Danıştay
Dokuzuncu Daire Başkanlığından: Esas No : 2007/3817 Karar No : 2008/2557 Kanun Yararına Temyiz Eden : Danıştay
Başsavcılığı Davacı : A. Celal Celaloğlu Vekili : Av. Seyfi Ünal Büyükdere Cad. No:32 K:5 Mecidiyeköy
/ İSTANBUL Karşı Taraf : Beykoz Belediye Başkanlığı - İSTANBUL Vekili : Av. N. Bilge Cevher, Av. Gülsüm Kanat - Aynı Yerde İstemin Özeti : Davacıya ait İstanbul ili, Beykoz Çayağız
Köyü, Beylik Mandıra Çiftliği mevkiinde bulunan 5 pafta 2002 parsel no'lu taşınmaz için 2002 yılı ve 2003 yılı emlak (arsa)
vergileri ve 2003 yılı ek emlak vergisi ile hesaplanan gecikme zammının
kaldırılması istemiyle açılan davayı; 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu'nun
12. maddesinde, Türkiye sınırları içinde bulunan arazi ve arsaların bu Kanun
hükümlerine göre arazi vergisine tabi olduğu, belediye sınırları içinde
belediyece parsellenmiş arazilerin arsa sayılacağı, belediye sınırları içinde
veya dışında bulunan parsellenmemiş araziden hangilerinin bu kanuna göre arsa
sayılacağının Bakanlar Kurulu Kararı ile belli edileceği, aksine hüküm
olmadıkça bu Kanun'un diğer maddelerinde yer alan arazi tabirinin arsaları da
kapsayacağının hüküm altına alındığı, aynı Yasa'nın 14. maddesinin (g)
bendinde ise, belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunan arazilerin
kiraya verilmemek şartıyla vergiden muaf olduğu, gelir vergisine tabi
mükellefler tarafından bizzat işyeri olarak kullanılan arsa ve arazi hariç
olmak üzere, ticari, sınai ve turistik faaliyetlerde
kullanılan arazi ile arsalar ve arsa sayılacak parsellenmemiş arazi için bu
muafiyetin uygulanmayacağının öngörüldüğü, 83/6122 sayılı Arsa Sayılacak
Parsellenmemiş Arazi Hakkında Karar'ın 1. maddesinin (c) fıkrasında da,
belediye ve mücavir alan sınırları dışında olup da konut, turistik veya sınai
tesis yapılmak amacıyla, her ne şekilde olursa olsun parsellenen ve tapuya bu
yolla şerh verilen arazi ve arazi parçalarının arsa sayılacağının karara
bağlandığı, olayda, davacının İstanbul, Beykoz, Çayağzı Köyü, Beylik Mandıra Çiftliği
mevkiinde kain 2002 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğu, taşınmazların köy
kıymet beyan defterinde kayıtlı bulunduğu, 2003 yılında satıldığı, bu satış
üzerine gayrimenkulün tapuda arsa olarak kayıtlı olduğu ve ayrıca o bölgede
imar programlarının da yapılmış bulunduğu gerekçesiyle dava konusu
tahakkukların yapıldığı, davacının ibraz ettiği belgelerden taşınmazın doğal
sit alanı içinde kaldığı, Koruma Kurulu Kararı ile bölgedeki bütün imar
çalışmalarının durdurulduğunun anlaşıldığı, Türk Vergi Sisteminde kabul gören
beyan esasının emlak vergisi için de geçerli olduğu, mükellefin beyanı
üzerine verginin tahakkuk fişi ile tahakkuk ettirilmesi gerektiği, mükellefçe
beyanda bulunulmaması üzerine idarece verginin tarhı yoluna gidilmesi
gerektiği, mükellefin beyanının bulunmaması halinde verginin tahakkuk fişi
ile tahakkuk ettirilmesinin mümkün bulunmadığı, olayda davacının herhangi bir
beyanda bulunmamasına karşın, idarece verginin tahakkuk fişi ile istenildiği
görüldüğünden, tarhiyat yapılması gerekli iken tahakkuk fişi ile verginin
istenilmesi nedeniyle dava konusu vergilerde bu açıdan hukuki isabet
bulunmadığı, öte yandan, davacının maliki olduğu taşınmazların vergiye tabi
olup olmadığının belirlenebilmesi için taşınmazın niteliğinin açıklığa
kavuşturulması gerektiği, ihtilaf konusu taşınmazların belediye ve mücavir
alan dışında kaldığının tartışmasız olduğu, ayrıca taşınmaz ile ilgili olarak
konut, turistik veya sınai tesis yapılmak amacıyla tapuya verilmiş bir şerh
bulunmaması nedeniyle taşınmazın sadece tapuda arsa olarak kayıtlı olmasından
dolayı 1319 sayılı Yasa ile 83/6122 sayılı kararda taşınmazın arsa
sayılacağına dair bir hükme yer verilmemesi ve Koruma Kurulu Kararı ile söz
konusu yerde imar çalışmalarının durdurulması nedeniyle bu iddiaya itibar
edilmesinin mümkün bulunmadığı gerekçesi ile kabul eden İstanbul 6. Vergi
Mahkemesinin 6.4.2004 tarih ve E:2003/2316, K:2004/1142 sayılı kararını;
ihtilaf konusu taşınmazla ilgili 1/1000 ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar
Planları'nın 28.10.1994 tarihinde onaylandığı, Kültür Bakanlığı İstanbul III
Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu'nca alınan 11.11.1995
tarihli ve 7755 sayılı kararda belirtildiği üzere Çatalağzı Köyü'nün de
koruma amaçlı imar planlarının yapılmasına karar verildiğinin dava dosyası
içeriğinden anlaşıldığı, Belediye mücavir alan sınırları içerisinde yer alan
taşınmaz için tahakkuk ettirilen emlak vergisinde
hukuka aykırı bir durum bulunmadığından aksi yönde verilen kararda isabet
görülmediği gerekçesiyle bozarak davayı reddeden İstanbul Bölge İdare
Mahkemesinin 22.12.2006 tarih ve E:2004/3852, K:2006/6256 sayılı kararı ile
bu kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 8.5.2007 tarih ve
E:2007/3501 K:2007/5090 sayılı kararının kanun yararına bozulması
istenilmektedir. Danıştay Başsavcılığı'nın Kanun Yararına Bozma İstemi: Davacının
İstanbul İli, Beykoz İlçesi, Çayağzı köyü, Beylik Mandıra Mevkiinde bulunan
gayrimenkulü nedeniyle tahakkuk ettirilen 2002 yılı ve 2003 yılı emlak (arsa)
vergileri ve 2003 yılı ek emlak vergisi ile hesaplanan gecikme zammının
terkini istemiyle açılan davayı kabul ederek tahakkuku terkin eden İstanbul
6. Vergi Mahkemesinin 6.4.2004 tarih ve E:2003/2316, K:2004/1142 sayılı
kararını bozarak davayı reddeden İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin 22.12.2006
tarih ve E:2004/3852, K:2006/6256 sayılı kararı ile bu kararın düzeltilmesi
isteminin reddine ilişkin 8.5.2007 tarih ve E:2007/3501 K:2007/5090 sayılı
kararının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek davacı tarafından kanun
yararına bozulması istemi üzerine konu incelendi; 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51 inci maddesinde, bölge idare
mahkemesi kararlarından niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir
sonucu ifade edenlerin kanun yararına temyiz olunabileceği belirtilmiştir. Dosyanın
incelenmesinden, davacının İstanbul İli, Beykoz İlçesi, Çayağzı Köyü, Beylik
Mandıra Mevkiinde bulunan gayrimenkulü nedeniyle adına tahakkuk ettirilen
2002 -2003 yılı emlak (arsa) vergileri ve 2003 yılı ek emlak vergisi ile
hesaplanan gecikme zammına karşı davacı tarafından, söz konusu arsa
vasfındaki taşınmazın belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunduğu,
kiraya verilmediği, ticari, sınai ve turistik
faaliyetlerde kullanılmadığı dolayısıyla Emlak Vergisi Kanununun 14/g maddesi
uyarınca gayrimenkulün emlak vergisinden daimi muaf olduğu iddialarıyla dava
açıldığı, ileri sürülen iddialar yerinde görülerek İstanbul 6. Vergi
Mahkemesince davanın kabulüne, tahakkukun terkinine karar verildiği, bu
kararın İstanbul Bölge İdare Mahkemesince kanun yararına bozulması istenilen
söz konusu kararlarla bozulduğu ve davanın reddedildiği anlaşılmaktadır. 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun 1610 sayılı Kanunun 7 nci maddesiyle değişik "Arazi Vergisinin
Mevzuu" başlıklı 12 nci maddesinde; Türkiye
sınırları içinde bulunan arazi ve arsaların bu Kanun hükümlerine göre arazi
vergisine tabi olduğu, belediye sınırları içinde belediyece parsellenmiş
arazilerin arsa sayılacağı, belediye sınırları içinde veya dışında bulunan
parsellenmemiş araziden hangilerinin bu Kanuna göre arsa sayılacağının
Bakanlar Kurulu Kararı ile belli edileceği, aksine hüküm olmadıkça bu Kanunun
diğer maddelerinde yer alan arazi tabirinin arsaları da kapsayacağı
belirtilmiştir. Aynı
kanunun 14 üncü maddesine 3239 sayılı Kanunun 104 üncü maddesiyle eklenen (g)
fıkrasında, belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunan arazilerin
kiraya verilmemek şartıyla arazi vergisinden daimi olarak muaf tutulacağı,
gelir vergisinden muaf esnaf ile basit usulde gelir vergisine tabi
mükellefler tarafından bizzat işyeri olarak kullanılan arsa ve arazi hariç
olmak üzere, ticari, sınai ve turistik faaliyetlerde
kullanılan arazi ile arsalar ve arsa sayılacak parsellenmemiş arazi için bu
muafiyetin uygulanmayacağı hükme bağlanmış olup, bu fıkranın uygulanmasına da
17 seri nolu Emlak Vergisi Genel Tebliğinin
"Arazi Vergisi ile İlgili Değişiklikler" başlıklı III/1. Bölümünde
"Emlak Vergisi Kanununun 14 üncü maddesine eklenen (g) fıkrası ile
belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunan arazi, Arazi Vergisinden
daimi muaf tutulmuştur. Ancak anılan yerlerde bulunan arazi, arsa ve arsa
sayılacak parsellenmemiş arazilerden ticari, sınai
ve turistik faaliyetlerde kullanılanlar için bu muafiyet
uygulanmayacaktır." şeklinde açıklık getirilmiştir. Bu
düzenlemeler karşısında, arsa vasfındaki bir taşınmazın emlak vergisi daimi
muafiyetinden yararlanabilmesi için belediye ve mücavir alan sınırları
dışında bulunması, kiraya verilmemesi, ticari, sınai
ve turistik faaliyette kullanılmaması gerekmektedir. Olayda,
belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunduğu tartışmasız olan
taşınmazın, ticari, sınai ve turistik faaliyetlerde
kullanıldığı ya da kiraya verildiği hususlarında idarece yapılmış bir tespit
bulunmadığından, söz konusu taşınmazın Emlak Vergisi Kanununun 14/g maddesinde
yer alan muafiyetten yararlandırılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılan
İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin 22.12.2006 tarih ve E:2004/3852,
K:2006/6256 sayılı kararı ile bu kararın düzeltilmesi isteminin reddine
ilişkin 8.5.2007 tarih ve E:2007/3501 K:2007/5090 sayılı kararının 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51 inci maddesi uyarınca kanun
yararına bozulmasının uygun olacağı düşünülmektedir. Tetkik
Hakimi Ömer Faruk Ateş'in Düşüncesi: Olayda ihtilaf
konusu taşınmazın belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunduğu
anlaşılmış olup, 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu'nun 12 ve 14'üncü maddeleri
birlikte değerlendirildiğinde, sözkonusu arsanın
vergi muafiyetinden yararlandırılmasının icap ettiği sonucuna varıldığından
Danıştay Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma isteminin kabulü gerektiği
düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesi'nce İstanbul Bölge İdare
Mahkemesi'nin 22.12.2006 tarih ve E:2004/3852, K:2006/6256 sayılı kararı ile
bu kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 8.5.2007 tarih ve
E:2007/3501 K:2007/5090 sayılı kararının Danıştay Başsavcılığı tarafından
kanun yararına temyiz edilerek bozulmasının istenilmesi üzerine işin gereği
görüşüldü: Dosyanın incelenmesinden, davacıya ait İstanbul ili, Beykoz
Çayağzı köyü, Beylik Mandıra Çiftliği mevkiinde bulunan 5 pafta 2002 parsel nolu taşınmaz için 2002 ve 2003 yılı emlak (arsa)
vergileri ve 2003 yılı ek emlak vergisi ile hesaplanan gecikme zammının
kaldırılması istemiyle açılan davayı kabul eden İstanbul 6. Vergi
Mahkemesinin kararını bozarak davayı reddeden İstanbul Bölge İdare
Mahkemesinin 22.12.2006 tarih ve E:2004/3852, K:2006/6256 sayılı kararı ile
bu kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 8.5.2007 tarih ve
E:2007/3501 K:2007/5090 sayılı kararının kanun yararına bozulmasının
istenildiği anlaşılmıştır. 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu'nun 1610 sayılı Kanun'un 7.
maddesiyle değişik "Arazi Vergisinin Mevzuu" başlıklı 12. maddesinde;
Türkiye sınırları içinde bulunan arazi ve arsaların bu Kanun hükümlerine göre
arazi vergisine tabi olduğu, belediye sınırları içinde belediyece
parsellenmiş arazilerin arsa sayılacağı, belediye sınırları içinde veya
dışında bulunan parsellenmemiş araziden hangilerinin bu Kanuna göre arsa
sayılacağının Bakanlar Kurulu Kararı ile belli edileceği, aksine hüküm
olmadıkça bu Kanunun diğer maddelerinde yer alan arazi tabirinin arsaları da
kapsayacağı belirtilmiştir. Aynı
Kanun'un 14. maddesine 3239 sayılı Kanun'un 104. maddesiyle eklenen (g)
fıkrasında; belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunan arazilerin
kiraya verilmemek şartıyla arazi vergisinden daimi olarak muaf tutulacağı,
gelir vergisinden muaf esnaf ile basit usulde gelir vergisine tabi mükellefler
tarafından bizzat işyeri olarak kullanılan arsa ve arazi hariç olmak üzere,
ticari, sınai ve turistik faaliyetlerde kullanılan
arazi ile arsalar ve arsa sayılacak parsellenmemiş arazi için bu muafiyetin
uygulanmayacağı hükmü yer almakta, bu fıkranın uygulanması ile ilgili 17 seri
no'lu Emlak Vergisi Genel Tebliği'nin "Arazi
Vergisi İle İlgili Değişiklikler" başlıklı III/1 Bölümünde de;
"Emlak Vergisi Kanunu'nun 14'üncü maddesine eklenen (g) fıkrası ile
belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunan arazi, Arazi Vergisinden
daimi olarak muaf tutulmuştur. Ancak, anılan yerlerde bulunan arazi, arsa ve
arsa sayılacak parsellenmemiş arazilerden ticari, sınai
ve turistik faaliyetlerde kullanılanlar için bu muafiyet
uygulanmayacaktır." açıklaması bulunmaktadır. Anılan
14. maddenin (g) fıkrası hükmüne göre bir arazinin emlak vergisi daimi
muafiyetinden yararlanabilmesi için; belediye ve mücavir alan sınırları
dışında bulunması, kiraya verilmemesi, ticari, sınai
ve turistik faaliyette kullanılmaması gerekmektedir. Öte
yandan, anılan Kanunun 12. maddesinde Kanunun diğer maddelerinde geçen arazi
tabirinin arsaları da kapsayacağı belirtildiğinden ve 14. maddenin (g)
fıkrasının parantez içi hükmünde de gelir vergisinden muaf esnaf ile basit
usulde gelir vergisine tabi mükellefler tarafından bizzat işyeri olarak
kullanılan arsa ve arazi hariç ibaresi yer aldığından, sözü edilen maddedeki
ticari, sınai ve turistik faaliyette kullanmama
şartının sadece araziler için geçerli olmayıp, arsa ve arsa sayılacak
parsellenmemiş araziler için de geçerli olduğu anlaşılmaktadır. Dosyada
mevcut bilgi ve belgelerden, vergisi ihtilaflı arsanın belediye ve mücavir
alan sınırları dışında bulunduğu görülmektedir. Olayda,
davacıya ait belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunduğu tartışmasız
olan sözkonusu arsanın kiraya verildiği veya
ticari, sınai ve turistik faaliyetlerde kullanıldığı
yolunda herhangi bir iddia ve tespit bulunmaması karşısında, taşınmazın
mevcut haliyle Yasa'da daimi muafiyet için öngörülen şartları taşıdığı, bu
nedenle de, emlak vergisinden daimi muaf tutulması gerektiği sonucuna varıldığından,
tahakkuk ettirilerek tahsil edilen emlak vergilerinde ve gecikme zammında
yasal isabet görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle Danıştay Başsavcısı tarafından yapılan temyiz
isteminin kabulü ve İstanbul Bölge İdare Mahkemesi'nin 22.12.2006 tarih ve
E:2004/3852, K:2006/6256 sayılı kararı ile bu kararın düzeltilmesi isteminin
reddine ilişkin 8.5.2007 tarih ve E:2007/3501 K:2007/5090 sayılı kararının
2577 sayılı İdari Yargılama Usülü Kanunu'nun 51.
maddesi uyarınca kanun yararına ve hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak
koşulu ile bozulmasına, kararın bir örneğinin Maliye Bakanlığı ile Danıştay
Başsavcılığı'na gönderilmesine ve Resmî Gazete'de yayımlanmasına 22.5.2008
tarihinde oybirliği ile karar verildi. —— • —— Danıştay
Dokuzuncu Daire Başkanlığından: Esas No : 2007/6313 Karar No : 2008/2564 Kanun Yararına Temyiz Eden : Danıştay
Başsavcılığı Davacı : A. Kerrar Celaloğlu Vekili : Av. Seyfi Ünal Büyükdere Cad. No:32 K:5 - Mecidiyeköy/İSTANBUL Karşı Taraf : Beykoz Belediye Başkanlığı-İSTANBUL Vekilleri : Av. N. Bilge Cehver, Av.
Gülsüm Kanat - Aynı Yerde İstemin Özeti : Davacıya ait İstanbul İli, Beykoz Çayağzı Köyü,
Beylik Mandıra Çiftliği Mevkiinde bulunan 1692, 1697 parsel no'lu taşınmazlar için 2002, 2003 yıllarına ilişkin
olarak tahakkuk ettirilen emlak (arsa) ve 2003 yılı için tahakkuk ettirilen
ek emlak vergisinin kaldırılması istemiyle açılan davayı; Emlak Vergisi
Kanununun 12. maddesi uyarınca çıkarılan Arsa Sayılacak Parsellenmemiş Arazi
Hakkında Kararın 1/c bendinde, belediye ve mücavir alan sınırları dışında
olup da, konut, turistik veya sınai tesis yapılmak amacıyla her ne şekilde
olursa olsun parsellenen ve tapuya bu yolla şerh edilen arazi ve arazi parçalarının
arsa kabul edildiği, dosyanın incelenmesinden, davacıya ait taşınmazların
mücavir olan sınırları dışında kaldığının, ancak Kültür ve Tabiat Varlıkları
Koruma Kurulunca tasdik edilen 1/5000 ölçekli nazım imar planında apart otel
biçiminde özel konut ve klüpler ile golf alanı
düzenlenmesi yapılabileceği notu bulunduğunun, kadastrol
pafta üzerinde yapılan incelemede sözkonusu bölgede
imar planı ile uyumlu tapuda tescilli parsellerin oluşturulduğunun ve her
parselin yola, ulaşım ve alt yapıya cepheli olduğunun ve tapuda arsa vasıflı
kayıt yapıldığının tespiti üzerine dava konusu arsa vergisi ek arsa vergisi
tahakkukunun yapıldığının anlaşıldığı, davacı vekilince söz konusu
taşınmazlar için 1983-1985 yıllarına ilişkin olarak
tahakkuk ettirilen emlak vergilerinin 13.1.1988 tarihli Danıştay Dokuzuncu
Daire kararı ile kaldırıldığı iddia edilmekte ise de anılan karardan sonra
taşınmazların bulunduğu alanda 1/5000 ölçekli koruma amaçlı nazım imar planı
yapılarak belli bir oranda yapılaşma hakkının tanınmış olması ve aynı alanın
bir kısmı için uygulama imar planının bulunması ve tapu kayıtlarında arsa
olarak tescilli olması karşısında söz konusu Danıştay kararı bağlayıcı
nitelikte olmadığından emlak ve ek emlak vergisi tahakkukunda yasal
isabetsizlik görülmediği, diğer taraftan Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma
Kanununun 21. maddesi uyarınca her türlü vergi ve harçtan muaf olunduğu
belirtilmekte ve söz konusu taşınmazların bulunduğu alan "doğal sit
alanı" olarak ayrılmış ise de 1/5000 ölçekli koruma amaçlı nazım imar
planı notunda kesin yapılaşma yasağı bulunmadığından muafiyet hükmünden
yararlanılamayacağı gerekçesiyle reddeden İstanbul 7. Vergi Mahkemesinin
10.5.2005 tarih ve E:2003/1092, K:2005/1360 sayılı kararını onayan İstanbul
Bölge İdare Mahkemesinin 31.3.2006 tarih ve E:2005/7194, K:2006/1644 sayılı
kararı ile bu kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 3.10.2007 tarih
ve E:2006/5198, K:2007/9287 sayılı kararının kanun yararına bozulması
istenilmektedir. Danıştay Başsavcılığı'nın Kanun Yararına Bozma İstemi: Davacının
İstanbul İli, Beykoz İlçesi, Çayağzı Köyü, Beylik Mandıra Mevkiinde bulunan
gayrimenkulü nedeniyle tahakkuk ettirilen 2002 ve 2003 yılı emlak (arsa)
vergileri ve 2003 yılı ek emlak vergisinin terkini istemiyle açılan davayı reddeden,
İstanbul 7. Vergi Mahkemesinin 10.5.2005 tarih ve E:2003/1092, K:2005/1360
sayılı kararını onayan, İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin 31.3.2006 tarih ve
E:2005/7194, K:2006/1644 sayılı kararı ile bu kararın düzeltilmesi isteminin
reddine ilişkin 3.10.2007 tarih ve E:2006/5198 K:2007/9287 sayılı kararının
hukuka aykırı olduğu belirtilerek davacı tarafından kanun yararına bozulması
istemi üzerine konu incelendi; 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51 inci maddesinde, bölge idare
mahkemesi kararlarından niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir
sonucu ifade edenlerin kanun yararına temyiz olunabileceği belirtilmiştir. Dosyanın
incelenmesinden; davacının İstanbul İli, Beykoz İlçesi, Çayağzı Köyü, Beylik
Mandıra Mevkiinde bulunan gayrimenkulü nedeniyle adına tahakkuk ettirilen
2002 -2003 yılı emlak (arsa) vergileri ve 2003 yılı ek emlak vergisine karşı
davacı tarafından, söz konusu arsa vasfındaki taşınmazın belediye ve mücavir
alan sınırları dışında bulunduğu, kiraya verilmediği, ticari, sınai ve turistik faaliyetlerde kullanılmadığı, ayrıca
1/5000 ölçekli Nazım imar planı bulunan bu yerlerin doğal sit alanı olarak
tespit, tescil ve ilan edildiği dolayısıyla Emlak Vergisi Kanununun 14/g
maddesi uyarınca gayrimenkulün emlak vergisinden daimi muaf olduğu
iddialarıyla dava açıldığı, ileri sürülen iddialar yerinde görülmeyerek
İstanbul 7. Vergi Mahkemesince davanın reddine karar verildiği, bu kararın
İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin 31.3.2006 tarih ve E:2005/7194, K:2006/1644
sayılı kararı ile onandığı, onama kararının düzeltilmesi isteminin de
3.10.2007 tarih ve E:2006/5198, K:2007/9287 sayılı kararla reddedildiği
anlaşılmaktadır. 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun 1610 sayılı Kanunun 7 nci maddesiyle değişik "Arazi Vergisinin
Mevzuu" başlıklı 12 nci maddesinde; Türkiye
sınırları içinde bulunan arazi ve arsaların bu Kanun hükümlerine göre arazi
vergisine tabi olduğu, belediye sınırları içinde belediyece parsellenmiş
arazilerin arsa sayılacağı, belediye sınırları içinde veya dışında bulunan
parsellenmemiş araziden hangilerinin bu Kanuna göre arsa sayılacağının
Bakanlar Kurulu Kararı ile belli edileceği, aksine hüküm olmadıkça bu Kanunun
diğer maddelerinde yer alan arazi tabirinin arsaları da kapsayacağı
belirtilmiştir. Aynı
kanunun 14 üncü maddesine 3239 sayılı Kanunun 104 üncü maddesiyle eklenen (g)
fıkrasında, belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunan arazilerin
kiraya verilmemek şartıyla arazi vergisinden daimi olarak muaf tutulacağı,
gelir vergisinden muaf esnaf ile basit usulde gelir vergisine tabi
mükellefler tarafından bizzat işyeri olarak kullanılan arsa ve arazi hariç
olmak üzere, ticari, sınai ve turistik faaliyetlerde
kullanılan arazi ile arsalar ve arsa sayılacak parsellenmemiş arazi için bu
muafiyetin uygulanmayacağı hükme bağlanmış olup, bu fıkranın uygulanması ile
ilgili 17 seri nolu Emlak Vergisi Genel Tebliğinin
"Arazi Vergisi ile İlgili
Değişiklikler" başlıklı III/1. Bölümünde de "Emlak Vergisi
Kanununun 14 üncü maddesine eklenen (g) fıkrası ile belediye ve
mücavir alan sınırları dışında bulunan arazi, Arazi Vergisinden daimi olarak
muaf tutulmuştur. Ancak anılan yerlerde bulunan arazi, arsa ve arsa sayılacak
parsellenmemiş arazilerden ticari, sınai ve turistik
faaliyetlerde kullanılanlar için bu muafiyet uygulanmayacaktır."
şeklinde açıklık getirilmiştir. Bu
düzenlemeler karşısında, arsa vasfındaki bir taşınmazın emlak vergisi daimi
muafiyetinden yararlanabilmesi için belediye ve mücavir alan sınırları
dışında bulunması, kiraya verilmemesi, ticari, sınai
ve turistik faaliyette kullanılmaması gerekmektedir. Olayda,
belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunduğu tartışmasız olan
taşınmazın, ticari, sınai ve turistik faaliyetlerde
kullanıldığı ya da kiraya verildiği hususlarında idarece yapılmış bir tespit
bulunmadığından, söz konusu taşınmazın Emlak Vergisi Kanununun 14/g
maddesinde yer alan muafiyetten yararlandırılması gerektiği sonucuna
varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılan
İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin 31.3.2006 tarih ve E:2005/7194, K:2006/1644
sayılı kararı ile bu kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 3.10.2007
tarih ve E:2006/5198 K:2007/9287 sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanununun 51 inci maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasının uygun olacağı
düşünülmektedir. Tetkik
Hakimi Gönül Sayın'ın Düşüncesi: Dosyadaki bilgi ve
belgelerin incelenmesi sonucu davacının taşınmazının belediye ve mücavir alan
sınırları dışında bulunduğu anlaşılmış olup, 1319 sayılı Emlak Vergisi
Kanunu'nun 12. maddesi hükmü uyarınca aynı Kanunun 14. maddesinde yer alan
arazi tabiri, arsaları da kapsayacağından ve ayrıca sözkonusu
arsanın kiraya verildiği, ticari, sınai ve turistik faaliyetlerde
kullanıldığı yolunda idarece yapılmış herhangi bir tespit bulunmadığından, bu
taşınmazın Emlak Vergisi Kanunu'nun 14. maddesinin (g) fıkrasında belirtilen
vergi muafiyetinden yararlandırılmasının icap ettiği sonucuna varılmıştır. Açıklanan
nedenlerle Danıştay Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma isteminin kabulü
gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm
veren Danıştay Dokuzuncu Dairesi'nce İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin
31.3.2006 tarih ve E:2005/7194, K:2006/1644 sayılı kararı ile 3.10.2007 tarih
ve E:2006/5198, K:2007/9287 sayılı kararının Danıştay Başsavcılığı tarafından
kanun yararına temyiz edilerek bozulmasının istenilmesi üzerine işin gereği
görüşüldü: Dosyanın incelenmesinden, davacıya ait İstanbul İli, Beykoz
Çayağzı Köyü, Beylik Mandıra Çiftliği Mevkiinde bulunan 1692, 1697 parsel no'lu taşınmazlar için tapuda arsa vasıflı kayıt
yapıldığından ve 1/5000 ölçekli nazım imar planında apart otel biçiminde özel
konut ve klüpler ile golf alanı düzenlemesi
yapılabileceği notu bulunduğundan bahisle 2002, 2003 yıllarına ilişkin olarak
emlak (arsa) vergisi ile 2003 yılı için ek emlak vergisi tahakkuku yapıldığı,
söz konusu tahakkukun anılan taşınmazların belediye ve mücavir alan sınırları
dışında bulunup arazi vasfında olduğu, uygulama imar planının bulunmadığı,
vergiden muaf tutulması icap ettiği iddialarıyla kaldırılması istemiyle
açılan davayı reddeden İstanbul 7. Vergi Mahkemesinin kararını onayan
İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin 31.3.2006 tarih ve E: 2005/7194, K:
2006/1644 sayılı kararı ile bu kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin
3.10.2007 tarih ve E: 2006/5198, K: 2007/9287 sayılı kararının kanun yararına
bozulmasının istenildiği anlaşılmıştır. 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu'nun 1610 sayılı Kanun'un 7.
maddesiyle değişik "Arazi Vergisinin Mevzuu" başlıklı 12. maddesinde;
Türkiye sınırları içinde bulunan arazi ve arsaların bu Kanun hükümlerine göre
arazi vergisine tabi olduğu, belediye sınırları içinde belediyece
parsellenmiş arazilerin arsa sayılacağı, belediye sınırları içinde veya
dışında bulunan parsellenmemiş araziden hangilerinin bu Kanuna göre arsa
sayılacağının Bakanlar Kurulu Kararı ile belli edileceği, aksine hüküm
olmadıkça bu Kanunun diğer maddelerinde yer alan arazi tabirinin arsaları da
kapsayacağı belirtilmiştir. Aynı
Kanun'un 14. maddesine 3239 sayılı Kanun'un 104. maddesiyle eklenen (g) fıkrasında;
belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunan arazilerin kiraya
verilmemek şartıyla arazi vergisinden daimi olarak muaf tutulacağı, gelir
vergisinden muaf esnaf ile basit usulde gelir vergisine tabi mükellefler
tarafından bizzat işyeri olarak kullanılan arsa ve arazi hariç olmak üzere,
ticari, sınai ve turistik faaliyetlerde kullanılan
arazi ile arsalar ve arsa sayılacak parsellenmemiş arazi için bu muafiyetin
uygulanmayacağı hükmü yer almakta, bu fıkranın uygulanması ile ilgili 17 seri
no'lu Emlak Vergisi Genel Tebliği'nin "Arazi
Vergisi İle İlgili Değişiklikler" başlıklı III/1 Bölümünde de;
"Emlak Vergisi Kanunu'nun 14'üncü maddesine eklenen (g) fıkrası ile
belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunan arazi, Arazi Vergisinden
daimi olarak muaf tutulmuştur. Ancak, anılan yerlerde bulunan arazi, arsa ve
arsa sayılacak parsellenmemiş arazilerden ticari, sınai
ve turistik faaliyetlerde kullanılanlar için bu muafiyet
uygulanmayacaktır." açıklaması bulunmaktadır. Anılan
14. maddenin (g) fıkrası hükmüne göre bir arazinin emlak vergisi daimi
muafiyetinden yararlanabilmesi için; belediye ve mücavir alan sınırları
dışında bulunması, kiraya verilmemesi, ticari, sınai
ve turistik faaliyette kullanılmaması gerekmektedir. Öte
yandan, anılan Kanunun 12. maddesinde Kanunun diğer maddelerinde geçen arazi
tabirinin arsaları da kapsayacağı belirtildiğinden ve 14. maddenin (g)
fıkrasının parantez içi hükmünde de gelir vergisinden muaf esnaf ile basit
usulde gelir vergisine tabi mükellefler tarafından bizzat işyeri olarak
kullanılan arsa ve arazi hariç ibaresi yer aldığından, sözü edilen maddedeki
ticari, sınai ve turistik faaliyette kullanmama
şartının sadece araziler için geçerli olmayıp, arsa ve arsa sayılacak
parsellenmemiş araziler için de geçerli olduğu anlaşılmaktadır. Dosyada
mevcut bilgi ve belgelerden, vergisi ihtilaflı arsanın belediye ve mücavir
alan sınırları dışında bulunduğu görülmektedir. Olayda,
davacıya ait belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunduğu tartışmasız
olan sözkonusu arsanın kiraya verildiği veya
ticari, sınai ve turistik faaliyetlerde kullanıldığı
yolunda herhangi bir iddia ve tespit bulunmaması karşısında, taşınmazın
mevcut haliyle Yasa'da daimi muafiyet için öngörülen şartları taşıdığı, bu
nedenle de, emlak vergisinden daimi muaf tutulması gerektiği sonucuna varıldığından,
tahakkuk ettirilen emlak ve ek emlak vergisinde yasal isabet görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle Danıştay Başsavcısı tarafından yapılan
temyiz isteminin kabulü ve İstanbul Bölge İdare Mahkemesi'nin 31.3.2006 tarih
ve E: 2005/7194, K: 2006/1644 sayılı kararı ile bu kararın düzeltilmesi
isteminin reddine ilişkin 3.10.2007 tarih ve E: 2006/5198, K: 2007/9287
sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usülü
Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun yararına ve hükmün hukuki sonuçlarına
etkili olmamak koşulu ile bozulmasına, kararın bir örneğinin Maliye Bakanlığı
ile Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmesine ve Resmî Gazete'de yayımlanmasına
27.5.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. —— • —— Danıştay
Dokuzuncu Daire Başkanlığından: Esas No : 2007/6312 Karar No : 2008/4020 Kanun
Yararına Temyiz Eden :
Danıştay Başsavcılığı Davacı : A. Kerrar Celaloğlu Vekili : Av. Seyfi Ünal Büyükdere Cad. No:32 K:5 - Mecidiyeköy/İSTANBUL Karşı Taraf : Beykoz Belediye Başkanlığı Vekilleri : Av. N. Bilge Cehver, Av.
Gülsüm Kanat - Aynı Yerde İstemin Özeti : Davacıya ait İstanbul İli, Beykoz İlçesi, Çayağzı
Köyü, Beylik Mandıra Mevkiinde bulunan gayrimenkulü nedeniyle tahakkuk
ettirilen 2002 ve 2003 yılı emlak (arsa) vergileri ve 2003 yılı ek emlak
vergisi ile hesaplanan gecikme faizinin tahsili amacıyla düzenlenen ödeme
emrinin iptali istemiyle açılan davayı; davacının maliki olduğu parsellerin
tapuda arsa olarak kayıtlı olması nedeniyle 2002 ve 2003 yıllarına ilişkin
olarak tahakkuk ettirilen emlak (arsa) vergisine karşı İstanbul 7.Vergi
Mahkemesinde açılan davanın, Mahkemenin 10.5.2005 tarih ve E.2003/1092,
K.2005/1360 sayılı kararıyla reddedildiği, bunun üzerine ödeme emri
düzenlenerek tebliğ edildiği, diğer taraftan anılan Mahkeme kararına karşı
davacı tarafından itirazda bulunulması üzerine 26.10.2005 tarihinde İstanbul
Bölge İdare Mahkemesine gönderilen dosya hakkında itiraz merciince henüz bir
karar verilmediğinin anlaşıldığı, davacının, taşınmazının emlak vergisinden
muaf olduğuna ilişkin iddiaları amme alacağının tahakkuk safhasında açılan
davada uyuşmazlığa bakan mahkemece değerlendirilmiş olduğundan ödeme emrine
karşı açılan işbu davada aynı iddiaların nazara alınmasının mümkün olmadığı,
muafiyete yönelik iddialar dışında davacının başkaca bir iddiasının da
bulunmadığı, bu itibarla yargı kararıyla tahakkuku kesinleşen amme alacağının
tahsili için düzenlenip tebliğ edilen ödeme emrinde hukuka aykırılık
görülmediği gerekçesiyle reddeden İstanbul 3. Vergi Mahkemesinin 3.2.2006
tarih ve E:2005/1804, K:2006/135 sayılı kararını onayan İstanbul Bölge İdare
Mahkemesinin 23.1.2007 tarih ve E:2006/2055, K:2007/372 sayılı kararı ile bu
kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 3.10.2007 tarih ve E:2007/5247,
K:2007/9292 sayılı kararının kanun yararına bozulması istenilmektedir. Danıştay Başsavcılığı'nın Kanun Yararına Bozma İstemi: Davacının İstanbul İli, Beykoz
İlçesi, Çayağzı Köyü, Beylik Mandıra Mevkiinde bulunan gayrimenkulü nedeniyle
tahakkuk ettirilen 2002 ve 2003 yılı emlak (arsa) vergileri ve 2003 yılı ek
emlak vergisi ile hesaplanan gecikme faizinin tahsili amacıyla düzenlenen
ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davayı reddeden İstanbul 3. Vergi Mahkemesinin
3.2.2006 tarih ve E:2005/1804, K:2006/135 sayılı kararını onayan İstanbul
Bölge İdare Mahkemesinin 23.1.2007 tarih ve E:2006/2055, K:2007/372 sayılı
kararı ile bu kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 3.10.2007 tarih
ve E:2007/5247, K:2007/9292 sayılı kararının hukuka aykırı olduğu belirtilerek
davacı tarafından kanun yararına bozulması istemi üzerine konu incelendi; 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51 inci maddesinde, bölge idare
mahkemesi kararlarından niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir
sonucu ifade edenlerin kanun yararına temyiz olunabileceği belirtilmiştir. Dosyanın
incelenmesinden; davacının İstanbul İli, Beykoz İlçesi, Çayağzı Köyü, Beylik
Mandıra Mevkiinde bulunan gayrimenkulü nedeniyle adına tahakkuk ettirilen
2002 -2003 yılı emlak (arsa) vergileri ve 2003 yılı ek emlak vergisi ile
hesaplanan gecikme faizinin tahsili için düzenlenen ödeme emrine karşı davacı
tarafından, söz konusu arsa vasfındaki taşınmazın belediye ve mücavir alan
sınırları dışında bulunduğu, kiraya verilmediği, ticari, sınai
ve turistik faaliyetlerde kullanılmadığı ayrıca, 1/5000 ölçekli Nazım İmar
Planı bulunan bu yerlerin doğal sit alanı olarak tespit, tescil ve ilan
edildiği, bu duruma göre gayrimenkulün Emlak Vergisi Kanununun 14/g maddesi
uyarınca emlak vergisinden daimi muaf olduğu, dolayısıyla ödeme emrine konu
böyle bir borcu bulunmadığı iddialarıyla dava açıldığı, ileri sürülen
iddialar yerinde görülmeyerek İstanbul 3. Vergi Mahkemesince davanın reddine
karar verildiği, bu kararın İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin 23.1.2007 tarih
ve E:2006/2055, K:2007/372 sayılı kararı ile onandığı, onama kararının
düzeltilmesi isteminin ise, 3.10.2007 tarih ve E:2007/5247, K:2007/9292
sayılı kararla reddedildiği anlaşılmaktadır. 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun 1610 sayılı Kanunun 7 nci maddesiyle değişik "Arazi Vergisinin
Mevzuu" başlıklı 12 nci maddesinde; Türkiye
sınırları içinde bulunan arazi ve arsaların bu Kanun hükümlerine göre arazi
vergisine tabi olduğu, belediye sınırları içinde belediyece parsellenmiş
arazilerin arsa sayılacağı, belediye sınırları içinde veya dışında bulunan
parsellenmemiş araziden hangilerinin bu Kanuna göre arsa sayılacağının
Bakanlar Kurulu Kararı ile belli edileceği, aksine hüküm olmadıkça bu Kanunun
diğer maddelerinde yer alan arazi tabirinin arsaları da kapsayacağı
belirtilmiştir. Aynı
Kanunun 14 üncü maddesine 3239 sayılı Kanunun 104 üncü maddesiyle eklenen (g)
fıkrasında, belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunan arazilerin
kiraya verilmemek şartıyla arazi vergisinden daimi olarak muaf tutulacağı,
gelir vergisinden muaf esnaf ile basit usulde gelir vergisine tabi
mükellefler tarafından bizzat işyeri olarak kullanılan arsa ve arazi hariç
olmak üzere, ticari, sınai ve turistik faaliyetlerde
kullanılan arazi ile arsalar ve arsa sayılacak parsellenmemiş arazi için bu
muafiyetin uygulanmayacağı hükme bağlanmış olup, bu fıkranın uygulanması ile
ilgili 17 seri nolu Emlak Vergisi Genel Tebliğinin
"Arazi Vergisi ile İlgili
Değişiklikler" başlıklı III/1. Bölümünde de "Emlak Vergisi
Kanununun 14 üncü maddesine eklenen (g) fıkrası ile belediye ve
mücavir alan sınırları dışında bulunan arazi, Arazi Vergisinden daimi olarak
muaf tutulmuştur. Ancak anılan yerlerde bulunan arazi, arsa ve arsa sayılacak
parsellenmemiş arazilerden ticari, sınai ve turistik
faaliyetlerde kullanılanlar için bu muafiyet uygulanmayacaktır."
şeklinde açıklık getirilmiştir. Bu
düzenlemeler karşısında, arsa vasfındaki bir taşınmazın emlak vergisi daimi
muafiyetinden yararlanabilmesi için belediye ve mücavir alan sınırları
dışında bulunması, kiraya verilmemesi, ticari, sınai
ve turistik faaliyette kullanılmaması gerekmektedir. Olayda,
Belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunduğu tartışmasız olan
taşınmazın, ticari, sınai ve turistik faaliyetlerde
kullanıldığı ya da kiraya verildiği hususlarında idarece yapılmış bir tespit
bulunmadığından, söz konusu taşınmazın Emlak Vergisi Kanununun 14/g
maddesinde yer alan muafiyetten yararlandırılması gerektiği, dolayısıyla
davacının ödeme emrine konu böyle bir borcu bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle, hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşılan
İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin 23.1.2007 tarih ve E:2006/2055, K:2007/372
sayılı kararı ile bu kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 3.10.2007
tarih ve E:2007/5247 K:2007/9292 sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama
Usulü Kanununun 51 inci maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasının uygun
olacağı düşünülmektedir. Tetkik
Hakimi Seran Karatarı'nın
Düşüncesi: Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucu davacının taşınmazının
belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunduğu anlaşılmış olup, 1319
sayılı Emlak Vergisi Kanunu'nun 12. maddesi hükmü uyarınca aynı Kanunun 14.
maddesinde yer alan arazi tabiri, arsaları da kapsayacağından ve ayrıca sözkonusu arsanın kiraya verildiği, ticari, sınai ve
turistik faaliyetlerde kullanıldığı yolunda idarece yapılmış herhangi bir
tespit bulunmadığından, Emlak Vergisi Kanunu'nun 14. maddesinin (g)
fıkrasında belirtilen vergi muafiyetinden yararlandırılması gereken taşınmaza
ilişkin olarak düzenlenen ödeme emrinde isabet görülmemekte olup Danıştay
Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma isteminin kabulü gerektiği
düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesi'nce İstanbul Bölge İdare
Mahkemesinin 23.1.2007 tarih ve E:2006/2055, K:2007/372 sayılı kararı ile bu
kararın düzeltilmesi isteminin reddine ilişkin 3.10.2007 tarih ve E:2007/5247
K:2007/9292 sayılı kararının Danıştay Başsavcılığı tarafından kanun yararına
temyiz edilerek bozulmasının istenilmesi üzerine işin gereği görüşüldü: Dosyanın
incelenmesinden; davacının İstanbul İli, Beykoz İlçesi, Çayağzı Köyü, Beylik Mandıra Mevkiinde bulunan gayrimenkulü
nedeniyle adına tahakkuk ettirilen 2002 -2003 yılı emlak (arsa)
vergileri ve 2003 yılı ek emlak vergisi ile hesaplanan gecikme faizinin
tahsili için düzenlenen ödeme emrine karşı davacı tarafından, söz konusu arsa
vasfındaki taşınmazın belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunduğu,
kiraya verilmediği, ticari, sınai ve turistik
faaliyetlerde kullanılmadığı ayrıca, 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı bulunan
bu yerlerin doğal sit alanı olarak tespit, tescil ve ilan edildiği, bu duruma
göre gayrimenkulün Emlak Vergisi Kanununun 14/g maddesi uyarınca emlak
vergisinden daimi muaf olduğu, dolayısıyla ödeme emrine konu böyle bir borcu
bulunmadığı iddialarıyla dava açıldığı, ileri sürülen iddialar yerinde
görülmeyerek İstanbul 3. Vergi Mahkemesince davanın reddine karar verildiği,
bu kararın İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin 23.1.2007 tarih ve E:2006/2055,
K:2007/372 sayılı kararı ile onandığı, onama kararının düzeltilmesi isteminin
ise, 3.10.2007 tarih ve E:2007/5247, K:2007/9292 sayılı kararla reddedildiği
anlaşılmaktadır. 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanununun 1610 sayılı Kanunun 7 nci maddesiyle değişik "Arazi Vergisinin
Mevzuu" başlıklı 12 nci maddesinde; Türkiye
sınırları içinde bulunan arazi ve arsaların bu Kanun hükümlerine göre arazi
vergisine tabi olduğu, belediye sınırları içinde belediyece parsellenmiş
arazilerin arsa sayılacağı, belediye sınırları içinde veya dışında bulunan
parsellenmemiş araziden hangilerinin bu Kanuna göre arsa sayılacağının
Bakanlar Kurulu Kararı ile belli edileceği, aksine hüküm olmadıkça bu Kanunun
diğer maddelerinde yer alan arazi tabirinin arsaları da kapsayacağı
belirtilmiştir. Aynı
Kanunun 14 üncü maddesine 3239 sayılı Kanunun 104 üncü maddesiyle eklenen (g)
fıkrasında, belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunan arazilerin
kiraya verilmemek şartıyla arazi vergisinden daimi olarak muaf tutulacağı,
gelir vergisinden muaf esnaf ile basit usulde gelir vergisine tabi
mükellefler tarafından bizzat işyeri olarak kullanılan arsa ve arazi hariç
olmak üzere, ticari, sınai ve turistik faaliyetlerde
kullanılan arazi ile arsalar ve arsa sayılacak parsellenmemiş arazi için bu
muafiyetin uygulanmayacağı hükme bağlanmış olup, bu fıkranın uygulanması ile
ilgili 17 seri nolu Emlak Vergisi Genel Tebliğinin
"Arazi Vergisi ile İlgili
Değişiklikler" başlıklı III/1. Bölümünde de "Emlak Vergisi
Kanununun 14 üncü maddesine eklenen (g) fıkrası ile belediye ve
mücavir alan sınırları dışında bulunan arazi, arazi vergisinden daimi olarak
muaf tutulmuştur. Ancak anılan yerlerde bulunan arazi, arsa ve arsa sayılacak
parsellenmemiş arazilerden ticari, sınai ve turistik
faaliyetlerde kullanılanlar için bu muafiyet uygulanmayacaktır."
şeklinde açıklık getirilmiştir. Bu
düzenlemeler karşısında, arsa vasfındaki bir taşınmazın emlak vergisi daimi
muafiyetinden yararlanabilmesi için belediye ve mücavir alan sınırları
dışında bulunması, kiraya verilmemesi, ticari, sınai
ve turistik faaliyette kullanılmaması gerekmektedir. Olayda,
belediye ve mücavir alan sınırları dışında bulunduğu tartışmasız olan
taşınmazın, ticari, sınai ve turistik faaliyetlerde
kullanıldığı ya da kiraya verildiği hususlarında idarece yapılmış bir tespit
bulunmadığından, söz konusu taşınmazın Emlak Vergisi Kanununun 14/g
maddesinde yer alan muafiyetten yararlandırılması gerektiği, dolayısıyla
davacının ödeme emrine konu böyle bir borcu bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Açıklanan nedenlerle Danıştay Başsavcısı tarafından yapılan
temyiz isteminin kabulü ve İstanbul Bölge İdare Mahkemesinin 23.1.2007 tarih
ve E:2006/2055, K:2007/372 sayılı kararı ile bu kararın düzeltilmesi
isteminin reddine ilişkin 3.10.2007 tarih ve E:2007/5247 K:2007/9292 sayılı kararının
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca kanun
yararına ve hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak koşulu ile bozulmasına,
kararın bir örneğinin Maliye Bakanlığı ile Danıştay Başsavcılığı'na gönderilmesine
ve Resmî Gazete'de yayımlanmasına 10.7.2008 tarihinde oybirliği ile karar
verildi. —— • —— Danıştay
Onuncu Daire Başkanlığından: Esas No : 2005/5991 Karar No : 2008/3378 Kanun Yararına Temyiz Eden : Danıştay Başsavcılığı Davacı : Doğan Burda Rizzoli Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. Vekili : Av. Oktay Demir Süleyman
Seba Cad. No. 48 BJK Plaza A/88 - Beşiktaş/İSTANBUL Davalı : Sanayi ve Ticaret Bakanlığı - ANKARA İstemin Özeti : Davacı şirkete 4077 sayılı Yasa uyarınca 37.964,16
YTL idari para cezası verilmesine ilişkin 14.8.2001 tarih ve 71 sayılı
işlemin iptali istemiyle açılan dava sonucunda, Ankara 9. İdare Mahkemesi'nce
dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir. Danıştay
Başsavcılığının 25.7.2005 tarih ve E: 2005/51 sayılı başvurusu ile, Formsante Dergisinin Ocak
2001 sayısında yayımlanan "Belleplast'tan
Yağlara Kesin Çözüm", "Grida:
Güzelliğinize Açılan Pencere", "İstanbul Plastik Cerrahi'de
İstenmeyen Tüylere Son" ve "Prof. Dr. Erol Kışlaoğlu
Sizleri Yeniliyor" başlıklı yazıların yer aldığı bölümün tümüyle
reklamlardan oluşması nedeniyle, içeriğinde 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı
İcrasına Dair Kanunun, Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık
Kuruluşları Hakkında Yönetmelik, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi ve 4077 sayılı
Yasa hükümlerinin yasakladığı reklamların da bulunduğu sonucuna ulaşılması
karşısında, 4077 sayılı Yasanın 16 ncı maddesine
aykırı olmasından dolayı davacı şirketin idari para cezası ile
cezalandırılmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı iddialarıyla,
anılan idare mahkemesi kararının, 2577 sayılı Yasa'nın 51. maddesi uyarınca temyizen kanun yararına bozulması istenilmektedir. Danıştay
Tetkik Hakimi: Yunus Çetin Düşüncesi:
Formsante Dergisinin Ocak 2001 sayısında yayımlanan
"Belleplast'tan Yağlara Kesin Çözüm",
"Grida: Güzelliğinize Açılan Pencere",
"İstanbul Plastik Cerrahi'de İstenmeyen Tüylere Son" ve "Prof.
Dr. Erol Kışlaoğlu Sizleri Yeniliyor" başlıklı
yazıların yer aldığı, söz konusu bölümün tümüyle reklamlardan
oluşması nedeniyle, içeriğinde 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı
San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunun, Ayakta
Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik, Tıbbi
Deontoloji Nizamnamesi ve 4077 sayılı Yasa hükümlerinin yasakladığı
reklamların da bulunması nedeniyle davacı şirketin idari para cezası ile
cezalandırılmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından dava
konusu işlemin iptali yolunda verilen mahkeme kararının 2577 sayılı Yasanın
51. maddesi uyarınca kanun yararına ve hükmün hukuki sonuçlarına etkili
olmamak üzere bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm
veren Danıştay Onuncu Dairesince gereği görüşüldü: Dava,
davacı şirkete 4077 sayılı Yasa uyarınca 37.964,16 YTL idari para cezası
verilmesine ilişkin 14.8.2001 tarih ve 71 sayılı işlemin iptali istemiyle
açılmıştır. Ankara
9. İdare Mahkemesince; "Formsante" adlı
derginin Ocak-2001 sayısının 149. sayfasından sonra,
sağlık ve güzellik rehberi adı altında yayınlanan toplam oniki
sayfanın ilk sayfasında, uyuşmazlık konusu "Belleplast'tan
Yağlara Kesin Çözüm", "Grida: Güzelliğinize
Açılan Pencere", "İstanbul Plastik Cerrahi'de İstenmeyen Tüylere
Son" ve "Prof. Dr. Erol Kışlaoğlu Sizleri
Yeniliyor" başlıklı yazıların yer aldığı; söz konusu bölümün tümüyle
reklamlardan oluşması, haber ve yorum ögeleri
içeren mecrada yayınlanmaması nedeniyle reklam olarak nitelendirilmesinde
hukuka aykırılık bulunmamakla birlikte, örtülü reklam olarak
nitelendirilemeyeceği; öte yandan, yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu
düzenlenen raporda, dava konusu yazı ve resimlerin incelenmesinden,
yanıltıcı, yanlış yönlendirici bir unsur olmadığı kanaatine varıldığının
belirtilmesi ve raporun hükme esas alınabilecek nitelikte görülmesi
nedeniyle, uyuşmazlık konusu yazıların 4077 sayılı Yasanın 16 ncı maddesine aykırı bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu
işlemin iptaline karar verilmiştir. Danıştay
Başsavcılığı'nca, anılan idare mahkemesi kararının, hukuka aykırı olduğu
ileri sürülerek temyizen kanun yararına bozulması
istenilmektedir. 4077
sayılı Yasanın 26/2 maddesinde, bu Yasada öngörülen para cezalarına karşı
tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içerisinde yetkili idare
mahkemesine itiraz edilebileceği, itiraz üzerine idare mahkemesince verilen
kararların kesin olduğu hükme bağlanmıştır. 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesinde, idare mahkemelerince
"kesin olarak verilen" kararların da kanun yararına temyiz
olunacağına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte, kanun yararına
bozmanın amaç ve işlevi dikkate alındığında, idare mahkemesince verilen kesin
kararların da kanun yararına temyiz olunabileceğine karar verilerek, esasa
geçildi. Dosyanın
incelenmesinden; Sanayi ve Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu Başkanlığının
19.7.2001 günlü ve 8453 sayılı yazısı ile Formsante
Dergisinin Ocak 2001 sayısının 150 nci sayfasında
yayımlanan, "Bellaplast'tan Yağlara Kesin
Çözüm", "Grida: Güzelliğinize Açılan
Pencere", "İstanbul Plastik Cerrahi'de İstenmeyen Tüylere Son"
başlıklı yazılarda yer alan ibarelerin, 1219 sayılı Yasanın 1 inci ve 24 üncü
maddeleri ile Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları
Hakkında Yönetmelik'in 58 inci maddesine, Tıbbi
Deontoloji Nizamnamesinin 8 inci maddesine aykırı olduğu; aynı sayfada yer
alan "Prof. Dr. Erol Kışlaoğlu Sizi
Yeniliyor" başlıklı yazıda yer verilen bir kısım ibarelerin, 1219 sayılı
Yasanın 24 üncü maddesine; Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık
Kuruluşları Hakkındaki Yönetmelik'in 58 inci
maddesine, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesinin 8 inci maddesine aykırı olduğu ve
bu yazılarda çeşitli sağlık merkezlerinin isimlerine ve yaptığı faaliyetlere
yer verilmesinin, TRKGM-95/142-143 sayılı Ticari
Reklam ve İlanlara İlişkin İlkeler ve Uygulama Esaslarına Dair Tebliğin 4
üncü maddesinin (d) bendi hükmünü ihlal ettiği; dolayısıyla, reklamın 4077
sayılı Yasanın 16 ncı maddesine aykırı olduğu
iddiaları ile ilgili olarak davacı şirketten yazılı görüş istendiği; davacı
şirketin, söz konusu yazıların reklam veya örtülü reklam olmadığını, ayrıca
sayfanın yanında rehber niteliğinde olduğunu belirttiği; Anayasanın 28.
maddesi ile basına tanınan haber verme hakkı kapsamında bulunduğunu
savunduğu; Reklam Kurulunun 14.8.2001 günlü ve 71 sayılı toplantısında alınan
kararla, savunma istem yazısında belirtilen ihlallerin gerçekleştiği sonucuna
varılarak, davacıya 4077 sayılı Yasanın 17 ve 25/3 üncü maddeleri uyarınca
idari para cezası uygulanması hususunda Bakanlığa öneride bulunulmasına karar
verildiği; sözü edilen öneri doğrultusunda Sanayi ve Ticaret Bakanlığının
24.8.2001 tarih ve 2001/129 sayılı Olur'u ile davacı şirkete 37.964,16 YTL
idari para cezası uygulandığı anlaşılmaktadır. 4077
sayılı Yasanın olay tarihinde yürürlükte bulunan 1 inci maddesinde, bu
Yasanın amacının, ekonominin gereklerine ve kamu yararına uygun olarak,
tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu,
aydınlatıcı, eğitici, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden
korunmasını sağlayıcı önlemleri almak ve tüketicilerin kendilerini koruyucu
girişimlerini özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında
gönüllü örgütlenmeleri teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemek olduğu
belirtilmiş; 16 ncı maddesinde, "Ticari reklam ve ilânların yasalara ve genel ahlâka uygun, dürüst
ve doğru olmaları esastır." ilkesine yer verildikten sonra, tüketiciyi
aldatıcı, yanıltıcı veya onun tecrübe ve bilgi noksanlıklarını istismar
edici, tüketicinin can ve mal güvenliğini tehlikeye düşürücü, şiddet hareketlerini
ve suç işlemeyi özendirici, kamu sağlığını bozucu, hastaları, yaşlıları ve
özürlüleri istismar edici reklam ve ilânlar yapılamayacağı belirtilmiş; aynı
Yasanın 17 nci maddesinin yine olay tarihinde
yürürlükte olan birinci fıkrası ile "Ticari reklam ve ilanlarda uyulması
gereken ilkeleri belirlemek, bu ilkeler çerçevesinde ticari reklam ve
ilanları incelemek ve inceleme sonucuna göre 16 ncı
madde hükümlerine aykırı hareket edenleri cezalandırmak, söz konusu reklam ve
ilanları durdurmak ve/veya aynı yöntemle düzeltmek hususlarında Bakanlığa
öneride bulunmakla görevli" bir Reklam Kurulu kurulmuş; 25 inci
maddesinin olay tarihinde yürürlükte olan metninde, 16 ncı
maddeye aykırı hareket edenler hakkında para cezası uygulanacağı ve bu
aykırılık ülke düzeyinde yayın yapan yazılı, sözlü, görsel ve sair araçlar
ile gerçekleşmiş ise, cezanın on katının uygulanacağı, Bakanlığın ayrıca
ticari reklam ve ilânın durdurulması ve/veya aynı yöntemle düzeltilmesini
ilgililerden istiyeceği, bu isteğe karşın 16 ncı maddeye aykırılığın devamı halinde, Bakanlıkça,
ticari reklam veya ilânın durdurulması ve/veya aynı yöntemle düzeltilmesi istemi
ile tüketici mahkemesine başvurulabileceği öngörülmüş; 31 inci maddesinde,
Bakanlığın, bu Yasanın uygulanmasıyla ilgili olarak mevzuat çerçevesinde
gerekli tedbirleri almaya ve düzenlemeleri yapmaya yetkili olduğu hükme
bağlanmıştır. Öte
yandan, olay tarihinde yürürlükte olan 21.12.1995 tarihli ve 22500 sayılı
Resmî Gazete'de yayımlanan Ticari Reklam ve İlanlara
İlişkin İlkeler ve Uygulama Esaslarına Dair Tebliğin 4 üncü maddesinin (d)
bendinde, "Biçimi ve yayınlandığı mecra ne olursa olsun, bir reklamın
'reklam' olduğu açıkça anlaşılmalıdır. Bir reklam ve
yorum ögeleri içeren bir mecrada yayınlandığında
'reklam' olduğu kolaylıkla algılanacak biçimde belirtilir. Örtülü reklam yapılamaz." denilmiştir. 1219
sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının
Tarzı İcrasına Dair Kanunun 1. maddesinde, "Türkiye Cumhuriyeti dahilinde tababet icra ve herhangi surette olursa olsun
hasta tedavi edebilmek için Türkiye Darülfünunu Tıp Fakültesinden diploma
sahibi olmak ve Türk bulunmak şarttır." hükmüne yer verilmiş; 24 üncü
maddesinde, icrayı sanat eden tabiplerin, hasta kabul ettikleri mahal ile
muayene saatlerini ve ihtisaslarını bildiren ilanlar tertibine mezun olup
diğer suretlerle ilan, reklam ve saire yapmalarının yasak olduğu kurala
bağlanmıştır. 9.3.2000
tarih ve 23988 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Ayakta
Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik'in
"reklam, tanıtım ve bilgilendirme"
başlıklı 58 inci maddesinin 1 inci fıkrasında; sağlık kuruluşlarının çalışmalarına
ticari bir görünüm veremeyecekleri gibi; insanları yanıltıcı, paniğe sevk
edici, yanlış yönlendirici, benzer nitelikteki kuruluşlar ve çalışanları
arasında rekabete yol açıcı davranışlarda bulunamayacakları belirtilmiş; 3
üncü fıkrasında, sağlık kuruluşları ve çalışanlarının yukarıda açıklanan
hususlara riayet etmek ve reklam, tanıtım, bilgilendirme niteliğindeki her
türlü faaliyetleri için Müdürlükten izin almak zorunda oldukları
öngörülmüştür. Tıbbi
Deontoloji Nizamnamesinin 8 inci maddesinde, tabiplik ve diş tabipliği
mesleklerine ve tedavi müesseselerine ticari bir veçhe verilemeyeceği, tabip
ve diş tabiplerinin her ne suretle olursa olsun, yazılarında kendi reklamını yapamayacağı belirtilmiş; 9 uncu maddesinde,
tabip ve diş tabibinin, gazete ve sair neşir vasıtaları ile yapacağı
ilanlarda ancak ad ve soyadı ile adresini, Tababet İhtisas Nizamnamesine göre
kabul edilmiş olan ihtisas şubesini, akademik unvanını ve muayene gün ve
saatlerini yazabilecekleri kuralına yer verilmiştir. Yukarıda
anılan mevzuat hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden, sanatını icra
eden tabiplerin ve ayakta teşhis ve tedavi yapılan sağlık kuruluşlarının,
çalışmalarına ticari bir görünüm veremeyecekleri; tabiplerin, gazete ve sair
neşir vasıtaları ile yapacakları ilanlarda hasta kabul ettikleri mahal ile
muayene saatlerini ve ihtisasları ve akademik unvanlarını yazabilecekleri, reklamlarını yapamayacakları sonucuna varılmaktadır. Bu
durumda, sözü edilen derginin Ocak 2001/1 sayısında yer verilen yazıların reklam niteliğinde olması, içeriğinde yukarıda yer verilen
mevzuat hükümlerinin yasakladığı reklamların da bulunduğu sonucuna ulaşılması
karşısında, 4077 sayılı Yasanın 16 ncı maddesine
aykırılık nedeniyle davacı şirketin idari para cezası ile cezalandırılmasına
ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Buna
göre, dava konusu işlemin iptali yolundaki idare mahkemesi kararının kanun
yararına bozulması gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcılığı tarafından yapılan
kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile Ankara 9. İdare Mahkemesi'nin
28.2.2005 tarih ve E:2001/1387, K:2005/123 sayılı kararının, 2577 sayılı
İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca, hükmün hukuki
sonuçlarına etkili olmamak üzere kanun yararına bozulmasına, kararın birer
örneğinin ilgili Sanayi ve Ticaret Bakanlığı ile Danıştay Başsavcılığına
gönderilmesine ve kararın Resmî Gazete'de yayımlanmasına, 16.5.2008 tarihinde
oybirliğiyle karar verildi. —— • —— Danıştay
Onuncu Daire Başkanlığından: Esas No : 2005/9179 Karar No : 2008/5696 Kanun Yararına Temyiz Eden : Danıştay Başsavcılığı Davacı : Dünya Göz Hastanesi San. ve
Tic. A.Ş. (Levent Sağlık
Hizm. San. ve Tic. A.Ş.) Vekili : Av. Kutman Öğe Polat
Plaza B-Blok K:6 Harman Cad. No:4 Davalı : Sanayi
ve Ticaret Bakanlığı-ANKARA İstemin Özeti : Davacı şirket tarafından işletilen hastane ile ilgili
olarak 3.4.2003 tarihli Zaman Gazetesinde yayımlanan reklamda,
4077 Sayılı Yasanın 16. maddesine aykırı davranıldığından bahisle 35.000.00 YTL
idari para cezası verilmesine ilişkin işlemin iptaline karar veren Ankara 4.
İdare Mahkemesi'nin 4.1.2005 tarih ve E:2004/849, K:2005/4 sayılı kararının,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 51. maddesi uyarınca temyizen kanun yararına bozulması Danıştay Başsavcılığı
tarafından istenilmektedir. Danıştay
Tetkik Hakimi: Demet Ünal Düşüncesi:
Olayda, davacı şirket tarafından işletilen hastanenin tanıtımı amacıyla Zaman
Gazetesinde yayımlanan davaya konu yazı, reklam niteliğinde olduğundan ve
ticari amaç taşıdığından, 4077 sayılı Yasanın 16. maddesi ve 1219 sayılı
Yasanın 24., Tıbbi Deantoloji
Nizamnamesinin 8. ve 9., Özel Hastaneler Yönetmeliğinin 60. maddesi
hükümlerine aykırılığı açık olan dava konusu işlemin iptali yolundaki mahkeme
kararının kanun yararına bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm
veren Danıştay Onuncu Dairesince gereği görüşüldü. Dava, davacı şirket tarafından işletilen
hastane ile ilgili olarak 3.4.2003 tarihli Zaman Gazetesinde yayımlanan reklamda, 4077 Sayılı Yasanın 16. maddesine aykırı
davranıldığından bahisle 35.000.00 YTL idari para cezası verilmesine ilişkin
işlemin iptali istemiyle açılmıştır. Ankara
4. İdare Mahkemesince; davacı şirket tarafından yayımlatılan reklamın, hastanenin sunmakta olduğu hizmete yönelik tanıtıcı
ve halkı bilgilendirici türde olduğu, ilgili mevzuat hükümleri ile öngörülen
ilke ve kurallara aykırı nitelikte bulunmadığı gerekçesiyle dava konusu
işlemin iptaline karar verilmiştir. Danıştay
Başsavcılığınca, davacı şirket tarafından Zaman Gazetesinde yayımlattırılan
"Aksesuar Olarak Kalsın" başlıklı yazının reklam niteliğinde
olduğu, yazının içeriğinde 4077 sayılı Yasanın 16.;
1219 sayılı Yasanın 24.; Tıbbi Deantoloji
Nizamnamesinin 8. ve 9. ; Özel Hastaneler Yönetmeliğinin 60. maddesi
hükümlerinin yasakladığı reklamların da bulunduğu, bu nedenle anılan şirkete
idari para cezası verilmesine ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı
belirtilerek, idare mahkemesi kararının kanun yararına bozulması istenilmektedir. 4077
sayılı Yasanın işlem tarihinde yürürlükte bulunan 26/2 maddesinde, bu Yasada
öngörülen para cezalarına karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün
içerisinde yetkili idare mahkemesine itiraz edilebileceği, itiraz üzerine
idare mahkemesince verilen kararın kesin olduğu hükme bağlanmıştır. 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 51. maddesinde, idare mahkemelerince
"kesin olarak verilen" kararların da kanun yararına temyiz
olunacağına ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakla birlikte, kanun yararına
bozmanın amaç ve işlevi dikkate alındığında, idare mahkemesince verilen kesin
kararların da kanun yararına temyiz olunabileceğine karar verilerek, esasa
geçildi. 4077
sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 16. maddesinde, "Ticari reklam ve ilanların yasalara ve genel ahlaka uygun, dürüst
ve doğru olmaları esastır. Tüketiciyi
aldatıcı, yanıltıcı veya onun tecrübe ve bilgi noksanlıklarını istismar
edici, tüketicinin can ve mal güvenliğini tehlikeye düşürücü, şiddet
hareketlerini ve suç işlemeyi özendirici, kamu sağlığını bozucu, hastaları,
yaşlıları, çocukları ve özürlüleri istismar edici reklam
ve ilanlar yapılamaz." hükmü yer almaktadır. Yine
aynı Yasanın 25. maddesinin üçüncü fıkrasında, 16. maddeye aykırı haraket edenler hakkında para cezası uygulanacağı, 16.
maddeye aykırılığın ülke düzeyinde yayın yapan yazılı, sözlü, görsel ve sair
araçlarla gerçekleşmesi halinde ise cezanın on katının uygulanacağı
öngörülmüştür. Öte
yandan, mülga Ticari Reklam ve İlanlara İlişkin İlkeler ve Uygulama
Esaslarına Dair Tebliğin (TRKGM 95/142-143) 4/a maddesinde,
reklamların yasalara, genel ahlaka uygun, doğru, dürüst ve gerçekçi olmak
zorunda olduğu; 6/a maddesinde ise, reklamların, tüketicinin güvenini kötüye
kullanacak ya da onun tecrübe ve bilgi eksikliklerini istismar edecek biçimde
olamayacağı belirtilmiştir. Reklam; bir ürün veya hizmetin alım, satım veya
kiralanmasını geliştirmek, bir amaç veya düşünceyi yaymak veya reklamcının
istediği başka etkileri oluşturmak amacıyla, ücret veya benzer bir karşılık
ile iletim zamanında reklamcıya tahsis edilen kamuya yönelik duyuruları ifade
etmektedir. 1219
Sayılı Tababet ve Şuabatı San'atlarının
Tarzı İcrasına Dair Kanunun 24. maddesinde, icrayı sanat eden tabiplerin,
hasta kabul ettikleri mahal ile muayene saatlerini ve ihtisaslarını bildiren
ilanlar tertibine mezun olup, diğer suretlerle ilan, reklam
ve saire yapmalarının yasak olduğu hükmü yer almıştır. Tıbbi
Deontoloji Nizamnamesinin 8 inci maddesinde, tabiplik ve diş tabipliği
mesleklerine ve tedavi müesseselerine ticari bir veçhe verilemeyeceği, tabip
ve diş tabiplerinin her ne suretle olursa olsun, yazılarında kendi reklamını yapamayacağı belirtilmiş; 9 uncu maddesinde,
tabip ve diş tabibinin, gazete ve sair neşir vasıtaları ile yapacağı
ilanlarda ancak ad ve soyadı ile adresini, Tababet İhtisas Nizamnamesine göre
kabul edilmiş olan ihtisas şubesini, akademik unvanını ve muayene gün ve
saatlerini yazabilecekleri kuralına yer verilmiştir. Özel
Hastaneler Yönetmeliğinin 60. maddesinde, "Özel hastaneler tıbbi deontoloji
ve mesleki etik kurallarına aykırı şekilde insanları yanıltan ve yanlış
yönlendiren, ruhsatında yazılı kabul ve tedavi ettiği uzmanlık dallarından
başka hastaları tedavi ettiği intibaını uyandıran, diğer hastaneler aleyhine
haksız rekabet yaratan davranışlarda bulunamazlar ve bu mahiyette reklam ve tanıtımlar yapamazlar. Özel hastaneler,
ruhsatında kayıtlı isim dışında başka bir isim kullanamaz ve böylece faaliyet
gösteremezler. Rekabetin korunması ve haksız rekabet ile ilgili diğer mevzuat
hükümleri saklıdır." hükmü yer almıştır. . Dosyanın
incelenmesinden, davacı şirkete ait göz hastanesinin "Dünya Göz
Hastanesi" unvanı ile tanıtımı amacıyla 3.4.2003 tarihli Zaman
Gazetesinde yayımlanan "Aksesuar Olarak Kalsın" başlıklı reklam metninde "bugüne kadar dünyayı daha net görmek
için esiri olduğunuz gözlük ve kontakt lenslerden
ömür boyu kurtulmanız mümkün. Nasıl mı? Exsimer laser & lasik tedavisiyle
gözlük ve lenslerden kurtulmayı hayal ediyorsanız şimdi tam zamanı"
ifadesi ile yukarıda yer verilen mevzuat hükümlerine aykırı reklam yapıldığı gerekçesiyle, 4077 sayılı Yasanın 25.
maddesi uyarınca 35.000.00 YTL idari para cezası verildiği anlaşılmıştır. Davacı
şirket tarafından verilen reklamda "Dünya Göz
Hastanesi" unvanı ve amblemi kullanılmış ise de; bir örneği dosyada yer
alan 5.8.2004 tarih ve 6108 sayılı Ticaret Sicili Gazetesinden, davacı
şirketin ticaret unvanının, "Levent Sağlık Hizmetleri San. ve Tic. A.Ş." iken 5.8.2004 tarihinde yapılan tescil
ile unvanının "Dünya Göz Hastanesi San. ve Tic.
A.Ş." olarak değiştirildiği görülmüştür. aYukarıda yer verilen mevzuat hükümlerinin birlikte
değerlendirilmesinden, sağlık hizmeti sunan doktor ve hastanelerin reklam niteliğinde ilan vermelerinin mümkün olmadığı;
verecekleri ilanlarda, yaptıkları işe ticari bir nitelik yüklemelerinin de
yasaklandığı anlaşılmaktadır. Davacı
şirkete 16.2.2004 tarihli işlemle idari para cezası verildikten sonra
"Levent Sağlık Hizmetleri San. ve Tic.
A.Ş." olan ticaret unvanı, 5.8.2004 tarihinde "Dünya Göz
Hastanesi" olarak tescil edilmiş ise de, bu tarihten çok önce 3.4.2003
tarihinde Zaman Gazetesinde "Dünya Göz Hastanesi" unvanı
kullanılarak reklam verildiği; başka bir deyişle, davacı şirketin, idari para
cezası verilmesi ve ticaret unvanının değiştirilmesinden önce, sahip olmadığı
bir unvanı kullandığı ve tüketiciyi yanıltıcı reklam yaptığı, bu suretle
yukarıda metni yer alan mevzuat hükümlerini ihlal ettiği görülmüştür. Bu
durumda, davacı şirket tarafından işletilen hastanenin tanıtımı amacıyla
gazetede yayımlanan davaya konu yazı reklam niteliğinde
olduğundan ve ticari amaç taşıdığından, 4077 sayılı Yasanın 16. maddesi ve
yukarıda sözü edilen diğer mevzuat hükümlerine aykırılık nedeniyle davacı
şirketin idari para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin işlemde hukuka
aykırılık bulunmadığından, iptali yolundaki mahkeme kararının kanun yararına
bozulması gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle, Danıştay Başsavcılığı'nın kanun yararına
temyiz isteminin kabulü ile Ankara 4. İdare Mahkemesi'nin 4.1.2005 tarih ve
E:2004/849, K:2005/4 sayılı kararının, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü
Kanunu'nun 51. maddesi uyarınca, hükmün hukuki sonuçlarına etkili olmamak
üzere kanun yararına bozulmasına, kararın birer örneğinin ilgili Sanayi ve
Ticaret Bakanlığı ile Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine ve kararın Resmî
Gazete'de yayımlanmasına 11.7.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. |
||||||