucunu etkileyeceği tartışmasızdır. Hal böyle olunca, davalar arasında usulün 43 ve onu izleyen maddeleri hükmünde öngörülen fiili ve hukuki irtibatın varlığı kuşkusuzdur. Nitekim bu olgu dikkate alınarak mahkemece dava dosyaları da birleştirilmiştir.

             Nevarki, davacı Rasık Kaya tarafından davalı Mehmet Kısa aleyhine açılan dava dosyası ile davacı Emine Gürsü tarafından davalı Mehmet Kısa aleyhine açılan dava dosyaları birleştirildiği halde, birleştirilen davalardan davacı Rasık Kaya'nın tesbit maliki davalı Mehmet Kısa aleyhine açtığı dava hakkında hüküm yerinde olumlu yada olumsuz bir karar verilmemiştir.

             Öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında kararlılık kazanan görüşlere göre davaların usulün 43 ve onu izleyen maddeleri hükmü uyarınca koşullarının varlığı halinde davaların birleştirilmesi zorunlu olup bu olgu sağlıklı sonuca varmanın ve dava ekonomisine uymanın temel koşullarındandır.

             Az yukarıda vurgulandığı gibi yerel mahkemece de bu olgular gözönüne alınarak davalar fiili ve hukuki irtibat nedeniyle birleştirilmiştir.

             Kural olarak, davalar birleştirilse de bağımsızlıklarını korurlar. Hal böyle olunca yerel mahkemenin her bir dava hakkında karar yerinde olumlu yada olumsuz hüküm oluşturulması zorunludur.

             Gerçekten sicillerin doğru tutulmasından devlet, dolayısıyla hazine sorumludur. Kadastronun amacı taşınmazların geometrik durumlarını, yüzölçümlerini ve hak sahiplerini belirlemek ve infazı mümkün doğru sicil oluşturmaktan ibarettir.

             Mahkemece bu olgular gözardı edilerek ve davacı Rasık Kaya tarafından davalı Mehmet Kısa aleyhine açılan dava hakkında karar yerinde olumlu yada olumsuz bir hüküm kurulmamış olması isabetsiz, yazılı emir yoluyla Yüksek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının öne sürdüğü temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile H.U.M.K.nun 427/6. maddesi hükmü uyarınca anılan hükmün KANUN YARARINA BOZULMASINA,

             Kararın onaylı bir örneğinin Adalet Bakanlığınca Resmî Gazete’de yayınlanmak üzere, onaylı bir örneğinin de Yüksek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, dava dosyasının ise yerel mahkemesine gönderilmek üzere Yüksek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 18/3/2008 gününde oybirliği ile karar verildi.

——• ——

             Yargıtay 7. Hukuk Dairesinden:

             Esas No         :  2008/795

             Karar No       :  2008/1118

             Mahkemesi    :  İdil Kadastro Mahkemesi

             Tarihi             :  4/6/1997

             Numarası        :  1981/187-1997/5

             Davacı            :  İbrahim Yiğit mirascıları

             Davalı             :  İhsan Adil Soyubey ve Müşt.

             Taraflar  arasında  kadastro  tesbitine   itirazdan doğan dava  sonucunda yerel mahkemesince oluşturulan  hükmün davacılar tarafından temyizi  üzerine adı  geçen  davacıların temyiz   inceleme   isteklerinin  Daire  kararında  açıklanan hukuksal  nedenlerle   açık  bir  deyişle  yerel   mahkemece davacıların  temyiz  inceleme  isteklerinin  süre  aşımından reddine ilişkin hükmün yasal süresinde temyizi üzerine yerel mahkemece  oluşturulan  hükmün  Daire  kararında  açıklanan nedenlerle  onanarak  yerel  mahkemesine  gönderilmesi  üzerine ADALET BAKANLIĞI  HUKUK İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜNÜN  26.11.2007 gün     B.03.O.HİG.0.00.00.03-153.01-161-2007-25245 SAYILI YAZILARI İLE HÜKMÜN KANUN YARARINA TEMYİZ EDİLMESİ İÇİN DAVA DOSYASI VE EKİ BELGELERİN YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA GÖNDERİLDİĞİ T.C. YARGITAY  CUMHURİYET  BAŞSAVCILIĞININ 16.1.2008 GÜN 2007/273227 sayılı yazıları ile usulün 427/6 maddesi hükmü uyarınca yerel mahkemenin oluşturduğu  önceki günlü hükmün kanun  yararına bozulması istenilmekle; Tetkik hakiminin sözlü açıklamaları dinlendi,  dosyadaki  raporu okundu;

             Kadastro sırasında dava konusu 2 parsel sayılı taşınmaz tutanağında belirtilen hukuksal olgulara dayanılarak davalı ihsan Adil Soyubey ve paydaşları adına tesbit edilmiştir.

             İtirazları kadastro komisyonunca reddedilen davacılar Ali Yiğit ve arkadaşları tapu kaydına dayanarak dava açmışlardır.

             Mahkemece davacıların davasının reddine karar verildiği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.

             Öğretide ve yerleşik Yargıtay uygulamasında kararlılık kazanan görüşlere göre 3402  sayılı  Kadastro Kanununun  36. maddesi  hükmünün  uygulanabilmesi  için  dava dosyasının keşfe hazır hale getirilmiş olması,  uyuşmazlığın sağlıklı biçimde çözümlenebilmesi için taşınmaz başında keşif yapılmasının zorunlu olması, kanıtlama yükümlülüğü kendisine düşen tarafın mahkemece verilen makul yada kesin önel içerisinde keşif giderlerini özürsüz olarak mahkeme veznesine depo etmemiş olması gerekir.

             Bu olgular eşliğinde somut olayda uyuşmazlığın sağlıklı bir biçimde çözümlenebilmesi için dava konusu 2 parsel sayılı taşınmaz başında keşif yapılmasının zorunlu olduğu, dosyanın keşfe hazır hale getirildiği davacı tarafın kendisine usulün 163 ve onu izleyen maddeleri hükmü uyarınca verilen kesin süre içerisinde keşif giderlerini mahkeme veznesine yöntemine uygun şekilde depo etmediği dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.

             Nevarki dosya içeriğinden daha önce taşınmaz başında iddia ve savunmanın kıymetlendirilmesi yönünden keşif yapıldığı da anlaşılmaktadır.

             Somut olayda 3402 sayılı Kadastro Kanununun 36. maddesi hükmünün uygulama olanağının bulunmadığı kuşkusuzdur.

             Hal böyle olunca mahkemece daha önce taşınmaz başında keşif yapıldığı gözönüne alınmalı, toplanan deliller bu çerçevede değerlendirilerek sonucuna göre bir başka deyişle "mevcut delil durumuna" göre karar verilmelidir.

             Mahkemece dava konusu taşınmaz başında yapılan keşif ve uygulama yetersiz görüldüğü takdirde önceki günlü yetersiz keşfi tamamlayacağı nitelikte dava konusu taşınmaz başında keşif yapılmalı, gerekli keşif giderlerinin ileride haksız çıkacak taraftan tahsil edilmek koşuluyla hazineden karşılanacağı düşünülmelidir.

             Mahkemece bu olgular gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsiz, YARGITAY BAŞSAVCILIĞININ temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile hükmün HUMK.nun 427/6 maddesi hükmü uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA,

             Kararın onaylı bir örneğinin Adalet Bakanlığınca Resmî Gazete’de yayınlanmak üzere onaylı bir örneğinin de Yüksek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, dava dosyasının ise yerel mahkemesine gönderilmek üzere Yüksek Yargıtay Başsavcılığına gönderilmesine, 18/3/2008 gününde oybirliği ile karar verildi.

——• ——

             Yargıtay 14. Hukuk Dairesinden:

             Esas No           :   2008/1424

             Karar No         :   2008/3382

             Mahkemesi      :   Elbistan Sulh Hukuk Mahkemesi

             Tarihi               :   9/2/2007

             Numarası          :   2007/87-2007/75

             Davacı              :   RAMAZANMETİN

             Davalı               :   ALİSEYDİAĞCA

             Davacı tarafından, davalı aleyhine 1/12/2006 gününde verilen dilekçe ile tapu iptal tescil istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın kabulüne dair verilen 9/2/2007 günlü temyiz edilmeden kesinleşen hükmün Yargıtayca incelenmesi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16/1/2008 gün ve 2007/282657 sayılı tebliğnamesi ile HUMK.nun 427/6 maddesi gereğince kanun yararına bozulması istenilmiş olmakla dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:

- KARAR -

             Davacılar davalının da paydaş bulunduğu 377 parsel sayılı taşınmazın 1500 m2 sini ayrı ayrı 750'şer m2 olarak 15/1/2006 tarihinde haricen satın aldıklarını, tapusunun iptali ile adlarına tescilini istemiştir.

             Davalı davayı kabul etmiştir.

             Mahkemece dava kabul edilmiştir.

             Dosya içinde mevcut tapu kaydından 377 parsel sayılı taşınmazın tarla vasfında ve 38.200,00 m2 yüzölçümünde olduğu, 3/16 payının davalı adına kayıtlı bulunduğu görülmektedir.

             3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesinin son fıkrası "veraset yolu ile intikal eden, bu kanun hükümlerine göre de şuyulandırılan, Kat Mülkiyeti Kanununu uygulaması, tarım ve hayvancılık, turizim sanayi ve depolama amacı ile yapılan hisselendirmeler ile cebri icra yolu ile satılanlar hariç, imar planı olmayan yerlerde her türlü yapılaşma amacıyla arsa ve parselleri ayıracak özel parselasyon planları, satış vaadi sözleşmeleri yapılamaz.

             HUMK.nun 95/2. maddesine göre de kamu düzenini gerektiren bir konuda davalının davayı kabul beyanı, hukuki sonuç doğurmaz. Mahkemece İmar Kanunu 18/son maddesinin gözetilmeden dava konusu taşınmazın satışının yasaklanan nitelikle olup olmadığı araştırılmadan karar verilmesi yasaya aykırılık teşkil ettiğinden hükmün bozulması gerekmiştir.

             SONUÇ: Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 427/6. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin yukarıda açıklanan nedenle kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere kanun yararına BOZULMASINA, gereği yapılmak üzere kararın bir örneğinin ve dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 18/3/2008 gününde oybirliği ile karar verildi.

——• ——

             Yargıtay 18. Hukuk Dairesinden:

             Esas No           :   2008/1169

             Karar No         :   2008/2574

             Davacı Hüseyin Söğüt ile davalı Nüfus Müdürlüğü arasındaki davada Kahta Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 9.5.2007 günlü ve 2006/372-2007/125 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.1.2008 gün ve Hukuk-2007/282659 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

YARGITAY   KARARI

             Dava dilekçesinde Doğan Söğüt'ün 25.12.1988 olan doğum tarihinin yılının 1992 olarak düzeltilmesi istenilmiş, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.

             Doğum tarihinin düzeltilmesine ilişkin davalar diğer kayıt düzeltme davaları gibi kamu düzeni ile yakından ilgili bulunduğundan, hakim taleple bağlı kalmayarak kendiliğinden de yapacağı araştırma ile elde edeceği bulgulara göre ve öteki kayıtlarla çelişki meydana getirmeyecek şekilde karar vermek zorundadır.

             Dosyada bulunan nüfus kayıt örneğinden, doğum tarihinin düzeltilmesine karar verilen Doğan Söğüt'ün annesi Medine Söğüt'ün 5.7.1991 tarihinde öldüğü anlaşılmıştır. Düzeltilen doğum tarihine göre davacının annesinin ölümünden sonra doğmuş gibi bir sonuç ortaya çıkmış olup, bu durumun kabulü yaşamın olağan akışına aykırı bulunduğundan dinlenen tanıkların bu konudaki bilgilerinin alınması ve hatta varsa davacının göstereceği yeni tanıklar dinlenerek ve baba Hüseyin Söğüt'ün 28.2.2007 günlü celsedeki açıklaması da değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

             Bu  itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği  yapılmak  üzere   kararın  bir  örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 6.3.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

——• ——

             Yargıtay 18. Hukuk Dairesinden:

             Esas No           :   2008/1173

             Karar No         :   2008/2575

             Davacı Lale Şimşek ile davalı Nüfus Müdürlüğü arasındaki davada Silvan Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 11/4/2007 günlü ve 2006/693-2007/167 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29/1/2008 gün ve Hukuk-5714 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

YARGITAY   KARARI

             Mahkemece, davacı Lale Şimşek'in 4/1/1969 olan doğum tarihi 1/1/1972 olarak düzeltilmişse de, adı geçen kişi nüfusa 17/5/1969 tarihinde kaydedilmiştir. Bir kişinin doğmadan nüfusa kaydı söz konusu olamaz ve böyle bir durum yaşamın olağan akışına uygun düşmez.

             Hakim, nüfus kayıtlarında düzeltme yapılmasına karar verirken bu kayıtlar arasında çelişki yaratmamak ve yaşamın olağan akışına ters düşecek durumlara yol açmamaya özen göstermek zorundadır.

             Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince  sonuca etkili olmamak  kaydıyla  kanun yararına  BOZULMASINA ve gereği   yapılmak  üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 6/3/2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

——• ——

             Yargıtay 18. Hukuk Dairesinden:

             Esas No           :   2008/1172

             Karar No         :   2008/2576

             Davacı Halis Ata ile davalı Nüfus Müdürlüğü arasındaki davada Şavşat Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 13/6/2006 günlü ve 2006/55-61 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16/1/2008 gün ve Hukuk-2007/282662 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

YARGITAY   KARARI

             Dava, evliliğin devamı sırasında eşlerden birisi tarafından, nüfus kaydının düzeltilmesi istenilen küçüğe velayeten açılmış, mahkemece, diğer eşin katılması veya icazeti aranmadan davaya bakılıp kabulüne karar verilmiştir.

             Türk Medeni Kanununun 336 ncı maddesinde, (eşlerden herhangi birisine öncelik veya üstünlük tanınmadan) evlilik devam ettiği sürece ana ve babanın, velayeti birlikte kullanacağı öngörülmüş ve 342 nci maddesinde de anne ve babanın çocuğu velayetleri  çerçevesinde temsil  edecekleri ilkesi  yine ayırım yapılmadan getirilmiştir.

             Emredici nitelikteki bu yasa kuralı evlilik birliği içerisinde velayetin kullanılması kapsamında ana ve baba tarafından çocuk adına açılacak tüm davalar yönünden de geçerlidir. Buna göre, asıl olan eşlerin birlikte dava açmaları ise de, bunlardan birisi tarafından açılacak davaya diğer eşin sonradan icazetini bildirip olumlu iradesini ortaya koyması ile velayetin birlikte kullanılması gerçekleşmiş olacağından yeterlidir. Diğer eşin katılımının veya rızasının sağlanamadığı davanın ise reddi gerekir.

             Bu bakımdan mahkemece davacıya, eşinin davaya katılmak ya da duruşmada hazır bulunmak suretiyle icazetini bildirmesi veya icazetini gösteren imzası noterden onaylı belge ibraz etmesi için mehil verilip, bunun sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eşlerden birisinin istemi yeterli bulunarak davanın esası hakkında hüküm kurulmuş olması doğru görülmemiştir.

             Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 6/3/2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

——• ——

             Yargıtay 18. Hukuk Dairesinden:

             Esas No           :   2008/1174

             Karar No         :   2008/2578

             Davacı Kadir Süner ile davalı Nüfus Müdürlüğü arasındaki davada Hatay 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 12/7/2007 günlü ve 2007/140-189 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29/1/2008 gün ve Hukuk-2008/5715 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

YARGITAY   KARARI

             Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin nüfus kütüğündeki "Kadir" olan adının "Süleyman" olarak düzeltilmesini istemiştir.

             Dosya içindeki davacının nüfus kaydının incelenmesinden, davacının adı Kader iken Hatay 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 9/10/1990 gün 1990/640 esas-552 karar sayılı ilamı ile (hüküm tarihinde ergin olmayan) Kadir olarak değiştirildiği anlaşılmaktadır.

             29/4/2006 günlü, 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Yasası'nın 36. maddesinin birinci fıkrasının  (b)  bendine  göre;  "Aynı  konuya ilişkin olarak nüfus  kaydının düzeltilmesi  davası ancak bir kere açılabilir."  hükmü  karşısında davanın  reddi gerekirken yukarıda belirtilen Yasa hükmüne aykırı şekilde davanın kabulü doğru görülmemiştir.

             Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 6/3/2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

——• ——

             Yargıtay 18. Hukuk Dairesinden:

             Esas No           :   2008/1168

             Karar No         :   2008/2959

             Davacı Sait Uğurlu ile davalı Nüfus Müdürlüğü arasındaki davada Kartal 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen ve Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşmiş bulunan 23/3/1988 günlü ve 1988/179-166 sayılı kararın yürürlükteki hukuka aykırı olduğu savıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16/1/2008 gün ve Hukuk-282656 sayılı yazısıyla kanun yararına temyiz edilerek bozulması istenilmiş olmakla, dosyadaki tüm kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

YARGITAY   KARARI

             Davacı Sait Uğurlu vekilinin 12/2/1988 tarihli dava dilekçesiyle açtığı davada, müvekkilinin velayeti altındaki oğlu İlker'in 10/5/1972 olan doğum tarihinin 10/5/1970 olarak düzeltilmesini istediği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği; davacı vekilinin 29/4/1988 havale tarihli dilekçe ile mahkemeye yaptığı başvurusunda, hükmün tavzih edilerek küçük İlker Uğurlu'nun doğum yerinin Heidelberg olarak düzeltilmesini istediği, anılan mahkemece duruşma yapılarak verilen 4.5.1988 tarihli 1. tavzih kararında küçük İlker'in doğum yerinin F. Almanya Heidelberg olarak, aynı gün 2. verilen tavzih kararında ise, doğum tarihinin 13/3/1970, doğum yerinin F. Almanya Heidelberg olarak tavzihen düzeltilmesine karar verildiği, her iki tavzih kararının da temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmıştır.

             Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasının 455. maddesinde "Hüküm müphem ve gayrıvazıh olur veya mütenakız fıkraları ihtiva ederse icrasına kadar iki taraftan her biri iphamın tavzihini ve tenakuzun ref’ini isteyebilir." hükmü mevcuttur.

             Bu maddede belirtildiği üzere, açık olmayan veya çelişik fıkralar kapsayan hükümlerin açıklanması istenebilir. Hakim, verdiği hüküm ile bağlıdır. Sonradan hükmün yanlış olduğu kanısına varsa dahi, hüküm temyiz edilip bozulmadıkça veya yargılamanın iadesine karar verilmedikçe değiştirilemeyeceği gibi, unutulan bir hususun tefhimden sonra tamamlanması da mümkün değildir. Hükümlerin tavzihi bunun bir istisnası olarak kabul edilemez.

             Hukuk usulüne göre hakim, esas hükmü tefhim etmekle, davadan elini çekmiş olacağından, daha sonra HUMK.’nun 455. maddesine aykırı olarak hükümlerin tavzihi yoluyla dava dilekçesinde belirtilen talebi aşacak ve uygulamada çelişkiye sebep olacak şekilde tavzih kararları verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunmuştur.

             Bu itibarla yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün HUMK.'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA ve gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 13/3/2008 gününde oybirliğiyle karar verildi.

——• ——

             Yargıtay 20. Hukuk Dairesinden:

             Esas No                   : 2008/1529

             Karar No                : 2008/2960

             İncelenen Kararın

             Mahkemesi              : Araklı Kadastro Mahkemesi

             Tarihi                       : 16/11/2006

             Numarası                 : 2006/5-2006/21

             Davacı                     : ŞAKİR ÇOLAKOĞLU

             Davalı                      : ORMAN YÖNETİMİ-HAZİNE (ARAKLI MAL MÜDÜRLÜĞÜ)

             Taraflar arasında görülen KADASTRO TESPİTİNE İTİRAZ davasının yapılan yargılaması sonunda (DAVA DİLEKÇESİNİN GÖREV YÖNÜNDEN REDDİNE) karar verilip, temyiz edilmemek suretiyle kesinleşen hükmün H.U.M.Y.nın 427. maddesi gereğince yasa yararına bozulması Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 29/1/2008 gün ve 2008/5716 sayılı yazıları ile istenilmekle, dosya içerisindeki tüm belgeler incelenerek, gereği düşünüldü:

- KARAR -

             Kadastro sırasında YILDIZLI Köyü 101 ada 1 parsel sayılı 86.066,20 m2 yüzölçümündeki taşınmaz, ORMAN niteliği ile HAZİNE adına tespit edilmiştir. Davacı, T. Sani 1288 Daimi tarih 7 ve Temmuz 307 Daimi tarih 8 numaralı tapulara dayanarak, irsen intikal ve paylaşım sonucu maliki olduğu taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığını ileri sürerek, kadastro tespitinin iptali ile adına tescili istemiyle Kadastro Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkemece, askı ilanı 28/11/2006 tarihinde yapıldığı halde, davanın bu tarihten önce 21/9/2006 tarihinde açıldığı, 3402 sayılı Yasanın 26. maddesi uyarınca henüz askı ilanı yapılmayan orman ve arazi kadastro tespitlerine karşı açılan davada mahkemenin görevli olmadığı,  davacının talebinin öncelikle kadastro  komisyonunca değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle DAVA DİLEKÇESİNİN GÖREV YÖNÜNDEN REDDİNE ve davacının talebi tespit tutanağına itiraz olduğu değerlendirilerek itiraz hakkında karar verilmek üzere dava dosyasının Araklı Kadastro Komisyonuna gönderilmesine karar verilmiş, hüküm temyiz edilmeksizin kesinleşmiştir.

             3402 sayılı Yasanın 22/2/2005 gün ve 5304 sayılı Yasa ile değişik 4. maddesinin 5. fıkrasında, "Çalışma alanındaki ormanların bu ekipçe sınırlandırma ve tespitleri yapılarak otuz günlük kısmî ilâna alınır. Bu alanlarda orman kadastrosu yapılmış sayılır", yine aynı yasanın 11. maddesinin 1. fıkrasında "Kadastro müdürü, kadastro tutanaklarına göre yapılan tespitlere dayanarak, askı cetvellerini düzenler; bu cetvelleri ve pafta örneklerini, müdüriyette ve ayrıca muhtarın çalışma yerinde 30 gün süre ile ilan ettirir; itirazı olanların ilan süresi içinde kadastro mahkemesinde dava açabileceklerini belirtir." hükümleri bulunmaktadır.

             Yerel mahkemece kadastro tesbitlerinin ilanı yapılmadan dava açıldığı gerekçesiyle, dava dilekçesi kadastro tespit tutanağına itiraz olarak nitelendirilerek görevsizlik kararı verilmiş ise de, dosya kapsamından, çekişmeli parsel hakkındaki, 3402 sayılı Yasanın 4/5 ve 11. maddeleri hükümlerine göre 30 günlük kısmi ilanının 22/8/2006 - 22/9/2006 tarihleri arasında yapıldığı, davacı tarafından yasal süre içinde 21/9/2006 tarihinde bu davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Aynı Yasanın 9. maddesi hükmüne göre kadastro tutanağı düzenlendikten sonra ve askı ilanından önce itiraz edildiği takdirde aynı yasanın 10. maddesi gereğince komisyonca eski tutanağın yerine yeni bir tutanak düzenlenir ve sonuç askı ilanı ile ilgililere duyurulur. Komisyona yapılacak itiraz kadastro teknisyenliğine ya da Kadastro Müdürlüğüne yapılması gerekir. Yanlışlıkla kadastro mahkemesine başvurulmuşsa mahkemece verilecek karar görevsizlik kararı değil "itiraz hakkında 3402 sayılı Yasanın 10. maddesi gereğince bir karar verilmek üzere dilekçenin komisyona gönderilmesi kararı olmalıdır.

             Ne var ki; somut olayda, davanın yasal askı ilanı içinde açılmış olduğu anlaşıldığından uyuşmazlığın esası kadastro tespiti incelenerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken dava dilekçesinin görev yönünden gönderilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

             SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; H.Y.U.Y.’nın 427/6. maddesi uyarınca Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temyiz itirazlarının kabulüne ARAKLIKADASTRO MAHKEMESİ’nce verilen ve temyiz edilmemek suretiyle kesinleşen, 16/11/2006 tarih ve 2006/5-21 sayılı hükmün hukuki neticesi saklı kalmak kaydı ile YASAYARARINA BOZULMASINA, gereği yapılmak üzere kararın bir örneğinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine 26/2/2008 günü oybirliği ile karar verildi.