Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından: Esas Sayısı
: 2008/26 Karar Sayısı :
2008/147 Karar Günü : 24.9.2008 İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: Arhavi Asliye Hukuk Mahkemesi İTİRAZIN KONUSU: 4.4.1990 günlü, 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 5.
maddesinin birinci fıkrasının “Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.
Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır,” bölümünün Anayasa’nın 35. maddesine aykırılığı
savıyla iptali istemidir. I - OLAY Kıyı
kenar çizgisi içinde kalması nedeniyle tapu kaydının iptali ve kıyı kenar
çizgisi içerisinde kalan arazinin tescil dışında bırakılması istemiyle açılan
davada itiraz konusu Kural’ın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme
iptali için başvurmuştur. II - İTİRAZIN GEREKÇESİ Başvuru
kararının gerekçe bölümü şöyledir: “İptali
istenen taşınmazların tapulu olduğu, bu tapuların devletin yetkili organlarınca
yetkileri dâhilinde düzenlenerek tapuya davalı özel şahıslar adına
kaydedildiği noktasında bir ihtilaf bulunmamaktadır. Davalılar adına devletin
yetkili organlarınca oluşturulan bu kayda rağmen yine yürütme organlarınca bu
tapuların bu kez kıyı kenar çizgisi içerisinde kaldığından bahisle iptalinin
istenmesi Anayasanın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına açıkça aykırılık
teşkil etmektedir. Aynı şekilde bu şekilde yapılacak bir iptal Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesinin ek protokol 1. maddesinde düzenlenen mülkiyet
haklarının da ihlali sonucunu doğuracaktır. Böyle bir halde davalı tarafların
Avrupa İnsan Haklarına Mahkemesine başvurusu halinde belirtilen maddenin
ihlali nedeni ile ülkemizin tazminatla sorumlu tutulacağı Ek Protokol 1.
maddenin açıklığı karşısında izahtan varestedir. Ülkenin bu şekilde bu tip
davalarla mahkûm edilmesi Avrupa ülkeleri nezdinde ülkemizin itibarını
kaybetmesine neden olmaktadır. MK’nun
1023 maddesine göre tapuda malik olarak gözüken kişinin gerçekte tapu maliki
olmaması halinde dahi 3. kişinin tapuda kayıtlı olan malikin bu durumunu
bilmeden iyi niyetli olarak bu tapuyu iktisap etmesi halinde dahi iyi niyeti
korunarak tapudaki malikliği geçerli olmaktadır. Bu halde gerçek tapu
malikinin MK’ nun 1007.maddesi gereğince devlete
başvurarak zararlarını isteme hakkı olduğu halde bizzat tapunun iptalini
isteyememektedir. Bu düzenlemede Anayasanın 35. maddesinde düzenlenen
mülkiyet hakkına dayanmaktadır. Mahkememize açılan dava dosyasında davalı
taraflara dava konusu yerin kendilerine ait olduğuna ilişkin tapu kaydı
devletin yetkili organlarınca verilmiştir. Bir kısım tapuların bu kayda
istinaden ilk malikleri tarafından davalı taraflara da devredildiği
anlaşılmaktadır. Yukarıda örneklenen halde iyi niyetli 3. kişinin iktisabı
korunurken mahkememize açılan dava dosyasında böyle bir iyi niyet korunmamaktadır.
Oysa ki davalı taraflar devletin kendilerine vermiş
olduğu tapuya güvenerek işlem yapmakta mülkiyet hakkının kendilerine verdiği
hakları kullanarak bu taşınmazlar üzerinde bina yapmakta, yerleşmekte ve bu
kullanımları bir çok dava dosyasında görüleceği üzere uzun yıllar boyu
sürmektedir. Vatandaşların yıllar boyu süren bu kullanımlarına rağmen açılan
bu tip davalarla tapuları iptal edilmekte, bu durum ise toplum içerisinde bir
karışıklığa sebebiyet vermektedir. Kanunlar toplumda düzenin sağlanması için
yürürlüğe konulmaktadır. Oysa ki verilen tapulara
rağmen bu tapuların yine yürütme organlarınca yıllar süren iyi niyetli
kullanmaya rağmen iptalinin istenmesi ülke vatandaşları arasında büyük
sıkıntılara sebebiyet vermekte, vatandaşın devlete olan güveninin azalmasına
sebebiyet vermektedir. Anayasanın
43. maddesi gereği pek tabi ki kıyılar devletin hüküm ve tasarrufu altında
bulunmaktadır ve tüm toplumun yararlanmasına açık halde bırakılması
gerekmektedir. Ancak bir şekilde devletin yetkili organlarınca gerek ihmal,
gerekse yeterli araştırma yapılmaması nedeni ile bu tip yerlerin tapu verilerek
özel şahıslar adına tapulanması ve bu işlemin kesinleşmesi halinde yürütme
organları ancak tazminatını vererek başka bir deyişle kamulaştırarak bu
tapuların iptalini isteyebilir. Aksi hal devlet ciddiyeti ile bağdaşmadığı
gibi toplum içerisinde kişilerin devlete olan güvenini de sarsmaktadır. SONUÇ: Yukarıda
açıklanan tüm bu nedenlerle açıkça anlaşılacağı üzere 3621 Sayılı Kıyı
Kanunun 5/2. maddesinin uygulanmasının Anayasanın 35 ve Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesinin ek protokol 1. maddesine aykırı olduğu belirlendiğinden Kıyı
Kanunun 5/2. maddesinin Yüksek Mahkemenizce resen yapılacak araştırma
sırasında belirlenebilecek diğer nedenlerle iptaline karar verilmesi talep
olunur.” III - YASA METİNLERİ A - İtiraz Konusu Yasa Kuralı 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun itiraz konusu kuralı da
içeren 5. maddesi şöyledir: “Kıyılar ile
ilgili genel esaslar aşağıda belirtilmiştir: Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.
Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır, Kıyı ve
sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararı gözetilir. Kıyıda ve
sahil şeridinde planlama ve uygulama yapılabilmesi için kıyı kenar çizgisinin
tespiti zorunludur. Kıyı kenar
çizgisinin tespit edilmediği bölgelerde talep vukuunda, talep tarihini takip
eden üç ay içinde kıyı kenar çizgisinin tespiti zorunludur. Sahil
şeritlerinde yapılacak yapılar kıyı kenar çizgisine en fazla Yaklaşma
mesafesi ve kıyı kenar çizgisi arasında kalan alanlar, ancak yaya yolu,
gezinti, dinlenme, seyir ve rekreaktif amaçla
kullanılmak üzere düzenlenebilir. Sahil
şeritlerinin derinliği, 4 üncü maddede belirtilen mesafeden az olmamak üzere,
sahil şeridindeki ve sahil şeridi gerisindeki kullanımlar ve doğal eşikler de
dikkate alınarak belirlenir. Taşıt yolları,
sahil şeridinin kara yönünde yapı yaklaşma sınırı gerisinde kalan alanda
düzenlenebilir. Sahil
şeridinde yapılacak yapıların kullanım amacına bağlı olarak yapım koşulları
yönetmelikte belirlenir.” B - Dayanılan Anayasa Kuralı İtiraz
başvurusunda Anayasa’nın 35. maddesine dayanılmıştır. IV - İLK İNCELEME Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince
Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet
ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK,
Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın
katılımlarıyla 8.4.2008 günü yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik
bulunmadığından işin esasının incelenmesine geçilmiş, ancak başvuru kararında
4.4.1990 günlü, 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 5. maddesinin ikinci fıkrasının
iptali istenmekte ise de, başvuru gerekçesinden iptal isteminin 5. maddenin
birinci fıkrasında yer alan “Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır.
Kıyılar, herkesin eşit ve serbest
olarak yararlanmasına açıktır,” bölümüne yönelik olarak gerçekleştirildiği
anlaşıldığından incelemenin buna göre yapılmasına oybirliğiyle karar
verilmiştir. V - ESASIN İNCELENMESİ Başvuru
kararı ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kural, dayanılan
Anayasa kuralı ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü: Başvuru kararında, geçerli tapu kaydına dayanarak
yıllarca bir taşınmazı iyi niyetle kullanan bireylerin taşınmazlarının hiçbir
bedel ödenmeksizin tapu kayıtlarının iptal edilerek sicilden silinmesinin
Anayasa’nın 35. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 1. Protokolün 1.
maddelerinde güvence altına alınan mülkiyet hakkını ihlal edeceği savıyla
3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 5. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’ya
aykırı olduğu ileri sürülmüştür. Anayasa’nın 43.
maddesinde kıyıların Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu, deniz, göl
ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve göllerin kıyılarını çevreleyen sahil
şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu yararının gözetileceği belirtilmektedir.
Anayasa’nın 43. maddesine paralel olarak Medeni
Kanun’un 715. ve itiraza konu 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 5. maddeleri de
kıyıların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu hükmünü içermektedir. Kıyı Kanunu’nun 4. maddesinde kıyı, kıyı çizgisi ile
kıyı kenar çizgisi arasında kalan ve su hareketlerinin oluşturduğu, kayalık,
kumluk, sazlık, bataklık, çakıllık gibi alanlar olarak tanımlanmakta ve 9.
maddesinde kıyı kenar çizgilerinin nasıl belirleneceği düzenlenmektedir. Buna
göre deniz, göl ve ırmak kenarlarındaki kıyılara uygulanacak hukuki statü,
ancak kıyı kenar çizgilerinin belirlenmesi ile fiilen ortaya çıkacaktır. Kıyıların bu hukuksal durumu
nedeniyle, uygulamada Anayasal ve yasal düzenleme yapılmadan ya da yasaya uygun
olarak kıyı kenar çizgisi belirlenmeden önce özel mülkiyete konu olmuş ve
tapu siciline tescil edilmiş olan taşınmazlar üzerinde kazanılmış hak
doğmayacağı, buraların zamanaşımı yoluyla iktisap edilemeyeceği, tapu sicili
hükümlerine bağlı tutulamayacağı ve haczedilmeyeceği kabul edilmektedir. Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu
haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının
kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” denilmektedir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 1.
Protokolün 1. maddesinde de “Her gerçek
ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme
hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada
öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal
ve mülkünden yoksun bırakılabilir. Yukarıdaki
hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını
düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının
ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip
oldukları hakka halel getirmez.” denilmektedir. Temel bir insan hakkı olan mülkiyet hakkı
bireyin eşya üzerindeki hâkimiyetini güvence altına almaktadır. Eşya
üzerindeki hâkimiyet bir yönüyle bireye devletin müdahale edemeyeceği özel
bir alan yaratırken, diğer taraftan emeğinin karşılığını güvence altına
almakla bireye kendi hayatını yönlendirme ve geleceğini tasarlama olanağı
sunmaktadır. Bu nedenle birey özgürlüğü ile mülkiyet hakkı arasında yakın bir
ilişki vardır. Ancak mülkiyet hakkının mutlak bir hak
olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği, kıyıların devletin
hüküm ve tasarrufu altında olması nedeniyle özel mülkiyete konu yapılamaması
Anayasa’da öngörülmektedir. Kıyıların devletin hüküm ve tasarrufu altında olması,
buraların özel mülkiyete konu olamayacağı ve doğasına
uygun olarak, genellik, eşitlik ve serbestlik ilkeleri gereği herkesin ortak
kullanımına açık bulunmaları gerektiği anlamına gelmektedir. Hukukumuzda kıyılar,
sahipsiz doğal nitelikli ve herkese açık bir kamu malı olarak düzenlenmiştir.
Anayasa’nın 43. maddesi kıyıların
devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğu hükmünü içermektedir. Buna göre
anayasa koyucu kıyıların toplum için önemini dikkate alarak mülkiyet konusu
olmasını yasaklamaktadır. İptali istenilen 3621 sayılı Yasa’nın 5. maddesinin
birinci fıkrası, Anayasa’nın 43. maddesindeki hükmün bir tekrarı
niteliğindedir. Bu nedenle 5. maddenin Anayasa’ya aykırı bir yönü
bulunmamaktadır. İtiraz başvurusunda değinilen uygulama
sorunu, son yıllarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları çerçevesinde
kıyı kenar çizgisi içinde kalan tapu siciline kayıtlı taşınmazların
karşılıklı hak dengesini sağlamak amacıyla mülk sahibine tazminat niteliğinde
bir bedelin ödenmesi gerektiği yolundaki yargı kararları ile ortadan
kalkmıştır. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’ya
aykırı değildir, iptal isteminin reddi gerekir. VI - SONUÇ 4.4.1990
günlü, 3621 sayılı Kıyı Kanunu’nun 5. maddesinin birinci fıkrasının “Kıyılar,
Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest
olarak yararlanmasına açıktır,” bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
itirazın REDDİNE, 24.9.2008
gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
|
|||||||||||||||||