Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından: Esas Sayısı :
2005/5 Karar Sayısı
: 2008/93 Karar Günü
: 17.4.2008 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Konya 1. İdare Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU : 3.5.1985 günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesinin birinci fıkrasının
“... 500 000 TL. dan 25 000 000 liraya kadar para cezası verilir” bölümü ile ikinci
fıkrasının “... 500 000 TL. dan 10 000 000 liraya kadar para cezası verilir” bölümünün
Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırılığı savıyla iptalleri istemidir. I - OLAY Ruhsata aykırı ekler yapıldığı savıyla
3194 sayılı Yasa’nın 42. maddesinin birinci fıkrasına göre para cezası verilmesine
ilişkin kararın ve buna dayanılarak düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle
açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına
varan Mahkeme iptalleri için başvurmuştur. II - İTİRAZIN GEREKÇESİ Başvuru
kararının gerekçe bölümü şöyledir: “1- ANAYASA’NIN 2. MADDESİ YÖNÜNDEN: Anayasa’nın 2. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun
huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı,
Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere
dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir” hükmüne yer
verilmektedir. Hukuk devleti, insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyucu,
adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu sürdürmekle kendini yükümlü sayan,
bütün eylem ve işlemleri ile eşitlik ve hakkaniyeti gözeten devlettir. Bu
bağlamda, yasa koyucunun yasal düzenlemeler yaparken takdiri, sınırsız ve
keyfi olmayıp hukuk devleti ilkeleriyle sınırlıdır. İlk anda,
ruhsatsız ya da ruhsata aykırı yapı yapanların karşılaşacağı cezaların da
belli olduğu izlenimi uyanmaktadır. Nitekim Yasa maddesinde para cezaları
miktar olarak da bellidir. Ancak yasa koyucu rakam belirtirken alt ve üst
sınırları belirlemiş olup, kesin rakamı idarenin takdirine bırakmıştır.
Elbette alt ve üst sınırların belirtilip kesin rakamın idareye bırakılması
tek başına hukuk devleti ilkesini zedeleyici bir unsur değildir. Hatta hizmet
gerekleri yönünden daha da işlevli olduğu söylenebilir. Çünkü ruhsatsızlığın
veya ruhsata aykırılığın türleri ve ölçüleri o kadar çok farklılık arz
etmektedir ki, para cezasını önceden ve tek rakam olarak belirlemek
hukuksuzluk kaynağı olabilir. Bu sebeple alt ve üst sınırları belirtilen bir
ceza türü daha adil sonuç doğuracaktır. Ancak söz konusu Yasa maddesinin
incelenmesi sonucu öncelikle alt ve üst sınırlar arası yelpazenin hiçbir
mevzuatta görülmemiş şekilde geniş olduğu anlaşılıyor. Nitekim Yasa’da
belirtilen rakamlar, işlem tarihi itibariyle güncellenince “1.459.402.000-TL.
dan 72.975.758.000-TL.’ sına kadar ceza yelpazesi
karşımıza çıkıyor. Bu kadar önemli rakama tekabül eden ve alt ve üst sınırlar
arasındaki rakamı belirlemesi yetkisini tamamen idareye bırakan ve bu konuda
hiçbir kriter öngörülmeyen Yasa hükmü karşımıza
çıkıyor. Nitekim dava konusu uyuşmazlıkta olduğu gibi, idareler bu takdir
hakkını tam bir keyfiyet alanı olarak kabul edilip, hiçbir kritere
bağlı olmaksızın aynı yerde aynı nitelikli yapılar hakkında bile birbirinden
çok farklı miktarda cezalar vermektedirler. Bu da insanlarda, “müeyyidesinin
türü ve oranı idarenin keyfine kalmış bir yasa” intibaı uyandırmaktadır. Bu olumsuz
sonucun sebebi ve kaynağı ise; Yasa’nın çok yüksek miktarlar içeren cezaların
alt ve üst sınırı belirtilip, yelpaze çok geniş olmasına rağmen aradaki ceza
miktarının belirlenmesinde hiçbir kritere yer
vermemesi veya bu kriterleri bir alt norma (yönetmelik gibi) bırakmadan
idarenin takdirine (keyfine) bırakmasıdır. Bu da, kuralların ve müeyyidelerin
önceden belli olup, buna devletin de uymak zorunda olduğu hukuk devleti
ilkesiyle bağdaşmamaktadır. 2 - ANAYASA’NIN 10. MADDESİ YÖNÜNDEN: Anayasa’nın 10. maddesinde “Herkes dil, ırk, renk,
cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle
ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir
kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet
organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine
uygun olarak hareket etmek zorundadırlar” hükmüne yer verilmiştir. Anayasa
Mahkemesi kararlarında belirtildiği üzere, Anayasa’nın 10. maddesine göre
yasaların uygulanmasında ayrım gözetilmeyecek ve eşitsizliğe yol
açılmayacaktır. Maddede düzenlenen “Eşitlik” ilkesiyle, birbirinin aynı
durumda olanlara aynı kuralların uygulanması ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılması
engellenmektedir. Yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara
bağlı olacağı anlamına gelmez. Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi
kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve değişik uygulamaları
gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı
kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez. Yine
Anayasa Mahkemesi’nin çeşitli kararlarında eşitlik ilkesi, aynı durumda
bulunanlar için haklarda ve ödevlerde, yasalarda ve yükümlülüklerde,
yetkilerde ve sorumluluklarda, fırsatlarda, hizmetlerde eşitliğin
sağlanmasını gerektiren eşit davranma ve ayrım yapmama ilkesi olarak yorumlanmıştır. Bu
açıklamalar ışığında söz konusu Yasa maddesinin doğrudan eşitsizlik yaratan
bir düzenlemesi görülmemektedir. Ancak Yasa’nın uygulaması esnasında, yine
Yasa’nın kendinden kaynaklanan sebeplerle eşitsizliğe ayrımcılığa hatta
kayırmacılığa yol açan sonuçlar doğmaktadır. Yukarıda da değinildiği gibi,
Yasa sadece alt ve üst sınırları belirleyip, aradaki yelpaze çok geniş olup
rakamlar yüksek olmasına rağmen başka hiçbir kritere
yer verilmemiştir. Yasa kendisi bir kriter
belirlemediği gibi, kriterlerin bir alt normla belirlenmesi yoluna da
gidilmediğinden alt ve üst sınır arasındaki ceza miktarını belirlemek tamamen
idarenin takdirine (keyfine) bırakılmıştır. Nitekim idarelerde bu hakkı,
kelimenin tam anlamıyla keyfince kullanmaktadır. Nitekim
dava konusu uyuşmazlıkta, idareye yapılan ara kararı sonunda, davalı idarece
bu konuda objektifliği sağlayacak hiçbir düzenleyici işlem (kriter) belirlenmediği 2003 yılı içinde verilen para
cezalarına ilişkin listeden de bu şekilde bir kritere uyulmayıp tamamen her
olayın kendi başına değerlendirildiği sonucuna varılmıştır. Nitekim Mahkememizdeki
başka uyuşmazlıklarda da; baz istasyonları sebebiyle
verilen para cezalarında, aynı Büyükşehir içinde üç belediyenin aynı
nitelikli tesise farklı cezalar (5, 10, 15 milyar) uygulandığı gözlenmiştir.
(Konya 1. İdare Mahkemesi’nin E.2003/74 ve E.2003/75, K.2004/217 ve
K.2004/218 sayılı dosyaları) Hatta davacının işyerinin bulunduğu yerde bir komşusunun
da aynı şekilde Bu
tespitler ışığından ilk etapta adaletsizliğin Yasa’dan değil idarenin uygulamasından
kaynaklandığı sonucu çıktığı söylenebilirse de, idareleri bu keyfi tutuma
sevk edenin, Yasa’nın düzenleniş şekli olduğu aşikârdır. Çünkü Yasa, alt ve
üst sınır arasındaki cezaların oranını yapının niteliği, ihlal yoğunluğu gibi
kriterlere bağlamazsa veya bu kriterleri düzenlemeyi
bir alt norma bırakmazsa bu sonuçlar kaçınılmazdır. Çünkü her idare,
takdirini en adil şekilde kullandığını iddia edecek ama aynı nitelikli komşu
yapılara farklı cezaların da sonu gelmeyecektir. Sonuç
olarak 3194 sayılı Yasa’nın 42. maddesinin 1. fıkrasının “... 500 000 TL. dan 25 000 000 liraya kadar para
cezası verilir” kısmı ile 2. fıkrasının “... 500 000 TL. dan
10 000 000 liraya kadar para cezası verilir”
kısmının, Anayasa’nın 2. ve 10. maddesine aykırı olduğu ve bu nedenle
iptalinin uygun olacağı sonucuna varılmaktadır. SONUÇ VE KANAAT: Yukarıda açıklanan nedenlerle 3194 sayılı
Yasa’nın 42. maddesi uyarınca verilen para cezalarının, Yasa’nın,
belirsizliği sebebiyle idarenin takdirine değil keyfine bırakıldığı gerek
rakamların yüksekliği gerek alt sınır üst sınır arasının çok geniş olması
sebebiyle ayrımcılığa, eşitsizliğe, belirsizliğe ve hatta kayırma ve cezalandırmaya
malzeme yapıldığı sonuç ve kanaatine varılarak; 3194 sayılı
Yasa’nın 1. fıkrasının “... 500 000 TL. dan 25 000 000 liraya kadar para cezası verilir” kısmı ile 2. fıkrasının
“… 500 000 TL.dan 10 000 000
liraya kadar para cezası verilir” kısmının, Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine
aykırı olduğu düşüncesiyle re’sen ve davacının da
itirazı ciddi bunarak Anayasa Mahkemesi’ne itirazın götürülmesine, dava
dosyasının tüm belgeleriyle onaylı suretinin dosya oluşturularak Anayasa
Mahkemesi’ne sunulmasına, iş bu karar aslı ile dosya suretinin Yüksek
Mahkeme’ye ulaşmasından sora beş ay karar verilinceye kadar davanın
bekletilmesine 25.11.2004 gününde oybirliğiyle karar verildi.” III - YASA METİNLERİ A - İtiraz Konusu Yasa Kuralları 3.5.1985
günlü, 3194 sayılı İmar
Kanunu’nun itiraz konusu kuralları da içeren 42. maddesi şöyledir: “Ruhsat alınmadan veya ruhsat veya
eklerine veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının yapı sahibine ve
müteahhidine, istisnalar dışında özel parselasyon ile hisse karşılığı belirli
bir yer satan ve alana 500 000 TL. dan 25 000 000 liraya kadar para
cezası verilir. Ayrıca fenni mesule bu cezaların 1/5i uygulanır. Birinci fıkrada belirtilen fiiller
dışında bu Kanunun 28, 33, 34, 39 ve 40 ıncı maddeleri
ile 36 ncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen
yükümlülükleri yerine getirmeyen mal sahibine, fenni mesule ve müteahhide 500 000 TL.dan
10 000 000 liraya kadar para cezası verilir. Birinci ve ikinci fıkralarda belirtilen
fiillerin tekrarı halinde para cezaları bir katı artırılarak verilir. Yukarıdaki fıkralarda gösterilen
cezalar, ilgisine göre doğrudan doğruya belediyeler veya en büyük mülki amir
tarafından verilir. (Beşinci fıkra, Anayasa Mahkemesinin
15.5.1997 günlü, E.1996/72, K.1997/51 sayılı kararı ile iptal edilmiştir). İlgili idarenin Cumhuriyet Savcılığı
aracılığıyla sulh ceza mahkemesine başvurması üzerine, bu mahkemelerce ayrıca,
yukarıdaki fıkralara göre ceza verilen fenni mesuller ve müteahhitler
hakkında bir yıldan beş yıla kadar meslekten men cezasına da hükmolunur. Bu husustaki mahkeme kararları ilgili
idarelerce Bakanlığa ve meslek mensubunun bağlı olduğu meslek teşekkülüne
bildirilir. Bu maddeye göre belediyelerce verilen
cezalar dolayısıyla tahsil olunan paralar belediye bütçesine irad kaydolunur”. B - Dayanılan Anayasa
Kuralları Başvuru kararında,
Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine dayanılmıştır. IV - İLK İNCELEME Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet
ERTEN, Mustafa YILDIRIM, Cafer ŞAT, Fazıl SAĞLAM, A. Necmi
ÖZLER ve Serdar ÖZGÜLDÜR’ün katılımlarıyla
18.1.2005 günü yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural
sorunu görüşülmüştür. Anayasa’nın 152. ve
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un
28. maddesine göre, mahkemeler, bakmakta oldukları davalarda uygulayacakları
kanun ya da kanun hükmünde kararname kurallarını Anayasaya aykırı görürler
veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık savının ciddi olduğu kanısına
varırlarsa, o hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurmaya
yetkilidirler. Ancak, bu kurallar
uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne başvurabilmesi için elinde
yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması ve
iptali istenen kuralların da o davada uygulanacak olması gerekmektedir.
Uygulanacak yasa kuralları, davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan
sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde
etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.
Başvuran Mahkeme’nin bakmakta olduğu
dava, ruhsata aykırı ekler yapıldığı savıyla 3194 sayılı Yasa’nın 42.
maddesinin birinci fıkrasına göre para cezası verilmesi kararının ve buna
dayanılarak düzenlenen ödeme emrinin iptali istemine ilişkindir. Yasa’nın 42. maddesinin ikinci fıkrasında
bu Yasa’nın 28., 33., 34., 39. ve 40. maddeleri ile
36. maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyen
mal sahibine, fenni mesule ve müteahhide verilecek para cezası
düzenlenmiştir. Bu fıkranın bakılmakta olan dava ile ilgisi bulunmamaktadır. 3194 sayılı Yasa’nın 42. maddesinin; A- İkinci fıkrasının itiraz başvurusunda
bulunan Mahkeme’nin bakmakta olduğu davada uygulanma olanağı bulunmadığından
bu fıkrada yer alan “… 500 000 TL.dan 10 000 000 liraya kadar
para cezası verilir” bölüme ilişkin başvurunun Mahkeme’nin yetkisizliği
nedeniyle reddine, B- Birinci fıkrasında yer alan “… 500
000 TL.dan 25 000 000
liraya kadar para cezası verilir” bölümünün dosyada bir eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine, Oybirliğiyle karar verilmiştir. V - ESASIN İNCELENMESİ Başvuru kararı ve ekleri,
işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A - Anlam ve Kapsam İmar mevzuatına göre yapılar ruhsata
tabidir. Ruhsatı vermekle yetkili kamu idaresinin bilgisi ve izni dışında
yapı yapılması olanağı bulunmamaktadır. 3194 sayılı
Yasa’nın itiraz konusu kuralı da içeren “Ceza hükümleri” başlıklı 42.
maddesinin birinci fıkrasında, ruhsat
alınmadan, ruhsat veya eklerine veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan
yapının yapı sahibine ve müteahhidine, istisnalar dışında özel parselasyon
ile hisse karşılığı belirli bir yer satan ve alana 500 000 liradan 25 000 000 liraya kadar para cezası verileceği, ayrıca fenni mesule bu cezaların
1/5’inin uygulanacağı; üçüncü fıkrasında, belirtilen eylemlerin tekrarı
halinde para cezalarının bir katı artırılarak, dördüncü fıkrasında ise
cezaların ilgilisine göre doğrudan doğruya belediyeler veya en büyük mülki
amir tarafından uygulanacağı öngörülmüştür. Maddede yazılı imar para cezalarının
yıllara göre artışı, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298/B maddesi
uyarınca tespit ve ilan edilen “yeniden değerleme oranına” bağlanmıştır. Yasayla her kişiye veya olaya özgü ceza tutarlarının
belirlenmesinin mümkün olmaması nedeniyle cezaların bireyselleştirilmesi için
yasakoyucu cezayı alt ve üst sınırlarını
göstermekte, ancak bu iki sınır arasında bir ceza belirleme konusunda da
yargıca veya idareye takdir yetkisi verebilmektedir. İdari para cezaları yargı organlarınca
yapılan yargısal denetim sonucunda yargı kararlarıyla verilen adli para
cezalarından farklı niteliktedir. İtiraz konusu kuralda, alt ve üst
sınırları gösterilmek suretiyle imar para cezası düzenlenmiştir. Yasa’yla
gösterilen bu sınırlar arasında elli kat bulunmaktadır. Alt ve üst sınır arasındaki
bu geniş alanda, idareye, cezayı belirleme olanağı, başka bir deyişle cezanın
alt ve üst sınırları arasında alt sınırdan, alt sınırın üstünde veya üst
sınırdan ceza verme konusunda takdir hakkı tanınmıştır. B - Anayasa’ya Aykırılık
Sorunu Başvuru kararında, idarenin takdirine
bırakılan alanının geniş olduğu, cezanın belirlenmesinde hiçbir ölçütün Yasa’da
gösterilmediği, bunun uygulamada keyfiliğe neden olabileceği, alt ve üst
sınırlar arasındaki idarenin sınırsız takdir yetkisinin keyfi olarak aynı
nitelikli yapılara farklı cezaların verilmesine yol açabileceği belirtilerek
kuralın Anayasa’nın 2. ve 10. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 3194 sayılı Yasa’nın 42. maddesinin
birinci fıkrasında, ruhsat alınmadan,
ruhsat veya eklerine veya imar mevzuatına aykırı olarak yapılan yapının yapı
sahibine ve müteahhidine, istisnalar dışında özel parselasyon ile hisse karşılığı
belirli bir yer satan ve alana 500 000 liradan 25 000 000
liraya kadar para cezası verileceği öngörülmüştür. Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk
devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir.
Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden
herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net,
anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi
uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle
bağlantılı olup birey, yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut
eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların
idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir. Ancak bu durumda
kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlar. Hukuk
güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve
işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu
güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Yasa kuralı, ilgili kişilerin mevcut
şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul
bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmelidir.
“Öngörülebilirlik şartı” olarak nitelendirilen bu ilkeye göre yasanın
uygulanmasında takdirin kapsamı ve uygulama yöntemi bireyleri keyfi ve
öngöremeyecekleri müdahalelerden koruyacak düzeyde açıklıkla yazılmalıdır.
Belirlilik, kişilerin hukuk güvenliğini korumakla birlikte idarede istikrarı da sağlar. Değişen sosyal, siyasal ve ekonomik
koşullar kimi durumlarda devlet idarelerine bir takım hakların tanınması gereğini
ortaya çıkarmıştır. Gelişen, büyüyen, çeşitlenen ve çoğalan toplumsal
gereksinimleri yerinde, zamanında ve etkin bir biçimde karşılayabilmek için
çağdaş yönetimlerde idareye değişik alanlarda yaptırım uygulama yetkileri
tanınmaktadır. 3194 sayılı Yasa’nın 42. maddesinde
düzenlenen idari para cezaları, imar ve kamu düzenine aykırı davranışların
önlenmesi amacıyla, araya yargısal bir karar girmeden, idarenin doğrudan
işlemiyle idare hukukuna özgü usullerle kesilen ve uygulanan yaptırımlardır.
Maddenin birinci fıkrasındaki idari yaptırım, idarenin ruhsat alınmadan,
ruhsat veya eklerine veya imar mevzuatına aykırı olarak yapının yapıldığı
yönündeki tespiti ve bu konudaki değerlendirmesine bağlı olarak idarece
uygulanmaktadır. Başka bir deyişle hem cezayı gerektiren eylemin işlendiğini
saptamak hem de Yasa’da gösterilen alt ve üst sınırlar arasında cezanın
tutarını belirlemek tamamıyla idari makamların, belediyeler veya en büyük
mülki amirlerin kararlarıyla oluşmaktadır. İtiraz halinde yargının vereceği
karar, onun bu niteliğini değiştirmemektedir. Sonuçları belli ölçüde genel
para cezalarına benzese de tümüyle idari işleme dayanan bir yaptırımdır.
Yargı organlarının müdahalesi olmadan idarece kararlaştırılmakta ve
uygulanmaktadır. İdari makamların Yasa’nın belirlediği
sınırlar arasında cezanın takdirinde esas alacakları objektif ölçütler
Yasa’da gösterilmemiştir. Yasa’yla imar para cezasının alt ve üst sınırları
gösterilmiş, bu alan içinde cezayı uygulama yetkisi idareye bırakılmıştır.
İdarelerin hangi ölçütleri esas alacakları açık, belirgin ve somut olarak
Yasa’da yer almamıştır. Yasa kuralı bu anlamda belirli ve öngörülebilir
değildir. Alt ve üst sınır arasında idareye
bırakılan takdir alanı geniş, sınırsız ve ölçüsüzdür. Cezanın belirlenmesinin
alt ve üst sınır arasında elli kat gibi makul ve ölçülü olmayan şekilde
genişliği, uygulamada, yorum ve değerlendirme farklılıklarına dayalı olarak
eşitsizliğe, haksızlığa ve keyfiliğe yol açabilecek niteliktedir. Yasakoyucu, kamu
düzeninin korunması amacıyla ceza hukuku alanında hangi eylemlerin suç
sayılacağı ve suç sayılan bu eylemlerin hangi tür ve ölçüde cezai yaptırıma
bağlanacağı konusunda takdir yetkisine sahip olmakla birlikte, cezaların yasallığı
ve hukuksal güvenlik ilkelerinin gereği olarak, farklı ve keyfi uygulamalara
neden olmamak için, imar hukukuna uygun geçerli sebepler ve objektif
ölçütleri yasada göstermesi gerekir. Cezanın Yasa’da
gösterilen sınırlar arasında idarece belirlenmesinde, yapının, taşkın,
heyelan, kaya düşmesi gibi afet alanlarında bulunan, sıhhi ve jeolojik
mahsurları olan veya bunlar gibi tehlikeli durumlar göstermesi nedeniyle imar
planlarına veya ilgili idarelerce hazırlanmış, onaylanmış raporlara göre
yapılması yasak olan alanlara, imar planlarında umumi hizmet alanlarına, kamu
tesis alanlarına ve yapı sahibine ait olmayan alanlara yapılması; hangi
amaçla yapıldığı, büyüklüğü ve konut, ticari, sanayi, otel, akaryakıt
istasyonu gibi niteliği; fen ve sağlık kurallarına aykırılık taşıması; içinde
oturacak veya çalışacak kişiler için tehlike oluşturması; çevresinde ya da
aynı bölgede emsal yapılar için uygulanan imar para cezaları; kente ve
çevreye etkisi; bitmiş ve kullanılır durumda olması gibi ölçütlere yer verilmemiştir.
Bu tür idari işlemlere karşı yargı yolu
açık olmakla birlikte, bu güvencenin uygulama aşamasından sonra ve ancak
itiraz yoluyla ortaya çıkacağı göz önünde bulundurulduğunda, yasa
kurallarının yürürlükte olduğu sürece keyfiliği ortadan kaldırmaya yeterli
olduğu söylenemez. Hukuk kuralları, yargının yorumuna ihtiyaç göstermeyecek
ve uygulayıcılar tarafından anlaşılabilecek şekilde açık ve belirgin olmak,
uygulayıcılara güvence vermek zorundadır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu
kural, Anayasa’nın 2. maddesine
aykırıdır. İptali gerekir. Kural iptal edilmiş olduğundan ayrıca
Anayasa’nın 10. maddesi yönünden incelenmesine gerek görülmemiştir. C - İptal Kararının
Yürürlüğe Gireceği Gün Sorunu Anayasa’nın 153. maddesinin
üçüncü fıkrasında, “Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet
Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede
yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi
iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih,
kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez”
denilmekte, Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında
Kanun’un 53. maddesinin dördüncü fıkrasında da bu kural tekrarlanmaktadır.
Maddenin beşinci fıkrasında ise, Anayasa Mahkemesi’nin, iptal halinde meydana
gelecek hukuksal boşluğu kamu düzenini tehdit veya kamu yararını ihlâl edici
mahiyette görmesi halinde yukarıdaki fıkra hükmünü uygulayacağı
belirtilmiştir. 3.5.1985
günlü, 3194 sayılı İmar
Kanunu’nun 42. maddesinin birinci
fıkrasının “... 500 000 TL. dan 25 000 000 liraya kadar para
cezası verilir” bölümünün iptaline karar verilmesinin
doğuracağı hukuksal boşluk, kamu yararını ihlal edici nitelikte olduğundan
gerekli düzenlemelerin yapılması amacıyla iptal kararının, Resmî Gazete’de
yayımlanmasından başlayarak dört ay sonra
yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür. VI - SONUÇ A- 3.5.1985
günlü, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 42. maddesinin birinci fıkrasının
“... 500 000 TL.’dan 25 000 000 liraya kadar para
cezası verilir.” bölümünün Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, B- İptal
edilen bölümün doğuracağı hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte
görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla
2949 sayılı Yasa’nın 53. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince
İPTAL HÜKMÜNÜN, KARARIN RESMİ
GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DÖRT AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,
17.4.2008
gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
|||||||||||||||||