|
Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2005/88
Karar Sayısı : 2008/166
Karar Günü : 20.11.2008
İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Van Asliye 3.
Ceza Mahkemesi
İTİRAZIN KONUSU:
26.9.2004 günlü, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge
Adlîye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 12.
maddesinin, 11.5.2005 günlü, 5348 sayılı Yasa’nın 3. maddesiyle
değiştirilen “resmî belgede sahtecilik (m.204/2)” ibaresinde yer alan “/2”
kısmının, Anayasa’nın 10. ve 37.
maddelerine aykırılığı savıyla iptali istemidir.
I- OLAY
Müşteki adına sanıklarca
düzenlenen ve imzalanan bono nedeniyle resmî evrakta sahtekârlık suçunun işlendiği
iddiasıyla açılan kamu davasında, itiraz konusu kısmın Anayasa’ya aykırı
olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.
II- İTİRAZIN GEREKÇESİ
Başvuru
kararının gerekçe bölümü şöyledir:
“II- Anayasa’ya Aykırılık Gerekçesi:
Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında vurguladığı
gibi eşitlik ilkesinin amacı, aynı durumda bulunan kişilerin yasalar
karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, ayırım yapılmasını ve
ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi
ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak yasa karşısında eşitliğin
çiğnenmesi yasaklanmıştır.
Elbette ki yine Anayasa Mahkemesinin kararlarında
sıkça vurgulandığı üzere “…yasa önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı
kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez, durumlarındaki özellikler, kimi
kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları
gerektirebilir…” ise de bir hukuk devleti olmanın gereği bu farklılıkların
nesnel ölçütler içerisinde yaratılmasıdır.
1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5235
sayılı Kanunda adli yargı ilk derece ceza mahkemelerinin görevleri yeniden
belirlenmiştir. Ağır ceza mahkemesinin görevi genel olarak “10 yıl ve daha
fazla hapis cezasını gerektiren fiiller” şeklinde belirlendikten sonra bir
kısım suçlar ise tek tek sayılmak yoluyla ağır
ceza mahkemelerinin yargılama görevi içerisine alınmışlardır.
Mahkemelerin görev alanları belirlenirken pek çok
nesnel ölçüt benimsenebilir; ceza miktarı, suç tipi, sanığın sıfatı
bunlardan yalnızca bir kaçıdır. 5235 sayılı Kanunda da benimsenen sistem
ceza miktarına göre mahkemelerin görev alanlarının belirlenmesidir. Yasada
5348 sayılı Kanunun 3’üncü maddesi ile yapılan bir değişiklikle bu genel
sisteme aykırılık getirilmiş, bir kısım suç tipleri ağır ceza
mahkemelerinin yargılama görevi içerisine alınmışlardır.
897 sıra sayılı yasa teklifi TBMM’ne sunulduğunda
madde gerekçesinde şu açıklamaya yer verilmiştir; “5235 sayılı Adlî Yargı
İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri
Hakkında Kanunun 12’nci maddesinde yapılan değişiklikle, resmî belgede
sahtecilik (m.204), nitelikli dolandırıcılık (m.158), hileli iflâs (m.161)
suçları ağır ceza mahkemelerinin görev alanından çıkarılarak, mahkemeler
arasındaki iş dağılımının yargı hizmetlerinin daha rasyonel bir biçimde
yürütülmesini sağlamaya elverişli hale getirilmesi amaçlanmaktadır.”
Ancak teklifin TBMM’nde 11.05.2005 tarihinde
görüşülmesi sırasında verilen bir önerge ile,
teklifteki “resmî belgede sahtecilik (m.204)” ibaresi, “resmî belgede
sahtecilik (m204/2)” olarak değiştirilmiştir. Böylece hem yasanın gerekçesi
ile çelişkiye düşülmüş ve hem de hiçbir nesnel dayanağı bulunmayan ayrımla
Anayasa’nın yukarıda değinilen “…kişilerin yasalar karşısında aynı işleme
bağlı tutulmalarını sağlamayı, ayırım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını
önlemeyi…” amaçlayan kuralı çiğnenmiştir.
Maddede yapılan değişiklik aynı zamanda “Tabii
Yargıç İlkesine”de aykırılık oluşturmaktadır.
Kaynağını Anayasa’dan alan ve ceza yargılaması hukukunun da temel
ilkelerinden olan bu kuralla, “yargı organının kişiye göre belirlenmesi ve
bu yolla yargının yürütmenin etkisi altına alınması önlenmek
istenilmiştir.” İlkenin özüne uygun yorumu yalnızca “yargı organının
yargılanacak olaydan önce kurularak yetkilendirilmesi” ile sağlanamaz.
Mahkemelerin ve yargıçların yetki ve görevlerinin ve bu alandaki bölüşüm
kurallarının iyi belirlenmesi, bu konuda kuşku yaratacak kurallardan
kaçınılması gerekir.”
Bu nedenlerle, eylemi aynı suç tipine uyan
kişilerden kamu görevlisinin Ağır Ceza Mahkemesinde, sivil kişinin ise
Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanmasını sağlamaya yönelik 5235 sayılı
Kanunun 12/1’inci maddesindeki “…resmi belgede sahtecilik (204/2)…”
cümlesinde yer alan “/2” ibaresi Anayasa’nın 10’uncu maddesinin 1,3,4’üncü fıkralarına ve 37’inci maddesinin 1’inci
fıkrasına aykırı olup iptali gerekmektedir.”
III- YASA METİNLERİ
A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı
İtiraz konusu kısmın
yer aldığı 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adlîye
Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 5348 sayılı
Yasa ile değiştirilen 12. maddesi şöyledir:
“Kanunların ayrıca görevli kıldığı hâller saklı
kalmak üzere, Türk Ceza Kanununda yer alan yağma (m.148), irtikâp (m.250/1
ve 2), resmî belgede sahtecilik (m.204/2), nitelikli
dolandırıcılık (m.158), hileli iflas (m.161) suçları ile ağırlaştırılmış
müebbet hapis, müebbet hapis ve on yıldan fazla hapis cezalarını gerektiren
suçlarla ilgili dava ve işlere bakmakla ağır ceza mahkemeleri görevlidir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Başvuru kararında
Anayasa’nın 10. ve 37. maddelerine dayanılmıştır.
IV- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi
İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince, Tülay TUĞCU, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet
ERTEN, A.Necmi
ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket APALAK, Serruh
KALELİ ve Osman Alifeyyaz PAKSÜT’ün
katılımlarıyla 27.9.2005 gününde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.
V- ESASIN İNCELENMESİ
Başvuru kararı ve
ekleri, işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu Yasa kuralı, dayanılan
Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup
incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
Başvuru
kararında, 5235 sayılı Yasada ağır ceza mahkemesinin görevinin genel olarak
“10 yıl ve daha fazla hapis cezasını gerektiren fiiller” şeklinde
belirlendikten sonra bir kısım suçların tek tek
sayılmak suretiyle ağır ceza mahkemelerinin görevi içerisine alındığı, Türk
Ceza Kanunu’nun resmî belgede sahtecilik suçunu düzenleyen 204. maddesinin
yalnızca ikinci fıkrasının ağır ceza mahkemesinin görevleri arasında
sayılmasının eylemi aynı suç tipine uyan kişilerden kamu görevlilerinin
ağır ceza mahkemesinde, sivil kişilerin ise asliye ceza mahkemesinde
yargılanmasını sağlamaya yönelik olduğu, bu düzenlemenin aynı durumda
bulunan kişilerin yasalar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını
sağlamak ve ayrıcalık yapılmasını önlemek amacını güden eşitlik ilkesine,
doğal yargıç ilkesine aykırı olduğu yargı organının kişiye göre
belirlenmesine ve bu yolla yargının yürütmenin etkisi altına alınmasına yol
açacağı, belirtilen nedenlerle Anayasa’nın 10. ve 37. maddelerine aykırı
olan kısmın iptali gerektiği ileri sürülmüştür.
İtiraz konusu kısım
ile Türk Ceza Kanunu’nun 204. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen resmî
belgede sahtecilik suçu, ağır ceza mahkemesinin bakmakla görevli olduğu
dava ve işler arasında sayılmıştır.
Ağır ceza
mahkemesinin görev alanı, Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge
Adlîye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un 12.
maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, ağır ceza mahkemesinin bakacağı dava
ve işlere ilişkin suçların bir kısmı ceza türü ve miktarı gözetilerek, bir
kısmı da ismen sayılarak belirlenmiştir. Türk Ceza Kanununun 204.
maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen resmî belgede sahtecilik suçu da
ismen sayılan suçlar arasında yer almıştır.
26.9.2004 tarihli,
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Resmî belgede sahtecilik” başlıklı 204.
maddesi şöyledir:
“(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen,
gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya
sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası
ile cezalandırılır.
(2) Görevi gereği düzenlemeye
yetkili olduğu resmî bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir
belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak
belge düzenleyen veya sahte resmî belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan
sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(3) Resmî belgenin, kanun hükmü
gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması
halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır.”
Maddenin birinci fıkrasında resmî belgede
sahtecilik suçu genel olarak düzenlendikten sonra, ikinci fıkrasında kamu
görevlilerinin görevleri gereği düzenlemeye yetkili oldukları resmî belgede
sahtecilik suçunu işlemeleri özel olarak düzenlenmiş ve daha ağır bir ceza
ile cezalandırılmaları öngörülmüştür.
Anayasa’nın 10. maddesinde belirtilen
eşitlik ilkesiyle, birbirleriyle aynı durumda olanlara ayrı kuralların uygulanması
ve ayrıcalıklı kişi ve toplulukların yaratılması engellenmektedir. Yasa
önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı
anlamına gelmez. Durum ve konumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da
topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı
hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar ayrı kurallara bağlı
tutulursa Anayasa'da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.
Ceza siyasetinin gereği olarak yasa
koyucu, Anayasa’nın ve ceza hukukunun temel ilkelerine bağlı kalmak koşuluyla,
cezalandırmada güdülen amacı da gözeterek hangi eylemlerin suç
sayılacağını, bunlara verilecek cezanın türü, miktarı, artırım ve indirim
nedenleri ve oranları ile suçun takibine, cezalandırılmasına ve yargılama
usulüne ilişkin koşullar öngörebilir. Ceza mahkemelerinin görev alanlarının
belirlenmesi de, ceza siyaseti gereği yasa koyucunun takdirindedir.
Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmî
belgede sahtecilik suçunu işleyen kamu görevlileri ile bu durum dışında
kalan diğer hallerde resmî belgede sahtecilik suçunu işleyen kişiler aynı
hukuksal konumda bulunmadıklarından, bunlar arasında eşitlik
karşılaştırması yapılamaz.
Anayasa’nın “Kanuni hakim
güvencesi” başlıklı 37. maddesinde, “Hiç
kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir
kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma
sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz.”
denilmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin daha önceki kararlarında da
belirtildiği gibi, doğal yargıç kavramı suçun işlenmesinden veya çekişmenin
doğmasından önce davayı görecek yargı yerini yasanın belirlemesi şeklinde
tanımlanmaktadır. Başka bir anlatımla doğal yargıç ilkesi, yargılama
makamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra
özel olarak kurulmasına veya yargıcın atanmasına engel oluşturmaktadır.
İtiraz konusu kural, belirli bir suçun
işlenmesinden sonra bu suça ilişkin davayı görecek yargı yerini belirlemeyi
amaçlamadığından, doğal yargıç ilkesine aykırı bir yönü bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural
Anayasa’nın 10. ve 37. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
VI- SONUÇ
26.9.2004 günlü, 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri
ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında
Kanun”un 12. maddesinin, 11.5.2005 günlü, 5348 sayılı Yasa’nın 3.
maddesiyle değiştirilen “resmî belgede sahtecilik (m.204/2)”
ibaresinde yer alan “/2” kısmının Anayasa’ya aykırı olmadığına
ve itirazın REDDİNE, 20.11.2008
gününde OYBİRLİĞİYLE karar
verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Sacit
ADALI
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
|
|
|
|
Üye
A. Necmi ÖZLER
|
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
|
|
|
|
Üye
Serruh
KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
|
|
|
|
|
|