|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2005/90
Karar Sayısı : 2008/146
Karar Günü : 24.9.2008
İPTAL DAVASINI AÇAN : Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Kemal ANADOL, Kemal
KILIÇDAROĞLU ve 119 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU : 26.05.2005
günlü, 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunu’nun;
A- 3. maddesinin (b) bendinde yer alan “… bazılarını
…” sözcüğünün,
B- 4. maddesinin üçüncü fıkrasının,
C- 6. maddesinin,
D- 8. maddesinin birinci fıkrasının “… veya
belediye meclis üyeliğine seçilmeyi haiz kişiler arasından, birlik
tüzüğünde belirlenen sayıda ve gizli oyla seçecekleri üyelerden oluşur.
Ancak dışarıdan seçileceklerin sayısı mahalli idare meclisinden
seçileceklerin üçte birini geçemez.” bölümünün,
E- 17. maddesinin ikinci fıkrasının “… birliğin
faaliyet alanında olmak ve sayısı üçü geçmemek üzere birlik meclisinin
kararıyla kurulacak diğer birimlerden …” bölümünün,
F- 18. maddesinin birinci ve son fıkralarının,
G- 19. maddesinin “… 8 inci maddede belirtilen doğal üyeler ile birliğin
sulama faaliyetlerinden faydalanan ve belediye meclisi üyeliğine seçilme
şartlarına sahip olan çiftçiler arasından birlik tüzüğünde gösterilen
sayıda seçilecek üyelerden oluşur.” bölümünün,
Anayasa’nın 2.,
6., 7., 8., 10., 11., 47., 67., 90., 123., 126., ve 127. maddelerine
aykırılığı savıyla iptali ve yürürlüklerinin durdurulması istemidir.
I- İPTAL İSTEMİNİN GEREKÇESİ
İptal ve yürürlüğün durdurulması
istemlerini içeren dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“III. GEREKÇE
1) 26.5.2005 Tarih ve 5355 Sayılı Mahalli İdare
Birlikleri Kanunun 3 üncü Maddesinin (b) Bendindeki “bazılarını” İbaresinin
Anayasaya Aykırılığı
5355 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinin (b) bendinde
‘mahalli idare birliği’, “Birden fazla mahallî idarenin, yürütmekle görevli
oldukları hizmetlerden bazılarını birlikte görmek üzere kendi aralarında
kurdukları kamu tüzel kişisi” olarak tanımlanmıştır.
Böyle bir tanımlama, belirsiz, ölçüsüz ve anlamsız
bir tanımlamadır. Mahalli idare birlikleri, ancak belli bir amaç için kurulabilir.
Nitekim Anayasa’nın 127 nci maddesinin son
fıkrasında da, bu birliklerin belirli kamu hizmetlerinin görülmesi amacı
ile kurulacakları açık bir şekilde hükme bağlanmıştır. Bu nedenle, yapılan
tanınma yer alan “bazılarını” ibaresi Anayasa’nın 127 nci
maddesine aykırı düşmektedir. Çünkü bu ibare, mahalli idare birliklerinin
görebileceği kamu hizmetlerinin hangileri olabileceği konusunda “belirli”
tanımına uygun bir açıklık taşımamaktadır.
Diğer taraftan Anayasa'nın 2 nci
maddesinde belirtilen hukuk devletinin unsurlarından biri de,
vatandaşlarına hukuk güvenliği sağlamasıdır. Hukuk güvenliği, kurallarda <<belirlilik>>
ve <<öngörülebilirlik>> gerektirir. Hukuk devletinde yargı
denetiminin sağlanabilmesi için yönetimin görev ve yetkilerinin sınırının
yasalarda açıkça gösterilmesi bir zorunluluktur.
Bu durumda, iptali istenen ibare belirlilik,
genellik, soyutluk ve öngörülebilirlik özellikleri taşımaması nedeniyle
Anayasa’nın 2 nci maddesinde ifade edilen hukuk
devleti ilkesi ile de bağdaşmamaktadır.
Anayasa’nın 8 inci maddesi, yürütme yetki ve
görevinin kanunlara uygun olarak kullanılıp yerine getirileceğini; 123 üncü
maddesi idarenin kuruluş ve görevleri ile bir bütün olduğunu ve kanunla
düzenleneceğini; 127 nci maddesi ise mahalli
idarelerin kuracağı birliklerin görev ve yetkilerinin, merkezi idare ile
karşılıklı bağ ve ilgilerinin kanunla düzenleneceğini ifade etmektedir.
Anayasa’nın 8 ve 123 üncü maddelerinde yer alan söz
konusu ifadeler idarenin kanuniliği ilkesini ortaya koymakta; 127 nci maddede ise bu ilke, mahalli idare birliklerinin
yetki ve görevleri açısından somutluk kazanmaktadır.
İdarenin kanuniliği ilkesi, idarenin tüm yetki ve
görevlerini kanundan aldığını ortaya koymaktadır.
Mahalli idare birliklerinin yetki ve görevleri
bakımından işaret edilen belirsizliği yaratan bir düzenlemenin Anayasa’nın
8 ve 123 üncü maddelerinde ifade edilen idarenin kanuniliği ilkesi ile
bağdaşmayacağı ortada olduğu gibi; Anayasa’nın 127 nci
maddesinin son fıkrasında ifade edilen “kanunla düzenleme” gereğini
karşılamayacağı da açıktır.
Bir yasa kuralının Anayasanın herhangi
bir kuralına aykırılığının tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci
maddesine de aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin
03.06.1988 tarih ve E.1987/28, K.1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa. 24, shf.
225).
Açıklanan nedenlerle 26.5.2005 Tarih ve 5355 Sayılı
Mahalli İdare Birlikleri Kanunun 3 üncü maddesinin (b) bendindeki
“bazılarını” ibaresi, Anayasa'nın 2, 8, 11, 123 ve 127 nci
maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
2) 26.5.2005 Tarih ve 5355 Sayılı Mahalli İdare
Birlikleri Kanunun 4 üncü Maddesinin Üçüncü Fıkrasının Anayasaya Aykırılığı
5335 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin üçüncü
fıkrasında; su, atık su, katı atık ve benzeri altyapı hizmetleri ile çevre
ve ekolojik dengenin korunmasına ilişkin
projelerin zorunlu kılması durumunda; ilgili mahallî idarelerin, bu amaçla
kurulmuş birliğe katılmasına Bakanlar Kurulu’nun karar verebileceği ve yine
bu fıkrada belirtilen birliklerden ayrılmanın da Bakanlar Kurulunun iznine
bağlı olduğu hükme bağlanmıştır.
Mahalli idare birlikleri, yerel yönetimler
arasındaki işbirliğinin kurumlaşmış biçimidir. Yerel yönetimler, varlıklarını
doğrudan seçmenden alan özerk idarelerdir. Bunların kendilerine verilmiş
olan görevleri mahalli idare birliklerine devredip devredemeyeceklerine
kendi organlarının karar vermeleri gerekir. Bu, hem Anayasa’nın yerel yönetimlere
ilişkin düzenlemesinin, hem de Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın
bir gereğidir.
Anayasa’nın 123 üncü maddesinde; “idarenin, kuruluş
ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği” ve “idarenin
kuruluş ve görevlerinin, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına
dayanacağı” bildirilmiştir.
İdare düzeninde yer alan varlıkların bir bütün
olarak yönetim sistemi oluşturabilmeleri, “hiyerarşi” ve “İdarî vesayet”
adını alan hukukî araçlarla gerçekleşebilmekte ve dolayısı ile çok sayıda
tüzelkişilik, bunlardan çoğunun örgütsel alanı tüm ülkeyi kapsasa bile,
bütün halinde ve sistem olarak işleyebilmektedir.
İdarî vesayet, merkezî yönetimin yerinden yönetim
üzerinde sahip olduğu bir denetim yetkisidir.
Yerinden yönetim idareleri, kamu tüzel kişiliğine
ve yönetsel özerkliğe sahiptirler ve hukuksal varlıkları ya doğrudan
Anayasa’nın bir maddesinden, ya da yine Anayasa’nın 123 üncü maddesinin
üçüncü fıkrasında ifadesini bulan ilke doğrultusunda, kanundan veya kanunun
açıkça verdiği yetkiden kaynaklanır.
Yerinden yönetimler, “hizmet yerinden yönetimi”
(işlevsel yerinden yönetimler) ile “mahallî idareler” (yerel yerinden
yönetimler) olmak üzere iki grupta toplanmaktadır. Ortak yanları, her
ikisinin de “idarî vesayet” denetimine tâbi olmaları ve özerk bir yapıya
sahip bulunmalarıdır.
Genel anlamdaki tanımıyla özerklik, sosyal bir
topluluğun ya da tüzelkişiliğin kendilerini yöneten kuralları ve
yöneticileri bizzat saptayabilmeleri veya Anayasa ve yasaların çizdiği
sınırlar içinde hareket edebilmeleri özgürlüğü ve yetkisidir.
Anayasa’nın 127 nci
maddesinin ikinci fıkrasında sözü edilen “yerinden yönetim ilkesi”, aslında
özerklik kurumunun Anayasal bir temele oturtulması anlamındadır. Öğretide
de işaret olunduğu üzere bu ilke, yerinden yönetimlerin tüzel kişiliğe
sahip olmaları, görevli organlarını seçme hakkının verilmesi ve bu
organlara karar verme yetkisinin tanınması gibi üç ana öğeden oluşur. (Bkz. E.1987/18, K. 1988/23, KY. 22.06.1988 sayılı
Anayasa Mahkemesi kararı).
Anayasa’nın 127 nci
maddesindeki, “Mahallî idarelerin belirli kamu hizmetlerinin görülmesi
amacı ile, kendi aralarında Bakanlar Kurulunun
izni ile birlik kurmaları, görevleri, yetkileri, maliye ve kolluk işleri ve
merkezî idare ile karşılıklı bağ ve ilgileri kanunla düzenlenir. Bu
idarelere, görevleri ile orantılı gelir kaynakları sağlanır.” ifadesinin;
birlik kurulması için mahalli idarelerin kendi aralarında bu doğrultuda
irade beyan etmeleri ve bu doğrultuda Bakanlar Kurulundan izin alınması ve
belirtilen tüm bu hususların kanunla düzenlenmesi anlamını taşıdığı
açıktır.
Merkezî yönetimin, yukarıda değinilen özellikleri
taşıyan yerinden yönetim idareleri üzerindeki vesayet yetkisi, Anayasa ve
Kanunla belirtilen hallerde ve yine Anayasa ve kanunda gösterilen
yöntemlere göre kullanılabilecek bir yetki olup; sınırsız ve takdire bağlı
değildir.
Vesayet denetimi, genellikle hukuka uygunluk ve
bazen de yerindelik bakımından yapılan bir denetim niteliğindedir. Kural
olarak vesayet makamı, doğrudan doğruya yerinden yönetim idaresinin yerine
geçecek bir işlem yapamaz. (Bkz. E.1984/12, K.1985/6, K.T. 01.03.1985
sayılı Anayasa Mahkemesi kararı).
İdarî vesayet, merkezî idareye, tüzel kişiliğe
sahip bir yerinden yönetim idaresinin özerkliğini zedeleyecek yetkiler
kapsayamaz. (Bkz. E.1987/22, K. 1988/19, K.T. 13.06.1988 sayılı Anayasa
Mahkemesi kararı) ve merkezî idarenin yerinden yönetim idaresinin yönetim
işlerine ve işlemlerine karışmasını haklı göstermez.
Açıklanan nedenlerle, Bakanlar Kurulu kararıyla bir
mahalli idareyi bir birliğe katılmaya zorlamak veya ayrılma iradesini
elinden almak, seçimle gelmiş yerinden yerel yönetimlerin özerkliğine
aykırı düşmekte; vesayet makamının vesayeti altındaki idarenin sahip olması
gereken yetkileri bizzat kullanmasına imkan
tanımaktadır.
Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nın “Yerel
Yönetimlerin Birlik Kurma ve Birliklere Katılma Hakkı” başlığını taşıyan 10
uncu maddesinde,
1. Yerel makamlar yetkilerini kullanırken, ortak
ilgi alanlarındaki görevlerini yerine getirebilmek amacıyla, başka yerel
makamlarla işbirliği yapabilecekler ve kanunlar çerçevesinde birlikler
kurabileceklerdir.
2. Her devlet, yerel makamların ortak çıkarlarının
korunması ve geliştirilmesi için birliklere üye olma ve uluslararası yerel
makamlar birliklerine katılma hakkını tanıyacaktır.
3. Yerel makamlar, kanunla muhtemelen öngörülen
şartlar dahilinde, başka devletlerin yerel
makamlarıyla işbirliği yapabilirler.”
denilmiştir. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı önce 3723 sayılı Kanun ile
kabul edilmiş, ardından 6.8.1992 tarihinde ikinci ve üçüncü bentlerine
çekince konularak Bakanlar Kurulunca onaylanmıştır (R.G. 3.10.1992, sa.21364). 5335 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin üçüncü
fıkrasının Yerel Yönetimler Özerklik Şartının onaylanan hükmüyle çeliştiği
açıktır. Çünkü yapılan bu düzenleme ile, bir
mahalli idare Bakanlar Kurulu kararıyla kendi iradesi dışında diğer bir
mahalli idarelerle işbirliği yapmağa mecbur bırakılmakta, bu işbirliğini
sona erdirebilmek için de, yine Bakanlar Kurulundan izin almak zorunda
bırakılmaktadır. Bu nedenle iptali istenen düzenleme, Yerel Yönetimler
Özerklik Şartına ve dolayısıyla Anayasanın 90 ıncı
maddesine aykırı düşmektedir.
Anayasa’nın çeşitli hükümlerine aykırı bir
düzenlemenin Anayasa’nın 2 nci maddesinde yer
alan hukuk devleti ve 11 inci maddesinde yer alan Anayasa’nın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı ilkeleri ile bağdaşması da düşünülemez.
Açıklanan nedenlerle, 26.5.2005 Tarih ve 5355
Sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunun 4 üncü maddesinin üçüncü fıkrası
Anayasa’nın 2, 11, 90 ve 127 inci maddelerine aykırı olup, iptali
gerekmektedir.
3) 26.5.2005 Tarih ve 5355 Sayılı Mahalli İdare
Birlikleri Kanunun 6 ncı Maddesinin Anayasa’ya
Aykırılığı
5355 sayılı Kanunun 6 ncı
maddesinde, mahallî idare birliklerinin, birlik tüzüğünde birliğe
devredilmesi öngörülen mahallî müşterek nitelikli hizmetlerin yürütülmesi
konusunda, üye mahallî idarelerin sahip olduğu hak ve yetkileri haiz olduğu
belirtilmektedir.
Bir kamu tüzelkişisi olan (5355 sayılı Kanun m.3/b)
mahalli idare birliğine, üye yerel yönetimlerin “hak ve yetkileri” aynen tanınamaz. Aksi taktirde
bu hükümde olduğu gibi, adeta yeni bir yerel yönetim türü yaratılmış olur.
Oysa yerel yönetim türleri, Anayasa’da tek tek
sayılmıştır. Yerel
yönetimler Anayasa’nın 127 nci maddesinde, “il,
belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere
kanunla belirlenen ve karar organları, gene kanunda gösterilen, seçmenler
tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzelkişileridir” biçiminde
tanımlanmış ve gösterilmiştir. İptali istenen 6 ncı
madde hükmü ile, “özel amaçlı yerel yönetimler” yaratılmaktadır. Böyle bir
düzenleme Anayasa’nın 127 nci maddesine aykırı
düşer.
Bu hükümle, mahalli idare birlikleri şirket kurma, borçlanma, yabancı
kuruluşlarla işbirliğinde bulunma gibi uygulamalarda bulunabilecektir. Nitekim,
Hükümet Tasarısı’nda var olan “şirket kuramaz” maddesi, Alt Komisyon’un;
“5272 sayılı Belediye Kanununda,
belediyelerin şirket kurmalarına olanak tanınmıştır. Belediyeler, gerekli görürlerse
şirket kurma yolunu seçerek hizmeti yürütebileceklerdir. Birlik
kurulduğunda, şirket yerine yeni bir örgütlenme yolu seçilmiş demektir.
Kurulan birliğin şirket kurması, şirket kurmak amacıyla birlik oluşturması
anlamına gelir ki, bu doğru bir uygulama değildir. Alt Komisyonumuz bu
amaçla, birliklerin şirket kurmasını engelleyen Tasarının 20 nci maddesini 22 nci madde
olarak aynen kabul etmiştir.”
şeklindeki görüş ve değerlendirmesine karşın, birliğin şirket kurmasını
yasaklayan 22 nci madde İçişleri Komisyonu
tarafından Yasa metninden çıkarılmıştır.(İçişleri Komisyonu Raporu 1/798).
Kamu hizmetlerinin bu şekilde mahalli idare birliklerinin
oluşturacağı şirketlerce görülmesine imkan tanıyan
bir düzenleme, bu yönden de Anayasanın 127 nci
maddede sözü edilen yerel yönetim ilkesi ile çelişir.
Diğer yandan Anayasanın 47 nci
maddesinde devlet ve kamu tüzelkişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerin
özelleştirilebilmesine imkan tanınırken, bunun
ancak kanunla ve kanunda da hangi hizmetlerin özelleştirilebileceğinin
açıkça gösterilmesi yoluyla yapılabileceği bildirilmiştir.
İptali istenen hükümde olduğu gibi, hangi
hizmetleri görmek üzere şirket kurulabileceği belirtilmeden, genel bir
yetkilendirme doğrultusunda mahalli idare birliklerine hangi hizmetleri
kuracağı şirketler aracılığı ile yürüteceğini belirleme imkanını
içeren yetkiler tanıyan bir düzenleme ise kuşkusuz, Anayasanın 47 nci maddesindeki özelleştirme ilkeleriyle uyum halinde
olamaz.
Anayasa’nın çeşitli hükümlerine aykırı bir
düzenlemenin Anayasa’nın 2 nci maddesinde yer
alan hukuk devleti ve 11 inci maddesinde yer alan Anayasa’nın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı ilkeleri ile bağdaşması da düşünülemez.
Açıklanan nedenlerle, 26.5.2005 Tarih ve 5355
Sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunun 6 ncı
maddesi Anayasa’nın 2, 11, 47 ve 127 nci
maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
4) 26.5.2005 Tarih ve 5355 Sayılı Mahalli İdare
Birlikleri Kanunun 8 inci Maddesinin Birinci Fıkrasındaki “veya belediye
meclis üyeliğine seçilmeyi haiz kişiler arasından, birlik tüzüğünde
belirlenen sayıda ve gizli oyla seçecekleri üyelerden oluşur. Ancak
dışarıdan seçileceklerin sayısı mahalli idare meclisinden seçileceklerin
üçte birini geçemez.” İbaresinin Anayasa’ya Aykırılığı
5355 sayılı Kanunun 8 inci maddesinde, Birliğin
karar organı olan birlik meclislerinin nasıl oluşacağı düzenlenmekte;
birlik üyesi mahallî idarelerin meclislerinin kendi üyeleri yanında,
belediye meclis üyeliğine seçilme koşullarını haiz kişiler arasından,
birlik tüzüğünde belirlenen sayıda ve gizli oyla dışarıdan seçileceklerin
de birlik meclisi üyesi olabilmesine imkan
tanımaktadır. Yine bu hüküm ile, dışarıdan seçileceklerin
sayısına bir sınırlama getirilerek bunların mahalli idare meclisinden
seçileceklerin üçte birini geçemeyeceği belirtilmektedir.
Mahalli idare birlikleri, mahalli idareler
arasındaki işbirliğinin kurumlaşmış biçimi olup mahalli idarelerin iradesi
ile doğan kamu tüzelkişileridir. Bunların iradelerini açıklama yetkisine
sahip temel karar organı olan birlik meclisi de, birlik üyesi mahallî
idarelerin meclislerinin seçilmişlerinden oluşabilir. Birlik meclisinde
başka kaynaktan üyelik olamaz. Birlik meclis üyeliği, “kurucu mahalli
idarelerin meclis üyeleri”ne aittir. Birlik
meclisi, bir tür ortaklık alanıdır. “Ortak”ların başkalarını seçip
kendileriyle eş yetkili olarak meclise almaları, birliklerin “yerel yönetim
birliği” olmaktan çıkması demektir. Anayasa’nın 127 nci
maddesinin öngördüğü mahalli idare birliklerinin “ Mahalli idarelerin
belirli kamu hizmetlerinin görülmesi amacı ile,
kendi aralarında…” kurulabilir olmaları, bunların karar organlarında
dışarıdan üyelerin yer almasına izin vermez. Kaldı ki 127 nci maddenin birinci fıkrasında yerel yönetim karar organlarının
seçmenlerce seçileceği, ikinci fıkrasında da yerel yönetimlerin kuruluşunun
yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla düzenleneceği ifade
edilmiştir.
Birlik meclisi üyelerinin bir kısmının, seçmenlerce
mahalli idare meclisi üyesi seçilmeden, fakat sadece Birliğe dahil mahalli idare meclislerinin üyelerince seçilerek
göreve gelebilmeleri, Anayasa’nın 127 nci
maddesinin birinci fıkrasında ifade edilmiş olan “seçilerek göreve gelmek”
ilkesinin gereğinin karşılanmadığını ortaya koymaktadır.
5355 sayılı Kanunda, meclis üyeleri ile “dışarıdan
seçilenler” arasında birlik meclis başkanlığı üstlenme ya da birlik
encümeninde göreve getirilip getirilmeme konularında hiçbir fark yoktur.
Böylece, meclis üyelerince birlik üyesi yapılacak olan kişiler, seçilmiş
üyeler gibi yetkilerle donatılmış bulunmaktadır.
Yerinden yönetim ilkesi de, yerel yönetim
birliklerinin karar organlarının doğrudan halk tarafından seçilmesini
gerektirmektedir. Yapılan düzenleme bu bakımdan 123 üncü maddesinde ifade
edilmiş olan yerinden yönetim ilkesine de aykırıdır.
İptali istenen düzenleme, yerel demokrasi alanını
ve halkın kendi işlerini kendi temsilcileri eliyle
kararlaştırıp yürütmesi ilkesini zedeleyeceğinden Anayasanın 2 nci maddesinde ifade edilen “demokratik hukuk devleti”
ilkesi ile de bağdaşmaz.
Diğer taraftan böyle bir düzenlemeyi, demokratik
temsille, ya da Anayasa’daki deyimiyle “temsilde adalet” ve “eşit oy”
ilkeleriyle bağdaştırmak da olanaksızdır.
Anayasa’nın 67 nci
maddesine göre “Seçim kanunları, temsilde adalet ve yönetimde istikrar
ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir.”
“Anayasa’nın gözetilmesini istediği “temsilde
adalet ilkesi” serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve
döküm öğeleriyle özetlenmekte ve oyla orantılı temsilci sayısıyla yaşama
geçirilmektedir” (Anayasa Mahkemesi’nin 18.1.1995 gün ve E.1995/54,
K.1995/59 sayılı kararı, AMKD., S.31, C.2).
“Demokratik hukuk devleti”nin
anlamı, daha önce Anayasa Mahkemesi’nin çeşitli kararlarında yer almış,
“temsil” ilkesinin demokratik hukuk devleti ile bağlantısı vurgulanmış ve
genel ve eşit oy ilkelerinin de, Anayasa’nın 10 uncu maddesindeki “genel
eşitlik” ilkesinin değil, 2 nci maddedeki
“demokratik hukuk devleti”nin gereği olduğu
belirtilmiştir.” (Anayasa Mahkemesi’nin 18.1.1995 gün ve E.1995/54,
K.1995/59 sayılı kararı, AMKD., S.31, C.2).
İptali istenen düzenlemeye göre, Birlik Meclisine
dışarıdan seçilecek üyeleri uygulamada genellikle birlik üyesi mahalli
idare meclislerinde çoğunluğu elinde tutan siyasi partiye mensup üyelerin
oyları belirleyecektir. Bunun sonunda da seçilecek yeni üyeler, söz konusu
siyasi partilerden gelenler veya bu partilerin yandaşları olacaktır. Böyle
bir durumun, yerel seçimlerde ortaya çıkmış olan oy dağılımına bağlı temsil
tablosunu, çoğunlukta olan parti lehine çarpıtacağı ve temsil adaletini
hatta eşit oy ilkesini Anayasa’nın 67 nci
maddesine aykırı olarak zedeleyeceği; dolayısıyla bu bakımdan da
Anayasa’nın 2 nci maddesinde belirtilen
“demokratik hukuk devleti” niteliği ile çelişeceği de ortadadır.
Diğer yandan söz konusu düzenleme, Birlik Meclisi
üyelerinin bir kısmının seçiminde bunların mahalli idare meclisi üyesi
seçilmiş olmalarını şart koşarken bir kısmının ise sadece mahalli idare
meclisi üyesi seçilme koşullarını haiz olmalarını yeterli bulmakta ve
üyeler arasında seçilme yeterli bakımından bir eşitsizliğe yol açmaktadır.
Böyle bir eşitsizliğin hukuki dayanağını
oluşturacak makul bir neden de yoktur.
Anayasa’nın 127 nci
maddesi, yerel yönetimlerin karar organlarının kanunda gösterileceğini ve
seçmenler tarafından seçilerek oluşturulacağını bildirmiştir. Bu ilke,
karar organlarının oluşumuna ilişkin olarak kanunla düzenleme yapılırken,
yasa koyucunun tamamen serbest kalacağı anlamını taşımaz; aksine
Anayasa’nın ve hukukun genel ilkeleri ile takdirinin sınırlı olduğunu
ortaya koyar. İptali istenen düzenleme seçilecek Birlik Meclisi üyeleri
arasında genel seçimde seçilerek gelme, yerel seçimde seçilebilecek
yeterlikte olma nitelikleri bakımından ikili bir türleşme yaratarak
eşitsizliğe yol açmış; yasa koyucu takdir yetkisini Anayasa’nın 10 uncu
maddesindeki eşitlik ilkesine aykırı bir biçimde kullanmıştır.
Bir yasa kuralının Anayasanın herhangi
bir kuralına aykırılığının tespiti onun kendiliğinden Anayasanın 11 inci
maddesine de aykırılığı sonucunu doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin
03.06.1988 tarih ve E. 1987/28, K. 1988/16 sayılı kararı, AMKD., sa. 24, shf.
225).
Açıklanan nedenlerle, 26.5.2005 Tarih ve 5355
Sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunun 8 inci maddesinin birinci
fıkrasındaki “veya belediye meclis üyeliğine seçilmeyi haiz kişiler
arasından, birlik tüzüğünde belirlenen sayıda ve gizli oyla seçecekleri
üyelerden oluşur. Ancak dışarıdan seçileceklerin sayısı mahalli idare
meclisinden seçileceklerin üçte birini geçemez.” ibaresi Anayasa’nın 2, 10,
11, 67, 123 ve 127 nci maddelerine aykırı olup,
iptali gerekmektedir.
5) 26.5.2005 Tarih ve 5355 Sayılı Mahalli İdare
Birlikleri Kanunun 17 nci Maddesinin İkinci Fıkrasındaki
“birliğin faaliyet alanında olmak ve sayısı üçü geçmemek üzere birlik
meclisinin kararıyla kurulacak diğer birimlerden” ibaresinin Anayasa’ya
Aykırılığı
5355 sayılı Kanunun 17 nci
maddesinin ikinci fıkrasında; ülke düzeyinde kurulan birliklerle üye sayısı
yüzden fazla olan birliklerin teşkilatlarında, birinci fıkrada belirtilen
birimlerden başka yer alacak birimler gösterilirken “diğer birimlerden” söz
edilmiş ve bu birimleri belirleme yetkisi de birlik meclisine yani idareye
bırakılmıştır.
Anayasa’nın 8 inci maddesi, yürütme yetki ve
görevinin kanunlara uygun olarak kullanılıp yerine getirileceğini; 123 üncü
maddesi idarenin kuruluş ve görevleri ile bir bütün olduğunu ve kanunla
düzenleneceğini hükme bağlamıştır.
Anayasa’nın 8 ve 123 üncü maddelerinde ifade edilen
idarenin kanuniliği ilkesi, idarenin tüm yetki ve görevlerini kanundan
aldığını ortaya koymaktadır.
Bu hükümler, idarenin tüm birimlerinin açıkça
kanunda belirtilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Ülke düzeyinde kurulan birliklerle üye sayısı
yüzden fazla olan birliklerin teşkilatlarında yer alacak birimlere ilişkin
belirsizlik yaratan bir düzenlemenin; Anayasa’nın 8 ve 123 üncü
maddelerindeki idarenin kanuniliği ilkesi ile bağdaşmayacağı açıktır.
Diğer taraftan iptali istenen bu düzenleme, söz
konusu birimleri kanunla göstermek yerine bu birimleri belirleme yetkisini,
yani asli düzenleme yetkisini idareye vermektedir. Halbuki
Anayasa’da belirtilen ayrık haller dışında idarenin asli düzenleme yetkisi
yoktur. Bu yetki yasamanındır.
Kuvvetler ayrılığının benimsendiği Anayasa’da,
yasama, yürütme ve yargı organlarının görev ve yetki alanları ayrılarak
düzenleme yapıldığından, Anayasa ile öngörülen ayrık durumlar dışında
bunlar arasında yetki devri olanaklı değildir. Bu husus, Anayasa’nın 7 nci maddesinde açıkça ifade edilerek “Yasama yetkisi
Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki
devredilemez” denilmektedir. Devredildiği taktirde
bu yetki, kökenini Anayasadan almayacağı için, Anayasanın 7 ve 8 inci
maddelerinin yanı sıra Anayasanın 6 ncı maddesine
de aykırı olur.
Yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesi uyarınca,
yürütme organına genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir
düzenleme yetkisi verilemez.
Yasa koyucu, belli konularda gerekli kuralları
koyacak, çerçeveyi çizecek, eğer uygun ve zorunlu görürse, onların
uygulanması yolunda sınırları belirlenmiş alanlar bırakacak, idare, ancak o
alanlar içinde takdir yetkisine dayanmak suretiyle yasalara aykırı olmamak
üzere bir takım kurallar koyarak yasanın uygulanmasını sağlayacaktır.
Esasen Anayasa’nın 8 inci maddesinin, yürütme
yetkisi ve görevinin Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve
yerine getirilir, hükmünün anlamı da budur (Anayasa Mahkemesinin 22.6.1988
tarih E.1987/18,K.1986/23, sayılı kararı, R.G. 26.11.1988, sa.2001).
Bu hususlar, iptali istenen düzenlemenin
Anayasa’nın 6, 7, 8 ve 123 üncü maddelerine aykırı düştüğünü göstermektedir.
Anayasa’nın çeşitli hükümlerine aykırı bir
düzenlemenin Anayasa’nın 2 nci maddesinde yer
alan hukuk devleti ve 11 inci maddesinde yer alan Anayasa’nın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı ilkeleri ile bağdaşması da düşünülemez.
Açıklanan nedenlerle, 5355 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin ikinci fıkrasındaki “birliğin faaliyet
alanında olmak ve sayısı üçü geçmemek üzere birlik meclisinin kararıyla
kurulacak diğer birimlerden” ibaresi Anayasa’nın 2, 6, 7, 8 ve 123 üncü
maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
6) 26.5.2005 Tarih ve 5355 Sayılı Mahalli İdare
Birlikleri Kanunun 18 inci Maddesinin Birinci Fıkrasının Anayasa’ya
Aykırılığı
5335 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin birinci
fıkrası ile; tarım ürünlerinin üretim ve
pazarlanması hariç olmak üzere, köylere ait hizmetlerin yürütülmesine
yardımcı olmak, bizzat yapmak, yaptırmak ve kırsal kalkınmayı sağlamak
üzere, tüm köylerin iştiraki ile ilçelerde o ilçenin adını taşıyan, köylere
hizmet götürme birliği kurulması öngörülmüştür.
Anayasa’nın 127 nci
maddesinin son fıkrasında, yerel yönetim birliklerinin belirli kamu
hizmetlerinin görülmesi amacı ile kurulacakları açık bir şekilde hükme
bağlanmıştır. Köylere hizmet götürme birliklerinin yapacakları ve
yaptıracakları köylere ait hizmetlerin hangi hizmetler olduğu yasada
gösterilmediğinden, yapılan bu düzenleme, Anayasa’nın 127 nci maddesiyle bağdaşmamaktadır.
Öte yandan, Anayasa’nın 8 ve 123 üncü maddelerinde
ifade edilen “idarenin kanuniliği” ilkesi, idarenin tüm yetki ve
görevlerini kanundan aldığını ortaya koymaktadır. Köylere hizmet götürme
birliklerinin yetkilerinin neler olduğu yasada gösterilmediği için, yapılan
bu düzenleme Anayasa’nın söz konusu maddelerine de aykırı düşmektedir.
Yine bu düzenlemeye göre, köylere hizmet götürme
birlikleri; tarım ürünlerinin üretim ve pazarlanması hariç olmak üzere,
köylere ait her türlü hizmetlerin yürütülmesine yardımcı olmak, bu
hizmetleri bizzat yapmak veya yaptırmak yetki ve görevleri ile
donatılmıştır. Bu durumda, halen merkezi yönetime ait olan toprak yönetimi,
su yönetimi, köy yolları ağı planlaması gibi temel devlet görev ve
yetkileri bir bütün olarak köylere hizmet götürme birlikleri tarafından
üstlenilip yapılabilecektir. “Belli hizmetler” çerçevesinde bir belirleme
olmadığı, genel hizmetleri de içerecek yetki ve görevler tanındığı için
böyle bir düzenleme Anayasa’nın 126 ncı
maddesiyle de bağdaşmamaktadır.
Anayasanın “Merkezi idare” başlığını taşıyan 126 ncı maddesinde,
“Türkiye, merkezi idare kuruluşu bakımından,
coğrafya durumuna, ekonomik şartlara ve kamu hizmetlerinin gereklerine
göre, illere; iller de diğer kademeli bölümlere ayrılır.” denilmiştir.
Bu hükümden anlaşılacağı üzere, merkezi idarenin
kuruluşu esas olarak coğrafi bakımdan düzenlenmiş, fakat merkezi idarenin
üstleneceği kamu hizmetleri bakımından bir açıklık getirilmemiştir. Bu
konuda maddede yapılan belirleme sadece “kamu hizmetlerinin gereklerine
göre…” ifadesidir. Bunun anlamı ise açıktır yani merkezi idare genel
yetkilidir.
Merkezi idarenin görev ve yetkileri, Anayasada
belirlenen temel hak ve hürriyetlerden anlaşılmaktadır. Ancak, Anayasada
örgütlenme ile ilgili düzenlemede görevler ve hizmetler sayılarak
sınırlandırılmamıştır. Anayasanın 127 nci
maddesinin beşinci fıkrasında “Merkezi idare, mahalli idareler üzerinde,
mahalli hizmetlerin idarenin bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi,
kamu görevlerinde birliğin sağlanması, toplum yararının korunması ve
mahalli ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen
esas ve usuller dairesinde idari vesayet yetkisine sahiptir” denilmek
suretiyle merkezi yönetimin yetkileri ayrıntıya varan bir titizlikle
düzenlenirken merkezi yönetimin görev ve hizmetleri şunlardır şeklinde hiç
bir düzenlemeye yer verilmemiştir.
Anayasanın 126 ncı
maddesinde, merkezi yönetimin örgütlenmesine ilişkin ölçütler “coğrafya
durumu, ekonomik koşullar ve kamu hizmetlerinin gerekleri” olarak
sayılmıştır. Maddede, merkezi yönetimin görevlerini belirginleştiren ya da
sınırlayan bir düzenleme yapılmamıştır.
Buna karşın, Anayasanın 127 nci
maddesinde, yerel yönetimlerin örgütlenmesi hem “coğrafya” hem de “konu”
yönünden sınırlandırılmıştır. Maddeye göre, yerel yönetimler, ancak yöresel
olarak örgütlenebilmekte ve yalnızca yerel ortak gereksinimlerin
karşılanması yönünden görevlendirilebilmektedir.
İptali istenen 18 inci maddenin birinci fıkrasında
yapılan düzenlemenin ise, Anayasanın 126 ve 127 nci
maddelerindeki ilkeleri gözardı ederek, köylere
hizmet götürme birliklerini “genel görevli ve yetkili” konumuna getirdiği
açıktır.
Anayasa’nın çeşitli hükümlerine aykırı bir
düzenlemenin Anayasa’nın 2 nci maddesinde yer
alan hukuk devleti ve 11 inci maddesinde yer alan Anayasa’nın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı ilkeleri ile bağdaşması da düşünülemez.
Açıklanan nedenlerle, 5335 sayılı Kanunun 18 inci
maddesinin birinci fıkrası Anayasa’nın 2, 8, 11, 123, 126 ve 127 nci maddelerine aykırı olup iptali gerekmektedir.
7) 26.5.2005 Tarih ve 5355 Sayılı Mahalli İdare
Birlikleri Kanunun 18 inci Maddesinin Son Fıkrasının Anayasa’ya Aykırılığı
5355 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin son
fıkrasında; köylere hizmet götürme birliklerinin bütçesine ilişkin esas ve usûller ile muhasebe ve raporlama standartlarının,
harcama esas ve usûllerinin, çerçeve hesap plânı
ile düzenlenecek raporların şekil, süre ve türleri ile bu birliklerin
yapacakları ihalelere ilişkin esas ve usûllerin
Maliye Bakanlığının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı tarafından
çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği öngörülmüştür.
Anayasa’ya göre yürütmenin asli düzenleme yetkisi,
Anayasa’nın gösterdiği ayrık haller dışında yoktur. Bu yetki Anayasa’nın 7 nci maddesinde Türkiye Büyük Millet Meclisine
verilmiştir ve devredilemez. Devredildiği taktirde
bu yetki, kökenini Anayasadan almayacağı için, Anayasanın 7 ve 8 inci
maddelerinin yanı sıra Anayasanın 6 ncı maddesine
de aykırı olur.
Yürütme, ancak yasayla asli olarak düzenlenmiş
alanda kural koyabilir. Yürütme organının yasayla yetkili kılınmış olması,
yasayla düzenleme anlamına gelmeyeceğinden, yürütmeye devredilen yetkinin
Anayasa’ya uygun olabilmesi için yasada temel esasların belirlenmesi,
sınırların çizilmesi gerekir.
İptali istenen hüküm, yürütme organına(İçişleri
Bakanlığına) genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi yasada gösterilmeden,
genel ve kapsamı belirsiz bir düzenleme yetkisi verdiğinden Anayasa’nın 6,
7 ve 8 inci maddelerine aykırı olarak asli düzenleme yetkisini yürütmeye
devretmiş bulunmaktadır.
Diğer taraftan, Anayasa’nın çeşitli hükümlerine
aykırı bir düzenlemenin Anayasa’nın 2 nci
maddesinde yer alan hukuk devleti ve 11 inci maddesinde yer alan
Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkeleri ile bağdaşması da
düşünülemez.
Açıklanan nedenlerle, 5355 sayılı Kanunun 18 inci
maddesinin son fıkrası Anayasa’nın 2, 6, 7, 8 ve 11 inci maddelerine aykırı
olup, iptali gerekmektedir.
8) 26.5.2005 Tarih ve 5355 Sayılı Mahalli İdare
Birlikleri Kanunun 19 uncu Maddesindeki “8 inci maddede belirtilen doğal
üyeler ile birliğin sulama faaliyetinden faydalanan ve belediye meclisi
üyeliğine seçilme şartlarına sahip olan çiftçiler arasından birlik
tüzüğünde gösterilen sayıda seçilecek üyelerden oluşur.” İbaresinin Anayasa’ya
Aykırılığı
5355 sayılı Kanunun “Sulama birlikleri” başlıklı 19
uncu maddesindeki iptali istenen düzenleme ile;
sadece sulama amaçlı olarak kurulan mahalli idare birliklerinde birlik
meclisinin, 8 inci maddede belirtilen doğal üyeler ile birliğin sulama
faaliyetinden faydalanan ve belediye meclisi üyeliğine seçilme şartlarına
sahip olan çiftçiler arasından birlik tüzüğünde gösterilen sayıda seçilecek
üyelerden oluşacağı hükme bağlanmıştır.
“8 inci maddede belirtilen doğal üyeler” ifadesi ile, birlik üyesi mahallî idarelerin meclislerinin kendi
üyeleri yanında belediye meclis üyeliğine seçilmeyi haiz kişiler arasından,
birlik tüzüğünde belirlenen sayıda ve gizli oyla dışarıdan seçileceklerin
de amaçlandığı açıktır. Bu nedenle “8 inci maddede belirtilen doğal üyeler”
ibaresi, birlik meclislerine dışarıdan seçilecekler açısından yukarıda (4)
numaralı başlık altında belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 2, 10, 11, 67,
123 ve 127 nci maddelerine aykırıdır.
Yukarıdaki ibarenin devamı olan “ile birliğin
sulama faaliyetinden faydalanan ve belediye meclisi üyeliğine seçilme
şartlarına sahip olan çiftçiler arasından birlik tüzüğünde gösterilen
sayıda seçilecek üyelerden oluşur.” ibaresi ile de; birlik meclisine,
birlik üyesi mahallî idarelerin meclislerinin seçilmişlerinin dışında bir
kaynaktan, yani meclis üyesi olmayan ancak birliğin sulama faaliyetinden
faydalanan ve belediye meclisi üyeliğine seçilme şartlarına sahip olan
çiftçiler arasından seçileceklerin üye olması imkanı
tanındığından bu ibare de, yine yukarıda (4) numaralı başlık altında
etraflıca belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 2, 10, 11, 67, 123 ve 127 nci maddelerine aykırıdır.
Bu nedenle, 26.5.2005 Tarih ve 5355 Sayılı Mahalli
İdare Birlikleri Kanunun 19 uncu maddesindeki Anayasa’nın 2, 10, 11, 67,
123 ve 127 nci maddelerine aykırı olan “8 inci
maddede belirtilen doğal üyeler ile birliğin sulama faaliyetinden
faydalanan ve belediye meclisi üyeliğine seçilme şartlarına sahip olan
çiftçiler arasından birlik tüzüğünde gösterilen sayıda seçilecek üyelerden oluşur.”
ibaresinin iptali gerekmektedir.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenen Yasa Kuralları
26.05.2005 günlü, 5355 sayılı
Mahalli İdare Birlikleri Kanunu'nun iptali istenen fıkra, bölüm ve
sözcüklerini de içeren maddeleri şöyledir:
1- “Madde 3- Bu Kanunun uygulanmasında;
a) Mahallî idare: İl özel idaresi,
belediye ve köyü,
b) Mahallî idare birliği: Birden
fazla mahallî idarenin, yürütmekle görevli oldukları hizmetlerden bazılarını birlikte görmek üzere
kendi aralarında kurdukları kamu tüzel kişisini,
c) Birlik: Mahallî idare birliğini,
İfade eder.”
2- “Madde 4- Birlik, birlik tüzüğünün kesinleşmesinden sonra
Bakanlar Kurulunun izni ile kurulur ve tüzel kişilik kazanır.
Kurulmuş bir birliğe üyelik, üye olmak isteyen
mahallî idare meclisinin kararı ve buna dayalı başvuru üzerine, birlik
meclisinin kabulü ile olur. Bu durumda Bakanlar Kurulunun izni aranmaz.
Ayrılmada ilgili mahallî idare meclisinin kararı yeterlidir.
Su, atık su, katı atık ve benzeri
altyapı hizmetleri ile çevre ve ekolojik dengenin
korunmasına ilişkin projelerin zorunlu kılması durumunda; Bakanlar Kurulu,
ilgili mahallî idarelerin, bu amaçla kurulmuş birliğe katılmasına karar
verebilir. Bu fıkrada belirtilen birliklerden ayrılma da Bakanlar Kurulunun
iznine bağlıdır.
Mahallî idarelerin bütün görevlerini kapsayacak
şekilde genel amaçlı veya amacı açıkça belirlenmemiş birlik kurulamaz.”
3- “Madde 6- Mahallî idare birlikleri, tüzükte birliğe
devredilmesi öngörülen mahallî müşterek nitelikli hizmetlere ilişkin olarak
üye mahallî idarelerin hak ve yetkilerine sahiptir.”
4- “Madde 8- Birlik
meclisi, birliğin karar organıdır ve birlik üyesi mahallî idarelerin
meclislerinin kendi üyeleri veya
belediye meclis üyeliğine seçilmeyi haiz kişiler arasından, birlik
tüzüğünde belirlenen sayıda ve gizli oyla seçecekleri üyelerden oluşur.
Ancak dışarıdan seçileceklerin sayısı mahalli idare meclisinden
seçileceklerin üçte birini geçemez. Asıl üye sayısının yarısı kadar
yedek üye seçilir.
Birliğin üyesi olan il özel idaresi için vali,
belediye için belediye başkanı ve köy için muhtar, birlik meclisinin doğal
üyesidir. Birlik meclisinde bunların dışında doğal üye bulunmaz. Meclis üye
tam sayısına doğal üyeler de dâhildir. Vali ve belediye başkanı birlik
meclisinde kendisini temsil etmek üzere meclis üyelerinden birine yetki
verebilir.
Üye mahallî idarelerden herhangi birinin birlik
meclisindeki asıl üyeliklerinde boşalma olursa, birlik başkanı o mahallî
idarenin yedek üyelerini göreve çağırır. Çağrılacak yedek üye kalmadığı
takdirde üye mahallî idarelerin meclisleri, ilk toplantılarında yeniden
yedek üye seçimi yapar. Birlik meclisinin feshedilmesi durumunda yeniden
asıl ve yedek üye seçimi yapılır. Bu üyeler kalan süreyi tamamlar.
İl özel idaresi, belediye ve köy idarelerindeki
görevleri sona erenlerin birlik meclisi üyeliği de sona erer.
Birlik meclisi üyeliği, üyeliğin düşmesini
gerektiren bir sebeple sona erenler, bir sonraki dönemde birlik meclisi
üyeliğine seçilemezler.
Birlik tüzüğünde, üye mahallî idarelerin birlik
meclisinde nüfus ve katılım payı oranına göre temsil edilmesine dair esas
getirilebilir.
Birlik başkanı aynı zamanda birlik meclisinin de
başkanıdır.”
5- Madde 17- Norm kadroya uygun olarak birlik teşkilâtı birlik
müdürü, yazı işleri, malî işler birimleriyle birliğin faaliyet alanına göre
kurulacak teknik işler biriminden oluşur.
Ülke düzeyinde kurulan birliklerle üye sayısı
yüzden fazla olan birliklerde teşkilât, norm kadroya uygun olarak genel
sekreter, yazı işleri ve malî işler birimleriyle birliğin faaliyet alanında olmak ve sayısı üçü geçmemek üzere
birlik meclisinin kararıyla kurulacak diğer birimlerden oluşur.
Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan memurlar,
Belediye Kanununda belirtilen esas ve usûllere
göre birlik genel sekreteri veya diğer üst yönetici kadrolarında
görevlendirilebilir. Bu tür görevlendirmelerde ilgilinin kendi kurumundan
aldığı her türlü malî ve sosyal hakları kesilmez, ancak kurumundan aldığı
aylık ve diğer ödemelerin toplam tutarını geçmemek üzere birlik encümeni
kararıyla ek ödeme yapılabilir.
6- “Madde 18- İlçelerde, tarım
ürünlerinin üretim ve pazarlanması hariç olmak üzere, köylere ait hizmetlerin
yürütülmesine yardımcı olmak, bizzat yapmak, yaptırmak ve kırsal kalkınmayı
sağlamak üzere, tüm köylerin iştiraki ile o ilçenin adını taşıyan, köylere
hizmet götürme birliği kurulabilir. Bakanlar Kurulu, bu konuda genel izin
vermeye yetkilidir.
Birlik başkanı merkez ilçelerde vali veya
görevlendireceği vali yardımcısı, diğer ilçelerde kaymakamdır. Köylere
hizmet götürme birliğinin meclisi, birlik başkanı başkanlığında, birliğe
üye köylerin muhtarları ve o ilçeden seçilen il genel meclisi üyelerinden
oluşur. Köylere hizmet götürme birliğinin encümeni birlik başkanının
başkanlığında, meclisin kendi üyeleri arasından gizli oyla seçeceği iki il
genel meclisi üyesi ve iki köy muhtarı olmak üzere beş kişiden oluşur.
İl özel idareleri ile diğer kamu kurum ve
kuruluşları; köye yönelik hizmetlerine ilişkin yapım, bakım ve onarım
işlerini aralarında yapacakları anlaşmaya göre köylere hizmet götürme
birlikleri aracılığıyla gerçekleştirebilir. Bu takdirde, gerekli kaynak bu
birliklere aktarılır ve söz konusu iş, birliğin tâbi olduğu esas ve usûllere göre sonuçlandırılır.
Köylere hizmet götürme birlikleri, ihtiyaca göre
hizmet akdiyle personel istihdam edebilir. Ancak, köylere hizmet götürme
birliklerinin yıllık toplam personel giderleri, gerçekleşen en son yıl
bütçe gelirlerinin Vergi Usul Kanununda belirlenen yeniden değerleme
katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak miktarın % 10'unu aşamaz. Vali ve
kaymakamlar birlik hizmetlerini yürütmek üzere diğer kamu kurum ve
kuruluşlarından personel görevlendirebilir. Bu şekilde görevlendirilenlere
birlik bütçesinden karşılanmak üzere, (5000) gösterge rakamının memur aylık
katsayısı ile çarpımı sonucu bulunan tutarda aylık ödeme yapılır.
Görevlendirmelerde otuz günden kısa süreler için kıst
hesaplama yapılır.
İl özel idaresi bütçe gelirlerinin ne kadarının
köylere hizmet götürme birliklerine aktarılacağı, köylere hizmet götürme
birliklerinin sunacağı yatırım plânı, yıllık çalışma programı ve uygulama
projelerine göre il genel meclisince kararlaştırılır.
Köylere hizmet götürme birliklerinin
bütçesine ilişkin esas ve usûller ile muhasebe ve
raporlama standartları, harcama esas ve usûlleri,
çerçeve hesap plânı ile düzenlenecek raporların şekil, süre ve türleri ile
bu birliklerin yapacakları ihalelere ilişkin esas ve usûller
Maliye Bakanlığının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı tarafından
çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”
7- “MADDE 19- Sadece sulama amaçlı olarak kurulan mahalli idare
birliklerinde birlik meclisi, 8 inci
maddede belirtilen doğal üyeler ile birliğin sulama faaliyetinden
faydalanan ve belediye meclisi üyeliğine seçilme şartlarına sahip olan
çiftçiler arasından birlik tüzüğünde gösterilen sayıda seçilecek üyelerden
oluşur. Seçim, üye mahalli idare sınırları içinde oturan ve birliğin
sulama faaliyetinden faydalanan çiftçilerin katılımıyla o mahallî idare
meclisinin gözetiminde yapılır.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın 2., 6., 7., 8., 10., 11., 47., 67., 90., 123., 126. ve
127. maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü'nün 8. maddesi uyarınca, Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet
ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK,
Serruh KALELİ ve Osman Alifeyyaz
PAKSÜT'ün katılımlarıyla 27.9.2005 gününde
yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin
esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin bu konudaki raporun
hazırlanmasından sonra karara bağlanmasına oybirliğiyle karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin
esasına ilişkin rapor, iptali istenilen yasa kuralları, dayanılan Anayasa
kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- 3. Maddenin (b) Bendinde Yer Alan “… bazılarını
…” Sözcüğünün İncelenmesi
Dava dilekçesinde, 3. maddenin (b) bendinde yer
alan tanımlamanın belirsiz, ölçüsüz ve anlamsız olduğu, mahalli idare
birliklerinin ancak belli bir amaç için kurulabileceği, iptali istenen
ibarenin mahalli idare birliklerinin görebileceği kamu hizmetlerinin
hangileri olabileceği konusunda açık olmadığı, bu kural ile hukuk
güvenliğinin sağlanamadığı, idarenin kanuniliği ilkesi ile bağdaşmadığı, bu
nedenlerle sözcüğün Anayasa’nın 2., 8., 11., 123.
ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasanın 127. maddesinin son fıkrasında, mahalli
idarelerin belirli kamu hizmetlerinin görülmesi amacıyla kendi aralarında
Bakanlar Kurulunun izni ile birlik kurmaları konusunun yasa ile
düzenlenmesi gerektiği belirtilmiştir.
5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunu’nun 3.
maddesinde, mahalli idare birliği, birden fazla mahalli idarenin yürütmekle
görevli oldukları hizmetlerden bazılarını birlikte görmek üzere kendi
aralarında kurdukları kamu tüzel kişisi olarak tanımlanmış, Yasanın 5.
maddesinde ise birlik tüzüğünün nasıl düzenleneceği ve neleri içereceği
konusu açıklanmıştır. Bu maddenin ikinci fıkrasının (e) bendine göre,
“birliğe devredilen görev ve hizmetler”in neler
olduğunun birlik tüzüğüne yazılması gerekmektedir.
Anayasa’nın 127. maddesine göre, mahalli idarelerin
yürütmekle görevli olduğu kamu hizmetlerinden bir kısmı mahalli idare
birlikleri tarafından görülebilecektir. Mahalli
idarelerden olan belediyelerin göreceği mahalli hizmetler, 5393 sayılı
Belediye Kanunu’nun 14. maddesinde “belediyenin görev ve sorumlulukları”
başlığı altında, il özel idarelerinin göreceği mahalli hizmetler 5302
sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun 6. maddesinde, “il özel idaresinin görev
ve sorumlulukları” başlığı altında, köylerin göreceği mahalli hizmetler ise
442 sayılı Köy Kanunu’nun 12. ve 13. maddelerinde zorunlu ve isteğe bağlı
görevler olarak sayılmıştır.
Mahalli idarelerin yerine getirmekle yükümlü
oldukları görevlerin çok çeşitli olması, herhangi bir mahalli idare
biriminde ortaya çıkan sorunun diğer mahalli idare birimlerini de doğrudan
veya dolaylı olarak etkileyebilmesi ve bir kısım görevlerin en yüksek
verimlilikte yerine getirilebilmesinin ancak birkaç mahalli idarenin bir
araya gelerek kurabilecekleri bir kamu kurumu aracılığı ile
gerçekleştirilebilecek olması gibi nedenler, bir kısım mahalli hizmetlerin
bu kurumlara verilmesini gerektirmektedir. Çeşitli yasalarla mahalli idarelere verilmiş olan
bu görevlerden hangilerinin hangi mahalli idare birliği tarafından yerine
getirileceğinin yasada tek tek belirlenmesinin
zorluğu açıktır. Mahalli idare birliklerinin Anayasanın 127. maddesinde
belirtildiği üzere sadece “belirli” kamu hizmetlerini yürütmek üzere
kurulacakları anlaşılmaktadır. Buna göre, mahalli idarelerin bütün
görevlerini kapsayacak şekilde genel amaçlı veya amacı açıkça belirlenmemiş
birlik kurulamaz. Yukarıda anılan kurallar göz önüne alındığında, mahalli
idare birliklerinin sonuçta belli kamu hizmetlerini yürütmek üzere kurulacakları
ve iptal davasına konu olan “… bazılarını …” sözcüğünün
diğer kurallarla birlikte ele alındığında somutlaşacağı anlaşılmaktadır.
Ayrıca, Mahalli İdare Birlikleri Kanunu’nun 5.
maddesi uyarınca, kamu hizmetlerinin hangilerinin Bakanlar Kurulunun izni
ile kurulan mahalli idare birliği tarafından yerine getirileceği konusunun
ilgili birliğin tüzüğünde gösterilmesi zorunludur. Birlik tüzüğünde birliğe
devredilen görev ve hizmetlerin neler olduğunun belirtilmesi zorunlu
olduğuna göre, mahalli idare birlikleri Anayasanın 127. maddesinde
yazıldığı üzere belirli kamu hizmetlerini görmek üzere kurulmuş olmaktadır.
Bu nedenle, Mahalli İdare Birlikleri Kanunu’nun 3. fıkrasının (b) bendinde
yer alan “… bazılarını …” sözcüğünün Anayasa’nın
123. ve 127. maddelerine aykırılığından söz edilemez. İptal isteminin reddi
gerekir.
Dava konusu kuralın Anayasanın 2. ve 8. maddeleri
ile ilgisi görülmemiştir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Cafer ŞAT ve Şevket APALAK bu
görüşlere katılmamışlardır.
B- 4. Maddenin Üçüncü Fıkrasının İncelenmesi
Dava dilekçesinde, yerel yönetimlerin gücünü
doğrudan seçmenden alan özerk idareler olduğu, bunların kendilerine
verilmiş olan görevleri mahalli idare birliklerine devredip
devredemeyeceklerine kendi organlarının karar vermeleri gerektiği, bunun
Anayasa’nın ve Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nın bir gereği
olduğu, yerel yönetimlerin, kamu tüzel kişiliğine ve yönetsel özerkliğe
sahip oldukları, “yerinden yönetim ilkesi”nin aslında özerkliği öngördüğü, merkezî
yönetimin, yerinden yönetim idareleri üzerindeki vesayet yetkisinin
sınırsız ve takdire bağlı olmadığı, Bakanlar Kurulu kararıyla bir mahalli
idareyi bir birliğe katılmaya zorlamanın veya ayrılma iradesini elinden almanın
seçimle gelmiş yerinden yerel yönetimlerin özerkliği ilkesi ile
uyuşmayacağı, bu nedenle de kuralın Anayasanın 2.,
11., 90. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Yasa’nın 4. maddesinin birinci ve ikinci
fıkralarında, mahalli idare birliklerinin, birlik tüzüğünün kesinleşmesinden
sonra Bakanlar Kurulunun izni ile kurulacağı ve tüzel kişilik kazanacağı,
kurulmuş olan birliğe üye olmak isteyen mahalli idare meclisinin kararı ve
buna dayalı başvuru üzerine birlik meclisinin kabulü ile olacağı, bu
durumda Bakanlar Kurulu izni aranmayacağı ve birlikten ayrılmalarda ilgili
mahalli idare meclisinin kararının yeterli olduğu belirtilmiştir. Dava konusu üçüncü fıkra ile su, atık su, katı atık
ve benzeri altyapı tesisleri ile çevre ve ekolojik dengenin
korunmasına ilişkin projelerin zorunlu kılması durumunda, mahalli
idarelerin daha önce kurulmuş olan mahalli idare birliklerine
katılmalarının Bakanlar Kurulu kararına bağlı olarak zorunlu hale
getirildiği, yerel yönetimlerin özerkliğinin belli bir dereceye kadar
kısıtlandığı ve yerel yönetimin merkezi yönetimin alacağı karar
doğrultusunda hareket etmeye zorlandığı anlaşılmaktadır. Ayrıca fıkrada
birliklerden ayrılma da Bakanlar Kurulunun iznine bağlı tutulmuştur.
Anayasa’nın 127. maddesinin dördüncü fıkrasında,
merkezi idarenin, mahalli idareler üzerinde, mahalli hizmetlerin idarenin
bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin
sağlanması, toplum yararının korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi
karşılanması amacıyla, kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idari
vesayet yetkisine sahip olduğu belirtilmiştir.
Yerleşim yerleri, tüm dünyada olduğu
gibi ülkemizde de ekonomik ve teknik gelişmelerin sonucu olarak birbirleriyle
etkileşim halindedir. Kentler, arada hiçbir boşluk bulunmaksızın birbirine
komşu ve sınırdaş olmakta, herhangi bir yerleşim yerindeki ekonomik,
endüstriyel veya hizmet faaliyetleri diğer yerleşim yerlerini de doğrudan
olumlu veya olumsuz olarak etkileyebilmektedir.
Ortaya çıkan herhangi bir yerel sorunu gidermek için kurulan bir mahalli
idare birliğine, olumsuz biçimde etkilenen mahalli idareler katılmak
isterken, aynı sorundan etkilenmeyen veya olumlu olarak etkilenen
diğer bir mahalli idarenin, kurulan mahalli idare birliğinin getireceği
yükü gözeterek kurulan birliğe katılmaktan kaçınması mümkündür. Bu nedenle fıkrada
sınırlı olarak sayılan zorunlu durumlarda, Anayasa’nın 127. maddesinin
beşinci fıkrasında belirtildiği gibi, toplum yararının korunması ve mahalli
ihtiyaçların gereği gibi karşılanması amacıyla Bakanlar Kurulunca kurulmuş
birliğe katılmaya karar verilmesinde veya ayrılmanın izne bağlanmasında
Anayasa’ya aykırılık görülmemiştir.
İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 2.,
11. ve 90. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT,
Fulya KANTARCIOĞLU, Cafer ŞAT ve Şevket APALAK bu görüşe katılmamışlardır.
C- 6. Maddenin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, bir kamu tüzelkişisi olan
mahalli idare birliğine, üye yerel yönetimlerin hak ve yetkilerinin aynen
tanınamayacağı, aksi takdirde adeta yeni bir yerel yönetim türü yaratılmış
olacağı, oysa yerel yönetim türlerinin Anayasa’da tek tek
sayıldığı, bu hükümle, mahalli idare birliklerinin şirket kurma, borçlanma,
yabancı kuruluşlarla işbirliğinde bulunma gibi uygulamalarda
bulunabilecekleri, Yasa tasarısında başlangıçta birliklerin şirket
kurmaları yasaklanmış iken, daha sonra bu yasağın tasarıdan çıkarıldığı,
kamu hizmetlerinin bu şekilde mahalli idare birliklerinin oluşturacağı
şirketlerce görülmesine imkân tanıyan bir düzenlemenin yerel yönetim ilkesi
ile çelişeceği, hangi hizmetleri görmek üzere şirket kurulabileceği
belirtilmeden, genel bir yetkilendirme doğrultusunda mahalli idare
birliklerine kuracağı şirketler aracılığı ile hizmet yürütmesinin
özelleştirme ilkeleri ile çelişeceği, bu nedenlerle kuralın Anayasa’nın 2., 11., 47. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri
sürülmüştür.
Mahalli İdare Birlikleri Kanunu’nun 6. maddesinde, “Mahalli idare birlikleri, tüzükte
birliğe devredilmesi öngörülen mahalli müşterek nitelikli hizmetlere
ilişkin olarak üye mahalli idarelerin hak ve yetkilerine sahiptir.” denilmiştir.
Buna göre, mahalli idare birlikleri, tüm konularda birliği oluşturan
mahalli idarelerin hak ve yetkilerine sahip olmayıp, sadece birliğe
devredilmesi öngörülen hizmetlere ilişkin olarak yetki kullanabileceklerdir.
5355 sayılı Yasanın 3. maddesinin (b) bendine göre
de birliklerin kamu tüzel kişisi oldukları açıktır. Birden fazla mahalli
idarenin bir araya gelerek, yürütmekte oldukları hizmetlerden bazılarını
kuracakları birliğe devretmeleri ve birliğe devredilen hizmetleri yerine
getirirken kendi yasalarında verilen hak ve yetkileri kullanmaları
doğaldır. Aksi takdirde söz konusu görevlerin yerine getirilebilmesi
olanaksız hale gelir.
Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 127.
maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Konunun Anayasa’nın 2.,
11. ve 47. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
D- 8. Maddenin Birinci Fıkrasının “… veya belediye meclis üyeliğine seçilmeyi haiz kişiler
arasından, birlik tüzüğünde belirlenen sayıda ve gizli oyla seçecekleri
üyelerden oluşur. Ancak dışarıdan seçileceklerin sayısı mahalli idare
meclisinden seçileceklerin üçte birini geçemez.” Bölümünün İncelenmesi
Dava dilekçesinde, mahalli idare birliklerinin
mahalli idareler arasındaki işbirliğinin kurumlaşmış biçimi olduğu,
bunların iradelerini açıklama yetkisine sahip temel karar organı olan
birlik meclisinin de birlik üyesi mahallî idarelerin meclislerinin
seçilmişlerinden oluşması gerektiği, birlik meclisinde başka kaynaktan
üyelik olamayacağı, Anayasa’ya göre yerel yönetimlerin karar organlarının
seçmenlerce seçileceği ve yerel yönetimlerin kuruluşunun yerinden yönetim
ilkesine uygun olarak kanunla düzenleneceği, Yasada meclis üyeleri ile
dışarıdan seçilenler arasında birlik meclis başkanlığını üstlenme ya da
birlik encümeninde göreve getirilip getirilmeme konularında hiçbir fark
bulunmadığı, böylece, meclis üyelerince birlik üyesi yapılacak olan
kişilerin seçilmiş üyelerle aynı yetkilerle donatıldığı, yerinden yönetim
ilkesinin de, yerel yönetim birliklerinin karar organlarının doğrudan halk
tarafından seçilmesini gerektirdiği, iptali istenen düzenleme, yerel
demokrasi alanını ve halkın kendi işlerini kendi temsilcileri eliyle
kararlaştırıp yürütmesi ilkesini zedeleyeceğinden demokratik hukuk devleti ilkesine
de aykırı olduğu, bunun temsilde adalet ve eşit oy ilkeleriyle
bağdaştırılamayacağı, birlik meclisine dışarıdan seçilecek üyelerin
uygulamada genellikle birlik üyesi mahalli idare meclislerinde çoğunluğu
elinde tutan siyasi partiye mensup üyelerin oyları belirleyeceğinden,
seçilecek yeni üyelerin, söz konusu siyasi partilerden geleceği veya bu
partilerin yandaşları olacağı, bu durumun yerel seçimlerde ortaya çıkmış
olan oy dağılımına bağlı temsil tablosunu çoğunlukta olan parti lehine
çevireceği, birlik meclisi üyelerinin bir kısmının seçiminde mahalli idare
meclisi üyesi olmaları şart koşulurken, bir kısmının sadece mahalli idare
meclisi üyesi seçilme koşullarına haiz olmalarının yeterli bulunmasının
üyeler arasında seçilme yeterliliği bakımından eşitsizliğe yol açtığı, bu
nedenlerle Kuralın Anayasa’nın 2., 10., 11., 67.,
123. ve 127. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Mahalli İdare Birlikleri Kanunu’nun 8. maddesinin
birinci fıkrasına göre, birlik meclisi, birliğin karar organı olup birlik
üyesi mahalli idarelerin meclislerinin kendi üyeleri veya belediye meclis
üyeliğine seçilmeyi haiz kişiler arasından, birlik tüzüğünde belirlenen
sayıda ve gizli oyla seçecekleri üyelerden oluşur. Ancak, dışarıdan
seçileceklerin sayısı mahalli idare meclisinden seçileceklerin üçte birini
geçemez. Asıl üye sayısının yarısı kadar yedek üye seçilir.
Anayasa’da mahalli idare türlerinin, köy yönetimi,
belediye yönetimi ve il özel idaresi olmak üzere üç tür olduğu konusunda
herhangi bir tartışma bulunmamaktadır. Buna göre, mahalli idare birlikleri
ayrı bir yerel yönetim türü olmayıp, kendine özgü bir kamu tüzel kişisidir.
Mahalli idarelerin karar organları, belediyelerde belediye meclisi, il özel
idarelerinde il genel meclisi ve köy yönetiminde köy ihtiyar meclisi olup
bu organların seçimle oluşturulması Anayasal zorunluluktur. Mahalli idare
birliklerinin ayrı bir yerel yönetim türü olmaması nedeniyle, karar organı
olan birlik meclisinin Anayasanın 127. maddesinde sözü edilen seçmenler
tarafından seçilmesi zorunlu değildir. Bu durumda, iptal davasına konu olan
yasa kuralı ile mahalli idare birliklerinin meclislerinin, birlik üyesi
mahalli idare meclisleri üyelerinin yanı sıra, belediye meclis üyeliğine
seçilmeyi haiz kişiler arasından seçilmesi anayasal bir sorun oluşturmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, kural Anayasa’nın 127.
maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2.,
10., 11. 67. ve 123. maddeleri ilgisi görülmemiştir.
Osman Alifeyyaz PAKSÜT,
Fulya KANTARCIOĞLU, Cafer ŞAT, Fettah OTO ve
Şevket APALAK bu görüşe katılmamışlardır.
E- 17. maddenin İkinci Fıkrasındaki
“… birliğin faaliyet alanında olmak ve sayısı üçü
geçmemek üzere birlik meclisinin kararıyla kurulacak diğer birimlerden …”
İbaresinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın 8. ve 123.
maddelerine göre, idarenin tüm yetki ve görevlerini kanundan alması ve tüm
birimlerinin açıkça kanunda belirtilmesi gerektiği, ülke düzeyinde kurulan
birliklerle üye sayısı yüzden fazla olan birliklerin teşkilatlarında yer
alacak birimlere ilişkin belirsizlik yaratan bir düzenlemenin idarenin
kanuniliği ilkesi ile bağdaşmadığı, söz konusu birimleri kanunla göstermek
yerine bu birimleri belirleme yetkisinin idareye verildiği, oysa Anayasa’da
belirtilen ayrık haller dışında idarenin asli düzenleme yetkisinin
bulunmadığı, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesi uyarınca, yürütme
organına genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme
yetkisi verilemeyeceği, Anayasa Mahkemesi kararlarına göre, yasa koyucunun,
belli konularda gerekli kuralları koyacağı, çerçeveyi çizeceği, eğer uygun
ve zorunlu görürse, onların uygulanması yolunda sınırları belirlenmiş
alanlar bırakacağı, idarenin ancak o alanlar içinde takdir yetkisine
dayanmak suretiyle yasalara aykırı olmamak üzere bir takım kurallar koyarak
yasanın uygulanmasını sağlayacağı, bu nedenlerle, iptali istenen
düzenlemenin Anayasa’nın 2., 6., 7., 8., 11. ve
123. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Mahalli İdare Birlikleri Kanunu’nun 17. maddesinin
birinci fıkrasında, norm kadroya uygun olarak birlik teşkilatının birlik
müdürü, yazı işleri müdürü, mali işler birimleriyle birliğin faaliyet
alanına göre kurulacak teknik işler biriminden oluşacağı belirtilerek
mahalli idare birliklerinin örgütlenmesi konusunda genel kural
getirilmiştir. Dava konusu kuralla bu kurala istisna getirerek birlik
meclisinin kararı ile ayrıca en fazla üç birim daha kurulabileceği öngörülmüştür.
Bu yola birliğin ülke düzeyinde kurulması ve birliğin yüzden fazla mahalli
idareden oluşması durumlarında başvurulabilecektir. Bu tür birliklerde
genel sekreter, yazı işleri ve mali işler birimi de yer alacaktır.
Anayasanın 123. maddesinde “İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.
İdarenin kuruluş ve görevleri,
merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayanır.
Kamu tüzelkişiliği, ancak kanunla
veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur.” denilmiştir.
Mahalli İdare Birlikleri Kanunu’nun 17. maddenin
ikinci fıkrası uyarınca, sayısı üçü geçmemek üzere kurulacak birimlerin
norm kadroya uygun olması gerekmektedir. Öte yandan, aynı Yasa’nın 22.
maddesinin beşinci fıkrasına göre, birliklerde, teşkilat ve personel
istihdamı konularında bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde Belediye Kanunu
ile Belediye Kanununa aykırı olmamak kaydıyla birlik tüzüğü hükümlerinin
uygulanacağı kurala bağlanmıştır. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 49.
maddesinin birinci fıkrasına göre de, belediyelerde norm kadro ilke ve
standartları İçişleri Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığı tarafından
müştereken belirlenecektir. Belediyenin ve bağlı kuruluşlarının norm
kadroları ise bu ilke ve standartlar çerçevesinde belediye meclisi
tarafından kararlaştırılacaktır.
Buna göre, ülke düzeyinde kurulan
mahalli idare birlikleri ile üye sayısı yüzden fazla olan mahalli idare
birliklerinde, birliğin faaliyet alanında olmak ve sayısı üçü geçmemek
üzere kurulacak birimlerin çerçevesi, norm kadroya uygunluk ve Belediye
Kanunu’nda yer alan kurallarla belirlenmiş olmaktadır.
Bu kurallar göz önüne alındığında,
kamu yararı ve kamu hizmetinin gereği olarak, standart hale getirilmiş kadrolara
bağlı kalınmak koşuluyla, yasaya göre kurulması zorunlu olanların dışında,
ihtiyaç duyulan ve sayısı üçü geçmeyecek diğer birimlerin mahalli idare birliği
meclisinin kararı ile kurulması konusunda verilen yetkide, bir belirsizlikten
ve sınırsızlıktan söz edilemez.
Bu nedenle, Kural Anayasa’nın 123.
maddesine aykırı değildir.
İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın Anayasa’nın 2., 6., 7., 8. ve 11. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
F- 18. Maddenin Birinci ve Son
Fıkralarının İncelenmesi
1- Birinci Fıkranın İncelenmesi
5355 sayılı Yasanın 18. maddesinin birinci
fıkrasının birinci tümcesi 29 Aralık 2005 günlü, 5445 sayılı Mahalli İdare
Birlikleri Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 1. maddesi ile
değiştirilmiştir.
Bu nedenle, 18. maddenin birinci fıkrasının birinci
cümlesi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.
18. maddenin birinci fıkrasının ikinci tümcesinde
ise “Bakanlar Kurulu, bu konuda genel
izin vermeye yetkilidir.”
denilmiştir.
Anayasa’nın 127. maddesinin altıncı fıkrasına göre,
mahalli idare birliklerinin kurulması konusunda Bakanlar Kurulu yetkilidir.
18. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi, ilçelerde o ilçenin adını
taşıyan köylere hizmet götürme birliği kurulabileceğini öngörmektedir. Dava
konusu kurala göre, Bakanlar Kurulu her bir ilçede köylere hizmet götürme
birliği kurulması için ayrı ayrı karar vermek
yerine, bu konuda genel bir karar verebilecektir. Kural ile ilçelerde
köylere hizmet götürme birliklerinin kurulması konusunda genel bir izin
verilerek daha hızlı, etkin ve verimli hizmetin sağlanmasının amaçlandığı
anlaşıldığından kural Anayasa’nın 127. maddesine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
Konunun Anayasa’nın 2.,
8., 11., 123. ve 126. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
2- Son
Fıkranın İncelenmesi
Dava dilekçesinde, Anayasa’nın gösterdiği ayrık
haller dışında yürütmenin asli düzenleme yetkisinin bulunmadığı, bu
yetkinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve devredilemeyeceği,
yürütmenin, ancak yasayla asli olarak düzenlenmiş alanda kural
koyabileceği, yürütmeye devredilen yetkinin Anayasa’ya uygun olabilmesi
için yasada temel esasların belirlenmesi ve sınırlarının çizilmesi
gerektiği, dava konusu kuralla yürütme organı olan İçişleri Bakanlığına
genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi yasada gösterilmeyen bir düzenleme
yetkisi verildiği, bu nedenle kuralın, Anayasa’nın 2.,
6. 7., 8. ve 11. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
5355 sayılı Yasanın 18. maddesinin
son fıkrasında “Köylere
hizmet götürme birliklerinin bütçesine ilişkin esas ve usuller ile muhasebe
ve raporlama standartları, harcama esas ve usulleri, çerçeve hesap planı
ile düzenlenecek raporların şekil, süre ve türleri ile bu birliklerin
yapacakları ihalelere ilişkin esas ve usuller Maliye Bakanlığının görüşü
alınarak İçişleri Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle
düzenlenir.” denilmiştir.
Belediyeler ve il özel
idarelerinde olduğu gibi, bütçeye, gelirlere ve giderlere ilişkin ana
konuların yasa ile belirlenmesinden sonra, usule ve teknik konulara ilişkin
detayların idarenin düzenlemesine bırakılması yetki devri olarak
nitelendirilemez.
Öte
yandan, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu,
kamu hukukuna tabi olan veya kamunun denetimi altında bulunan veyahut kamu
kaynağı kullanan kamu kurum ve kuruluşlarının yapacakları ihalelerde
uygulanacak esas ve usulleri belirlemektedir. Bu Yasanın kapsam başlıklı 2.
maddesinin (a) bendine göre, diğer kamu idareleri yanında özel idareler ve
belediyeler ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar, birlikler ve
tüzel kişilerin kullanımında bulunan her türlü kaynaktan karşılanan mal
veya hizmet alımları ile yapım işlerinin ihalelerinin bu Kanun hükümlerine
göre yürütüleceği kurala bağlanmıştır.
Dava konusu kural uyarınca
birliklerin yapacakları ihalelere ilişkin esas ve usullerin 4734 sayılı
Yasaya uygun olarak çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği açık olduğundan
yasama yetkisinin devrinden söz edilemez.
Açıklanan
nedenlerle kural Anayasa’nın 7. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Konunun Anayasa’nın 2., 6., 8. ve 11. maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
G- 19. Maddedeki “8 inci maddede belirtilen doğal üyeler
ile birliğin sulama faaliyetinden faydalanan ve belediye meclisi üyeliğine
seçilme şartlarına sahip olan çiftçiler arasından birlik tüzüğünde
gösterilen sayıda seçilecek üyelerden oluşur.” Bölümünün İncelenmesi
5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanununun 19.
maddesi 4 Ocak 2006 günlü, 26043 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan
29.12.2005 günlü, 5445 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanununda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanun’un 2. maddesi ile değiştirilmiştir.
Bu nedenle konusu kalmayan istem hakkında karar
verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekir.
V- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI KARARI
26.5.2005 günlü, 5355 sayılı Mahallî İdare
Birlikleri Kanunu’nun;
A) 1- 3. maddesinin (b) bendinde yer alan “... bazılarını ...” sözcüğü,
2- 4. maddesinin üçüncü fıkrası,
3- 6. maddesi,
4- 8. maddesinin birinci fıkrasının “ ... veya belediye meclis üyeliğine seçilmeyi haiz kişiler
arasından, birlik tüzüğünde belirlenen sayıda ve gizli oyla seçecekleri
üyelerden oluşur. Ancak dışarıdan seçileceklerin sayısı mahalli idare
meclisinden seçileceklerin üçte birini geçemez.” bölümü,
5- 17. maddesinin ikinci fıkrasının “... birliğin
faaliyet alanında olmak ve sayısı üçü geçmemek üzere birlik meclisinin
kararıyla kurulacak diğer birimlerden...” bölümü,
6- 18 maddesinin birinci fıkrasının, ikinci
tümcesi ve son fıkrası,
24.9.2008 günlü, E. 2005/90, K. 2008/146 sayılı
kararla reddedildiğinden, bu madde, fıkra, bölüm, tümce ve sözcüğe ilişkin
yürürlüğün durdurulması isteminin REDDİNE,
B) 1- 18. maddesinin birinci fıkrasının birinci tümcesi,
2- 19. maddesinin “... 8 inci maddede belirtilen
doğal üyeler ile birliğin sulama faaliyetinden faydalanan ve belediye
meclisi üyeliğine seçilme şartlarına sahip olan çiftçiler arasından birlik
tüzüğünde gösterilen sayıda seçilecek üyelerden oluşur.” bölümü,
hakkında, 24.9.2008 günlü, E.2005/90, K.2008/146 sayılı
kararla karar verilmesine yer olmadığına karar verildiğinden, bu tümce ve
bölüme ilişkin yürürlüğün durdurulması istemi hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
24.9.2008 gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
VI- SONUÇ
26.5.2005
günlü, 5355 sayılı Mahallî İdare Birlikleri Kanunu’nun:
A- 3.
maddesinin (b) bendinde yer alan “... bazılarını
...” sözcüğünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Fulya KANTARCIOĞLU, Cafer
ŞAT ile Şevket APALAK’ın karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- 4. maddesinin
üçüncü fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz
PAKSÜT, Fulya KANTARCIOĞLU, Cafer ŞAT ile Şevket APALAK’ın
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
C- 6. maddesinin
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
D- 8.
maddesinin birinci fıkrasının “ ... veya belediye
meclis üyeliğine seçilmeyi haiz kişiler arasından, birlik tüzüğünde
belirlenen sayıda ve gizli oyla seçecekleri üyelerden oluşur. Ancak
dışarıdan seçileceklerin sayısı mahalli idare meclisinden seçileceklerin
üçte birini geçemez.” bölümünün
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT,
Fulya KANTARCIOĞLU, Cafer ŞAT, Fettah OTO ile
Şevket APALAK’ın karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
E- 17.
maddesinin ikinci fıkrasının “...
birliğin faaliyet alanında olmak ve sayısı üçü
geçmemek üzere birlik meclisinin kararıyla kurulacak diğer birimlerden...”
bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
F- 18.
maddesinin;
1- Birinci
fıkrasının,
a- Birinci tümcesi, 29.12.2005 günlü,
5445 sayılı Mahallî İdare Birlikleri Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanun’un 1. maddesiyle değiştirildiğinden, bu tümceye ilişkin KONUSU KALMAYAN İSTEM HAKKINDA KARAR
VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
b- İkinci tümcesinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
2- Son fıkrasının
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
G- 19.
maddesi, 5445 sayılı Yasa’nın 2. maddesiyle değiştirildiğinden, maddenin
“... 8 inci maddede belirtilen doğal üyeler ile birliğin sulama faaliyetinden
faydalanan ve belediye meclisi üyeliğine seçilme şartlarına sahip olan
çiftçiler arasından birlik tüzüğünde gösterilen sayıda seçilecek üyelerden
oluşur.” bölümüne ilişkin KONUSU KALMAYAN
İSTEM HAKKINDA KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, OYBİRLİĞİYLE,
24.9.2008
gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz
PAKSÜT
|
Üye
Sacit ADALI
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
Üye
Cafer ŞAT
|
|
|
|
|
|
Üye
A. Necmi
ÖZLER
|
Üye
Fettah OTO
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
|
|
|
|
|
Üye
Şevket APALAK
|
Üye
Serruh KALELİ
|
|
|
|
|
KARŞIOY YAZISI
I- 5355
sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunu’nun 4. maddesinin üçüncü fıkrası:
İptali istenen kuralla, su, atık su, katı atık ve benzeri
altyapı hizmetleri ile çevre ve ekolojik dengenin
korunmasına ilişkin projelerin zorunlu kılması durumunda, Bakanlar
Kurulu’nun, ilgili mahalli idarelerin, bu amaçla kurulmuş birliğe
katılmasına karar verebileceği öngörülmüştür. Çok sayıda mahalli idarenin katılımını
gerektiren bu tür büyük projelerde, eşgüdüm ve finansman yönünden mahalli
idarelerin ayrı ayrı veya birlikte, olanaklarının
yetersiz kalması halinde işin mekezi idare
tarafından yapılması gerekeceği açıktır. Mahalli idareler, bu konuda istekli
olmaları ve kendilerini yeterli görmeleri halinde, kendi aralarında
Bakanlar Kurulunun izni ile birlik kurmak suretiyle söz konusu kamu
hizmetlerini görebileceklerdir. Ancak bu hizmeti birleşerek yerine getirmek
zorunda değildirler.
Anayasanın 127. maddesinin son fıkrasında, mahalli
idarelerin kendi aralarında birlik kurabileceklerinden söz edilmiş;
Bakanlar Kurulu tarafından bunlara zorunlu olarak birlik kurdurulması veya
birliğe katılmalarına karar verilmesi gibi bir durum öngörülmemiştir. İlgili
mahalli idarelerin kendi güç ve olanaklarıyla gerçekleştirme konusunda
istekli olmadıkları projelerin yürütülmesi amacıyla zorunlu olarak birlik
kurmaları veya kurulmuş birliklere katılmaları, merkezi idarenin vesayet
yetkisini aştığı gibi, kendi asli görevlerini zorla mahalli idarelere
yaptırması anlamına gelir ki, bunun Anayasa’nın 127. maddesine
uygunluğundan söz edilemez.
II- 5355
sayılı Kanunun 8. maddesinin birinci fıkrasının iptali istenen bölümü:
Kuralda, birlik meclisinin, birlik üyesi mahalli
idarelerin meclislerinin kendi üyelerinin yanısıra belediye meclis üyeliğine
seçilmeyi haiz kişiler arasından, birlik tüzüğünde belirlenen sayıda ve
gizli oyla seçecekleri üyelerden oluşacağı, ancak dışarıdan seçileceklerin
sayısının mahalli idare meclisinden seçileceklerin üçte birini geçemeyeceği
belirtilmektedir. ( … meclis üyeliğine seçilmeyi haiz kişiler
… ibaresindeki Türkçe bozukluğu yasa
metninden kaynaklanmaktadır)
Anayasanın 127. maddesinde mahalli idarelerin karar
organlarının seçmenler tarafından seçileceği belirtilmiş; seçimlerin tek
dereceli olacağı esası da Anayasanın 67. maddesinde yer almıştır.
5355 sayılı Yasanın 6. maddesine göre birliğe
katılan mahalli idarelerin, tüzükte birliğe devredilmesi öngörülen mahalli müşterek
nitelikli hizmetlere ilişkin hak ve yetkileri birliğe devredilmiş
olacağından, Anayasanın 127. maddesi gereğince bu hak ve yetkilerin de
seçmenler tarafından seçilmiş kişilerce kullanılması gerekir. Birliklerin,
farklı bir yerinden yönetim türü olup olmaması bu bağlamda önemli değildir.
Seçimle gelinen görevlere talip olanlar, seçmenden aldıkları hak ve
yetkileri, seçmenin rızası olmadan başkalarına devredemezler. Aksine
davranış, Anayasanın 2. maddesinde yer alan demokratik hukuk devleti
ilkesine ters düşer. Öte yandan, Anayasanın 67. maddesinde seçimlerin tek
dereceli olacağı öngörülerek “ikinci seçmen” kurumu yasakladığından,
mahalli idarelerin meclislerine seçilmiş kişilerin birlik meclisine başka
kişileri seçmesinin “seçim” olarak kabulü de mümkün değildir.
Birliklerin, Anayasada sayılan mahalli idare
türlerinden biri olmadığı gerekçesiyle, karar organının seçmenlerce
oluşturulması zorunluluğu bulunmadığının kabulü halinde ise, birliklerin
neden Anayasanın 127. maddesinde düzenlendiği, hukuki yorum kuralları
karşısında izahsız kalmaktadır.
Bu nedenlerle iptali istenen kuralların, Anayasanın
67. ve 127. maddelerine aykırı olduğu kanaatindeyim.
Başkanvekili
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT
KARŞIOY GEREKÇESİ
Davacı tarafından 26.5.2005 günlü,
5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunu’nun kimi sözcük ve kurallarının
iptali istenmiştir.
I- 3. maddenin (b) bendinde yer alan “bazıları”
sözcüğünün incelenmesi:
5355 sayılı Yasa’nın 3. maddesinin (b) bendinde
“mahalli idare birliği”, birden fazla mahalli idarenin, yürütmekle görevli
oldukları hizmetlerden “bazılarını” birlikte görmek üzere kendi aralarında
kurdukları kamu tüzel kişisi olarak tanımlanmıştır. Dava dilekçesinde,
“bazılarını” sözcüğünün anayasaya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa’nın 127. maddesinin son fıkrasında,
“mahalli idarelerin belirli kamu hizmetlerinin görülmesi amacı ile kendi
aralarında Bakanlar Kurulunun izni ile birlik kurmaları, görevleri,
yetkileri, maliye ve kolluk işleri ve merkezi idare ile karşılıklı bağ ve
ilgileri kanunla düzenlenir. Bu idarelere görevleri ile orantılı gelir
kaynakları sağlanır” denilmektedir. Buna göre, mahalli idarelerin belirli
kamu hizmetlerinin görülmesi amacı ile kendi aralarında kuracakları
birliklerin hangi kamu hizmetlerini göreceklerinin kanunda açıkça
gösterilmesi anayasal bir zorunluluktur. Mahalli idarelerin yürütmekle
yükümlü oldukları hizmetlerden “bazılarını” görmek üzere birlik
kurabilmelerinin yasada belirtilmesi bu birliklerin, hangi kamu
hizmetlerini göreceklerinin yasa ile düzenlendiği anlamına gelmez. Yasa’nın
5. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca “birliğe devredilen
görev ve hizmetler”in neler olduğunun birlik tüzüğüne
yazılması gereği de bu görev ve hizmetlerin önceden neler olduğunun hizmet
alanları belirtilerek yasada gösterilmemesi nedeniyle kanunla düzenleme
zorunluluğuna uyulduğunun bir kanıtı olarak değerlendirilemez.
Bu nedenle “bazılarını” sözcüğü Anayasa’nın 127.
maddesine aykırıdır.
II- 4. Madde’nin üçüncü fıkrasının incelenmesi:
Dava konusu üçüncü fıkrada, “su, atık su, katı atık
ve benzeri altyapı hizmetleri ile çevre ekolojik dengenin
korunmasına ilişkin projelerin zorunlu kılması durumunda; Bakanlar Kurulu,
ilgili mahalli idarelerin, bu amaçla kurulmuş birliğe katılmasına karar
verebilir. Bu birliklerden ayrılma da Bakanlar Kurulunun iznine bağlıdır”
denilmektedir.
Anayasa’nın 127. maddesinin beşinci fıkrasında,
merkezi idarenin, mahalli idareler üzerinde, mahalli hizmetlerin idarenin
bütünlüğü ilkesine uygun şekilde yürütülmesi, kamu görevlerinde birliğin
sağlanması, toplum yararının korunması ve mahalli ihtiyaçların gereği gibi
karşılanması amacıyla kanunda belirtilen esas ve usuller dairesinde idari
vesayet yetkisine sahip olduğu belirtilmektedir. Bu fıkra ile idareye tanınan vesayet
yetkisi, kullanılması belli koşulların varlığına bağlı sınırlı bir denetim
yetkisi olup mahalli idarelere doğrudan müdahale veya yerine geçerek karar
verme yetkisi içermemektedir. Vesayet yetkisinin kullanılmasını işlevsiz
kılacak ayrık durumların varlığı halinde sınırlı olarak belirtilen türde
müdahalelere izin verilebilmesi ise mahalli idarelerin iradelerinin önceden
belirlenmesiyle olanaklıdır. Başka bir anlatımla görev alanlarına giren
herhangi bir konuda karar alma yetkisi öncelikle mahalli idarelere aittir.
Bu yetki kullanılmadan önce, ortada denetlenecek bir idari işlem bulunmadığından vesayet
makamlarının denetimi veya çok sınırlı da olsa doğrudan müdahalesi söz
konusu olamaz. Aksine düşüncenin, mahalli idarelerin demokratik ve özerk
yapısı ile bağdaşmayacağı açıktır.
Bu nedenle bazı durumlarda ilgili mahalli
idarelerin birliğe katılması veya ayrılması konusunda Bakanlar Kuruluna
yetki verilmesine ilişkin dava konusu kural Anayasa’nın 127. maddesine
aykırıdır.
III- 8. maddenin ilk fıkrasında yer alan kuralın
incelenmesi:
Madde’nin ilk fıkrasında “Birlik meclisi, birliğin
karar organıdır ve birlik üyesi mahalli idarelerin meclislerinin kendi
üyeleri veya belediye meclis üyeliğine seçilmeyi haiz kişiler arasından,
birlik tüzüğünde belirlenen sayıda ve gizli oyla seçecekleri üyelerden
oluşur. Ancak dışarıdan seçileceklerin sayısı mahalli idare meclisinden
seçileceklerin üçte birini geçemez. Asıl üye sayısının yarısı kadar yedek
üye seçilir” denilmekte olup, bu kuralın birlik meclisine mahalli idare
meclislerinin kendi üyeleri dışından da üye seçilmesine olanak veren
bölümünün iptali istenilmektedir.
Yasa’nın 3. maddesinde de belirtildiği gibi,
mahalli idare birlikleri birden fazla mahalli idarenin yürütmekle görevli
oldukları hizmetlerden bazılarını birlikte görmek amacıyla kurulmaktadır.
Anayasa’nın 127. maddesinin birinci fıkrası ile mahalli müşterek
ihtiyaçların karşılanması görevi, karar organları kanunda gösterilen
seçmenler tarafından seçilerek, oluşturulan ve mahalli idareler olarak
tanımlanan kamu tüzel kişilerine verilmiştir. Mahalli idare birliklerinin
de nitelikleri Anayasa’da belirtilen mahalli idarelerin biraraya
gelerek kendi görev alanlarına giren hizmetlerden bazılarını görmeleri
esasına dayandığı gözetildiğinde, kuruluş ve işleyişlerinin demokratik
esaslara uygun olması gereği bakımından mahalli idarelerle bunların
kurdukları birlikler arasında fark bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Bu
durumda birlik meclisinin, birlik üyesi mahalli idarelerin meclislerinin,
kendi üyelerinin yanı sıra seçmen iradesinin belirleyici olmadığı dışarıdan
seçilecek üyelerden de oluşabilmesine olanak veren dava konusu kural,
Anayasa’nın 127. maddesinde mahalli idareler için ön koşul olarak görülen
demokrasi ilkeleriyle bağdaşmamaktadır. Mahalli idare birliklerinin
doğrudan mahalli idare kuruluşları olmadıkları gerekçesiyle onları
oluşturan idareler için esas alınan anayasal ilkeler dışında bırakılmaları
düşünülemez. Gördüğü hizmetlerin niteliği bakımından mahalli idarelerle
aralarında fark bulunmayan birliklerin, aynı demokratik esaslara
dayandırılması anayasal bir zorunluluktur.
Açıklanan nedenlerle dava konusu bölüm Anayasa’nın
127. maddesine aykırıdır.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle belirtilen
maddelere ilişkin çoğunluk görüşüne karşıyız.
Üye Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU Cafer
ŞAT
KARŞIOY GEREKÇESİ
5355
sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunu’nun 8. maddesinin ilk fıkrasının
iptali isteminin incelenmesi:
Anayasa’nın 127. maddesinin beşinci
fıkrasına göre, mahalli idare birlikleri, mahalli idarelerin belirli kamu
hizmetlerinin görülmesi amacı ile kendi aralarında kurdukları kamu tüzel
kişileridir. Aynı maddenin birinci fıkrasında, yerel yönetim karar
organlarının seçmenlerce seçileceği, ikinci fıkrasında da, yerel
yönetimlerin kuruluşunun yerinden yönetim ilkesine uygun olarak kanunla
düzenleneceği belirtilmektedir. Yerinden yönetim ilkesi mahalli idareleri
ile bunların kurdukları hizmet birliklerinin karar organlarının halk
tarafından seçilmesini gerektirmektedir.
Mahalli İdareler Birlikleri Kanunu’nun
8. maddesinin birinci fıkrasında, birlik üyesi mahalli idarelerin meclislerinin,
birlik meclislerine kendi üyeleri yanında, belediye meclisi üyeliğine
seçilme koşullarını taşıyan kişileri de dışarıdan üye seçebileceklerine
olanak tanınmaktadır. Birlik meclisi, mahalli idarelerin kurdukları
birliklerin iradelerini açıklamaya yetkili ortak karar organıdır. Bu
nedenle birlik meclis üyelerinin bir kısmının, seçmenlerce mahalli idare
meclisi üyesi seçilmeden, birliğe katılan mahalli idare meclisleri
üyelerince dışarıdan seçilerek birlik meclisinde görev almaları, Anayasa’da
belirtilen seçilerek göreve gelme ve yerinden yönetim ilkelerine aykırı
bulunmaktadır.
Öte yandan uygulamada birlik
meclislerine dışarıdan seçilecek üyeleri, genellikle birlik üyesi mahalli
idare meclisinde çoğunluğu elinde tutan siyasi partiye mensup üyeler
belirleyeceğinden, seçilen üyeler kendilerini seçen siyasi partilere mensup
üyelerle birlikte hareket edeceklerdir. Bu durumda birlik meclislerinde
yerel seçimlerde kullanılan oy dağılımına bağlı olarak eşit oy ve temsil
adaletine aykırı sonucun ortaya çıkması, Anayasa’nın temsilde adalet ve
eşit oy ilkesinin yer aldığı 67. maddesine ve 2. maddesinde belirtilen
“Demokratik Hukuk Devleti” niteliğine aykırı olacaktır.
Açıklanan nedenlerle, dava konusu
bölümün Anayasa’nın 127., 6. ve 2. maddelerine
aykırılığı nedeniyle iptali gerekeceğinden aksi yönde oluşan çoğunluk
kararına karşıyım.
Üye
Fettah OTO
AZLIK OYU
Anayasa’nın 127. maddesinde yerel
yönetimlerin belirli bir kamu hizmetinin görülmesi amacıyla kendi aralarında
Bakanlar Kurulunun izniyle birlik kurabilecekleri, bunların görev yetki,
merkezi idare ile bağları gibi konuların yasada düzenleneceği
öngörülmüştür.
Bu doğrultuda çıkarılan 5355 sayılı Mahalli İdare
Birlikleri Kanunu’nun 3. maddesinin (b) bendindeki mahalli idare birliği
tanımında, yerel yönetimlerin görevli oldukları hizmetlerden bazılarını görmek anlatımı yer
almaktadır.
Aynı Yasa’nın 4. maddesinin üçüncü fıkrasında ise
kimi durumlarda ilgili yerel yönetimlerin aynı amaçla kurulmuş birliğe
katılmalarına Bakanlar Kurulunun karar verebileceği 8. maddesinin birinci
fıkrasında da birlik meclisinde yerel yönetim meclisleri üyelerinden başka dışardan da üye alınacağı belirtilmektedir.
Anayasa’nın sözü edilen 127. maddesine göre karar
organları seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, görev yetkileri yerinden yönetim ilkesine
uygun olan yerel yönetimlerce birlik oluşturacağına göre, bu özelliklerini
ve yapısal niteliklerini birliklere yansıtacakları, ilkelerinin o kuruluşun
da ilkeleri olacağı anlaşılmaktadır. Ayrıca gerek yerel yönetimlerin,
gerekse birliklerin anayasal ilkeler doğrultusunda genel bir yasayla
düzenlenmeleri hususu, Anayasa’nın 2. maddesinde tanımlanan hukuk
devletinin ögelerinden olan açıklık, belirlilik
ve öngörülebilirlik ilkelerinin bunlar yönünden de geçerliliğini gerekli
kılmaktadır.
Anayasa’ya göre birlikler, yerel yönetimlere
verilmiş görevlerden olan belirli bir kamu hizmetini üstleneceklerdir.
Anayasa’daki “belirli” sözcüğünün içerdiği anlam ve dilbilimsel yapısının
belirginliği amaçladığında duraksama yoktur. Buna göre birliklerin
üstlenecekleri kamu hizmetinin açık olarak ilgili yasada ve yasanın ilgili
tanım maddesinde de gösterilmesi kaçınılmazdır. Yasa’nın
birliğin görevlerini düzenleyen 4. ve 5. maddelerinde yer alan, genel
amaçlı birlik kurulamayacağı ve birliğe devredilen görevlerin tüzükte yer
alacağına ilişkin ilkeler birlikte değerlendirildiğinde Anayasa’nın görevlerin
yasayla düzenleneceğine ilişkin buyruğunun tam olarak yasaya yansıtılmadığı
ve “belirli” sözcüğünün itiraz konusu kuralda “bazılarını” biçimiyle
belirsiz sıfata dönüştürüldüğü ve diğer maddelerle de buna açıklık getirilmediği
sonucuna varılmaktadır. Bunun yanında “bazılarını” anlatımının, yasaların belirgin ve öngörülebilir
olma yaklaşımlarıyla örtüşmeyerek hukuk devleti yönünden de aykırılıkları
barındırdığı anlaşılmaktadır.
Öte yandan, itiraz konusu diğer konulardan olan 4.
maddenin üçüncü fıkrasında Bakanlar Kuruluna verilen birliğe zorunlu
katılımları sağlama yetkisi ile dışardan meclis
üyesi seçimine ilişkin kurallara gelince:
Anayasa birlik kurma konusunda Bakanlar Kuruluna
yalnızca izin verme yetkisi tanımıştır. Bu konudaki izin kavramının idare hukuku
yönünden anlamı, işlemin ortaya
çıkmasına etken ön ve ilk irade olmamasıdır. İzin, ilgili yönetsel birimin
kendine yapılan başvuruyu, eş bir anlatımla kendine sunulan ön iradeyi
kabul etmesidir. Bu kapsamda merkezi idarenin sahip olduğu vesayet
yetkisinin yansıması olan izin olgusunun, buyurucu ve yoksanamaz
bir niteliğe dönüşmesi, yerel yönetimlerin kendi istençlerine bırakılan
birlik oluşturma konusunda etkisizleşmelerine neden olacaktır. Başka bir
deyişle, birlik oluşturma veya birliğe girme mahalli idarenin kendi istemi
ve kararıyla olması gerekir. Bu yetkinin yerel yönetimlerden alınması
Anayasa’nın 127. maddesiyle uyuşmaz. Kamu hizmetinin yürütülmesinde
çıkabilecek engellerin önlenmesi amacıyla düzenlemenin yapıldığı
anlaşılmaktaysa da, buna Anayasa’nın öngördüğü ilkeler doğrultusunda
çözümler bulunabilecektir.
Öte yandan yerel yönetimlerde karar organlarının
seçimle oluşacağı konusunda da duraksama yoktur. Bir bütünü oluşturan
parçalardaki hukuksal özellikler, bütünün de yapısal özelliğini
oluşturacağına ve yerel yönetimlerce birlik kurulduğuna göre, yerel yönetim
meclislerinin seçimle oluşmasının sonucu olarak birlik meclisi üyelerinin
de seçimle gelen ilgili yerel yönetim meclisleri üyelerinden oluşması
gerekmektedir. Tersi bir yaklaşım, birliğin yerel yönetimler arasında
kurulması ana ilkesiyle bağdaşmaz. Dışardan üye
olgusunun açılımı, birliğe yerel yönetim dışında katılımların örtülü
kabulüdür. Yürütülecek hizmetlerin niteliğinin bunu zorladığı yaklaşımı ise
birliğin üstlendiği hizmetin asıl sahibi yerel yönetim meclislerine dışardan üye alınmaması karşısında gerçekçi
olamaz. Kaldı ki Yasa’nın 17.
maddesinde öngörülen birlik yapısında yer alan teknik işler birimi ve
merkezi idare memurlarından yararlanma olanağı zorlayıcı nedenlerin çözümünde
seçenek yöntemlerdir.
Açıklanan nedenlerle, 5355 sayılı Yasa’nın 3.
maddesinin (b) bendindeki “bazılarını” sözcüğünün, 4. maddesinin üçüncü
fıkrasının ve 8. maddesinin birinci fıkrasının dava konusu bölümünün iptali
gerekeceği oyuyla karara karşıyım.
Üye
Şevket
APALAK
|