Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından: Esas Sayısı : 2004/9 Karar Sayısı : 2008/112 Karar Günü : 29.5.2008 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Çorum İş Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 2.9.1971 günlü, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar
Kurumu Kanunu’nun; 1 - 24.7.2003 günlü, 4956 sayılı Yasa
ile değiştirilen 25. maddesinin ikinci fıkrasının, 2 - 14.4.1982 günlü, 2654 sayılı Yasa
ile eklenen Ek Geçici 13. maddesinin, 3 - 14.3.1985 günlü, 3165 sayılı Yasa
ile eklenen Ek Geçici 16. ve Ek Geçici 17. maddelerinin, Anayasa’nın 2.,
5., 10., 11. ve 60. maddelerine aykırılığı
savıyla iptali istemidir. I - OLAY Davacı Bağ-Kur sigortalısının, Bağ-Kur
sigortalılığının başlangıç tarihinin vergi kaydının başlangıç tarihi olan
1.12.1980 tarihi olarak tespitine karar verilmesi istemiyle açtığı davada,
itiraz konusu kuralların Anayasaya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme,
iptalleri için başvurmuştur. II - İTİRAZIN GEREKÇESİ Başvuru
kararının gerekçe bölümü şöyledir: “Anayasaya Aykırılık Yönünden İnceleme: Acaba davacının yukarıdaki veriler ile ihtilaflı dönem olan
1.12.1980-20.4.1982 tarihleri arasında vergi kaydı sahibi olarak vergilerini
ödemiş olmasına (ödenen vergi kayıtları Vergi Dairesince imha edildiğinden
temin olunamamıştır.) ve Eczacı Odası kaydı olmasına rağmen 20.4.1982 tarihi
öncesi mevzuata göre Bağ-Kur’lu olma şartlarını taşıdığı halde sırf 20.4.1982
tarihinde yürürlüğe giren 2654 S.Y. hükümleri gereğince tüm hakları geçersiz
hale gelmiş midir? Mahkememizce
davacının geçmişe yönelik haklarının şekli düzenleme ile kaldırılamayacağı ve
bu yöndeki düzenlemelerin Anayasaya aykırı olduğu kanaatine varılmıştır.
Şöyle ki; 2229 S.Y.
ile değişik 1479 S.Y.’nın 25. maddesi ile; 24. maddede belirtilen kimseler çalışmaya başladıkları
tarihten itibaren kendiliğinden sigortalı olur hükmü bulunmasına rağmen, bu
kişilerin hak ve yükümlülüklerinin hangi tarihte başlayacağı konusunda
açıklık bulunmamaktaydı. 20.4.1982 tarihinde yürürlüğe
giren 2654 S.Y. ile değişik 1479 S.Y.’nın Ek Geçici
13. maddesi ile 20.4.1982 tarihinden önceki dönem için hak ve yükümlülüklerin
20.4.1982 tarihinde başlayacağı, aynı yasanın 25. maddesinde yapılan
değişiklikle ise 20.4.1982 tarihi sonrasında hak ve yükümlülüklerin sigortalı
sayıldıkları tarihte başlayacağı düzenlenmiştir. Görülüyor ki
20.4.1982 tarihinden önce kendi nam ve hesabına çalışanlar ile 20.4.1982
tarihinden sonra kendi nam ve hesabına çalışanlar arasında kanundan
kaynaklanan hak ve yükümlülüklerin başlama tarihi konusunda eşitsizlik
bulunmaktadır. Bu durumun Anayasa’nın eşitlik ilkesi düzenleyen 10. maddesine
aykırı olduğu düşünülmektedir. 2654 S.Y.’nın Ek Geçici 13. maddesi ve 3165 S.Y.’nın Ek Geçici 16 ve 17. maddeleri ile ilgili olarak;
20.4.1982 tarihi öncesinde 1 günlük kendi adına bağımsız faaliyeti bulunan
bir esnaf ile çalışmaya 1.10.1972 tarihinde başlamış,
ve vergi ödemiş, yaklaşık 10 yıl hizmet vermiş, diğer bir esnaf aynı kefeye
konulmakta ve her ikisinin de hak ve yükümlülüklerinin başlayış tarihi
20.4.1982 tarihi olarak kabul edilmektedir. Bu haksız ve adaletsiz bir
düzenlemedir. Bu düzenleme Anayasanın eşitlik kuralını düzenleyen 10.
maddesine aykırı düzenlemedir. Daha önceki kanunda (2229 S.Y.) hak ve sahibi
olmak için tescil şartı aranmadığı halde sonradan yasalaşan 2654 S.Y.’da sigortalı
sayılma koşulu getirilmiş ve kazanılmış hak ihlal edilmiştir. Hak ve yükümlülüklerin başlayış tarihi olarak sigortalı sayılma
tarihi kabul edildiğinde; örneğin kurumun sigortalı sayılma işlemi yapması
sırasında başvuru sayısının 1 günde incelenemeyecek kadar çok olması
durumunda durumları incelenen kişilerin başvurularının daha sonraki günlerde
inceleneceği ve daha sonraki günlerde sigortalı sayılacakları, yani kuruma
başvuru yapan kişilerin hak ve yükümlülüklerinin kurumun çalışma düzenine ve
insafına bırakılması sonucunu doğurmaktadır. 2654 S.Y.
ile değiştirilen 1479 S.Y.’nın 25. maddesi ile
ilgili olarak; 506 S.Y.’nın 2. maddesinde sigortalı
sayılma koşulları düzenlenmiş ve hak ve yükümlülüklerden faydalanma şartları
ayrıca düzenlenmemiştir. 506 S.Y. kapsamında çalışan her kişinin çalışmaya
başladığı halde hak ve yükümlülüklere sahip olduğu sabittir. Oysa 1479 S.Y.’nın 2654 S. Y. ile değişik 25. maddesinde hak ve
yükümlülüklerinden faydalanmak için ayrıca sigortalı sayılma koşulu
getirilmiştir. Hatta 20.4.1982 tarihi öncesi dönem için bu hak ve
yükümlülüklerin başlangıç tarihi 20.4.1982 tarihi olarak belirlenmiştir. 506
S. Y.’nın 79/8. maddesi gereğince çalışılan işyeri
kuruma bildirilmemiş bile olsa hatta çalışan işçinin kaçak olarak çalıştırılması
halinde bile sonradan bu durumun açığa çıkması durumunda hak düşürücü süre
içerisinde dava açıldığı takdirde geriye dönük hak ve yükümlülüklere sahip
olma imkanı tanınmıştır. Ve hatta bazı belgelerin
varlığında hak düşürücü süreye tabi olunmamakta ve yıllar sonra sigortalıya
hak ve yükümlülüklerden yararlanma imkanı
verilmektedir. Oysa 2654 sayılı ve 3165 S.Y. ile getirilen düzenlemeler
nedeniyle 20.4.1982 tarihi öncesinde kendi adına bağımsız şekilde 1479
S.Y.’ya tabi olarak çalışmış olduğu resmi vergi kaydı ve oda kaydı ile sabit
olunmasına rağmen davacıya bu imkan tanınmamaktadır.
Bu Anayasamızın eşitlik ilkesini düzenleyen 10. maddesine aykırı bir
durumdur. 506 S.Y.’nın 79/8. maddesinin iptali
istemi ile Anayasa Mahkemesinde görülen dava sonunda bu yasanın Anayasamıza
aykırı olmadığı, Anayasa Mahkememizin 30.6.1998 tarihli 1997/18 E. 1998/42 K.
sayılı kararı ile karara bağlanmıştır. Söz konusu kanun hükmü Anayasaya uygun
olarak değerlendirildiğinde sosyal güvenlik teşkilatı şemsiye altında bulunan
diğer bir kurum olan Bağ-Kur’a tabi sigortalılarında böyle bir imkandan faydalanması gerekmektedir. Bu imkanı
engelleyen kanun hükümleri 2654 S.Y. ile değişik 1479 S.Y.’nın 25. maddesinin 2. Bendi, Ek Geçici 13. madde ve 3165
S.Y.’nın Ek Geçici 16 ve 17. maddeleridir. Bağ-Kur
Kanununun 54. maddesi incelendiğinde usulüne göre ödenmeyen primlerin İcra
İflas Yasası hükümleri gereğince sigortalılardan tahsil olunacağı
belirtilmektedir. Dava konusu dönemde davacının Bağ-kur sigortalısı olarak
kabul edilmesi durumunda kurumun hiçbir zararının olmayacağı ve ödenmeyen
primlerin resen tahsil olunacağı sabit olduğu halde Bağ-Kur sigortalılarına
böyle bir hakkın verilmemesi daha doğrusu 2654 S.Y. ile bu hakkın takip imkanının kaldırılması hak ve nesafet
kuralarına aykırıdır. Anayasamızın
2. maddesinde “Türkiye Cumhuriyeti toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet
anlayışı içinde insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı,
başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.” Hükmü
yer almasına rağmen yukarda anlatılan düzenlemeler kazanılmış hakları ihlal
eden hukuk devleti ilkesine aykırı kazanmış hakları ortadan kaldıran
düzenlemeler olarak mevzuatımızdaki yerini almıştır. Ayrıca bu düzenlemeler
sosyal devlet ilkesi ile de bağdaşmamaktadır. Durumları resmi belgeleri ile
ispat edildiği halde sigortalıların haklarını ortadan kaldırdığı ortadadır. Anayasamızın 5. maddesinde “Devletin temel amaç ve görevleri Türk
Milletini bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti
ve demokrasiyi koruma, kişilere ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu
sağlamak kişinin temel ve hak hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet
ilkeleri ile bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal
engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için
gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.” şeklindedir. Kişilerin
temel ihtiyaçlarından ve mutluluğun başta gelen şartlarından birisi yarına
güvenle bakabilmektir. Hayattan doğan tehlikeleri önlemek ve bunların
yarattığı olumsuz sonuçların üstesinden gelmek kişilerin imkanları dahilinde değildir. Çağımızda devletler özellikler sosyal
devlet ilkesini benimseyen devletler kişileri toplumsal risklere karşı güvenceye
almak ve onların geleceğe güvenle bakmalarını sağlamak görevini üzerine
almışlardır. Sosyal güvenlik müessesesi kişilerin bu temel ihtiyaçlarını
karşılamaya yönelik gelişmeye açık bir alandır. Bu özelliği ile en önemli
insan haklarından birisi olarak çağımıza damgasını vurmuştur. Modern sosyal
güvenlik hukuku prensiplerine göre hareket eden dünyanın birçok ülkesinde
sigortalıların haklarını daha da genişleten ve geliştiren düzenlemeler
yapıldığı halde maalesef ülkemizde 2654 S. ve 3165 S.Y.’larla
Bağ-Kur sigortalılarının durumları daha da geriye götürülmüş ve geçmişe
yönelik haklarına ulaşmaları engellenmiştir. Bu Devletin sigortalıların haklarını
genişleten ve kolaylaştıran düzenlemeler yapması gerekmekte iken bu alanda
hakları daraltan uygulamalar yapması Anayasamızın yukarıdaki hükümleri ile
çelişmektedir. Söz konusu kanunlar ile Bağ-Kur sigortalıları arasında
sınıflar yaratılmıştır. Sigortalılar 20.4.1982 tarihinden önce ve 20.4.1982
tarihinden sonra sigortalı olanlar şeklinde iki sınıfa ayrılmış ve farklı
statüler oluşturulmuştur. Bu Anayasamızın 10. maddesinde “herkes dil, ırk,
renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep vb. sebeplerle
ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.” şeklinde ifade edilen eşitlik
ilkesine aykırıdır. Kişi ile devlet arasında akdedilen sosyal güvenlik
sözleşmesinde düzenlemelerin devlet tarafından tek yönlü olarak yapıldığı
bilinmektedir. Devletin bu düzenlemeleri yaparken adil, makul ve ölçülü
davranması gerekmektedir. 20.4.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 S.Y. ile
önceye dayanan hakların bir anda yok sayılması bu temel ölçülere uymamaktadır
ve sigortalıları mağdur etmektedir. Devletin Anayasa kurallarına uyması hukuk
devleti ilkesini zorunlu bir sonucudur. Bu zorunluluk Anayasamızın 11.
maddesinde “Anayasa Hükümleri yasama, yürütme ve yargı organları idare
makamlarının ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır.
Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” Şeklinde ifade edilmiştir. Yapılan yasal
düzenlemelerin Anayasamızın 11. maddesine aykırı olduğu da görülmektedir.
Sosyal güvenlik konusunda devlete düşen görev Anayasamızın 60. maddesinde
“Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir; Devlet bu güvenliği sağlayacak
gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar.” Şeklinde ifade edilmiştir.
Devletimizin sosyal güvenlik alanında bu görevini yerine getirmek için Emekli
Sandığı, SSK ve Bağ-Kur olmak üzere üç büyük kuruluşu hayata geçirdiği
bilinmektedir. Bu üç büyük kuruluştan biri olan Bağ-Kur Türkiye’ye özgü bir
yapı sergilemektedir. SSK ve Emekli Sandığına tabi geçmiş hizmetleri şüphe götürmeyecek
belgelerle ispatlanan sigortalıların bu geçmiş hizmetleri dikkate alınmasına
rağmen Bağ-Kur mevzuatında maalesef belirtilen düzenlemeler nedeniyle
sigortalıların geçmiş hizmetleri yasal mevzuatlar sebep gösterilerek dikkate
alınmamaktadır. Bu durumda devletin Bağ-Kur sigortalıları ile ilgili eşit
olmayan bir düzenleme içinde olduğu görevini aksattığı görülmektedir. Bağ-Kur
sigortalılarının bir kenara itilerek diğer sosyal güvenlik kuruluşu üyelerine
tanınan hakların Bağ-Kur sigortalılarına tanınmaması hukukun temel ilkelerine
aykırıdır. Aynı şemsiye altında ve aynı amaç için kurulan sosyal güvenlik
kuruluşlarının üyelerine sağladıkları hizmetlerin ve hakların birbiri ile
paralel ve dengeli olması zaruridir. Yukarda anlatıldığı üzere bu dengeyi ve eşitliği
bozan Bağ-Kur sigortalılarının geçmişe dönük hizmetlerinden kaynaklanan
haklarına ulaşmasını engelleyen 2654 S. ve 3165 S.Y.’ların
aşağıda belirtilen maddelerinin ve kısımlarının Anayasamıza aykırı olduğu
kanaatine varılarak karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ VE TALEP: Davacı
hakkında uygulanan 14.4.1982 tarihli 2654 sayılı “1479 Sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar
Kurumu Kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve bu kanuna Ek Geçici maddeler
eklenmesine dair kanunla” değiştirilen 1479 S.Y.’nın
25. maddesinin 2. Bendindeki “bu
suretle sigortalı olanların hak ve yükümlülükleri sigortalı sayıldıkları
tarihte başlar.” Cümlesinin ve aynı kanunun ek geçici 13. maddesinin ayrıca yukarıdaki kanun hükmüne paralel
olarak düzenlenen 14.3.1985 tarihli 3165 sayılı “2.9.1971 tarihli ve 1479
sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar
Kurumu Kanununun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve bu kanuna ek 3 madde
ile 6 ek geçici madde eklenmesine dair” kanunun Ek Geçici 16 ve Ek Geçici 17. maddelerinin Anayasamızın 2., 5., 10., 11. ve 60. maddelerine aykırı olduğundan, bu
maddelerin iptali için Anayasa Mahkemesine itiraz yolu ile başvurulmasına,
dava dosyasının tamamının tasdikli bir örneğinin 2949 S.Y.’nın 28. maddesi gereğince Anayasa Mahkemesine
gönderilmesine ve davanın Anayasa Mahkemesinin vereceği karara kadar
Anayasamızın 152. maddesi gereğince geri bırakılmasına, Dair
verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı. 19.1.2004” III - YASA METİNLERİ A
- İtiraz Konusu Yasa Kuralları 2.9.1971 günlü, 1479 sayılı Esnaf ve
Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’nun
itiraz konusu ikinci fıkrayı da içeren 25. maddesi ile itiraz konusu Ek
Geçici 13., Ek Geçici 16. ve Ek Geçici 17. maddeleri
şöyledir: “Sigortalılığın
başlangıç ve bitiş tarihi Madde 25 – (Değişik: 24/7/2003-4956/15
md.) Bu Kanunun 24 üncü maddesine göre sigortalı
sayılanlardan gelir vergisi mükellefi olanların sigortalılıkları, mükellefiyetin
başlangıç tarihinden, gelir vergisinden muaf olanların sigortalılıkları ise
Esnaf ve Sanatkâr Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşlarına
kayıtlı olmak şartıyla talep tarihinden itibaren başlatılır. Bu
suretle sigortalı olanların hak ve yükümlülükleri sigortalı sayıldıkları
tarihte başlar. Bu Kanuna tâbi sigortalılık; a) Gelir vergisi mükellefi olanların,
mükellefiyetlerini gerektiren faaliyetlerine son verdikleri, b) Gelir vergisinden muaf olanların,
Esnaf ve Sanatkâr Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşlarındaki
üye kayıtlarının silindiği, c) Şirketlerle ilgisi kalmayanların,
çalışmalarına son verdikleri veya ilgilerinin kesildiği, Tarihten itibaren, d) Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığına
tâbi olarak çalışmaya başlayanların, emekli keseneği kesilmeye başladığı, e) İflâsına karar verilmiş olan tasfiye
halindeki özel işletmeler ile şirket ortaklarının, özel işletmenin veya
şirketin mahkemece tasfiyesine karar verildiği, iflâsına karar verilmiş olan
veya tasfiye halindeki özel işletmeler ile şirket ortaklarından hizmet akdi
ile çalışanların çalışmaya başladığı, f) 2108 sayılı Kanuna göre 1479 sayılı
Kanun kapsamına giren köy ve mahalle muhtarlarından; kendi nam ve hesabına
bağımsız çalışmasından dolayı gelir vergisi mükellefiyeti bulunanlar hariç,
aynı zamanda hizmet akdi ile çalışanların çalışmaya başladığı, g) Gelir vergisinden muaf olan, ancak
Esnaf ve Sanatkârlar Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek kuruluşlarındaki
kayıtlara istinaden Bağ-Kur sigortalısı olanlardan bu sigortalılıklarının
devamı sırasında, hizmet akdi ile çalışanların çalışmaya başladığı, Tarihten bir gün önce, Sona erer. Sigortalılığı sona erenler
sigortalılıklarının sona erdiği tarihten itibaren üç ay içinde Kuruma başvurarak
kayıtlarını sildirmek zorundadırlar.” “Tescilini yaptırmayanlar
hakkında yapılacak işlemler Ek Geçici Madde 13 – (Ek: 14/4/1982 - 2654/13 md.) 1479 sayılı Kanun ve aynı Kanunda değişiklik yapan kanunlara göre
sigortalılık niteliği taşıdıkları halde bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe
kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olanların her türlü hak ve
mükellefiyetleri bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte başlar. Ancak, bu
Kanuna göre zorunlu sigortalı olarak kayıt ve tescilli bulunmak kaydı ile, 1/10/1972 tarihinden bu Kanunun yürürlüğe girdiği
tarihe kadar vergi dairelerine kayıtlı olarak kendi nam ve hesabına bağımsız
çalıştıklarını belgeleyen sigortalılar belgeledikleri süreyi
borçlanabilirler. Borçlanma
primleri sigortalının bulunduğu basamak üzerinden yürürlükteki prim
tutarlarına göre hesaplanarak defaten veya bu Kanunun yürürlük tarihinden
itibaren en geç iki yıl içinde ödenir. Bu süre içinde primi ödenmeyen borçlanma
süreleri hizmetten sayılmaz. Borçlanma
talebi bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren bir yıl içinde Kuruma yazılı
olarak yapılır ve bu süre içinde vergi dairelerince verilecek belgelerle
tevsik edilir. Çalışma
belgelerinin gerçeğe uymadığı mahkeme kararı ile tespit edildiği takdirde,
gerek sigortalılar gerekse belgeyi düzenleyenler hakkında genel hükümlere
göre ceza kovuşturması yapılır. Ayrıca Kurumun bu yüzden uğrayacağı zararlar
% 50 fazlası ve kanuni faizi ile birlikte bunlardan tahsil edilir.” “20/4/1982 tarihinden önce
tescilini yaptırmayanlar hakkında yapılacak işlemler: Ek Geçici
Madde 16 – (Ek: 14/3/1985 - 3165/24 md.) 1479 sayılı
Kanuna 2654 sayılı Kanunla ilave edilen ek geçici 13 üncü maddenin üçüncü
fıkrasında belirtilen iki yıllık süre ile dördüncü fıkrasında belirtilen bir
yıllık süre, bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren yeniden işlemeye
başlar.” “20/4/1982 tarihinden önce vergi dairelerine kayıtlı
bulunulan sürelerin borçlanılması Ek Geçici
Madde 17 – (Ek: 14/3/1985 - 3165/24 md.) 20/4/1982 tarihinden önce
her ne suretle olursa olsun Kuruma kayıt ve tescili yapılan ve talep tarihinde
sigortalılık niteliğini taşıyanlar, 1/10/1972 ile 20/4/1982 tarihleri
arasında, Kuruma veya diğer sosyal güvenlik kuruluşlarına kayıtlı
bulundukları süreler dışında vergi dairelerine kayıtlı olarak kendi nam ve
hesaplarına bağımsız çalıştıkları sürelerinin tamamını belgelemek şartıyla
borçlanabilirler. Sigortalının ölümü halinde bu haktan, hak sahipleri de
faydalanabilir. Borçlanma
primleri sigortalının bulunduğu son basamak üzerinden yürürlükteki prim tutarlarına
göre hesaplanarak defaten veya bu Kanunun yürürlük tarihinden itibaren en geç
iki yıl içinde ödenir. Bu süre içinde primi ödenmeyen borçlanma süreleri
sigortalılıktan sayılmaz. Borçlanma talebi bu Kanunun yürürlük
tarihinden itibaren bir yıl içinde Kuruma yazılı olarak yapılır ve bu süre
içinde vergi dairelerince verilecek belgelerle tevsik edilir. Çalışma belgelerinin gerçeğe uymadığı
tespit edildiği takdirde, gerek sigortalılar ve gerekse belgeyi düzenleyenler
hakkında Türk Ceza Kanununun genel hükümlerine göre ceza kovuşturması
yapılır. Ayrıca, Kurumun bu yüzden uğrayacağı zararlar % 50 fazlası ve kanuni
faizi ile birlikte bunlardan tahsil edilir.” B
- Dayanılan Anayasa Kuralları Başvuru kararında Anayasanın 2., 5., 10., 11. ve 60. maddelerine dayanılmıştır. IV - İLK İNCELEME Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince, Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Ali HÜNER, Fulya KANTARCIOĞLU, Aysel
PEKİNER, Ertuğrul ERSOY, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN ve Fazıl SAĞLAM’ın katılmalarıyla 4.3.2004 tarihinde yapılan ilk
inceleme toplantısında, öncelikle, itiraz konusu Ek Geçici Madde 17’nin
davada uygulanacak kural niteliğinde olup olmadığı sorunu ele alınmıştır. Anayasa’nın 152. ve
2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un
28. maddesine göre, bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle
uygulanacak bir kanunun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini
Anayasa’ya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık
savının ciddi olduğu kanısına varırsa, bu hükmün iptali için Anayasa
Mahkemesi’ne başvurmaya yetkilidir. Ancak, bu kurallar uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesi’ne
başvurabilmesi için, elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren
bir davanın bulunması ve iptali istenen kuralın o davada uygulanacak olması
gerekir. Uygulanacak yasa kuralları, bakılmakta olan davayı yürütmeye,
uyuşmazlığı çözmeye, davayı sona erdirmeye veya kararın dayanağını
oluşturmaya yarayacak kurallardır. 1479 sayılı Yasa’ya
14.3.1985 günlü 3165 sayılı Yasayla eklenen Ek Geçici 17. maddenin birinci
fıkrasında “20.04.1982 tarihinden önce her ne suretle olursa olsun Kuruma
kayıt ve tescili yapılan ve talep tarihinde sigortalılık niteliğini
taşıyanlar, 01.10.1972 ile 20.04.1982 tarihleri arasında, Kuruma veya diğer
sosyal güvenlik kuruluşlarına kayıtlı bulundukları süreler dışında vergi
dairelerine kayıtlı olarak kendi nam ve hesaplarına bağımsız çalıştıkları
sürelerinin tamamını belgelemek şartıyla borçlanabilirler. Sigortalının ölümü halinde bu haktan, hak sahipleri
de faydalanabilir.” denilmiştir. Buna göre, 20.4.1982 tarihinden önce her
ne suretle olursa osun Kuruma kayıt ve tescili yapılan ve talep tarihinde
sigortalılık niteliği taşıyanlar Yasa kapsamına alınmıştır. Dava konusu
olayda, davacının 20.4.1982 tarihinden önce Bağ-Kur’a hiçbir şekilde kayıt ve
tescilinin yapılmadığı çekişme konusu değildir. Böylece, davacının durumunun,
iptali istenilen 1479 sayılı Yasanın Ek Geçici 17. maddesinin kapsamına
girmediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle, 1479 sayılı Yasanın Ek Geçici 17.
maddesinin, itiraz başvurusunda bulunan Mahkeme’nin bakmakta olduğu davada
uygulanma olanağı bulunmadığından, bu maddeye ilişkin başvurunun Mahkeme’nin
yetkisizliği nedeniyle REDDİNE, itiraz başvurusunun diğer kısımları hakkında
ise dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir. V - ESASIN İNCELENMESİ Başvuru kararı ve ekleri,
işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralları, dayanılan Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: A - İtiraz Konusu
Kuralların Anlam ve Kapsamı 1479 sayılı Yasanın 25. maddesinin ilk
iki fıkrasında Bağ-Kur sigortalılığının başlangıcı ile sigortalıların hak ve
yükümlülüklerinin başlangıcı konuları düzenlenmiştir. Maddenin geri kalan
kısımlarında ise sigortalılığın sona ermesi ile ilgili düzenlemeler yer
almıştır. Yasanın 25. maddesinin birinci fıkrası ile itiraz konusu ikinci
fıkrasında, “Bu Kanunun 24 üncü maddesine göre sigortalı sayılanlardan gelir
vergisi mükellefi olanların sigortalılıkları, mükellefiyetin başlangıç
tarihinden, gelir vergisinden muaf olanların sigortalılıkları ise Esnaf ve Sanatkarlar Sicili ile birlikte kanunla kurulu meslek
kuruluşlarına kayıtlı olmak şartıyla talep tarihinden başlatılır. Bu suretle
sigortalı olanların hak ve yükümlülükleri sigortalı sayıldıkları tarihte
başlar.” denilmektedir. Bağ-Kur Kanunu, vergi mükellefiyetinin
başlangıç tarihini aynı zamanda Bağ-Kur sigortalılığının sağladığı haklar ve
getirdiği yükümlülüklerin de başlangıç tarihi olarak düzenlemiştir. Bağ-Kur
Kanunu’nun 25. maddesi, sigortalılık hak ve yükümlülüklerinin başlangıç
tarihi bakımından genel düzenleme niteliğindedir. 1479 sayılı Yasanın itiraz
konusu ek geçici 13. maddesinde ise konuyla ilgili özel bir düzenleme
yapılmıştır. Yasa’nın ek geçici 13. maddesinin 1. fıkrasında; “1479 sayılı
Kanun ve aynı Kanunda değişiklik yapan kanunlara göre sigortalılık niteliği
taşıdıkları halde bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihe kadar kayıt ve
tescilini yaptırmamış olanların her türlü hak ve mükellefiyetleri bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihte başlar.” denilmiştir.
Bu düzenlemenin kapsamına girenlerin sigortalılık hak ve yükümlülükleri, ek
geçici 13. maddenin yürürlüğe girdiği tarih olan 20.4.1982’den itibaren
başlatılmıştır. 1479 sayılı Bağ-Kur Kanunu’nun 24.
maddesinde Bağ-Kur Kanunu kapsamında sigortalı sayılmanın koşulları düzenlenmiştir.
Buna göre, sigortalı sayılmanın temel koşulu kişinin kendi ad ve hesabına
bağımsız çalışmasının olmasıdır. Bu koşul, Yasanın yürürlüğe girdiği tarihten
itibaren varlığını sürdürmüştür. Bunun yanında sigortalı sayılmanın diğer bir
kısım koşulları ve sigortalılığa karine oluşturan olgular zaman içerisinde
farklı şekillerde düzenlenmiştir. 1479 sayılı Kanunun 24. maddesinin ilk
şeklinde, bağımsız çalışma olgusunun gerçekleşmesinin yanında, sigortalılığın
oluşumu için, ayrıca, kanunla kurulan meslek kuruluşlarına kayıtlı olma
koşulu da aranmıştır. Bu kuruluşlara kayıt tarihi ise, sigortalılığın
başlangıcı yönünden, yasal karine kabul edilmiştir. 4.5.1979 tarihinde yürürlüğe giren 2229
sayılı Yasayla, Bağ-Kur’lu olabilme yönünden, 24. maddenin öngördüğü, meslek
kuruluşlarına kayıtlı olma koşulu kaldırılmış, sadece yasanın temel ilkesi
olan kendi ad ve hesabına çalışma koşulunun gerçekleşmesi durumunda
sigortalılığın oluşacağı kabul edilmiştir. Buna karşın, 20.4.1982 tarihinde
yürürlüğe giren 2654 sayılı Yasayla, bağımsız çalışanların sigortalı
olabilmeleri yönünden vergi yükümlülüğü öngörülmüş, vergiden muaf olanların
da kanunla kurulu meslek kuruluşlarına kayıtlı olmaları durumunda sigortalı
sayılacakları kabul edilmiştir. Yasanın 24. maddesi 14.3.1985 günlü, 3165
sayılı Yasayla tekrar değiştirilmiş ve “gelir vergisi mükellefi olanlar,
Esnaf ve Sanatkâr siciline kayıtlı bulunanlar veya kanunla kurulu meslek
kuruluşlarına usulüne uygun olarak kayıtlı olanlar, … sigortalı
sayılırlar” hükmü getirilmiştir. 1479 sayılı Yasa’nın
14.4.1982 günlü, 2654 sayılı Yasa ile eklenen ek geçici 13. maddesinin
birinci fıkrasında “1479 sayılı Kanun ve aynı Kanunda değişiklik yapan
kanunlara göre sigortalılık niteliği taşıdıkları halde bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihe kadar kayıt ve tescilini yaptırmamış olanların her türlü hak
ve mükellefiyetleri bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte başlar” denilmiştir.
Ek geçici 13. maddede ayrıca, Yasanın
yürürlüğe girdiği 20.4.1982 tarihinden önceki dönemde vergi mükellefi olduğu
halde Kuruma sigortalı olarak tescil edilmemiş olan kişiler için geçmiş
sürelere yönelik borçlanma imkanı getirilmiş ve bu
borçlanma imkanının kullanılması için de Kanunun yürürlüğe girişinden
itibaren Kuruma yazılı olarak yapılması öngörülen başvurular için bir yıllık
başvuru süresi ve hesaplanacak prim tutarlarının ödenmesi için de iki yıllık
ödeme süresi öngörülmüştür. Daha sonra, 3165 sayılı Yasayla 1479 sayılı
yasaya eklenen ek geçici 16. maddenin yürürlüğe girdiği 22.3.1985 tarihinden
itibaren geçmiş dönemlerin borçlanılabilmesi için sigortalılara ikinci kez,
bir yıl içinde başvuru ve iki yıl içinde de prim tutarlarını ödeme olanağı
tanınmıştır. B - Anayasaya Aykırılık Sorunu Başvuru kararında,
20.4.1982 tarihinde yürürlüğe giren 2654 sayılı Yasa ile 1479 sayılı Yasaya
eklenen ek geçici madde 13’e göre, zorunlu sigortalılık niteliği taşıdığı
halde, 2654 sayılı Yasanın yürürlüğe girdiği tarihe kadar kayıt ve tescilini
yaptırmamış olanların her türlü hak ve mükellefiyetlerinin bu Kanunun
yürürlüğe girdiği tarihten başlatıldığı, bu durumun kazanılmış haklara zarar
verdiği, geriye dönük bir düzenleme yapıldığı, bu nedenlerle kuralın hukuk
devleti ilkesi bağlamında Anayasanın 2. maddesine aykırı olduğu; İtiraz
konusu yasa kuralı uyarınca, 20.4.1982 tarihinden sonra çalışmaya
başlayanların çalışmaya başladıkları tarihten itibaren, bu tarihten önce
çalışmış olanların ise 20.4.1982 tarihinden itibaren hak ve yükümlülüklere
sahip oldukları, böylece Bağ-Kur sigortalılarının iki farklı kategoriye
ayrıldığı, bu durumun kişiler arasında eşitsizlik yarattığı; Ayrıca,
20.4.1982 tarihinden önce örneğin bir gün çalışması bulunanlarla on yıl
çalışması bulunanların aynı kefeye konulduğu, bu yönden de eşitlik ilkesine
aykırılığın bulunduğu; 506 sayılı Yasada ve Emekli Sandığı Kanunu’nda geçmiş
hizmetlerin tespitinin mümkün olmasına rağmen Bağ-Kur Yasasında böyle bir
düzenlemeye yer verilmemiş olmasının da yine eşitlik ilkesini ihlal ettiği;
İtiraz konusu kuralın Anayasanın 5. maddesine de aykırı olduğu zira bu madde
gereğince Devletin sigortalıların haklarını korumak ve geliştirmek
yükümlülüğü altında olduğu, oysa itiraz konusu kuralla tam aksinin yapıldığı
ve kişilerin geçmişe yönelik haklarına ulaşmalarının engellendiği; İtiraz
konusu kuralın ayrıca Anayasanın 11. maddesine de aykırı olduğu; Anayasanın
60. maddesinde herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu, Devletin bu
hakkın kullanımını sağlayacak gerekli tedbirleri almakla ve teşkilatı
kurmakla görevli olduğu, Sosyal Sigortalar Kurumunda ve Emekli Sandığı’nda,
geçmiş çalışmalarını belgeleyen kişilerin bu çalışmalarının sigorta hak ve
yükümlülüklerinde dikkate alındığı, buna karşılık Bağ-Kur mevzuatında bu
yönde düzenleme yapılmadığı, Bağ-Kur sigortalılarının bir kenara itildiği ve
sonuç itibariyle Devletin bu yönden görevini eksik yaptığı ileri sürülmüştür.
1
- Ek geçici madde 13’ün ve ek geçici madde 16’nın incelenmesi 1479 sayılı Yasa’nın 20.4.1982 tarihinde
yürürlüğe giren itiraz konusu ek geçici 13. maddesi, o güne kadar Bağ-Kur’a
kaydını yaptırmayan ve sosyal güvenlik sistemi dışında kalan kimselerin, vergi
kaydı, meslek kuruluşu kaydı vb. belgelere dayalı olarak Kurumca re’sen tescil edilmelerine ve böylece sosyal güvenlik
sistemine dahil edilmelerine yol açmıştır. Bu
şekilde sisteme dahil edilen vergi mükellefi
kimselere ayrıca 20.4.1982 tarihinde yürürlüğe giren itiraz konusu ek geçici
13. maddede ve 22.3.1985 tarihinde yürürlüğe giren itiraz konusu ek geçici
16. maddede gösterilen süreler içinde başvurmaları ve primlerini ödemeleri
şartıyla geçmişe dönük borçlanma imkanı da getirilmiş ve böylece sözü edilen
kişilerin sigortalılık başlangıçlarının vergi mükellefiyetlerinin
başlangıcına kadar geri götürülmesine imkan tanınmıştır. Hukuk devletinde,
belli bir hakkın kullanılabilmesi için belli sürelerin öngörülmesi kazanılmış
hakların ihlali olarak değerlendirilemez. Anayasanın 10. maddesinde ifadesini
bulan eşitlik ilkesi herkesin her yönden aynı kurallara tabi tutulması zorunluluğunu
içermez. Önemli olan aynı hukuksal durumda bulunanların farklı muameleye tabi
tutulmamasıdır. Bu açıdan bakıldığında, Bağ-Kur sigortalılarıyla SSK veya
Emekli Sandığı sigortalıları arasında, bunlar aynı hukuksal statüde bulunmadıklarından
eşitlik karşılaştırması yapılamaz. Keza, yukarıda açıklandığı üzere, itiraz
konusu kuralla, kişinin geçmiş çalışmaları tamamen yok sayılmayıp, o güne
kadar kendisinin ya da Kurumun ihmali veya kusuru nedeniyle Bağ-Kur kapsamında
sosyal güvenlik sistemine dahil edilmemiş kimseler
sisteme katıldığı ve bunların geçmiş çalışmalarının da geçmişe dönük
primlerin ödenmesi kaydıyla sigortalılık süresine eklenmesi öngörüldüğü için
itiraz konusu kurallarla Bağ-kur sigortalılarının kendi aralarında da
eşitsizliğe yol açıldığı yönündeki iddia isabetli görülmemiştir. Kaldı ki,
yasal yükümlülüklerini yerine getiren sigortalılarla bunları yerine getirmeyenler
aynı durumda olmadığından bunlar arasında eşitlik karşılaştırması
yapılamayacağı da açıktır. İtiraz konusu yasa kurallarıyla geçmişe
dönük borçlanma imkanı getirilmiş, ancak bu hakkın
kullanılması belli sürelere bağlanmıştır. Böylece Bağ-Kur sigortalılarının
geçmiş çalışmaları tümüyle yok sayılmamıştır. İtiraz konusu kurallarda geçmiş
primlerin ödenmesi için belli hak düşürücü süreler öngörülmesi nedeniyle
Devletin Anayasanın 60. maddesinde gösterilen görevlerini eksik yaptığı
yönündeki iddialar da isabetli görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, 1479 sayılı
Yasanın itiraz konusu ek geçici 13. maddesi ile ek geçici 16. maddesi Anayasanın
2., 10. ve 60. maddelerine aykırı değildir. İtirazın
reddi gerekir. İtiraz konusu kuralların Anayasanın 5.
ve 11. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir. 2
- 25. maddenin ikinci fıkrasının incelenmesi 1479 sayılı Yasanın 25. maddesinin
birinci fıkrasında “… gelir vergisi
mükellefi olanların sigortalılıkları, mükellefiyetin başlangıç tarihinden … itibaren
başlatılır”; ikinci fıkrasında ise “Bu
suretle sigortalı olanların hak ve yükümlülükleri sigortalı sayıldıkları
tarihte başlar” denilmektedir. Buna göre, yasa koyucu, Bağ-Kur
sigortalılığı bağlamında, vergi mükellefiyetinin başlangıç tarihini aynı
zamanda sigortalılığının da başlangıç tarihi olarak tespit etmiştir. Bağ-Kur
sigortalılarının hak ve yükümlülüklerinin hangi tarihten itibaren veya hangi
olaylara bağlı olarak başlatılacağı hususlarında Anayasada emredici bir kural
bulunmadığına göre bu alanlarda yasa koyucunun takdir yetkisine sahip bulunduğu
açıktır. Açıklanan nedenlerle itiraz konusu kural
Anayasa’nın 2., 5., 10., 11. ve 60. maddelerine
aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir. VI - SONUÇ 2.9.1971
günlü, 1479 sayılı Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız
Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu Kanunu’nun; 1 - 24.7.2003 günlü,
4956 sayılı Yasa’nın 15. maddesiyle değiştirilen 25. maddesinin ikinci
fıkrasının, 2 - 14.4.1982 günlü,
2654 sayılı Yasa’nın 13. maddesiyle eklenen Ek Geçici 13. maddesinin, 3 - 14.3.1985 günlü,
3165 sayılı Yasa’nın 24. maddesiyle eklenen Ek Geçici 16. maddesinin, Anayasa’ya
aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,
29.5.2008 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
|||||||||||||||||