|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı :
2005/128
Karar Sayısı :
2008/54
Karar Günü :
7.2.2008
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Yargıtay 13. Hukuk Dairesi
İTİRAZIN KONUSU: 19.3.1969 günlü, 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun, 13.1.2004 günlü,
5043 sayılı Yasa ile eklenen geçici 21. maddesinin Anayasa’nın 2., 5. ve 48. maddelerine aykırılığı savıyla iptali
istemidir.
I- OLAY
Avukatlık
ücret sözleşmesinden doğan uyuşmazlık nedeniyle açılan davada Pendik 2.
Asliye Hukuk Mahkemesince verilen kararın temyizen
incelenmesi sırasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu
kanısına varan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru
kararı şöyledir:
“Pendik 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin
364/575 sayılı ve 12.10.2004 tarihli kararının dairemizde yapılan temyiz
incelemesinde, 1136 sayılı Avukatlık Kanununa 13.1.2004 tarihinde yürürlüğe
giren 5043 sayılı kanunla eklenen geçici 21. madde hükümlerinin Anayasaya
aykırı olduğu dairemizce görülmüş, davalı tarafça da ileri sürülen Anayasaya
aykırılık iddiasının ciddi olduğu sonucuna varılmıştır.
Temyiz incelemesi yapılan dava
dosyasının konusu, avukatlık sözleşmesinden kaynaklanan vekalet
ücretinin tahsili talebidir. Davacının dayandığı avukatlık ücret sözleşmesi
1.4.1996 tarihinde düzenlenmiş, davacının üstlendiği davayı açıp takip
ettiği, davalı lehine sonuçlandığı ve kararın 23.7.1998 tarihinde
kesinleştiği, davacı avukatların üstlendikleri işi bu tarih itibariyle
sonuçlandırdıkları, ücret ihtilafının aynı yıl içinde ortaya çıktığı, davanın
7.7.2003 tarihinde açıldığı sabittir.
Taraflar arasındaki ihtilaf 1136 sayılı
Avukatlık Kanununun 163 ve 164. maddeleri hükümlerine göre çözümlenecektir.
163 ve 164. maddelerde 2.5.2001 tarihinde yürürlüğe giren 4667 sayılı ve
13.1.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5043 sayılı kanunlar ile değişiklik
yapılmıştır. 13.1.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5043 sayılı Kanunun 7.
maddesi ile 1136 sayılı Avukatlık Kanununa eklenen geçici 21. madde, “Bu
kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, kesin olarak hükme bağlanmamış bütün
ihtilaflarda bu kanunun değişik hükümleri uygulanır” hükmünü getirmiştir.
Avukatlık Kanununa eklenen bu geçici
madde ile 1136 sayılı Avukatlık Kanununda 4667 ve 5043 sayılı yasa ile
yapılan 2.5.2001 ve 13.1.2004 tarihlerinde yürürlüğe giren değişik yeni
hükümlerin daha önceden yapılan avukatlık sözleşmesinden doğan ihtilaflarda
uygulanması ve kanunun değişik yeni hükümlerine göre anlaşmazlıkların
çözümlenmesi amaçlanmıştır.
Uyuşmazlığın çözümünde, 163 ve 164.
maddeleri 2.5.2001 tarihinde yapılan değişiklikten önceki hükümleri veya
2.5.2001 ve 13.1.2004 tarihinde yapılan değişiklikten sonraki hükümleri
uygulandığında varılacak sonuç birbirinden farklı olacaktır.
Anayasanın 2. maddesinde öngörülen
hukuk devleti, insan haklarına saygılı, bu hakları koruyan toplum yaşamında
adalete, eşitliğe uygun bir hukuk düzeni kuran ve bu düzeni sürdürmekle
kendini yükümlü sayan, bütün davranışlarında Anayasaya ve hukuk kurallarına
uyan, işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan devlettir. Hukuk
devleti ilkesi, devletin tüm faaliyetlerinde hukukun egemen olmasını
amaçlar. Bu amacın gerçekleşmesi için, çıkarılan yasalarla konulacak
kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerinin gözönünde
tutulması gerektiği gibi, hukuk güvenliğinin de sağlanması gerekir. Bu
nedenle hukuk devletinde yasa koyucu, yasaların yalnız Anayasaya değil,
evrensel hukuk ilkelerine de uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür.
Anayasamızın 5. maddesinde, kişilerin
ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak, kişinin temel hak ve
özgürlüklerini, sosyal hukuk devletini ve adalet ilkeleri ile bağdaşmayacak
şekilde sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmak, insanın
maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya
çalışmak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmıştır.
Anayasamızın 48. maddesinde, herkesin
dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahip olduğu
belirtilmiştir. Sözleşme, sözleşmeye taraf olanda, şimdiye ve geleceğe
yönelik ümit ve inançların, beklentilerin doğmasına neden olmaktadır. Bunun
temelinde, kişilerin sözleşme yaparken yürürlükte olan hukuk kurallarının
güvencesi altında olmalarıdır. Sözleşme yapanların irade hürriyetine sahip
olmaları, onların eşit durumda bulunduklarını gösterir.
Kanunlar kamu yararına ve kamu
düzeninin gerektirdiği özel durumlar dışında, ilke olarak yürürlük
tarihinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılır ve
daha önceki olay, işlem ve eylemler kanunun etki alanı dışında kalır.
Sonradan yürürlüğe giren kanunların daha önceki ve kesinleşmiş hukuksal
durumlara etkili olmaması hukukun genel ilkelerindendir.
Açıklanan ilkeler ışığında bakıldığında
1136 sayılı Avukatlık Kanunun, 4667 ve 5043 sayılı kanunlar ile değişiklik
getirilen hükümlerinin, değişiklik tarihinden önce yapılan sözleşmelerle
ilgili ihtilaflara uygulanmasının temini için, 5043 sayılı kanun ile
Avukatlık Kanununa eklenen geçici 21. madde, Anayasamızın 2, 5, 48.
maddelerine aykırı olmaktadır.
Anayasanın 152. maddesi ile 2949 sayılı Anayasa
Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 28. maddesi
uyarınca, dairemizce temyiz incelemesi yapılacak dava sebebiyle uygulanacak
olan 1136 sayılı Kanuna, 5043 sayılı Kanunun 7. maddesi ile eklenen “geçici
21. maddenin” yukarıda açıklanan nedenlerle Anayasanın 2, 5 ve 48. maddelerine
aykırı görüldüğünden iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurulmasına,
dosyanın temyiz incelemesinin bekletilmesine, dava dilekçesi, cevap
layihası, davalının temyiz dilekçesi ile avukatlık ücret sözleşmesi
örneklerinin karara eklenmesine, 21.10.2005 tarihinde oybirliğiyle karar
verildi.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
Avukatlık
Kanunu’nun 13.1.2004 günlü, 5043
sayılı Yasa ile eklenen itiraz konusu geçici 21. maddesi şöyledir:
“Bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, kesin hükme bağlanmamış bütün
ihtilaflarda bu Kanunun değişik hükümleri uygulanır.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru
kararında Anayasa’nın 2., 5. ve 48. maddelerine
dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğünün 8. maddesi uyarınca Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet
ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket
APALAK, Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün
katılımlarıyla 17.11.2005 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında,
dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine oybirliğiyle
karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru
kararları ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Kanun
kuralı, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Genel Açıklama
13.1.2004
günlü, 5043 sayılı Yasa ile Avukatlık Kanunu’nun bazı maddelerinde
değişiklikler yapılmış ve geçici bir madde eklenmiştir.
Bu
kapsamda, 5043 sayılı Yasa’nın 5. maddesi ile Avukatlık Kanunu’nun
“Avukatlık ücreti” başlıklı 164. maddesinin dördüncü fıkrasının üçüncü ve
dördüncü tümceleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
“Avukatlık
ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret
sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya
tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz
sayıldığı hallerde; değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari
ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye
yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine
göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin
değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık
ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve
işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.”
5043 sayılı Yasa’nın 7. maddesi ile Avukatlık
Kanunu’na eklenen geçici 21. maddede de, 5043 sayılı Yasa’nın yürürlüğe
girdiği tarihte kesin hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu Kanunun
değişik hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.
B- İtiraz Konusu Kuralın Anayasa’ya
Aykırılığı Sorunu
Başvuru kararında, Avukatlık Kanunu’na eklenen
geçici 21. madde ile Avukatlık Kanunu’nun 163. ve 164. maddelerinde 4667 ve
5043 sayılı Yasalarla yapılan değişikliklerin bu Yasaların yürürlüğe
girdiği tarihten daha önce yapılan avukatlık sözleşmelerinden doğan
ihtilaflarda uygulanmasının amaçlandığı, 2.5.2001 ve 13.1.2004 tarihlerinde
yürürlüğe giren 4667 ve 5043 sayılı Yasalar ile yapılan değişiklikler
öncesinde ve sonrasında uygulanacak kurallara göre söz konusu
uyuşmazlıklarda varılacak sonucun birbirinden farklı olduğu, kamu yararı ve
kamu düzeninin gerektirdiği özel durumlar dışında kanunların ilke olarak
yürürlüğe girdikleri tarihten sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak
üzere çıkarılmalarının ve bu tarihten önceki kesinleşmiş hukuksal durumlara
etkili olamamalarının hukukun genel ilkelerinden olduğu, hukuk devleti
ilkesi uyarınca yasa koyucunun yalnızca Anayasa’ya değil, evrensel hukuk ilkelerine
de uygun hareket etmek zorunda olduğu ve yasalarla konulacak kurallarda
adalet ve hakkaniyet ölçülerinin yanı sıra hukuk güvenliğinin de sağlanması
gerektiği, itiraz konusu kuralın ise 4667 ve 5043 sayılı Yasalardan önce
yapılan sözleşmelerle ilgili uyuşmazlıklarda uygulanmasını sağlamak
amacıyla getirildiği, Anayasa’nın 48. maddesinde herkesin çalışma ve
sözleşme hürriyetine sahip olduğunun belirtildiği, kişilerin sözleşme
yaparken yürürlükte olan hukuk kurallarının güvencesi altında olduğu, belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 2., 5. ve 48. maddelerine aykırı olan kuralın iptali
gerektiği ileri sürülmüştür.
5043
sayılı Yasa’nın 7. maddesi ile Avukatlık Kanunu’na eklenen geçici 21.
maddede, “Bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihte, kesin hükme bağlanmamış bütün ihtilaflarda bu Kanunun
değişik hükümleri uygulanır.” denilmiştir.
Anayasa’nın
“Çalışma ve sözleşme hürriyeti” başlıklı 48. maddesinde, herkesin dilediği
alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahip olduğu ifade edilmiştir.
Sözleşme özgürlüğü, özel hukuktaki irade özerkliği ilkesinin
Anayasa hukuku alanındaki dayanağıdır. Özel hukukta irade özerkliği,
kişilerin yasal sınırlar içerisinde istedikleri hukuki sonuca bu yoldaki
iradelerini yeterince açığa vurarak ulaşabilmelerini ifade etmektedir. Anayasa
açısından sözleşme özgürlüğü ise Devletin, kişilerin istedikleri hukukî
sonuçlara ulaşmalarını sağlaması ve bu bağlamda kişilerin belli hukukî
sonuçlara yönelen iradelerini geçerli olarak tanıması, onların iradelerinin
yöneldiği hukukî sonuçların doğacağını ilke olarak benimsemesi ve koruması
demektir. Sözleşme özgürlüğü uyarınca kişiler,
hukuksal ilişkilerini özgür iradeleriyle ve sözleşmelerle düzenlemekte
serbesttir. Anayasanın 48. maddesinde koruma altına alınan sözleşme
özgürlüğü, sözleşme yapma serbestisinin yanı sıra,
yapılan sözleşmelere dışarıdan müdahale yasağını da içerir.
Anayasa’nın 2.
maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan
haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda
adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı
durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı
sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
“Hukuk
güvenliği ilkesi”, hukuk devletinde uyulması zorunlu temel ilkelerden
birini oluşturmaktadır. Anayasada öngörülen temel hak ve özgürlüklerin
kullanılmasının ve insan haklarının yaşama egemen kılınmasının önkoşulu
olan hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,
bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin
de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden
kaçınmasını gerekli kılar.
Daha önce tesis edilmiş
bulunan işlemlerin doğurduğu hukuki sonuçları ortadan kaldıracak şekilde
yasama tasarrufunda bulunulması, hukuk güvenliği ilkesine aykırılık
oluşturur. Hukuk devletinin gereği olan hukuk güvenliğini sağlama
yükümlülüğü, kural olarak yasaların geriye yürütülmemesini gerekli kılar.
“Yasaların geriye yürümezliği ilkesi” uyarınca yasalar, kamu yararı ve kamu
düzeninin gerektirdiği, kazanılmış hakların korunması, mali haklarda
iyileştirme gibi kimi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük
tarihlerinden sonraki olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere
çıkarılırlar. Yürürlüğe giren yasaların geçmişe ve kesin nitelik kazanmış
hukuksal durumlara etkili olmaması hukukun genel ilkelerindendir.
İtiraz
konusu kuralla 5043 sayılı Yasa’nın yürürlüğe girdiği tarihte kesin hükme
bağlanmamış bütün ihtilaflarda uygulanacağı öngörülmek suretiyle, yürürlüğe
girdiği tarihten önce ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözümünde de esas
alınması kabul edilmiştir.
Avukatlık Kanunu’nun 164. maddesinin dördüncü
fıkrasının üçüncü ve dördüncü tümcelerinde 5043 sayılı Yasa ile yapılan
değişiklikle, avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar
arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı veya ücret sözleşmesinin
belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete
ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde, değeri para ile ölçülebilen
dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret
itirazlarını incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü
için avukatın emeğine göre ilâmın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi
arasındaki bir miktarın avukatlık ücreti olarak belirleneceği, değeri para
ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesinin
uygulanacağı kurala bağlanmıştır.
Anılan maddenin 5043 sayılı Yasa ile
değiştirilmesinden önceki 4667 sayılı Yasa ile değişik halinde ise
avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu durumlarda, değeri para ile
ölçülemeyen dava ve işlerde avukatlık ücret tarifesinin uygulanacağı,
değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde ise asgari ücret tarifelerinin
altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarını incelemeye yetkili merci
tarafından davanın sonucuna ve avukatın emeğine göre değişmek üzere ücret
anlaşmazlığı tarihindeki dava değerinin yüzde beşi ile yüzde onbeşi arasındaki bir miktarın avukatlık ücreti olarak
belirleneceği hükmü yer almıştır.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun avukatlık ücretine
ilişkin hükümlerin yer aldığı 163. ve 164. maddelerinde 4667 sayılı Yasa
ile yapılan değişiklik öncesinde de, avukatlık ücret sözleşmelerinin yazılı
şekilde olmasının şart olduğu, ücretten doğan davalarda yazılı sözleşmeden
başka delil getirilemeyeceği ve dinlenemeyeceği ile yazılı ücret sözleşmesi
yapılmamış hallerde asgari ücret tarifesinin uygulanacağı belirtilmiştir.
1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile bu Kanunda
değişiklikler yapan 4667 ve 5043 sayılı kanunlarda, avukatlık ücreti ve
avukatlık ücretinden doğan uyuşmazlıklara ilişkin farklı hükümler yer
almakta iken itiraz konusu kuralla, 5043 sayılı Yasa öncesinde ortaya çıkan
ve kesin hükme bağlanmamış uyuşmazlıkların 5043 sayılı Yasa hükümlerine
göre çözümleneceğinin öngörülmesi, anılan Yasa’nın geriye yürümesi sonucunu
doğurmaktadır.
5043 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanacağı
uyuşmazlıkların kapsamına, avukatlık ücretine ilişkin olarak taraflar
arasında akdedilen bir ücret sözleşmesinden doğan uyuşmazlıklar da
girmektedir. Bu durumda, bir sözleşmenin yapıldığı tarihte yürürlükte
bulunmayan yasa hükmünün o sözleşmeden doğan uyuşmazlığın çözümünde
uygulanması söz konusu olmaktadır. Hukuk devletinde hukuk güvenliğinin
sağlanması, öncelikle hukuki işlemlerin sonuçlarının öngörülebilir olmasına
bağlı bulunduğundan, bir sözleşmenin yapıldığı tarihte mevcut olmayan bir
yasa hükmünün daha sonra geriye yürür şekilde bu sözleşmeden doğan bir
ihtilafta uygulanmasının öngörülmesi, hukuk güvenliği ilkesine aykırıdır.
Bu durum
aynı zamanda, Anayasanın 48. maddesinde düzenlenen sözleşme özgürlüğüne de
aykırılık oluşturur. Sözleşme özgürlüğü, sözleşmeden doğan uyuşmazlıklarda
sözleşme hükümlerinin esas alınmasını da gerekli kılar. Tarafların özgür
iradeleri ile düzenledikleri ve hukuken geçerli olan sözleşmelerden doğan
uyuşmazlıklarda sözleşme hükümlerinin belirgin olmadığından ya da
tartışmalı olduğundan bahisle, söz konusu sözleşmenin akdedildiği tarihte
yürürlükte olmayan bir yasa kuralının esas alınarak uyuşmazlığın
çözümlenmesinin öngörülmesi, sözleşme özgürlüğüne aykırıdır.
Tarafların
akdettikleri bir sözleşmenin hükümlerinin uygulanmasında ihtilafa düşmeleri
o sözleşmeyi geçersiz kılmayacağından, bu sonuca yol açacak şekilde 5043
sayılı Yasa hükümlerinin geriye yürütülmesine olanak bulunmamaktadır.
Kişilerin sözleşme özgürlüklerini kullanarak bir sözleşme akdetmelerinden
sonra, geriye dönük düzenlemelerle söz konusu sözleşme hükümlerinin ve
dolayısıyla kişilerin iradelerinin etkisiz kılınması, hukuk devleti
ilkesiyle bağdaşmaz.
Açıklanan
nedenlerle, dava konusu kural Anayasa’nın 2. ve 48. maddelerine aykırıdır.
İptali gerekir.
Haşim KILIÇ, Sacit
ADALI, Cafer ŞAT, Serdar ÖZGÜLDÜR ve Serruh
KALELİ bu görüşe katılmamışlardır.
Kural,
Anayasa’nın 2. ve 48. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden
Anayasa’nın 5. maddesi yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir.
VI- SONUÇ
19.3.1969 günlü, 1136 sayılı Avukatlık
Kanunu’nun 13.1.2004 günlü, 5043 sayılı Yasa ile eklenen geçici 21.
maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI,
Cafer ŞAT, Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ’nin karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 7.2.2008 gününde karar
verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Sacit ADAL I
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Cafer ŞAT
|
|
|
|
|
|
Üye
A. Necmi
ÖZLER
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
|
|
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla
PERKTAŞ
|
|
|
|
|
KARŞIOY
GEREKÇESİ
1- İtiraz konusu 19.3.1969 günlü, 1136 sayılı
Avukatlık Kanunu’nun 13.1.2004 günlü, 5043 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle
eklenen Geçici 21. maddesi, özü itibariyle bu Kanun’la 1136 sayılı Kanun’da
yapılan değişikliklerin (bu meyanda 164. maddenin dördüncü fıkrasının
değişen üçüncü ve dördüncü cümlelerin) devam eden -kesin hükme
bağlanmamış- bütün ihtilaflara da
tatbikini öngörmektedir. İtiraz
konusu davanın esasını teşkil eden ihtilaf avukatlık sözleşmesi ve bundan
doğan vekalet ücretine ilişkin olup, mahiyeti
itibariyle “usul”e ilişkindir.
Anayasa
Mahkemesi’nin 3.3.2004 tarih ve E.2002/126, K.2004/27 sayılı kararında
(RG.19.2.2005, Sayı: 25732) “…İtiraz konusu kuralın incelenmesinden,
avukatların yaptıkları hukuksal yardımın karşılığı olarak almaya hak kazandıkları vekalet ücretinin takdirinde, hukuki yardımın
tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan
tarifenin esas alınacağı anlaşılmaktadır. Başvuru kararında, anılan hükmün,
ceza davalarında suçun işlendiği, hukuk davalarında da dava konusu olayın
her davanın açıldığı tarihteki koşula göre değerlendirilebileceği kuralına
paralel olarak suç tarihine göre belirlenmesi gereken yargılama giderinin
hüküm tarihine göre belirlenmesinin Anayasa’nın 38. maddesine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun değişiklikten önceki
168. maddesinde avukatlık ücretinin takdirinde hukuksal yardımın başladığı
veya davanın açıldığı tarihte yürürlükte olan tarifeler esas alınmış ise
de, itiraz konusu kuralla ekonominin gerekleri gözetilerek avukatların
emeklerinin gerçek karşılıklarını almaları amaçlanmıştır. Öte yandan, vekalet ücreti maddi ceza hukukuna değil, usul
hukukuna ilişkin bir düzenleme olup, usul hukukuna göre yargılama
giderlerinde yapılacak bir artış değişiklikten önce açılmış olan davalara
da uygulanacağından, benzer bir
düzenlemenin vekalet ücreti içinde öngörülmüş olması, Anayasa’nın 38.
maddesi kapsamında değerlendirilemez. İptal isteminin reddi gerekir…”
denilmektedir.
Kanun’dan
doğan vekalet ücreti ile müvekkil-avukat arasında
sözleşmeden doğan vekalet ücreti, mahiyet itibariyle “usul”e ilişkindir.
İkinci sayılanın bir “sözleşme”ye dayanması, onun salt bir Borçlar Hukuku
sözleşmesi olarak nitelendirilmesini gerektirmez. Çünkü,
1136 sayılı Kanun’un 1. maddesine göre avukatlık bir “kamu hizmeti”dir ve kamu hizmetinin söz konusu olduğu
durumlarda da, özel yasaya (1136 sayılı Kanun) dayalı sözleşmeler ve bundan
doğan vekalet ücreti de kamu
düzenine ilişkindir.
2- Ceza
ve hukuk yargılaması kuralları da kamu
düzenine ilişkin olduklarından, bunlarda vaki değişikliklerin de devam
etmekte olan tüm yargılamalara “hemen” uygulanması asıldır. Dava konusu “vekalet ücreti”de hem usule
ilişkin bir düzenleme oluşu, hem de kamu hizmeti-kamu düzenine ilişkinlik unsurlarını özünde taşıması nedeniyle;
Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda işaret edilen emsal kararı doğrultusunda,
devam eden yargılamalar yönünden hemen tatbiki gereken bir kural
mahiyetindedir. Öte yandan, Anayasa Mahkemesi’nin bir kararında da işaret
edildiği gibi “… Geriye yürümezlik ilkesi hakkında Anayasa’da açık bir
kural bulunmamasına karşın, Anayasa Mahkemesi, hukuk devleti ve ölçülülük
yönlerinden yargısal denetim yapar… Zorunlu nedenlerle, örneğin kamu yararı gibi, geriye yürüme
durumunda önceyi etkileme sözkonusu olabilir…
Bilindiği gibi yasalar kamu
düzeninin gerektirdiği durumlarda geriye yürütülebilmekte ve önceye
etkili olabilmektedir… Dava konusu düzenlemede… ortaya
çıkan hukuksal sorunların çözümlenmesi amaçlandığına göre, yasa
uygulamasının daha önceki bir tarihten başlatılması, kamu yararı ve kamu düzeni gereği olarak görülmüştür. Bu
nedenle söz konusu hüküm Anayasa’ya aykırı değildir…” (Any.Mah.
7.11.1989 tarih ve E.1989/6, K.1989/42 sayılı kararı, AMKD., Sayı 25, sh.387-419)
Dolayısiyle, konuya bu yönü itibariyle de bakıldığında; kamu yararı
düşüncesiyle kamu düzenine ilişkin bir konuyu düzenleyici mahiyetteki
kuralların, devam eden davalara da tatbiki gerektiğine işaret eden kuralın
Anayasa’ya aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
3-
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırılığı söz
konusu edilemeyeceğinden, kuralın iptaline yönelik istemin reddi gerektiği
kanaatine ulaştığımızdan; kuralın iptaline dair çoğunluğun kararına
katılmıyoruz.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Üye
Sacit ADALI
|
Üye
Cafer ŞAT
|
|
|
|
|
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Serruh KALELİ
|
|
|
|
|
|