|
10 Mart 2009 SALI
|
Resmî Gazete
|
Sayı : 27165
|
|
ANAYASA
MAHKEMESİ KARARI
|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas
Sayısı : 2004/24
Karar Sayısı : 2008/165
Karar Günü : 20.11.2008
İPTAL DAVASINI AÇAN : Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri K. Kemal ANADOL ve Haluk
KOÇ ile birlikte 141 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU : 3.3.2004 günlü, 5102 sayılı Yüksek Öğrenim
Öğrencilerine Burs, Kredi Verilmesine İlişkin Kanun’un 2.,
5., Geçici 3. ve 7. maddelerinin, Anayasa’nın 2., 5,. 6.,
7., 8., 11., 128., 130., 131., 133. ve 167. maddelerine aykırılığı savıyla
iptalleri ve yürürlüklerinin durdurulması istemidir.
I-
İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN GEREKÇESİ
2.4.2004
günlü dava dilekçesinin gerekçe bölümü şöyledir:
“III. GEREKÇE
1. 03.03.2004 Tarih ve 5102
Sayılı Yüksek Öğrenim Öğrencilerine Burs, Kredi Verilmesine İlişkin Kanunun 2
nci Maddesinin Birinci, İkinci ve Üçüncü
Fıkralarının Anayasa’ya Aykırılığı
5102 sayılı Kanunun 2 nci
maddesinin birinci fıkrasında, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunun yurt
içinde yüksek öğrenim gören ve bu Kanuna göre çıkarılacak yönetmeliklerle
belirtilen usul ve esaslar dahilinde yeterlikleri ve
ihtiyaçları tespit edilen öğrencilere burs ve kredi verilebileceği
belirtilmiştir.
5102 sayılı Kanunda öğrencilerin yeterlik ve
ihtiyaçlarının belirlenmesine ilişkin ilkeler konusunda her hangi bir düzenleme
yer almamaktadır. Bu nedenle, bu konudaki usul ve esasları belirleyen bir
yönetmelik, asli düzenleme yapmış olacaktır. Halbuki
Anayasa’ya göre, Anayasa’nın gösterdiği ayrık haller dışında, yürütmenin asli
düzenleme yetkisi yoktur; yürütme Anayasa’ya ve kanunlara uygun olarak
kullanılacak ve yerine getirilecek bir yetki ve görevdir. Anayasa’nın 8 inci
maddesinde ifade edilmiş olan bu ilke, yürütmenin ancak kanun ile asli olarak
düzenlenmiş bir alanda düzenleme yetkisi kullanabileceğini açıkça ortaya
koymaktadır. Anayasa’nın 7 nci maddesine göre ise,
asli düzenleme yetkisi, TBMM’nindir ve devredilemez.
Kanunda bir hususun yönetmelikle düzenleneceğinin
belirtilmesi, o hususun kanunla düzenlenmiş olduğu anlamına gelmez. Kanunla
yapılmış bir düzenlemeden söz edilebilmesi için, o hususun en azından temel
ilkelerinin kanunda gösterilmesi gerekir.
5102 sayılı Kanunun 2 nci
maddesinin birinci fıkrası, yukarıda açıklanan nedenlerle, yürütmenin kanuniliği
ilkesine aykırı olarak, yürütmeye asli düzenleme yapmak imkanı
tanıdığı için; Anayasa’nın 8 inci maddesine; yasamaya ait olan asli düzenleme
yetkisini yürütmeye devrettiği için, Anayasa’nın 7 nci
maddesine; böyle bir yetki Anayasa’dan kökenlenmediği için Anayasa’nın 6 ncı maddesine aykırıdır.
Anayasa’nın herhangi bir hükmüne aykırı bir kuralın
Anayasa’nın 2 nci maddesinde yer alan hukuk devleti
ve Anayasa’nın 11 inci maddesinde yer alan Anayasa’nın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı ilkeleriyle de bağdaşması beklenemez.
5102 sayılı Kanunun 2 nci
maddesinin Anayasa’nın 2, 6, 7, 8 ve 11 inci maddelerine aykırı olan birinci
fıkrasının iptal edilmesi gerekmektedir.
5102 sayılı Kanunun 2 nci
maddesinin ikinci fıkrasında sayılan kurum ve kuruluşlar ile (belediyeler
hariç) tüm diğer kamu kurum ve kuruluşlarının ilgili mevzuatları gereği burs,
kredi verilmesini öngördükleri yüksek öğrenim öğrencilerine burs, kredi ve
nakdi yardım adı altında doğrudan herhangi bir ödeme yapmaları yasaklanmakta
ve ancak bildirimde bulunacakları Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu
vasıtasıyla söz konusu ödemeleri yapabilmeleri hükme bağlanmaktadır.
Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’nın, Yüksek Öğrenim Kredi
ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü’ne gönderdiği B.30.0.İMİ.0.00.00.01/775
- 17 - 17451 sayı ve 14.08.2003 tarihli yazıda, 16.08.1961 tarih ve 351
sayılı Kanuna göre Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü’nce
yürütülen barınma - burs ve kredi verme işlerinde üniversitelerin ciddi
sıkıntılar yaşadığı ve sayısı bir buçuk milyonun üzerine çıkmış bulunan
yüksek öğrenim öğrenci sayısı ile bu tür işlerin merkezi yöntemle
karşılanmasının olanaksız hale geldiği belirtilerek bu işlerin üniversitelere
bağlı vakıflar tarafından yerine getirilmesinde sayısız yarar olduğuna dikkat
çekilmiştir (Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı’nın söz konusu yazısı ekte
sunulmuştur).
Aynı yazıda, Anayasa’nın 130 uncu, 2547
sayılı Kanunun 4 ve 5 inci maddelerine atıfta bulunularak, bu hükümlerin
öğrencilerin barınma, burs ve sosyal danışmanlık hizmetlerinin, öğrencileri
en iyi şekilde tanıyan üniversiteler tarafından karşılanmasını zorunlu
kıldığı ve üniversitelerin Anayasal ve yasal yetki ve görev alanında bulunan
bu hizmetlere Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu tarafından müdahale
edilmesinin, üniversitelerimizin bilimsel ve idari özerkliğine müdahale anlamına
geleceği de ifade edilmiştir.
Yükseköğretim öğrencilerine burs - kredi
verilmesinde, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü’nde
merkezileşen tekelci bir sistemin sakıncalarının ve Anayasa’ya aykırılığının
Yüksek Öğretim Kurulunca açıkça ifade edilmiş olmasına karşın, 5102 sayılı
Kanunla böyle bir tekelci merkezi sistemin getirilmesi, 5102 sayılı Kanunun
yöneldiği nihai amacın “kamu yararı” olup olmadığı hususunu tartışmaya
açmaktadır.
5102 sayılı Kanun, hükümetin üniversite ve kamu yönetimi
üzerinde baskı ve hakimiyet kurma ve kadrolaşma
emelleri doğrultusunda yeniden yapılandırma girişimleri çerçevesinde
şekillendirilmiştir.
Burs - kredi, gelir düzeyi düşük öğrenci için yaşamsal
önem taşımaktadır. Ülkemizde ideolojik yaklaşımlarının laik Cumhuriyet
anlayışına uygunluğu tartışmalı birtakım örgütlerin, burs vermek suretiyle
öğrencileri ideolojik çizgilerine çekmeye çalıştıkları da yadsınamaz bir
gerçektir.
Burs ve kredilerin bu tür örgütler tarafından ve böylesi
amaçlarla öğrencilere verilmesi kuşkusuz ülkenin ve gençlerimizin geleceği
bakımından büyük bir tehlikedir. Ancak, burs ve kredilerin dağıtımının,
iktidarın siyasal etkilerine, yönlendirme ve baskılarına (kendisini bu baskı
ve etkilerden koruyacak özerk bir yapısı olmadığı için) açık bir kurum
tarafından ve tekel olarak verilmesinin de, aynı ölçüde büyük bir tehlike
oluşturacağı; burslar aracılığı ile iktidarın gençleri siyasal baskı altına
alarak yönlendirmesine imkan hazırlayacağı
ortadadır.
Kaldı ki getirilen düzenleme, burs - kredinin temel amacı
olan eğitimde fırsat eşitliğini sağlamaktan, yoksulu korumaktan da uzak
görünmekte; Anayasa hükümleri ile de çelişmektedir.
Bütün bunlar 5102 sayılı Kanunun kamu yararı amacına
değil, siyasal iktidarın siyasal sistemi ve toplumu etkisi altına alma
amacını gerçekleştirmeye yönelik olduğunu göstermektedir.
Bir yasama işleminin kamu yararını değil de siyasal
iktidarın çıkarlarını karşılamak için yapılması durumunda ise, yasama
yetkisinin saptırıldığını söylemek gerekmektedir. Böyle bir yetki saptırması
da, hukuk devleti anlayışı ile bağdaşamaz.
Bu nedenlerle 5102 sayılı Kanunun 2 nci
maddesinin ikinci fıkrası, yöneldiği amaç bakımından Anayasa’nın 2 nci maddesinde ifade edilen hukuk devleti ilkesine
aykırıdır ve iptal edilmesi gerekmektedir.
Diğer yandan söz konusu ikinci fıkra, hukuk kuralları
arasında bir karmaşaya da yol açmaktadır.
Anayasa’nın “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler”
bölümünde yer alan “Eğitim ve öğrenim hakkı ve ödevi” başlıklı 42 nci maddesinin yedinci fıkrasında “Devlet, maddi imkanlardan yoksun başarılı öğrencilerin, öğrenimlerini
sürdürebilmeleri amacı ile burslar ve başka yollarla gerekli yardımları
yapar. Devlet durumları sebebiyle özel eğitime ihtiyacı olanları topluma
yararlı kılacak tedbirleri alır” hükmüyle eğitim ve öğretim hakkının Devlete
yüklediği ödevlerin konularını da belirtmiş olmaktadır. Anayasa’nın bu hüküm
ile Devletin, eğitim ve öğretim alanında “fırsat eşitliğini” gerçekleştirme anlayışı ile hareket etmesi
gerektiğini vurguladığını söylemek doğru olacaktır (Sabuncu Y., Anayasa’ya Giriş, Ankara 2002, s.148, 149).
Eğitim ve öğretim alanında fırsat eşitliği anlayışı ile
hareket etmesi ve fırsat eşitliğini sağlayacak tedbirleri alması, Devletin
Anayasal bir görevi olmakla birlikte Devlet bu alanda tekel oluşturacak
şekilde tek başına yetkili ve görevli kılınmamıştır. Maddede yapılan
düzenleme bu yolda olmadığı gibi, bu düzenlemeye Sosyal ve Ekonomik haklar ve
Ödevler bölümünde yer verilmiş olması da konunun sosyal içeriğini ve sosyal
dayanışma ihtiyacının göz önüne alınmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır.
Nitekim, fırsat eşitliğinin gerçekleştirilmesi konusuna
çeşitli yasalarda yer verilerek değişik kamu kurum ve kuruluşlarına bu konuda
görev ve yetki verilmiştir.
14.06.1973 tarihli ve 1739 sayılı
Milli Eğitim Temel Kanununun “Fırsat
ve imkan eşitliği” başlığını taşıyan 8 inci
maddesinde, “Eğitimde kadın, erkek herkese fırsat ve imkan eşitliği saklıdır.
Maddi imkanlardan yoksun başarılı öğrencilerin en
yüksek eğitim kademelerine kadar öğrenim görmelerini sağlamak amacıyla
parasız yatılılık, burs, kredi ve başka yollarla gerekli yardımlar yapılır”
denilmiştir.
04.11.1981 tarihli 2547 sayılı
Yüksek Öğretim Kanununun 4
üncü maddesinde yükseköğretimin amacı açıklanmış 5 inci maddesinde, “Yükseköğretim,
aşağıdaki “Ana İlkeler” doğrultusunda planlanır, programlanır ve düzenlenir denildikten
sonra, (e) bendinde “Yükseköğretim kurumlarında ve bu kurumlara girişte imkan ve fırsat eşitliği sağlayacak önlemleri almak”.
Yükseköğretim Kurulunun görevleri arasında sayılmıştır.
2547 sayılı Kanunun “Sosyal Hizmetler” başlıklı 47 nci maddesinin (d) bendinde, “Kamu kuruluşları adına, Üniversitelerde
okuyacak öğrencilere bu kuruluşlarca verilecek bursların bilim dallarına
dağılımı ve sayısı, insan gücü ihtiyacı ve öğretim elemanı yetiştirilmesi
bakımından, devlet kalkınma planları ilke ve hedeflerine göre Yükseköğretim
Kurulu tarafından belirtilir. Burslu öğrencilerin harçları ile laboratuvar, sınav ve diploma masrafları burs kapsamına
girer” hükmüne yer verilmiştir.
Yine, 15.06.1989 tarihli 3580 sayılı Öğretmen ve Eğitim Uzmanı Yetiştiren
Yükseköğretim Kurumlarında Parasız Yatılı veya Burslu Öğrenci Okutma ve
Bunlara Yapılacak Sosyal Yardımlara İlişkin Kanun ile de
“...öğretmenlik mesleğini ve eğitim uzmanlığını cazip hale getirerek eğitimin
kalitesini yükseltmek; öğretmen ve eğitim uzmanı yetiştiren yükseköğretim
kurumlarına talebi artırmak için Milli Eğitim Bakanlığı adına mecburi hizmet
karşılığı parasız yatılı veya burslu öğrenci okutmak ve bunlarla ilgili usul
ve esaslar” düzenlenmiştir.
5102 sayılı Kanun ile, yukarıda
belirtilen kanunlar ve belirtilen hükümleri yürürlükte bulunmalarına karşın
(Bu Kanunda mezkur kanunların veya bu Kanuna aykırı hükümlerinin yürürlükten
kaldırıldığına ilişkin hiçbir hükme yer verilmediği gibi önceki kanun (3580
sayılı Kanun) özel kanun olduğu için zımni ilga da söz konusu değildir), bu
kanunların hükümlerinin tam aksine düzenleme yapılmıştır. Zira,
Kanunun 2 nci maddesinin ikinci fıkrasında sayılan
kurum ve kuruluşlar ile (belediyeler hariç) tüm diğer kamu kurum ve
kuruluşlarının, ilgili mevzuatları gereği burs, kredi verilmesini
öngördükleri yüksek öğrenim öğrencilerine burs, kredi ve nakdi yardım adı
altında doğrudan herhangi bir ödeme yapmaları yasaklanmakta ve ancak bildirimde
bulunacakları Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu vasıtasıyla söz konusu
ödemeleri yapabilmeleri hükme bağlanmaktadır.
Yürürlükte olan bir kanun ortadan kaldırılmadan, o kanunda
yer alan hususlar dikkate alınmaksızın ve yürürlükteki kanunun tamamen aksine
bir hüküm getirilmesi, bir hukuk devletinde asla kabul edilemeyecek bir
durumdur. Çünkü böyle bir durum, hukuk düzeninden beklenen belirliliği
engeller. 5102 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin
ikinci fıkrasındaki düzenleme, bu bakımdan da Anayasa’nın 2 nci maddesinde ifade edilen hukuk devleti ilkesine
aykırıdır.
5102 sayılı Kanunun 2 nci
maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme, aynı zamanda sosyal devlet ilkesine
de aykırıdır.
Bir sosyal hukuk devleti kurmuş olan Anayasa’mıza göre
Devlete düşen görev, Anayasa’da düzenlenen sosyal ve ekonomik haklardan
kişilerin yararlanmasını sağlamak ve olanakları ölçüsünde bu hakların
kapsamını genişletmektir. Nitekim “Devletin temel amaç ve
görevleri” başlığını taşıyan Anayasa’mızın 5 inci maddesinde “...kişilerin ve
toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve
hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak
surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın
maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya
çalışmanın” Devletin temel amaç ve görevlerinden olduğu belirtilmektedir.
Sosyal devlet, “sosyal adaletin” ve “sosyal güvenliğin”
yaratılması ve korunması ile yükümlü olacaktır.
“Sosyal adalet” paylaştırma ilkesidir. Toplumdaki her
tabaka ve gruba ekonomik ve kültürel yaşam yeteneği uygun bir düzeyde garanti
edilmiştir. Bu garanti, eğitim ve öğrenimde, meslek sahibi olmada özellikle
rol oynayan kişiliğin serbestçe geliştirilmesi konusunda, ekonomik- sosyal
şans eşitliğini de kapsamaktadır.
“Sosyal güvenlik” bireye, önleyici ve destekleyici olarak,
gerekli yardım ve tedarikleri güvence altına alan kurumların yaratılmasını
istemektedir.
Devlet bireye sosyal adalet ve sosyal güvenlik getirmek
zorundadır. Olabildiğince kaliteli öğrenim olanaklarının sağlanması da, bu
bağlamda verilebilecek hizmetlerin başında gelmektedir.
5102 sayılı Kanun, sosyal devlet ilkesinin yukarıda
açıklanan içeriğinin aksine bir düzenleme yapmıştır. Zira,
genel bütçeli idareler, üniversiteler ve diğer kamu kurum ve kuruluşları
tarafından kendi mevzuatları dairesinde geniş bir fırsat eşitliği yelpazesi
içinde ve bire bir ilişki kurularak yüksek öğrenim öğrencilerine burs ve
kredi olanakları sağlanırken, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu devreye
sokularak bu Kurumun müdahalesinin önü açılmakla kalınmamış: ayrıca bu Kanun
uyarınca ve siyasi iktidarın tercihlerine göre çıkarılacak yönetmelikle
yapılacak belirlemeler çerçevesinde burs verilmesi öngörülerek fırsat
eşitliği yelpazesi de daraltılmıştır. Bu durum getirilen düzenlemenin Anayasa’nın
2 nci maddesinde ifade edilen sosyal devlet
ilkesine ve Anayasa’nın 5 inci maddesinde açıklanan devletin temel amaç ve
görevlerine aykırı olduğunu ortaya koymaktadır.
Anayasa Mahkemesi’nin 30.05.1990 tarihli E.1990/2,
K.1990/10 sayılı kararında (AMKD.S.26, s.198 - 204),
“Anayasa’nın 130 uncu maddesi, üniversitelerin, bir hukuk devletinin
üniversitesine yaraşır biçimde uygar ve evrensel karakterde öğretim - eğitim,
araştırma ve yayın konularında bilimsel özerkliğe sahip bir kamu tüzelkişisi
biçiminde kurulmasını ve Cumhuriyetin temel organları içinde bu niteliği ile
yer almasını istemiş ve buna göre düzenlemeler yapmıştır.
5102 sayılı Kanunun 2 nci
maddesinin ikinci fıkrasında yapılan düzenleme, üniversite özerkliğini de zedelemektedir
ve Anayasa’nın 130 uncu maddesine de aykırı düşmektedir.
Anayasa’nın 130 uncu maddesinde,
üniversitelerin, bilimsel özerkliğe sahip kamu tüzelkişileri olarak tanımlanması
ve bunların ancak Devlet tarafından yasayla kurulabileceklerinin saptanması
ile güdülen ereğin, siyasal çevrelerin, özellikle iktidarların ve ayrıca
çeşitli baskı gruplarının, üniversite çalışmalarıyla öğretim ve eğitimini
etki altında tutabilmeleri yolunu kapatmak ve bu faaliyetlerin bilimsel
gerekler ve gereksinmelerden başka, herhangi bir dış etkiden uzak kalacak bir
ortamda sürdürülmesini sağlamak olduğunda kuşku yoktur” denilmiştir.
Anayasa’ya uygunluk denetimi yapılırken, Anayasa’nın
konuyla ilgili tüm hükümlerinden yararlanmak zarureti vardır. Çünkü, her yasa gibi Anayasa da bir bütündür ve tek bir
kuralın yeterince açıklık getirmediği durumlarda bütün metnin göz önünde
tutulması, başka bir anlatımla, sözün de açıklık olmayınca özüne gidilmesi ve
bunun için de kuralların tümünün incelenmesi, öz yönünden yorum yapılırken
ileriye dönük ve gerçekçi bir yolun izlenmesi gerekir (AYM. E.90/4, K.90/6,
T.12.04.1990, R.G. 12.04.1990, Sa.26).
Anayasa Mahkemesi’nin kararında açıkça
vurgulandığı üzere, Anayasa’nın üniversiteler konusunda kabul ettiği temel
ilke; çağdaş öğretim ve eğitime uygun çalışmalarla belirgin bilimsel düzeyde
insan gücü yetiştirmekle görevli üniversiteleri, dışardan
gelebilecek her çeşit baskı ve müdahaleden korumak üniversite eğitim ve
öğretimini, bilimsel gerekler ve gereksinmelerden başka herhangi bir dış
etkiden uzak tutmaktır. Hal böyle iken ve üniversitelerin “fırsat eşitliği”
çerçevesinde öğrencilerine burs vermelerinin (üniversitelerin ihtiyaç
duyabileceği bilimsel gereklerle herhangi bir bağ ve ilişkisi bulunmazken)
Milli Eğitim Bakanlığının denetimine tabi Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar
Kurumunun müdahalesine açık ve bu Kuruma bağımlı bir duruma getirilmiş
olmaları, üniversitenin özerkliğini zedelemekte ve böylece Anayasa’nın 130
uncu maddesinin lafzına ve ruhuna aykırı düşmektedir.
Böyle bir düzenlemeyi kamu yararı ile açıklamak da mümkün
değildir. Çünkü gerekçede ifade edilen amaç yani mükerrer burs - kredi
tahsisinin önlenmesi, üniversite özerkliğini zedelemeyen yöntemlerle de
sağlanabilir. Kaldı ki, düzenlemenin yöneldiği amacın ne ölçüde kamu yararı
ile ilgili olduğuna ilişkin değerlendirmeler de yukarıda yapılmıştır.
5102 sayılı Kanunun 2 nci
maddesinin ikinci fıkrası hükmüne göre, “kanunlarla veya kanunların verdiği
yetkiye dayanılarak kurulan kurumlar”da Kanunun
kapsamına dahildir.
Anayasa’nın 130 uncu maddesinin ikinci fıkrasında “Kanunda
gösterilen usul ve esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile
vakıflar tarafından, Devletin gözetim ve denetimine tabi yükseköğretim
kurumları kurulabilir” denilmiştir.
Bu çerçevede çeşitli vakıflar tarafından kanunla
yükseköğretim kurumları (üniversiteler) kurulmuştur. Örneğin, 3785 sayılı
Kanunla Ankara’da Hacettepe Çocuk Sağlığı Enstitüsü Vakfı, Hacettepe Tıp
Merkezi Vakfı, ve Hacettepe Üniversitesi Vakfı
tarafından 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun vakıf yükseköğretim
kurumlarına ilişkin hükümlerine tabi olmak üzere, kamu tüzelkişiliğini haiz
Bilkent Üniversitesi adıyla bir Üniversite kurulmuştur.
Vakıf Üniversitelerinin kanunla kuruldukları için 5102
sayılı Kanun hükümlerine tabi olacakları açıktır.
Anayasa’nın 130 uncu maddesinin son fıkrasında, “mali ve
idari konular” dışındaki akademik çalışmalar, öğretim elemanlarının
sağlanması ve güvenlik yönlerinden, Devlet eliyle kurulan yükseköğretim
kurumlarını bağlayan Anayasa hükümlerinin vakıflar tarafından kurulan
yükseköğretim kurumlarını da bağlayacağı belirtilmiştir. Görüldüğü üzere Anayasa,
söz konusu hükmü ile, mali ve idari konularda Vakıf
Üniversitelerinin özerkliklerini pekiştirmişken; mali bir konu olduğu
yadsınamayacak bir husus olan yüksek öğrenim öğrencilerine burs verilmesi
konusunda 5102 sayılı Kanun ile yapılan düzenleme vakıf üniversitelerinin de
özerkliğine ve dolayısıyla Anayasa’nın 130 uncu maddesine aykırılık teşkil
etmektedir.
Anayasa’nın 133 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre,
Türkiye Radyo Televizyon Kurumu’nun “özerkliği” ve “yayınlarının
tarafsızlığı” esastır. Bu özerklik geniş bir kavramdır, “mali ve idari
özerkliği” içerir.
11.11.1983 tarih ve 2954 sayılı Türkiye Radyo ve
Televizyon Kanunun “Öğretim ve Eğitim” başlığını taşıyan 54 üncü maddesinde
“Türkiye Radyo -Televizyon Kurumu, personeline, görevleri arasına giren
konularda yurt içinde ve dışında eğitim, öğrenim ve ihtisas yapma imkanını sağlarlar, bu maksatla kurslar açar ve kendi maksatları
için personel yetiştirmek üzere kendi kadrolu personeline veya 8 Nisan 1929
tarih ve 1416 sayılı Kanun hükümlerine göre öğrencilere “burs” verebilir.”
5102 sayılı Kanunun 2 nci
maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme, mali ve idari özerkliğe sahip ve tarafsız
bir Kurum olan Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu’nun burs verme konusunda,
Milli Eğitim Bakanlığı’nın denetimine tabi Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar
Kurumu’na bağımlı bir konuma girmesine yol açtığı için Anayasa’nın 133 üncü
maddesine de aykırıdır.
Diğer taraftan Anayasa’nın 167 nci
maddesinin birinci fıkrası “Devlet para, kredi, sermaye mal ve hizmet piyasalarının
sağlıklı ve düzenli işlemesini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır,
piyasalarda fiili veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi
önler” kuralını içermektedir.” Bu maddenin gerekçesinde piyasada fiili ve
anlaşma sonucu tekelleri önlemenin devletin görevi olduğu belirtildikten
sonra “Bu görev hem özel hem de kamu kesimi için öngörülmektedir”
denilmiştir. Yüksek öğrenim öğrencilerine burs, kredi verilmesi veya nakdi
yardım yapılması, sosyal içerik ağırlıklı bir hizmetin topluma sunulmasıdır.
5102 sayılı Kanunun Genel Gerekçesi’nde de açıkça belirtildiği üzere söz
konusu hizmete ilişkin “dağıtım tek elden” yapılacak yani bu hizmet kamu
kesiminde (belediyeler dışında) “tekel” şeklinde sunulacaktır. Ancak yine 167
nci maddenin gerekçesinde açıklandığı gibi
“Tekelciliğin her türlüsünün zararından fertleri ve toplumu korumak, toplumun
huzur ve refahı ile de ilgilidir”. Bu nedenle mezkur
düzenleme Anayasa’nın 167 nci maddesi hükmüne de
aykırıdır.
Anayasa’nın 131 inci maddesinde Yükseköğretim Kurulunun
görev ve yetki alanı gösterilmiştir. Söz konusu 2 nci
maddenin ikinci fıkrasındaki düzenleme, Yükseköğretim Kurulunun yetkilerine
de doğrudan bir müdahale niteliğini taşıdığı için, Anayasa’nın 131 inci
maddesine de aykırıdır.
Anayasa’ya aykırı bir hüküm, Anayasa’nın 2 nci maddesindeki “hukuk devleti” ve Anayasa’nın 11 inci
maddesindeki “Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” ilkelerine de aykırılık
teşkil edecektir.
5102 sayılı Kanunun 2 nci
maddesinin üçüncü fıkrası ise kredi - burs dağıtımında, yukarıda açıklanan gerekçelerle
Anayasa’ya aykırı olan bir sistemin uygulaması niteliği taşıdığı için, yine
aynı gerekçelerle Anayasa’ya aykırı düşmektedir.
Yukarıda etraflıca açıklanan nedenlerle,
5102 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin ikinci ve
üçüncü fıkraları hükümleri ile yapılan düzenleme, Anayasa’nın 2 nci maddesindeki “sosyal hukuk devleti” ilkesine, 5 inci
maddesinde belirtilen Devletin temel amaç ve görevlerine, 11 inci
maddesindeki “Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” ilkesine, Anayasa’nın
130 uncu, 131 inci, 133 üncü ve 167 nci maddeleri
hükümlerine aykırı olup iptali gerekmektedir.
2. 03.03.2004 Tarih ve 5102
Sayılı Yüksek Öğrenim Öğrencilerine Burs, Kredi Verilmesine İlişkin Kanunun
“Ek Ödeme” Başlığını Taşıyan 5 inci Maddesinin Anayasa’ya Aykırılığı
5102 sayılı Kanunun 5 inci maddesinde
birinci cümlede, Devlet bütçesinden sağlanan ödenekler dışındaki Yüksek
Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu gelirlerinden karşılanmak üzere Yüksek
Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunda çalışan 657 sayılı Devlet Memurları
Kanununa tabi personele, görev unvanı esas alınarak Yüksek Öğrenim Kredi ve
Yurtlar Kurumu Yönetim Kurulunca uygun görülen oran ve miktarlarda ek ödeme
verileceği hususu hükme bağlanmıştır.
Anayasa’nın 128 inci maddesinde memurların ve diğer kamu
görevlilerinin niteliklerinin, atanmalarının, görev ve yetkilerinin, hakları
ve yükümlülüklerinin, aylık ve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin kanunla
düzenleneceği ilkesi yer almaktadır.
5102 sayılı Kanunun 5 inci maddesinde, Anayasa’nın 128
inci maddesine göre kanunla düzenlenmesi gereken ek ödemelerin oran ve
miktarının Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Yönetim Kurulunun taktirine bırakılması, Anayasa’nın 128 inci maddesine
aykırıdır.
Ayrıca, kanunda herhangi bir asli düzenleme yapılmaksızın
Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Yönetim Kuruluna, ek ödemelerin oran
ve miktarını belirleme konusunda verilmiş olan yetki, bir yasama yetkisi
devri niteliğini taşımaktadır. Çünkü Anayasa’nın 8 inci maddesine göre
yürütme, Anayasa’nın kanunlara uygun olarak kullanılan ve yerine getirilen
bir yetki ve görevdir. Yürütmenin Anayasa’da gösterilen ayrık haller dışında
asli düzenleme yetkisi yoktur. Bu yetki, Anayasa’nın 7 nci
maddesine göre TBMM’nindir ve devredilemez.
Bu nedenle, Yönetim Kuruluna verilen söz konusu yetki,
Anayasa’nın 7 nci ve 8 inci maddelerine aykırı
olduğu gibi; Anayasa’dan kökenlenmediği için, Anayasa’nın 6 ncı maddesi ile de çelişmektedir.
Ayrıca nesnel yasa kuralları ile sınırları gösterilmemiş
bir yetkinin, keyfi uygulamalara yol açabileceği ve bu nedenle Anayasa’nın 2 nci maddesinde ifade edilen hukuk devleti ilkesi ile de
uyumlu olamayacağı açıktır. Anayasa’nın herhangi bir hükmüne aykırı bir
düzenlemenin Anayasa’nın 11 inci maddesinde yer alan Anayasa’nın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı ilkeleriyle bağdaşması da beklenemez.
Bu nedenlerle Anayasa’nın 2, 6, 7, 8 ve 128 inci
maddelerine aykırı olan söz konusu hükmün iptali gerekmektedir.
Diğer yandan söz konusu 5 inci maddenin birinci, ikinci ve
dördüncü cümlelerine göre, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun bir
yılda toplam gelirlerinden, bir yılda toplanan gelirlerin % 16’sını geçmemek
ve her kişi için ayda 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda tanımlanan en
yüksek Devlet memuru aylığının brüt tutarının % 130’unu geçmemek üzere Kurum
personeline ek ödeme yapılması imkanı getirilmiştir.
Bu durumda, yüksek öğrenim gören öğrencilere personele
yapılacak ek ödeme kadar az burs, az kredi verilmesi veya az nakdi yardımda
bulunulacak demektir. Bunun anlamı ise, “Genel Gerekçe”de açıklanan hizmetlerin
merkezde ihtisaslaşmış Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu çatısı altında
toplanmasıyla daha fazla sayıda ihtiyaç sahibi öğrenciye yardım yapılmasının
gerçekleşeceği şeklinde, Kanunun kabulünde öne geçen tüm sebeplerin göz ardı
edilmesidir. Bu husus da, Anayasa’nın 2 nci
maddesinde ifade edilen sosyal devlet ilkesiyle çelişmektedir.
5102 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin 3 üncü cümlesinde
ise ek ödemeye ilişkin usul ve esasların Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar
Kurumu Yönetim Kurulunca belirleneceği bildirilmiştir.
Söz konusu usul ve esaslara ilişkin ilkelerin Kanunda
düzenlenmemiş olduğu görülmektedir. Anayasa’nın 128 inci maddesine göre bu
hususların kanunla gösterilmesi gerekmektedir. Kanunla herhangi bir düzenleme
yapılmadığı için, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Yönetim Kuruluna
verilen yetki; asli bir düzenleme yetkisidir. Halbuki
Anayasa’nın 8 inci maddesine göre yürütmenin kural olarak asli düzenleme
yetkisi yoktur. Bu yetki TBMM’nindir ve devredilemez. Devredildiği taktirde bu yetki kökenini Anayasa’dan almayan bir yetki
görünümüne girer.
Bu nedenlerle, söz konusu 3 üncü cümlede yapılan
düzenleme, Anayasa’nın 6, 7, 8 ve 128 inci maddelerine aykırıdır.
Diğer yandan bu düzenlemenin özellikle özerk kurumların
bütçe esasları bakımından ciddi bir takım sorunlara yol açacağı ortadadır.
Çünkü mali özerklikleri nedeniyle gelirlerini hangi giderlerine tahsis
edeceklerini kararlaştırmak yetkisine sahip olan kurumlar; burs - kredi
karşılığı olarak bütçelerinden ayırdıkları ve Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar
Kurumuna yatırdıkları meblağın bir kısmı ile Kurum personelinin ek
ödemelerini karşılamış olacaklardır. Bu durum, bütçenin genelliğine de aykırı
düşecektir. Böyle bir durumu üniversiteler bakımından, Anayasa’nın 130 uncu
maddesinde ifade edilen katma bütçe ilkesi ile bağdaştırmakta mümkün
değildir.
Anayasa’nın 130 uncu ve 131 inci maddeleri,
üniversitelerin, özerklik nitelikleri çerçevesinde, kendilerine tahsis
edilecek kaynakları üniversitelerin yerine getirecekleri kamu hizmetlerine
nasıl sarfedeceklerini kararlaştırmak yetkisiyle
donatıldığını göstermektedir. Üniversitelerin burs - kredi karşılığı olarak
ayırdığı bir kaynağın bir kısmının Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu
personeline ek ödeme olarak kullanılabilmesine imkan
tanıyan bir düzenleme, üniversitelerin kararlarına ve mali özerkliğine bir
müdahale niteliği taşımakta ve bu bakımlardan da Anayasa’nın 130 ve 131 inci
maddelerine aykırı düşmektedir.
Aynı durum özerkliği Anayasa’nın 133 üncü maddesinde ifade
edilen Türkiye Radyo Televizyon Kurumu için de geçerlidir.
Anayasa’nın herhangi bir hükmüne aykırı bir düzenleme
Anayasa’nın 2 nci maddesinde ifade edilen hukuk
devleti, Anayasa’nın 11 inci maddesinde ifade edilen Anayasa’nın üstünlüğü ve
bağlayıcılığı ilkelerine de aykırıdır.
5102 sayılı Kanunun yukarıda açıklanan nedenlerle
Anayasa’nın 2, 6, 7, 8, 11, 128, 130, 131 ve 133 üncü maddelerine aykırı olan
5 inci maddesinin iptali gerekmektedir.
3. 03.03.2004 Tarih ve 5102
Sayılı Yüksek Öğrenim Öğrencilerine Burs, Kredi Verilmesine İlişkin Kanunun
Geçici Madde 3’ünün Anayasa’ya Aykırılığı
5102 sayılı Kanunun Geçici Madde 3’ünde, 2003, 2004
öğretim yılında Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan ilk defa
burs almaya hak kazanan öğrencilerin 01.01.2004 tarihinden itibaren burs
ödemelerinin Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu tarafından yapılacağı
hükme bağlanmıştır.
Hukuk devleti adı verilen yönetim biçiminin temel
unsurlarından birisi hukuki güvenliktir.
Kanunlarla yapılan ve bu kanunların Resmî Gazete’de
yayımlanarak yürürlüğe girdiği tarihten önceki zamana yönelik düzenlemelerin,
hukuki güvenliği zedeleyeceği ortadadır. Çünkü bir hukuk devletinde hukuka uymak
zorunda olan kişi ve kurumların öncelikle hukukun ne olduğunu bilmeleri
gerekir. Hukuk kurallarının geçmişe dönük
olarak yapacağı düzenlemeler, özellikle yeni görev
ve sorumluluklar getiriyor ve düzeni değiştiriyor ise, hukukun ne olduğunu bilmek
olanağını ortadan kaldırır.
Bu nedenle Geçici Madde 3’de getirilen ve geçmişe yönelik
olarak hukuk düzenini değiştiren hüküm, Anayasa’nın 2 nci
maddesinde ifade edilen hukuk devleti ilkesine aykırıdır.
Anayasa’nın herhangi bir hükmüne aykırı bir düzenleme
Anayasa’nın 11 inci maddesindeki Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı
ilkesiyle de çelişir.
Anayasa’nın 2 ve 11 inci maddelerine aykırı olan bu hükmün
iptal edilmesi gerekmektedir.
4. 03.03.2004 Tarih ve 5102
Sayılı Yüksek Öğrenim Öğrencilerine Burs, Kredi Verilmesine İlişkin Kanunun 7
nci Maddesinin Anayasa’ya Aykırılığı
5102 sayılı Kanunun yürürlükle ilgili 7 nci maddesinde, bu Kanunun 01.01.2004 tarihinden geçerli
olmak üzere “yayımı tarihinde yürürlüğe gireceği bildirilmiştir.
5102
sayılı Kanun 06.03.2004 tarihinde yayımlanmıştır.
Hukuk devleti adı verilen yönetim biçiminde temel
unsurlarından birisi hukuki güvenliktir.
Kanunların Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdiği
tarihten önceki bir tarihten başlayarak geçerlik kazanmaları, hukuki
güvenliği zedeler.
7 nci maddede getirilen
düzenlemenin özellikle bir takım kurumların yükümlülükleri bakımından geçmişe
dönük olarak hüküm ifade etmesi, bu zedelemenin boyutlarının daha da
genişlemesine yol açmıştır.
Hukuku geçmişe yönelik olarak değiştiren ve bu nedenle
Anayasa’nın 2 nci maddesinde yer alan hukuk devleti
ilkesine aykırı olan bu hükmün, Anayasa’nın 11 inci maddesinde ifade edilen
Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesi ile bağdaşması da beklenemez.
5102
sayılı Kanunun Anayasa’nın 2 ve 11 inci maddelerine aykırı olan 7 nci maddesinin iptali gerekmektedir.
IV.YÜRÜRLÜĞÜ
DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
03.03.2004 tarih ve 5102 sayılı Yüksek
Öğrenim Öğrencilerine Burs, Kredi Verilmesine İlişkin Kanun’un iptali istenilen
2 nci maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü
fıkraları ile 5 inci maddesinin, Geçici Madde 3’ünün ve 7 nci
maddesinin hükümlerinin uygulanması halinde; başta Üniversiteler olmak üzere
kamu kurum ve kuruluşlarının, kendi mevzuatları dairesinde belirleyecekleri
yüksek öğrenim öğrencilerine burs ve kredi verememelerinin, nakdi yardımda
bulunamamalarının uygulamada yaratacağı giderilmesi güç ve olanaksız
durumları önlemek için, bir tedbir olarak iptal davası sonuçlanıncaya kadar
söz konusu kuralların yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi
gerekmektedir.
V. SONUÇ VE İSTEM
Yukarıda açıklanan gerekçelere binaen:
1- a) 5102 sayılı Kanunun 2 nci
maddesinin birinci fıkrasının, Anayasa’nın 2, 6, 7, 8 ve 11 inci maddelerine,
b) 5102 sayılı Kanunun 2 nci
maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının, Anayasa’nın 2, 5, 11, 130, 131, 133
ve 167 nci maddelerine,
c) 5102 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin Anayasa’nın 2, 6,
7, 8, 11, 128, 130, 131 ve 133 üncü maddelerine,
d) 5102 sayılı Kanunun Geçici Madde 3’ünün Anayasa’nın 2
ve 11 inci maddelerine,
e) 5102 sayılı Kanunun 7 nci
maddesinin Anayasa’nın 2 ve 11 inci maddelerine,
aykırı olduğu için iptallerine,
2. İptal davası sonuçlanıncaya kadar söz konusu hükümlerin
yürürlüklerinin durdurulmasına,
Karar verilmesini saygı ile arz ve talep ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali
İstenilen Yasa Kuralı
3.3.2004
günlü, 5102 sayılı Yüksek Öğrenim Öğrencilerine Burs, Kredi Verilmesine
İlişkin Kanun’un dava konusu kuralları şöyledir:
“Burs ve kredilerin verilmesi
Madde 2.- Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar
Kurumu; yurt içinde yüksek öğrenim gören ve bu Kanuna göre çıkarılacak
yönetmeliklerle belirtilen usul ve esaslar dahilinde
yeterlikleri ve ihtiyaçları tespit edilen öğrencilere burs-kredi verebilir.
Genel
bütçeli daireler, katma bütçeli idareler, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bağlı
ortaklıkları, bütçenin transfer tertibinden yardım alan kuruluşlar, il özel
idareleri ve bunların kurdukları birlik, müessese ve işletmeler, özel bütçeli
kuruluşlar, özelleştirme kapsam ve programına alınmış, hisselerinin
yarısından fazlası kamuya ait olan özel hukuk hükümlerine tabi kuruluşlar,
fonlar, döner sermayeler, kamu bankaları, kanunlarla veya kanunların verdiği
yetkiye dayanılarak kurulan kurumlar ile kurul/üst kurullar ve diğer tüm kamu
kurum ve kuruluşları (belediyeler hariç) birinci fıkrada belirtilen yüksek
öğrenim öğrencilerine burs, kredi ve nakdi yardım adı altında herhangi bir
ödeme yapamazlar; ilgili mevzuatları gereği burs, kredi verilmesini
öngördükleri yüksek öğrenim öğrencilerini, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar
Kurumuna bildirirler.
Genel bütçeli daireler ve katma bütçeli
idareler ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu dışında kalan
kurum ve kuruluşlarca bildirilen öğrencilere ödeme yapılabilmesi için bu
kurum ve kuruluşlarca gerekli meblağ, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar
Kurumunca belirlenen ödeme tarihinden en geç otuz gün öncesine kadar, Kurum
hesabına yatırılır.”
“Ek Ödeme
Madde 5.- Devlet
bütçesinden sağlanan ödenekler dışındaki Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu
gelirlerinden karşılanmak üzere Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunda
çalışan 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi personele, görev unvanı esas
alınarak Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Yönetim Kurulunca uygun görülen
oran ve miktarlarda her ay ek ödeme verilir. Ek
ödemelerin aylık tutarı, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda tanımlanan en
yüksek Devlet memuru aylığının (ek gösterge dahil)
brüt tutarının %130'unu geçemez. Ek ödemelerde 657 sayılı Devlet Memurları
Kanununun aylıklara ilişkin hükümleri uygulanır ve damga vergisi hariç
herhangi bir vergi ve kesintiye tabi tutulmaz. Ek ödemeye ilişkin usul ve
esaslar Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Yönetim Kurulunca belirlenir.
Ek ödemeler, Kurumun bir yılda toplanan gelirlerinin %16'sını geçemez.”
“Geçici
Madde 3.- 2003-2004 öğretim yılında Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı
Teşvik Fonundan ilk defa burs almaya hak kazanan öğrencilerin 1.1.2004
tarihinden itibaren burs ödemeleri Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu
tarafından yapılır.”
“Yürürlük
Madde 7.- Bu Kanun 1.1.2004 tarihinden geçerli
olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava
dilekçesinde, Anayasa’nın 2., 5,. 6., 7., 8., 11., 128., 130., 131., 133. ve 167. maddelerine
dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa
Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi gereğince, Mustafa BUMİN, Haşim KILIÇ, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Aysel PEKİNER, Tülay
TUĞCU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet ERTEN, Mustafa YILDIRIM, Fazıl SAĞLAM, ve A. Necmi ÖZLER’in katılımlarıyla 7.4.2004 gününde yapılan ilk
inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, yürürlüğü durdurma isteminin bu konudaki raporun hazırlanmasından
sonra karara bağlanmasına oybirliğiyle karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava
dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin rapor, iptali istenilen Yasa
kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer
yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A- Yasa’nın 2. Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, burs ve kredi verilmesine ilişkin usul ve esasların
yasada düzenlenmeyerek yönetmeliğe bırakıldığı, belediyeler hariç diğer kamu
kurum ve kuruluşlarının ilgili mevzuatları gereği burs verilmesini
öngördükleri yüksek öğrenim öğrencilerine burs, kredi ve nakdi yardım adı
altında doğrudan herhangi bir ödeme yapmalarının yasaklanarak sadece
bildirimde bulunacakları Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu vasıtasıyla sözkonusu ödemeleri yapabilmelerinin hükme bağlanmasının
üniversitelerin doğrudan burs ve kredi vermelerini engellediği, bunun
üniversitelerin bilimsel ve idarî özerkliğine müdahale olduğu, tekelci
merkezi sistemin getirilmesinin hükümetin üniversite ve kamu yönetimi
üzerinde baskı ve hakimiyet kurmasına yol açacağı, bu nedenlerle dava konusu
kuralın Anayasa’nın 2., 5., 6., 7., 8., 11., 130.,
131., 133. ve 167. maddelerine, aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
1- Birinci fıkranın incelenmesi
Yasa’nın “Burs ve kredilerin
verilmesi” başlıklı 2. maddesinin birinci fıkrasında, Yüksek Öğrenim
Kredi ve Yurtlar Kurumu’nca, yurt içinde yükseköğrenim gören öğrencilerden,
bu Yasa’ya göre çıkarılacak yönetmeliklerle belirtilen usul ve esaslara göre
yeterlikleri ve ihtiyaçları tespit edilen öğrencilere burs-kredi
verilebileceği öngörülmüştür.
Anayasa’nın
7. maddesinde yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet
Meclisi’nin olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği belirtilmektedir. Buna
göre, Anayasa’da yasayla düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme organına
genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi olanaklı
değildir. Yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir
yetkidir. Bu nedenle, Anayasa’da öngörülen ayrık durumlar dışında, yasalarla
düzenlenmemiş bir alanda, yasa ile yürütmeye genel nitelikte kural koyma
yetkisi verilemez. Yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir yasa
kuralının Anayasa’nın 7. maddesine uygun olabilmesi için temel ilkeleri
koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yönetimin
düzenlemesine bırakmaması gerekir.
16.8.1961
günlü ve 351 sayılı Yasa’nın 14. maddesinde öğrencilere verilecek krediler
için öngörülen kural, 5102 sayılı Yasa’nın 2. maddesinin dava konusu birinci
fıkrasında burslar için de getirilerek, burs-kredi alabilmenin temel ve genel
koşulları,
- Yüksek öğrenim görmek, diğer bir deyişle yüksek öğrenim öğrencisi
olmak,
- Yüksek öğrenimi yurt içinde görüyor olmak,
- Burs-kredi konusunda Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun
görevli olması,
- Yüksek öğrenim öğrencisinin yeterlik ve ihtiyaç sahibi olması,
şeklinde
belirlenmiş, yeterlik ve ihtiyaçların tespitine ilişkin usul ve esasların ise
çıkarılacak yönetmeliklerle düzenlenmesi öngörülmüştür.
Yasa’da
temel ilkelerin ve sınırların gösterilerek teknik ayrıntıların yönetmeliklere
bırakılmış olması nedeniyle yasama yetkisinin devrinden sözedilemez.
Açıklanan
nedenlerle birinci fıkra, Anayasa’nın 7.
maddesine aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın,
Anayasa’nın 2., 6., 8. ve 11. maddeleriyle ilgisi
görülmemiştir.
2- İkinci ve üçüncü fıkraların
incelenmesi
Yasa’nın 2. maddesinin ikinci fıkrasında, genel
bütçeli daireler, katma bütçeli idareler, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bağlı
ortaklıkları, bütçenin transfer tertibinden yardım alan kuruluşlar, il özel
idareleri ve bunların kurdukları birlik, müessese ve işletmeler, özel bütçeli
kuruluşlar, özelleştirme kapsam ve programına alınmış, hisselerinin yarısından
fazlası kamuya ait olan özel hukuk hükümlerine tabi kuruluşlar, fonlar, döner
sermayeler, kamu bankaları, kanunlarla veya kanunların verdiği yetkiye
dayanılarak kurulan kurumlar ile kurul/üst kurullar ve diğer tüm kamu kurum
ve kuruluşlarının (belediyeler hariç) birinci fıkrada belirtilen yüksek
öğrenim öğrencilerine burs, kredi ve nakdi yardım adı altında herhangi bir
ödeme yapamayacakları ve ilgili mevzuatları gereği burs, kredi verilmesini
öngördükleri yüksek öğrenim öğrencilerini, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar
Kurumuna bildirmeleri gerektiği belirtilmiş; üçüncü fıkrasında da, genel
bütçeli daireler ve katma bütçeli idareler ile Sosyal Yardımlaşma ve
Dayanışmayı Teşvik Fonu dışında kalan kurum ve kuruluşlarca bildirilen
öğrencilere ödeme yapılabilmesi için bu kurum ve kuruluşlarca gerekli
meblağın, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu’nca belirlenen ödeme tarihinden
en geç otuz gün öncesine kadar Kurum hesabına yatırılması, hükme
bağlanmıştır.
Yasa’nın
genel gerekçesinde, yüksek öğrenim gören öğrenci sayısı ve bunların içinde
burs ve kredi talep edenlerin oranının yıldan yıla artış gösterdiği, buna
karşılık burs ve kredi taleplerinin tamamının karşılanamadığı, yükseköğrenim
öğrencilerine sunulan bu hizmetin dengeli ve adil dağılımının gözetilmesi
gerektiği, çok sayıda kurum ve kuruluşlarca burs sağlanması ve bunlar
arasında koordinasyonun olmamasının bir kısım öğrencinin bir kaç yerden burs
alabilmesine, bir kısım öğrencinin ise burs imkanından
yararlanamamasına yol açtığı, veriliş amacı başarılı ve ihtiyaç sahibi olan
öğrencilerin maddi yönden desteklenmesi olan bursların dağıtımının tek elden
mümkün olduğunca daha fazla sayıda ihtiyaç sahibi öğrenciye yapılması da
gerçekleştirilerek sosyal adaletin sağlanacağı belirtilmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin
sosyal bir hukuk devleti olduğu, 5. maddesinde Devletin temel amaç ve
görevlerinin, “Türk Milletinin
bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi
korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin
temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle
bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya,
insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları
hazırlamaya çalışmak” olduğu belirtilmiştir.
Dava konusu düzenleme ile belediyeler dışında kapsama alınan kurum ve
kuruluşların başarılı ve ihtiyaç sahibi öğrencilere burs verme imkânı tamamen
ortadan kaldırılmamaktadır. Bu kurum ve kuruluşlar, ilgili mevzuatları gereği
burs, kredi verilmesini istedikleri yüksek öğrenim öğrencilerini Yüksek
Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu’na bildirmelerinden sonra bu öğrenciler burs,
kredi alabileceklerdir. Ayrıca, genel bütçeli daireler ve
katma bütçeli idareler ile Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonu
dışında kalan kurum ve kuruluşlarca bildirilen öğrencilere burs ve kredilerin
aksamadan ödenebilmesi için de gerekli meblağın, bu kurum ve kuruluşlarca
Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu’nca belirlenen ödeme tarihinden en geç
otuz gün öncesine kadar Kurum hesabına yatırılması öngörülmüştür.
Burs ve
kredilerin mümkün olduğunca geniş tabana yayılarak daha çok öğrenciye olanak
sağlanması amacıyla getirildiği anlaşılan düzenlemenin, Anayasa’nın 2.
maddesinde öngörülen sosyal hukuk devleti ilkesi ile 5. maddesinde belirtilen
Devletin temel amaç ve görevleri kapsamında değerlendirilmesi nedeniyle
Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır.
Öte
yandan, dava konusu kurallarla çeşitli kurum ve kuruluşlarca verilen
burslarda, mükerrerliğin önlenmesi; adil ve dengeli bir dağılım sağlanarak
daha çok sayıda öğrenciye ulaşılması amacıyla, burs ve kredilerin tek elden
verilmesi esasına dayanan bir sistem oluşturulduğu, ancak belediyelerin
bundan istisna tutulduğu anlaşılmaktadır. Hukukun üstünlüğü esasını
benimseyen bir devlette, genel kurala bu tür bir istisna getirilebilmesi için
işin doğasından veya ayrıcalık tanınanların özel durumlarından kaynaklanan
zorunluluklar bulunması gerekir. Aksi halde, yasama yetkisinin
kullanılmasında, hizmetin gereği değil, yasa koyucunun hukuk sınırlarını aşan
öznel iradesi belirleyici olur. Böyle bir durumu ise eşitlik temelinde, adil
bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdürmekle yükümlü olan hukuk
devleti anlayışı ile bağdaştırma olanağı bulunmadığından belediyelerin, dava
konusu düzenleme ile getirilen yeni sistemin dışında tutulması Anayasa’nın
hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.
Açıklanan
nedenlerle,
- İkinci
fıkrada yer alan “(belediyeler hariç)” ibaresi, Anayasa’nın 2. ve 5.
maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.
- İkinci
fıkranın kalan bölümü ile üçüncü fıkra, Anayasa’nın 2. ve 5. maddelerine
aykırı değildir. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın,
Anayasa’nın 11., 130., 131., 133. ve 167. maddeleri
ile ilgisi görülmemiştir.
B- Yasa’nın 5. Maddesinin İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, Devlet bütçesinden sağlanan ödenekler dışındaki Kurum
gelirlerinden karşılanmak üzere Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu’nda
çalışan 657 sayılı Yasa’ya tabi personele ek ödeme verilmesinin yüksek öğrenim
öğrencilerine ek ödeme kadar az burs, kredi veya nakdi ödemeye yol açacağı,
ayrıca üniversiteler ile TRT’nin, burs ve krediler için Yüksek Öğrenim Kredi
ve Yurtlar Kurumu’na yatırdıkları meblağın bir kısmı ile Kurum personelinin
ek ödemelerinin karşılanacak olmasının üniversitelerin ve TRT’nin malî
özerkliğine müdahale niteliğinde olduğu, ek ödemelerin oran ve miktarları ile
ek ödemeye ilişkin usul ve esasların Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu
Yönetim Kurulu’nca belirlenmesinin ise aslî düzenleme yetkisinin devri
niteliğini taşıdığı, bu nedenlerle kuralın, Anayasa’nın 2.,
6., 7., 8., 11., 128., 130., 131. ve 133.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Anayasa’nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal bir hukuk
devleti olduğu, 128. maddesinde memurların ve diğer kamu görevlilerinin
nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık
ve ödenekleri ile diğer özlük işlerinin yasayla düzenleneceği belirtilmektedir.
Hukuk devletinin temel niteliği, tüm devlet faaliyetlerinin hukuk
kurallarına uygun olmasıdır. Sosyal Devlet ise, hukuk
devletini belirleyen ilkelere koşut olarak, insan hak ve özgürlüklerine saygı
gösteren, kişinin huzur ve refahını gerçekleştiren ve bunları güvence altına
alan, kişi ile toplum yararları arasında denge kuran, emek ve sermaye
ilişkilerini dengeli biçimde düzenleyen, özel teşebbüsün güvenlik ve
kararlılık içinde çalışmasını sağlayan, çalışanların insanca yaşaması,
çalışması ve kendisini geliştirmesi için sosyal, ekonomik ve malî önlemler
alarak adaletli bir hukuk düzeni kuran ve bunu devam ettirmeyi amaç edinen
devlettir.
Yasayla düzenleme belirli konulardan kavram, ad ve kurum olarak söz
etmek anlamına gelmeyip, düzenlenen alanda temel ilkelerin konularak
çerçevesinin çizilmiş olmasını ifade eder.
Dava
konusu kuralda Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu’nda çalışan 657 sayılı
Devlet Memurları Kanununa tabi personele ek ödeme verilmesi öngörülmüş,
yapılacak ek ödemenin temel ilkeleri belirtilmiştir. Buna göre, ek ödeme,
Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu’nda çalışan 657 sayılı Yasa’ya tâbi
personele, personelin görev ünvanı esas alınarak,
657 sayılı Yasa’da tanımlanan en yüksek Devlet memuru aylığının ek gösterge dahil brüt tutarının %130’unu geçemeyecek şekilde Kurumun
Yönetim Kurulu’nca belirlenecek oran ve miktarlarda, damga vergisi dışında
herhangi bir vergi ve kesintiye tâbi tutulmadan aylık olarak, Kurumun bir
yılda toplanan gelirlerinin %16’sını geçemeyecek sınırlar ve Yüksek Öğrenim
Kredi ve Yurtlar Kurumu Yönetim Kurulu’nca belirlenecek usul ve esaslara göre
yapılacaktır.
Böylece ek ödemenin temel ilkeleri saptanmış, çerçevesi çizilmiş ve
sınırları belirlenerek 657 sayılı Yasa’ya tabi memurlara yapılacak ek ödeme,
Anayasa’nın 128. maddesi gereğince Yasa ile düzenlenmiştir.
Açıklanan
nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 128. maddelerine aykırı değildir. İptal
isteminin reddi gerekir.
Fulya
KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Şevket APALAK ile Zehra Ayla PERKTAŞ birinci ve
dördüncü tümcelerin iptaline karar verilmesi gerektiği nedenleriyle bu görüşe
katılmamışlardır.
Kuralın,
Anayasa’nın 6., 7., 8., 11., 130., 131. ve 133.
maddeleri ile ilgisi görülmemiştir.
C- Yasa’nın Geçici 3. Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, yasaların Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe
girdiği tarihten önceki bir tarihten geçerli sayılmasını öngören
düzenlemelerin hukuk güvenliğini zedeleyeceği, bu nedenle kuralın,
Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
Geçici 3. maddede, “2003-2004 öğretim
yılında Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan ilk defa burs
almaya hak kazanan öğrencilerin 1.1.2004 tarihinden itibaren burs ödemeleri
Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu tarafından yapılır.”
denilmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri
hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek
sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, Anayasa ve hukukun
üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.
Hukuk güvenliği ilkesi, hukuk devletinde uyulması zorunlu olan temel
ilkelerden birini oluşturmaktadır. Anayasa’da öngörülen temel hak ve
özgürlüklerin kullanılmasının ve insan haklarının yaşama egemen kılınmasının
önkoşulu olan hukuk güvenliği ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir
olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini,
devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden
kaçınmasını gerekli kılar.
Hukuk Devletinin gereği olan hukuk güvenliğini sağlama yükümlülüğü,
kural olarak yasaların geriye yürütülmemesini gerekli kılar. “Yasaların
geriye yürümezliği ilkesi” uyarınca yasalar, kamu yararı ve kamu düzeninin
gerektirmesi, kazanılmış hakların korunması, mali hakların iyileştirilmesi
gibi ayrıksı durumlar dışında ilke olarak yürürlük tarihlerinden sonraki
olay, işlem ve eylemlere uygulanmak üzere çıkarılırlar. Yürürlüğe giren yasaların
geçmişe ve kesin nitelik kazanmış hukuksal durumlara etkili olmaması hukukun
genel ilkelerindendir.
6.3.2004 günlü, 25394 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 3.3.2004
günlü, 5102 sayılı Yasa’nın 7. maddesinde, Yasa’nın 1.1.2004 tarihinden
geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girmesi öngörülmektedir.
Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı Teşvik Fonundan ilk defa burs almaya hak
kazanan öğrencilerin Yasa’nın yürürlüğe girdiği 1.1.2004 tarihi ile Resmî
Gazete’de yayımlandığı 6.3.2004 tarihi arasında hak kaybına uğramalarının önlenmesinin
amaçlandığı anlaşıldığından, kuralın Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olmadığı
sonucuna varılmıştır. İptal isteminin reddi gerekir.
Kuralın,
Anayasa’nın 11. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
D- Yasa’nın 7. Maddesinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, yasaların Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe
girdiği tarihten önceki bir tarihten başlayarak geçerlik kazanmalarının
hukukî güvenliği zedelediği, bu nedenle kuralın, Anayasa’nın 2. ve 11.
maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.
7. madde de “Bu Kanun 1.1.2004
tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.” denilmektedir.
1.1.2004 tarihinden geçerli olmak üzere 6.3.2004
günlü, 25394 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 3.3.2004
günlü ve 5102 sayılı Yasa, yurtiçinde yükseköğrenim gören öğrencilere
verilecek burs ve kredilerin Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu eliyle
yürütülmesini ve Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu’nda çalışan 657
sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi personele ek ödeme verilmesini düzenleyerek,
burs ve kredilerden daha çok sayıda öğrencinin adil bir şekilde
yararlanmasını ve Kurum personelinin mali haklarının iyileştirilmesini
sağlayan kurallar öngörmüştür.
Yürürlüğe girecek kurallarıyla burs ve kredi uygulamasına yeni
düzenlemeler getiren Yasa’nın, burs ve kredi almakta olanların zarara
uğramalarının önlenmesi ve Kurum personelinin mali haklarının iyileştirilmesi
amacıyla getirildiği anlaşıldığından, Yasa’nın geçmişe yürütülmesinin hukuk
güvenliğini zedelendiğinden sözedilemez.
Açıklanan
nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İptal isteminin
reddi gerekir.
Kuralın, Anayasa’nın 11. maddesi ile ilgisi görülmemiştir.
V-
YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
3.3.2004 günlü, 5102 sayılı Yüksek
Öğrenim Öğrencilerine Burs, Kredi Verilmesine İlişkin Kanun’un:
A) 2. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “ …
(belediyeler hariç) …” ibaresinin YÜRÜRLÜĞÜNÜN
DURDURULMASI İSTEMİNİN, KOŞULLARI OLUŞMADIĞINDAN REDDİNE,
B) 1- 2. maddesinin;
a- Birinci fıkrasına,
b-
İkinci fıkrasında yer alan “ …
(belediyeler hariç) …” ibaresi dışında kalan bölümüne,
c-
Üçüncü fıkrasına,
2- 5. maddesine,
3- Geçici 3. maddesine,
4- 7. maddesine,
yönelik iptal istemleri, 20.11.2008 günlü, E. 2004/24, K.
2008/165 sayılı kararla reddedildiğinden, bu madde, fıkra ve bölümlere
ilişkin YÜRÜRLÜĞÜNÜN DURDURULMASI
İSTEMİNİN REDDİNE,
20.11.2008 gününde OYBİRLİĞİYLE
karar verildi.
VI-
SONUÇ
3.3.2004 günlü, 5102 sayılı Yüksek
Öğrenim Öğrencilerine Burs, Kredi Verilmesine İlişkin Kanun’un:
A- 2. maddesinin;
1- Birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
2- İkinci fıkrasının;
a- “ … (belediyeler hariç) …” ibaresinin Anayasa’ya
aykırı olduğuna ve İPTALİNE,
b- Kalan bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE,
3- Üçüncü fıkrasının
Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
B- 5. maddesinin;
1- Birinci ve dördüncü tümcelerinin Anayasa’ya aykırı
olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE,
Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Şevket APALAK ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2- Kalan bölümünün Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
C- Geçici 3. maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
D- 7. maddesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal
isteminin REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,
20.11.2008 gününde karar verildi.
|
Başkan
Haşim KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Sacit ADALI
|
|
Üye
Fulya KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet ERTEN
|
|
Üye
A. Necmi ÖZLER
|
Üye
Serdar ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket APALAK
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra Ayla PERKTAŞ
|
KARŞIOY GEREKÇESİ
3.3.2004
günlü, 5102 sayılı Yüksek Öğrenim Öğrencilerine Burs, Kredi Verilmesine
İlişkin Kanun’un 5. maddesinin ilk tümcesi ile Yüksek Öğrenim Kredi ve
Yurtlar Kurumu’nun 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tâbi personeli için
görev ünvanı esas alınarak yapılacak ek ödemenin
oran ve miktarını; dördüncü tümcesi ile de ek ödemeye ilişkin usul ve
esasları belirleme yetkisi, Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Yönetim
Kurulu’na bırakılmıştır.
Anayasa’nın
128. maddesinin ikinci fıkrasında, “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin
nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık
ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir” denilmektedir. Buna
göre, 5102 sayılı Yasa’nın 5. maddesi uyarınca 657 sayılı Yasa’ya tâbi
personele ödenecek ek ödemenin, usul
ve esaslarının
kanunla düzenlenmesi gerektiği açıktır. Kanunla herhangi bir
kişinin veya kurulun yetkilendirilmesi, Anayasa Mahkemesi’nin birçok
kararında belirtildiği gibi, kanunla düzenleme anlamına gelmez. Bir konunun,
kanunla düzenlendiğinin kabulü için, usul ve esasların, sınırlamaların ve çerçevenin kanunla
belirlenmesi gerekir. Ancak, ayrıntıya, teknik ihtisas ve uzmanlığa, veya
doğası gereği zaman içinde hızlı değişim gösteren durumlara ilişkin
tasarruflar için
yürütme yetkilendirilebilir. Aksi halde, kanunla düzenleme
öngörmek suretiyle Anayasa’nın kişilere sağlamak istediği güvence yaşama
geçirilemez.
İtiraz
konusu 5. maddede yer alan “ödemenin görev ünvanı
esas alınarak yapılacağı” ve “657 sayılı Yasa’da tanımlanan en yüksek Devlet
memuru aylığının brüt tutarının % 130’unu geçemeyeceği” yolundaki sadece üst
sınır belirleyen ve görev ünvanına göre de bir ölçü
getirmeyen kuralların, ek ödeme yapılacak personelin özlük hakları kapsamındaki
mali haklarının güvenceye alınmasını sağlayacak nitelikte bulunmadığı, bu
durumda, konunun kanunla düzenlenmiş sayılamayacağı açıktır.
Öte
yandan, Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devletinde kişi haklarının
güvencesi, önce Anayasa, sonra da onu yaşama geçiren yasalardır. Yasalar,
Anayasa’nın öngördüğü güvenceleri içermedikçe gerçek bir hukuk devletinden
söz edilemez.
Açıklanan
nedenlerle dava konusu 5. maddenin incelenen tümcelerinin Anayasa’nın 2 ve
128. maddelerine aykırı olduğu düşüncesiyle çoğunluk görüşüne karşıyız.
Üye Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU Zehra Ayla PERKTAŞ
KARŞI OY
Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun 657 sayılı Kanun’a tâbi
personeline verilecek ek ödemenin oran ve miktarları ile usul ve esaslarını
belirleme yetkisi, 5102 sayılı Kanun’un 5. maddesinin birinci ve dördüncü
cümlelerinde yer alan düzenlemeler ile Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar
Kurumu’nun Yönetim Kurulu’na verilmiştir.
Anayasa’nın 128. maddesinin ikinci fıkrasında “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları,
görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer
özlük işleri kanunla düzenlenir.” denilmektedir. Buna göre, memurların ve diğer kamu görevlilerinin
statüsüne ilişkin temel ilkelerin tüzük, yönetmelik, idari karar ve
işlemlerle değil yasayla düzenleneceği öngörülerek, memurlar ve diğer kamu
görevlileri idare karşısında güvence altına alınmıştır.
Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun 657 sayılı Devlet Memurları
Kanunu’na tâbi personeline “ek ödeme” de bulunulmasında Anayasa’ya aykırı bir
durum bulunmamaktadır. Ancak, dava konusu kurallarla personel statüsünün
temel ilkelerinden olduğunda duraksama bulunmayan ve bu nedenle de yasa ile
düzenlenmesi gereken “oran ve miktarları” ile “usul ve esasları” belirleme
yetkisi Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun Yönetim Kurulu’na bırakılarak,
söz konusu personel güvencesiz hale getirilmiştir.
Diğer taraftan, kurallarda yer alan “oran ve miktarları” ile “usul ve
esasları” biçimindeki idareye geniş düzenleme yapma yetkisi veren
sözcüklerin, personelin statüsünü belirlemeye yeterli temel ilkelerden olduğu
ve böylece çerçevenin çizildiği ileri sürülerek düzenlemenin yasa ile
yapıldığından da söz edilemez. Yasayla düzenleme, konuyla ilgili kavram, ad ve kurumdan söz
etmek olmayıp, düzenlenen alan ile ilgili temel ilkelerin saptanarak
çerçevenin çizilmiş olmasını ifade eder.
Bu nedenle söz konusu nitelikleri taşımayan 5. maddenin birinci ve
dördüncü cümlelerinde yer alan kurallar Anayasa’nın 128. maddesine aykırıdır.
İptalleri gerekir.
Üye
Mehmet
ERTEN
AZLIK OYU
Anayasa’nın
128. maddesinin ikinci fıkrasında “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin
nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık
ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.” kuralı yer
almaktadır. Bu kurala göre memur ve kamu görevlilerinin hakları, aylık,
ödenek ve özlük işleri ancak yasayla düzenlenebilecektir.
Anayasa 7.
maddesinde de yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğunu
ve devredilemeyeceğini vurgulamıştır.
İptal
istemine konu Yasa’nın 5. maddesinin birinci ve dördüncü tümcelerinde ise,
Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumunda çalışan 657 sayılı Yasa’ya tabi
personele ek ödeme yapılmasında esas alınacak oran ve miktarlar ile bunların ödenmesine
ilişkin ilkelerin belirlenmesi hususları kuruma ve kurumun Yönetim Kuruluna bırakılmaktadır.
Bu
bakımdan, Anayasa’nın memurların aylık ve ödemelerinin yasayla belirlenmesi
ilkesine aykırı olduğu açıkça anlaşılan kuralın iptali gerekeceğinden karara
karşıyım.
Üye
Şevket
APALAK
|