Anayasa Mahkemesi Başkanlığından: Esas Sayısı :
2005/10 Karar
Sayısı : 2008/63 Karar Günü :
21.2.2008 İPTAL
DAVASINI AÇAN : Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri Haluk KOÇ, İzzet ÇETİN
ile birlikte 123 Milletvekili İPTAL
DAVASININ KONUSU : 24.11.2004 günlü, 5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot
Uygulaması Hakkında Kanun’un; A- 3. maddesinin; 1-
İkinci fıkrasının son tümcesinin, 2- Son fıkrasının ikinci tümcesinde yer alan “…veya hasta sevk oranlarının yüksek olması…”
ibaresinin, B- 5. maddesinin ikinci fıkrasının “Alınacak katkı payı tutarı Sağlık, Maliye
ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıklarınca müştereken belirlenir”
biçimindeki üçüncü tümcesinin, C- 8. maddesinin ikinci fıkrasının “…ve bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde
bunlara yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve
şartları, sözleşmenin feshini gerektiren nedenler…” bölümünün, Anayasa’nın
2., 5., 7., 8., 11., 13., 17., 56., 73., 90. ve 128.
maddelerine aykırılığı savıyla iptalleri ve yürürlüklerinin durdurulması istemidir.
I
- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ 28.1.2005 günlü dava dilekçesinin
gerekçe bölümü şöyledir: “III. GEREKÇE 1) 24.11.2004
Tarih ve 5258 Sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun’un 3 üncü Maddesinin İkinci Fıkrasının Son
Cümlesinin Anayasaya Aykırılığı 5258 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinin
üçüncü fıkrasında, sözleşmeli olarak çalışan aile hekimi ve aile sağlığı
elemanlarının kurumlarında aylıksız veya ücretsiz izinli sayılacakları ve
bunların kadroları ile ilişkilerinin devam edeceği hükme bağlanmıştır. Bu
fıkradaki “kurumlarından aylıksız veya ücretsiz izinli sayılırlar” ve
“kadroları ile ilişkileri devam eder” ifadeleri, bunların kadrolu sözleşmeli
personel olduğunu göstermektedir. Çünkü yapılan düzenlemeye göre, bu personel,
talepleri halinde eski görevlerine atanırlar ve sözleşmeli statüde geçen
süreleri kazanılmış hak derece ve kademelerinde veya kıdemlerinde
değerlendirilir. Sözleşmeli personel statüsünde çalışmakta iken aile hekimi
ve aile sağlığı elemanı statüsüne geçenlerden önceki sözleşmeli personel
statüsüne dönmek isteyenler, eski kurumlarındaki boş pozisyonlara öncelikle
atanırlar ve bu madde kapsamındaki çalışmaları hizmet sürelerinde dikkate
alınır. 5258 sayılı Aile Hekimliği
Pilot Uygulaması Hakkında Kanun’un 3
üncü maddesinin üçüncü fıkrasındaki bu düzenleme, sözleşmeli olarak
çalıştırılacak aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının Anayasada tanımı
yapılan memur ve diğer kamu görevlisi tanımına uygun kamu görevlileri
olduğunu göstermektedir. Ancak, 5258
sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun’da aile hekimi
ve aile sağlığı elemanı olarak sözleşmeli personel statüsünde çalıştırılacak
olanlar bunlardan ibaret değildir. Bu Kanun’un 3 üncü
maddesinin ikinci fıkrasının iptali istenen son cümlesinde, “İhtiyaç duyulması halinde, Türkiye’de mesleğini icra
etmeye yetkili ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin
(A) bendinin (4), (5) ve (7) numaralı alt bentlerindeki şartları taşıyan kamu
görevlisi olmayan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı elemanları; Sağlık
Bakanlığının önerisi, Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine sözleşme
yapılarak aile hekimliği uygulamalarını yürütmek üzere çalıştırılabilir.”
denilmiştir. Bu durumda, 3
üncü maddesinin ikinci fıkrasının iptali istenen son cümlesi ile yapılan düzenleme ile, Devletin
asli ve sürekli görevlerinden olduğu kuşkusuz olan aile hekimi ve aile
sağlığı elemanlarının verdikleri hizmetlerin memur veya diğer kamu görevlisi
olmayanlar tarafından da verilmesine olanak sağlanmış olmaktadır. Çünkü sözleşmeli olarak
çalıştırılan aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının kendi kurumlarından
aylıksız veya ücretsiz izinli sayılacakları ve bunların kadroları ile
ilişkileri devam edeceği belirtilirken, kamu görevlisi olmayan aile hekimi ve
aile sağlığı elemanlarının sözleşmeli çalıştırılmalarına ilişkin düzenlemede,
bunların devlet memuru veya diğer kamu görevlisi olduklarını gösterecek
hiçbir ibare ya da ifadeye yer verilmemiştir. Bunların sözleşmeli olarak istihdam
edilmeleri nedeniyle kadro, atama, terfi vb. gibi Devlet memuru veya diğer
kamu görevlilerinin hak ve yükümlülükleri ile ilgili hiçbir düzenlemenin
yapılmamış olması, bu şekilde sözleşmeli olarak istihdam edilenlerin Devlet
memuru veya diğer kamu görevlisi olmadığını göstermektedir. Genel idare esaslarına göre yürütülen
kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerde kadro esastır. 657
sayılı Yasa’ya göre memur; mevcut kuruluş biçimine bakılmaksızın, devlet ve
diğer kamu tüzel kişiliklerince genel idare esaslarına göre yürütülen asli ve
sürekli kamu hizmetlerini ifa ile görevlendirilendir. Anayasa Mahkemesi’nin
2.2.1993 tarih ve E.1992/38, K.1993/5 sayılı kararının “Karşıoy Yazısı” nda;
“diğer kamu görevlileri” için de, tıpkı memurlarda olduğu gibi atama işlemine
gerek bulunduğunu, “atama” nın hukuki açıdan “şart işlem”, yani atama
işleminde memurun veya diğer kamu görevlilerinin rolünün, idareyle
aralarındaki ilişkileri belirlenmiş bir statüye intisap etmekten ibaret
olduğu, sözleşmeli istihdamında ise “akdi” bir durumun söz konusu olduğunu ve
atamadan tamamen ayrıldığı, sözleşmeli istihdamında kuralın, sözleşmelerin
tarafları arasında özgür ve karşılıklı irade uyumunun bulunduğu
açıklanmıştır. Anayasa
Mahkemesi’nin bu kararındaki “Karşıoy Yazısı”nda aynen şöyle denilmiştir: “…sözleşmeli personel, memur olmadığı
gibi, asli ve sürekli görevleri yürüten “diğer kamu görevlileri” de sayılmazlar.
Anayasa Mahkemesinin bir kararında bu konu üzerinde durulmuş ve şöyle
denilmiştir: Sözleşmeli personelin diğer kamu görevlileri” kapsamında sayılabileceğine
ilişkin bir yorumu, Anayasanın 128 inci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen
ve memurlara olduğu kadar, diğer kamu görevlileri için de uygulanması zorunlu
atama koşuluyla bağdaştırma olanağı yoktur. Çünkü atama, gerek öğretide,
gerek yargısal içtihatlarda birbiriyle uyumlu ve tutarlı biçimde bir şart
işlem olarak nitelendirilmektedir. Şart işlemlerinin temel karakteristiğini,
objektif hukuktan gelen bir güç ve yetkinin kullanılması oluşturmaktadır.
İşin konusunu, objektif hukuk düzenlediği için tarafların iradesinin
belirleme yetkisi yoktur. Atama işleminde memur ya da diğer kamu
görevlilerinin rolü, karşılıklı hak ve yükümlülüklerin, yetki ve sorumlulukların
kural işlemlerle önceden saptandığı, varolan ve doğmuş bir statüye intisap
etmekten ibarettir. Örneğin, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na göre memur
olmak isteyen birey ya da bireyler, bu Yasa’daki memurluğa giriş koşullarının
ya da öteki kurallarının dışında, kendileri için farklı uygulamalar
yapılmasını ileri süremezler. Sözleşmeli personel istihdamında ise
akdi bir durum söz konusudur ve atamadan tamamen başkadır. Genelde sözleşmenin
tarafları arasında özgür ve karşılıklı irade uyumu esastır. Sözleşme bireyin
hak ve yetkilerini çalışacağı kurumla olan ilişkilerini gösterecek ve
yönetecek bir takım hükümleri de içerir. Böylece taraflar için yeni hukuksal
durumlar yaratır. Şu halde, kamu iktisadi teşebbüslerinde
çalıştırılan ve KHK.’de bir “hizmet sözleşmesi” ne tabi olduğu belirlenen
sözleşmeli personelin, Anayasanın 128 inci maddesinde yer alan ve atamaya
tabi “diğer kamu görevlileri” kapsamına dahil
edilmelerine Anayasal olanak yoktur.” (R.G. 2.2.1993, s.29). Aile hekimleri ve aile sağlığı
elemanlarının yürüttüğü hizmetler, Devletin genel idare esaslarına göre yürüttüğü
asli ve sürekli görevlerdendir. Anayasanın 125 inci maddesinin dördüncü
fıkrasında geçen yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara
uygun olarak yerine getirilmesini öngören hükmündeki “esasları” sözcüğü ile
128 inci maddesindeki “genel idare esasları”, kamu yönetimlerinin
görevlerinin dayanaklarıdır. Devletin, Anayasanın 5 inci maddesiyle
belirlenen temel amaç ve görevleriyle sonraki maddelerde gösterilen
yükümlülüklerini yerine getirirken bu esaslara göre yürüttüğü kamu
hizmetleriyle iktisadi devlet teşekküllerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin
bu tür hizmetleri yapı ve ad değişikliklerinde de sürdürecekleri doğaldır.
İdare; Anayasanın 123 üncü maddesine göre, kuruluş ve görevleriyle bir
bütündür. İdarenin kuruluş ve görevleri, merkezden ve yerinden yönetim
esaslarına göre düzenlenir. İster merkezden yönetim esası, ister yerinden
yönetim esası uygulansın hepsi, genelde, idare çatısı altında toplanır,
idarenin bütünlüğünü oluşturur; kamu hizmeti görürler. Sağlık Bakanlığı, devlete verilen asli
ve sürekli görevleri genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlüdür. 5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında
Kanun’un 6 ncı maddesine göre, aile hekimleri ve aile sağlığı
elemanları, mevzuat ve sözleşme hükümlerine uygunluk ile diğer konularda
Bakanlık, ilgili mülkî idare ve sağlık idaresinin denetimine tâbidir. Bu
Bakanlığın yönetim ve denetiminde bulunan aile hekimleri ve aile sağlığı
elemanlarının yürüttüğü hizmetlerin, genel idare esaslarına göre yürütmekle
yükümlü hizmetlerinden olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Devletin asli ve sürekli görevlerinden
olduğu şüphe götürmeyen aile hekimliği ve aile sağlığı hizmetinin memur veya
diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi Anayasal zorunluluktur. Bu
zorunluluğa karşın, 5258 sayılı Aile Hekimliği
Pilot Uygulaması Hakkında Kanun’un 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasının
iptali istenen son cümlesi ile; kamu görevlisi
olmayan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı elemanlarının sözleşme yapılarak
aile hekimliği uygulamalarını yürütmek üzere devlet memuru veya diğer kamu
görevlisi statüsüne sahip olmadan çalıştırılabilmesi mümkün hale getirilmiştir.
Böylece, aile hekimlerinin ve aile sağlığı elemanlarının
bir kısmı, aile hekimliğine ilişkin hizmetleri Devletin asli ve sürekli görevleri
olarak, yani bu hizmetleri memur veya diğer kamu görevlisi sıfatıyla yerine
getirirken, aile hekimi ve aile sağlığı elemanı olarak görevlendirilen diğer
bir kısım görevli, bu hizmeti memur veya diğer kamu görevlisi sıfatı olmadan
yerine getirecektir. 5258 sayılı Aile Hekimliği
Pilot Uygulaması Hakkında Kanun’un 3
üncü maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi, Devletin asli ve sürekli
görevlerinden olduğu kuşkusuz olan aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının
verdikleri hizmetlerin memur veya diğer kamu görevlisi olmayanlar tarafından
da verilmesine olanak sağladığı için Anayasanın 128 inci maddesine aykırıdır. Cumhuriyetin
nitelikleri arasında yer alan hukuk devleti, bütün işlem ve eylemlerinin
hukuk kurallarına uygunluğunu başlıca geçerlik koşulu sayan, her alanda
adaletli bir hukuk düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasaya aykırı durum ve
tutumlardan kaçınan, insan haklarına saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri
koruyup güçlendiren, Anayasa ve hukuk kurallarına bağlılığa özen gösteren,
yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da uymak zorunda
olduğu temel hukuk ilkeleri ile Anayasanın bulunduğu bilinci olan devlettir. Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırı
bir düzenlemenin Anayasanın hukuk devleti ilkesi ve Anayasanın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı ilkelerini ifade eden Anayasanın 11 inci maddesi ile bağdaşması
da beklenemez. Açıklanan nedenlerle, 5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun’un
3 üncü maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesi, Anayasanın 2 nci, 11 inci ve
128 inci maddelerine aykırı olup iptali gerekir. 2) 24.11.2004 Tarih ve 5258 Sayılı Aile Hekimliği Pilot
Uygulaması Hakkında Kanun’un 3 üncü Maddesinin
Son Fıkrasındaki “hasta sevk oranlarının yüksek olması” İbaresinin
Anayasaya Aykırılığı 24.11.2004
tarih ve 5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun’un 5 inci
maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre, aile hekimliği uygulamasına geçilen
yerlerde kişi hangi sosyal güvenlik kuruluşuna tâbi olursa olsun, sağlık
kurum ve kuruluşlarına müracaat edilebilmesi için, acil haller ve mücbir
sebepler dışında, aile hekiminin sevki zorunludur. O halde hastalanan kişi önce aile
hekimine başvuracak, aile hekimi gerek görürse hastayı hastaneye sevk edecektir.
5258 sayılı Kanun’un iptali istenen ibarenin de yer aldığı 3 üncü maddesinin
son fıkrasında da, Sağlık Bakanlığınca belirlenen standartlara göre, koruyucu
hekimlik hizmetlerinin eksik uygulaması veya hasta sevk oranlarının yüksek
olması halinde aile hekimine yapılacak ödeme tutarından brüt ücretin %
20’sine kadar indirim yapılması öngörülmüştür. Bu hükümlerin birlikte
değerlendirilmesinden çıkan sonuç şudur: Aile hekiminin hasta sevk oranının,
Sağlık Bakanlığınca belirlenen oranın üzerinde olması halinde, aile hekimine
3 üncü madde uyarınca yapılacak ödeme tutarından brüt ücretin % 20’sine kadar
indirim yapılacaktır. Bu durumda aile hekimi hasta sevki yaparken
uygulayacağı koruyucu hekimlik hizmetleri yanında Sağlık Bakanlığınca
belirlenen hasta sevk oranlarını gözetecek ve kendisinin hasta sevk oranının
söz konusu oranı aştığını gördüğü takdirde, sağlık kurum ve kuruluşlarına
sevki zorunlu olan bir hastayı da ücretinden indirim yapılmaması için,
sevkten kaçınabilecektir. Aile hekiminin sevkini alamadan acil ve mücbir
sebepler dışında sağlık kurum ve kuruluşlarına başvurma zorunda bırakılan
hastalar da, 5258 sayılı Kanun’un 5 inci maddesi hükmüne göre katkı payı
ödemekle yükümlü tutulacaklardır. Bilindiği gibi can ve
mal güvenliği, din ve vicdan özgürlüğü, düşünce ve ifade özgürlüğü ve siyasi
haklar gibi geleneksel hak ve özgürlükler birinci kuşak, çalışma hakkı, adil
ve eşit ücret, insan haysiyetine yaraşır bir yaşam düzeyine kavuşma hakkı ve
sağlık hakkı gibi bir takım ekonomik ve sosyal haklar da ikinci kuşak temel
insan hakları olarak adlandırılmaktadır. Teknolojik gelişmeye paralel olarak temiz bir çevrede
yaşama hakkı, bilgisayar verilerine karşı özel hayatın korunmasını isteme
hakkı, sanat ve bilim özgürlüğü, tüketici hakkı, tıbbi ve biyolojik
gelişmelere karşı korunma hakkı gibi haklar da üçüncü kuşak haklardır ve bu
haklara ilişkin kavramlar sürekli gelişme göstermektedir. Sağlık hakkı vatandaşlara sağlık
hizmetlerinden yararlanma hakkını tanıdığı gibi, devlete de vatandaşların bu
haktan yararlanmasını sağlamak için gerekli hizmetleri sunmak görevini verir.
Sağlık hakkı, Anayasanın 56 ncı maddesinde, sosyal ve ekonomik haklar ve
ödevler bölümünde ikinci kuşak bir hak olarak düzenlenmiştir. 5258
sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun’un 3 üncü maddesinin son fıkrasındaki iptali istenen
ibare; aile hekiminin sevki zorunlu olan bir
hastayı sağlık kurum ve kuruluşlarına
sevkini engelleyip zorlaştırıcı bir nitelik taşıdığından sağlık hizmetlerinden
yararlanma hakkını da Anayasanın 13 üncü maddesindeki ölçülülük ilkesine
aykırı olarak ve özünü zedeler nitelikte sınırlandırmıştır. Böyle bir düzenlemenin Anayasanın 56 ncı maddesine de
aykırı düşeceği açıktır. Öte yandan, 1982 Anayasasının 2 nci
maddesinde ‘sosyal bir hukuk devleti’ olma, Türkiye Cumhuriyeti’nin nitelikleri
arasında sayılmıştır. Başlangıç bölümünde Türk vatandaşının, onurlu bir hayat
sürdürme ve maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve yetkisine
doğuştan sahip olduğu vurgulanmış, herkesin maddi ve manevi varlığını geliştirme
ve koruma hakkına sahip olduğu 17 nci maddede yinelenmiştir. Bireyler
açısından getirilen bu hak, 5 inci madde ile devlete görev olarak
verilmiştir. Bu maddeye göre; kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu
sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet
ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal
engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için
gerekli şartları hazırlamaya çalışmak devletin temel amacı ve görevidir.
Anayasa Mahkemesinin 12.11.1991 tarih ve E.1991/7, K.1991/143 sayılı
Kararında “Anayasanın 2 nci maddesinde aynı zamanda “sosyal devlet”
ilkesinden de söz edilmektedir. Bu ilke, kişinin doğuştan sahip olduğu onurlu
bir yaşam sürdürme, maddi ve manevi varlığını bu yönde geliştirme hak ve
yetkisini kullanmasını sağlar. Sosyal devletin görevi, güçsüzleri koruyarak
sosyal adaleti, sosyal refahı ve sosyal güvenliği sağlamaktır.” denilmiştir.
Anayasa Mahkemesinin bu kararından da anlaşılacağı üzere, Anayasanın 5 inci
ve 17 nci maddelerinde yer alan kuralların dayandığı temel ilke, kişilerin
devletçe her türlü zarardan korunmaları gereği ve bu gereğin devlete ait bir
görev olma olgusudur. 5258 sayılı
Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun’un 3 üncü maddesinin
son fıkrasındaki iptali istenen ibare; aile hekiminin sevki zorunlu olan bir hastayı sağlık
kurum ve kuruluşlarına sevkini engelleyip zorlaştırıcı bir nitelik
taşıdığından devletin kişileri her türlü tehlikelerden koruma görevini tam
olarak yerine getirmesini de engelleyeceğinden Anayasanın 2 nci, 5 inci ve 17
nci maddelerine aykırı olan bir düzenlemedir. Söz konusu düzenleme idarenin kanuniliği
ilkesine de aykırı düşmektedir; çünkü hasta sevk oranının ne zaman “yüksek”
tanımının kapsamına gireceğine ilişkin nesnel bir belirleme yapılmamıştır;
bir başka deyişle bu husus idarenin takdirine bırakılmış ve keyfi
uygulamalara zemin hazırlanmıştır. Bu konuda yürütmenin- idarenin yapacağı düzenlemelerin
ise, asli düzenleme niteliği taşıyacağı kuşkusuzdur. Halbuki
Anayasanın 8 inci maddesinden, Anayasa'da gösterilen ayrık haller dışında
yürütmenin – idarenin, asli düzenleme yetkisi olmadığı; bu yetkinin
Anayasanın 8 inci maddesinde yasamaya verildiği ve devredilemeyeceği açıkça
anlaşılmaktadır. İptali istenen ibare ise, sevk
oranlarının ne zaman yüksek sayılacağı hususunda nesnel bir belirleme yapmayarak
bunu yürütmenin - idarenin takdirine bırakmak suretiyle, yürütmeye - idareye
asli düzenleme yetkisi vermiş ve böylece Anayasanın 8 ve 7 nci maddelerine
aykırı bir yetki devrine neden olmuştur. Söz konusu ibare keyfi uygulamalara yol
açacak bir belirsizlik yaparak Anayasanın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk
devleti ilkesine de aykırı düşmüştür. Ayrıca Türkiye tarafından onaylanan
Avrupa Sosyal Şartı’nda “Bölüm l ” başlığı altında “Akit Taraflar,
ulusal ve uluslararası tüm uygun yolları izleyerek aşağıdaki hak ve ilkelerin
etkin biçimde gerçekleşebileceği koşullara ulaşmayı politikalarının amacı
sayar” denildikten sonra şu hükme yer verilmiştir: “11. Herkes ulaşılabilecek en yüksek
sağlık düzeyinden yararlanmasını mümkün kılan her türlü önlemlerden faydalanma
hakkına sahiptir.” İptali istenen ibare ile yapılan
düzenleme, sağlık kurum ve kuruluşlarına sevki zorlaştıran bir düzenleme
olduğundan Avrupa Sosyal Şartı’nın açıklanan bu hükmüne ve dolayısı ile
Anayasanın 90 ıncı maddesine de aykırı düşmektedir. Diğer taraftan, bir yasa
kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının tespiti onun
kendiliğinden Anayasanın 2 nci ve 11 inci maddelerinde ifade edilen hukuk
devleti, Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkelerine de aykırılığı
sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 3.6.1988 tarih ve E.1987/28,
K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., s.24, shf. 225). Açıklanan nedenlerle, 24.11.2004 tarih ve 5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması
Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin son
fıkrasındaki “hasta sevk oranlarının yüksek olması” ibaresi Anayasanın 2 nci,
5 inci, 7 nci, 8 inci, 11 inci, 13 üncü, 56 ncı ve 90 ıncı maddelerine aykırı
olup, iptali gerekmektedir. 3) 24.11.2004
Tarih ve 5258 Sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun’un 5 inci Maddesinin İkinci Fıkrasındaki “Alınacak katkı
payı tutarı Sağlık, Maliye ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıklarınca
müştereken belirlenir.” Cümlesinin Anayasaya Aykırılığı 5258
sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun’un 5 inci maddesinin ikinci
fıkrasında; aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde acil haller ve
mücbir sebepler dışında, kişi hangi sosyal güvenlik kuruluşuna tâbi olursa
olsun, aile hekiminin sevki olmaksızın sağlık kurum ve kuruluşlarına müracaat
edenlerden katkı payı alınması öngörülmüş ve bu fıkradaki iptali istenilen
ibare ile de, alınacak katkı payı tutarının Sağlık, Maliye ve Çalışma ve
Sosyal Güvenlik bakanlıklarınca müştereken belirlenmesi hükme bağlanmıştır. Anayasanın 73
üncü maddesinin üçüncü fıkrası “Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur,
değiştirilir veya kaldırılır.” hükmünü amirdir. Anayasa Mahkemesinin
1.4.2004 tarih ve E.2003/9, K.2004/47 sayılı kararında aynen şöyle
denilmiştir: “Anayasanın 73 üncü
maddesinde yer alan, herkesin kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne
göre vergi ödemekle yükümlü olduğu, vergi, resim harç ve benzeri mali yükümlülüklerin
kanunla konulacağı, değiştirileceği veya kaldırılacağı yolundaki düzenlemede,
Anayasa koyucu, her çeşit mali yükümün kanunla konulmasını buyururken, keyfi
ve takdiri uygulamaları önlemeyi amaçlamıştır. Kanun koyucunun yalnız konusunu
belli ederek bir mali yükümün ilgililere yükletilmesine olur vermesi, bunun
kanunla konulmuş sayılması için yeterli olamaz. Mali yükümlerin matrah ve
oranları, tarh ve tahakkuku, tahsil usulleri, yaptırımları, zamanaşımı,
yukarı ve aşağı sınırlar gibi çeşitli yönleri vardır. Bir mali yükümün bu
yönleri dolayısıyla yasayla yeterince çerçevelenmemişse, kişilerin sosyal ve
ekonomik durumlarını, hatta temel haklarını etkileyecek keyfi uygulamalara
yol açabilmesi mümkündür. Vergi, resim,
harç benzeri mali yükümlülük ise; kişilerden yapılan kamu hizmetleri
karşılığında ya da bir hizmet karşılığı olmaksızın kamu gücüne dayanılarak
alınan paralardır. Benzeri mali yükümlülük kimi zaman vergi,
harç ve resim’in özelliğini ayrı ayrı yansıtırken kimi zaman da verginin harç
ve resim’in ortak öğelerini taşıyabilir. Vergi, resim, harç ve
benzeri “mali yükümlülük”lerin ortak özellikleri, yasayla
konulmaları ve kamu gücüne dayanılarak gerektiğinde zorla alınmalarıdır. Vergiler dışındaki mali yükümlülüklerde kısmen de olsa karşılık ve yararlanma ilkesi
geçerli olur. Çünkü bu yükümlülüklere konu olan hizmetlerden kişilerin
yararlandırılması, bu bağlamda mali bir karşılığa dayandırılabilmesi olanağı
vardır.” (R.G. 5.11.2004, s.25634). Sağlık kurum ve
kuruluşlarınca verilecek hizmet karşılığında ve kamu gücüne dayalı olarak,
tek taraflı bir iradeyle ve gereğinde zorla alınması söz konusu olan katkı
payı, belirtilen bu özellikleriyle “benzeri mali yükümlülük”
kavramı içinde değerlendirilebilecek bir kamu geliri niteliği taşıdığı
kuşkusuzdur. 5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun’un 5 inci maddesi ile kanun
koyucunun yalnız konusunu belli ederek “katkı payı”nın ilgililere yükletilmesine
olur vermesi, bunun kanunla konulmuş sayılması için yeterli olamaz. Anayasa Mahkemesinin yukarıda açıklanan kararında da belirtildiği
üzere, katkı payının matrah ve oranının, tarh ve tahakkuk ve tahsil
usullerinin, yaptırımlarının, zamanaşımının, yukarı ve aşağı sınırlar gibi
çeşitli yönlerinin de yasayla yeterince çerçevelenmesi gerekirken bunun yapılmaması
ve katkı payının tutarının Sağlık, Maliye ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik
bakanlıklarının müştereken belirlenmesine bırakılması, Anayasanın 73 üncü
maddesinin üçüncü fıkrasına aykırıdır. Diğer yandan yasada esasları
belirlenmeden bir hususta düzenleme yapma yetkisinin yürütmeye – idareye
verilmesi, yürütmenin – idarenin kanuniliği ilkesine de aykırı düşer. Çünkü
böylesi bir düzenleme yetkisi, asli bir düzenleme yetkisidir. Halbuki Anayasanın 8 inci maddesine göre yürütmenin
Anayasada gösterilen ayrık haller dışında asli düzenleme yetkisi yoktur. Bu
yetki Anayasanın 7 nci maddesinde belirtildiği gibi yasamanındır ve
devredilemez. İptali istenen cümlede
yapılan düzenleme, yürütmeye asli bir düzenleme yetkisi verdiği için
Anayasanın 7 ve 8 inci maddelerine de aykırı düşmektedir. Anayasanın herhangi bir hükmüne aykırı
bir düzenlemenin Anayasanın 2 nci maddesinde ifade edilen hukuk devleti
ilkesiyle uyum halinde olması da düşünülemez. Diğer
taraftan, bir yasa kuralının Anayasanın herhangi bir kuralına aykırılığının
tespiti, onun kendiliğinden Anayasanın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesini
ifade eden 11 inci maddesine de aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa
Mahkemesinin 3.6.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa.24, shf. 225). Açıklanan
nedenlerle, 24.11.2004 tarih ve 5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması
Hakkında Kanun’un 5 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki “Alınacak katkı payı tutarı
Sağlık, Maliye ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıklarınca müştereken
belirlenir.” ibaresi, Anayasanın 2 nci, 7 nci, 8 inci, 11 inci ve 73 üncü
maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir. 4) 24.11.2004 Tarih ve 5258
Sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun’un 8 inci Maddesinin
İkinci Fıkrasındaki “ve bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde bunlara
yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartları,
sözleşmenin feshini gerektiren nedenler,” İbaresinin Anayasaya Aykırılığı Anayasanın 128 inci
maddesinde “Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görülür. Memurların ve diğer kamu
görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve
yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla
düzenlenir.” denilmiştir. Bu Anayasal zorunluluk
nedeniyle, genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü olunan kamu hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin ifası için iki şartın bir arada
yerine getirilmesi gerekir. Bu şartlardan birincisi, devletin asli ve sürekli
görevlerinin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülmesidir. Diğer
şart ise, memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları,
görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer
özlük işlerinin kanunla düzenlenmesi zorunluluğudur. 5258 sayılı Aile Hekimliği
Pilot Uygulaması Hakkında Kanun’un 8 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki iptali
istenen ibare ile yapılan düzenleme; memurların ve diğer kamu görevlilerinin
niteliklerinin, atanmalarının, görev ve yetkilerinin, hakları ve
yükümlülüklerinin, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işlerinin kanunla
düzenlenmesi kuralına aykırıdır. Memurlar veya diğer kamu
görevlilerinin sözleşme ile çalıştırılabilmesi için atanmaları, görev ve
yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük
işlerinin kanunla düzenlenmesi şarttır. Önemi ve değeri nedeniyle
devletin başlıca görevleri içindeki hizmetler, genel idare esaslarına göre
yürütülen hizmetlerdir. Genel idare hizmetlerinin yapısal ve işlemsel özellikleri,
onu öbür hizmetlerden ayırır. Genel idare hizmetlerinde görevli kimseler
yasaların güvencesi altındadırlar. Bu gereği yerine getirmeyen, dışlayan
düzenleme, kamu hizmetinin sürekliliğine ters düşer. Sözleşme ile çalıştırılan
memurların da yasa güvencesi altında görev yapması Anayasal zorunluluktur.
Aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının sözleşmeli personel statüsünde 657
sayılı Kanunun ve diğer kanunların sözleşmeli personel çalıştırılması
hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın çalıştırılması için bunların memur
veya diğer kamu görevlisi olması yetmez. Ayrıca bu görevlilerin aylıklarının,
işe girme ve ayrılmalarının, hak ve yükümlülüklerinin kendi özel kanunlarında
düzenlenmesi gerekir. Bunların
işe girme, aylık, sosyal güvenlik hakları ve terfi gibi konuları ana hatları
ile 5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun ile
düzenlenmiş fakat yine kanunla düzenlenmesi gereken, bunlara yapılacak ödeme
tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartları, sözleşmenin feshini
gerektiren nedenler bu Kanun’un 8 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki iptali
istenen ibare ile yönetmeliğe bırakılmıştır. Aile
hekimleri ve aile sağlığı elemanları, kamu hizmeti görevlisi niteliğinde memur
olduklarından bunların nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları
ve yükümlülükleri ile aylık ve ödenekleri ile ilgili tüm kuralların; bütün
devlet memurları için olduğu gibi, Anayasanın 128 inci maddesi uyarınca,
kanunla düzenlenmesi gerekirken Bakanlar Kurulunca çıkarılacak bir
yönetmeliğe bırakılmış olması Anayasanın bu hükmüne açıkça aykırılık teşkil
etmektedir. Diğer yandan yasada esasları
gösterilmemiş olduğu için, bu hususlarda yönetmelikle yapılacak düzenleme,
bir asli düzenleme niteliği taşıyacaktır. Bir hususun yönetmelikle
düzenleneceğinin yasada belirtilmiş olması, bu konuda yasanın gerekli asli
düzenlemeyi yapmış olduğu anlamına gelmez. Asli düzenlemenin yapılmış
sayılabilmesi için en azından düzenlenecek alanla ilgili temel ilkelerin ve
belirlemelerin yasada gösterilmiş olması gerekir. İptali istenen ibare ile
ilgili olarak yasada temel ilke ve belirlemelerin yapılmamış olduğu ise
açıktır. Yürütmenin, Anayasanın 8
inci maddesinde belirtildiği gibi, Anayasanın gösterdiği ayrık haller dışında
asli düzenleme yetkisi yoktur. Bu yetki Anayasanın 7 nci maddesinde yasamaya
verilmiştir ve devredilemez. Bu nedenle, iptali istenen ibare Anayasanın 7 ve
8 inci maddelerine aykırıdır. Cumhuriyetin
nitelikleri arasında yer alan hukuk devleti, bütün işlem ve eylemlerinin
hukuk kurallarına uygunluğunu başlıca geçerlik koşulu sayan, her alanda
adaletli bir hukuk düzeni kurmayı amaçlayan ve bunu geliştirerek sürdüren,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasaya aykırı durum ve
tutumlardan kaçınan, insan haklarına saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri
koruyup güçlendiren, Anayasa ve hukuk kurallarına bağlılığa özen gösteren,
yargı denetimine açık olan, yasaların üstünde yasa koyucunun da uymak zorunda
olduğu temel hukuk ilkeleri ile Anayasanın bulunduğu bilinci olan devlettir. Anayasanın herhangi bir
hükmüne aykırı bir düzenlemenin Anayasanın hukuk devleti ilkesi ve Anayasanın
üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkelerini ifade eden Anayasanın 11 inci maddesi
ile bağdaşması da beklenemez. Açıklanan nedenlerle,
5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun’un 8 inci
maddesinin ikinci fıkrasındaki “bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde
bunlara yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve
şartları, sözleşmenin feshini gerektiren nedenler,” ibaresi, Anayasanın 2
nci, 7 nci, 8 inci, 11 inci ve 128 inci maddelerine aykırı olup, iptali
gerekir. IV. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN
GEREKÇESİ Devletin asli ve
sürekli görevlerinden olduğu kuşkusuz olan aile hekimi ve aile sağlığı
elemanlarının verdikleri hizmetlerin memur veya diğer kamu görevlisi
olmayanlar tarafından da verilmesine olanak sağladığından, 5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında
Kanun’un 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinin uygulanması
halinde, sonradan giderilmesi güç ya da olanaksız durum ve zararlar doğabilecektir. 5258 sayılı Kanun’un 3 üncü maddesinin son fıkrasındaki iptali istenen
ibare; aile hekiminin sevki zorunlu olan bir
hastayı sağlık kurum ve kuruluşlarına
sevkini engelleyip zorlaştırıcı bir nitelik taşıdığından temel insan haklarından
olan sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkını özünü
zedeleyecek şekilde sınırlandırmaktadır. Böyle bir sınırlandırma, Anayasaya
açıkça aykırı olduğu gibi, ikinci kuşak temel insan hakkı olan “sağlık
hizmetlerinden yararlanma hakkı”nı sınırlandıran
bir hükmün uygulanması halinde sonradan giderilmesi olanaksız durum ve
zararların doğabileceği hususu da, başkaca bir kanıta ihtiyaç göstermeyen
açık bir durumdur. Anayasa
koyucu, her çeşit mali yükümün kanunla konulmasını buyururken, alınacak katkı
payı tutarını belirleme yetkisini, Sağlık, Maliye ve Çalışma ve Sosyal
Güvenlik bakanlıklarına bırakan 5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması
Hakkında Kanun’un 5 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki iptali istenen ibarenin
yürütmenin ve idarenin kanuniliği ilkesine aykırı düştüğü; diğer yandan keyfi
ve takdiri uygulamalara yol açabileceği açıktır. Bu nedenle, söz konusu hükmün uygulanması
halinde sonradan giderilmesi güç ya da olanaksız durum ve zararlar
doğabilecektir. Aile
hekimleri ve aile sağlığı elemanları, kamu hizmeti görevlisi niteliğinde memur
olduklarından bunların nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları
ve yükümlülükleri ile aylık ve ödenekleri ile ilgili tüm kuralların; bütün
devlet memurları için olduğu gibi kanunla düzenlenmesi gerekirken Bakanlar
Kurulunca çıkarılacak bir yönetmeliğe bırakan 5258 sayılı Aile Hekimliği
Pilot Uygulaması Hakkında Kanun’un 8 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki
iptali istenen ibarenin uygulanması halinde de, sonradan giderilmesi güç ya
da olanaksız durum ve zararlar doğabilecektir. Diğer taraftan, Anayasal düzenin en kısa sürede hukuka aykırı
kurallardan arındırılması, hukuk devleti sayılmanın gereğidir. Anayasaya
aykırılığın sürdürülmesinin, bir hukuk devletinde subjektif yararların
üstünde, özenle korunması gereken hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyeceği
kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü ilkesinin sağlanamadığı bir düzende, kişi hak
ve özgürlükleri güvence altında sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesinin
hukuk devleti yönünden giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol
açacağında duraksama bulunmamaktadır. Arz ve izah olunan nedenlerle, söz
konusu hükümler hakkında yürürlüklerinin durdurulması da istenerek iptal davası
açılmıştır. V. SONUÇ VE İSTEM Yukarıda açıklanan gerekçelerle, 24.11.2004 tarih ve 5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot
Uygulaması Hakkında Kanun’un; 1) 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinin,
Anayasanın 2 nci, 11 inci ve 128 inci maddelerine aykırı olduğundan, 2) 3 üncü maddesinin son
fıkrasındaki “veya hasta sevk oranlarının yüksek olması” ibaresinin,
Anayasanın 2 nci, 5 inci, 7 nci, 8 inci, 11 inci, 13 üncü, 56 ncı ve 90 ıncı
maddelerine aykırı olduğundan, 3) 5 inci maddesinin ikinci
fıkrasındaki “Alınacak katkı payı tutarı Sağlık, Maliye ve Çalışma ve Sosyal
Güvenlik bakanlıklarınca müştereken belirlenir.” cümlesinin, Anayasanın 2
nci, 7 nci, 8 inci, 11 inci ve 73 üncü maddelerine aykırı olduğundan, 4) 8 inci maddesinin ikinci
fıkrasındaki “bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde bunlara yapılacak
ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartları, sözleşmenin
feshini gerektiren nedenler,” ibaresinin, Anayasanın 2 nci, 7 nci, 8 inci, 11
inci ve 128 inci maddelerine aykırı olduğundan, İptallerine ve uygulanmaları halinde sonradan giderilmesi güç ya
da olanaksız zarar ve durumlar doğacağı için, iptal davası sonuçlanıncaya
kadar yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine ilişkin istemimizi
saygı ile arz ederiz.” II
- YASA METİNLERİ A
- İptali İstenilen Yasa Kuralları 5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot
Uygulaması Hakkında Kanun’un iptali istenilen kuralları da içeren 3., 5. ve 8. maddeleri şöyledir: “Personelin statüsü
ve malî haklar Madde 3.- Sağlık
Bakanlığı; Bakanlık veya diğer kamu kurum veya kuruluşları personeli olan
uzman tabip, tabip ve aile sağlığı elemanı olarak çalıştırılacak sağlık
personelini, kendilerinin talebi ve kurumlarının veya Bakanlığın muvafakatı
üzerine, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile diğer kanunların sözleşmeli
personel çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, sözleşmeli
olarak çalıştırmaya veya bu nitelikteki Bakanlık personelini aile hekimliği
uygulamaları için görevlendirmeye yetkilidir. Aile sağlığı elemanları, aile hekimi tarafından
belirlenen ve Sağlık Bakanlığı tarafından uygun görülen, kurumlarınca da
muvafakatı verilen Bakanlık veya diğer kamu kurum ve kuruluşları personeli
arasından seçilir ve bunlar sözleşmeli olarak çalıştırılır. Bu suretle eleman
temin edilememesi halinde, Sağlık Bakanlığı, personelini bu hizmetler için görevlendirebilir.
İhtiyaç duyulması
halinde, Türkiye'de mesleğini icra etmeye yetkili ve 657 sayılı Devlet Memurları
Kanununun 48 inci maddesinin (A) bendinin (4), (5) ve (7) numaralı alt
bentlerindeki şartları taşıyan kamu görevlisi olmayan uzman tabip, tabip ve
aile sağlığı elemanları; Sağlık Bakanlığının önerisi, Maliye Bakanlığının
uygun görüşü üzerine sözleşme yapılarak aile hekimliği uygulamalarını
yürütmek üzere çalıştırılabilir. Sözleşmeli olarak çalışan aile hekimi ve aile sağlığı
elemanları kurumlarında aylıksız veya ücretsiz izinli sayılırlar ve bunların
kadroları ile ilişkileri devam eder. Bu personel, talepleri halinde eski
görevlerine atanırlar ve sözleşmeli statüde geçen süreleri kazanılmış hak
derece ve kademelerinde veya kıdemlerinde değerlendirilir. Sözleşmeli personel
statüsünde çalışmakta iken aile hekimi ve aile sağlığı elemanı statüsüne
geçenlerden önceki sözleşmeli personel statüsüne dönmek isteyenler, eski
kurumlarındaki boş pozisyonlara öncelikle atanırlar ve bu madde kapsamındaki
çalışmaları hizmet sürelerinde dikkate alınır. Kadroya bağlı olarak veya sözleşmeli personel
pozisyonlarında görev yapan personelden Sağlık Bakanlığınca aile hekimi veya
aile sağlığı elemanı olarak görevlendirilenlere, 209 sayılı Sağlık ve Sosyal
Yardım Bakanlığına Bağlı Sağlık Kuruluşları ile Esenlendirme (Rehabilitasyon)
Tesislerine Verilecek Döner Sermaye Hakkında Kanun uyarınca ek ödeme
yapılmaz. Bunlara, aylıklarına ve ücretlerine ilaveten, çalıştıkları günler
dikkate alınarak aşağıdaki fıkrada belirlenen miktarların yarısını aşmamak
üzere tespit edilecek tutarda ödeme yapılır. Sözleşme yapılan aile hekimi ve aile sağlığı
elemanlarına, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) bendine göre
belirlenen en yüksek brüt sözleşme ücretinin aile hekimi için (6) katını,
aile sağlığı elemanı için (1,5) katını aşmamak üzere tespit edilecek tutar, çalışılan
ay sonuçlarının ilgili sağlık idaresine bildiriminden itibaren onbeş gün
içerisinde ödenir. Sözleşmeli olarak çalışmaya başlayanların, daha önce
bağlı oldukları sosyal güvenlik kuruluşlarıyla ilişkileri aynı şekilde devam
ettirilir. Ancak, her türlü prim, kesenek ve kurum karşılıkları bu fıkrada
belirtilen ücretlerden kesilerek ilgili sosyal güvenlik kuruluşuna aktarılır.
Bunlar önceki durumları çerçevesinde tedavi yardımlarından yararlanmaya devam
ederler. Aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının durumları
ve aile hekimliği uzmanlık eğitimi almış olup olmadıkları da dikkate alınmak
suretiyle yapılacak ödeme tutarlarının tespitinde; çalıştığı bölgenin
sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi, aile sağlığı merkezi giderleri, tetkik ve
sarf malzemesi giderleri, kayıtlı kişi sayısı ve bunların risk grupları,
gezici sağlık hizmetleri ile aile hekimi tarafından karşılanmayan gider
unsurları gibi kriterler esas alınır. Sağlık
Bakanlığınca belirlenen standartlara göre, koruyucu hekimlik hizmetlerinin
eksik uygulaması veya hasta sevk
oranlarının yüksek olması halinde bu ödeme tutarından brüt ücretin %
20'sine kadar indirim yapılır. Sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyi ücreti, aile
sağlığı merkezi giderleri, tetkik ve sarf malzemesi giderleri ve gezici
sağlık hizmetleri ödemelerinden Damga Vergisi hariç herhangi bir kesinti
yapılmaz.” “Hizmetin esasları Madde 5.-
Aile hekimliği uygulamasına geçilen
yerlerde kişilerin aile hekimine kaydı yapılır. Bakanlıkça belirlenen süre
sonunda kişiler aile hekimlerini değiştirebilirler. Her bir aile hekimi için
kayıtlı kişi sayısı; asgarî 1000, azamî 4000'dir. Aralıksız iki ayı aşmayan
süreyle kayıtlı kişi sayısı 1000'den az olabilir. Aile hekimliği
hizmetleri ücretsizdir; acil haller hariç, haftada kırk saatten az olmamak
kaydı ile ilgili aile hekiminin talebi ve o yerin sağlık idaresince onaylanan
çalışma saatleri içinde yerine getirilir. Aile hekimliği uygulamasına geçilen
yerlerde acil haller ve mücbir sebepler dışında, kişi hangi sosyal güvenlik
kuruluşuna tâbi olursa olsun, aile hekiminin sevki olmaksızın sağlık kurum ve
kuruluşlarına müracaat edenlerden katkı payı alınır. Alınacak katkı payı tutarı Sağlık, Maliye ve Çalışma ve Sosyal
Güvenlik bakanlıklarınca müştereken belirlenir. Aile hekimliği
uygulamasına geçilen yerlerde, diğer kanunların aile hekimliği hizmetleri
kapsamındaki hizmetlerin sunumu ile sevk ve müracaata ilişkin hükümleri
uygulanmaz. Yabancılar hakkında ilgili mevzuat hükümleri uygulanır. Aile hekimlerinin şahsî kayıtları ilgili il ve ilçe
sağlık idare birimlerinde tutulur. Aile hekimlerinin kullandığı basılı veya
elektronik ortamda tutulan kayıtlar, kişilerin sağlık dosyaları ile raporlar,
sevk belgesi ve reçete gibi belgeler resmî kayıt ve evrak niteliğindedir. Bu
kayıt ve belgeler, hekimin ayrılması veya kişinin hekim değiştirmesi halinde
eksiksiz olarak devredilir. İlgili mevzuatta birinci basamak sağlık
kuruluşları ve resmî tabiplerce düzenlenmesi öngörülen her türlü rapor, sevk
evrakı, reçete ve sair belgeler, aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde
aile hekimleri tarafından düzenlenir.” “Yönetmelikler Madde 8.- Aile hekimi ve
aile sağlığı elemanlarının çalışma usul ve esasları; çalışılan yer, kurum ve
statülerine göre öncelik sıralaması; aile hekimliği uygulamasına geçişe ve
nakillere ilişkin puanlama sistemi ve sayıları; aile sağlığı merkezi olarak
kullanılacak yerlerde aranacak fizikî ve teknik şartlar; meslek ilkeleri; iş
tanımları; performans ve hizmet kalite standartları; hasta sevk evrakı,
reçete, rapor ve diğer kullanılacak belgelerin şekli ve içeriği, kayıtların tutulması
ile çalışma ve denetime ilişkin usul ve esaslar, Sağlık Bakanlığınca
çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. Aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarıyla yapılacak
sözleşmede yer alacak hususlar ve bu
Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde bunlara yapılacak ödeme tutarları ile
bu ücretlerden indirim oran ve şartları, sözleşmenin feshini gerektiren
nedenler, Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınarak, Sağlık Bakanlığının
teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” B
- Dayanılan Anayasa Kuralları Dava dilekçesinde, Anayasa’nın 2., 5., 7., 8., 11., 13., 17., 56., 73., 90. ve 128
maddelerine dayanılmıştır. III
- İLK İNCELEME Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca, Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI,
Fulya KANTARCIOĞLU, Tülay TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa
YILDIRIM, Fazıl SAĞLAM, A.Necmi ÖZLER ve Serdar ÖZGÜLDÜR’ün katılımlarıyla
1.2.2005 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin bu
konudaki raporun hazırlanmasından sonra karara bağlanmasına oybirliğiyle
karar verilmiştir. IV
- ESASIN İNCELENMESİ Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına
ilişkin rapor, iptali istenilen Yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları
ile bunların gerekçeleri ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra
gereği görüşülüp düşünüldü: A
- Genel Açıklama 9.12.2004 tarihinde
yürürlüğe giren 24.11.2004 günlü, 5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması
Hakkında Kanun’un 1. maddesinde Yasa'nın amaç ve kapsamı, Sağlık Bakanlığı’nın
pilot olarak belirleyeceği illerde, birinci basamak sağlık hizmetlerinin
geliştirilmesi, birey ihtiyaçları doğrultusunda koruyucu sağlık hizmetlerine
ağırlık verilmesi, kişisel sağlık kayıtlarının tutulması ve bu hizmetlere
eşit erişimin sağlanması amacıyla aile hekimliği hizmetlerinin yürütülebilmesini
teminen görevlendirilecek veya çalıştırılacak sağlık personelinin statüsü ve
mali hakları ile hizmetin esaslarını düzenlemek olarak belirtilmiştir. Aile hekimi, Yasa'nın
2. maddesinde, kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile birinci basamak
teşhis, tedavi ve rehabilite edici sağlık hizmetlerini yaş, cinsiyet ve
hastalık ayrımı yapmaksızın her kişiye kapsamlı ve devamlı olarak belli bir
mekânda vermekle yükümlü, gerektiği ölçüde gezici sağlık hizmeti veren ve tam
gün esasına göre çalışan aile hekimliği uzmanı veya Sağlık Bakanlığı’nın
öngördüğü eğitimleri alan uzman tabip veya tabip; aile sağlığı elemanı da, aile
hekimi ile birlikte hizmet veren hemşire, ebe, sağlık memuru gibi sağlık
elemanı olarak tanımlanmıştır. Yasa’nın "Personelin Statüsü ve mali haklar" başlığını taşıyan 3.
maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında Sağlık Bakanlığı’nın, aile
hekimliği hizmetlerini yürütmek için kimleri sözleşmeli olarak
çalıştırabileceği ya da kimleri görevlendirebileceği açıklanmıştır. Üçüncü fıkrasında, Bakanlık veya diğer kamu kurum veya
kuruluşlarında kadroya bağlı olarak uzman tabip, tabip, ebe, hemşire ve
sağlık memuru olarak çalışmakta iken, sözleşmeli aile hekimi veya aile
sağlığı elemanı olarak çalışmaya başlayanların, kurumlarında aylıksız veya
ücretsiz izinli sayılacakları ve bunların kadroları ile ilişkilerinin devam
edeceği, bu personel talep ederse eski görevine atanacağı ve sözleşmeli
statüde geçen sürelerinin kazanılmış hak derece ve kademelerinde veya
kıdemlerinde değerlendirileceği, yine Bakanlık veya diğer kamu kurum ve kuruluşlarında
sözleşmeli olarak çalışmakta iken, sözleşmeli aile hekimi veya aile sağlığı
elemanı statüsüne geçenler de eğer önceki sözleşmeli personel statüsüne
dönmek isterlerse, eski kurumlarındaki boş pozisyonlara öncelikle
atanacakları ve bu Yasa kapsamındaki çalışmalarının hizmet sürelerinde
dikkate alınacağı belirtilmiştir. Maddenin dördüncü fıkrasında, kadroya bağlı olarak veya sözleşmeli
personel pozisyonlarında görev yapan personelden Sağlık Bakanlığı’nca aile
hekimi veya aile sağlığı elemanı olarak görevlendirilenlere yapılacak ödeme
tutarı, beşinci fıkrasında, sözleşme yapılan aile hekimi ve aile sağlığı
elemanlarına yapılacak ödeme tutarı hakkında açıklamalara yer verilmiş;
altıncı fıkrasında ise sözleşmeli olarak çalışmaya başlayan aile hekimi ve
aile sağlığı elemanlarının, sosyal güvenlik hakları düzenlenmiş, yedinci
fıkrasında da, aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının durumları ve aile
hekimliği uzmanlık eğitimi almış olup olmadıkları da dikkate alınmak
suretiyle yapılacak ödeme tutarlarının tespitinde hangi kriterlerin
esas alınacağı, hangi hallerde ödemelerden indirim yapılacağı öngörülmüştür. Aile hekimliği hizmetinin esasları
Yasa’nın 5. maddesinde düzenlenmiştir. Maddede, aile
hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde, kişilerin aile hekimine kaydının
yapılacağı, her bir aile hekimi için kayıtlı kişi sayısının, asgari 1000,
azami 4000 olacağı, aile hekimliği hizmetlerinin ücretsiz sunulacağı, acil
haller hariç, haftada kırk saatten az olmamak kaydıyla ilgili aile hekiminin
talebi ve o yerin sağlık idaresince onaylanan çalışma saatleri içinde bu
hizmetlerin yerine getirileceği, acil haller ve mücbir sebepler dışında, kişi
hangi sosyal güvenlik kuruluşuna tabi olursa olsun, aile hekiminin sevki
olmaksızın sağlık kurum ve kuruluşlarına başvuranlardan katkı payı alınacağı,
bu katkı payı tutarının, Sağlık, Maliye ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıklarınca
müştereken belirleneceği, diğer kanunların aile hekimliği hizmetleri kapsamındaki
hizmetlerin sunumu ile sevk ve müracaata ilişkin hükümlerinin
uygulanmayacağı, aile hekimlerinin şahsi kayıtlarının ilgili il ve ilçe sağlık
idare birimlerinde tutulacağı, aile hekimlerinin kullandığı kayıtların,
kişilerin sağlık dosyaları ile raporların, sevk belgesi ve reçete gibi
belgelerin, resmi kayıt ve evrak niteliğinde olduğu ve bunların hekimin
ayrılması veya kişinin hekim değiştirmesi halinde eksiksiz olarak
devredileceği, ilgili mevzuatta birinci basamak sağlık kuruluşları ile resmi
tabiplerce düzenlenmesi öngörülen her türlü rapor, sevk evrakı, reçete ve
sair belgelerin, aile hekimleri tarafından düzenleneceği hususları
vurgulanmıştır. Yasa’nın, 8.
maddesinin birinci fıkrasında, hangi hususların Sağlık Bakanlığı'nca
çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği sayılmış ve maddenin ikinci fıkrasında
da, aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarıyla yapılacak sözleşmede yer alacak
hususların ve bu Yasa’da belirlenen esaslar çerçevesinde bunlara yapılacak
ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartlarının, sözleşmenin
feshini gerektiren nedenlerin, Maliye Bakanlığı'nın uygun görüşü alınarak,
Sağlık Bakanlığı'nın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu'nca çıkarılacak
yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir. B
- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu 1
- Yasa’nın 3. Maddesinin İkinci
Fıkrasının Son Tümcesinin İncelenmesi Dava dilekçesinde, aile hekimleri ve
aile sağlığı elemanlarının yürüttüğü hizmetlerin, Devletin genel idare esaslarına
göre yürütmekle yükümlü olduğu asli ve sürekli görevlerinden olduğu, böyle
bir görevin de Anayasa gereği memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülebileceği,
Bakanlıkta ya da diğer kamu kurum ve kuruluşlarında kadrolu ya da sözleşmeli
olarak çalışanlardan sözleşmeli aile hekimi ve aile sağlığı elemanı olanların
Anayasa’da belirtilen kamu görevlileri kapsamında bulunduğu, 3. maddenin
ikinci fıkrasının iptali istenen son tümcesiyle Devletin asli ve sürekli
görevlerinden olan aile hekimliği hizmetlerinin memur ya da diğer kamu
görevlisi olmayanlar tarafından yerine getirilmesine olanak sağlandığı, genel
idare esaslarına göre yürütülen kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve
sürekli görevlerde kadronun esas olduğu, ancak bunların kadro, atama ve
terfileri ile ilgili hiçbir düzenlemenin Yasa’da yer almadığı, bu nedenlerle
kuralın Anayasa’nın 2., 11. ve 128. maddelerine
aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Dava konusu tümceyle,
Sağlık Bakanlığı tarafından, bu Bakanlık veya diğer kamu kurum veya
kuruluşları personeli arasından, sözleşmeli olarak çalıştırılan ya da
görevlendirilenler dışında, ihtiyaç duyulması halinde, Türkiye’de mesleğini
icra etmeye yetkili ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinin
(A) bendinin (4), (5) ve (7) numaralı alt bentlerindeki şartları taşıyan kamu
görevlisi olmayan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı elemanlarının, Sağlık
Bakanlığı’nın önerisi, Maliye Bakanlığı’nın uygun görüşü üzerine sözleşme
yapılarak aile hekimliği uygulamalarını yürütmek üzere çalıştırılabileceği belirtilmiştir.
Anayasa’nın 2.
maddesinde yer alan hukuk devleti, tüm işlem ve eylemleri hukuka uygun olan,
her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdürmeyi amaçlayan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa’ya aykırı durum ve
tutumlardan kaçınan, insan haklarına saygı duyarak bu hak ve özgürlükleri
koruyup güçlendiren ve yargı denetimine açık olan devlettir. Anayasa’nın 128.
maddesinde Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu
tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları
kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer
kamu görevlileri eliyle görüleceği, memurların ve diğer kamu görevlilerinin
nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık
ve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin yasayla düzenleneceği belirtilmiştir.
Maddede sözü edilen “diğer kamu
görevlileri” kavramı memurlar ve işçiler dışında, kamu hizmetinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevlerde, kamu hukuku ilişkisiyle çalışanları
kapsamaktadır. Devletin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü olduğu
kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerde memur ve/veya
diğer kamu görevlilerinden hangisinin çalıştırılacağına ilişkin tercih
yasakoyucunun takdir alanı içindedir. Kamu hizmeti, geniş tanımıyla, devlet ya
da diğer kamu tüzelkişileri tarafından ya da bunların denetim ve gözetimleri
altında, ortak gereksinimleri karşılamak ve kamu yararını sağlamak için
topluma sunulmuş bulunan sürekli ve düzenli etkinliklerdir. Toplumsal yaşamın
zorunlu gereksinimlerinden olan düzenlilik ve süreklilik isteyen sağlık
hizmeti de niteliği gereği kamu hizmeti olarak değerlendirilmektedir. 5258 sayılı Yasa’ya göre aile hekimleri
ve aile sağlığı elemanlarınca sunulacak hizmetler, kişiye yönelik koruyucu
sağlık hizmetleri ile birinci basamak tanı koyucu, tedavi ve rehabilite edici
sağlık hizmetleridir. Sağlık Bakanlığı’nın,
aile hekimliği hizmetlerini, pilot olarak belirleyeceği illerde
görevlendireceği ya da sözleşmeli olarak çalıştıracağı personel eliyle
yürütmesi, bu hizmetlerin niteliği itibariyle belli bir düzenlilik içinde
sunulması gereken, kişilerin ve dolayısıyla aile ve toplumun varlığı ve
huzuru yönünden vazgeçilmez, ertelenemez ve ikame edilemez hizmetler olması,
aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının bu hizmetleri kapsamlı ve devamlı
olarak belli bir mekânda ve tam gün çalışma esasına göre sunmaları, aile
hekimliği pilot uygulamasına geçilen illerde bu hizmetlerin ücretsiz olarak
verilmesi, kişilerin bu sağlık hizmetlerinden yararlanabilmelerinin aile
hekimlerine kayıt olmalarına bağlı olması ve bu illerde aile hekimliği
kapsamındaki hizmetlerin sadece aile hekimlerince sunulması, birinci
basamakta düzenlenmesi öngörülen her türlü reçete, rapor ve sevklerin ve
diğer resmi belgelerin, aile hekimleri tarafından düzenlenmesi, birinci basamaktan
ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurum ve kuruluşlarına sevklerin aile
hekimlerince yapılması, sözleşmeli çalışacak aile hekimi ve aile sağlığı
elemanlarının idare ile imzalayacakları sözleşmenin idari hizmet sözleşmesi
niteliğinde bulunması, sözleşmeli aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının
ücretlerinin idarece ödenmesi, aile hekimlerinin düzenledikleri tüm kayıt,
evrak ve belgelerin resmi kayıt ve evrak niteliğinde olması, aile hekimleri
ve aile sağlığı elemanlarının mevzuat ve sözleşmeye uygunluk ve diğer
konularda, Bakanlık, ilgili mülki idare ve sağlık idaresinin denetimine tabi
olmaları, görevleriyle ilgili ya da görevleri başında işledikleri veya
kendilerine karşı işlenen suçlarda Devlet memuru gibi kabul edilmeleri
gözetildiğinde, aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarınca sunulacak olan
aile hekimliği hizmetlerinin, Devletin genel idare esaslarına göre yürütmekle
yükümlü olduğu kamu hizmetinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler olduğu
açıktır. Bu durumda, ihtiyaç
duyulması halinde, Türkiye’de mesleğini icra etmeye yetkili ve 657 sayılı
Yasa’nın 48. maddesinin (A) bendinin (4), (5) ve (7) numaralı alt
bentlerindeki şartları taşıyan kamu görevlisi olmayan uzman tabip, tabip ve
aile sağlığı elemanları, Sağlık
Bakanlığı’nın önerisi, Maliye Bakanlığı’nın uygun görüşü üzerine idari hizmet
sözleşmesi yapılarak aile hekimliği uygulamalarını yürütmek üzere
çalıştırılabileceklerdir. Bu
şekilde çalıştırılanlar Anayasa’nın 128. maddesinde yer alan “diğer kamu
görevlisi” kapsamında olduğundan, iptali istenen kural Anayasa’ya aykırılık
oluşturmamaktadır. Açıklanan nedenlerle Yasa’nın 3.
maddesinin ikinci fıkrasının son tümcesi Anayasa’nın 2.,
11. ve 128. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir. Serdar ÖZGÜLDÜR bu görüşe değişik
gerekçe ile katılmıştır. Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, A.
Necmi ÖZLER, Şevket APALAK ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır. 2
- Yasa’nın 3. Maddesinin Son
Fıkrasının İkinci Tümcesinde Yer Alan “… veya hasta
sevk oranlarının yüksek olması…” İbaresinin İncelenmesi Dava dilekçesinde, Sağlık Bakanlığı’nca
belirlenen standartlara göre, koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulaması
veya hasta sevk oranlarının yüksek olması halinde aile hekimine yapılacak
ödeme tutarından brüt ücretin %20’sine kadar indirim yapılmasının öngörüldüğü,
bu durumda aile hekiminin hasta sevki yaparken Sağlık Bakanlığı’nca
belirlenen hasta sevk oranlarını da gözeteceği ve ücretinden indirim
yapılmaması için bu oranı gözeterek sevkten kaçınabileceği, aile hekiminin
sevkini almadan hastaneye başvuran hastaların acil haller ve mücbir sebepler
dışında katkı payı ödemekle yükümlü tutulacakları, bu düzenlemenin sağlık
hizmetlerinden yararlanma hakkını Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçülülük
ilkesine aykırı olarak ve özünü zedeleyecek biçimde sınırlandırdığı, iptali
istenen ibare, aile hekiminin sevkini engelleyip zorlaştırıcı bir düzenleme
olduğundan, Devletin bu alandaki görevini yerine getirmesini engelleyeceği,
bu düzenlemenin idarenin yasallığı ilkesine de aykırı olduğu, hasta sevk
oranının ne zaman yüksek olarak kabul edileceğine dair bir belirlemenin
yasada yapılmadığı ve bunun takdirinin idareye bırakılmasının keyfi
uygulamalara yol açacağı, bu nedenlerle
iptali istenen ibarenin Anayasa’nın 2., 5.,
7., 8., 11. 13., 17. ve 56. maddelerine; ayrıca Avrupa Sosyal Şartının
“Herkes ulaşılabilecek en yüksek sağlık düzeyinden yararlanmasını mümkün
kılan her türlü önlemden faydalanma hakkına sahiptir” şeklindeki kuralına
dolayısıyla da Anayasa’nın 90. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 5258 sayılı Yasa
hükümleri uyarınca, aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde, diğer
kanunların aile hekimliği hizmetleri kapsamındaki hizmetlerin sunumu ile sevk
ve müracaata ilişkin hükümleri uygulanmayacak, ilgili mevzuatta birinci
basamak sağlık kuruluşları ve resmi tabiplerce düzenlenmesi öngörülen her
türlü rapor, sevk evrakı, reçete ve sair belgeler aile hekimleri tarafından
düzenlenecek ve acil haller ve mücbir sebepler dışında, kişi hangi sosyal
güvenlik kuruluşuna tabi olursa olsun, aile hekiminin sevki olmaksızın sağlık
kurum ve kuruluşlarına başvuranlardan katkı payı alınacaktır. Buna göre kişiler, acil haller ve mücbir sebepler
dışında öncelikle aile hekimlerine başvuracaklar ve aile hekiminin
değerlendirmesine göre gereken durumlarda sağlık kurum ve kuruluşlarına sevk
edileceklerdir. Yasa’nın 3. maddesinin son fıkrasının
birinci tümcesinde, aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının durumları ve aile
hekimliği uzmanlık eğitimi almış olup olmadıkları da dikkate alınmak
suretiyle yapılacak ödeme tutarlarının tespitinde hangi kriterlerin
esas alınacağı sayılmış ve anılan fıkranın iptali istenen ibareyi de içeren
ikinci tümcesinde ise, Sağlık Bakanlığı’nca belirlenen standartlara göre,
koruyucu hekimlik hizmetlerinin eksik uygulaması veya hasta sevk oranlarının
yüksek olması halinde bu ödeme tutarından brüt ücretin %20’sine kadar indirim
yapılacağı belirtilmiştir. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen
sosyal hukuk devleti, insan hak ve hürriyetlerine saygı gösteren, kişilerin huzur,
refah ve mutluluk içinde yaşamalarını güvence altına alan, kişi ile toplum
arasında denge kuran, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak sosyal adaleti
gerçekleştiren, bu bağlamda sağlık hizmetlerinden bireylerin yeteri kadar
yararlanmasını sağlayan devlettir. Anayasa’nın “Devletin
temel amaç ve görevleri” başlıklı 5. maddesinde, “Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve
bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak,
kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak
ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak
surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın
maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya
çalışmaktır” denilmiş ve 17. maddesinin ilk fıkrasında da herkesin,
yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu
belirtilmiştir. Anayasa’nın “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” bölümünde yer alan 56.
maddesinin üçüncü fıkrasında ise “Devlet,
herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan
ve madde gücünde tasarruf ve verimi arttırarak, işbirliğini gerçekleştirmek
amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler”
denilmiştir. Anayasa’nın, 2.,
5., 17. ve 56. maddeleriyle kişilere, yaşama, maddi ve manevi varlığını
koruma ve geliştirme ve hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürebilme
hakkı tanınmış ve Devlete de, herkesin maddi ve manevi varlığını geliştirmesi
için gerekli şartları hazırlama, kişilerin hayatını, beden ve ruh sağlığı
içinde sürdürmesini sağlama görevi verilmiştir. Kişilerin maddi ve manevi
varlıklarını geliştirilebilmelerinin, mutlu ve huzurlu olabilmelerinin
başlıca şartı, ihtiyaç duydukları anda sağlık hizmetlerine ulaşıp ihtiyaç
duydukları oranda bu hizmetlerden yararlanabilmeleridir. Devlet için bir
görev ve kişiler için de bir hak olan bu amacın gerçekleştirilmesinde, bu haktan yararlanmayı zorlaştırıcı ya da
zayıflatıcı düzenlemeler Anayasa’ya aykırı düşer. İtiraz konusu kuralda, aile hekiminin
hasta sevk oranının Sağlık Bakanlığı’nca belirlenen standartlara göre yüksek
olması halinde, 5258 sayılı Yasa uyarınca aile hekimlerine yapılacak ödeme
tutarından brüt ücretin % 20’sine kadar indirim yapılacağı belirtilmek
suretiyle aile hekiminin sevk oranları ile Sağlık Bakanlığı’nın belirlediği
standart ve yapılacak ödemeler arasında ilişki kurulmuştur. Aile hekiminin sevk
oranı ile kendisine yapılacak ödeme tutarı arasında bağlantı kuran dava
konusu düzenleme, ihtiyacı olan kişilerin sağlık hizmetlerine ulaşmalarını ve
bu hizmetlerden gereği gibi yararlanmalarını güçleştirecek öte yandan
Devletin kişilerin yaşamını ruh ve beden sağlığı içinde sürdürmelerini
sağlamak görevini gereği gibi yerine getirmesini zorlaştıracak nitelikte bir
düzenleme olduğundan Anayasa’ya aykırılık oluşturmaktadır. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 5., 11., 17. ve 56. maddelerine aykırıdır. İptali
gerekir. Kural iptal edildiğinden Anayasa’nın 7., 8., 13. ve 90. maddeleri yönünden inceleme yapılmasına
gerek görülmemiştir. 3
- Yasa’nın 5. Maddesinin İkinci Fıkrasının “Alınacak katkı payı tutarı Sağlık, Maliye ve Çalışma ve Sosyal
Güvenlik bakanlıklarınca müştereken belirlenir” Biçimindeki Üçüncü
Tümcesinin İncelenmesi Dava dilekçesinde, aile hekimliği
uygulamasında alınacak katkı payı tutarının Sağlık, Maliye ve Çalışma ve
Sosyal Güvenlik bakanlıklarınca müştereken belirleneceğinin öngörüldüğü,
sağlık kurum ve kuruluşlarınca verilecek hizmet karşılığında ve kamu gücüne
dayalı olarak tek taraflı iradeyle ve gerektiğinde zorla alınacak katkı
payının, Anayasa’nın 73. maddesinde belirtilen “benzeri mali yükümlülük” kavramı
içinde değerlendirilebilecek bir kamu
geliri niteliği taşıdığının kuşkusuz olduğu, bu nedenle katkı payının matrah,
oran, tarh, tahakkuk ve tahsil usullerinin, yaptırımlarının, zamanaşımının,
yukarı ve aşağı sınırlar gibi çeşitli yönlerinin yasayla belirlenmesi
gerektiği, iptali istenen kuralda belirleme yetkisinin bakanlıklara
bırakıldığı, öte yandan yasayla düzenleme yapılmadan asli düzenleme yapma
yetkisinin de idareye devredildiği, bu nedenlerle kuralın Anayasa’nın 2., 7., 8., 11. ve 73. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür. 5258 sayılı Yasa’ya göre aile hekimliği
uygulamasına geçilen yerlerde, kişiler acil haller ve mücbir sebepler dışında,
sağlık kurum ve kuruluşlarına başvurabilmek için aile hekiminin sevkini almak
zorundadırlar. Bu şekilde aile hekiminin sevkini almaksızın sağlık kurum ve
kuruluşlarına başvuranlar, hangi sosyal güvenlik kuruluşuna tabi olurlarsa
olsunlar katkı payı ödemek zorunda kalacaklardır. Katkı payı tutarı ise
Sağlık, Maliye ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıklarınca müştereken
belirlenecektir. Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye
Cumhuriyeti’nin sosyal bir hukuk Devleti olduğu, 7. maddesinde yasama yetkisinin
Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinin olduğu ve bu yetkinin
devredilemeyeceği, 8. maddesinde de yürütme yetkisi ve görevinin, Cumhurbaşkanı
ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasa’ya ve yasalara uygun olarak kullanılacağı
ve yerine getirileceği belirtilmiştir. Buna göre, yasakoyucunun temel
ilkeleri koymadan, çerçeveyi çizmeden yürütmeye yetki vermemesi, sınırsız,
belirsiz bir alanı, yönetimin düzenlemesine bırakmaması gerekir. Yasa ile
yetkilendirme, Anayasa’nın öngördüğü biçimde yasayla düzenleme anlamına
gelmez. Yasakoyucu, gerektiğinde sınırlarını belirlemek koşuluyla bazı
konuların düzenlenmesini idareye bırakabilir. Yasada temel esasların
belirlenmesi koşuluyla, uzmanlık ve teknik konulara ilişkin ayrıntıların
düzenlenmesinin yürütmeye bırakılması Anayasa’ya aykırılık oluşturmaz. Acil haller ve mücbir sebepler dışında,
aile hekiminden sevk almaksızın sağlık kurum ve kuruluşlarına müracaat
edilmesi halinde alınacağı öngörülen katkı payı tutarının belirlenmesi teknik
bir konu olup önceden Yasa’da tüm ayrıntılarıyla belirlenmesi mümkün
değildir. Katkı payı tutarının Sağlık, Maliye ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik
bakanlıklarınca müştereken belirlenmesi teknik bir zorunluluktan
kaynaklandığından, kuralda Anayasa’ya aykırılık bulunmamaktadır. Öte yandan katkı payının, kişilerin
sağlık kurum ve kuruluşlarından aile hekiminin sevki olmaksızın aldıkları hizmetlerin
karşılığında ödeyecekleri miktar olduğu ve bu yönüyle Anayasa’nın 73.
maddesinde belirtilen vergi, resim ve harç benzeri mali yükümlülük
niteliğinde olmadığı anlaşıldığından, kuralın Anayasa’nın 73. maddesiyle
ilgisi görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 7., 8. ve 11. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir. Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK ile
Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır. 4-
Yasa’nın 8. Maddesinin İkinci Fıkrasının “…ve bu Kanunda belirlenen esaslar
çerçevesinde bunlara yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim
oran ve şartları, sözleşmenin feshini gerektiren nedenler….”
Bölümünün İncelenmesi Dava dilekçesinde, sözleşme ile
çalıştırılanların da yasa güvencesi altında görev yapmasının anayasal zorunluluk
olduğu, aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarının sözleşmeli personel
statüsünde 657 sayılı Yasa’nın ve diğer yasaların sözleşmeli personel
çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın çalıştırılabilmeleri
için ayrıca aylıklarının, işe girme ve ayrılmalarının, hak ve
yükümlülüklerinin kendi özel yasalarında düzenlenmesi gerektiği, bunların işe
girme, aylık, sosyal güvenlik hakları ve terfi gibi konuları genel olarak
5258 sayılı Yasa’da düzenlenmiş ise de, yapılacak ödeme tutarları ile bu
ücretlerden indirim oran ve şartlarının, sözleşmenin feshini gerektiren
nedenlerin belirlenmesinin yönetmeliğe bırakıldığı, Yasa’da esasları
gösterilmediğinden, bu hususlarda yönetmelikle yapılacak düzenlemenin asli
düzenleme niteliği taşıyacağı, bu nedenlerle kuralın Anayasa’nın 2., 7., 8., 11. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür. Yasa’nın 8. maddesinin ikinci fıkrasının
iptali istenen bölümünde, bu Yasa’da belirlenen esaslar çerçevesinde aile
hekimi ve aile sağlığı elemanlarına yapılacak ödeme tutarları ile bu
ücretlerden indirim oran ve şartlarının ve sözleşmenin feshini gerektiren
nedenlerin Maliye Bakanlığı’nın uygun görüşü alınarak, Sağlık Bakanlığı’nın
teklifi üzerine Bakanlar Kurulu’nca çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği
belirtilmiştir. Aile hekimi ve aile sağlığı
elemanlarının nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve
yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin yasayla
düzenlenmesi gerektiği açıktır. Yasa’da aile hekimi ve aile sağlığı elemanlarına
yapılacak ödemelerin üst sınırı, yapılacak ödeme tutarlarının tespitinde
dikkate alınacak kriterler belirlenmiş ve hangi
hallerde bu ödeme tutarından en fazla ne kadar indirim yapılacağı
belirtilerek bu konularda yasal çerçeve çizilmiştir. İptali istenen kuralda
da, bu Yasa’da belirtilen esaslar çerçevesinde aile hekimi ve aile sağlığı
elemanlarına yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve
şartları ile sözleşmenin feshini gerektiren nedenlerin belirlenmesi
yönetmeliğe bırakılmıştır. Bu durumda Yasa’da belirtilen genel
çerçeve ve esaslar doğrultusunda, ayrıntı ve uzmanlık gerektiren konuların
yönetmelikle düzenlenmesi konusunda yetki verilmesinde Anayasa’ya aykırılık
bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 2., 7., 8., 11. ve 128. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir. Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, A.
Necmi ÖZLER, Şevket APALAK ile Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır. V
- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ 24.11.2004
günlü, 5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun’un; A- 3. maddesinin son
fıkrasının ikinci tümcesinde yer alan “... veya
hasta sevk oranlarının yüksek olması...” ibaresinin yürürlüğünün durdurulması
isteminin, koşulları oluşmadığından REDDİNE, B-
1- 3.
maddesinin ikinci fıkrasının son tümcesine, 2- 5. maddesinin
ikinci fıkrasının “Alınacak katkı payı tutarı Sağlık, Maliye ve Çalışma ve
Sosyal Güvenlik bakanlıklarınca müştereken belirlenir” biçimindeki üçüncü
tümcesine, 3- 8. maddesinin
ikinci fıkrasının “... ve bu Kanunda belirlenen
esaslar çerçevesinde bunlara yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden
indirim oran ve şartları, sözleşmenin feshini gerektiren nedenler, ...”
bölümüne, yönelik
iptal istemleri, 21.2.2008 günlü, E. 2005/10, K. 2008/63 sayılı kararla
reddedildiğinden, bu tümcelere ve bölüme ilişkin YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE, 21.2.2008
gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi. VI
- SONUÇ 24.11.2004
günlü, 5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun’un: A- 3.
maddesinin; 1- İkinci fıkrasının
son tümcesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet
ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Şevket APALAK ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve
OYÇOKLUĞUYLA, 2- Son fıkrasının
ikinci tümcesinde yer alan “... veya hasta sevk
oranlarının yüksek olması...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, OYBİRLİĞİYLE, B- 5. maddesinin
ikinci fıkrasının “Alınacak katkı payı tutarı Sağlık, Maliye ve Çalışma ve
Sosyal Güvenlik bakanlıklarınca müştereken belirlenir” biçimindeki üçüncü
tümcesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket
APALAK ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, C- 8. maddesinin
ikinci fıkrasının “... ve bu Kanunda belirlenen
esaslar çerçevesinde bunlara yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden
indirim oran ve şartları, sözleşmenin feshini gerektiren nedenler, ...”
bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya
KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Şevket APALAK ile Zehra
Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA, 21.2.2008 gününde karar verildi.
KARŞIOY GEREKÇESİ
1- Yasa’nın 3. Maddesinin İkinci Fıkrasının Son Tümcesi 24.11.2004
günlü 5258 sayılı Yasa’nın 3. maddesinin ikinci fıkrasının son tümcesinde,
“İhtiyaç duyulması halinde, Türkiye’de mesleğini icra etmeye yetkili ve 657
Sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinin (A) bendinin (4), (5) ve
(7) numaralı alt bentlerindeki şartları taşıyan kamu görevlisi olmayan uzman
tabip, tabip ve aile sağlığı elemanları; Sağlık Bakanlığının önerisi, Maliye
Bakanlığının uygun görüşü üzerine sözleşme yapılarak aile hekimliği
uygulamalarını yürütmek üzere çalıştırılabilir” denilmektedir. 657 Sayılı Yasa’nın
devlet memurluğuna alınacaklarda aranacak genel ve özel şartların
belirlendiği 48. maddesinin (A) bendinin (4), (5) ve (7) numaralı alt
bendlerinde, kamu haklarından mahrum bulunmamak, bazı suçlardan hükümlü
olmamak ve görevi yapmaya engel akıl hastalığı bulunmamak genel şartlar
arasında sayılmaktadır. Devlet memurluğuna engel oluşturacak bu durumlar
dışında dava konusu kuralda belirtilen kişilerin, sözleşme ile aile hekimliği
uygulamalarını yürütmek üzere çalıştırılabilecekleri anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca
devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin genel
idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin
gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri
eliyle yürütülür. Sağlık hizmetlerinin, kamu hizmeti olma özelliğini
yitirmediği sürece devletin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü
olduğu asli ve sürekli görevler arasında yer aldığında duraksama bulunmadığından
belirtilen hizmetlerin, memurlar ve diğer kamu görevlileri dışındaki kişiler
tarafından görülmesi olanaksızdır. Bu nedenle Yasa’nın 3. maddesinin ikinci
fıkrasının son tümcesi, Anayasa’nın 128. maddesine aykırıdır; iptali gerekir. 2- Yasa’nın 5. Maddesinin İkinci
Fıkrasının Üçüncü Tümcesi Madde’nin ikinci
fıkrasında, aile hekimliği uygulamasına geçilen yerlerde acil haller ve
mücbir sebepler dışında, hangi sosyal
güvenlik kuruluşuna tâbi olursa olsun, aile hekiminin sevki olmaksızın sağlık
kurum ve kuruluşlarına müracaat edenlerden katkı payı alınacağı, dava konusu
tümcede de alınacak katkı payı tutarının Sağlık, Maliye ve Çalışma ve Sosyal
Güvenlik bakanlıklarınca müştereken belirleneceği öngörülmektedir. Anayasa’nın 7. maddesine göre, yasama
yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki
devredilemez. Yasaların uygulanmasını sağlamanın, idarenin görevleri arasında
yer aldığı kuşkusuzdur. İdarenin bu görevini yerine getirebilmesi için yasa
koyucu özel ihtisas ve teknik bilgi gerektiren konularda idareye düzenleme
yetkisi verebilir. Ancak bu yetkinin, amacının, sınırlarının ve çerçevesinin
yasayla belirtilmesi gerekir. Yasa ile idareye keyfi uygulamalara yol
açabilecek çok geniş takdir yetkisi verilmesi yasa ile düzenleme sayılamaz.
Temel kurallar konulmadan, ölçü belirlenmeden yürütmeye idari tasarruflarda
bulunma yetkisi verilmesi Anayasa’nın 7. maddesi ile bağdaşmaz. İptali istenen kuralda, alınacak katkı
payı tutarının Sağlık, Maliye ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıklarınca
müştereken belirleneceği öngörülürken bu konuda, üst sınır, maktu veya nisbi
olma, hizmetin özelliği gibi nesnel ölçü ve sınırlara yer verilmemiştir.
Böylece idareye çok geniş bir takdir yetkisi verilerek yasama yetkisinin
devrine yol açılmıştır. Bu nedenle Kural, Anayasa’nın 7.
maddesine aykırıdır: iptali gerekir. 3- Yasa’nın 8. Maddesinin İkinci
Fıkrasının İptali İstenen Bölümü Maddenin ikinci fıkrasının dava konusu
bölümünde, sözleşmeli olarak çalıştırılacak aile hekimi ve aile sağlığı
elemanlarına bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde yapılacak ödeme
tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartlarının, sözleşmenin feshini
gerektiren nedenlerin yönetmelikle düzenlenmesi öngörülmektedir. Aile hekimliği hizmetlerinin,
Anayasa’nın 128. maddesi uyarınca, devletin genel idare esaslarına göre yürütmekle
yükümlü olduğu asli ve sürekli görevler kapsamında bulunması nedeniyle
yukarıda belirtildiği gibi kamu görevlisi niteliği taşımayanlar tarafından
yürütülmesi olanaklı değildir. Kamu görevlisi niteliğini taşıyan personelden
sözleşmeyle çalıştırılacaklara yapılacak ödemelerin belirlenmesinin ise,
yönetmeliğe bırakılması memurların ve diğer kamu görevlilerinin aylık ve
ödeneklerinin kanunla düzenleneceğini öngören Anayasa’nın 128. maddesinin
ikinci fıkrasına aykırıdır; Kural’ın iptali gerekir. Açıklanan nedenlerle çoğunluk görüşüne
karşıyım. Üye Fulya
KANTARCIOĞLU KARŞIOY
GEREKÇESİ Aile Hekimliği Pilot
Uygulaması Hakkında Kanun’un 3. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinin
incelenmesi. Söz konusu Kanun’un
amacı, kişilere koruyucu ve birinci basamak tanı koyucu, tedavi ve rehabilite
edici sağlık hizmetlerini, Sağlık Bakanlığının sözleşmeli olarak
çalıştıracağı aile hekimi ve aile sağlığı elamanları aracılığı ile sunmaktır.
Bunun için de Sağlık Bakanlığına önce Bakanlık veya diğer
kamu kurum veya kuruluşları personeli olan uzman tabip, tabip ve aile sağlığı
elamanlarını, 657 sayılı Kanun ile diğer kanunların sözleşmeli personel
çalıştırılması hakkındaki hükümlerine bağlı olmaksızın, aile hekimliği
uygulamalarında sözleşmeli olarak çalıştırma veya aynı nitelikteki Bakanlık
personelini bu uygulamalar için görevlendirme, ihtiyaç duyulması halinde de
Kanun’da belirtilen nitelikleri taşıyan ancak, kamu görevlisi olmayan uzman
tabip, tabip ve aile sağlığı elemanları ile sözleşme yapma yetkisi verilerek,
aile hekimliği hizmeti yürütülmek istenmiştir. Devletin, genel idare
esaslarına göre memur veya diğer kamu görevlileri eliyle yerine getirmekle
yükümlü olduğu kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevleri
vardır. Aile hekimleri ve aile
sağlığı elamanlarınca yerine getirilecek olan sağlık hizmetlerinin de genel
idare esaslarına göre yürütülmesi gereken kamu hizmeti niteliğindeki asli ve
sürekli görevlerden olduğunda ve bu tür görevlerin de memurlar ve diğer kamu
görevlileri eliyle görülmesi gerektiğinde tereddüt bulunmamaktadır. Buna göre
Sağlık Bakanlığı da asli ve sürekli görev olan aile hekimliği hizmetini genel
idare esaslarına göre yerine getirmekle yükümlüdür. Nitekim,
sözleşme ile çalıştırılacak olan aile hekimleri ve aile sağlığı elamanlarının,
Bakanlığın yönetim ve denetimine bağlanması da hizmetin, genel idare
esaslarına göre yürütülen kamu hizmetinin gerektirdiği asli ve sürekli
görevlerden olduğunu ortaya koymaktadır. Bu tür görevlerin, memur veya diğer
kamu görevlileri eliyle yerine getirilmesi ise anayasal bir zorunluluktur. İptali
istenilen kuralla, Devletin asli ve sürekli görevlerinden olan ve genel idare
esaslarına göre memur veya diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi gereken
aile hekimliği uygulamasına ilişkin sağlık hizmetlerinin, özel hukuk sözleşmesi
ile çalışan ve idari hizmet sözleşmesi olmadığı için kamu hukuku bağlantısı
bulunmayan bu nedenle de memur ya da kamu görevlisi sayılması mümkün olmayan
kimseler tarafından yerine getirilmesine olanak sağlanmaktadır. Bu durum, söz konusu
kamu hizmetini, kamu görevlisi olmayan, memur veya diğer kamu görevlisi
sıfatı da bulunmayanlar tarafından yerine getirilmesine imkan
sağladığından, kural Anayasa’nın 128. maddesine aykırıdır Aile Hekimliği Pilot
Uygulaması Hakkında Kanun’un 8. maddesinin ikinci fıkrasının “…ve bu Kanunda belirlenen esaslar
çerçevesinde bunlara yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim ve
şartları, sözleşmenin feshini gerektiren nedenler …” bölümünün incelenmesi.
Genel idare esaslarına
göre yürütülmesi gereken asli ve sürekli nitelikteki kamu hizmetlerini yerine
getiren memur veya diğer kamu görevlilerinin niteliklerinin, atanmalarının,
görev ve yetkilerinin, hakları ve yükümlülüklerinin, aylık ve ödeneklerinin
ve diğer özlük işlerinin kanunla düzenlenmesi Anayasa’nın 128. maddesi
gereğidir. Aile hekimliği ve aile
sağlığı elamanları kamu görevlisi niteliğinde memur olduklarından, bunların
da nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri,
aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin kanunla düzenlenmesi gerekir.
İptali istenilen bölümde ise, aile
hekimliği ve aile sağlığı elamanlarına yapılacak ödemelerin tutarı ile bu
tutarlarda yapılacak indirimin miktarı ve indirimin şartları ile sözleşmenin
feshini gerektiren nedenler, Bakanlar Kurulunca çıkartılacak bir yönetmeliğe
bırakılmıştır. Bu durum kanunla düzenlenme gereğini açıkça ihlal ettiğinden,
sözü edilen bölüm Anayasa’nın 128. maddesine aykırıdır. Diğer taraftan, bir
hususta yönetmelikle düzenleme yapılabileceğinin kanunda belirtilmiş olması,
o hususun kanunla düzenlendiği, yani asli düzenleme yetkisi kullanılarak
yapıldığı anlamında yorumlanamaz. İlke ve esasları saptanıp çerçevesi
çizilmeden verilen yetkiler, asli düzenleme yetkisinin devri niteliğindedir.
Bakanlar Kurulunun yönetmelikle düzenleme yapabileceği alan olarak iptali
istenilen bölümde belirlenen ödeme tutarı, ücret indirimi ve sözleşmenin
feshi ile ilgili konuların ilke ve esasları kanunda gösterilmemiş ve
çerçevesi çizilmeyerek yürütmeye geniş bir takdir yetkisi verilmiştir. Başka
bir ifadeyle yasama organı kendisine ait asli düzenleme yetkisini yürütme
organına devretmiştir. Bu durum,
Anayasa’nın 7. maddesine aykırıdır. Açıklanan nedenlerle
Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun’un 3. maddesinin ikinci
fıkrasının son cümlesi ile 8. maddesinin ikinci fıkrasının “…ve bu Kanunda belirlenen esaslar
çerçevesinde bunlara yapılacak ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim ve
şartları, sözleşmenin feshini gerektiren nedenler …” bölümünün iptali
gerektiğinden, redde ilişkin çoğunluk görüşüne katılmadık.
DEĞİŞİK
GEREKÇE 1. Anayasa Mahkemesi’nin 22.11.2007
tarih ve E.2004/114, K.2007/85 sayılı kararında (RG.
24.12.2007, Sayı : 26736); “… sağlık
hizmetleri nitelikleri gereği diğer kamu hizmetlerinden farklıdır… Anayasanın
47. maddesi ile 128. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, sağlık
hizmetlerinin bütünüyle devletin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü
olduğu bir kamu hizmeti
şeklinde nitelendirilmesi olanaklı değildir. Dolayısıyla sağlık
hizmetinin tamamının salt memur ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi
gerektiğinden söz edilemeyeceği gibi, 47. maddesinde öngörülen hizmet
kapsamında bunun özel hukuk sözleşmeleri ile üçüncü kişilere yaptırılabileceği
olanaklıdır…” denilmektedir. Davanın somutunda da, 24.11.2004 tarih ve 5258 sayılı Aile
Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun’un 3. maddesinin ikinci
fıkrasındaki iptali istenen cümle ile “ihtiyaç duyulması halinde” kamu görevlisi olmayan ve yasada belirtilen
belli nitelikleri haiz uzman tabip, tabip ve aile sağlığı elemanlarının,
sözleşme yapılmak suretiyle aile hekimliği uygulamalarını yürütmek üzere
çalıştırılabileceği öngörülmektedir. İptali istenen kural, işaret edilen
Anayasa Mahkemesi kararı ile tamamen uyumlu olup, yeni başlatılan bir sağlık
uygulamasında (aile hekimliği) ihtiyaç duyulması halinde, kamu görevlisi olmayan
(serbest çalışan) uzman tabip, tabip ve aile sağlığı elemanlarının bu amaç
doğrultusunda istihdam edilmelerine
olanak sağlamaktadır. Diğer bir deyişle, aile hekimliği pilot uygulamasında
kamu görevlisi olanların yanısıra serbest çalışan tabip ve diğer sağlık
görevlilerinin de istihdamında Anayasa’ya aykırılık sözkonusu değildir. 2. Bu şekilde istihdam edilen kamu görevlisi
olmayanların hukuki statülerine gelince: Anayasa’nın 56. ve 47. maddeleri
birlikte değerlendirildiğinde, aile hekimliği uygulamasında istihdam edilen
kamu görevlisi olmayan kişilerin “diğer kamu görevlisi” sayılamayacakları,
bunların, sağlık hizmetinin Mahkememiz kararında işaret edilen özelliği
dikkate alınarak çalıştırılan “farklı” bir kategoriyi teşkil ettiği ve kamu hukukundan
ziyade özel hukuk hükümlerine tâbi oldukları görülmektedir. 3. Bu kategoriye tâbi personelin
“sözleşmeli” olarak çalıştırılmaları, kendilerinin 657 sayılı Kanun’un 4.
maddesi kapsamına girdiklerini göstermediği gibi, bu sözleşmenin “idari
hizmet sözleşmesi” olarak da nitelendirilmesi mümkün değildir. Öğretide ve idari yargı kararlarında genel kabul gördüğü üzere, bir sözleşmenin
“idari sözleşme” olarak kabul edilebilmesi için, “Özel hukuku aşan
hükümler”in ağırlıklı bulunması gerekir. Bu meyanda, şu ölçütlerin mevcudiyeti
aranmalıdır: -İdari sözleşmelerde akid özel kişi
idarenin sürekli denetimi ve gözetimi altında olup, idare gerektiğinde ona
emir ve talimat verebilir. -İdare, yükümlülüklerini yerine getirmeyen
veya eksik getiren akid özel kişiye doğrudan yaptırım uygulayabilir. -İdarenin, sözleşmenin hükümlerini tek
taraflı değiştirme hakkı vardır. -İdare, sözleşmeyi çeşitli nedenlere dayanarak feshedebilir. Bu koşullar da göstermektedir ki,
sözleşmenin tarafı olan idare, karşı tarafın hak ve yükümlülüklerini etkileyebilecek
mahiyette kamu gücüne dayanan tek taraflı işlem tesis edebilmektedir. (Ethem
ATAY, İdare Hukuku, Ankara 2006, S. 447-450) İdari sözleşmeler içinde ayrı bir
kategori teşkil eden “idari hizmet sözleşmesi” ise kamuda istihdam edilen ve
işçi sayılmayan kişilerle idare arasında akdedilen bir sözleşme türüdür ve sözkonusu
kişiler 657 sayılı Kanun’un 4. maddesindeki dört istihdam türünden birini oluşturur. Bu sözleşmelerden
kaynaklanan uyuşmazlıklar idari yargıda çözümlenmektedir. (age., s.453) Yukarıda işaret edildiği üzere, iptal davasına konu kuraldaki kişileri
“diğer kamu görevlisi” saymak mümkün olmadığından, bu kişilerin idare ile
imzaladıkları sözleşmeyi de bir “idari
hizmet sözleşmesi” saymaya imkân yoktur. 5258 sayılı Yasa’nın tüm hükümleri
incelendiğinde de, bu kategoridekilerin idare karşısında güçsüz
bırakılmadıkları, bilakis karşılıklı iradelerin uyuşması esasına dayanan ve
özel hukukun öngördüğü bir hizmet sözleşmesinin sözkonusu olduğu açıkça
anlaşılmaktadır. Bu Kanun’a dayanılarak çıkartılan “Aile
Hekimliği Pilot Uygulaması Kapsamında Sağlık Bakanlığınca Çalıştırılan
Personele Yapılacak Ödemeler ve Sözleşme Şartları Hakkında Yönetmelik”
(RG.12.8.2005, Sayı: 25904) ile öngörülen kimi düzenleyici ve yönlendirici
kurallar ise özelliği ifa edilen sağlık görevinin kamu yararına yönelik ve
kamu hizmeti ağırlığı dikkate alınarak konulmuş hükümlerdir. Daha
yalın bir anlatımla, idare gördürülecek sağlık hizmetinin insana yönelik
özellik ve ciddiyetini dikkate alarak, hizmetin asgari normlarını belirlemiş
ve karşılıklı olarak akdedilecek bir hizmet sözleşmesiyle hizmetin gördürülmesini
amaçlamıştır. Gerek anılan yönetmelik hükümleri, gerek bu yönetmelik uyarınca
hazırlanan sözleşme metinleri incelendiğinde de, yukarıda açıklanan tek
taraflı kamu gücünün söz konusu olmadığı, sözleşme feshi nedenlerinin
karşılıklı ve dengeli bir biçimde düzenlendiği görülmektedir. 4. Yukarıda açıklanan
nedenlerle, iptali istenen Yasa’nın 3. maddesinin ikinci fıkrasındaki kurala
konu kişilerin Anayasa’nın 128. maddesindeki “diğer kamu görevlileri” kapsamına
girmediği, bunlarla idare arasında akdedilen sözleşmenin bir “idari hizmet sözleşmesi” olmayıp, özel
hukuka tâbi bir hizmet sözleşmesi niteliğinde bulunduğu, dolayısıyle iptal
isteminin bu gerekçelerle reddi gerektiği kanısında olduğumdan, çoğunluk
kararına bu gerekçe ile katılıyorum. Üye Serdar ÖZGÜLDÜR AZLIK OYU 5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot
Uygulaması Hakkında Kanun’un: A-
3. maddesinin ikinci fıkrasının son tümcesi Anayasa’nın
128. maddesinde, Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel
kişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu
hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevlerin, memurlar ve diğer kamu
görevlileri eliyle görüleceği öngörülmüştür. Anayasa Mahkemesi kararlarında vurgulandığı
gibi, toplumsal yaşamın zorunlu gereksinimlerinden olan, düzenlilik ve
süreklilik içeren sağlık alanında yürütülen etkinlikler ve görevler birer
kamu hizmetidir. İnsan ve sağlık kavramlarının vazgeçilmez bütünlüğü ve
ilişkisi, bu görevin asli ve sürekli olduğunda duraksamaya yer
bırakmamaktadır. Devletin temel ve kesintisiz olarak sürdüreceği bu görev
Anayasa gereği memurlar veya diğer kamu görevlileri eliyle gördürülecektir. Devlet kavramının açılımında yer alan
tek tüzelkişilik ve merkezi idare ile
gerçekleşen görevleri yürüten , memur ya da kamu görevlilerin konumlarına
ilişkin temel kurallar içeren
657 sayılı Devlet Memurları Kanunu kamu çalışanlarını memurlar, sözleşmeli personel, geçici
personel ve işçiler olarak öngörmüştür.
Aynı Yasa’ya göre bunlar dışında bir çalıştırma biçimi
yasaklanmaktadır. İptali istenen kural ise kamu görevlisi
olmayan sağlık
elamanı çalıştırma yöntemini öngörmektedir. Yapılacak
sözleşmenin hukuksal niteliğinin belirsizliği yanında, Anayasa’da yer almayan
bir görevlendirmenin söz konusu olduğu açıktır. Bu şekilde çalıştırılanlar ile kamu
görevlilerini de sözleşmeyle ve yeni
bir konumla çalıştırma olanağı birlikte
gözetildiğinde, Anayasa’da yer almayan
farklı bir görevlendirmenin
gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Dahası, bu şekilde çalıştırılanlara 657 sayılı
Yasa’nın sözleşmeli personelle ilgili ücretlerinin üstünde bir ödeme
yapılmasıyla, Anayasa’nın amaçladığı dizgenin dışına çıkıldığı, kendine özgü,
konum ve ücretleriyle eşitlikle de çelişir sonuçlara etken olunduğu
anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle, Kuralın Anayasa’nın 10.
ve 128. maddelerine aykırılığı açıktır. B-
5. Maddesinin ikinci fıkrasındaki “Alınacak katkı payı tutarı Sağlık, Maliye
ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlarınca müştereken belirlenir” biçimindeki
üçüncü tümcesi Anayasa’nın 7. maddesine göre, yasama
yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir ve devredilemez. Yasama organının yasa konusu yaptığı bir konuda artık tüm
ilkeleri kendi belirlemelidir. Ancak uzmanlığın ve teknik yaklaşımların
gerektirdiği konularda yasama organı sınırlarını ve alanını
belirleyerek yönetime yetki verebilir. Devredilen yetki sınırsız ve belirsiz
olamaz. İptali istenen kuralda, katkı payının
alınacağı sınırı ve ölçütleri belirlenmeden yetki devri yapılmıştır. Temel nitelikteki
bu yetkinin, bu biçimiyle devri Anayasa’nın 7. maddesine aykırıdır. C-
8. Maddesinin ikinci fıkrasının “...ve bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde
ödeme tutarları ile bu ücretlerden bunlara yapılacak indirim oran ve
şartları, sözleşmenin feshini gerektiren nedenler..”
bölümü 3. maddenin ikinci fıkrasının son
tümcesi için yukarda sözünü ettiğimiz karşı görüş doğrultusunda kamu
görevlisi olmayanlar yönünden böyle bir görevlendirme Anayasa’ya aykırı olduğundan
sözleşmede yer alacak konularla ilgili kurallarda buna bağlı olarak
Anayasa’ya aykırıdır. Başka bir anlatımla, bir konu Anayasa’ya aykırı ise
buna bağlı kurallarında aykırı olacağı açıktır. Sonuç Yukarıda açıklanan ve ara başlıklara alınan
kuralların iptali gerekeceği oyuyla karara karşıyım. Üye Şevket
APALAK KARŞIOY
GEREKÇESİ 24.11.2004 günlü, 5258 sayılı Aile
Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun’un; 1- 3. maddesinin ikinci fıkrasının son
tümcesi “ihtiyaç duyulması halinde, Türkiye’de mesleğini icra etmeye yetkili
ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48. maddesinin (A) bendinin (4), (5)
ve (7) numaralı alt bentlerindeki şartları taşıyan kamu görevlisi olmayan
uzman tabip, tabip ve aile sağlığı elemanları, Sağlık Bakanlığının önerisi,
Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine sözleşme yapılarak aile hekimliğini
yürütmek üzere çalıştırabilir.” denilmektedir. Anayasa’nın “Kamu hizmeti görevlileriyle
ilgili hükümler” başlıklı 128. maddesinde, Devletin kamu iktisadi teşebbüsleri
ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre
yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli
görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görüleceği hükme
bağlanmıştır. Anayasa’nın “Sağlık hizmetleri ve
çevrenin korunması” başlıklı 56. maddesinde herkesin, sağlıklı ve dengeli bir
çevrede yaşama hakkına sahip olduğu belirtilerek, sağlık hizmetlerinin
topulumun genel ve ortak ihtiyaçları kapsamında ele alındığı ve bu hizmetlerin bir
“kamu hizmeti” olarak nitelendirildiği anlaşılmaktadır. Bu durumda aile hekimliği sağlık
hizmeti, kamu hizmeti olduğundan devletin genel idare esaslarına göre yürütmekle
yükümlü olduğu asli ve sürekli görevleri arasında yer alan bu hizmetlerin
memurlar ve diğer kamu görevlileri dışındaki kişiler tarafından görülmesi
yasal olarak mümkün değildir. Açıklanan nedenle Anayasa’nın 128.
maddesine aykırı bulunan 5258 sayılı Yasa’nın 3. maddesinin ikinci fıkrasının
son tümcesinin iptali gerekir. 2- 5. maddesinin
ikinci fıkrasının üçüncü tümcesinde; “Alınacak katkı payı tutarı Sağlık,
Maliye ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıklarınca müştereken belirlenir.”
denilmekte olup, fıkrada, aile hekimliğine geçilen yerlerde acil haller ve
mücbir sebepler dışında sağlık kurum ve kuruluşlarına başvurabilmek için aile
hekiminin sevkini almak zorunluluğu getirilmekte, hangi sosyal güvenlik
kuruluşuna tabi olursa olsun aile hekiminin sevki olmaksızın sağlık kurum ve
kuruluşlarına müracaat edenlerden katkı payı alınacağı belirtilmektedir. Anayasa’nın 7. maddesinde “Yasama
yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.”
denilmektedir. İdarenin görevleri genel olarak yasaların
uygulanmasını göstermekdir. Yasakoyucu özel bilgi ve teknik gerektiren
konularda düzenleme yapması için idareye yetki verebilir. Ancak bu yetkinin
amacının ve çerçevesinin yasa ile belirtilmesi gerekir. İptali istenilen kuralda alınacak katkı
payı tutarının Sağlık, Maliye, ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlıklarınca müştereken
belirleneceği öngörülürken bu konuda hizmetin özelliğine göre nesnel ölçü ve
sınırlara yer verilmemiştir. Katkı payının belirlenmesine ilişkin sınır ve
çerçeve yasa ile düzenlenmeyerek asli düzenleme yetkisi Bakanlıkların müştereken
alacakları karara bırakılmıştır. Bu durumda kural idareye geniş takdir
yetkisi vermek suretiyle yasama yetkisinin devri niteliğinde olup, Anayasa’nın
7. maddesine aykırı olduğundan iptali gerekir. 3- 8. maddesinin ikinci fıkrasında
yeralan “…ve bu Kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde bunlara yapılacak ödeme
tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve
şartları, sözleşmenin feshini gerektiren nedenler…” bölümünde; sözleşmeli
olarak çalıştırılacak aile hekimi ve
aile sağlığı elemanlarına bu kanunda belirlenen esaslar çerçevesinde yapılacak
ödeme tutarları ile bu ücretlerden indirim oran ve şartları, sözleşmenin
feshini gerektiren nedenlerin yönetmelikle düzenlenmesi belirtilmektedir. Anayasa’nın 128. maddesine göre bir kamu
hizmeti olan aile hekimliğinin genel idare esaslarına göre yürütmekle
yükümlü olduğu asli ve sürekli görevler kapsamında bulunması nedeniyle kamu
görevlisi niteliği taşımayanlar tarafından yürütülmesi mümkün olmadığından bu
kapsamda bir ödeme yapılması olanaksızdır. Öte yandan kamu görevlisi
niteliğini taşıyan personelden sözleşmeyle çalışacaklara ödenecek ücretlerin
yönetmeliğe bırakılması da Anayasa’nın 128. maddesinde yer alan memurların ve
diğer kamu görevlilerinin aylık ve ödeneklerinin kanunla düzenleneceği
hükmüne aykırı olup, iptali gerekmektedir. Açıklanan nedenlerle 24.11.2004 günlü,
5258 sayılı Aile Hekimliği Pilot Uygulaması Hakkında Kanun’un dava konusu
kurallarının iptali gerektiği düşüncesi ile çoğunluk kararına karşıyım. Üye Zehra
Ayla PERKTAŞ |
|||||||||||||||||||