Anayasa Mahkemesi Başkanlığından: Esas Sayısı
: 2003/94 Karar Sayısı
: 2008/123 Karar Günü :
19.6.2008 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN
: Hamur Sulh Ceza Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU : 1.3.1926 günlü, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 3038 sayılı Yasa’nın 1.
maddesiyle değiştirilen 81. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “... cezasını çektiği veya ceza düştüğü tarihten itibaren...”
ibaresinin, Anayasa’nın 10. maddesine aykırılığı savıyla iptali istemidir. I - OLAY Meraya el atma suçundan sanıklar
hakkında açılan kamu davasında itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu
kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur. II - İTİRAZIN GEREKÇESİ Başvuru kararının gerekçe bölümü
şöyledir: “Türk Ceza Kanunu’nun 81. maddesinde
tekerrür hükümleri düzenlenmiştir. Böylece; birden fazla suç işleyenler
bakımından verilen cezalar belli nispette artırılarak ikinci veya daha
fazlası suç işleyen kimseler ağır şekilde cezalandırılmış, birden fazla suç
işlenmesi halinde cezaların artırılacağı hususu yeni suç işleyecekler
bakımından caydırıcı olabileceği düşünülmüştür. Kelime anlamı olarak
tekerrür; bir şeyin yinelenmesi, aynı şekilde tezahür olunması durumudur. Bir
vakıa tekrar ettiğinde tekerrür etmiş sayılır. İncelemeye konu olayda sanıklar; meraya
tecavüz suçundan Mahkememizce verilen 14.2.2002 tarih ve 2002/7 karar sayılı
mahkûmiyet kararı ile TCK’nın 513/2. maddesine
muhalefetten 2 ay 20 gün hapis ve 189.820.000 TL. ağır
para cezası ile cezalandırılmışlar, bu karar 11.6.2002 tarihinde kesinleşmiş,
bu kesinleşmeden sonra 15.7.2002 tarihinde aynı sanıklar hakkında yeniden
aynı suç bakımından Mahkememize işbu dava açılmış, yargılama devam ederken
önceki mahkûmiyete konu cezaları sanık Mevlüt
bakımından 4.12.2002 tarihinde ve sanık Memet
bakımından 5.12.2002 tarihinde infaz edilmiştir. Yürürlükte olan TCK’nın 81. maddesi hükmüne göre, sanıkların tekerrüre
esas olabilecek önceki cezaları işbu davaya konu suçtan sonra infaz edildiği
için sanıklar hakkında tekerrür hükümleri uygulanamayacaktır. Kanaatimize
göre bu durum Anayasamızın 10. maddesinde yer alan eşitlik ilkesine
aykırıdır. Şöyle ki; yukarıda izah olunduğu üzere
“tekerrür” kelimesi bir şeyin yeniden işlenmesi, tekrar olunmasıdır. İncelemeye
konu bu olayda da sanıklar aynı şeyi (yani eylemi) maddi vakıa olarak tekrar
etmişler, aynı suçu yeniden işlemişlerdir. Bu durum kesinleşen mahkeme kararı
ile ortaya konmuştur. Tekrar edilen bu eylem (yani suç) artık sırf infaz yapılmadı
diye yok sayılamaz. Bir vakıanın tezahür etmesi başka tezahür edip
mahkûmiyete konu olduktan sonra infazı meselesi başka konulardır. Burada
önemli olan bir eylemin suç olarak nitelendirilip ceza verilmesi ve ceza
hükmünün de kesinleşmesidir. İnfazı yapılmadı diye kesin hükme konu bir eylem
yok sayılamaz. Bu sebepledir ki işbu olayda sanıklar hakkında tekerrür
hükümlerinin uygulanması gereklidir. Bir diğer konu ise; tekerrür hükmünün
uygulanmasında infazın (veya cezanın düşmesinin) şart koşulması devlet
otoritesine uyup cezasını hakkıyla çekenin fazladan cezalandırılması, devlet
otoritesine uymayıp infazdan kaçanın ise ödüllendirilmesi anlamına
gelmektedir. Mesela; ilkin meraya tecavüz suçunu işleyen ve
zamanında cezasını çeken sonra hasbelkader ağır tahrik altında bir yaralama
suçu işleyen A şahsı işlediği bu ikinci suçtan dolayı tekerrür hükümlerine
göre cezası artırılacakken, ilkin işlediği hırsızlık suçundan mahkûm olup
cezanın infazından kaçan ve daha sonra peş peşe aynı suçu işleyen B şahsı
hakkında tekerrür hükmü uygulanamayacaktır. Bu durum mevzuata uygun
düşmekle birlikte hukuka, adalete aykırıdır. Bununla bağlantılı
olarak; yukarıdaki örnekte A şahsı olarak belirtilen kişinin cezası tekerrür
ile artırıldığında sırf bu artırım sebebi ile belki de 647 sayılı Kanun’un 4.
maddesinde sayılan paraya çevirme sınırını veya 647 sayılı Kanun’un 6.
Maddesindeki erteleme sınırını aşmış olabilecekken, bırakın genel tekerrürü
özel tekerrüre konu suçları işleyen B şahsı sırf cezası infaz edilmedi diye
pekâlâ 647 sayılı Kanun’un 4 ve 6. maddelerinden yararlanabilecektir en azından
hukuken böyle bir imkânı olabilecektir. Bu durum ise Anayasamızın 10. maddesinde yer alan “Herkes dil, ırk,
renk, cinsiyet, siyasi düşünce felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle
ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye aileye, zümreye
veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün
işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek
zorundadırlar.” hükmüne aykırı düşecektir. Yukarıda arz ve izah olunan gerekçeler
doğrultusunda 1.3.1926 tarih ve 765 sayılı TCK’nın
81/1. maddesinde yer alan “…cezasını çektiği veya düştüğü tarihten itibaren…”
ibaresinin Anayasamızın 10. maddesinde belirtilen eşitlik ilkesine aykırı
olduğu düşünüldüğünden İPTALİNE karar verilmesi Yüksek Mahkemenizden saygıyla
arz ve talep olunur.” III - YASA METİNLERİ A - İptali İstenilen Yasa Kuralı 1.3.1926 günlü, 765
sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 3038 sayılı Yasa’nın 1. maddesiyle değiştirilen
81. maddesinin itiraz konusu ibareyi de içeren birinci fıkrası şöyledir: “MADDE
81- Bir kimse beş seneden ziyade
müddetle bir mahkûmiyete uğradıktan sonra cezasını çektiği veya ceza düştüğü
tarihten itibaren on sene ve diğer cezalarda beş sene içinde başka bir suç
daha işlerse yeni suça verilecek ceza altıda bire kadar artırılır.” B - Dayanılan Anayasa Kuralı Başvuru kararında Anayasa’nın 10.
maddesine dayanılmıştır. IV - İLK İNCELEME Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince, Mustafa BUMİN, Yalçın ACARGÜN, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Aysel
PEKİNER, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN ve Fazıl SAĞLAM’ın katılımlarıyla 18.11.2003 gününde yapılan ilk
inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. V - ESASIN İNCELENMESİ Başvuru kararı ve ekleri, işin esasına
ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan Anayasa kuralı ve
bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü: A - Kuralın Anlam ve Kapsamı İtiraz konusu ibareyi içeren 1.3.1926
günlü 765 sayılı Türk Ceza Kanunu, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren
5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un
12. maddesi uyarınca yürürlükten kalkmıştır. 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 58. maddesi, tekerrür kurumunu yeniden
düzenlemiştir. 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesi
ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7. ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun
Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun’un 9. maddeleri uyarınca,
sanıklara yüklenen meraya el atma suçunda tekerrür hükümlerinin
uygulanmasında infaz şartının aranması nedeniyle sanık lehine olan 765 sayılı
Yasa hükümlerinin uygulanacağı sonucuna varılmıştır. Tekerrür, bir suçtan
dolayı kesin surette mahkûm olduktan sonra yeniden suç işleyen kimsenin
kişisel durumunu ifade eder. Bu durumdaki kimseye “mükerrir”
denir. 765
sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 81. maddesinde “Bir kimse beş seneden ziyade müddetle bir mahkûmiyete uğradıktan
sonra cezasını çektiği veya ceza düştüğü tarihten itibaren on sene ve diğer
cezalarda beş sene içinde başka bir suç daha işlerse yeni suça verilecek ceza
altıda bire kadar artırılır.” denilerek sonradan işlenen suça verilecek
cezanın tekerrür nedeniyle artırılabilmesi için, tekerrüre esas olan suçun
cezasının çekilmesi ya da cezanın düşmesi gerektiği belirtilmektedir. Buna göre bir kimsenin mükerrir
sayılabilmesi için; önceden tekerrüre esas olabilecek bir ceza mahkûmiyetinin
bulunması, bu mahkûmiyete ilişkin cezanın çekilmiş ya da düşmüş olması,
cezanın çekilmesi ya da düşmesinden sonra yasada belirtilen süreler içinde
başka bir suçun işlenmesi koşullarının gerçekleşmesi gerekmektedir. B - Anayasa’ya Aykırılık Sorunu Başvuru kararında, sonradan
işlenen suça verilecek cezanın tekerrür nedeniyle artırılabilmesi için
tekerrüre esas olan suçun cezasının çekilmesi ya da cezanın düşmesi koşulunun
öngörüldüğü, bu durumun ise tekerrüre esas olan cezasını çeken ya da cezası
düşen sanıklarla cezasını çekmeyen ya da cezası düşmeyen sanıklar arasında
eşitsizlik yarattığı savıyla itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 10. maddesine
aykırılığı ileri sürülmüştür. Anayasa’nın 10. maddesinin birinci fıkrasında
herkesin, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din,
mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşit olduğu
belirtilmiştir. Anayasa’nın 10. maddesinde belirtilen yasa önünde eşitlik ilkesi,
hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli
değil, hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda
bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını
sağlamak, ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle,
aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa
karşısında eşitliğin çiğnenmesi yasaklanmıştır. Yasa önünde eşitlik, herkesin
her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki
özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve
uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal
durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi
zedelenmez. Anayasa’nın ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı
kalmak koşuluyla, suçlara verilecek cezaların artırım ve indirim nedenleri
ile oranlarının belirlenmesi ceza siyaseti gereği yasa koyucunun
takdirindedir. Türk Ceza Kanunu’nun 81. maddesinde suç işledikten
sonra bu suçun cezasını çeken ya da cezası düşen sanığın belirli süreler
içinde yeniden suç işlemesi halinde, önceki cezadan korkmadığı ve
uslanmadığı, suç işlemekte ısrarlı olduğu düşüncesiyle daha sonra işlenen suç
için verilen cezanın artırılması öngörülmektedir. Yasa koyucu, cezanın caydırıcılığı
ve ıslah ediciliği özelliğine rağmen, cezasını çeken ya da cezası düşen
sanıkların yeniden suç işlemeleri halinde, sonradan işledikleri suça
verilecek cezanın artırılmasını kabul ederek bu kişilerin durumlarını farklı
değerlendirmiştir. Bu sebeple, önceki cezasını çeken ya da cezası düşenler
ile cezasını çekmeyen ya da cezası düşmeyen sanıklar aynı hukuksal durumda
olmadıklarından, bu kişilerin daha sonra işledikleri suç nedeniyle alacakları
cezaların farklı kurallara bağlı kılınması eşitlik ilkesine aykırı değildir. Bu nedenlerle,
itiraz konusu kural Anayasa’nın 10. maddesine aykırı değildir. İtirazın reddi
gerekir. VI - SONUÇ 1.3.1926
günlü, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 11.6.1936 günlü, 3038 sayılı Yasa’nın
1. maddesiyle değiştirilen 81. maddesinin birinci fıkrasında yer alan
“... cezasını çektiği veya ceza düştüğü tarihten
itibaren ...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın
REDDİNE, 19.6.2008
gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
|||||||||||||||||