|
Anayasa
Mahkemesi Başkanlığından:
Esas Sayısı : 2007/105
Karar Sayısı : 2008/75
Karar Günü : 6.3.2008
İPTAL DAVASINI AÇAN: Türkiye Büyük Millet Meclisi Üyeleri İlhan KESİCİ
ve Faik ÖZTRAK ile birlikte 111 milletvekili
İPTAL DAVASININ KONUSU: 9.11.2007
günlü, 5710 sayılı Nükleer Güç Santrallarının
Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun’un;
1- 3.
maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkralarının,
2- 7.
maddesinin (2) numaralı fıkrasının son tümcesindeki “İÇH’den
oluşmuş kaynakların yüzde yirmibeşine kadar” ve
“Hazine tarafından, bunun da yetmemesi halinde” ibareleri ile
3- Geçici
1. maddenin ikinci tümcesinin,
Anayasa’nın
2., 6., 7., 8. ve 11. maddelerine aykırılığı
savıyla iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi
istemidir.
I- İPTAL VE YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİNİN
GEREKÇESİ
İptal ve
yürürlüğün durdurulması istemini içeren 6.12.2007 günlü dava dilekçesinin
gerekçe bölümü şöyledir:
“III- GEREKÇE
1) 9.11.2007 Tarih ve 5710 Sayılı Nükleer Güç
Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanunun
3 üncü maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkralarının Anayasa’ya aykırılığı:
5710 sayılı Kanunun 3
üncü maddesinin iptali istenen (2) numaralı fıkrasında, nükleer santral
kurup işletecek şirketlerin karşılaması gereken ölçütlerin Kanun’un
yürürlük tarihinden itibaren bir ay içinde TAEK tarafından yayınlanacağı
hükme bağlanmıştır.
TAEK tarafından belirlenip yayınlanacak
teknolojik ölçütlere ilişkin olarak Yasa’da temel ilkeler belirlenmemiş olduğu
için, söz konusu fıkrada yürütmeye bırakılmış olan düzenleme yetkisi, aslî
bir düzenleme yetkisidir.
Aynı
şekilde anılan maddenin iptali istenen (3) numaralı fıkrasında da, temel
ilke ve esaslar belirlenmeden nükleer güç santralleri için yarışmaya
katılacaklarda aranacak şartların, şirketin seçiminin, yer tahsisinin,
lisans bedelinin, altyapıya yönelik teşviklerin, seçim sürecinin, yakıt
temininin, üretim kapasitesinin, alınacak enerjinin miktarının, süresi ve
enerji birim fiyatını oluşturma usul ve esaslarının bu Kanun’un yürürlüğe
girmesinden sonra iki ay içerisinde Bakanlık tarafından hazırlanacak ve
Bakanlar Kurulunun onayı ile yürürlüğe girecek bir yönetmelikle belirlenmesi
öngörülmüştür. Bu nedenle belirtilen
hususlarda yönetmeliği bırakılan bu yetki de aslî düzenleme yetkisidir.
Yürütmenin,
Anayasa’da belirtilen ayrık durumlar dışında düzenleme yetkisi aslî değil,
ikincildir; yani, yasayla çizilmiş bir alandadır. Önce, yasama, bir alanı
temel ilkeleriyle belirler, düzenler; ondan sonra da, yürütme, bu çerçevesi
çizilmiş alanda düzenleyici birtakım işlemler yapabilir. Anayasa’nın 7 nci maddesine göre yasama yetkisi Türkiye Büyük Millet
Meclisinindir ve bu yetki devredilemez.
“Yasa koyucu, belli
konularda gerekli kuralları koyacak, çerçeveyi çizecek, eğer uygun ve
zorunlu görürse, onların uygulanması yolunda sınırları belirlenmiş alanlar
bırakacak, idare, ancak o alanlar içinde takdir yetkisine dayanmak
suretiyle yasalara aykırı olmamak üzere bir takım
kurallar koyarak yasanın uygulanmasını sağlayacaktır.”
(Anayasa Mahkemesinin 18.6.1985 günlü, E. 1985/3, K. 1985/8 sayılı kararı).
İptali istenen
kurallar, yürütmeye aslî düzenleme yapmak imkânı tanıdığı için Anayasa’nın
8 inci maddesine, yasamaya ait olan aslî düzenleme yetkisini yürütmeye devrettiği
için Anayasa’nın 7 nci maddesine, böyle bir yetki
Anayasa’ya dayanmadığı için Anayasa’nın 6 ncı
maddesine aykırı olan bir düzenlemedir.
Yine, bir yasa
kuralının Anayasa’nın herhangi bir kuralına aykırılığının tespiti onun
kendiliğinden Anayasa’nın 11 inci maddesine de aykırılığı sonucunu
doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 3.6.1988 tarih ve E. 1987/28, K. 1988/16
sayılı kararı, AMKD., sa.
24, shf. 225).
Açıklanan nedenlerle,
9.11.2007 tarih ve 5710 sayılı Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve
İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun’un 3 üncü maddesinin (2) ve
(3) numaralı fıkraları Anayasa’nın 2 nci, 6 ncı, 7 nci, 8 inci ve 11 inci
maddelerine aykırı olup, iptali gerekmektedir.
2) 9.11.2007 Tarih ve 5710
Sayılı
Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin
Kanun’un 7 nci maddesinin (2) numaralı
fıkrasının son cümlesindeki “İÇH’den oluşmuş
kaynakların yüzde yirmibeşine kadar” ve “Hazine
tarafından, bunun da yetmemesi halinde” ibarelerinin Anayasa’ya aykırılığı:
5710 sayılı Kanun’un
7 nci maddesinin iptali istenen ibareleri de
içeren (2) numaralı fıkrasında; sözleşme sürelerinin sonunda nükleer güç santralının sökülmesinin zorunlu olduğu, söküm işinden
ve taşınmazın çevre kuralları kapsamında kabul edilebilir hâle getirilerek
Hazineye iadesinden nükleer enerji üretmek amacıyla lisans almış nükleer
güç santrallerinin sorumlu bulunduğu ve söküm maliyetinin 5 inci maddenin
ikinci fıkrası kapsamında oluşturulan İÇH (İşletmeden Çıkarma Hesapları)
kaynaklarının yetersiz kalması durumunda İÇH’den
oluşmuş kaynakların yüzde yirmibeşine kadar
maliyetlerin Hazine tarafından, bunun da yetmemesi halinde şirket
tarafından karşılanacağı hükme bağlanmıştır. Bu hükümden
de anlaşılacağı üzere, nükleer santrallerin işletme sürelerinin sonunda
sökülmesinin ve taşınmazın çevre kuralları kapsamında kabul edilebilir
duruma getirilmesi işlemleri için fon kaynaklarının yetersiz kalması
durumunda fonda oluşmuş kaynakların % 25’ine kadar maliyetler Hazine
tarafından karşılanacaktır.
Nükleer santrallerin
işletme sürelerinin sonunda sökülmesinin ve taşınmazın çevre kuralları
kapsamında kabul edilebilir duruma getirilmesinin maliyetinin, santralın kurulması maliyeti kadar ve hatta kurulması
maliyetinden daha fazla maliyet gerektirdiği dünyadaki bugüne kadar yapıla
gelen uygulamaların ortaya koyduğu bir gerçektir.
Diğer taraftan böyle
bir maliyet, santralin Kw/saat enerji üretim
maliyeti içinde yer alır. Kurucu/işletici organizasyonu bunu hangi oranda
maliyete aksettirdi ise o oranda bu iş için katkı payı ödemek zorundadır.
Santralın söküm maliyetine Hazine’nin katkı
zorunluluğu getirilmesi ve şirketin, bu amaçla oluşturulacak fona aktaracağı
paranın elektrik fiyatlarına yansıtılması, pahalı nükleer enerji
maliyetinin ‘halkın sırtına’ yüklenmesi anlamına geldiği bu nedenle de,
iptali istenen düzenlemenin “kamu yararı” amacına dayanmadığı kuşkusuzdur.
Nitekim 10.
Cumhurbaşkanı Sayın Sezer’in, 5654 sayılı “Nükleer Güç Santrallerinin
Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun” un, 5 inci, 6 ncı ve 7 nci maddelerini TBMM
tarafından bir kez daha görüşülmesi için 24.5.2007 tarihli geri gönderme
yazısında aynen;
“Nükleer santrallerin
işletme sürelerinin sonunda sökülmesinin, kurulması kadar ve belki de daha
fazla maliyet gerektirdiği, Dünya uygulamalarından bilinen bir gerçektir. Nitekim
incelenen Yasa’yla, bu durum gözetilerek, nükleer santralın işletme
süresinin sonunda sökülmesi için gereken maliyetin şirket üzerinde
bırakılmadığı; bunun yerine, söküm işinin bu amaçla oluşturulan fonlardan
karşılanması esasının benimsendiği; hatta, fon kaynaklarının bu işlemler için yetersiz
kalması durumunda maliyetin Hazine
tarafından karşılanacağının belirtildiği görülmektedir.
Böylece, düzenlemenin Hazine’ye büyük
bir malî yük getireceği anlaşılmaktadır. Oysa
incelenen Yasa, genel olarak, serbestleştirilmiş enerji piyasası sistemi
içinde, kamu kaynakları kullanılmadan, özel sektör üretim şirketlerinin
nükleer güç santralı kurup elektrik enerjisi
üretmesini özendirici kurallar içermektedir. Buna karşılık, nükleer güç
santrallerinin sökülmesi için fon kaynaklarının yetersiz kalması durumunda
bu işin maliyetinin Hazine tarafından karşılanması ise, ‘teşvik’ olarak
öngörülmüş olsa da, Yasa’da bir çelişki olarak görülmektedir.”
dedikten
sonra nükleer santrallerin işletme sürelerinin sonunda sökülmesinin,
santralın kurulması kadar ve belki de daha fazla maliyet gerektirdiği
gerçeğinin altını çizen Sezer, “Söküm maliyetinin sonuçta Hazine’ce üstlenilebileceği
gözetildiğinde, santral kurarak elektrik enerjisi satacak şirketin bu
hesaba katkısının, işletme süresi sonunda santralın sökülmesi maliyetini
karşılamaya yetecek tutarda olmasını sağlayacak ölçütlere Yasa’da yer
verilmesinin kamu yararı gereği olduğu açıktır.” diyerek iptali istenen düzenlemenin
kamu yararı amacına yönelik olmadığını da vurgulamıştır.
Bu bağlamda Elektrik
Mühendisleri Odası 40. Dönem Yönetim Kurulunun 21.11.2007 tarihli bildirisinde
de aynen şöyle denilmiştir:
“Kurulumu kadar
pahalı olan atık ve söküm maliyetlerinin kamuya yıkılmasına yönelik 10. Cumhurbaşkanı’nın itirazı
yine dikkate alınmamış, atık ve söküme
ilişkin kurulacak fonun kaynaklarının yüzde 25’ine kadar varan bir düzeyde
Hazine tarafından maliyetin karşılanması öngörülmüştür. Bu durum da ülkede nükleer santral kurup,
ürettiği elektriği satarak kar edenler yerine halka faturanın kesilmesi
nedeniyle kamu yararına aykırılık oluşturmaktadır.”
Bir hukuk devletinde,
devlet erki kullanılarak yapılan tüm kamu işlemlerinin nihaî amacının “kamu
yararı” olması gerekir. Bu gereklilik, kamu yararını, yasama
organının takdir yetkisi için de bir sınır konumuna getirir. Nitekim Anayasa
Mahkemesinin 20.11.1990 tarih ve E. 90/13,
K. 90/30 sayılı kararında;
“Anayasa’nın 2 nci maddesinde, “Türkiye Cumhuriyeti
... bir hukuk Devletidir.” denilmektedir.
Yasaların kamu
yararına dayanması gereği, kuşkusuz hukuk devletinin önde gelen
koşullarından birisini oluşturmaktadır. Bu konuda Anayasa Mahkemesinin
yerleşmiş anlayışını yansıtan kararlarında belirtildiği gibi; Anayasa’nın 2
nci maddesinde tanımlandığı üzere Devletimiz bir
hukuk devletidir. Hukuk devleti ilkesinin öğeleri arasında yasaların kamu
yararına dayanması ilkesi vardır. Bu ilkenin anlamı kamu yararı düşüncesi
olmaksızın başka deyimle yalnızca özel çıkarlar veya yalnızca belli
kişilerin yararına olarak herhangi bir yasa kuralının konulamayacağıdır.
Buna göre çıkarılması için kamu yararı bulunmayan bir yasa kuralı
Anayasa’nın 2 nci maddesine aykırı nitelikte olur
ve dava açıldığında iptali gerekir. Çıkarıldığı zaman kamu yararına dayanan
kuralın, koşulların değişmesi sonucunda kamu yararını karşılayamaz duruma
geldiğinde dahi iptali gerekir.
Buna göre yasaların,
amaç öğesindeki sakatlık başlı başına bir aykırılık nedeni
oluşturabilecektir.
Anayasa’nın 2 nci maddesinde; “Türkiye Cumhuriyetinin, toplumun
huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı,
Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere
dayanak, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devleti olduğu belirtilmektedir.
«Yasaların kamu yararına dayanması» gereği kuşkusuz hukuk devletinin önde
gelen unsurlarından birisini oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesinin
22.6.1972 günlü, E. 1972/14, K. 1972/34 sayılı kararında, “Hukuk Devleti
İlkesinin öğeleri arasında «yasaların kamu yararına dayanması» ilkesinin de
var olduğu” açıklanmıştır. Bu karara göre, “Anayasa’nın 2 nci maddesinde tanımlandığı üzere Devletimiz bir hukuk
devletidir. Hukuk devleti ilkesinin öğeleri arasında yasaların kamu
yararına dayanması ilkesi vardır. Bu ilkenin anlamı kamu yararı düşüncesi
alınmaksızın başka bir deyimle yalnızca belli kişilerin yararına olarak
herhangi bir yasa kuralının konulamayacağıdır. Buna göre kamu
yararını içermeyen bir yasa kuralı, Anayasa’nın 2
nci
maddesine aykırı olur ve dava açıldığında
iptali gerekir.” denilmiştir.
Kanunkoyucu,
takdirine bırakılmış konularda, düzenleme yetkisini kullanırken, kuşkusuz,
Anayasa kuralları ile kamu yararının ve kamu düzeninin gereklerine ve
hukukun genel ilkelerine de bağlı kalmak durumundadır. (Bkz.
G: 29.04.1980, E. 1980/1, K. 1980/25; G: 11.10.1963E. 1963/124, K. 1963/243
sayılı Anayasa Mahkemesi Kararları). Bu,
Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı ilkesinin gereğidir.
Bu bağlamda yasaların
Anayasa’ya uygun olmaları zorunluluğunu kabul eden hukuk devletinde Anayasa’nın
herhangi bir kuralına aykırı olan yasa kuralları doğal olarak Anayasa’nın 2
nci maddesindeki hukuk devleti ilkesine ve kanunların
Anayasa’ya aykırı olamayacağını hükme bağlayan Anayasa’nın 11 inci
maddesindeki Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine de aykırılık
oluştururlar.
Yukarıda
açıklanan nedenlerle; 9.11.2007 tarih ve 5710 sayılı Nükleer Güç
Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin
Kanun’un 7 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının
son cümlesindeki “İÇH’den oluşmuş kaynakların
yüzde yirmibeşine kadar” ve
“Hazine
tarafından, bunun da yetmemesi halinde” ibareleri,
Anayasa’nın; 2 nci maddesindeki hukuk devleti
ilkesine, 11 inci maddesindeki Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkesine
aykırı olup, iptali gerekir.
3) 9.11.2007 tarih ve 5710 Sayılı Nükleer Güç
Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun’un
Geçici Madde 1’in ikinci cümlesinin Anayasa’ya aykırılığı:
5710 sayılı Kanun’un
Geçici Madde 1’in iptali istenen ikinci cümlesinde, “TAEK görevlerini
yerine getirirken özel bilgi ve ihtisas gerektiren işlerde kadro
aranmaksızın uygun nitelikli yerli ve yabancı
uyruklu sözleşmeli personel çalıştırabilir.” denilmiştir.
Bu hükme
göre personel istihdamında aranacak özel bilgi ve
ihtisasın ne olduğu, hangi alanda aranacağı hususlarında hiçbir belirleme
yapılmamıştır.
Nükleer enerji
konusunda çalışacak personelin bu alanda çok iyi yetiştirilmiş nükleer
güvenlik kültürünü, kalite kültürünü özümlemiş olmaları ve bu konularda
şartlandırılmış olmaları gerektiği bilimsel bir gerçektir. Bunun için de
uzun süreli sistematik ve programatik eğitimlere
ihtiyaç bulunduğu açıktır. Yasada bu eğitimlerin ne olduğu ve nasıl verileceği,
iptali istenen kuraldaki anlatımıyla özel bilgi ve ihtisasın ne olduğu
açıklanmadan, bu tür bilgi ve ihtisasa sahip personelin sadece “uygun nitelikli” olarak
tanımlanmasının açık bir belirsizlik örneği olduğu kuşkusuzdur.
Anayasa’nın 2 nci maddesinde belirtilen hukuk devletinin en önemli
öğelerinden olan “belirlilik” ilkesine
de aykırı düşer. Anayasa Mahkemesinin 18.10.2003 tarih ve E. 2003/67, K.
2003/88 sayılı Kararında,
“Hukukun üstünlüğünün
egemen olduğu bir devlette hukuk güvenliğinin sağlanması hukuk devleti ilkesinin
yerine getirilmesi zorunlu koşullardandır. Statü hukukuna ilişkin
düzenlemelerde istikrar, belirlilik ve öngörülebilirlik göz önünde
bulundurularak “hukuki güvenlik” sağlanır. Bireyin insan olarak varlığının
korunmasını amaçlayan hukuk devletinde vatandaşların hukuk güvenliğinin
sağlanması zorunludur.
Devlet açık ve
belirgin hukuk kurallarını yürürlüğe koyarak bunları uyguladığı zaman hukuk
güvenliği sağlanır.” denilmiştir.
Özel bilgi ve ihtisasın ne
olduğunu Yasa’da açıklanmayan, bu tür bilgi ve ihtisasa sahip personeli
sadece “uygun
nitelikli” olarak tanımlayan Geçici madde 1’in
ikinci cümlesi “belirlilik ilkesine” aykırı düştüğünden Anayasa’nın 2 nci maddesi ile bağdaşmamaktadır.
Yine, bir yasa
kuralının Anayasa’nın herhangi bir kuralına aykırılığının tespiti onun kendiliğinden Anayasa’nın 11 inci
maddesine de aykırılığı sonucunu
doğuracaktır (Anayasa Mahkemesinin 3.6.1988 Tarih
ve E. 1987/28, K. 1988/16 sayılı kararı,
AMKD., sa. 24, shf. 225).
Açıklanan nedenlerle,
9.11.2007 Tarih ve 5710 sayılı Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve
işletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanunun Geçici Madde 1’i,
Anayasa’nın 2 nci ve 11 inci maddelerine aykırı
olup, iptali gerekmektedir.
IV. YÜRÜRLÜĞÜ DURDURMA İSTEMİNİN GEREKÇESİ
İptali istenen ibare
ve kuralların tümü, Anayasa’nın 2 nci ve 11 inci
maddelerine açıkça aykırı olduğu ve hukuk devletinin vazgeçilmez öğeleri
içinde yer alan yasaların kamu yararına dayanması ilkesiyle bağdaşmadığı
için, uygulanmaları halinde, sonradan giderilmesi güç ya da olanaksız zararlar
doğabilecektir.
İlk ticarî ya da
askerî amaçlı nükleer faaliyetlerden bu yana, birçok kaza meydana
gelmiştir. Bu kazalar, gerek nicelik gerekse nitelik bakımından diğer
endüstri kollarının taşıdığı riske göre, nükleer endüstrinin taşıdığı
riskin büyüklüğünü göstermektedir. Böyle önemli riskin söz konusu olduğu
bir endüstri dalında Yasa’da ilke ve esasları belirlenip çerçevesi
çizilmeden iptali istenen ibare ve kurallar ile idareye aslî düzenleme
yetkisi verilmesinden sonradan giderilmesi güç ya da olanaksız zararlar
doğabileceği çok açıktır.
Diğer taraftan,
Anayasal düzenin en kısa sürede hukuka aykırı kurallardan arındırılması,
hukuk devleti sayılmanın gereğidir. Anayasa’ya aykırılığın sürdürülmesinin,
bir hukuk devletinde sübjektif yararların üstünde, özenle korunması gereken
hukukun üstünlüğü ilkesini de zedeleyeceği kuşkusuzdur. Hukukun üstünlüğü
ilkesinin sağlanamadığı bir düzende, kişi hak ve özgürlükleri güvence
altında sayılamayacağından, bu ilkenin zedelenmesinin hukuk devleti yönünden
giderilmesi olanaksız durum ve zararlara yol açacağında duraksama
bulunmamaktadır.
Arz ve izah olunan
nedenlerle, iptali istenen hükümlerin iptal davası sonuçlanıncaya kadar
yürürlüklerinin de durdurulması gerekmektedir.
V.
SONUÇ VE İSTEM
9.11.2007
günlü, 5710 sayılı Nükleer Güç Santrallarının
Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun’un
1- 3.
maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının Anayasa’nın 2.,
6., 7., 8. ve 11. maddelerine aykırı olduğundan,
2- 7.
maddesinin ikinci fıkrasının son tümcesindeki “İÇH’den
oluşmuş kaynakların yüzde yirmibeşine kadar” ve
“Hazine tarafından, bunun da yetmemesi halinde” ibarelerinin Anayasa’nın 2.
ve 11. maddelerine aykırı olduğundan,
3-
Geçici Madde 1’in ikinci cümlesinin Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine
aykırı olduğundan,
iptallerine ve sonradan giderilmesi güç veya olanaksız durum ve zararların
doğmasının önlenmesi için iptal davası sonuçlanıncaya kadar bunların
yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesine ilişkin talebimizi saygı
ile arz ederiz.”
II- YASA METİNLERİ
A- İptali İstenilen Yasa Kuralları
9.12.2007
günlü 5710 sayılı Nükleer Güç Santrallarının
Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun’un iptal
istemine konu kuralları da içeren hükümleri şöyledir:
“MADDE 3- (1)
Nükleer güç santrallarının yapılmasına ilişkin
seçim süreci Bakanlık tarafından ve bu Kanundaki usuller uygulanmak
suretiyle başlatılır.
(2) TAEK,
Kanunun yürürlük tarihinden itibaren nükleer santral kurup işletecek
şirketlerin karşılaması gereken ölçütleri bir ay içinde yayınlar.
(3) Bu Kanuna göre yapılacak nükleer güç santralları için yarışmaya katılacaklarda aranacak şartlar,
şirketin seçimi, yer tahsisi, lisans bedeli, altyapıya yönelik teşvikler,
seçim süreci, yakıt temini, üretim kapasitesi, alınacak enerjinin miktarı,
süresi ve enerji birim fiyatını oluşturma usul ve esasları bu Kanun’un
yürürlüğe girmesinden sonra iki ay içerisinde Bakanlık tarafından
hazırlanacak ve Bakanlar Kurulunun onayı ile yürürlüğe girecek bir
yönetmelikle belirlenir.
(4) Bu Kanuna göre yapımı öngörülen nükleer güç santralları için üçüncü fıkrada belirtilen yönetmeliğin
yayımlanmasından sonra en geç bir ay içerisinde teklif almak üzere TETAŞ
tarafından ilana çıkılır.
(5) Alınan tekliflerden, TAEK tarafından belirlenen ölçütleri
karşıladığı TAEK tarafından belgelenen şirketlerin teklifleri yarışmaya
sokulur, bu ölçütleri karşılamayan şirketlerin teklifleri yarışma dışı
bırakılır. Alınan teklifler TETAŞ tarafından bu Kanun ve çıkarılacak
yönetmelik hükümleri çerçevesinde değerlendirildikten sonra en uygun teklif
belirlenerek, ilgili şirketle sözleşme imzalanmasına izin alınmak üzere
Bakanlar Kurulunun onayına sunulur. TETAŞ tarafından gönderilen teklifin
uygun görülmesi halinde, Bakanlar Kurulunca ilgili şirketle TETAŞ arasında
sözleşme imzalanması hususunda izin verilir. EPDK tarafından, sözleşme
imzalanması uygun görülen şirkete ilgili mevzuat çerçevesinde lisans
verilir. EPDK tarafından lisans verilmesini müteakip, ilgili şirketle TETAŞ
arasında, santralın işletmeye girmesinden itibaren
onbeş yılı aşmayan enerji satışını düzenleyen
sözleşme imzalanır.
MADDE 7- (1) Bakanlar Kurulu, kurulacak santrala
ilişkin teknoloji edinmeye yönelik yatırımlar ile işletme personelinin eğitimini
teşviklerden yararlandırabilir.
(2) Bu
Kanun kapsamında üzerinde santral kurulacak taşınmazların Hazinenin özel
mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunması halinde, bu
taşınmazlar üzerinde şirket lehine Maliye Bakanlığı tarafından, diğer kamu
kurum veya kuruluşlarının mülkiyetinde bulunması halinde ise Bakanlar
Kurulu kararı ile bedelsiz olarak kullanma izni, irtifak hakkı tesis
edilir. Sözleşme sürelerinin sonunda nükleer güç santralının
sökülmesi zorunludur. Söküm işinden ve taşınmazın çevre kuralları
kapsamında kabul edilebilir hale getirilerek Hazineye iadesinden şirket
sorumludur. Söküm maliyeti 5 inci maddenin ikinci fıkrası kapsamında
oluşturulan İÇH’den karşılanır. Bu işlemler için
İÇH kaynaklarının yetersiz kalması durumunda İÇH’den
oluşmuş kaynakların yüzde yirmibeşine kadar maliyetler
Hazine
tarafından, bunun da yetmemesi halinde şirket tarafından karşılanır.
GEÇİCİ MADDE 1- (1) TAEK, nükleer
faaliyetlerin düzenlenmesi ve denetlenmesi görevini yerine getirecek yeni
bir kurum kurulana kadar 9/7/1982 tarihli ve
2690 sayılı Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Kanunu gereğince bu görevine devam
eder. TAEK görevlerini yerine getirirken özel bilgi ve ihtisas gerektiren
işlerde kadro aranmaksızın uygun nitelikli yerli ve yabancı uyruklu
sözleşmeli personel çalıştırabilir. Bunlara ödenecek ücret ve diğer
mali haklar Başbakan tarafından belirlenir.”
B- Dayanılan Anayasa Kuralları
Dava
dilekçesinde, Anayasa’nın 2., 6., 7., 8. ve 11.
maddelerine dayanılmıştır.
III- İLK İNCELEME
Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 8. maddesi uyarınca
Haşim KILIÇ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Sacit ADALI, Fulya KANTARCIOĞLU, Ahmet AKYALÇIN, Mehmet
ERTEN, A. Necmi ÖZLER, Serdar ÖZGÜLDÜR, Şevket
APALAK, Serruh KALELİ ve Zehra Ayla PERKTAŞ’ın katılımları ile 18.12.2007 tarihinde yapılan
ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının
incelenmesine, oybirliği ile karar verilmiştir.
IV- ESASIN İNCELENMESİ
Dava dilekçesi ve ekleri, işin esasına ilişkin
rapor, iptali istenilen Yasa kuralları, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların
gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten ve 2949 sayılı
Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 30.
maddesinin birinci fıkrası gereğince Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı
Mehmet Hilmi Güler, Müsteşar Vekili Selahattin Çimen, Enerji İşleri Genel
Müdürü Budak Dilli, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Okay Çakıroğlu, Türkiye Atom
Enerjisi Kurumu Başkan Yardımcısı Ali Tanrıkut,
Hukuk Müşaviri Fatih Kurhan’ın 26.2.2008 günlü
sözlü açıklamaları dinlendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:
A-Yasa’nın 3. Maddesinin İncelenmesi
1- (2) Numaralı Fıkra
Dava
dilekçesinde, nükleer santral kurup işletecek şirketlerin karşılamaları
gereken ölçütlerin Türkiye Atom Enerjisi Kurumu tarafından belirlenerek
yayımlanmasına ilişkin kuralın, yasama organına ait olan asli düzenleme
yetkisinin temel ilkeleri Yasa’da belirlenmeden yürütmeye devri niteliğinde
bulunduğu; yürütmenin, Anayasa’da belirtilen ayrık durumlar dışında
düzenleme yetkisinin aslî değil ikincil olması nedeniyle öncelikle
yasamanın bir alanı temel ilkeleriyle belirleyip düzenlemesi gerektiği,
yürütmenin ise daha sonra çerçevesi belirlenmiş alanda düzenleyici bir
takım işlemler yapabileceği, kuralın bu nedenlerle Anayasa’nın 2., 6., 7., 8. ve 11. maddelerine aykırılık oluşturduğu
ileri sürülmüştür.
Fıkrada,
Yasa’nın Geçici 1. maddesi gereğince nükleer faaliyetlerin düzenlenmesi ve
denetlenmesi görevini yerine getirmek üzere yeni bir kurum oluşturulana
kadar, bu alanda yetkili kılınan Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun Yasa’nın
yürürlük tarihinden itibaren bir aylık süre içinde, nükleer santral kurup
işletecek şirketlerin karşılamaları gereken ölçütleri tespit edip
yayımlaması yükümlülüğü öngörülmektedir.
Söz
konusu kuralın gerekçesinde, Yasa kapsamında nükleer güç santrali
yatırımını gerçekleştirecek şirketlerin belirlenmesi sürecine Türkiye Atom
Enerjisi Kurumu tarafından belirlenecek teknolojik ölçütleri sağlayan
şirketlerin katılabileceklerinin düzenlendiği ifade edilmektedir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti,
eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni
kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan
kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine
açık, yasaların üstünde yasakoyucunun da uyması
gereken temel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunduğunun bilincinde olan
devlettir. Hukuk devleti,
siyasal iktidarı hukukla sınırlayarak ve devlet etkinliklerinin düzenli
sürdürülebilmesi için gerekli olan hukuksal alt yapıyı oluşturarak aynı
zamanda istikrara da hizmet eder. Bu istikrarın özü hukuki güvenlik ve
öngörülebilirliktir. Hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik sağlanabilmesi
ise, kuralların genel, soyut, açık ve anlaşılabilir olmalarına bağlıdır.
Hukuk devleti, yasaların kamu yararına dayanması ilkesini de içerir.
Anayasa’nın 6. maddesinde egemenliğin kayıtsız ve
şartsız Türk milletine ait olduğu, egemenliğin kullanılmasının hiçbir
surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacağı ve hiç kimsenin
ya da organın kaynağını Anayasa’dan almayan bir Devlet yetkisini
kullanamayacağı; 7. maddesinde yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye
Büyük Millet Meclisine ait olduğu ve bu yetkinin devredilemeyeceği; 8.
maddesinde ise yürütme yetki ve görevinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu
tarafından, Anayasa’ya ve yasalara uygun olarak kullanılacağı ve yerine
getirileceği öngörülmüştür.
Türkiye
Atom Enerjisi Kurumu, 2690 sayılı Kuruluş Yasası çerçevesinde nükleer
enerjinin barışçıl amaçlı kullanımına yönelik bütün alanlarda görevli,
yetkili ve sorumlu bir kuruluştur. Kurum, anılan Yasa
doğrultusunda Türkiye’de atom enerjisinin kalkınma plânlarına uygun olarak
ülke yararına kullanılmasını sağlamak, bu konudaki temel ilke ve politikaları
belirleyip önermek, bilimsel, teknik ve idari çalışmaları yapmak,
düzenlemek, desteklemek, koordine etmek ve denetlemek amacıyla kurulmuş, bu
konuda Yasa ile yetkili ve görevli kılınmış olup faaliyetlerini Başbakan’a
bağlı olarak yürütmektedir. Ayrıca nükleer alanda düzenleyici ve
denetleyici otorite olan Kurum, 2690 sayılı Kuruluş Yasası ve 5710 sayılı
Yasa’nın 3. maddesi hükümleri çerçevesinde, kuruluş amacını gerçekleştirebilmesi
bakımından çeşitli yetki ve görevlerle donatılmıştır.
Türkiye
Atom Enerjisi Kurumunca belirlenecek olan nükleer güç santrali kurup
işletecek şirketlerin karşılamaları gereken ölçütlere ilişkin genel çerçeve
ve kriterlerin her ne kadar 5710 sayılı Yasa’da
yer almadığı görülmekte ise de, Kurumun faaliyetlerini Anayasa, ilgili
yasalar ve özellikle de 2690 sayılı Kuruluş Yasası’nda belirlenen ilke ve
sınırlar çerçevesinde yürütmesinin gerekli olduğu konusunda duraksama
bulunmamaktadır. Dolayısıyla, Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun bu alandaki
görev ve sorumluluklarının 2690 sayılı Yasa’da düzenlenmiş olması karşısında,
5710 sayılı Yasa’nın 3. maddesinin ikinci fıkrasıyla verilen görev ve
yetkinin sınırları hukukî güvenlik ve dolayısıyla da hukuk devleti
ilkelerine aykırılık oluşturacak biçimde belirsizlik taşımamakta ve keyfi
uygulamalara sebebiyet verecek nitelikte bulunmamaktadır.
Öte yandan yasakoyucu,
gerektiğinde sınırlarını belirlemek koşuluyla özel bir ihtisas ve teknik
bilgi gerektiren konuların düzenlenmesini idareye bırakabilir. Nükleer
enerji alanındaki faaliyetlerin düzenlenmesi ve nükleer enerji santrali
kurup işletecek şirketlerin karşılamaları gereken ölçütlerin belirlenmesi,
bilim ve teknik temellere dayanan ve uzmanlık gerektiren bir husustur.
Yasa’da bilimsel ve teknik ölçütlere dair katı sınırlar koyan düzenlemelere
yer verilmesi, yöntem olarak işin doğasıyla da uzlaşmamaktadır. Bu bağlamda
bilimsel ve teknik alanlarda temel kurallar saptandıktan sonra ayrıntıları
düzenleme yetkisinin idareye verilmesi, yasama yetkisinin devri olarak
nitelendirilemez.
Bu nedenle, kuralın Anayasa’nın 2., 6., 7., 8. ve 11. maddelerine aykırı bir yönü görülmemiştir.
İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK ve Zehra Ayla
PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
2- (3) Numaralı Fıkra
Dava
dilekçesinde, kuralla, nükleer güç santralleri kurmak için yarışmaya
katılacaklarda aranacak şartların, şirketin seçiminin, yer tahsisinin,
lisans bedelinin, alt yapıya yönelik teşviklerin, seçim sürecinin, yakıt
temininin, üretim kapasitesinin, alınacak enerji miktarının, süresinin ve
enerji birim fiyatının oluşturmasının usul ve esaslarının, Yasa’da temel
ilkeleri belirlenmeksizin yürütmeye bırakılmasının yasama organına ait olan
aslî düzenleme yetkisinin yürütmeye devri niteliğinde olduğu; yürütmenin,
Anayasa’da belirtilen ayrık durumlar dışında düzenleme yetkisinin aslî
değil, ikincil nitelikte bulunması nedeniyle öncelikle yasamanın bir alanın
temel ilkelerini belirleyip düzenlemesinden sonra yürütmenin çerçevesi
belirlenmiş alanda düzenleyici bir takım işlemler yapabileceği, anılan
fıkradaki düzenlemenin bu nedenlerle Anayasa’nın 2.,
6., 7., 8. ve 11. maddelerine aykırılık oluşturduğu ileri sürülmüştür.
İptal istemine konu fıkrada, kurulması öngörülen
nükleer güç santrallerinin yapımı sürecine ilişkin olarak; yarışmaya
katılacaklarda aranacak şartlar, şirketin seçimi, yer tahsisi, lisans
bedeli, altyapıya yönelik teşvikler, seçim süreci, yakıt temini, üretim
kapasitesi, alınacak enerjinin miktarı, süresi ve enerji birim fiyatının
oluşturulmasının usul ve esaslarının Yasa’nın yürürlüğe girmesinden
itibaren iki aylık süre içinde Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından
hazırlanarak Bakanlar Kurulunun onayı ile yürürlüğe girecek bir
yönetmelikle belirleneceği hükmü yer almaktadır.
Çıkarılması
öngörülen yönetmeliğin kapsamında yer alacak konulara ilişkin temel ilkeler
Yasa’nın çeşitli maddelerinde düzenlenmiştir. Bu bağlamda
olmak üzere, Yasa’nın 3. maddesinde santral kuracak şirketin belirlenmesi
sürecinin, 4. maddesinde Yasa kapsamında üretilen enerjinin satışına
ilişkin uygulama esaslarının, 5. maddesinde santralin yakıt temini, atık
yönetimi, devreden çıkarılması ile şirketin almakla yükümlü bulunduğu
lisans ve izinlerin, 6. maddesinde Yasa gereğince nükleer güç santrali
kurma hakkı kazanan şirkete ilişkin düzenlemelerin, 7. maddede teşviklere
ilişkin hükümlerin yer aldığı görülmektedir.
Bilimsel
tanımlama ve gelişmenin önceden belirgin gözüktüğü özel durumlarda dahi,
teknik alanlardaki sorunların ve kullanılacak yöntemlerin çok yönlü ve
karmaşık olması dolayısıyla, güvenilir tekniklerin detaylarının yasayla
saptanması olanaksızdır. Nükleer enerjinin teknik ve çok boyutlu bir alan
olmasından kaynaklanan özelliği nedeniyle, konunun bütün yönleriyle
Yasa’nın durağan kalıplarına bağlanması mümkün bulunmamakta olup nükleer
güç santrallerinin kurulması ve işleyişine ilişkin yasal düzenlemelerde
hızla gelişen bilim ve tekniğin sağlayacağı yeniliklerin de dikkate
alınması gerekmektedir. Dolayısıyla yasakoyucu,
bu alanda detaylı kuralları koymuş olsa dahi, zaman içinde ortaya çıkan
gelişmeler nedeniyle yasal düzenlemenin son gelinen duruma uyarlanması
zorunluluğu ortaya çıkacaktır. Bu alanda, yasakoyucunun
belirlilik ilkesi adına sabit ve katı kurallar koymaya zorlanması, teknik
gelişmeyi desteklemek yerine engelleyici bir etki yapar.
Yasama
organı, herhangi bir alanı Anayasa’ya uygun olmak koşuluyla düzenleyebilir.
Bu düzenlemede bütün olasılıkları göz önünde bulundurarak detaylara ait
kuralları da belirlemek yetkisini haiz ise de; temel hükümleri belirledikten
sonra uzmanlık gerektiren ve yönetim tekniğine bağlı konuların düzenlenmesi
için Bakanlar Kurulunun görevlendirmesi de yasama yetkisinin
kullanılmasından başka bir şey değildir. Bilim ve teknik kurallarına göre
yürütülmesi gereken ve bunun dışına çıkıldığında insan ve çevre güvenliği
bakımından ciddi boyutlarda tehdit oluşturabilecek konuları kapsayan ve
geciktirmeden zamanında tedbirler alınması gereken bu alanın, yasakoyucu tarafından her yönüyle doğrudan doğruya
düzenlenmesi yasama organının yapısı ve çalışma biçimi itibarıyla
sakıncalar doğurabilir.
Bütün bu hususlar göz önüne alındığında, nükleer
güç santrallerinin kuruluşu ve işletilmesine dair yasama tercihinin ortaya
konulup belirli temel konuların ve bunun sınırlarının Yasa’da
belirlenmesinden sonra bu alana ilişkin ayrıntılı düzenlemenin ilgili
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından hazırlanıp Bakanlar
Kurulunun onayı ile yürürlüğe girecek yönetmeliğe bırakılmasının yetki
devri olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.
Ayrıca,
fıkrada sözü edilen yönetmelik aleyhine ve bu yönetmeliğin uygulamasına
ilişkin idari işlemlere karşı yargı mercilerinde dava açılmasının da
olanaklı bulunduğu açıktır.
Bu nedenlerle, kural ile yürütmeye belli hususlara
ilişkin yönetmelik çıkarma yetkisinin tanınması, düzenleme konusu alanın
gereklerinden kaynaklanmakta olup, söz konusu hükmün Anayasa’nın 2., 6., 7. 8. ve 11. maddelerine aykırı bir yönü
görülmemiştir. İptal isteminin reddi gerekir.
Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK ve Zehra Ayla
PERKTAŞ bu görüşe katılmamışlardır.
B- 7. Maddenin (2)
Numaralı Fıkrasının Son Tümcesindeki “İÇH’den
oluşmuş kaynakların yüzde yirmibeşine kadar” ve
“Hazine tarafından, bunun da yetmemesi halinde” İbarelerinin İncelenmesi
Dava dilekçesinde, nükleer santrallerin işletme sürelerinin sonunda
sökülmesi ve üzerine kurulu bulundukları taşınmazların çevre kurallarına
göre kabul edilebilir duruma getirilebilmesinin finanse edilmesi amacıyla
oluşturulan İÇH’da (İşletmeden Çıkarma Hesapları)
biriken fonların bu giderleri karşılamada yetersiz kalması durumunda İÇH’deki birikimin %25’i oranında Hazine tarafından
katkı sağlanması yükümlülüğüne ilişkin Yasa kuralının, bu işlemlere ilişkin
giderlerin halkın üzerine yüklenmesi anlamına geldiği, kamu yararı ile
bağdaşmadığı nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırılık
oluşturduğu ileri sürülmektedir.
Fıkranın
son tümcesinde, nükleer güç santrallerinin çevre kuralları kapsamında kabul
edilebilir duruma getirilerek Hazine’ye iadesi sürecinde gereksinim
duyulacak ekonomik kaynağın, İÇH adında oluşturulacak fondaki birikimlerden
karşılanması ilkesi benimsenmiştir. İşletmeden çıkarma sürecindeki
giderleri karşılamada söz konusu fon kaynağının yeterli olmaması durumunda
ise Hazine’ye İÇH’da oluşmuş kaynağın % 25’i
oranında bu giderlere katkı sağlama yükümlülüğü getirilmektedir.
Yasa’ya
göre, sözleşme sürelerinin sonunda nükleer güç santralının
sökülmesi ve taşınmazın çevre kuralları kapsamında kabul edilebilir duruma
getirilerek Hazine’ye geri verilmesinden şirket sorumludur. İÇH ise santralin
sözleşme süresinin sonunda sökülmesi ve çevre kurallarına göre kabul
edilebilir şekle getirilmesi için yapılan giderleri karşılamak üzere
oluşturulan, kamunun yönetim ve denetimi altındaki bir tür uzun vadeli
birikim hesabıdır. Bu yolla nükleer güç santralinin sökümü sürecinde;
gerekli malzemelerin temini, sahanın güvenliğinin sağlanması ve gözlemlenmesi,
atıkların işlenmesi ve bertaraf edilmesi, sahanın temizlenmesi, proje
yönetimi ve mühendislik, araştırma ve geliştirme, projelendirme ve denetim
faaliyetleri için gereksinim duyulan parasal kaynağın sözleşme süresinin
sonunda, kullanıma hazır bulundurulabilmesi hedeflenmektedir.
İÇH’de
oluşan kaynaklara Hazine katkısı öngören kuralın, ileri teknoloji ve büyük
sermaye gerektiren nükleer güç santrali yatırımlarına yönelik bir teşvik
niteliğinde olduğu, ülkemizde ilk defa nükleer güç santrali kurulacak
olmasının yatırımcılar bakımından ortaya çıkaracağı olumsuz durumun bu
yolla giderilmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır.
Anayasa’nın 2. maddesindeki hukuk devleti ilkesi
gereğince, yasama işlemlerinin kişisel yararları değil kamu yararını
gerçekleştirmek amacıyla yapılması zorunludur. Anayasa Mahkemesi’nin bir
kuralın kamu yararı açısından Anayasa’ya aykırılık sorununu çözümlerken
yapacağı inceleme, Yasa’nın yalnızca kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığını
araştırmaktır. Diğer bir ifadeyle Yasa ile kamu yararının gerçekleşip
gerçekleşmeyeceğini denetlemek anayasa yargısıyla bağdaşmaz. Çünkü bir
yasanın kamu yararını gerçekleştirip gerçekleştirmediği veya ülke gereksinimlerine
uygun olup olmadığı bir siyasî tercih sorunudur ve yasakoyucunun
takdirine aittir.
Açıklanan nedenlerle, iptali istenen kural
Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırı değildir. İptal isteminin reddi
gerekir.
Şevket APALAK ve Zehra Ayla PERKTAŞ bu görüşe
katılmamışlardır.
C- Geçici 1. Maddenin İkinci Tümcesinin
İncelenmesi
Dava
dilekçesinde, maddede geçen “özel bilgi ve ihtisas gerektiren işler” ve
“uygun nitelikli” şeklindeki tanımlamaların “belirlilik ilkesi”ne
uygun olmaması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırı olduğu
ileri sürülmüştür.
Kural,
Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun görevlerini yerine getirirken özel bilgi ve
ihtisas gerektiren işlerde kadro aranmaksızın uygun nitelikli yerli ve
yabancı uyruklu sözleşmeli personel çalıştırabilmesini öngörmektedir. Bu yolla, nükleer
faaliyetlerin düzenlenmesi ve denetlenmesi için yeni bir kurum kuruluncaya
kadar geçecek süreçte 2690 sayılı Yasa çerçevesinde bu görevi sürdürmesi
öngörülen Türkiye Atom Enerjisi Kurumunun, düzenleme ve denetim görevlerini
yerine getirirken özel bilgi ve ihtisası gerektiren işlerde kadro
aranmaksızın uygun nitelikteki yerli ve yabancı personel istihdamına olanak
sağlanmaktadır.
Yasa’nın
gerekçesinde, Kurum bünyesinde nükleer alanda deneyim sahibi Türk bilim
adamları ile bu alanda uluslararası düzeyde tanınmış yabancı uyruklu bilim
adamlarının hizmetlerine gereksinim duyulduğundan anılan düzenlemenin
yapıldığı ifade edilmektedir.
Türkiye Atom Enerjisi Kurumu, 2690 sayılı Kuruluş
Yasası çerçevesinde; nükleer politikanın esaslarını belirlemek,
radyasyondan korunma ve radyasyon güvenliğini sağlamak ve güvence altına
almak, Ülkenin nükleer tehlikelere karşı korunma stratejisini belirlemek,
nükleer bilimler ve teknoloji alanlarında araştırma yapmak ve araştırmaları
desteklemek, Ülkenin nükleer ve radyolojik tekniklerden faydalanmasına
yönelik çalışmaları teşvik etmek, nükleer alanda görev yapacak personel
yetiştirmek, uluslararası kuruluşlarla nükleer alanda işbirliği içinde
çalışmalar yapmak ve bu konularda halkı bilgilendirmekle görevlidir.
Anayasa’nın 2. maddesinde, Cumhuriyetin nitelikleri
arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve
özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her
alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk
güvenliğini gerçekleştiren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan,
hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, yargı denetimine açık,
yasaların üstünde Anayasa’nın ve yasakoyucunun da
bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğu bilincinde olan devlettir. Hukuk devletinin temel öğelerinden biri de
güvenilirliliktir. Hukuk devleti, tüm eylem ve işlemlerinde yönetilenlere
en güçlü en kapsamlı şekilde hukuksal güvence sağlayan devlettir. Hukukun
üstünlüğünün egemen olduğu bir devlette hukuk güvenliğinin sağlanması,
hukuk devleti ilkesinin olmazsa olmaz koşuludur.
Hukuk
güvenliği, “belirlilik ve öngörülebilirlik” gerektirir. Kuralda yer alan
“özel bilgi ve ihtisası gerektiren iş” ve “uygun nitelik” kavramları,
yürütme organına öznel olarak belirlenebilecek, sınırları konulmamış bir
yetki tanımaktadır. Bu durum, kimlerin Türkiye Atom Enerjisi Kurumu
tarafından bu kural kapsamında çalıştırılabileceği konusundaki belirlilik
ve öngörülebilirliği ortadan kaldırmaktadır.
Düzenleme
konusu nükleer enerjinin özellikli oluşu, “özel bilgi ve ihtisası gerektiren
iş” ve “uygun nitelik” kavramlarının Yasa’da bütün yönleriyle kesin ve açık
biçimde düzenlenmesine engel oluşturmakla birlikte, kuralın alanın elverdiği
ölçüde belirgin ve açık biçimde düzenlenmesi gerekmektedir. Diğer bir
ifadeyle, bu durumda yasakoyucu düzenlenecek
yaşamsal alanın özelliğine uygun olarak genel-soyut düzenlemeye elverişli
olanı gerçekleştirmeli ve normu kamu yararı amacı çerçevesinde, herkes için
geçerli, genel, nesnel ve sınırlarını belirli bir biçimde koymalıdır. Ancak
bu durumdaki bir kural, hukuk güvenliğine, hukuk düzeninden beklenen
belirlilik ve öngörülebilirliğe ve hukuk devleti anlayışına aykırı
düşmeyecek nitelik kazanabilir.
Anılan
tümcede geçen, “özel bilgi ve ihtisası gerektiren iş” ve “uygun nitelik”
kavramlarının bu bağlamda yapılan değerlendirmesinden, kapsamları belirsiz
ve içerikleri sınırlandırılmamış ibareler olduğu anlaşılmaktadır. Bu biçimdeki
bir düzenleme Anayasa’nın 2. maddesinde ifadesini bulan hukuk devletinin
vazgeçilmez koşullarından birisi olan normların açıklığı ve belirliliği
ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.
Açıklanan
nedenlerle iptali istenilen kural Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine
aykırıdır. Kuralın iptali gerekir.
Haşim
KILIÇ bu görüşe katılmamıştır.
V- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN
SORUNU
Anayasa’nın
153. maddesinin üçüncü fıkrasında, “Kanun, kanun hükmünde kararname veya
Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal
kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar.
Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi
ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı
günden başlayarak bir yılı geçemez.” denilmektedir. 2949 sayılı Yasa’nın
53. maddesinin dördüncü fıkrasında da bu kural tekrarlanmakta, maddenin
beşinci fıkrasında ise, Anayasa Mahkemesinin, iptal sonucunda meydana
gelecek hukuksal boşluğu, kamu düzenini tehdit veya kamu yararını ihlal
edici mahiyette görmesi halinde, dördüncü fıkradaki hükmü uygulayacağı
belirtilmektedir.
5710 sayılı
Yasa’nın Geçici 1. maddesinin ikinci tümcesinin iptali nedeniyle doğan
hukuksal boşluk, kamu yararını olumsuz yönde etkileyecek nitelikte
görüldüğünden, yeni düzenleme yapması için yasama organına süre tanımak
amacıyla iptal kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı
ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.
VI- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI İSTEMİ
9.11.2007
günlü, 5710 sayılı Nükleer Güç Santrallarının
Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun’un
A- 1- 3.
maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkralarına,
2- 7.
maddesinin (2) numaralı fıkrasının son tümcesindeki “İÇH’den
oluşmuş kaynakların yüzde yirmibeşine kadar” ve
“Hazine tarafından, bunun da yetmemesi halinde” ibarelerine,
Yönelik
iptal istemleri, 6.3.2008 günlü, E. 2007/105, K. 2008/75 sayılı kararla
reddedildiğinden, bu fıkralara ve ibarelere ilişkin YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI
İSTEMİNİN REDDİNE,
B-
Geçici 1. maddesinin ikinci tümcesine ilişkin iptal hükmünün süre verilerek
yürürlüğe girmesinin ertelenmesi nedeniyle bu tümceye yönelik YÜRÜRLÜĞÜN
DURDURULMASI İSTEMİNİN REDDİNE,
6.3.2008
gününde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.
VII- SONUÇ
9.11.2007 günlü, 5710
sayılı Nükleer Güç Santrallarının Kurulması ve
İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun’un;
A- 1- 3.
maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkralarının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve
iptal isteminin REDDİNE,
Fulya KANTARCIOĞLU, Şevket APALAK ile Zehra Ayla PERKTAŞ’ın
karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,
2-
7. maddesinin (2) numaralı fıkrasının son tümcesinde yer alan “… İÇH’den oluşmuş kaynakların yüzde yirmibeşine
kadar …” ve ”… Hazine tarafından, bunun da yetmemesi halinde …”
ibarelerinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal isteminin REDDİNE, Şevket APALAK ile Zehra
Ayla PERKTAŞ’ın karşıoyları
ve OYÇOKLUĞUYLA,
3-
Geçici 1. maddesinin ikinci tümcesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Haşim KILIÇ’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,
B- İptal
edilen tümcenin doğuracağı hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici
nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 2949
sayılı Yasa’nın 53. maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları gereğince
iptal hükmünün, KARARIN RESMÎ
GAZETEDE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,
OYBİRLİĞİYLE,
6.3.2008 gününde
karar verildi.
|
Başkan
Haşim
KILIÇ
|
Başkanvekili
Osman
Alifeyyaz PAKSÜT
|
Üye
Sacit ADALI
|
|
|
|
|
|
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
|
Üye
Ahmet
AKYALÇIN
|
Üye
Mehmet
ERTEN
|
|
|
|
|
|
Üye
A.
Necmi ÖZLER
|
Üye
Serdar
ÖZGÜLDÜR
|
Üye
Şevket
APALAK
|
|
|
|
|
|
Üye
Serruh KALELİ
|
Üye
Zehra
Ayla PERKTAŞ
|
|
|
|
|
KARŞIOY YAZISI
9.11.2007 günlü, 5710 sayılı Nükleer
Güç Santrallarının Kurulması ve İşletilmesi ile
Enerji Satışına İlişkin Kanun’un Geçici 1. maddesinin iptal davasına konu
edilen tümcesinde, “TAEK görevlerini yerine getirirken özel bilgi ve
ihtisas gerektiren işlerde kadro aranmaksızın uygun nitelikli yerli ve
yabancı uyruklu sözleşmeli personel çalıştırabilir.” kuralı yer
almaktadır. Bu düzenleme ile Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’na (TAEK) Yasa’da
öngörülen düzenleme ve denetim görevlerini yerine getirirken özel bilgi ve
ihtisası gerektiren işlerde kadro aranmaksızın uygun nitelikteki yerli ve
yabancı personel istihdam edebilme olanağı sağlanmaktadır.
TAEK, 9.7.1982 günlü, 2690 sayılı Yasa
çerçevesinde, nükleer politikanın esaslarını belirlemek, radyasyondan korunma
ve radyasyon güvenliğini sağlamak ve güvence altına almak, ülkenin nükleer
tehlikelere karşı korunma stratejisini belirlemek, nükleer bilimler ve
teknoloji alanlarında araştırma yapmak ve araştırmaları desteklemek, ülkenin
nükleer ve radyolojik tekniklerden faydalanmasına yönelik çalışmaları
teşvik etmek, nükleer alanda görev yapacak personel yetiştirmek,
uluslararası kuruluşlarla nükleer alanda işbirliği içinde çalışmalar yapmak
ve bu konularda halkı bilgilendirmekle görevlidir.
Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen
hukuk devleti, insan haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup
güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir
hukuk düzeni kurup, bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve
tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve
hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık,
yasaların üstünde Anayasa’nın ve yasakoyucunun da
uyması gereken temel hukuk ilkelerinin bulunduğu bilincinde olan devlettir.
Yasakoyucunun kamu hizmetlerinin yerine getirilmesi
ve kamu görevlilerinin statülerinin belirlenmesine ilişkin yeni kurallar
koyma ya da var olan kuralları değiştirme yetkisi anayasal ilkelere bağlı
kalmak ve hizmetin gereklerini dikkate almak koşuluyla takdir yetkisi
içinde kalan yasama işlemleridir. Yasakoyucunun
bu alanda sahip bulunduğu takdir yetkisi ise Anayasa’da belirtilen ilke ve
kurallarla sınırlıdır.
Maddede geçen “özel bilgi ve ihtisas
gerektiren işler” ve “uygun nitelikli” şeklindeki tanımlamaların
“belirlilik ilkesi”ne uygun olmaması nedeniyle
Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ve bu iddia
iptal yönünde oy kullanan çoğunluk tarafından da benimsenmiştir.
Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine
aykırılık oluşturup oluşturmadığının incelenmesinde öncelikle hukuk devleti
ilkesinin en önemli öğelerinden birini oluşturan “belirlilik ilkesi”
doğrultusunda değerlendirilmesi gerekmektedir. Anayasa’nın 2. maddesinde
ifadesini bulan hukuk devleti ilkesi yürütme organının faaliyetlerinin
yönetilenlerce belli ölçüde öngörülebilir olmasını gerektirir. Belirlilik
ve dolayısıyla hukuki güvenlik ilkesi, idarenin keyfi hareket etmesini engeller.
Şu kadar ki, belirlilik ilkesinin gerekleri, düzenlemenin yapıldığı alana
ilişkin koşulların dayattığı zorluklara göre de değişebilmektedir. Nitekim
bazı kavramların belli alanlarda kullanımı belirlilik ilkesi açısından
yeterli olarak değerlendirilmekte iken, aynı yaklaşım diğer bir alan
açısından yeterli sayılmayabilir. Hatta farklı değerlendirme yapılması
zorunluluğunun aynı hukuk disiplini içinde dahi ortaya çıkabilmesi
mümkündür. Bu gibi durumlarda yasakoyucu pratik
olarak genel-soyut düzenlemeye elverişli olanı gerçekleştirecektir.
Hukuk devletinin bir gereği olarak
yasama organı tarafından yapılan düzenlemelerin, belirlilik esasına uygun
olması gerekmektedir. Bu zorunluluğun yasama organınca düzenlenen tüm
yaşamsal alanlar bakımından konunun özellikleri nedeniyle aynı ölçüde açık
ve kesin olduğunun söylenmesi ve sınırlarının konulması ise mümkün değildir.
Bu açıdan nükleer enerjinin güvenlik
boyutu ile bu alandaki baş döndürücü gelişmeler nazara alındığında, yasakoyucunun “özel bilgi ve ihtisas gerektiren işler”
ve “uygun nitelik” konularında teknik ve ayrıntılı düzenlemeler
getirmesindeki zorluk göz ardı edilmemelidir. Yasakoyucuyu
böyle bir alanda belirlilik ilkesi adına sabit ve katı kurallar koymaya
zorlamak, belirlilik ilkesinin amacıyla uyuşmamaktadır.
Çoğunluk görüşü Kanun’un Geçici 1.
maddesinde yer alan “özel bilgi ve ihtisas gerektiren işler” ve “uygun nitelikli”
şeklindeki tanımlamaların kapsamlarının belirsiz ve içeriklerinin
sınırlandırılmamış olmasından dolayı “belirlilik ilkesi”ne
ve Anayasa’nın 2. ve 11. maddelerine aykırı olduğu sonucuna varırken,
bizatihi kendisi dahi nükleer enerjinin özellikli oluşunun anılan
kavramların Yasa’da bütün yönleriyle kesin ve açık biçimde düzenlenmesine
engel oluşturduğunu kabul etmiş ve kapsamların belirlenmesine ve
içeriklerin sınırlandırılmasına yönelik bir çerçeve belirleyememiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin önceki
kararlarında Anayasa’nın 2. maddesi çerçevesindeki “belirlilik ilkesinin”
sabit ve katı kurallar konulması olarak algılanmadığı görülmektedir. Mahkeme, teknik konuları kapsayan ve geciktirmeden zamanında
tedbirler alınması ve icabında derhal kaldırılması ve değiştirilmesi
gereken alanın, yasakoyucu tarafından doğrudan
doğruya düzenlenmesinin bazı sakıncalar doğurabileceği, yasama organlarının
yapısı itibarıyla günlük olayları izleyememesi ve ağır işlemesi nedeniyle,
kanun koyucunun düzenleme alanının esaslarını tespit ve amacı tayin
ettikten sonra alınacak tedbirlerin ihtiyaca uygunluğunu sağlamak üzere
yürütme organının görevlendirmesi ve bu görevin gerektirdiği tasarruflarda
bulunmak yetkisini yürütme organına bırakmasının Anayasa’ya aykırı
olmadığına karar vermiştir.
Bilimsel tanımlamaların ve gelişmelerin
önceden belirgin gözüktüğü ayrık ve özel durumlarda dahi, teknik
alanlardaki sorunların ve kullanılacak yöntemlerin çok yönlü ve karmaşık
olması dolayısıyla, yasada bütün güvenilir tekniklerin detaylarına kadar
saptanması genelde olanaksızdır. Bu noktada bilim ve teknikle ilgili
konularda yapılacak tanımlama ve gelişim formatlanmasının zamana uyumlu
biçimde yapılabilmesi bakımından kanun koyucunun hukuksal açıdan çeşitli
olanakları bulunmaktadır. Bu bağlamda, iptal istemine konu edilen tümcede
geçen “özel bilgi ve ihtisas gerektiren iş” ve “uygun nitelikli”
kavramlarının, TAEK’in görevlerini yürütürken bilgisine ve hizmetine ihtiyaç
duyulan konusunda uzmanlaşmış kişiler olması gerektiği açıktır. Nükleer
teknolojinin çok boyutu ve çok sayıda disiplini ilgilendiren yönü bulunması
itibarıyla, bu alanda ortaya çıkabilecek olan ihtiyacın önceden yasal sınırlarının
konulması, TAEK’in nükleer teknolojinin güvenli bir biçimde kamunun
yararına sunulmasındaki düzenleyici ve denetleyici fonksiyonlarını etkin
bir biçimde ve gereği gibi yerine getirmesine engel oluşturabilecektir.
Bu bağlamda Yasa’da yer alan bu tür
kavramların içeriğinin belirginleştirilmesi, bilim ve teknik gelişmeye
uyumlu biçimde yürütmeye ve uyuşmazlıkların ortaya çıkması durumunda ise
yargı alanına bırakılmış olmasının “hukuk devleti” ilkesine aykırılık
oluşturmayan bir yöntem olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.
Dolayısıyla, “özel bilgi ve ihtisası gerektiren iş” ve “uygun nitelik”
kavramlarının yürütme organınca ve mahkemelerce yetkileri düzeyinde açıklığa
kavuşturulmasının gerekeceği açıktır.
Sonuç olarak, iptal istemine konu
Yasa’nın Geçici 1. maddesinin ikinci tümcesindeki kuralla TAEK’na görevlerini yerine getirirken özel bilgi ve
ihtisası gerektiren işlerde kadro aranmaksızın uygun nitelikli yerli ve
yabancı uyruklu sözleşmeli personel çalıştırabilirle yetkisinin
tanınmasının Anayasa’ya aykırılık oluşturmadığı kanaatiyle çoğunluk
görüşüne karşıyım.
Başkan
Haşim
KILIÇ
KARŞIOY GEREKÇESİ
9.11.2007 günlü 5710 sayılı Nükleer Güç Santrallarının
Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun’un 3. maddesinin
iptali istenen 2 numaralı fıkrasında “TAEK”, Kanunun yürürlük tarihinden
itibaren nükleer santral kurup işletecek şirketlerin karşılaması gereken
ölçütleri bir ay içinde yayınlar; 3 numaralı fıkrasında da “Bu Kanuna göre
yapılacak nükleer güç santralları için yarışmaya
katılacaklarda aranacak şartlar, şirketin seçimi, yer tahsisi, lisans
bedeli, altyapıya yönelik teşvikler, seçim süreci, yakıt temini üretim
kapasitesi, alınacak enerjinin miktarı, süresi ve enerji birim fiyatını
oluşturma usul ve esasları bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra iki ay
içerisinde Bakanlık tarafından hazırlanacak ve Bakanlar Kurulunun onayı ile
yürürlüğe girecek bir yönetmelikle belirlenir” denilmektedir.
Anayasa’nın
7. maddesinde, yasama yetkisinin Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet
Meclisinin olduğu, bu yetkinin devredilemeyeceği, 8. maddesinde de yürütme
yetkisi ve görevinin Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya
ve kanunlara uygun olarak kullanılacağı ve yerine getirileceği
belirtilmektedir. Buna göre idarenin düzenleme yetkisi, bağımlı, ancak
yasalar çerçevesinde ve onların uygulanmasını sağlamak amacıyla
kullanılabilecek bir yetkidir. Özel uzmanlık ve teknik bilgi gerektiren
veya süratle değişen ekonomik konularda, önceden öngörülebilme olanağının
bulunmaması nedeniyle yasaların ayrıntılı kurallar içermesi mümkün
olmayabilir. Düzenlenen konunun özelliğinden kaynaklanan böyle durumlarda
da idarenin yasayla yetkilendirilmesi ve yetkinin amacının, sınırlarının ve
kapsamının yasada belirtilmesi gerekir. Temel kurallar konulmadan,
çerçevesi çizilmeden idareye keyfi uygulamalara yol açabilecek çok geniş
bir alanda düzenleme yetkisi verilmesi, yasama yetkisinin devri anlamına
geleceğinden Anayasa’nın 7 ve 8. maddeleri ile bağdaşmaz.
5710 sayılı Yasa’nın 3. maddesinin iptali istenen 2
numaralı fıkrasında, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun yayınlayacağı, nükleer santral kurup işletecek
şirketlerin karşılaması gereken ölçütlerin, türü ve özellikleri belirtilmeyerek,
Madde’nin 3 numaralı fıkrasında da temel esaslara, yükümlülüklere ve
sorumluluklara ilişkin düzenleme yapılmayarak nükleer güç santralleri gibi
kişi ve çevre sağlığı bakımından önemi büyük olan ve telafisi güç veya imkânsız
sorunlara yol açabilecek bir konuda idareye sınırları çizilmemiş alanda
yetki devrinde bulunulmuştur.
2960
Sayılı Türkiye Atom Enerjisi Kurumu Kanunu ve 5710 Sayılı Yasa’nın diğer
maddelerinde de idareye verilen düzenleme yetkisinin sınırlarını
oluşturabilecek gerekli ölçütlere yer verilmemiştir.
Açıklanan
nedenlerle dava konusu fıkraların Anayasa’nın 7 ve 8. maddelerine aykırı
olduğu ve iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne karşıyım.
Üye
Fulya
KANTARCIOĞLU
AZLIK OYU
5710 sayılı
Nükleer Güç Santralların Kurulması ve İşletilmesi
ile Enerji Satışına İlişkin Kanun’un:
1- 3. Maddesinin (2) ve (3) nolu
fıkraları
Anayasa’nın 7.
maddesi, yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olduğunu ve devredilemiyeceğini belirtmiştir. Anayasa’ya göre kanun
koymak, değiştirmek ve kaldırmak yasama organının önde gelen görevidir.
Gene Anayasa 115. ve 124. maddesinde tüzük ve yönetmeliklerin yasaların
uygulanmasını göstermek ve sağlamak üzere yürütme organınca çıkarılacağını
öngörmüştür.
Anayasal
bu vurgulara göre, hukuksal ortamı düzenleyen asıl yetki Türkiye Büyük
Millet Meclisi’nindir. Bu yetki devredilemez. Yürütme, yasada yer almış
kuralların uygulanmasına yönelik olarak düzenleme yetkisine sahiptir. Bir
konu öncelikle yasada düzenlenecek, gerekli kurallar konup, sınırları
belirlendikten sonra yönetsel düzenlemeler için yetki verilecektir.
İptali
istenen kurallarda ise yasal ilkeler konmadan, çerçevesi ve sınırı
çizilmeden idareye düzenleme yetkisi tanınmıştır. (2) nolu
fıkrada konu edilen ve bir ay içinde yayınlanması öngörülen ölçütlerin,
teknik ve zamanla ortaya çıkacak zorunlulukların bir sonucu olmadığı da
açıktır. Bir aylık süreye ertelenen konular yasal düzenleme içinde yer
bulabilir ve asli yetki kullanımının gereklerine uyulabilirdi.
(3) nolu fıkrada ise, nükleer santral gibi yaşamsal önemi
olan bir konuda yapım ve işletmeye yönelik konular hiçbir kural
öngörülmeden ve asıl yetki kapsamından çıkılarak iki ay içerisinde
hazırlanacak yönetmeliğe bırakılmıştır. Az önce de değinildiği gibi teknik
ve uygulamaya ilişkin yeni sorun ve gereksinimlerin ancak iki ay içinde
ortaya çıkacağı veya belirlenebileceği söylenemez. Fıkrada öngörülen
konular ayrıntı özelliği de taşımamaktadır. Kaldı ki yönetmelikler
ayrıntılar için değil yasaların uygulanmasını sağlamak için yapılan
düzenlemelerdir. Yasa nükleer santralları yapacaklar,
yapılacak yer özellikleri, üretim ve satım bedelleri konusunda hiçbir
belirleme, ölçü, çerçeve ve sınır öngörmediğinden bunların uygulanmasına
yönelik olarak kullanılacak kamu gücü asli düzenleme yetkisinin
üstlenilmesine neden olacaktır.
Öte
yandan, başka Yasalarda ve kurallarda ilkelerin belirlenmesi olduğu
gerekçesi, bu maddeyle verilen yetkinin dayanağı olamaz. Çünkü tartışılan
maddenin boyutu bu kuralla irdelenebilir. Kaldı ki diğer kuralların değişimi
ve yürürlükten kalkması olasılığı, bu maddeye dayalı düzenlemenin
dayanaklarının da ortadan kalkabileceği izlenimini taşır.
Bu
nedenle, kuralın Anayasa’nın 2., 7. ve 11. maddelere aykırılığı nedeniyle iptali
gerekir.
2- 7. Maddesinin (2) nolu
fıkrasının son tümcesindeki ibareler
Anayasa’nın 2. maddesinde öngörülen
hukuk devletinin içinde barındırdığı yasal düzenleme olgusu ve yasaların
amaçsal nitelikleri kamu yararını gerekli kılar.
Nükleer santrallerin kurulması kadar
sökülmesi de önemli bir gerekliliktir. Nükleer santralı
kullanan, işleten ve ondan yarar sağlayanın işletme süresi sonunda onu
sökme yükümlülüğünde olması ve bunun getireceklerini üstlenmesi doğal ve
kaçınılmaz bir ödevdir.
Buna karşın bu işteki girdilerin İÇH’den karşılanamaması halinde bir bölümünün hazine
tarafında üstlenilmesinin, iş ve işletme ilkeleriyle ve böylece giderlerin
kamuya yayılması ve işleticinin korunmuş olması karşısında kamu yararıyla
çeliştiği açıktır. Çevreyi ve birey sağlığını koruma temel ilkeyse de, bu
iş için İÇH (İşletmeden çıkarma hesabı) oluşturulduğuna göre, bu hesaptaki
yetersizlik halinde yükümlünün ilgili şirket olması kamusal yararın gereğidir.
Kaldıki hazinenin yüzde yirmibeş
katılımı yetersiz kalırsa kalan miktar şirket tarafından karşılanacağına
göre, çevre sağlığıyla ilgili yaklaşımlar yükümlülüğün hazine tarafından
üstlenilmesinin gerekçesini de tartışılır kılmaktadır.
Açıklanan
nedenle kuralın Anayasa’nın 2. ve 11. maddeleri gereği iptali gerekeceği
oyuyla karara karşıyım.
Üye
Şevket
APALAK
KARŞIOY GEREKÇESİ
9.11.2007
günlü ve 5710 sayılı Nükleer Güç Santrallarının
Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun’un;
1- 3.
maddesinin ikinci fıkrası;
“TAEK,
Kanunun yürürlük tarihinden itibaren nükleer santral kurup işletecek
şirketlerin karşılaması gereken ölçütleri bir ay içinde yayınlar”
denilmektedir. Madde hükmü ile Kanun kapsamında nükleer güç santralı yatırımını gerçekleştirecek şirketin
belirlenmesi sürecinde Türkiye Atom Enerjisi Kurumu tarafından belirlenecek
teknolojik kriterleri sağlayacak şirketlerin katılacağı hükme
bağlanmaktadır.
Anayasa’nın
7. maddesinde, “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet
Meclisi’nindir. Bu yetki devredilemez” denilmektedir. Buna göre Yasakoyucunun temel ilkeleri koymadan çerçeveyi
çizmeden yürütmeye sınırsız yetki vermemesi, belirsiz bir alanı yönetimin
düzenlemesine bırakmaması gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi’nin bir
kararında “idarenin görevleri genel olarak yasaların uygulanmasını
göstermek ve sağlamaktır. Yasakoyucu özel bir
ihtisas ve teknik bilgi gerektiren konularda hükümete yetki verebilir.
Ancak bu yetkinin yasa ile belirlenmesi gerekir. Yasa ile yetkilendirme Anayasanın
öngördüğü biçimde yasa ile düzenleme anlamına gelmez. İdareye keyfi uygulamalara
yol açabilecek geniş takdir yetkisi verilmesi Anayasanın 7. maddesine
aykırılık oluşturur” denilmektedir.
Bu durumda; bilimsel ve teknik açıdan özellikli bir
alan olan nükleer enerji konusunda nükleer reaktörler ve nükleer santralların çalışma prensipleri, santralların
güvenlik sistemi, deprem güvenliği, reaktörde kullanılacak hammadde türü ve
temini, santrallere ilişkin yer seçimi, bu alanda denenmiş veriler ya da
uluslararası standartlar konusunda Yasa’da herhangi bir çerçeve çizilmeden
ve ölçü getirilmeksizin belirsiz bir alanda idarenin yetkilendirilmesi Anayasa’nın
7. maddesine aykırıdır.
2- 3.
maddesinin üçüncü fıkrası;
“Bu Kanuna göre yapılacak nükleer güç santralları için yarışmaya katılacaklarda aranacak
şartlar; şirketin seçimi, yer tahsisi, lisans bedeli, alt yapıya yönelik
teşvikler, seçim süreci, yakıt temini, üretim kapasitesi, alınacak
enerjinin miktarı, süresi ve enerji birim fiyatını oluşturma usul ve esasları
bu Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra iki ay içerisinde Bakanlık
tarafından hazırlanacak ve Bakanlar Kurulunun onayı ile yürürlüğe girecek
bir yönetmelikle belirlenir” denilmektedir. Madde hükmü ile yapılacak nükleer güç santralları için yarışmaya katılacaklarda aranacak
şartlar konusunda her bir şart hakkında belli bir çerçeve ve ölçü
gösterilmeden sayılmak suretiyle Kanun’la düzenlenmesi gereken konular
yönetmeliğe ve idarenin takdirine bırakılmıştır.
Bu
durumda 3. maddenin ikinci fıkrasına ilişkin Anayasa’ya aykırılık gerekçesi
3. maddenin üçüncü fıkrası içinde geçerlidir.
Diğer
taraftan iptali istenilen fıkrada bu Kanun’a göre nükleer güç santralları için yarışmaya katılacaklarda aranacak
şartlar arasında; “sözleşme süresinin sonunda santralın
sökümü” ile ilgili herhangi bir şart aranmaması bu konuda da yasayı aşan
yetkilerin yürütmeye verilmesi anlamındadır.
Açıklanan
nedenlerle yasamaya ait asli düzenleme yetkisinin yürütmeye devri
niteliğindeki düzenleme Anayasa’nın 7. maddesine aykırıdır.
3- 7.
maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesindeki düzenlemede yer alan “… İÇH
(İşletme Çıkarma Hesabı)’den oluşmuş kaynakların yüzde yirmibeşine
kadar”; “… Hazine tarafından, bunun da yetmemesi halinde” ibareleri;
Yasa’nın
7. maddesinin ikinci fıkrasında;
“Bu
kanun kapsamında üzerinde santral kurulacak taşınmazların Hazinenin özel
mülkiyetinde veya Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunması halinde, bu
taşınmazlar üzerinde şirket lehine Maliye Bakanlığı tarafından, diğer kamu
kurumu veya kuruluşlarının mülkiyetinde bulunması halinde ise Bakanlar
Kurulu Kararı ile bedelsiz olarak kullanma izni, irtifak hakkı tesis
edilir. Sözleşme sürelerinin sonunda nükleer güç santralının
sökülmesi zorunludur. Söküm işinden ve taşınmazın çevre kuralları kapsamında
kabul edilebilir hale getirilerek Hazineye iadesinden şirket sorumludur.
Söküm maliyeti 5. maddenin ikinci fıkrası kapsamında oluşturulan İÇH
(İşletmeden Çıkarma Hesabı)’den karşılanır. Bu işlemler için İÇH
kaynaklarının yetersiz kalması durumunda İÇH’den
oluşmuş kaynakların yüzde yirmibeşine kadar
maliyetler Hazine tarafından, bununda yetmemesi halinde şirket tarafından
karşılanır.” denilmektedir.
Nükleer
güç santrallarının işletme süresi sonunda
sökülmesinin, kurulması kadar hatta daha fazla maliyet gerektirdiği
bilinmektedir. Nitekim Yasa’da bu durum gözetilerek nükleer santralın işletme süresinin sonunda sökülmesi için
gereken maliyetin şirket üzerinde bırakılmadığı, bu amaçla oluşturulan
fondan karşılanması esasının benimsendiği, hatta fon kaynaklarının yetersiz
kalması durumunda maliyetin Hazine tarafından karşılanacağı belirtilmektedir.
Bu durum düzenlemenin Hazine’ye büyük mali yük getirdiğini göstermektedir.
Yasa’nın
genel olarak serbestleştirilmiş enerji piyasası sistemi içinde kamu kaynakları
kullanılmadan, özel sektör üretim şirketlerinin nükleer güç santralı kurmaları ve elektrik enerjisi üretimlerini
özendirici kurallar içerdiği göz önünde bulundurulduğunda, nükleer güç santrallarının sökülmesi için kurulan fonun yetersiz
kalması halinde maliyetin Hazine tarafından karşılanacağının belirtilmesi
bir çelişkidir. Öte yandan nükleer santralı kuran
ve elektrik üreterek satan şirketin fona aktaracağı payın elektrik
fiyatlarına yansıtılması suretiyle elektriği kullanan kişilerden alınacağı
açık olup, bu haliyle düzenleme kamu yararı amacına da uygun değildir.
Anayasa’nın
2. maddesinde düzenlenen hukuk devletinin koşullarından biri de Anayasa
Mahkemesi’nin bir çok kararında da belirtildiği
gibi Yasaların kamu yararının sağlanması amacına yönelik olması, genel,
objektif, adil kurallar içermesi ve hakkaniyet ölçütlerini gözetmesidir.
Bu
durumda santralın sökülmesi maliyetinin aslında bu
işlemi yapmakla yükümlü olan ve işletme süresince ürettiği elektrik
enerjisini satarak gelir elde etmiş bulunan şirketin (İÇH) İşletmeden
Çıkarma Hesabına katkısının işletme süresi sonunda santralın sökülmesi
maliyetini karşılamaya yetecek tutarda olmasını sağlayacak ölçütlere Yasa’da
yer verilmemiş olması Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır.
Açıklanan
nedenlerle Yasa’nın yukarıda belirtilen dava konusu kural ve ibarelerinin
iptali gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.
Üye
Zehra
Ayla PERKTAŞ
|