Yargıtay 7. Hukuk Dairesinden: Esas No : 2008/2179 Karar No : 2008/2150 Mahkemesi : İstanbul
6. Sulh Hukuk Mahkemesi Tarihi : 20.7.2006 Numarası : 2006/575-2006/843 Davacı : TC İstanbul Valiliği, İl Dernekler Müd. Davalı : Mesihpaşa Butikçiler Yardımlaşma
Derneği YARGITAY İLAMI Taraflar
arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda yerel mahkemece verilen hükmün
kanun yararına bozulması adalet bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay C.
Başsavcılığı tarafından istenilmekle raportör üyenin
açıklamaları dinlendi. Evrak okundu. Gereği görüşüldü: İstanbul
Valiliği İl Dernekler Müdürlüğünün 4.5.2006 tarihli 13021 sayılı yazılarıyla
mahkemece Mesihpaşa Butikçiler Yardımlaşma
Derneğinin 4721 sayılı T.M.K.nun
87. maddesi gereğince kendiliğinden dağılmış sayılmasına anılan mahkemece
karar verildiği ve hükmün temyiz edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmaktadır. Dava
T.M.K.nun 87. maddesi
hükmü gereğince kendiliğinden sona erdiğinin tespiti davasıdır. Dosyanın
incelemesinde İstanbul Valiliği İl Dernekler Müdürlüğünün talep yazısı
üzerine anılan mahkemece esasa kaydedilen davanın dosya üzerinden yapılan
inceleme ile sonuçlandırıldığı görülmüştür. 5253
sayılı Dernekler Kanununun 18/1 maddesinde "bu kanunla ilgili olarak
Hukuk Mahkemelerinde bakılacak davalarda basit yargılama usulü
uygulanır." denilmektedir. Dernekler Kanununun 36. maddesinin son
cümlesinde ise sözü edilen kanunda hüküm bulunmayan hallerde 4721 sayılı Türk
Medeni Kanununun hükümleri uygulanacağı öngörülmüştür. Sözü
edilen yasal düzenlemeler gereğince Dernekler Kanunu ile ilgili hukuk
davalarında duruşma yapılması ve yargılamanın basit usule göre
gerçekleştirilmesi ve sonuçlandırılması gerekmektedir. Davanın
dosya üzerinde inceleme yapılarak karara bağlanması konusunda mahkemeye
takdir hakkı tanınmamıştır. Ayrıca HUMK 73. maddesine göre de istisnalar
haricinde hâkimin her iki tarafı istima veyahut
iddia ve müdafaalarını beyan etmeleri için kanuni şekillere tevfikan davet
etmedikçe hükmünü veremeyeceği kabul edilmiştir. Hal
böyle olunca Yargıtay C. Başsavcılığının HUMK'nun
427/6 maddesine dayalı kanun yararına bozma isteminin açıklanan sebeplerle
kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere BOZULMASINA, Kararın
onaylı bir örneğinin Adalet Bakanlığınca Resmî Gazete’de yayınlanmak üzere
onaylı bir örneğinin de Yüksek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına, dava
dosyasının yerel mahkemesine gönderilmek üzere Yüksek Yargıtay Başsavcılığına
gönderilmesine 16.5.2008 gününde oybirliği ile karar verildi. ——• —— Yargıtay 10. Hukuk Dairesinden: Esas No : 2007/24779 Karar No : 2008/8902 Mahkemesi : Konya
İş Mahkemesi Tarihi : 31.03.2005 No : 748-342 Davacı : Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı Adına Av. Sevginur Çetmili Davalı : Ramazan Çetiner Adına Av. Recep Okur Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı tarafından, sigortalıya
ödenen geçici işgöremezlik ödeneğinin % 25'ini
oluşturan 127.916.666 TL (127,92 YTL)'nin, 506
sayılı Yasanın 111. maddesi uyarınca davalı sigortalıdan tahsili istemli
davanın yargılaması sonucunda, davanın kabulü yönünde verilen kararın,
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca yasal sürede kanun yararına temyiz
edilmesi üzerine dosya incelendikten sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki
karar tespit edildi. Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı 10.12.2007 tarihli yazısında, Konya İş Mahkemesi'nin
temyiz edilmeksizin kesinleşen 31.03.2005 tarih, 2004/748 E.,
2005/342 K. sayılı kararının, Anayasa'nın 141 ve Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanunu'nun 388/3. maddesine uygun olarak gerekçeli yazılmadığı; ceza
yargılaması sürecinde alınan bilirkişi raporunda sigortalıya atfedilen % 50
oranındaki kusurun, 506 sayılı Yasanın 111/son maddesi uyarınca sigortalının
bağışlanmaz kusurlu kabul edilmesi için yeterli olmadığı yönü gözetilmeksizin
hüküm kurulmuş olmasının usul ve yasaya aykırı bulunduğu belirtilerek, Hukuk
Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427/6 maddesi uyarınca hükmün kanun yararına
bozulması istenilmiştir. l – "Anayasamızın 141/3 maddesinde "Bütün
mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır" hükmü yer
almaktadır. Mahkeme
kararlarında nelerin yazılacağı ise 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanunu'nun 388. maddesinde; "Karar aşağıdaki hususları kapsar: 1. Kararı
veren mahkeme ile hakim veya hakimlerin ve tutanak
katibinin ad ve soyadları ve sicil numaraları, mahkeme çeşitli sıfatlarla
görev yapıyorsa kararın hangi sıfatla verildiği, 2.
Tarafların ve davaya katılanların kimlikleri ile varsa kanuni temsilci ve
vekillerinin ad ve soyadları ile adresleri, 3.
İki tarafın iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları
hususlar, ihtilaflı konular hakkında toplanan deliller, delillerin tartışması
ret ve üstün tutma sebepleri, sabit görülen vakıalarda bunlardan çıkarılan
sonuç ve hukuki sebep, 4.
Hüküm sonucu ile varsa kanun yolları, 5.
Kararın verildiği tarih ve hakim veya hakimlerin ve
tutanak katibinin imzaları, Hüküm
sonucu kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, istek
sonuçlarından her biri hakkında verilen hükümle taraflara yüklenen borç ve
tanınan hakların, mümkünse sıra numarası altında birer birer,
açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir."
Şeklinde ifade edilmiştir. Aynı
kural HUMK.nun 389.
maddesinde de "Verilen karar ile iki tarafa tahmil ve bahşedilen vazife
ve haklar şüphe ve tereddüdü mucip olmayacak surette gayet sarih ve açık
yazılmalıdır." ifadelerine yer verilerek tekrarlanmıştır. Açıklanan
bu hükümler en başta yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir ve
emredici hükümlerden olup "Kamu düzeni" amacı ile vaz'edilmişlerdir. Bu hükümlerle getirilen anılan biçim
koşulları hükmün açıklığı ve anlaşılırlığı kadar infaz kabiliyetini de sağlamak
amacını taşımaktadır. Aksi hal, yeni tereddüt ve ihtilaflar yaratır. Hatta
giderek denebilir ki, dava içinden davalar doğar. Hükmün hedefine ulaşmasını
engeller, Kamu düzeni ve barışı oluşturulamaz. Görülmektedir
ki, uyuşmazlıkların çözümünde yargıya düşen en önemli görevlerden birisi de
açık ve net çözümler bulmak, anlaşılabilir, tutarlı kararlarla kamu düzen ve
barışının sağlanmasına hizmet etmek olmalıdır. Hükmün açık ve net olması
gereği hüküm sonucu ile sınırlı olmayıp, iddiaların tek tek
ele alındığı, cevaplandırıldığı, hukuka ve yasaya aykırı bulunma ya da
bulunmama nedenlerinin açıklandığı, yasal dayanakların gösterildiği, anlamaya
ve denetime elverişli gerekçenin varlığını da gerektirir. Zira taraflar ancak
gerekçe sayesinde hükmün hangi maddi ve hukuki sebebe dayandırıldığını
anlayabilecekleri gibi Yargıtay denetimi de ancak kararın gerekçe içermesi
halinde mümkün olacaktır. İşte bu nedenledir ki, kararın gerekçesinde hangi
maddi vakıanın hangi hukuki sebeple davacıyı haklı gösterdiğinin açıklanması
halinde ancak, HUMK.nun
388. maddesine uygun bir kararın varlığından söz edilebilecektir. Gerek
Anayasamız, gerek 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile getirilen
ve yukarıda açıklanan yasal düzenlemelerin nihai amacı da budur." (YHGK,
03.12.2003 t., 2003/4-776 E., 2003/720 K.) "Adil
yargılanma hakkının içinde barındırdığı temel haklardan olan ve dayanağını
insan onuru ile eşitlik ilkesinden alan, hukuki dinlenilme hakkının üç unsuru
vardır. Bunlar, tarafların yargılama konusunda bilgilenme hakkı, yargılama
ile ilgili açıklama ve ispat hakkı, bu açıklamaların mahkemece dikkate alınıp
değerlendirilmesi yükümlülüğüdür. Gerekçe özellikle tarafların yargılamada
dikkate alındığının, açıklama ve delillerinin değerlendirildiğinin bir
göstergesidir... Kararın
gerekçeli olması hukuk devletinin ve hukuki güvenlik ilkesinin de bir
gereğidir. Zira, mahkemenin keyfilikten uzak
şekilde, hukuka ve kanuna uygun karar verip vermediği ancak gerekçeden
anlaşılabilir. Bu sebepledir ki, Anayasa'da kararların gerekçeli olması özel
olarak vurgulanmıştır."(Muhammet Özekes,
"Üst Derece Mahkemeleri Kararlarında Gerekçe", Türkiye'de İstinaf
Mahkemelerinin Kurulmasından Sonra Yargıtay'ın Rolü Konferansı, Ankara 2007,
s. 78-79) Konya
İş Mahkemesi'nin 2004/748 E., 2005/342 K. sayılı
kararı incelendiğinde, tarafların istem ve yanıtının özetine yer verildikten
sonra, "Dosya incelenmiş, dava dilekçesine ekli belgeler ile tarafların
ibraz ettikleri belgeler tetkik edilmiş olup delil olarak gösterilen Konya 4.
Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2000/626 esas 2001/701 Karar sayılı dosya celp ve
tetkik edilmiş olup, yetki itirazı yönünden dosya tetkik edilmiş, meydana
gelen kazanın Konya ili Çimento Fabrikasında geçtiği anlaşıldığından yetki
itirazının reddine karar verilerek ceza mahkemesinde belirlenen kusur oranı
usul ve yasaya uygun olduğundan ve mahkememizce de yeterli görüldüğünden
davanın kabulüne karar vermek gerekmiş aşağıdaki hüküm kurulmuştur."
Açıklamasıyla yetinilerek hüküm kurulmuştur. Mahkemenin,
yukarıda sıralanan hukuki olgular ışığında, hükme dayanak alınan kanıtlar ile
bu kanıtların diğer kanıtlara oranla üstün tutulma gerekçelerinin irdelenip
tartışılarak karar gerekçesinde açıklanması zorunluluğunu öngören yasal
gereklere uymaksızın; ceza yargılamasında elde edilen rapora atıfla yetinen
soyut bir yaklaşımla hükme varmış olması; 2 –
506 sayılı Yasanın 111. maddesi "Bağışlanmaz kusuru yüzünden iş kazasına
uğrayan, meslek hastalığına tutulan veya hastalanan sigortalıya verilecek geçici
iş göremezlik ödeneği veya sürekli iş göremezlik geliri, bu kusurun
derecesine göre, Kurumca, yarısına kadar eksiltilebilir. Tehlikeli
olduğu veya hastalığa sebep olacağı bilinen yahut yetkili kimseler tarafından
verilen emirlere aykırı olan veyahut açıkça izne dayanmadığı gibi hiçbir
gereği veya yararı bulunmayan bir işi elinde olarak sigortalının yapması veya
yapılması gerekli bir hareketi savsaması kusurun bağışlanmazlığına esas
tutulur." Hükmünü içermekte olup; Sosyal Sigortalar Kanununa özgü bir
kavram olan "bağışlanmaz kusur", 506 sayılı Yasanın 111. maddesinin
son fıkrasında tanımlanıp, içerik ve sınırları açıkça belirlenmiştir.
Tanımlayıcı hüküm karşısında, anılan kavramın başka şekilde anlaşılıp, farklı
alanlardaki yaklaşımlar uyarınca nitelendirilmesine yasal olanak bulunmamaktadır. Sigortalının,
iş kazası veya meslek hastalığının oluşmasında etkili bulunan davranışının
"bağışlanmaz kusur" niteliğinde kabul edilebilmesi, 506 sayılı
Yasanın 111. maddesinin son fıkrasındaki tanıma uygun olmasına bağlıdır.
Genel anlamda sigortalının yüksek oranlı kusuru, mutlak olarak
"bağışlanmaz kusur" kabulü için yeterli değildir. İşçi sağlığı ve iş güvenliği ile iş kazasının gerçekleştiği iş
kolunda geçerli kurallar yönünden, taraflarca sunulan tüm kanıtların
irdelenmesi suretiyle, sosyal güvenlik hukukunun genel ilkeleri ışığında bir
inceleme yapılmaksızın; ceza yargılaması sürecinde elde edilen ve sigortalı
yönünden % 50 kusur oranı öngören bilirkişi raporundaki soyut tespitten
hareketle, sigortalının bağışlanmaz kusurlu olarak kabulüyle hüküm kurulmuş
olması usul ve yasaya aykırı bulunduğundan, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının kanun yararına bozma istemi kabul edilerek mahkeme kararının
bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 427. maddesi gereğince sonuca etkili
olmamak kaydıyla kanun yararına BOZULMASINA; gereği yapılmak üzere kararın
bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine
24.06.2008 gününde oybirliğiyle karar verildi. |
||||||